Posts Tagged MİT
ABDULLAH GÜL’E 10 SORU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/05/2012
Çankaya, “Cumhurbaşkanına sorun” diye halkla ilişkiler çalışması yürütüyor. Vatandaşların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e internetten sorduğu binlerce soru içinden 10’u seçiliyor. Gül soruların sahipleriyle Çankaya Köşkü’nde buluşuyor…
Seçilen sorular içinde medyanın en ilgi gösterdiği şöyleydi: “Sizi hep tebessümle görüyoruz ekranlarda. Çok öfkelenip sinirlendiğinizde ne yaparsınız?”
Abdullah Gül’ün yanıtı şu olmuş: “Her insanın yaratılıştan bir fıtratı vardır. Dolayısıyla insanlar bu konularda rol yapmazlar; rol yaparlarsa yapmacık olur. İnsan ne ise odur. Herkes bazen öfkelenir; ama bazıları da benim gibi kendini zorla kontrol ederek öfkesini içinde tutar.”
KİNDAR NESİL
Kimi korkak demokratlar bu yanıtın üzerine atladı, “devlet güler yüzlü de olabilirmiş işte” diyerek aslında Başbakan Erdoğan’a gönderme yaptı. Başbakan’ın kendilerine parmak sallamasından korkan, Başbakan’ın kendilerini patronlarına şikayet etmesinden ürken bu kişilerin Erdoğan’dan korkup Gül’e sarılması, kuşkusuz bir “ileri demokrasi” görüntüsüdür.
Öfkeyi sürekli içe atmakla kin tutmak arasında bir ilgi olup olmadığı da kuşkusuz incelenmesi gereken bir sorundur. Bu soruya verilecek bilimsel yanıtla da hem şu meşhur “kindar nesil” meselesine hem de Erdoğan’dan başlayarak AKP yönetiminin genel öfke sorununa inilebilir.
Konuyu uzmanlarına bırakıp geçiyoruz ve Gül’e soru meselesine dönüyoruz.
POWELL’LA ANLAŞMANIZ YASAL MI?
Ve Cumhurbaşkanı Gül’e, belki sorulanlar arasında da olan ama seçmediği bazı konuları soruyoruz:
1.) Dışişleri Bakanı olarak dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la 2 Nisan 2003’de “2sayfalık 9 maddelik” bir anlaşma yaptığınızı ağzınızdan kaçırdınız.
“Ağzınızdan kaçırdınız” diyoruz, çünkü varlığını ancak siz Vatan’dan Sedat Sertoğlu’na söylediğinizde öğrendiğimiz bu anlaşmanın maddelerini, tüm ısrarlarımıza rağmen nedense hiç açıklamadınız.
Ayrıca biz araştırdık ama bu anlaşmanın kaydına hiçbir devlet kurumunda rastlayamadık. Sizin var dediğiniz ama devlette olmayan bu anlaşma acaba yasal mıdır?
2.) Başkomutanı olduğunuz ordumuzun, savaşlarda bile esir alınamayacak sayıda komutanı şuanda tutuklu… Başkomutan olarak kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
3.) Başkomutanı olduğunuz ordumuzun en seçkin subaylarına yöneltilen suçlamaların kimi delillerinin, sonradan “sehven” dosyaya girdiği ortaya çıktı. Subaylarınıza bu çamuru atanlara hesap soracak mısınız?
ZEKERİYA ÖZ’DEN MEMNUN KALDINIZ MI?
4.) İsmet Berkan’dan öğrendik. Daha ortada Ergenekon operasyonu yokken, size getirilen kimi konularla ilgili “bulun bir savcı, delillendirin” demişsiniz. Zekeriya Öz’den memnun kaldınız mı?
5.) Vekilinize, yani siz yurtdışına çıktığınızda makamınıza vekâlet eden devletin iki numarasına, yani dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast planlandığı iddia edilerek başkomutanı olduğunuz ordumuzun kozmik odalarına, yani temsil ettiğiniz devletin en mahrem yerine girilmişti, çeşitli evraklara el konulmuştu…
Milliyet’ten Mehmet Yılmaz’ın da ısrarla sorduğu bu suikast işi ne oldu? Aradan bunca zaman geçmesine rağmen suikast iddiasıyla tek bir kişi bile tutuklanmadı. Yoksa suikast iddiası yalan mı çıktı? Öyleyse kozmik odalara bu iddiayla girilmesinin üzerine gidilmeyecek mi?
6.) Aradan iki yıl geçti… Ancak KPSS sorularını çalanlar bir türlü bulunamadı. Devlet Denetleme Kurulu’nu, bu çeteyi bir türlü bulamayan beceriksiz kurumları incelemesi için harekete geçirecek misiniz?
7.) Deniz Baykal’a kaset komplosunu kimin ya da kimlerin yaptığı aradan geçen iki yıla rağmen bulunamadı. Oysa Ergenekon iddianamesine bakılırsa başında olduğunuz devlet, yüz yıl önceki kimi suçların bile sorumlularını bulabiliyor(!)
Peki, Baykal kasetinin faili neden bulunamıyor? Keza MHP yöneticileriyle ilgili kasetlerin faili de hâlâ yargı önüne çıkarılamadı?!
PKK’YLE MÜZAKERELERDE SİZİN TEMSİLCİNİZ KİM?
8.) Kürt Açılımı’nı 8 Mart 2009 tarihinde Tahran’a giderken, yolda “çok güzel şeyler olacak” diyerek siz başlatmıştınız. O zamandan beridir herkes birbirinin etnik aidiyetini, soyunu sopunu merak eder oldu. Siz sonuçlardan memnun kaldınız mı? Ayrıca “çok güzel şeyler olacak” dediğiniz için soruyorum, 3 yılın sonunda güzel neler oldu mesela?
9.) MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın devletin değil ama Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da PKK’yle pazarlık masasında yer aldığı ortaya çıktı. Kürt Açılımı’nı başlatan makam olarak sizin bu müzakerelerdeki temsilciniz kim acaba?
10.) Uludere’de 34 yurttaşımızın ölümünde istihbaratı kimin verdiğini hükümete ve Genelkurmay Başkanlığı’na defalarca sorduk. Size de bu vesileyle bir daha soralım dedik: Uludere’de istihbaratı kim verdi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mayıs 2012
TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/03/2012
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.
Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.
“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”
Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:
“Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:
“Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?
“Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.
“Daniel: ABD tek başına değil.
“Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?
“Kemal: Kim var ABD’nin yanında?
“Daniel: Bir takım ülkeler de var.
“Daniel: Aslında her şey ortada.”
Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…
TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:
“Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydi. Üçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”
Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:
“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”
TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR
Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:
“Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.
“Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”
SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!
Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney…
SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…
Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012
HEPİMİZ TERÖRİSTİZ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/01/2012
Türk Ordusu, internet sitesi üzerinden hükümeti karalamakla ve onu yıkmaya çalışmakla suçlanıyor! TSK, bu suçu işleyebilmek için, aynı zamanda millete karşı psikolojik savaş uyguluyormuş!
Bu saçmalığın ciddiyet kazanması, tam da tersinden psikolojik savaşın uygulandığının resmidir: Türkiye, ıslak imza tartışması üzerinden, “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadelenin” suç olduğuna inandırıldı, alıştırıldı!
Geçtik CHP’yi, Kemalist olduğunu iddia edenlerin bile lügatından düştü “bölücülüğe ve irticaya karşı mücadele” etme görevi.
Evet, görev diyoruz, çünkü bu, Kemalist Devrimin verdiği bir görevdir!
İNTERNETTEN TSK’YE PSİKOLOJİK SAVAŞ
TSK, AKP’yi internet üzerinden karalıyormuş! 40 yılın gazetecileri bile böyle yazıyor…
İlker Başbuğ daha Genelkurmay Başkanı olmadan, onunla ilgili internetten yapılan yalan ve karalama dolu yayınları uzaylılar mı üretti?
Komutanları gizlice dinleyip, konuşmalarını makaslayıp, farklı cümleleri birbirine monte edip, internete servis edenler Tanzanyalı mıydı?
Yaşar Büyükanıt’ın Yahudi olduğu yalanını internete servis ederek, Genelkurmay Başkanlığını engellemek isteyenler, demokrasi kelebeği miydi?
MİT, HERKESİ DİNLEMEK İSTİYOR
Yoğun gündemde kaynadı gitti, üzerinde durulmadı, bugün biz dikkat çekelim:
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bildiğiniz gibi uygun gördüğü gazete ve tv’lerin yetkililerini Yenimahalle’de ağırladı. Onlar da karşılığında, ertesi gün Hakan Fidan’dan ne kadar etkilendiklerini yazdılar.
Ancak ertesi günkü yazılarında, arada kaynayan, pek dikkat çekmeyen, şöyle bir cümle de vardı: “Türkiye’de dinlemelerin mahkeme kararıyla olduğunu da aktaran Fidan, Avrupa’da birçok ülkede ve ABD’de istihbarat birimlerinin daha geniş yetkilere sahip olduğunu hatırlattı.” (Zaman, 6 Ocak 2012)
Yani, Genelkurmay Elektronik Sistemler Başkanlığı’nı da bünyesine alan MİT, artık mahkeme kararı olmadan, istediği herkesi dinleyebilme yetkisi istiyor!
NEREDE KUVVETLER AYRILIĞI?
Em. Org. İlker Başbuğ’un, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıp, tutuklanmasıyla ilgili açıklama yapan hükümet temsilcisi Beşir Atalay’ın açıklamasında ilginç bir ayrıntı vardı, bilmem dikkatinizi çekti mi?
Başbakan Yardımcısı Atalay şöyle diyor: “Başbuğ’u biz atadık. Ayrıntıları ve dosyanın içinde neler var, bilmiyorum. Çok uzun zaman birlikte çalıştık. Adalet sistemi doğru yorumlanırsa doğru yanlış ayrılır. Yargının iyi işlemesini beklemek gerek. Türkiye’de çok büyük normalleşme var. Algılama çok değişti. Bakışlar çok farklı, yanlışsa yanlış. Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz. Bu ayrım çok önemli. Yargının gecikmesi sorunu var. Yargılamanın gecikmesinden yargı da şikâyetçi…” (Vatan, 7 Ocak 2012)
Tekrar altını çizelim. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki, “Biz yeri gelince yargı, yasama, yürütmenin ayrımına varıyoruz.”
Yargı, yasama ve yürütmenin ayrılığı, yani kuvvetlerin ayrılığı, demokratik devlet yönetimini düzenler… Türkiye’nin yönetim yapısı bu esasa dayanır; Anayasal düzen dedikleri, tam da budur. Ancak AKP Hükümeti, bu ayrıma “yeri gelince” varıyormuş!
SUÇ VE SUÇLU
Aslında suç da belli, suçlu da…
Türk Ordusu, “silahlı terör örgütü” olmakla suçlanıyor!
İnanırsak, hepimiz terörist olacağız!
Ki zaten TSK terör örgütüyse, hepimiz teröristiz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ocak 2011
ÖCALAN’IN KURYESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/11/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Abdullah Öcalan için bazı düzenlemeler yapılacağını duyurdu. Aynı zamanda milletvekili de olan Akdoğan Zaman gazetesine konuştu: “Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde bir mahkum, cezaevinden tehditler yağdıramaz, terör örgütünü yönetmeye kalkamaz, terör eylemlerine yönelik talimatlar veremez. (…) Öcalan’ın durumu çok iyi irdelenmesi gereken bir konudur. Bu noktada da sanırım bazı düzenlemeler yapılacaktır.”
Bu sözlere bakılırsa, 9 yıldır iktidarda olan AKP büyük bir keşif yapmış oluyor: Meğer Öcalan, İmralı’dan Kandil’i yönetiyormuş!
Toplumsal hafızamızın seviyesine güvenen AKP kurmaylarının bu aldatmacasına yanıtı, haftaya çıkacak “Hükümet – PKK Görüşmeleri (1986 – 2011)” isimli yeni kitabımızdan verelim:
ZANA – ÖCALAN MEKTUPLAŞMALARI
1.) AKP, Leyla Zana ile Öcalan’ın mektuplaşmalarını sağladı. 2004 yılı boyunca süren mektuplaşmaların en dikkat çekeni, Zana’nın Öcalan’a “ateşkese ihtiyaç var” dediği mektubuydu…
2.) MİT Müsteşarı Emre Taner, 2005 yılında AKP adına Öcalan’la görüştü. Taner, İmralı’nın notlarını Mesud Barzani’ye aktardı. Barzani de Kandil’e…
3.) Kandil’in başı Murat Karayılan, 2006 yılında Talabani aracılığyla Başbakan Erdoğan’a mektup yazdı.
4.) Öcalan’ın 2009 yılında yazdığı mektubu “devlet” tarafından Avrupa’daki PKK’ye, oradan da Kandil’e ulaştırıldı.
ÖCALAN’IN PROTOKOLLERİ KARAYILAN’DA
5.) Yine 2009 yılında Öcalan’ın hazırladığı protokoller devlete teslim edildi. Devlet de tartışılması ve onaylanması için Kandil’e, Karayılan’a ulaştırdı.
6.) AKP hükümeti, Kandil’den Habur’a barış gruplarının gelmesinin “Kürt Açılımı” için önemli olduğunu düşünüyordu. Talep Öcalan’a iletildi. Öcalan önce reddetti ama pazarlıklardan sonuç alınca, Kandil’e çağrı yaptı.
PKK İLE ÖCALAN ARASINDAKİ KURYE:MİT
7.) PKK ile masaya Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak oturan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın açıklamaları, MİT’in PKK ile Öcalan arasında kuryelik yaptığının en somut dayanağıdır. 2009 yılındaki 5. Oslo görüşmesinin tutanakları, bu bakımdan ibretliktir!
8.) 2011 Mayıs’ında, AKP ile Öcalan arasında seçim sonuna kadar saldırı olmayacağına dair ön protokol imzalandı. Milletvekili Şerafettin Elçi’nin açıkladığı bu ön protokol, İmralı’dan Kandil’e de ulaştırıldı.
AKP’Yİ DE PKK’Yİ DE ABD YÖNETİYOR
AKP ile PKK arasında, belgeleriyle saptayabildiğimiz tam 37 görüşme var. Ayrıntılarını kitabınızda okuyacağınız bu görüşmelerden yukarıda özetlediğimiz bir bölümünde ise AKP’nin İmralı ile Kandil arasında kuryelik yaptığı görülüyor!
Ancak Başbakan Erdoğan’ın siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan ise hiç bunlar yaşanmamış gibi, “Öcalan’ın cezaevinden örgütü yönetmesine izin vermeyeceğiz” diyebiliyor!
ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki kukla devletini resmileştirmek istediği, bunun için de AKP hükümetini bu yapının hamiliğine soyundurduğu bu dönemde, kimin kimi nereden yönettiği karışmış durumda…
Ancak karşıklığı giderecek tek formul var: AKP’yi, İmralı’yı, Kandil’i, Talabani’yi, Barzani’yi ve de İsrail’i ABD yönetiyor! AKP’nin Öcalan’a 8 kez kurye olması da, AKP’nin PKK ile 37 kez görüşmesi de bu ilişkinin sonucudur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Kasım 2011
ERDOĞAN ÖCALAN’LA YÜZDE 95 ÖRTÜŞÜYOR!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/09/2011
AKP’nin mavi havuzdaki yandaşları ikiye ayrıldı: Bir bölümü, “görüşmeyi kim sızdırdı” diyerek içeriği perdelerken, bir bölümü de görüşmeyi normalleştirme peşinde. Yeşil havuzdan yandaşlar ise hâlâ olayın şokundalar ve konuya henüz giremediler!
Biz görüşmeyi kimin sızdırdığını araştırmayı ilgililerine bırakıyor ve görüşmenin içeriğine bakıyoruz.
ERDOĞAN-ÖCALAN PAZARLIĞI
Ve o içeriğin tam merkezinde tek bir gerçek duruyor: PKK-MİT görüşmesinin kayıtları bir kez daha gösterdi ki AKP, PKK ile uzun süredir müzakere yapmaktadır. Daha doğrusu Erdoğan ve Öcalan, temsilcileri aracılığıyla pazarlık yapmaktadırlar. (Bakınız: AKP’nin PKK ile 19 müzakeresi, www.mehmetaliguller.com, 2 Kasım 2010)
Çeşitli kesimler konuyu hafifletmeye hatta müzakereyi, pazarlığı meşru gibi sunmaya gayret etse de Başbakan Erdoğan felaketin farkındadır ve bu nedenle görüşmeyi yine devlete yıkmaya kalkmaktadır.
BÜROKRAT DEĞİL BAŞBAKAN’IN ÖZEL TEMSİLCİSİ
Erdoğan, Tunus’ta, sızan PKK-MİT görüşmesiyle ilgili sorulara verdiği yanıtta, “Hükümet olarak İmralı ile görüşmeyiz. Ama devlet üzerine düşeni yapar” diyebiliyor hâlâ…
Oysa MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK’li muhataplarına söyledikleri ortada:
“(Başbakanlık) Müsteşar yardımcısıyım ama sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim. (…) Olayın teknik görünen bir çalışmadan öte daha siyasi içerikli, daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi. (…) Sayın Başbakan bu noktada caddi olduğunu, samimi olduğunu, siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu birkaç defa söyledi. (…) Hükümetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye’deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye, realize etmeye çalışıyor. Bu noktada sayın Başbakan beni görevlendirdi.”
Kaldı ki, Erdoğan Tunus’ta gazetecilere “Emre Bey’i de (Eski MİT Müsteşarı), Hakan Bey’i de gönül rahatlığı içerisinde İmralı’ya gönderdik” demektedir. Gönderen hükümet giden devletse, görüşen devlet mi olur?
ERDOĞAN’LA ÖCALAN’IN VİZYON BENZERLİĞİ
Asıl vahimi, Başbakan’ın temsilcisinin PKK’li muhataplarına söylediği, Başbakan Erdoğan ile Öcalan’ın vizyonlarının yüzde 95 benzerlik taşıdığı şeklindeki saptamasıdır:
“Ben kendisine tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralı’daki çözüm iradesini, olaya iyi niyetle yaklaşımı, sayın Öcalan’ın yıllar içerisindeki oluşturduğu düşünsel evrimi, ulaştığı sonuçları, ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun yüzde doksan – doksan beş oranında, kendi çizdiği viyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım.”
HÜKÜMETTE GÖREV BÖLÜŞÜMÜ
Görüşmenin aslında Erdoğan ile Öcalan arasında bir pazarlık anlamı taşıdığını, görüşmede bulunan MİT Müsteşar Yardımcıs A.G.’nin şu sözleri de ortaya koymuyor mu:
“Geldiğimiz noktada, önümüzde işte hazırlığını yapmakta olan bir hükümet ortaya neyi koyacağını, neyi yapıp, neyi yapamayacağını işte hukukçulara vermiş. Adalet Bakanlığı ayrı bir çalışma yürütüyor. Daha sonuç raporu çıkmamış. Bilmem ne bakanına bir görev vermiş, çalış bakalım, raporunu çıkart demiş…”
BOP DEVLETİ’NİN PAZARLIĞI
Peki Erdoğan ile Öcalan neyin pazarlığını yapıyorlar? Sadece silah bırakmayı mı, barajın düşürülmesini mi, Öcalan’ın özgürlüğünü mü, KCK davasının düşürülmesini mi, ana dilde eğitimi mi, özerkliği mi?
Tümünün toplamı olarak, yeni BOP devletini ve onun yeni anayasasını müzakere ediyorlar!
O BOP devletinin ismi “Türk-Kürt Federe Devleti”dir ve ikinci ile üçüncü İsrail’dir!
İşte bu devletin pazarlığı yapılmaktadır.
Ki hükümetin özel temsilcisi olarak Hakan Fidan, aslında Öcalan’ı meşru bir önderlik olarak kabul ettiklerini konuşmasında sık sık belirtmektedir!
Öcalan’ı meşru gören bir hükümetin ise aldığı yüzde 50 oya rağmen meşru olmadığı ortadadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Eylül 2011