Posts Tagged Ahmet Davutoğlu
BATI’NIN İRAN’A YAPTIRIM SIKINTISI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/01/2012
Washington ve Brüksel’e bakılırsa, Batı, İran’a uygulanan yaptırımları ağırlaştırıyor; 1 Temmuz’dan itibaren Tahran’dan petrol alınmayacak!
Peki, gerçekte yaşanan ne? Önce Türkiye’den üç önemli göstergeyi aktaralım:
ANKARA, TAHRAN’A AMBARGO UYGULAYAMAZ!
İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Tahran ziyareti sırasında, iki ülkenin ticaret hacminin bu yıl 15 milyar doları aştığını belirtip, hedefin 30 milyar dolar olduğunu ilan etmişti!
İran’ın Hürmüzgan eyaletini ziyaret eden Mersin Valisi Hasan Basri Güzelbeyoğlu, “Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, İran’la ticari mübadele hacminin artırılması konusunda ısrarlılar” dedi. Ziyaret sırasında İran’ın sanayi eyaleti olan Hürmüzgan ile Türkiye’nin İstanbul’dan sonraki en büyük dış ticaret hacmine sahip olan şehri Mersin, kardeş şehir ilan edildi.
Verilere bakıldığında İran’a petrol bağımlılığında ilk üç sırayı paylaşan ülkeler Sri Lanka, Türkiye ve Güney Afrika. Türkiye petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılıyor; Sri Lanka toplam petrol ihtiyacının tamamını, Güney Afrika ise yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.
Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Atlantik’e çıpalı AKP hükümetinin bile İran’a yaptırıma tam destek veremeyeceği görülüyor.
Nitekim Türkiye İhracatçılar Meclisi TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de, İran’a ambargo uygulanması durumunda ticaretin kesilmeyeceğini, malın el altından bir şekilde satılacağının işaretini vermişti.
AB PETROL DEVLERİ AMBARGIDAN MUAF
Peki, ABD baskısıyla 1 Temmuz’dan itibaren İran’a yaptırım uygulayacağını ilan eden AB ülkelerinde durum ne?
Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.
Ancak, AB’nin en önemli petrol ithal eden şirketleri, Washington baskısıyla alınan yaptırım kararından, muafiyet kopardılar! İngiliz BP, İtalyan ENİ ve Norveç’in Stat Oil şirketleri, yaptırım kararına uymayacaklar!
TAHRAN, AB’YE PETROL SATMAMAYI TARTIŞIYOR
Kaldı ki Tahran, Brüksel’in aldığı karardan hemen sonra, ABD’ye petrol satmadıkları için önemli bir kayıp yaşamadıklarını, listeye AB’yi de ekleyebileceklerini açıkladı.
İran Meclisi’nin de bu hafta içinde, AB’ye petrol satmama kararı alabileceği belirtiliyor!
İran’ın bu kadar sert bir yanıt verebilmesinin kuşkusuz maddi dayanakları var. Belirtelim:
TAHRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA
İran’ın ürettiği petrolün toplam yüzde 62’sini dört ülke alıyor: Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore.
ABD, özellikle müttefikleri Japonya ile Güney Kore’ye, İran’dan petrol almaması için yoğun baskı yapıyor. Japonya, ABD’ye, İran’dan petrol alımını azaltacağını söylerken; Güney Kore, ABD baskısına rağmen, 2012 petrol ihtiyacının yüzde 10’u İran’dan alacağını şimdiden ilan etti.
Tahran’ın asıl müşterisinin Asya olduğu ortada. Üstelik bu ülkelerden Çin ve Hindistan, bu yıl için alım taleplerini arttırdıklarını da duyurdular.
İran’a Batı yaptırımının ters tepeceğinin bir diğer önemli olgusu da, İran’ın Çin, Hindistan ve Japonya ile ticaretinde karşılıklı milli paralarını ya da altını bir değişim aracı olarak kullanmaya başlamasıdır.
Bakalım AB, ABD’nin baskısıyla İran’a karşı aldığı yaptırım kararını, muaf şirketler dışında başka hangi kanallarla delecek?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ocak 2012
BATI’NIN İRAN PLANI YOK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/01/2012
Hafta içi İran konusunda ABD ve İsrail’in farklı düşündüğünü, ABD yönetiminin de net bir tutumunun olmadığını belirtmiştik. İptal edilen askeri tatbikatın, Obama’nın İsrail’e verdiği önemli bir mesaj olduğu, Washington’da artık açıkça yazılıyor.
Peki, İran konusunda İsrail’den farklı düşünen ABD, AB ile uyumlu mu? Bugün Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı Kulübü’nün İran ajandasına göz atacağız.
DAVUTOĞLU’NUN ROLÜ
Ocak başında elinde “iki” mektupla Tahran’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na verilen görev, İran’ı müzakere masasında tutmaktı. Nitekim mektupları teslim eden ve mevkidaşından da bu konuda olumlu işaret alan Davutoğlu, İran ile P5+1 ülkeleri arasındaki müzakerelerin İstanbul’da yapılacağını ilan etti. (İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi de Türkiye ziyaretinde bu açıklamayı doğruladı.)
Kaldı ki, ABD zaten İstanbul’da İran’la gizli görüşmeleri başlatmıştı. Üstelik görüşmelerde ABD’yi temsil eden diplomat Thomas Pickering, Washington Post’da, Obama’ya açık görüşmeleri başlatma çağrısı yapmıştı.
OBAMA’NIN MEKTUBU
Daha da önemlisi, Obama’nın İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e yazdığı mektuptu. Sadece Hürmüz Boğazı bölümü basına konu olan bu mektup, aslında yeni bir tutum ortaya koyuyor.
İranlı milletvekili Ali Mutahhari, Obama’nın mektubunun iki bölümden oluştuğunu, Hürmüz Boğazı’yla ilgili ilk bölümün tehdit içerdiğini ancak doğrudan müzakere talebi içeren ikinci bölümün dostça yazıldığını belirtti.
Mutahhari’ye göre Tahran ile doğrudan müzakere yapmak istediklerini söyleyen Obama, müzakerelerde aradaki anlaşmazlıkları çözümlemeye hazır olduklarını da söylemiş.
İNGİLTERE: TARİH VE PLAN YOK
P5+1 ülkelerinin İran’la müzakereye başlaması beklenirken, AB’den kafaları karıştıran bir açıklama geldi.
AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’ın sözcüsü, AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelere açık olduklarını ancak Ashton’ın ekim ayında İran’a gönderdiği mektuba yanıt gelmedikçe bunu yapmayacaklarını söyledi.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise resmi bir açıklama yaparak “henüz müzakerelere ilişkin ne tarih ne de somut bir plan ortada” dedi.
Financial Times’a konuşan üst düzey AB diplomatlarının değerlendirmesi ise ilginç. Diplomatlar, Tahran’ı “manşetlere çıkmaya ve müzakerelere başlamaya hazırmış gibi görünmeye çalışmakla” suçladı.
İSRAİL PARMAĞI
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, İran’ın Türk topraklarına terörist soktuğu iddiasının basında yer alması oldukça manidar. İran’ın Ankara Büyükelçiliği bir basın bildirisi yayımlayarak, yalan haberin kaynağının İsrail olduğunu, bu ülkenin Ankara ile Tahran’ı karşı karşıya getirmeye çalıştığını belirtti.
TAHRAN AVANTAJLI
Sonuç olarak, kendi iç sorunlarıyla boğuşan ve krizden çıkış arayan Batı’nın İran konusunda ortak bir tutum sergileyemediği görünüyor. Irak’tan asker çeken ve yeni stratejiyle ağırlığı Pasifik’e vermek isteyen ABD’nin bölgede zayıflayan konumu da, Tahran’a avantaj sağlıyor.
Belirsizlik ve zaman, kuşkusuz İran’a yarıyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ocak 2011
İRAN KONUSUNDA ABD-İSRAİL FARKI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/01/2012
Dünya basını, ABD – İsrail ikilisinin her an İran’a sürpriz bir saldırı yapacağı öngörüleriyle doluydu geçen hafta… İranlı bilim adamlarına yönelik suikastlar, Hürmüz Boğazı konusunda yapılan açıklamalar ve en önemlisi ABD ve İsrail’in ortak tatbikat yapacağı bilgisi, bu öngörünün olgularıydı.
Ancak İran’a yakın zamanda bir saldırı olmayacağının bize göre en önemli olgusu ise ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve bölgede zayıflamasıydı!
Bu gerçek, ABD ile İsrail’in İran ajandasını değiştirmeye başladı.
ABD, İRAN’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLADI
1. ABD, İran’la gizli görüşmelere başladı. Aydınlık Dış Haber Servisi’nin dünya basınına fark attığı bu haber, gelişmelerin en önemli olgusudur.
Kadir Has Üniversitesi’nin İstanbul Haliç binasında yapılan gizli görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering’in Washington Post’da açıkça Obama yönetimini İran’la diplomatik ilişki kurmaya çağırması, bir “yeni dönem” gelişmesidir.
2. Washington’un Tahran’la müzakere masasına oturmak istediği Ahmet Davutoğlu’nun İran ziyaretiyle netleşti. Davutoğlu, AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’un mektubunu Tahran’a götürdü ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkelerinin, Türkiye’de İran’la görüşmelere başlayacağını açıkladı.
3. ABD Başkanı Barrack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e mektup gönderdi. (Bu mektubun da Davutoğlu tarafından götürülmüş olabileceği belirtiliyor.)
OBAMA, İSRAİL’İ UYARDI
4. İranlı bilim adamlarına yönelik suikast sonrasında verilen mesajlar, İran konusunda ABD ile İsrail’in farklı noktalara doğru yöneldiğini göstermektedir.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin suikastlere karıştığı iddiasını “kesin olarak reddetti.” Suikast, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından alışılmışın dışında bir şekilde kınandı. ABD, suikastle ilgisinin olmadığını New York Times’ın birinci sayfasından da ilan etti. Hillary Clinton, “İran içinde her türlü şiddet eylemine ABD’nin dâhilini kesin olarak” reddederken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Tommy Vietor da, “ABD’nin suikastle ilgisinin olmadığını” vurguladı.
Foreign Policy’den Daniel W. Drezner, İsrailli bir yetkilinin “saldırıdan kimin sorumlu olduğunun belirsiz kalmasında fayda var” sözlerini şöyle yorumluyor: “Gizli bir eylemden kimin sorumlu olduğunun belirsiz olmasının faydalı olduğu doğruysa ve ABD de gizli eylemin suikast kısmındaki rolünü kesin olarak reddediyorsa, bu durumda Obama yönetimi açık ve net bir şekilde İsrail’e buna bir son vermesini işaret ediyordur.”
Drezner, “Obama yönetimi İran’ı yeniden pazarlık masasına getirmeye çalışıyor ama bu tür gizli eylemler bunun gerçekleşmesine mani olur” görüşünde…
5. ABD ve İsrail’in baharda yapacağı ortak askeri tatbikatın ertelendiği açıklandı. Resmi açıklamada, erteleme gerekçesi olarak “bütçe” gösterildi.
Açıklamanın zamanlaması, ertelemeyi daha da önemli kılıyor. Zira erteleme açıklamasından kısa bir süre önce İsrail Başbakan Yardımcısı Moşe Yaalon, ABD’nin İran’a karşı sertleşmede tereddüt içinde olduğunu ve bunun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtmişti.
ABD’DE AYRILIK
ABD ve İsrail’in İran konusunda 180 derecelik bir görüş ayrılığının ortaya çıktığı elbette söylenemez. Ancak Foreign Policy’nin dikkat çektiği şu gerçek önemli: “Obama yönetiminde görüş ayrılıkları var ve bundan dolayı İran’daki hedeflerinin ne olduğundan tam olarak emin değiller. Ama siyaset yapıcılar, İsrail’in yaptıklarının buna yardımcı olmadığını bilirler.”
Sadece Obama yönetiminde değil, ABD’nin hâkim sınıfı içinde de görüş ayrılığı var: “Onurlu geri çekilelim” diyenlerle, “dünyayı ateşe verelim, en az zararı biz görürüz nasılsa” diyenler, kıyasıya mücadele ediyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2011
SÜNNİ KARTI, BAŞARISIZLIĞA MAHKÛM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/01/2012
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politikada artık Sünni kartını açık bir araç olarak kullanacağını yazmıştık dün…
Peki, “komşularla sıfır sorun”da sıfır başarı elde eden Davutoğlu’nun, Sünni kartla bir başarı elde etmesi mümkün mü?
AKP için başarının ölçütü, daha doğrusu Sünni kartla hedeflenen; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır.
Mümkün müdür? Saptamadan önce olguları sıralayalım:
SÜNNİ KARTIN ASIL SAHİBİ ABD
1.) İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı bölgenin ya da Türkiye’nin değil, ABD’nin kartıdır. Bölgede ABD adına “Ilımlı İslamcılık” yapmakla suçlanan AKP’nin, Sünni liderlik oluşturması gerçekçi değildir.
2.) Her kart, kartı destekleyen kuvvetin büyüklüğüne göre değerlenir. Irak’ta 160 bin Amerikan süngüsü varken gerçekleştirilemeyen hedefler, süngüsüz hiç gerçekleştirilemez!
Sünni kartın uygulanacağı Irak’ta, Başbakan Nuri El Maliki, Sünni grupları da kapsayan çok geniş bir ittifak oluşturmuş ve bunu, Irak’ın milli birliği temelinde değerlendirmeye başlamıştır.
3.) Türkiye ile İran nesnel olarak müttefiktir.
4.) İran’a karşı mevzilenmenin aracı olan Sünni kartı, geçerli bir araç değildir. Zira İran Şiilik temelinde değil, ulusal ve bölgesel çıkarları temelinde politika geliştiriyor ve bu doğrultuda Sünni Hamas’a da destek veriyor!
5.) Türkiye, Sünni kartını destekleyecek siyasal bir merciye sahip değildir. Mekke ve Medine, Selefi Suudi Arabistan için siyasal bir mercidir. El Ezher Üniversitesi, Mısır için siyasal bir mercidir. Kum, Şii İran için bir siyasal mercidir. Laik Türkiye’de böylesi bir siyasal merci yoktur.
İNİSİYATİF İRAN’DA
6.) Bölgede inisiyatif İran’dadır. İran, eline geçirdiği siyasal üstünlüğü iyi kullanmaktadır. Tahran’ın son 15 günde ABD’ye Hürmüz Boğazı resti çekmesi, Basra’da büyük bir askeri tatbikat yapması, uzun menzilli füze denemesi ve Basra’dan geçen hafta çıkan ABD uçak gemisinin bir daha gelmemesini istemesi anlamlıdır, önemlidir.
Nükleer çubuğun üretilmesi ise başlı başına bir gelişmedir. Zira ABD-İsrail yıllardır, nükleer çubuğu üretemeden İran’a saldırabilmenin peşindeydi…
Afganistan’da Taliban’la müzakere yolları arayan Washington’un, Tahran’la da diplomatik ilişki peşinde olduğu artık sır değildir.
7.) AKP, içeride güç kaybı eğilimine girdi.
AKP’de Erdoğan sonrasının kavgaları başladı. Erdoğan’ın Cemaatle arası açılıyor. Üstelik parti önüne koyduğu en önemli hedef olan “Yeni Anayasa” konusunda ciddi bir ilerleme sağlayamadı.
Ekonomik gidişat, enflasyonun çift hanelere dönmesi, AKP ekonomisinin panzehiri olan sıcak para ve döviz sıkışıklığı gibi faktörler de Erdoğan-Davutoğlu ikilisini zorluyor.
BÖLÜNME DEĞİL, BİRLEŞME EĞİLİMİ VAR
8.) Bölgede artık en geniş ve diri ittifaklar, Amerikan karşıtlığı temelinde olacaktır.
9.) “AKP için başarının ölçütü; Şii karşıtlığı temelinde Sünni kuvvetlere liderlik yapmaktır” demiştik. Ancak bu hedefin, sonuç olarak, bölge için bölücü bir hedef olduğu ortadadır. Oysa bölgede, hâkim gidişat bölünme değil, birleşme yönündedir.
SONUÇ
Tüm bu olgular bizi tek bir saptamaya götürüyor: AKP hükümetinin Sünni bir kartla bölgede ABD adına başarılı olması mümkün değildir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2011
DAVUTOĞLU’NUN SÜNNİ KARTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/01/2012
Yılın son haftası yapılan dördüncü büyükelçiler toplantısı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun Ortadoğu konusunda artık açık oynayacağı karta işaret etti: Sünni kartına…
Bülent Arınç, Ali Babacan ve Bekir Bozdağ‘dan başlayarak kabinenin neredeyse tüm bakanlarının konuşma yaptığı toplantılarda, büyükelçilere hitap eden en sıradışı kişi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez‘di.
DIŞ POLİTİKADA YENİ ARAÇ
Prof. Görmez‘in neler söylediğine geleceğiz ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere hitap etmesinin, öncelikle dinin, dış politikada açık araç olarak kullanılacağı anlamına geldiğinin altını çizelim.
Zaten Mehmet Görmez de, uluslararası ilişkilerde dinin öneminin arttığını söyleyip, “katı” laik uygulamalardan yakınmış. Görmez, dinin dış politikadaki gerekliliğine örnek olarak da Vatikan’ın önemini ve AB Anayasası tartışmalarını göstermiş.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez, ardından da konuyu bölgedeki mezhep tartışmalarına bağlamış ve açıkça İran’ı uyarmış: “Körfez’de Şia, İslam’ın geleneksel Doğu-Batı gerilimindeki rolünde hamilik üstlenmektedir.” (Zaman, 3 Ocak 2011)
‘S. ARABİSTAN DEĞİL, TÜRKİYE’
Ortadoğu’da Şii’lik üzerinden İran’a karşı çıkan Prof. Görmez, Selefilik üzerinden de Suudi Arabistan’a dokunduruyor: “Modern zamanların ürünü olarak öne çıkan dini metinleri hayatın gerçeklerinden kopararak kanun metni haline getiren Selefiliğin yer yer ekstrem çıkışları da Şia karşısında İslam’ın Sünni temsiline aday görünmektedir. Şia’nın Batı karşısında İslam’ın temsiline soyunması, Selefi Vehhabiliğin de farklı versiyonları üzerinden Şia karşıtı Sünni hegemonik bir güce dönüşme arzusu asla ihmal edilmemesi gereken politik bir alan üretmektedir.”
Aslında Prof. Görmez, Selefi Suudi Arabistan’ın değil, Sünni Türkiye’nin Şii İran karşısında durması gerektiğini söylüyor; Türkiye’nin Sünni kimlikle, Ortadoğu’ya liderlik yapması gerektiğini belirtiyor.
REKTÖR’ÜN ÇIKIŞI
Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere yaptığı bu konuşmadan hemen sonra, AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir rektörün Şia karşıtı sözlerinin gündeme gelmesi, anlamlı.
AKP’nin dış politikasına uygun ortadoğu analizleriyle tanınan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, TRT‘de dikkat çeken sözler sarfetti: “Sadece Irak da değil bakın, Körfez’de de Şii’ler var. Suudi Arabistan ve Kuveyt için, Ürdün için, Mısır için bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü. Çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesindendir; Allah onu dilerse selamete de erdirebilir, cennete de koyabilir. Şii ise, sapkınlık var orada, dini bozmaya çalışmak var… Irak’ta Şiiler ve Sünniler özellikle işgalden sonra birbirlerine olan nefretlerini daha bir açığa çıkardılar.”
Şİİ – SÜNNİ AYRIMI KİME YARAR?
Anlaşılıyor ki, İran’a karşı mevzilenen AKP iktidarı şimdi de Şii – Sünni ayrımı temelinde İran karşıtlığı yapacak. Bakalım AKP, ABD’nin bölgeyi karşıt kamplara bölme hedefli bu politikasına taşeron olmayı muhafazakar tabanına nasıl yutturacak?
Çünkü Başbakan Erdoğan‘ın daha önce Suriye’de “Alevi – Sünni çatışması” işareti vermesi, AKP’de kırılma yaşatmıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2011
SURİYE PLANI İŞLEMEDİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/12/2011
Cengiz Çandar, Brüksel’deki NATO karargâhında, gece yarısı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile buluşmuş! Hayır, biz öğrenmedik, kendisi söylüyor dünkü yazısında…
Bu buluşmadan iki şey öğreniyoruz:
Birincisi emperyalizmin Suriye planının işlemediğini…
DIŞ MÜDAHALE MASADA DEĞİL
Çandar – Davutoğlu buluşmasında konuşulduğuna göre artık dış müdahale planı masada yok. Nitekim bir zamanlar Suriye’nin mandateri olarak bölgeyi bilen Fransa dahi, bu ülkenin Libya’dan çok farklı olduğunu söyleyerek, dış müdahale seçeneğinden uzak duruyormuş.
Zaten Ahmet Davutoğlu da, Suriye’deki iç dinamiklerin dış müdahaleyi gerektirmeyecek şekilde rejim değişikliğini sağlayacağına inanıyormuş!
Ancak ilginç olan şu ki, Ahmet Davutoğlu ne Arap Birliği’ni ne de Türkiye’yi Suriye için dış unsur saymıyormuş, ailenin fertleri olarak görüyormuş.
TAMPON BÖLGE DE MASADA DEĞİL
Suriye’ye dış müdahalenin yöntemi olarak gündeme getirilen tampon bölge fikri de artık masada değilmiş.
Zaten Ahmet Davutoğlu bu fikre karşıymış, çünkü öyle bir tampon bölgeye Sünniler gelirmiş, diğer yerler de Nusayrilere kalır ve ülke bölünürmüş. Mezhep çatışması istemeyen AKP, o yüzden bu fikre zaten en başından karşıymış!
Ahmet Davutoğlu’nun hem dış müdahale hem de tampon bölge konusunda söylediklerini, planı işlemeyen AKP’nin çaresiz savunmaları olarak değerlendiriyoruz. Zira şimdi mezhep çatışması istemediğini söyleyen Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın sözleri ve eylemleri arşivlerdedir.
MOSKOVA SİLAH GÖSTERDİ
Sonuç itibariyle ABD, Suriye’ye Türkiyeli müdahalenin bile zor olduğunu görmüştür. Daha doğrusu Moskova, Washington’a somut bir şekilde işgalin maliyetini göstermiştir.
Rusya Suriye’nin Tartus limanına 3 savaş gemisi demirlemiş, bununla da yetinmeyerek, “Amiral Kuznetsov” isimli uçak gemisini bölgeye göndermek üzere yola çıkarma kararı almıştır. Yani Moskova, Washington’a Libya’dan farklı olarak bu kez silah göstermiştir.
Washington ve Paris de, Şam büyükelçilerini yeniden Suriye’ye gönderme kararı alarak, Moskova’nın uyarılarını doğru okuduklarını ve ciddiye aldıklarını göstermişlerdir.
AKP’NİN NATO KADROLARI
Çandar – Davutoğlu buluşmasından öğrendiğimiz ikinci konu ise AKP’nin Türkiye’yi artık Rusya ile de doğrudan karşı karşıya getireceği tehlikesidir!
Davutoğlu, Suriye’deki Baas rejimini “Sovyetik rejim” olarak görüyor ve ona göre önlem alınmasını istiyormuş. NATO’nun bölgeye yaklaşımı, 1990’ların başında Doğu Avrupa’ya yaklaştığı gibi olmalıymış!
Davutoğlu, Brüksel’deki NATO toplantısında da bu görüşünü dile getirmiş!
Davutoğlu’nun tek başına bu çağrısı bile AKP kadrolarının anti-komünist iklimlerde ve süperNATO örgütlenmelerinde oluşturulduğunu göstermez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Aralık 2011
BIDEN, AKP’YE HANGİ PLANI VERDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/12/2011
ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Obama’nın seçim kampanyası nedeniyle katılamadığı İstanbul’daki Girişimcilik Zirvesi için Türkiye’deydi. Biden zirve dışında birçok ikili görüşme yaptı; Suriye’den İran’a, Ermeni meselesinden Heybeliada Ruhban Okulu’na değin pek çok konuyu muhataplarıyla görüştü.
Peki, Biden’in ajandasındaki esas konu neydi? Biden AKP’yle asıl hangi konuyu bağlamaya geldi? İnceleyelim:
YÜZDE 60: KUZEY IRAK
Joe Biden’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmeye dair Cihan Haber Ajansı’nın geçtiği bir ayrıntı dikkat çekiciydi. Ajans, Gül ve Biden’ın basına kapalı ikili görüşmesinin “yüzde 60’ının” Irak’la ilgili olduğunu belirtiyordu. Bu yüzdenin, kuşkusuz taraflardan en azından birinin saptaması olarak Ajans’a verildiği ortada… Bu yüzde 60’lık gündemde de Kuzey Irak’la ilişkilerin konuşulduğu özellikle belirtiliyor.
Gelelim Biden’in hasta yatağındaki Başbakan Erdoğan’ı ziyaretine. Yetkililer bunun bir hasta ziyareti olduğunu söylüyorlardı. Zira Başbakan Erdoğan, görüşmeden birkaç gün sonra yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına bile katılamayacak durumda.
YÜZDE 50: KUZEY IRAK
Biden’in Erdoğan’ı ziyaretinin resmi olarak 45 dakika planlandığı kaydediliyordu. Ancak görüşme tam iki saat sürdü!
İlginçtir, görüşmeye dair ayrıntı servis edilen Cihan Haber Ajansı ve Zaman gazetesi, bu iki saatlik “hasta ziyaretine” dair şu bilgileri geçti: “Amerikalı üst düzey bir yetkiliye göre Erdoğan’ın Kısıklı’daki evinde gerçekleşen görüşmenin yarıya yakın bölümünde ABD’nin yılsonuna kadar tamamen çekileceği Irak konuşuldu.”
ABD’li yetkililerin Cihan Haber Ajansı’na aktardıklarına göre, Biden, Erdoğan’la görüşmesinde İran konusunu bile Irak düzleminde ele aldı: “İkili, İran’ın Irak üzerindeki rolünü de ele aldı. ABD Başkan yardımcısı, İran’ın Irak’taki etkisinin abartıldığını ve Iraklıların, İran başta olmak üzere dış müdahalelerden hoşlanmadıklarını anlattı.”
BİDEN BARZANİ’YLE NE GÖRÜŞTÜ?
Gelin Biden’ın Gül ve Erdoğan’la görüşmesindeki bu dikkat çekici ayrıntıları, bir başka olguyla birlikte değerlendirelim.
Bildiğiniz gibi Joe Biden, Türkiye’ye gelmeden önce Irak’ı da ziyaret etti. Biden, Kuzey Irak’ın başkenti sayılan Erbil’de Mesut Barzani ile buluştu ve basına kapalı önemli bir görüşme gerçekleştirdi.
KUZEY IRAK’LA ENTEGRASYON
Peki, Obama’nın yerine Biden’ın katıldığı Girişimcilik Zirvesi’nde, Başbakan Erdoğan’ın yerine konuşan Ali Babacan ne demişti: “Amacımız Ortadoğu’da sınırları kaldırmak”
Nitekim Babacan’ın bu açıklaması hem Tayyip Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma” diye tarif ettiği görevle uyumlu, hem de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun geçen yıl TÜSİAD’ın dergisine söylediği entegrasyon görüşleriyle uyumlu:
“Haritaya baktığımızda Kürt coğrafyasının dağlar üzerinde doğal olmayan bir şekilde ayrıldığını görüyorsunuz. (…) Dolayısıyla onlarla entegre olmamız lazım.”
TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN PLANI
ABD biliyor ki, Türkiye’ye himaye ettiremeyeceği bir Kürt Devleti bölgede yaşayamaz. Hele de ABD, Irak’taki askeri gücünü çektikten sonra… İşte bu yüzden Biden, 25 yıldır dayatılan bu planı şimdi AKP’nin eline vermiştir.
Suriye konusu da, İran konusu da, merkezinde Kuzey Irak’ın olduğu konulardır artık!
Ancak ABD açısından asıl soru şudur: 8 yıldır bölgedeki askeri gücüne rağmen planlarını işletemeyen Washington, askersiz bu planları nasıl hayata geçirebilecektir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Aralık 2011