Posts Tagged Ergenekon
ORG. ÖZEL’İN YAKASINA YAPIŞAN SORULAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/07/2012
Türk Dil Kurumu’nun Güncel Türkçe Sözlüğü, siyaseti şöyle tanımlıyor: “Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.” Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü ise siyaset kavramı için “yurt yönetimi” diyor.
Daha kapsamlı açıklamalara girmeyip, bu basit ve sade tanımlarla yetineceğiz ama baştan belirtelim: Siyasetin sadece siyasi partilerin işi olduğu yalanı, toplumu apolitize etmek için 12 Eylül’ün icat ettiği bir siyasetti; başarılı da oldu!
Bu girizgâhı neden mi yaptık? Belirtelim:
TSK’YE OPERASYON KİMİ İLGİLENDİRİR?
Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya, Kalender Orduevi’nde denk geldiği Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’le bir söyleşi yaptı. Haber, Org. Özel’in Suriye konusundaki “ne yapacağımızı, yapınca görürsünüz” ve “büyük devletler ne yaparsa, onu yapacağız” sözleri başlığa çıkarılarak en çok yayımlanan haber oldu.
Biz, bu sözlerden ziyade başka şeylere takıldık; aktaralım:
İsmail Küçükkaya, Org. Özel’e, “3. yargı paketiyle birlikte toplumda oluşan tahliye beklentisini” soruyor: Genelkurmay Başkanı’nın yanıtı net: “Siyasete giren hiçbir konuda konuşmam.”
Oysa Org. Özel’in siyasi olduğu gerekçesiyle “girmem” dediği konu nedeniyle, yüzlerce Türk subayı zindana girmiştir!
KARARGÂH BASINA KAPALI
Ergenekon operasyonu nedeniyle tutuklu yargılananların çoğunluğu, bildiğiniz gibi asker. Askerler dışında siyasiler, gazeteciler, aydınlar, akademisyenler, doktorlar ve diğer çeşitli meslek grubu üyeleri var.
Örneğin İşçi Partisi üyelerine operasyon düzenlendiğinde Parti yönetimi ayağa kalkıyor; itiraz ediyor, görüş açıklıyor, eylem yapıyor… Örneğin gazete cemiyetleri, üyelerine operasyon yapıldığında açıklama yapıyor, gazeteciler yazıyor… Hatta bir üyemiz gözaltına alındığında, Gemi Mühendisleri Odası olarak biz de açıklama yapmış, operasyonun amacına dikkat çekmiştik.
Ancak operasyonun hedefindeki Türk Ordusu’nun bir numarası, “siyasete girer” diye bu konularda konuşmuyor! Önceki bir numaralar da, operasyon başladığında “hukukun işi” deyip kenara çekilmişlerdi!
Şimdiki bir numara daha da ileri gidiyor ve Küçükkaya’ya artık “karargâh basına kapalı” diyor!
TSK GİRMİYOR AMA PENTAGON ÇIKMIYOR!
Org. Özel, pek çok konuda bir şeyler söylüyor ama Küççükkaya’nın “terörle mücadelede asker ve polisin ortak operasyonlarına” dair sorusuna da sessiz kalıyor, “siyasi konularda konuşmuyorum ben” diyor.
Asıl mesele Suriye olduğu için o konudaki bir soruyu da anımsatalım. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Cumhuriyet’e verdiği röportajda, “askerle iletişim kanallarının kapalı olduğunu” belirtmişti. Küçükkaya bu yakınmayı soruyor. Org. Özel yine susuyor: “Siyasi konulara girmem.”
Türk Genelkurmayı’nın girmediği bu konulardan, Pentagon ve ABD Genelkurmayı ise çıkmıyor! ABD’li özel harekâtçı General, Hatay’da basın toplantısı bile düzenliyor!
YURT, SİYASET VE SİLAHLA SAVUNULUR
Org. Özel siyasi diye bu konulara girmiyor ama ABD, bu konular üzerinden Türk Ordusu’na giriyor, AKP giriyor, savcı giriyor, polis giriyor…
Türk Ordusu önce Uludere’de, sonra Suriye hava sahasında tuzağa düşürüldü. Görevdeki generallerin dörtte biri esir, kozmik odalar işgal altında! Genelkurmay’ın Elektronik Sistemler komutanlığı elinden alınıp MİT’e veriliyor; Türkiye aradan geçen 18 güne rağmen hâlâ uçağının nerede ve neyle düşürüldüğü konusunda net bir bilgiye sahip değil.
Siyaset, en başta bu saldırıları bertaraf edebilmektir! Ama “konu siyasidir, ben girmem” demek de başka bir siyasetin daniskasıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Temmuz 2012
ULUDERE’Yİ DE ERGENEKON’A BAĞLADILAR!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Odatv Yazıları on 19/05/2012
Uludere’de istihbaratı ABD’nin verdiğini Aydınlık ilk günden yazdı, inanmadılar. 4,5 ay sonra Wall Street Journal yazdı, bir kısmı inandı; hatta “biz niye yazmadık” diyerek utandı!
Diğer kısmı hem utanmadı, hem de yalanladı. Üstelik Hükümet’ten önce yalanladı!
Ertesi gün hem Genelkurmay Başkanlığı, hem de Hükümet WSJ’yi yalanladı. Utanmayanlar, bu kez atağa geçip WSJ’nin “neo-çılgın” olduğunu, ABD’nin resmi açıklaması bulunmadığını yazdı.
Sonra Pentagon resmi olarak WSJ’yi Hürriyet’ten doğruladı!
Artık utanmayanların yeni bir manevraya ihtiyaçları vardı…
ULUDERE’DE HEDEF ERDOĞAN – ÖZEL İKİLSİYMİŞ!
Hemen buldular ve “Uludere Ergenekon işidir” diyerek saldırıya geçtiler!
Biri “Uludere olayı zaten başından beri kirli bir ittifakın eseriydi” dedi. Bu kirli işbirliğinin içinde koruculuk sistemi varmış, PKK varmış, Ergenekon sanıkları varmış… Dahası, PKK ile MOSSAD ilişkisini sağlayan Bağıstani’nin kampının bulunduğu bu bölge, tam anlamıyla Ergenekon vadisiymiş!
Zaten Uludere’de 34 yurttaşımız değil, aslında Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel hedef alınmış!
Analiz diye operasyon yapanların, kuşkusuz mantık süzgeci çok geçirgendir. Biraz dar olsa, mecburen yazmadan önce kendine sorardı: “Erdoğan – Özel ikilisi hedefse, 4,5 ayda bu meseleyi neden aydınlatmadılar?”
PKK’yle müzakere edenler kendileri, yüzde 95 anlaşan kendileri ama PKK’yle derin ilişki kuran TSK! Hadi canım sende…
MURDOCH ŞAKŞAKÇILARININ BÜYÜK KEŞFİ!
Diğeri daha deneyimli, kıdemli ve çaplı olduğundan, meseleye yandan giriyor.
WSJ’nin haberinden kuşkuluymuş. Niye? WSJ’yi 2007’de Rupert Murdoch almış. Murdoch’un WSJ’si ise artık Washington’daki “Neo-çılgın” kadrolarla içli dışlıymış. Ve Murdoch’un WSJ’si Türkiye’ye operasyon yapıyormuş!
Atlantik operasyonlarını çok iyi bilen birinin tüm operasyonlara sessiz kalıp, şimdi “aha operasyon” diye bağırması kuşkusuz başka bir operasyondur!
Yine de biz soralım: Peki, Murdoch Amerika’daki gazetesinden Türkiye’ye böyle bir operasyon yapabiliyorsa, Türkiye’deki gazetesinden daha kolay yapamaz mı?
Peki, daha iki ay önce Murdoch Sabah’ı alsın diye niye yanıp tutuşuyordunuz? Bu alım işi için 6 Mart’ta bir araya gelen Erdoğan – Murdoch ikilisini niye pışpışlıyordunuz?
HEDEF, YENİ ASKERİ YAPILANMAYMIŞ!
Bir diğeri Uludere’nin “yeni askeri yapılanmaya karşı planlanmış, farklı güç merkezleriyle hazırlanmış çok ince bir proje” olduğunu yazmış!
Bunu 4,5 ay sonra ancak “saptayabilmesini” hadi bir kenara koyalım ve soralım: Nedir bu yeni askeri yapılanma?
Kimi başka saptamalarından biliyoruz ki “yeni askeri yapılanma” dediği TSK’ye diz çöktürülmesidir! Yetkilerinin budanması, terörle mücadele edemez hale getirilmesi, subaylarının Silivri’de zindana atılmasıdır vs.
Haliyle “yeni askeri yapılanma” bunlarsa, kuşkusuz Uludere de Ergenekon işi olur!
UTANMAZLAR!
Ne Ergenekon’muş!
Mühimmatını gazeteye sarıp toprağa saklayan, binlerce sayfalık darbe belgesi hazırlayan, darbe CD’lerini ortalıkta unutan, çoğu üyesi emekli olan bu örgüt, üstelik yöneticileri 4-5 yıldır hapiste ama hâlâ Erdoğan’ın 4,5 ayda çözemediği türden profesyonel operasyonlara imza atabiliyor!
Onlar bu yalanları yazarken utanmıyorlar ama biz okurken utanıyoruz!
Ve asıl önemlisi, ABD’nin rolü ortaya çıkınca bu türden yalanlara sarılmalarından utanıyoruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2012
SUSURLUK DIŞARIDA, ERGENEKON İÇERİDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2012
Tüm gazetecilik okulları, Mahmut Övür’ün “28 Şubatçılar Susurluk’u unutturdu” başlıklı yazısını, “dezenformasyona örnek olarak öğrencilerine okutmalı! Hatta istihbarat kurumları da örnek uygulama diye incelemeli!
Mahmut Övür, 28 Şubatçıların bir taşla iki kuş vurduğunu, irtica tehlikesi adı altında hem Refah Partisi’ni indirdiklerini, hem de halkın Susurluk’ta ortaya çıkan “kirli devlet”e karşı mücadelesini boşa çıkardıklarını savunuyor! (Sabah, 15 Nisan 2012)
Övür, 30 milyon insanın katıldığı “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”nin, 28 Şubatçıların usta manevrasıyla Refah Partisi’ne yönlendirildiğini savunuyor.
Bu eylemlere “glu glu dansı” diyerek tepki gösteren Başbakan Necmettin Erbakan ile “mum söndü oynuyorlar” diyerek bel altı saldıran Adalet Bakanı Şevket Kazan ise haliyle Mahmut Övür’e göre tezgâha gelmiş oluyorlar!
Nitekim 28 Şubatçıların bu oyunu, Refahyol’un DYP kanadının da işine gelmiş, zira bir ayakları Susurluk’un içindeymiş! Ancak Mahmut Övür, okları Çiller’den ziyade Demirel – Cindoruk ikilisine yöneltmek için şu yola başvurmuş: Güya DYP’nin bu kirli ilişkisi, Refah Partisi ile koalisyonundan önce, SHP ile birlikte iktidarken kurulmuş!
Övür’e göre askerlerin 28 Şubat sürecinde Demirel – Cindoruk ikilisi üzerinden DYP’nin içini oyması, bundanmış!
Böylece 28 Şubatçılar “Sürekli Aydınlık için bir dakika karanlık eylemi”ni rotasından çıkarıp, “şeriata karşı” mücadelenin bir parçası haline getirmiş. Övür, yazısını şöyle bitiriyor:
“Bir anlamda 28 Şubatçılar, Refah’la birlikte DYP’ye de yüklenerek onları mağdur durumuna getirdi. Oysa DYP, Susurluk’u yaratan ve 93’te bir nevi gizli darbeyle kendi komutanlarına suikast yapan, ülkeyi faili meçhuller diyarına dönüştüren zihniyetin siyasi ayağıydı. Belki 28 Şubat’ın mağduru oldular ama Susurluk’un da failleriydi… Peki, bir gün Susurluk’un kara defteri açılmayacak mı?”
Açalım:
SUSURLUK İKTİDARI: REFAHYOL
Susurluk Gladyo’ydu, Tansu Çiller’di, Çiller’in özel örgütüydü!
Tansu Çiller’in danışmanı Mümtazer Türköne’nin bugün 28 Şubat operasyonunu şu sözlerle selamlaması boşuna değildir: “Benim gibi intikam duyguları ile son 15 yılı geçirenlerin yüreği soğusun. Ben intikam istiyorum. Hem de en şiddetlisini…” (Zaman, 15 Nisan 2012)
28 Şubat, Susurluk iktidarını hedef aldı. Susurluk iktidarı, Refahyol’du!
KİM, HANGİ CEPHEDE?
28 Şubat, Susurluk’u hedef aldı. O gün Susurluk’u hedef alanların bugün Ergenekon tertibi ile tutuklanması anlamlıdır.
Susurlukçular dışarıda, Susurlukla mücadele edenler ise içeridedir.
28 Şubatçılar ve Ergenekoncular bir tarafta, Gladyo ve Susurlukçular diğer taraftadır.
Örneğin Doğu Perinçek: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un üstüne gitmiştir; bu nedenle de Galdyo’nun baş düşmanıdır ve bugün Ergenekoncu olarak içeridedir!
Örneğin Süleyman Demirel: 28 Şubat sürecini desteklemiştir, Susurluk’un başta Azerbaycan darbe girişimi olmak üzere pek çok eylemini engellemiştir; bu nedenle bugün hedeftir!
Örneğin Mehmet Eymür: Gladyocudur, Susurlukçudur, bu nedenle 28 Şubat’ta görevden alınmıştır, kovulmuştur ve bugün Ergenekon tertibinde tanıktır!
Örneğin Fethullah Gülen: Gladyo’nun Erzurum şubesidir, 28 Şubat’ta ABD’ye kaçmıştır ve bugün talebeleri Ergenekon tertibinin merkezindedir!
Yani Doğu Perinçek ve Süleyman Demirel Türkiye cephesinde, Mehmet Eymür ve Fethullah Gülen ise Küçük Amerika cephesindedir.
Küçük Amerikacıların dün Azerbaycan’da, bugün Suriye’de Batı adına operasyon yürütmeleri, ayaklarının izidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2012
AYTAÇ YALMAN NEDEN TANIKLIK YAPMIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/03/2012
Balyoz davasının en önemli “delili” olan CD’lerin sonradan oluşturulduğu ve sahte olduğu, bir kez daha ve bu kez ABD’deki bir şirket tarafından saptandı. Operasyon tetikçilerinin takvim tutmazlığı “darbe belgeleri güncellenmiş” yalanıyla perdelemeye çalışmaları da nafile. Bu nasıl bir güncelleme ki, emekli olmuş subayın imzası hâlâ yerinde!
Balyoz davasının bir numaralı sanığı olan eski 1. Ordu Komutanı Em. Org. Çetin Doğan, işte bu yüzden ısrarla eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. Hilmi Özkök ile eski Kara Kuvvetleri Komutanı Em. Org. Aytaç Yalman’ı tanıklığa davet ediyor. “2003’te darbe planı var mıydı? İddia edildiği gibi siz mi engellediniz? Gelin açıklayın.” diyor.
Sadece içerideki komutanlar değil, dışarıdakiler de çağrı yapıyor. Örneğin Em. Koramiral Atilla Kıyat “Özkök ve Yalman’a yalvarıyorum. Gönüllü tanıklık yapma hakları var. Lütfen mahkemeye gelsinler.” diyor.
İZMİR’DEN İSTANBUL’A GİTMEK ZOR MU?
Eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. Hilmi Özkök silah arkadaşlarının çağrılarına kapatmış kulağını. Ancak “mahkeme çağırırsa giderim” diyor…
Özkök, tutuklu Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ’un mahkemeye gelmeyen eski Genelkurmay Başkanlarına sitem etmelerini anımsatan gazeteci Aslı Aydıntaşbaş’a ise üniformasına leke süren şu yanıtı veriyor: “Ben buradayım (İzmir’de). Keşke imkân olsa da orda olsam.” diyor ve topu İstanbul’da bulunan eski Genelkurmay Başkanlarına atıyor. (Milliyet, 29 Mart 2012)
Hangi imkânsızlık, onu İzmir’den İstanbul’a tutuklu silah arkadaşını ziyaret etmeye engelliyor, biliyoruz kuşkusuz…
YALMAN’IN GÖRDÜĞÜ DARBE PLANLARI
Hadi Hilmi Özkök neyse ama ya Aytaç Yalman silah arkadaşları için neden tanıklık yapmıyor, neden bundan kaçınıyor?
Birkaç gün önce Aytaç Yalman’ın Ergenekon kapsamında daha önce verdiği ifadeler basına servis edildi. Yalman ifadesinde darbe planlarını slaytlar halinde 2004 yılında gördüğünü açıklıyor:
“Ayışığı ve Yakamoz adlı darbe planlarını Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök 2004 bahar aylarında odasında bana gösterdi. Kendisi tarafından bilgimin olup olmadığı soruldu. Ben de bilgimin olmadığını söyledim. Bunun üzerine kendisi de ‘ben de öyle tahmin etmiştim’ dedi. Esasen bir slayt sunumu şeklinde öğrendim ben de bu planların ne olduğunu. Planı okuyunca kendimin de bu plandan dışlandığına muttali oldum.” (Sabah, Org. Aytaç Yalman’dan darbe itirafı, 27 Mart 2012)
Çeşitli kuruluşların “2007 yılından önce hazırlanmış olamaz” dedikleri darbe planlarının Özkök tarafından 2004 yılında nasıl Yalman’a gösterilebildiği, kuşkusuz önemli bir soru…
Ancak biz daha basit sorular soralım: Slayt halindeki bu planları ne yaptınız? İmha mı ettiniz, yoksa sakladınız mı? Askeri savcıya verdiniz mi? Neden vermediniz?
HANİ DARBE PLANINI GÖRMEMİŞTİNİZ?
Yalman, üzerinden 3 gün geçmesine rağmen yalanlamadığına göre, darbe planlarını gördüğünü söylediği ifadesini kabul ediyor demektir…
O zaman kendisine, tam bir yıl önce Hürriyet’ten Tufan Türenç’e yaptığı açıklamalarını anımsatalım: “Dava konusu ile ilgili bilgi ve belgeye sahip olmadığımı özellikle belirtmek isterim. Adaletin tecelli edeceğine olan inancımı belirtirken, suçsuz olduklarına inandığım arkadaşlarımın özgürlüklerine kavuşacağına bütün kalbimle inanıyorum.” (Hürriyet, Arkadaşlar suçsuzdur, 28 Nisan 2011)
Bitirirken bir kez daha soralım: Darbe belgelerini gördünüz mü, görmediniz mi? Neden mahkemede tanıklık yapmıyorsunuz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mart 2012
TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/03/2012
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.
Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.
“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”
Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:
“Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:
“Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?
“Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.
“Daniel: ABD tek başına değil.
“Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?
“Kemal: Kim var ABD’nin yanında?
“Daniel: Bir takım ülkeler de var.
“Daniel: Aslında her şey ortada.”
Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…
TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:
“Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydi. Üçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”
Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:
“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”
TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR
Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:
“Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.
“Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”
SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!
Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney…
SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…
Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012
BAŞBUĞ’UN STRATEJİK SORUNU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/02/2012
Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde “hukuka saygı” diyerek Ergenekon tertibine direnmeyen Em. Org. İlker Başbuğ, tutuklandıktan sonra, “mücadeleye şimdi başlıyorum” demiş ve silah arkadaşlarına umut vermişti.
Biz de, gecikmiş olsa da, İlker Başbuğ’un stratejide yaptığı hatayı gördüğünü ve yeni bir strateji belirlediğini düşünmüştük.
Ancak, Başbuğ’un basına yansıyan 24 sayfalık savunması, maalesef, onun yeni bir strateji belirleyemediğini ortaya koymaktadır: Em. Org. İlker Başbuğ, “ben o dönemde internete dahi girmedim, odamda bilgisayar bile yoktu” diyerek kendisini savunmaya çalışmaktadır!
SAVCIDAN TEŞEKKÜR BEKLEMEK
İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde yaptığı kimi konuşmalardan bile neredeyse pişman olduğunu belirterek, Özel Yetkili Savcı Cihan Kansız’dan medet umuyor: “Ben Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkanıydım. Bu açıklamalarım iyi niyetli açıklamalardır. Başka bir niyet yoktur. Komutan olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne moral vermek niyetinde yapılmış açıklamalardır.”
Dahası Başbuğ, o dönemde Genelkurmay Başkanı olduğunu, yani devletin 4 numaralı yöneticisi olduğunu, yeni devlet olduğunu da unutmuşa benziyor ve Savcı’dan “teşekkür” bekliyor: “Aslında bana teşekkür edilmesi gerekir ki ben bu siteleri kapattıran kişiyim. Devletin aslında bana teşekkür etmesi gerekirken, bugün bu konu ile suçlanmam tarihin acı bir cilvesidir.”
TÜRK – AMERİKAN SAVAŞI!
Görevdeyken, silah arkadaşlarının teker teker zindana atılmasına, “hukuka saygı” diyerek sessiz kalan İlker Başbuğ’un, zindana düştüğünde de, bu “saygılı” durumdan kurtulamadığı anlaşılıyor; sürecin hâlâ, hukuk içinde olduğunu sanıyor!
“Ben o dönemde internete girmedim, odamda bilgisayar bile yoktu” diyen Başbuğ, demek meselenin hâlâ Türk – Amerikan savaşı olduğunu da anlamamış! Bu stratejik bir sorundur ve Başbuğ başta olmak üzere Türk Ordusu’nun bir bölümünün ortak sorunudur.
TANIK – SANIK OLMA HALLERİ
Oysa askeri okullar okumuş, kurmay olmuş birinin, daha en başında, ya da en azından Hüseyin Çelik kendisini işaret ettiğinde, “Dursun Çiçek’in en alt basamakta olduğunu, en yukarıya çıkılacağını” söylediğinde bile, durumu kavrayabilmeliydi.
Ancak Başbuğ meseleyi “kavrayamadığı” gibi, o dönemde, “mahkemeye tanık olarak çağrılırsam, giderim” diyerek, bir kez daha “hukuka bağlılığını” ifade etmişti.
O hukuk, yani ABD hukuku, en sonunda onu tanık olarak değil, sanık olarak çağırdı, getirtti ve tutukladı!
MİLLETİN BEKLENTİSİ
Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesinde bulunmuş İlker Başbuğ’dan, hâlâ silah arkadaşlarıyla omuz omuza vererek, mücadele etmesini bekliyoruz.
Çünkü Türk milleti, ordusundan, ABD operasyonunu açığa çıkartmasını ve ülkesini korumasını beklemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Şubat 2012
ERBAKAN DA ERGENEKONCU OLURDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/01/2012
“Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”
Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.
Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…
ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.
ERGENEKON SORUŞTURMASININ ARKASINDA ABD VAR
İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.
Müftüoğlu’na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:
Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…
Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.
Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!
ÇİLLER – BİR ANLAŞMASI
Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri işbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.
Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğu belirtti.
YANDAŞ BASININ YALANLARI
Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.
Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”
ERDOĞAN’A ABRAMOWİTZ YOL VERDİ
AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.
Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ocak 2012