Posts Tagged İsrail
Aksa Tufanı’nın beş sonucu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/10/2024
7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e ani saldırı düzenlemesi ve Filistinli esirlere karşı İsraillileri esir alması, Filistin’in direniş tarihinde bir silkiniş başlattı. Zira tablo şöyleydi:
Gazze 17 yıldır ablukada, adeta bir açık hava hapishanesi durumundaydı. Sömürgeci İsrail yeni yerleşim planları ile hergün Filistin topraklarına doğru genişliyordu. Filistin meselesi ve iki devletli çözüm Arapların ve dünyanın gündeminden düşmüştü. Araplar Filistin meselesi çözülmeden ABD aracılığıyla İsrail’le tek tek anlaşmalar yapıyordu.
İşte Aksa Tufanı bu tabloyu değiştirmeye başladı…
Filistin yeniden dünyanın gündeminde
1) Filistin meselesi, Filistin’in devlet olma hakkı, iki devletli çözüm 7 Ekim’den önce adeta unutulmuştu. Filistinliler, Aksa Tufanı ile devlet olma sorunlarını yeniden dünyanın gündemine getirdiler.
7 Ekim sonrasında Filistin’in tanınması konusu hem tek tek devletlerin hem de BM’nin gündemine geldi. Yeni ülkeler Filistin’i tanımaya başladı. Özellikle İspanya, İrlanda, Slovenya ve Norveç gibi Avrupa ülkelerinin Filistin’i bu süreçte tanıması İsrail için tam bir darbe oldu. Zira İsrail zamana yayarak Filistin’in tamamını adım adım ele geçirmek ve Filistinlileri diğer Arap ülkelerine sürmek istiyordu.
Arap-İsrail anlaşmaları rafa kalktı
2) Arap ülkeleri, ABD yönetiminin aracılığıyla İsrail’le tek tek “normalleşmeye” başlamıştı. Araplar Filistin meselesini bir kenara bırakarak İsrail’le “Abraham anlaşmaları” yapıyordu. Arap-İsrail savaşları düşünülürse bu Filistin davası için bir yenilgi, Araplar için de bir utançtı aslında…
İşte 7 Ekim bu çözüm sağlanmadan başlayan normalleşme eğilimini durdurdu. İsrail’le normalleşen Arap ülkeleri anlaşmaları askıya aldı, normalleşmeye hazırlanan Arap ülkeleri de çözüme kadar süreci dondurma kararı aldı.
İsrail’in dokunulmazlığı delindi
3) 7 Ekim Aksa Tufanı, İsrail’de şok etkisi yarattı. Hamas üyelerinin İsrail topraklarını basması, İsrail’e binden fazla kayıp verdirmesi ve 250 İsraillinin, Filistinli esirlere karşılık esir alınması, İsrail devleti için büyük yenilgiydi, dokunulmazlığının delinmesiydi. 7 Ekim İsrail devleti için kara gün oldu. Kurumlar birbirini suçladı, istifalar yaşandı.
7 Ekim sonrasında Netanyahu hükümetinin savaşı bölgeselleştme ve ABD’yi İran’la savaştırma amacı ile İran’a saldırması, İsrail’in dokunulmazlığını ikinci kez deldi. İran, 13 Nisan 2024 ve 1 Ekim 2024 tarihlerinde iki kez İsrail saldırganlığına yanıt verdi: 1200 km uzaktan füzeleriyle İsrail topraklarını vurdu. ABD bölgedeki üslerinden ve Doğu Akdeniz’deki gemilerinden, İngiltere Güney Kıbrıs’taki üslerinden kalkan uçaklarla ortak savunma yapmasa, İsrail “demir kubbesi” delik deşik olacaktı.
İsrail yargılanıyor
4) 7 Ekim Aksa Tufanı, İsrail’in maskesini tamamen düşürdü. İsrail devletinin işgalci, sömürgeci, soykırımcı, terörist yüzleri tek tek ortaya çıktı. Nazi soykırımına uğrayan bir halkın devleti şimdi bir başka mazlum halka soykırım uyguluyordu ve dünyanın çoğunluğu bu gerçekle yüzleşti.
7 Ekim sonrasında bu gerçeğin çırılçıplak ortaya çıkması, Küresel Güney ülkelerini harekete geçirdi. Güney Afrika Cumhuriyeti, İsrail’i soykırım yapmakla suçlayarak Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanmasını sağladı. Dava sürüyor, İsrail aleyhine ara karar çıktı. Öte yandan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanıyor.
İsrail yalnızlaşıyor
5) 7 Ekim sonrasında BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamalar, İsrail’in adım adım nasıl yalnızlaştığını gösteriyor. İlk oylamada ABD ve İngiltere ile birlikte 43 ülke İsrail lehine tutum almışken, bu sayı adım adım sonraki oylamada 9 ülkeye kadar düştü.
Son durum şudur: Pek çok ülke İsrail’le ticari ilişkileri kesti, bazı ülkeler diplomatik ilişkilerini de kopardı. İsrail’in kimi müttefikleri silah satışını askıya almayı bile tartışıyor.
Sonuç
7 Ekim’den beri ısrarla belirtiyorum: Bu tür savaşların sonucu ölen insan sayısı ile ölçülmez. Evet, İsrail 7 Ekim’den bu yana 42 bin Filistinliyi katletti, Gazze’yi büyük yıkıma uğrattı. Bu Filistin adına elbette bardağın boş tarafıdır ve büyük kayıptır ama dolu tarafında da yukarıda özetlediğim tablo var. O tabloya göre de savaş (ya da silahlı siyaset) sürüyor ve İsrail kaybediyor, Filistin kazanıyor…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
8 Ekim 2024
Guterres-Waters ekseni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/10/2024
İsrail, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i “istenmeyen adam” ilan ederek ülkeye girişini yasakladı. Bu karar İsrail’in hukuk çerçevesinin dışında olan konumunu iyice pekiştirmiş oldu. Terör ve soykırım faaliyetleriyle BM hukukunun dışına düşmüş bir İsrail, devlet gibi değil, örgüt gibi davranmaktadır; üstelik terörist bir örgüt…
İsrail’in kurucu ayarları zaten buydu: İçinden David Ben Gurion, İzak Rabin ve Ariel Şaron’un çıktığı Haganah, oradan ayrılan ve liderliğine Menahem Begin’in geldiği Irgun, içinden İzak Şamir’in çıktığı Stern gibi örgütler terör örgütüydü ve İsrail’in resmi ordusuna dönüşmüştü. Ancak 75 yıldır İsrail ordusu, güvenlik ve istihbarat birimleri hep BM hukukunun çeperindeydi, yani hâlâ Haganah, Irgun ve Stern’di…
Guterres’in oynadığı rol
BM Genel Sekreteri Antoni Guterres’in soykırımcı İsrail tarafından “istenmeyen adam” ilan edilmesi, kuşkusuz Guterres’in doğru bir konumda bulunduğunu resmetmektedir öncelikle…
İsrail, İran’ın saldırısını doğrudan kınamadığı için Guterres’i “istenmeyen adam” ilan ettiğini açıkladı. Ancak Tel Aviv başından beri BM Genel Sekretesi’ne karşı, çünkü Guterres İsrail’in Gazze’ye saldırmaya başladığı günden bu yana doğru tutum alıyor ve olanakları ölçüsünde diplomatik adımlar atıyor.
Örneğin bu süreçte Guterres BM Güvenlik Konseyi üyelerine yazdığı mektupla, BM Genel Kurulu’nda ateşkes oylaması çabalarıyla öne çıktı. Hatta Guterres, ABD’nin İsrail’i kollayan tutumuna da karşı çıktı, ABD’nin İsrail lehine vetosunun, BM Güvenlik Konseyi’nin otorositesini ve güvenirliğini zayıflattığını belirtti.
Kısacası Portekiz Sosyalist Partisi’nin eski genel sekreteri, Sosyalist Enternasyonal’in eski başkanı ve Portekiz’in eski başbakanı olan Guterres, BM Genel Sekreteri olarak kritik konularda kritik tutum alan bir diplomat oldu.
Waters’ın onurlu tutumu
Dünyanın sert bir viraj aldığı günümüzde, tıpkı Guterres gibi başka siyasi liderler de önemli ve sorumlu tutumlar aldılar. Örneğin İsrail’i Uluslararası Adalet Divanı’na yargılayan Güney Afrika’nın cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, örneğin İsrail’e karşı ambargo girişimlerine öncülük eden Kolombiya’nın devlet başkanı Gustavo Petro, o siyasilerin başında geliyor.
Elbette aydınlar ve sanatçılar içinde de bu tür tarihi tutum alanlar var. Onların başında da Roger Waters geliyor. Ünlü rock grubu Pink Floyd’un kurucularından Waters hem Filistin’e desteğiyle hem de ABD’nin Ukrayna krizindeki rolünü ortaya koymasıyla öne çıkan isimlerden oldu.
Üstelik Roger Waters, İsrail yanlısı lobilerin müzik piyasasındaki gücünü bilmesine rağmen bu tutumu aldı; milyon dolarlık konser anlaşmaları iptal oldu, albüm şirketi sözleşmesini feshetti vb. Ama Roger Waters sorumlu bir aydın olarak doğru bildiğini söyledi.
Pink Floyd üyesi David Gilmour, politik görüşleri nedeniyle Roger Waters’la bir daha birlikte sahneye çıkmayacağını ilan etti. Waters’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ve Venezuella Devlet Başkanı Maduro gibi isimleri savunmasından rahatsız olan Gilmour, klasik ABD-İsrail propaganda yöntemine sarılarak, Waters’ı antisemitik(!) olmakla suçlamaya kalktı!
Netanyahu’nun böceği
İsrail hangi propagandaya sarılırsa sarılsın, Benjamin Netanyahu 21. yüzyılın Hitler’i olarak tarihe geçmiş durumda.
İsrail Terör Örgütü lideri olarak Netanyahu, her türlü illegal faaliyetin merkezindedir. Öyle ki müttefiklerine bile hukuk dışı eylemler yapmaktadır.
Örneğin Eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson, yakında yayınlanacak kitabında anlatıyor: İsrail Başbakanı Netanyahu, 2017 yılında, Johnson’un İngiltere Dışişleri Bakanlığındaki şahsi banyosunu kullandıktan sonra, banyoda dinleme cihazı bulunuyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Ekim 2024
İran’ın “ölçülü” yanıtı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/10/2024
İran, 13 Nisan’dan sonra 1 Ekim’de de doğrudan İsrail topraklarını füzelerle vurdu. İran’ın yanıtını, ABD ve İsrail’in durumunu ve Türkiye’nin tutumunu madde madde inceleyelim:
1) Tahran’ın yanıtı yine ölçülüydü: Hem İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun savaşı bölgeselleştirme tuzağına düşmeyecek ölçüde, hem İsrail’in dokunulmazlık efsanesini delecek ölçüde…
NATO tedrisatının sonuçları
2) Ancak Tahran’ın yanıtı yine ilki gibi Türkiye kamuoyunda farklı siyasal ajandalar çerçevesinde yorumlandı. Türkiye’de üç kesim İran karşıtlığında ittifak yapıyor: Sünni Siyasal İslamcı kesim, Kemalistlerin NATO’cu kanadı ve liberaller…
3) Sosyalistlerin büyük bir kesimi, antiemperyalist ve ezilen halklardan yana tutumları nedeniyle ABD-İsrail eksenine karşı direnen tüm kuvvetleri destekliyorlar. Kemalistlerin NATO’cu kanadı ile liberaller ise ABD-İsrail cephesinde konumlanıp, sosyalistleri “nasıl olur da dinci rejimlere, İslamcı örgütlere destek verirsiniz” diye suçlamaya kalkıyorlar.
4) Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın MOSSAD ajanı olduğunu iddia eden albayın, İran’ın İsrail’le danışıklı dövüştüğünü, İran füzelerinin havai fişek olduğunu iddia eden generallerin varlığı, NATO tedrisatının yıkımının aslında ne boyutta olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.
Propaganda savaşı
5) Bu çok cepheli savaş, aynı zamanda bir propaganda savaşıdır, kamuoyunu ve akılları hedef alır. Örneğin İran’ı Rusya’ya füze desteği veriyor diye suçlayan Atlantik cephesi, o füzeler İsrail’e atılınca “işe yaramadığını” propaganda ediyor.
6) Hamas lideri İsmail Haniye’nin öldürülmesinden sonra İran’ın İsrail’e yanıt veremeyeceğini, İranlı mollaların “tavuk” ve “ördek” olduğunu iddia edenler, “İran İsrail’i vuramaz” diyenler, İran 1 Ekim akşamı füzelerini atınca, bu kez “İsrail’in demir kubbesi füzeleri önledi” diye propaganda yapmaya başladılar. Füzelerin bir bölümünün demir kubbeyi deldiği anlaşılınca, “ama boş tarlaya düştü” dediler. Askeri tesislere, havalimanlarına düştüğü anlaşılınca, “ama tahribat yaratmadı” dediler. Yarattığı anlaşılınca, “ama kimse ölmedi” dediler…
Pentagon’un saptaması
7) ABD ve İsrail için, İran’ın füze kapasitesi kendini ispatlamış durumdadır. Sesten yedi kat hızla 1200 km yol kat eden ve en önemlisi uyduyla yönlenebilen bu füzeler, mesajı alması gerekenlere vermiş görünüyor. Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, “İran’ın bir kapasitesi olduğu açık ve bunu doğrudan İsrail’e saldırmak için kullanmaya istekli olduklarını gösterdiler. Bu nedenle İsrail’in savunulması konusunda yakın istişarelere devam edeceğiz” dedi.
Pentagon’un da saptadığı gibi füzeler etkili oldu. Füzeler sivilleri değil, İsrail’in askeri ve güvenlik tesislerini hedef aldı. Batı basınında çıkan fotoğraflar, Tahran’ın istediği sonucu aldığına işaret ediyor. Unutulmamalı: Silahlı politika olarak savaşın temel hedefi çok insan öldürmek değil, düşmanının iradesini teslim almaktır.
Erdoğan’ın mesajının anlamı
8) İktidar cephesi “İsrail’in hedefinin İran olmadığını, asıl hedefinin Türkiye olduğunu” savunuyor. Bu sözler ya Sünni Siyasal İslamcılığın mezhepçi bakışı nedeniyle, ya İran-Hamas ilişkisinden duyulan rahatsızlık ve o ilişkiyi devralmak için ya da bölgedeki tabloyu fırsata çevirerek kendi “nüfuz bölgesi kurma ve genişletme faaliyetlerine“ gerekçe üretmek için söyleniyor olmalı…
9) Peki savaş bölgeselleşir mi? Elbette bu risk hâlâ var. Netanyahu iktidarını korumak, yargılandığı davalardan kurtulmak, 7 Ekim başarısızlığını kapatabilmek için savaşı bölgeselleştirmeye çalışmayı sürdürecek; 5 Kasım’da ABD’de yapılacak seçimi ve mevcut geçiş dönemini, kendisi için bir fırsat görüyor. İran ise Netanyahu’nun bu tuzağına düşmemek için Rusya’nın da işaret ettiği gibi “sorumlu ve kayda değer” bir tutum almayı sürdürüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Ekim 2024
Erdoğan’ın Hamas-Hizbullah ayrımı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/09/2024
İsrail terör örgütü, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’den sonra Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ı da bir terörist saldırıyla öldürdü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hizbullah’ın H’sini ve Nasrallah’ın N’sini söylemeden, Lübnan’a başsağlığı diledi. Oysa daha birkaç hafta önce Haniye için yas ilan etmişti.
Erdoğan’ın ikisi de İsrail’e karşı direnen örgütler olan Hamas ve Hizbullah arasında neden bir ayrım yaptığı ortada: Hamas Sünni, Hizbullah Şii.
AKP’nin psikolojik savaşı
Erdoğan’daki bu tutum, haliyle Erdoğan cephesine de yayılıyor. Örneğin AKP’ye yakın A Haber’de Em. Albay Coşkun Başbuğ, Nasrallah’ın MOSSAD’a çalıştığını iddia edebiliyor, Hizbullah yöneticileri için “satılmış kadro” diyebiliyor.
Başbuğ’un gerekçesi ne peki? Hizbullah, Nasrallah ve komutanları sayesinde İsrail’i cehenneme çevirmiyormuş! Çünkü Hizbullah’ın attığı füzeler havai fişek gösterisinden ibaretmiş! O zaman neden öldürülmüşler peki? Kullanım süreleri dolmuşmuş!
Albay rütbesine gelmiş biri, hepsi bir yana, Nasrallah liderliğindeki Hizbullah’ın İsrail’i 2006’da nasıl yenilgiye uğrattığını bilmiyor olamaz. Tüm bu psikolojik savaş argümanları, Erdoğancılığı, yani Sünni Siyasal İslamcılığı savunabilmek için…
Unutmadan; bu cephenin bir kesimi de Nasrallah’ın ölümünü kutlayan İdlib’de besledikleri cihatçı örgütlerdir.
Mezhepçilik ve İran karşıtlığı
Erdoğan cephesi, TV ve gazeteleri ile aylardır İran karşıtlığı yapıyor. İran’ın neden İsrail’e savaş açmadığını, neden İsrail topraklarına sürekli füze fırlatmadığını sorguluyorlar.
Bunları sorgulayanlar, daha düne kadar İsrail’le ticareti bile savunanlar oysa! Çünkü meseleleri İsrail karşıtlığından çok, Sünni Siyasal İslamcı bakışla, Şii İran’a karşı pozisyon almak!
İsrail’e mühimmat taşıyan ABD askeri uçaklarının İncirlik’i kullanmasına itiraz etmezler, İsrail’e istihbrat sağlayan Kürecik Radarı’nın kapatılmasını istemezler, İsrail’e destek için Doğu Akdeniz’e gelen ABD savaş gemisiyle tatbikat yapılmasına itiraz etmezler , İsrail’e destek için İzmir’e demirleyen ABD savaş gemisine karşı ses çıkarmazlar ama İran İsrail’i vurmuyor diye şikayet eder, Nasrallah’ı MOSSAD ajanı olmakla suçlamaya kalkarlar. ABD ve İsrail’e karşı mücadele diye de zincir kahve dükkanlarını basıp insanların elindeki kahveyi dökerler.
Kısacası kahve dükkanlarındaki antisiyonist, gazete manşetlerindeki antiemperyalist maskeleri İncirlik ve Kürecik tesislerine kadardır; orada ABD’nin müttefiki olurlar!
İsrail ABD-İran savaşı istiyor
İsrail, ABD’yi İran’a saldırtabilmek için uğraşıyor. İran’ı önce diplomatik temsilciliğini vurarak, ardından misafiri Haniye’yi öldürerek tahrik etti. Netanyahu’nun amacı ortada: İran saldıracak, ABD İsrail’i korumak zorunda kalacak ve ABD-İran savaşı çıkacak. Tahran bu tuzağa düşmemek için ölçülü yanıt verdi.
Netanyahu bu hedefe ulaşmak için şimdi de Hizbullah’a saldırıyor. Önce Hizbullah komutanlarının çağrı cihazlarını patlattı, ardından Nasrallah’ı öldürdü. Netanyahu’nun amacı yine aynı: Hizbullah ve İran saldıracak, ABD İsrail’i korumak zorunda kalacak ve ABD-İran savaşı çıkacak.
Bunu herkes görüyor ama Sünni Siyasal İslamcı iktidar, “İran neden İsrail’i vurmuyor” diye şikayet ediyor. Netanyahu’dan sonra İran’ın saldırmasını en çok isteyen kesim durumundalar.
Ölmeyi göze alanlar kazanır
Bölgesel savaş riskini görenler için tablo net. Örneğin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “İsrail’in İran ve Hizbullah’ı tahrik etmeye çalıştığını”, “İran’ın sorumlu bir davranış sergilemeye devam ettiğini”, “bunun gerekli olduğunu ve kayda geçmesi gerektiğini” belirtiyor.
ABD-İsrail-İngiltere cephesine karşı mücadele uzun soluklu ve inişli çıkışlıdır. Kimse Haniye ve Nasrallah suikastlarıyla aldanmasın: Ölmeyi göze alanlar, öldürenleri en sonunda hep yener!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Eylül 2024
İsrail teröründe yeni aşama
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/09/2024
İsrail, Lübnan’da (ve bir kısmı da Suriye’de) büyük bölümünü Hizbullah üyelerinin kullandığı 5 bin çağrı cihazını patlatarak yeni bir terör saldırısına imza attı: 12 kişi öldü, 3 bine yakın kişi yaralandı.
Uzmanlar saldırının nasıl yapılabildiği konusunda üç olasılık üzerinde duruyorlar:
1) İsrail üretim sürecinde, çağrı cihazlarına zararlı yazılım yüklemiş olabilir. Böylece internet olmadan da zararlı yazılım üzerinden bataryayı ısıtıp patlatabilir.
2) Cihazlarda yer alan bir açık üzerinden bataryaların ısıtılarak patlatılmasını sağlayacak bir mesaj göndermiş olabilir. (Örneğin bir telefon markası, yazılımdaki bir açık nedeniyle yabancı karakterli mesajla bataryasının aşırı ısınma problemi yaşamış ve ürünlerini geri çekmişti.)
İsrail’in destekçileri
3) Ancak tahribat büyüklüğü, batarya patlamasından öte bir duruma işaret ediyor. Dolayısıyla İsrail yine tedarik ya da üretim sürecinde çağrı cihazlarına patlayıcı yerleştirmiş olabilir. (Daha önce 15 gram patlayıcı yerleştirilmiş cep telefonuyla bir Hamas yöneticisine suikast düzenlemişti.)
Her durumda İsrail bu saldırı için ABD’den üretici firmaya kadar bir dizi iç ve dış aktörle işbirliği yapmış olabilir. (Üretici Tayvan firması, çağrı cihazlarının, lisans verdikleri bir Macar şirketi tarafından Budapeşte’de üretildiğini söyledi.)
Peki İsrail, kendi teröründe yeni bir aşama sayılacak bu insanlık dışı saldırıyı neden yaptı?
Amaç savaşı bölgeselleştirmek
İsrail savaşı bölgeselleştirmek istiyor. Bu nedenle İran’ı iki kez kışkırttı. İran’ın diplomatik temsilciliğini vurarak, kendisine saldırmaya mecbur etmeye çalıştı. Bölgesel bir savaş istemeyen İran ise savaş çıkartmayacak düşüklükte ama İsrail’i de vurabileceğini gösterecek büyüklükte, ölçülü bir yanıt verdi.
Netanyahu hükümeti yeniden İran’ı kışkırtabilmek için, bu kez Hamas lideri Haniye’yi vurdu. Haniye, helikopter kazasında ölen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin cenaze töreni için İran’a gelmişti. Tahran yönetimi, zamanını ve yöntemini açık tutarak İsrail’e vereceği yanıtı şimdilik bekletiyor.
Netanyahu hükümeti bu nedenle şimdi de savaşı Hizbullah üzerinden Lübnan’a yaymaya çalışıyor. Bu amaçla sık sık Lübnan’a füze saldırısı yaptı. Hizbullah da yine füze saldırılarıyla karşılık verdi. İsrail, ABD’nin de İran gibi bölgesel savaş istemediği şartlarda, savaşı bu yöntemle Lübnan’a yayabilme fırsatına kavuşamadı.
İşte İsrail, çağrı cihazlarını patlatarak düzenlediği terör saldırısıyla, Hizbullah’ın vereceği karşı saldırı üzerinden savaşı Lübnan’a yaymak istiyor. Nitekim hızla Lübnan sınırına bir tümen gönderdi.
Kötülük organizasyonu: İsrail
İsrail, çağımızın gördüğü ve belki de göreceği en büyük kötülük organizasyonudur. Bir terör devletidir, soykırımcıdır, kitlesel katliamları ile en büyük insanlık düşmanıdır.
Binlerce yıllık dini metinler ile toprak işgaline en gerici gerekçeler üreten, ırkçı ve dinci anayasası ile kendini seçilmiş halk görüp buradan hareketle Ortadoğu’da Filistinlilere soykırım uygulayan, emperyalist ABD’nin bölgesel karakolu olarak onun askeri, istihbari, siyasi ve ekonomik desteğiyle coğrafyamızda cinayetler ve suikastler işleyen, 1948’deki kuruluşundan önce terörle başladığı yolda terörle ilerleyen bir büyük kötülük organizasyonudur İsrail…
İsrail’in pervasızlığı ve dokunulmazlığı, ABD’nin gücüdür. Dolayısıyla İsrail’e karşı mücadele, ABD’ye karşı mücadeleden geçmektedir. 75 yıldır İsrail’e karşı bu coğrafyanın çaresiz kalmasının nedeni, Amerikancılık ile İsrail karşıtlığının yapılamayacağıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Eylül 2024
ABD’nin Kıbrıs-İsrail ekseni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/09/2024
ABD Güney Kıbrıs ile beş yıllık savunma işbirliğinin yol haritasını belirleyen bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma ABD’nin Güney Kıbrıs’ı adım adım İsrail’le birlikte Avrupa-Kuzey Afrika-Ortadoğu üçgeninde eksen yapma çalışmasının son halkası oldu.
ABD Güney Kıbrıs ile 2018’de Savunma İşbirliği Niyet Beyanı imzladı; 2021’de Güvenlik Diyalogu İşbirliği Mekanizması kurdu; Güney Kıbrıs’a 1987’den beri uyguladığı silah ambargosunu Eylül 2022’de kaldırdı; Rum Ulusal Muhafız Ordusu’nu New Jersey Eyaleti Ulusal Muhafızı ile eşleştirerek Devlet Ortaklığı Programı başlattı; 17 Haziran 2024’te stratejik diyalog anlaşması yaptı ve şimdi de “İkili Savunma İşbirliği Yol Haritası” anlaşmasını imzaladı.
ABD için Kıbrıs’ın anlamı
Peki ABD Güney Kıbrıs’a neden böylesi bir askeri yığınaklanma içinde?
Güney Kıbrıs Savunma Bakanı Vassilis Palmas ile “İkili Savunma İşbirliği Yol Haritası” anlaşmasını imzalayan ABD Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallender “adayı Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun kesişme alanında güvenli bir liman” olarak niteledi ve Güney Kıbrıs’ın kilit role sahip olduğunu belirtti.
ABD Savunma Bakanlığı Pentagon da anlaşma sonrası yayınladığı açıklamada “Avrupa ve Doğu Akdeniz’in istikrar ve güvenliği ABD ve Güney Kıbrıs için hayati önem taşıyor” dedi.
Dedeağaç-Girit-Kıbrıs zinciri
Evet, başta da belirttiğimiz gibi ABD Doğu Akdeniz merkezli, Avrupa-Kuzey Afrika-Ortadoğu üçgeninde Kıbrıs-İsrail ekseni oluşturmaya çalışıyor.
Bu ABD’nin Avrupa ile Asya arasına inşa etmeye çalıştığı “yeni demir perde” hedefinin bir gereği. ABD’nin Ukrayna’da “uzun savaş” stratejisini incelediğim makalelerde işaret etmiştim. ABD Arktik Okyanusu’ndan Doğu Akdeniz’e yeni bir demir perde indirmeye çalışıyor. ABD’nin İsveç ve Finlandiya’yı NATO üyesi yapmaya çalışmasının nedenlerinden biri buydu. Böylece Arktik Okyanusu, Baltık Denizi, Ukrayna merkezli Doğu Avrupa, Batı Karadeniz, Batı Trakya ve Ege’den Doğu Akdeniz ile Kıbrıs-İsrail’e bağlanan bir perde…
ABD’nin Batı Trakya’da Dedeağaç, Ege’nin ağzında Girit-Suda ve Güney Kıbrıs’ta askeri varlık gösteren zinciri de işte bu demir perdenin gereği…
ABD’nin dört amacı
ABD böylece şu amaçlara ulaşmak istiyor:
1) İsrail’i Güney Kıbrıs’tan da koruyarak güvenliğini artırmak.
2) Güney Kıbrıs’tan Süveyş Kanalı’nın girişini tutmak.
3) Güney Kıbrıs’tan İskenderun Körfezi – Levanten Kıyıları hattını tutmak.
4) İsrail’i Körfez ile Doğu Akdeniz arasında enerji ve ulaşım hatlarının merkezi yapmak.
Güney Kıbrıs sırf Türkiye ve KKTC’ye karşı destek bulmak adına bu projeleri kabulleniyor ancak aynı zamanda güvenliğini de riske atıyor. Çünkü ABD’nin İngiltere’yle birlikte İsrail’i Güney Kıbrıs’tan askeri olarak desteklemesi, adayı İsrail karşıtı kuvvetlerin hedefi haline getiriyor. (Nasrallah’ın “vururuz” açıklaması bu bağlamda anımsanmalıdır.)
NATO üyeliği sorunu
Asıl soru şu: ABD aslında adım adım Güney Kıbrıs’ı NATO üyeliğine mi hazırlıyor?
Ankara’nın AB kapısında Annan Planı savunma hataları Güney Kıbrıs’ı AB üyesi yaptı. Ankara’nın “stratejik hedefimiz AB üyeliği” körlüğü Güney Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’de önemli bir aktör haline getirdi. Ankara’nın 2018’den beri izleyici konumunda kalması, ABD’nin Güney Kıbrıs ile adım adım ilişkilerini derinleştirmesine neden oldu.
Ankara böyle devam ederse, ABD’nin Güney Kıbrıs’ı NATO üyesi yapma baskısıyla da karşılacaktır.
Peki bu süreç karşısında ne yapılmalı? Üzerinde duracağız ama bugünlük “elbette bir bütünlüklü strateji belirlenmeli” demekle yetinelim….
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Eylül 2024
AKP’nin iki yüzü
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/08/2024
AKP’nin siyaset yapma tarzı, “söylediğinin tersini yapma, yaptığının tersini söyleme” şeklinde özetlenebilir. Buna AKP’nin siyasette iki yüzü de denilebilir. En somut uygulandığı alan da en çok istismar ettiği konuda, İsrail-Filistin meselesinde yaşanıyor…
Son örnek, TCG Anadolu gemisinin, İsrail’i koruyan ABD savaş gemisiyle 13-17 Ağustos tarihleri arasında tatbikat yapması oldu. Aydınlık haberi manşetten, “AK Parti Hükümeti’nin gizlediği faaliyeti ABD açık etti: TCG Anadolu İsrail’i koruyan tatbikatta” şeklinde verdi (Aydınlık, 24.8.2024).
Her konuda açıklama yapan, her faaliyetini duyuran Milli Savunma Bakanlığı “nedense” bu tatbikatı duyurmadı. Türkiye tatbikatı ABD Denizcilik Enstitüsü’nün yayınladığı faaliyet notlarından öğrendi.
Güya AKP Hükümeti, ABD’nin Doğu Akdeniz’e savaş gemisi göndermesine karşı çıkıyor, ABD savaş gemilerinin İsrail’i destekleyerek Gazze’deki soykırımı büyüttüğünü savunuyordu. Taban da iktidarın “ABD’ye meydan okuyan” bu tavrıyla mutlu oluyordu. Meğer Türk savaş gemileri, AKP hükümetinin onayıyla İsrail’i koruyan ABD gemileriyle tatbikat yapıyormuş!
Ticaret ve müdahillik konusu
Benzerini ticaret konusunda da yaptılar biliyorsunuz. 7 Ekim 2023’ten itibaren kamuoyu AKP hükümetinden İsrail’le ticareti kesmesini istedi. Kesmediler, “siyaset başka ticaret başka” dediler. Ne zaman ki 31 Mart 2024 seçiminde İsrail’le ticareti sürdürmenin AKP oylarını erittiğini gördüler, “ticareti kesme” kararı aldılar. Ancak bazen “önceden yapılan anlaşma” diyerek, bazen de dolaylı yollardan ticareti sürdürdüler.
Bu köşede konu etmiştik. Erdoğan Washington’da yapılan NATO zirvesi sırasında basın toplantısında aynen şöyle demişti: “İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika ile şikayet ettik.” (AA, 12.7.2024).
Oysa doğru değildi. Güney Afrika tek başına şikayet etmiş, Ocak 2024’te ilk ara karar açıklanmış, AKP Mayıs ayında “davaya müdahil olacağız” demiş, Haziran ve Temmuz ayları boyunca “müdahil oluyoruz” diyerek propagandayı sürdürmüş, ancak 7 Ağustos’ta müdahil olmak için resmi başvuru yapabilmişti!
One minute
Bu tezatlıkları perdeleyebilmek için başka tezatlıklara imza attılar. Örneğin Erdoğan 31 Mart 2024 seçiminden önce İsrail’le ticaretin sürmesine tepki gösterenlere şöyle dedi: “Hiçbir siyasetçinin cesaret edemediği duruşu ‘one minute’ diyerek ortaya koyduk.” Halbuki Erdoğan İsrail’le normalleşme sürecini başlatırken, “one minute” çıkışı için şöyle demişti: “Benim tepkim moderatöreydi. İsrail’e, Peres’e veya Musevilere değildi.”
Kısacası kime “one minute” denildiği, siyasi ihtiyaca göre değişiyordu. Zaten İsrail Cumhurbaşkanı Peres’i 12 Kasım 2007’de TBMM’de konuşturup, ayakta alkışlamışlar; yaklaşık bir yıl sonra 29 Ocak 2009’da ise Davos’ta Peres’le yaptıkları oturumda ünlü “one minute” çıkışını sahnelemişlerdi!
Neo-Abdülhamitçilik
Sonuç olarak AKP hükümeti Haniye için yas ilan ediyor ama Haniye’yi öldüren İsrail’i koruyan ABD savaş gemileriyle ortak tatbikata onay veriyor; İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçluyor ama İncirlik’ten İsrail’e askeri mühimmat taşıyan ABD uçaklarının uçuşlarını engellemiyor; Netanyahu için Hitler benzetmesi yapıyor ama ABD’nin Netanyahu’ya istihbarat sağladığı Kürecik Radarını kapatmıyor.
Temmuz ayında Washington’da yapılan NATO Zirvesinden bu yana ise ABD’yle işbirliğini artırmış durumdalar ve AB’nin gayriresmi dışişleri bakanları toplantısına davet edilmekten de son derece mutlular!
Çünkü Erdoğan, yıllardır belirttiğim gibi Neo-Abdülhamitçidir; Rusya’yla anlaşarak kendisine bölgede alan açmaya çalışıyor, bunu ABD’yle pazarlığında kullanıyor, iki büyük gücü de AB’yle dengelemeye çalışıyor.
Problem şu ki Neo-Abdülhamit de Abdülhamit gibi üç tarafa taviz vermek zorunda kalıyor!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Ağustos 2024
MOSSAD’ın AKPxCHP operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/08/2024
İsrail istihbaratçılığı CIA’nın, CIA istibaratçılığı da Nazi istihbaratçılığının üzerinde şekillenmiştir. Yani İsrail, emperyalist ABD’den, ABD de Nazilerden öğrenmiştir. Böylece kirlilikte birbirlerini aşmışlardır…
Bu mirasın günümüzdeki versiyonu şu: İsrail’in Tahran’da Hamas lideri İsmail Haniye’yi öldürmesi, İran’ı bir açmazda bırakıyor. Çünkü İsrail bu saldırısıyla İran’ı savaş tuzağına çekmeye çalışıyor. İran yanıt vermezse, İsrail öldürmüş ve kazanmış oluyor. İran yanıt verirse, İsrail onu savaş tuzağına çekerek ve ABD ile karşı karşıya getirerek yine kazanmış oluyor.
İran nisan ayında bu açmaza düşmemek için çok akıllıca hareket etmiş ve hem savaş çıkarmayacak küçüklükte ama hem de İsrail’in dokunulmazlığını delecek büyüklükte ölçülü bir yanıt vermişti. Ama o durumda da CIA ve MOSSAD ile bölge ülkelerindeki aparatları devreye girmiş; İran’ın doğru düzgün yanıt veremediğini, kağıttan kaplan olduğunu, acizlik gösterdiğini propaganda etmişti.
Katz’ın tuzağı
İsrail bu açmazlı-tuzaklı operasyonlarını sadece sahada İran’a değil, diplomaside de Türkiye’ye uyguluyor. Ve ne yazık ki amacına ulaşabiliyor. Ribbentrop’tan çok Goebbels’ten öğrendiği anlaşılan İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, üstelik aynı tuzağı iki kez kurarak istediği sonucu alabiliyor.
İlkinde Katz, CHP’li İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu mesajına ekleyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef aldı. Katz’ın istediği oldu ve sosyal medyada AKP’liler İmamoğlu’nu hedef aldı, İsrail’in Erdoğan’a karşı İmamoğlu’nu desteklediğini savundu, CHP’yi Filistin’in mücadelesinin karşısında gösteren yayınlar yaptı. İmamoğlu ise Katz’a, Erdoğan’ı da savunan bir yanıt vererek, tuzaktan kurtulmaya çalıştı.
Aynı tuzağa ikinci kez düşüldü
İlkinin başarılı olduğunu gören İsrail Dışişleri Bakanı Katz, göstere göstere aynı tuzağı ikinci kez kurdu. Bu sefer İmamoğlu’na ek olarak, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile CHP Gençlik Kolları’nın sosyal medya hesabını da ekleyip yine Erdoğan’ı hedef alan bir mesaj paylaştı.
Ve AKP, sırf CHP’ye karşı fırsat doğdu diye, aynı tuzağa bir daha atladı. AKP’li hesaplar yine sosyal medyada İmamoğlu ve Yavaş’ı İsrail’in “adamları” gibi gösteren yayınlar yaptılar, yine CHP’yi Filistin karşıtı gösteren propagandalara başvurdular. Daha vahimi bu kez AKP Gençlik Kolları da resmi olarak tuzağa atlayıp CHP Gençlik Kollarına karşı harekete geçti, mesajlar attı. Özetle sırf CHP’ye karşı fırsat diye İsrail’in istediğini yaptılar.
Sonuçta ne oldu peki? İsrail, muhalefet ile iktidarı istediği gibi karşı karşıya getirdi. İktidar, tuzağı fırsat görüp muhalefetin İsrailci olduğunu propaganda etmeye çalıştı. Muhalefet de tuzağa düşmemek için Erdoğan’ın arkasına dizildi.
AKP’nin mahkeme propagandası
Aslında gerçek ne peki? Birini anlatalım:
Güney Afrika, kimsenin yapmadığını, yapamadığını yaptı ve Gazze’de soykırım başladığında İsrail’i “soykırımcı” diye Uluslararası Adalet Divanı’na şikayet etti. İsrail Şubat 2023’te “mahkemeyi tanımadığını” açıkladı ama nafile. Mahkeme Ocak 2024’teki ilk ara kararında İsrail aleyhine kararlar aldı, devamı da geldi.
Kısacası “ABD’ye rağmen mahkeme bir şey yapamaz” denilirken, mahkeme çok kutupluluğun da rüzgarıyla önemli işlere imza atmaya başladı. Bunun üzerine AKP hükümeti mayıs ayında, “davaya müdahil oluyoruz” propagandasına geçti.
Hatta geçen ay Washington’da yapılan NATO zirvesi sırasında, Erdoğan basın toplantısında şunu bile söyledi: “İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika ile şikayet ettik.” (AA, 12.7.2024).
Doğru değildi, Güney Afrika tek başına şikayet etmişti ve Türkiye, aylar sonra davaya müdahil olma kararı almıştı. Daha doğrusu “müdahil oluyoruz” demişti ama olmamıştı! Çünkü, daha yeni, 3 Ağustos günü, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AKP Milletvekili Cüneyt Yüksel, “Türkiye, İsrail’e karşı soykırım davasına müdahil olmak için resmi başvurusunu birkaç gün içinde yapacak” diyordu (AA, 3.8.2024).
Tabana “İsrail’i Güney Afrika’yla birlikte mahkemeye şikayet ettik” diyorlardı ama gerçekte aylardır davaya müdahil bile olmamışlardı. Ancak sonunda dün Lahey’de müdahillik başvurularını yapabildiler!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
8 Ağustos 2024
Haniye suikastının üç hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/08/2024
Seçimden yararlanarak ABD Kongresi’nde konuşan ve Washington’dan tavizler koparmaya çalışan İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD dönüşünde “bölgesel savaş” kışkırtıcılığı için düğmeye bastı.
İsrail’in Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’yi Tahran’da öldürmesi, Netanyahu’nun şu üç hedefine işaret ediyor:
Netanyahu ateşkesi hedef aldı
1) İsrail Başbakanı Netanyahu’nun amacı, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak. Bu amaçla Gazze’de ucu açık siyasi ve askeri hedeflerle saldırı stratejisini sürdürüyor. Öyle ki “ertesi gün” belirsizliği, Netanyahu ile ordu arasında gittikçe daha da derinleşen bir çelişkiye dönüşmüş durumda.
Öte yandan Biden yönetimi ve Demokrat Parti ise Gazze’deki saldırının uzaması ve soykırıma varması nedeniyle rahatsız. Zira durum üstelik seçim öncesinde, ağırlaşan bir iç kamuoyu baskısına dönüşmüş durumda. Ayrıca Washington, tablonun Körfez ülkeleriyle ilişkilerini de gittikçe sorunlu hale getireceğini görüyor.
İşte Biden yönetimi bu amaçla bir ateşkes planı açıkladı. Ancak Netanyahu ateşkese direniyor; çevresinden dolanıyor, yeni şartlar ileri sürüyor, müzakereleri çıkmaza sokmaya çalışıyor.
Netanyahu, Haniye suikastıyla ateşkes baskısını kaldırmayı amaçlıyor.
Netanyahu İran’ı kışkırtıyor
2) İsrail Hamas lideri İsmail Haniye’nin daha önce ailesini hedef almış, üç oğlu ile dört torununu öldürmüştü. Ancak bu kez Haniye’yi, üstelik İran topraklarındayken hedef aldı. Yani İsrail yönetimi Haniye suikastıyla doğrudan İran’a mesaj verdi.
Netanyahu, Aksa Tufanı’nı fırsata çevirerek İran’a karşı saldırıya çevirmek istemişti. Kuşkusuz bunun için ABD’ye, hatta İngiltere ile diğer Atlantik müttefiklerine ihtiyacı vardı. Ancak ABD buna bir kaç nedenle karşıydı. Bir kere İran öyle kolay lokma değildi ve Ukrayna cephesine yeni bir cephe ekleyebilecek bir Amerikan gücü de yoktu.
Netanyahu ABD’yi bölgeye çekebilmenin yolunun İran’ı kışkırtmaktan geçtiğini görerek bir kaç deneme yaptı: Suriye’deki İranlı komutanları hedef aldı, İran’ın Suriye’deki diplomatik temsilciliğini vurdu. İran, savaş açmadan “ölçülü bir yanıt” ile İsrail’in oyununu bozdu. Bu süreçte ABD ile İran, İsviçre’de gayriresmi görüşmeler yaparak, bölgesel bir savaşın önlenmesinde uzlaştılar.
Netanyahu, Hamas lideri Haniye’yi Tahran’da öldürerek, İran’ı yine kışkırtmaya çalışıyor, yanıt vermeye zorluyor.
Hamas’ı dizayn etme hedefi
3) Gazze’de Hamas’ın bitirilemeyeceği ortada. Nitekim son dönemde çeşitli İsrailli yetkililer de bunu açıkça ifade etmeye başladılar.
Netanyahu, Haniye suikastıyla Hamas’ı dizayn ederek örgütte yeni bir liderlik oluşmasını amaçlıyor. Netanyahu böylece Hamas’ın gücünü zayıflatmayı ve günün sonunda masaya daha deneyimsiz bir Hamas liderliğinin oturmasını sağlamayı hedefliyor.
İsrail terörüne karşı ne yapılmalı?
İsrail, bir terör devleti olarak, düzenlediği suikastlar ile sadece Ortadoğu için değil, tüm dünya için bir sorundur. Bu nedenle Çin’den Türkiye’ye, Brezilya’dan Güney Afrika’ya tüm ülkeler Gazze çabalarını birleştirmelidir. İsrail’in bu saldırısına karşı Birleşmiş Milletler (BM) harekete geçirilmelidir.
İsrail’i bu tür saldırılardan caydırmak için en sert tedbirler alınmalı, Netanyahu soykırımdan, insanlığa karşı suçlardan, savaş suçlarından, terörden ve suikastlardan hızla yargılanarak, cezalandırılmalıdır.
İsrail devletinin soykırım, terör ve suikastlarına karşı “Filistin’in tanınması” çabaları hızlandırılmalı, AB devletlerinin geçen aylarda başlattığı “tanıma” sürecinin genişletilmesine uğraşılmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Ağustos 2024
Erdoğan’ın NATO’da Gazze başarısızlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/07/2024
Cumhurbaşkanı Erdoğan, beş uçak ve geniş heyetiyle Washington’a giderken şöyle diyordu: “NATO liderler zirvesinde Gazze’de Filistin halkına yönelik katliamları gündeme taşıyacağız.” (AA, 9.7.2024).
Sonuç mu? Elbette ABD’nin patronu olduğu NATO’da bu mümkün değildi. Nitekim açıklanan 38 maddelik sonuç bildirgesinde ne İsrail’in İ’si, ne Filistin’in F’si, ne de Gazze’nin G’si vardı.
38. maddenin sonunda 2026 zirvesinin Türkiye’de yapılacağı yazılıydı. Demek ki AK-medya için yine de bir “başarı öyküsü” haberi vardı! Bir de Erdoğan’ın açığı kapatmak için zirve sonrasında yaptığı basın toplantısında söyledikleri… Örneğin “İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na Güney Afrika ile şikayet ettik” diyordu, oysa şikayet eden tek başına Güney Afrika’ydı ve AKP aylar sonra davaya müdahil olma kararı almıştı. Örneğin “İsrail yönetiminin NATO’yla ortaklık ilişkisini sürdürmesi mümkün değildir” diyordu, oysa İsrail’in NATO ortaklığında Ankara’nın onayı vardı, İsrail’in NATO’yla işbirliği mekanizmalarına katılmasında AKP’nin oluru vardı!
ABD fermanıyla hareket eden örgüt
Türkiye’nin NATO içinde ne kadar “değerli” olduğunu propaganda eden renk renk düzen siyasetçileri, Türkiye’nin NATO’da ne denli etkili olduğunu “pazarlayan” bıyıksız ve badem bıyıklı diplomatlar, Türkiye’nin NATO’da ABD’yi dengelediğini “savunan” liberal ve siyasal İslamcı akademisyenler, NATO üyelerinin eşit olmadığını, ABD’nin NATO’nun patronu olduğunu, ABD’nin tek oyunun diğer tüm üye ülkelerin oylarının toplamından daha ağır olduğunu anlamışlar mıdır sizce?
Elbette gerçeği onlar da biliyor ama NATO’nun propagandasını, pazarlamasını ve savunmasını yapmak en temel işleri. O nedenle Türk milletine yalan söylemeyi sürdürecekler.
Tabii istisnalar da var. Örneğin AKP’li Mehmet Metiner o gerçeği çırılçıplak ortaya koydu: “NATO ABD’nin silahlı sopasıdır. ABD başkanları ne ferman buyurursa ona göre hareket eden askeri ittifakın adıdır. Gerisi kamuflajdır. Hatta kandırmacadır.” (Yeni Şafak, 12.7.2024). Kuşkusuz Metiner’in partisi o kamuflajı ve aldatmacayı en çok yapan partidir.
“NATO tehdit ama yine de NATO’da olmalıyız” yanlışı
Metiner’in yazısının asıl üzerinde durulması gereken kısmı ise şöyle: “NATO dünya barışını asıl tehdit eden bir ABD silahlı aparatıdır. Türkiye’nin başkaca şansı olmadığı için bulunmak mecburiyetinde olduğu bu askeri ittifak son kertede Türkiye’nin de ulusal güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından bir tehdit unsurudur. Rusya’ya ve Çin’e boyun eğdirebilirlerse bütün dünya ABD imparatorluğunun siyasi, ekonomik ve askeri anlamda sömürgesine dönüşecektir.”
Öncelikle şunu belirtelim: ABD’nin Rusya ve Çin’e boyun eğdirebilmesi mümkün değil. Tersine hegemonyası zayıflayan ABD, boyun eğdirebilmenin değil, mevcut düzenini “kendi bölgesinde” koruyabilmenin stratejisini izliyor.
Ve gelelim tartışılması gereken noktaya: Evet, Metiner haklı, bu gerçeğe gözler kapatılsa da, son kertede NATO Türkiye’nin ulusal güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından tehdittir. Ancak Metiner “Türkiye başka şansı olmadığı için NATO’da bulunmak zorunda” görüşünde ise büyük yanlış içerisindedir. Öyle ki bu yanlış, yazısındaki tüm doğruları götürecek önemdedir.
Başka şans elbette var
Tersine, Türkiye’nin başka şansı var, Türkiye NATO’da olmak zorunda değil. Hele de 38 maddeli sonuç bildirgesinden sonra NATO’da olmak Türkiye için artık daha büyük bir yüktür. Çünkü NATO’nun Washington’daki bu son zirvesinden çıkan temel sonuç şudur: ABD, NATO’daki müttefiklerini Rusya ve Çin’e karşı cepheye sürmeye çalışıyor.
“Başka şansı olmadığı için NATO’da bulunmak zorunda” olduğunu iddia ettikleri Türkiye’nin ABD tarafından Rusya ve Çin’e karşı pozisyon almaya zorlanması, Ankara’nın intiharı olur!
II. Dünya Savaşı’nın ardından “başka şans yok” söylemiyle izlenen Atlantikçilik siyaseti dün de yanlıştı; çünkü Türkiye’nin “bağlantısızlık” gibi başka bir şansı vardı. “Başka şans yok, NATO’dan çıkamayız” söylemi bugün daha da yanlıştır; çünkü yine “bağlantısızlık” var, hele de “çok kutupluluk” şartlarında geniş manevra alanları var, “NATO’daki gibi fiilen egemenliğinizi devretmek zorunda kalmadan” siyasi ve ekonomik ortaklıklar kurabileceğiniz platformlar var, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) var, BRICS var, yükselen Asya var, bölgesel birlik olanakları var…
Yeter ki “NATO göz bağı” çıkarılabilsin!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Temmuz 2024