Posts Tagged Suriye
5 ÜLKELİ ÇÖZÜM PLATFORMU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/10/2012
Son üç günde üç önemli ABD yetkilisi, Suriye’de “Türkiye ile birlikte çalıştıklarını” vurguladı!
Önce ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden konuştu ve “Suriye’de Türkiye’yle el ele çalıştıklarını” söyledi.
Ardından ABD’nin Adana Konsolosluğu’na iki ay önce atanan John Espinoza konuştu. Ekspres gazetesine röportaj veren Espinoza, “Probleme en iyi çözümü bulmak için Türkiye Hükümeti ile yakın çalışıyoruz” dedi.
Son olarak da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, “ABD ile Türkiye’nin gizli çalışmalar yürüttüğünü” açıkladı. Ricciardone, “bu gizli çalışmanın ne kadarının açıklanacağını da AKP Hükümeti’nin bileceğini” söyleyerek topu Erdoğan’ın kucağına bıraktı.
GİZLİ ÇALIŞMA FELAKETLERİ
Uludere’de 34 yurttaşımızın yanlışlıkla bombalanması, F4 keşif uçağımızın Suriye’de NATO yemi yapılması, Akçakale kışkırtması ve Moskova’dan kalkan Suriye uçağının CIA’nın “roket taşıyor” istihbaratıyla Ankara’ya indirilmesi, bu “yakın ve gizli” çalışmanın örneklerindendir…
Ancak üç günde üç ABD’linin “Türkiye’yle birlikte çalıştıklarını” özellikle vurgulaması bize dikkat çekici geldi. Uluslararası ilişkilerde bunun bir anlamı da, “yakın çalışma” durumunun sekteye uğradığının dolaylı işaretidir. Böyle midir, göreceğiz…
ÜÇLÜ MÜZAKERE SİSTEMİ
Bir süredir yazılarımızda Türkiye ile İran’ı aynı platformda buluşturan Dörtlü Komisyon’un, Ankara’nın Suriye sahnesinden çekilebilmesine fırsat yaratacağını savunduk. Nitekim ABD’nin çok rahatsız olduğu bu platform, Suudi Arabistan üzerinden sabote edildi ve üçüncü toplantısı yapılamadı.
Ancak Bakü’de bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın 40 dakikalık Suriye görüşmesi, yeni bir fırsata işaret ediyor.
Nitekim Erdoğan, görüşmede “üçlü müzakere sistemi”nin ele alındığını açıkladı:
1) Birinci sistem; Türkiye-Mısır-İran. Bu sistem, Suudi Arabistan’ın olmadığı Dörtlü Komisyon platformu zaten.
2) İkinci sistem; Türkiye-Rusya-İran.
3) Üçüncü Sistem; Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan.
Üçlü müzakere sisteminden anlaşılan, Türkiye’nin Mısır-Suudi Arabistan ikilisi ile Rusya-İran ikilisi arasında arabuluculuğa soyunduğudur. Çünkü üç sistemde de Türkiye var ancak İran, Mısır’la aynı platformda yer almasına rağmen, hem İran hem de Rusya, Suudi Arabistan’la hiç bir araya gelmiyor…
Ancak beş ülkeden oluşan üç sistemin tamamen bölge ülkelerinden oluşması çok önemlidir.
AKP-ÖSO İLİŞKİLERİ
Erdoğan bu “üçlü müzakere sistemi”ni açıkladığı basın toplantısında, Ankara ile Tahran’ın bir başka konuda da mutabık olduğunu müjdeliyordu. BM ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi’nin “kurban bayramında ateşkes önerisi” yapması, her iki ülke tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.
Ancak aynı saatlerde Özgür Suriye Ordusu’nun Brahimi’nin çağrısına olumsuz yanıt vermesi, Ankara-ÖSO ilişkilerinin geldiği yer açısından not edilmelidir.
AKP-ÖSO ilişkisinin durumunu anlamak için, son iki haftada gerçekleşen şu olgulara da bakmalıyız:
ÖSO karargâhını sınır dışına taşımak zorunda kaldı.
Türk polisi özel evlerde kalan Suriyeli muhaliflere “ya kamplara geçin ya da Suriye’ye dönün” baskısı yaptı.
Daha önce “tampon bölge”nin barajı ilan edilen mülteci sayısı 100 bini geçti ama AKP medyasında nedense pek ilgi görmedi.
RUSYA VE İRAN’IN JESTLERİ
Hepsinden önemlisi ise Ahmedinejad’ın Bakü’de Erdoğan’a “Akçakale’de haklıydınız” demesi ve Rusya’nın indirilen uçak konusunu fazla büyütmemesidir.
AKP medyasında “jest” olarak selamlanan bu iki gelişme, anlaşılan o ki, Türkiye’nin “beşli çözüm platformu”na evet demesine, Rusya ve İran’ın verdiği olumlu karşılıktır.
Bakalım ABD’nin karşı hamlesi ne olacak?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ekim 2012
3 TUZAK: F4, AKÇAKALE, MOSKOVA UÇAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/10/2012
AKP Hükümeti’nin Moskova-Şam seferini yapan Suriye yolcu uçağını “silah taşıyor” istihbaratı üzerine Ankara’ya indirmesi ne anlama geliyor?
“Uçakta roket var” istihbaratının sahibi ABD; ancak uçaktan değil roket, silah bile çıkmadı!
Nitekim yetkililer önce uçaktan “askeri haberleşme cihazı” çıktığını söylediler ancak ciddiyetsizliğin farkına varıp, ardından yükü “silah sistemi parçası olduğu değerlendirilen malzemeye” dönüştürdüler!
Demek ki istihbarat tuzaktı!
Ama tuzağa düşmekle görevlendirilenler, Suriye’de askeri üssü bulunan Rusya’nın bu ülkeye silah gönderebilmek için yolcu uçağına neden ihtiyaç duyabileceğini, haliyle düşünemediler…
HAVA KORSANLIĞININ ZAMANLAMASI
Peki, ABD Türkiye’yi bu tuzağa neden düşürdü?
Öncelikle uluslararası kamuoyunda “resmi” hava korsanlığı gibi algılanacak bu hamlenin zamanlamasına dikkatinizi çekerim. Zira olaydan birkaç saat önce, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önümüzdeki hafta yapacağı Türkiye ziyaretinin ertelendiği açıklanmıştı.
Daha da önemlisi, Moskova’da Rusya-Irak silah anlaşması imzalanıyor ve Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Putin’in yanında “Türkiye tüm bölgeyi tehlikeye atıyor” uyarısında bulunuyordu…
ABD NEDEN TUZAĞA İHTİYAÇ DUYDU?
BOP eşbaşkanlığı varken, ABD’nin yine de bir tuzağa ihtiyaç duyması önemli. Bu olgu bizi yanıtlara götürecektir.
Daha önce bu köşede birkaç kez dile getirdiğimiz bir saptamamızı anımsatalım. Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarafından önerilen ve Mısır-Türkiye-İran-Suudi Arabistan tarafından oluşturulan “Dörtlü Komisyon” platformu, Türkiye’nin Suriye sahnesinden çekilmesi için bir fırsat oluşturuyordu…
Nitekim Akçakale olayından önceki son bir ay boyunca, AKP Hükümeti’nin Suriye konusundaki söyleminin dozunu yavaş yavaş aşağı çektiği açıkça görülüyordu.
Türkiye ile İran’ın aynı platformda yer almasının getireceği sonuçları bilen ABD bu platforma karşıydı. Washington, platformu Suudi Arabistan üzerinden ve daha üçüncü toplantıda bozdu!
TÜRK-KÜRT-MUSEVİ CEPHESİ
Akçakale’ye düşen kimliği belirsiz top olayından sonra Türkiye’nin Suriye cephesine sürülen tek kuvvet olduğu iyice belirginleşti. AKP medyasında dile getirilen “tuzağa mı çekiliyoruz” uyarıları, kuşkusuz iktidar partisi içindeki tartışmaları yansıtıyordu.
AKP Hükümeti bir yandan TBMM’den tezkere çıkarıyor ama TSK’yi Suriye’ye sokamıyordu. Aradan geçen bir haftada, Türkiye’nin Suriye’ye gir(e)meyeceği anlaşıldı.
İşte tam bu koşullarda ABD, “uçakta roket var” diyerek Türkiye’yi Suriye’den sonra Rusya’yla da doğrudan karşı karşıya getirdi.
Neden? Çünkü ABD bu tuzakla, “sahneden geri çekilmek isteyen” Türkiye’ye çıkış yollarını kapatmaya çalışıyor…
ABD hem Rusya-Türkiye bağını koparmaya yöneliyor hem de Türkiye’yi iyice yalnızlaştırarak kendisine daha da mecbur etmeye çalışıyor.
Washington senaryosuna göre Fars ve Şii-Arap dünyasına karşı konumlandıran Türkler, böylece Kürtlerle ve Musevilerle müttefikliğe mecbur kalmış olacak!
ZİNCİRİN ZAYIF HALKASI
Moskova-Şam seferi yapan yolcu uçağını Ankara’ya indirmek, Suriye konusunda ABD’nin Türkiye’ye kurduğu üçüncü tuzaktır. İlk tuzak “NATO yemi” yapılan F-4 keşif uçağıydı. İkinci tuzak Akçakale’ydi…
Peki, Türkiye bu tuzaktan nasıl çıkar?
AKP Hükümeti Türkiye’yi yönettiği müddetçe, tuzağa düşmekten kurtulamayacağız. Peki, ne yapmalı o zaman?
Önce Ahmet Davutoğlu’nun elindeki benzin bidonu alınmalı…
Göreceksiniz, gerisi gelir ve Erdoğan’ın elindeki çakmak da düşer mutlaka!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ekim 2012
BÖLGEDEKİ CEPHELEŞME
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/10/2012
AKP Hükümeti’nin Suriye karşıtlığı, bölgede çok köklü değişikliklere ve yeni ittifaklara neden oluyor.
Örneğin geçen dönemde Türk Ordusu’nun sınır ötesi harekâtlarına ve Irak’ın kuzeyinde asker bulundurmasına Barzani-Talabani kuvvetleri karşı çıkıyor ancak Bağdat onaylıyordu…
Hatta Bağdat, özellikle Saddam Hüseyin döneminde, TSK’nin varlığını Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü açısından yararlı görüyordu. Nitekim geride bıraktığımız 20 yıl, “Irak’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir” denkleminin doğruluğunu sonuçları itibariyle gösterdi.
BARZANİ, TÜRK ÜSSÜNE KARŞI DEĞİL?!
Yeni dönemde ise TSK’nin varlığına dair ilişki tersine dönmüş durumda. Bağdat yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki Türk üslerinin kaldırılması için harekete geçiyor, kuzeydeki Barzani yönetimi ise Bağdat’a karşı çıkıyor!
Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Mehdi el Musavi, 2 Ekim tarihli “Türk üslerinin kaldırılması” kararını Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin yetkilileriyle görüştüklerini, ancak Erbil’in Bağdat’tan farklı düşündüğünü açıkladı.
Daha birkaç yıl önce “Türkiye’ye Kürt kedisi bile vermem” diyen Barzani-Talabani yönetiminin bugün Türk üslerine karşı çıkmaması, TSK’yi artık bir tehdit olarak algılamadıklarını gösteriyor.
Çünkü AKP Hükümeti, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini değiştirdi ve Irak’ın kuzeyindeki yapıyı onayladı, tanıdı!
BAĞDAT RUSYA’YLA, BARZANİ ABD’YLE
Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin Moskova ziyareti de bu yeni dönem cepheleşmesine işaret ediyor. Maliki, Moskova’da Rus yardımı istiyor, Rus silahı talebinde bulunuyor…
20 yıldır ABD’nin işgali altında bulunan Irak, ABD askerlerinin çekilmek zorunda kalmasının ardından hızla İran’la ittifak kurdu. Irak, şimdi de Rusya’yla işbirliği geliştiriyor.
Irak’ın kuzeyindeki özerk yapı ise Bağdat’ın tersine kaderini ABD’ye ve bunun yansıması olarak AKP Hükümeti’ne bağlıyor!
BAĞDAT ESAD’I, ERBİL TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR
Bağdat ile Erbil, Suriye’de de zıt konumlanıyor…
Barzani, Esad karşıtı muhalefete açık destek veriyor; Suriye’den gelen 15 bin kişiye silahlı eğitim veriyor, Ankara’nın isteği üzerine Suriyeli Kürtleri aynı çatı altında birleştirmeye çalışıyor, Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi arasındaki sınır geçişini Şam aleyhine kullanıyor…
Barzani, Fransız dergisi L’Essentiel’e yaptığı açıklamada, aslında Suriye krizinin neden çıkarıldığını da ortaya koyuyor. Barzani, gündemlerinde Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinin birleşmesi olmadığını söylüyor ama ekliyor: “Gelecekte ne olacağını kimse bilemez.”
Maliki yönetimi ise Barzani’nin tersine Şam yönetimini destekliyor. Bağdat, hem Tahran-Şam bağlantısı kuruyor hem de Suriye hükümetine kritik yardımlarda bulunuyor. Örneğin Bağdat, Şam’a gemilerle akaryakıt yardımı yapıyor.
ESAD KARŞITI AKP-İSRAİL-BARZANİ İTTİFAKI
Öte yandan İsrail’in Suriye konusundaki son açıklamaları, ayrıca basına yansıyan Barzani-İsrail silah anlaşması, Esad karşıtı cephedeki AKP-İsrail-Barzani ortaklığını iyice gün yüzüne çıkarmış oldu.
İsrail Başbakan Yardımcısı Dan Meridor’un, Akçakale’ye düşen top sonrasında yaptığı “Türkiye’ye saldırı, NATO’ya saldırıdır” açıklaması da, bu cepheleşmeye işaret ediyor.
BÖLÜCÜLER, BÖLÜCÜLERLE İTTİFAK YAPAR!
Sonuç olarak diyebiliriz ki, her ülkenin bölücüsü, aynı zamanda birbiriyle ittifak da kuruyor.
Yani Irak’ın bölücüsü Barzani, Suriye’nin bölücüsü ÖSO ve AKP hükümeti, ABD senaryosu içinde yan yana geliyor ve hepsi birlikte bölgenin bölücüsü İsrail’le ve PKK’yle aynı cephede sıralanıyor.
Ancak karşılarında “İran-Irak-Suriye-Lübnan-Rusya-Çin” ittifakı var. Türkiye’nin milli kuvvetleri, daha doğrusu nesnel olarak Türkiye de, son tahlilde bu bölge ittifakının doğal üyesidir.
Savaş bu karşılıklı cephelerde sürüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ekim 2012
CHP NEDEN ESAD KARŞITI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2012
Suriye’de akan kanın sorumlusu kim? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na göre Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan! Hatta Kılıçdaroğlu, Esad’ın, Erdoğan’a göre daha sorumlu olduğunu da saptıyor! (Tarafsız Bölge, CNNTürk, 8 Ekim 2012)
Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun sözleri, tezkere oylaması günü CHP adına konuşan ve kürsüden “Esad’ın canı cehenneme” diyen Muharrem İnce’yle uyumlu…
Her ikisi de Esad karşıtlığı sergileyerek ABD’ye selam göndermiş oluyorlar…
KILIÇDAROĞLU’NUN ABD’YE MESAJI
Hele Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bu mesajı daha da somutluyor: “Bana çıksın bu ülkenin başbakanı şu lafı etsin, ‘Benim izlediğim politikayı Fransa destekliyor, Almanya destekliyor, İngiltere destekliyor, NATO destekliyor, ABD destekliyor’ desin.”
Kılıçdaroğlu “bu ülkelerin AKP’yi desteklemediğini” iddia ediyor ve bu kez küçümsemek için AKP’nin arkasında olan kuvvetleri sıralıyor: “Kim destekliyor? Suudi Arabistan, Katar destekliyor, Barzani destekliyor.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, cehalet eseri değildir. ABD’nin, NATO’nun AKP’yi nasıl desteklediğini en iyi Kılıçdaroğlu bilir. “AKP’yi destekliyor” dediği ve küçümsediği güçlerin, tıpkı AKP gibi ABD taşeronu olduğunu da en iyi Kılıçdaroğlu bilir.
E, o zaman? Kılıçdaroğlu, Washington’a “AKP’yi değil beni destekle” mesajı veriyor!
KILIÇDAROĞLU’NUN TUTARSIZLIKLARI
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, Suriye konusunda net ve doğru bir tutum almasını önlediği gibi kendisini de tutarsız durumlara düşürüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu hem “Suriye’de akan kanın sorumlusu önce Esad, sonra Erdoğan’dır” diyor, hem de CHP ile AKP’nin Suriye konusundaki politika farkını şu sözlerle açıklıyor: “Hükümetin isteği ‘rejimin değişmesi değil, Esad’ı göndermek’, biz ise Suriye’de akan kanın durmasını istiyoruz.”
“Akan kanın sorumlusu Esad” dediğinize göre, o zaman siz de AKP gibi “Esad’ı göndermek” istiyor olmuyor musunuz?
Kılıçdaroğlu kendisiyle o kadar çelişiyor ki, programda önce Batı’nın AKP’yi desteklemediğini söyleyerek ABD’ye selam çakarken, bir süre sonra şunu demeye başlıyor: “(Hükümetin) baştaki çabaları elbette doğruydu ama ne zaman ki siz Batı’nın piyonluğuna soyundunuz, Batı’nın diliyle konuşmaya başladınız…”
ESAD KARŞITLIĞI DERSİM’E BAKIŞLA UYUMLU
Washington’dan AKP yerine CHP’yi desteklemesini dileyen Kemal Kılıçdaroğlu, bunun şartlarından birinin “Esad karşıtı” olmaktan geçtiğini bilerek sık sık konumunun altını çiziyor: “Kesinlikle Esad yönetimini savunmak gibi, Esad yönetimini onore etmek gibi, ‘Esad yönetimi doğru yaptı’ demek gibi bir düşünce aklımızın ucundan geçmedi. Hiçbir yerde, hiçbir ortamda, hiçbir toplantıda, hiçbir televizyon programında, hiçbir grup toplantısında bizden, ne ben ne de hiçbir CHP’linin Esad yönetimine övgüler düzdüğü falan yok.”
Kılıçdaroğlu, şu sözlerle CHP’nin tutumunu ilan ediyor: “Bana ne, Esad Aleviymiş, Sünniymiş. Halkına zulmeden adamın inancı mı olur? Zalim zalimdir.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Dersim konusunda partisini ve İnönü’yü suçlamasıyla ne kadar da uyumlu!
PARİS METROSU’NDAKİ FOTOĞRAFLAR
Oysa Kılıçdaroğlu da çok iyi biliyor ki, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Suriye’de halk değil, Batı destekli silahlı gruplar sokağa çıktı. Hatta Esad ilk zamanlar, eylemlerde olur da kullanırlar diye güvenlik kuvvetlerine silah taşımayı bile yasaklamıştı. Daha ilk günlerde Cisreşuğur’da 120 polisin katledilmesi, Esad’ın bu yaklaşımı nedeniyleydi…
Türkiye Saddam Hüseyin karşıtlığının sonuçlarını yaşayarak gördü… O gün batı kaynaklı psikolojik savaş sonucu Saddam Hüseyin, kamuoyunun gözünde bir caniye dönüştürülmüştü… Bugün de Beşar Esad zalime dönüştürülmek isteniyor.
CHP’liler en azından şunu düşünsünler: Batı, yıllar önce neden Paris Metrosu’nda, insanlar gelip geçerken ayaklarıyla çiğnesinler diye Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın, Hamaney’in fotoğraflarını sergiledi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2012
SURİYE DÜŞMANLIĞI KİME YARIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/10/2012
AKP’nin Suriye karşıtlığından kim yararlanıyor? Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” kime yarıyor? Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak kime alan açıyor?
Bu soruların yanıtları dün önemliydi, bugünden sonra daha da önemli olacak. Zira Türk Ordusu’na Suriye’yi işgal ettiremeyen ABD, Türkiye-Suriye sınırında karışıklık çıkartma faaliyetlerine daha da yüklenecektir. Çünkü bu hat üzerinden bir koridorun Akdeniz’e açılması, ABD’nin asıl meselesidir!
SURİYE’DE KÜRT ORDUSU
PKK’ye yakın Fırat Haber Ajansı önceki gün dikkat çeken bir bildiriyi haberleştirdi. Bildiri, PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin oluşturduğu “Kürdistan Halk Tugayları Ordusu” hakkındaydı…
PYD, bir ordu kurma ihtiyacını “Bir yandan BAAS rejimi, diğer yandan da Arap muhalefetinin inkârcı zihniyeti ile yaşanan güvenlik sorunlarına” bağlıyor. Kuşkusuz PYD bu ifadeyle, Şam ile AKP destekli muhalefet arasındaki mücadeleden yararlanmakta olduğunu ortaya koyuyor.
PYD, Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde “bağımsızlık ve özerklik yolunda askeri güvenliğin bizzat ‘Kürdistan Halk Tugayları Ordusu’ ile sağlanacağını” belirtiyor ve bu hamleyi “devletleşmek yolunda atılan büyük bir adım” olarak değerlendiriyor!
ÖCALAN’IN SURİYE KÜRTLERİNE MESAJI
PYD’yi tam da bu zamanda böylesi bir hamleye götüren neydi? Yanıtı Financial Times’dan öğreniyoruz.
Gazeteye göre PYD bu hamleyi, Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine yaptı. Üstelik bu konuda Öcalan’dan yazılı bir talimat da aldı!
Evet, yanlış okumadınız. Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ı muhatap ilan ettiği saatlerde, meğer AKP aynı zamanda Öcalan ile PYD arasında bir de postacılık yapıyormuş!
PYD gençlik kolu toplantısında okunan ve Financial Times muhabiri Loveday Morris tarafından yayımlanan Öcalan’ın mesajı şöyle: “Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz, ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.”
Financial Times’da “Suriyeli Kütler Esad’dan sonraki hayata hazırlanıyor” başlığıyla yayımlanan haberde Kürtlerin petrol zengini kuzeyde karakollar, belediyeler, mahkemeler kurduğu ve bu yapıları özerk bir yönetimin temeli olarak gördükleri belirtiliyor.
20 yıllık Irak sürecine ne kadar da benziyor…
Bu haberlerin benzerini defalarca okuduk; şu fakla, Suriye yerine Irak, Esad yerine de Saddam vardı o haberlerde…
Bugünkü Esad karşıtlığı, dün de Saddam karşıtlığı olarak vardı. Ve o karşıtlık yanı başımızda ülkemizi tehdit eden bir kukla devlete dönüştü. Üstelik o yapı, PKK’nin daha da güçlenmesine yarayan bir yuvadır artık.
SURİYE KARŞITLIĞI PKK’YE YARAR!
Başlarken sorduğumuz soruları şimdi yanıtlarıyla yeniden yazalım: AKP’nin Suriye karşıtlığından PKK yararlanıyor! Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” PKK’ye yarıyor! Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak PKK’ye alan açıyor!
Öcalan’ın AKP’nin izniyle PYD’ye mesaj ulaştırması, PYD’nin bu mesaj üzerine Suriye’nin kuzeyinde 15 bin kişilik bir ordu kurmaya soyunması, iktidarın Türkiye ve bölge için bir güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bu tablo PKK’yle mücadelenin, AKP’yle mücadeleden geçtiğini gösteriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2012
FATURA ÖNCE DAVUTOĞLU’NA KESİLECEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2012
Urfa-Akçakale’ye düşen top mermisi ve 5 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, Türkiye-Suriye geriliminin zirvesiydi. 18 aydır adım adım tırmanan gerilim, bu olayla birlikte iniş eğilime giriyor…
Anımsayacağınız gibi “Dörtlü Komisyonun” Türkiye’ye “Suriye sahnesinden çekilme fırsatı” yaratacağını birkaç haftadır savunuyorduk. Çünkü çözümün adresi ancak Türkiye ile İran’ın birlikte bulunduğu bir platform olabilirdi… Cenevre Platformu’nun en önemli eksikliği buydu.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ: TÜRKİYE-İRAN İŞBİRLİĞİ
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı’nın Akçakale olayından sonra bir araya gelmesi, Ankara ile Tahran’ın Suriye krizinde artık birlikte çalışacağına işaret ediyordu.
Erdoğan ve Muhammed Rıza Rahimi, ikili görüşmenin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında bu yönelime girdiklerini açıkça ilan da ettiler.
Başbakan Tayyip Erdoğan “Bizim asla savaş çıkarmak gibi bir derdimiz olamaz. Savaşın getirdiği neticeler Irak’ta, Afganistan’da ortadadır” diyerek, nesnel olarak ne kadar ileri gidebileceklerinin sınırını çizdi. Dahası Erdoğan “Çözüm için İran’la çalışıyoruz. Bizim artık süratle buradan bir netice çıkarmamız çok çok büyük önem arz ediyor.” diyerek yeni yönelimi sergiledi.
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Kuşkusuz Beyaz Saray’ın Türkiye’yi Suriye’ye ittiği ancak ABD’nin hem iç sorunları nedeniyle hem de Rusya-Çin-İran bloğunun gücü nedeniyle aktif tutum sergileyemediği koşullarda, AKP Hükümeti’nin de neler yapabileceğinin sınırları belliydi.
Dahası, ABD’nin iteklemesiyle sürdürülen Suriye karşıtlığının AKP’de önemli çatlaklar yarattığı da gün geçtikçe açığa çıkıyordu…
Nitekim Akçakale’ye top mermisinin düşmesinin ardından, Başbakanlık-Genelkurmay-Dışişleri üçgeninde alarm yaşandığı o ilk birkaç saat içinde bu çatlağın izleri açıkça ortaya çıktı. Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da “Suriye’ye haddini bildirme” nutukları atarken, bir diğer Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “Türkiye’yi Suriye içine çekmeye çalışıyorlar” diyerek “biz bu oyuna gelmeyiz” mesajı veriyordu.
Başbakan Erdoğan’ın Müsteşarı İbrahim Kalın ise gece attığı twit’lerde “Türkiye Suriye’yle savaş istemiyor” diyor ve yapılan misillemeyi de “savaşa girmeden mukabelede bulunuyoruz” sözleriyle açıklıyordu. Kalın’ın bu sözleri, kuşkusuz Erdoğan’ın görüşlerini yansıtıyordu.
AKP, ARTIK BÖLGE İÇİN GÜVENLİK SORUNUDUR
ABD adına girilen bu işten bir sonuç alınamamasının elbette kimi sonuçları olacaktır. Her ne kadar BOP Eşbaşkanlığı verilen Suriye ihalesinin başarısızlığını kendi içinde birilerine fatura ederek telafi etmeye çalışacaksa da, asıl sonuçlar daha kapsamlı ve büyük olacaktır!
Çünkü Suriye krizine kadarki süreçte AKP iktidarı, sadece Türkiye için bir güvenlik sorunuydu. Ancak bu meselede iyice açığa çıktı ki, AKP artık bölge için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir!
Biz yine de bitirirken soralım: BOP eşbaşkanlığına verilen Suriye ihalesinin başarısızlığının faturası ilk kime kesilecek? Kullanılamayacak tezkerenin TBMM’de geçmesinin ardından “Türkiye’nin mesajı her halükarda alınmıştır” diyerek durumu geçiştirmeye çalışan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu mu dediniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2012
SURİYE SAHNESİNDEN ÇEKİLMEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/09/2012
Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan “Dörtlü Komisyon”un, Ankara’nın Suriye sahnesinden “onurlu” çekilebilmesi için bir fırsat olduğunu dile getirmiştik geçen hafta… “Suriye sorunu yerelleşiyor” ve “Erdoğan tuzaktan çıkabilir mi?” başlıklı iki yazımıza, hem olumlu hem de olumsuz eleştiriler gelmişti…
Aradan geçen bir haftada durum ne peki?
ÖSO KOMUTANI: ANKARA BİZİ KOVDU
1) Özgür Suriye Ordusu ÖSO Askeri Konsey Başkanı Tuğg. Mustafa el Şeyh, hafta sonu AP ajansına yaptığı açıklamayla, komuta merkezini Türkiye topraklarından taşıdıklarını açıkladı.
Oysa AKP Hükümeti’nin açık desteğiyle kurulan ve faaliyet gösteren ÖSO, resmi internet sitesinde komuta merkezinin adresini Hatay diye ilan edecek kadar pervasızca hareket ediyordu…
Denilebilir ki, bu karar göstermeliktir ve sadece AKP Hükümeti’ni kamuoyu nezdinde rahatlatmak için alınmıştır. Böyle bile olsa, ÖSO’nun komuta merkezini Türkiye toprakları dışına taşıdığını açıklaması, Esad karşıtı cephe açısından bir olumsuzluğa işaret etmektedir.
Nitekim mesele çok daha özel anlamlar içermektedir. ÖSO bu kararı her ne kadar “isyancı gruplar arasında daha fazla bölünme oluşmasını önlemek üzere” aldıklarını açıklasa da, kararın ana nedeninin, Ankara’nın “Suriye sahnesinden çekilme” adımlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Örneğin ÖSO’nun üst düzey komutanlarından Ahmet Hicazi, “Ankara’nın kendilerine Türk topraklarını terk etmek ve komuta merkezini Suriye’ye taşımak için belli bir süre vermesi” nedeniyle bu kararı aldıklarını açıklamaktadır.
DAVUTOĞLU: SURİYE SINAVINI KAYBEDİYORUZ
2) Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “AKP Kongre hazırlıkları” gerekçesiyle katılmadığı BM toplantılarında Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasını nasıl buldunuz? Esad’a 15 gün süre tanıyan, “bölgeyi dizayn ediyoruz” diyen, kendisini “düzen kurucu” olarak niteleyen Davutoğlu, artık şöyle diyordu: “BM ve uluslararası sistem Suriye’de sınavı kaybetmek üzere.”
3) Aydınlık’tan Rafet Ballı, İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’yle röportaj yaptı. İran’a göre Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye politikasından dolayı pişmanlık işaretleri vermeye başladı.
4) Suriye krizi üzerinden yaşanan cepheleşmede, Irak merkezi yönetimi İran’la yan yana durmuştu. AKP Hükümeti ise Bağdat’a karşı Erbil’le birleşiyordu. Dahası Erdoğan, Maliki’ye karşı İyad Allavi ve Tarık Haşimi’yi destekliyor, hatta yargılanan Haşimi’yi Türkiye’de saklıyordu. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin, Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakan bu yaklaşımı, Ankara-Bağdat ilişkilerini neredeyse kopma noktasına getirdi.
Ancak yukarıda sıraladığımız gelişmelerle eş zamanlı olarak, Ankara Bağdat’a da iyi niyet gösterisi yaptı. “”Erdoğan’ın Maliki’ye sürpriz bir davet yaptığı” haberlerinin basına servis edilmesi, yeni bir yönelime işaret olarak algılandı.
ERDOĞAN’A KAÇIŞ YOLU
Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan Suriye Temas Grubu’nun ya da diğer ismiyle Dörtlü Komisyon’un Ankara’ya Suriye sahnesinden çekilme fırsatı sunduğu görüşü, önemli analistlerce de dile getirilmeye başlandı. Örneğin üçüncü dünya konulu kitaplarıyla tanınan Prof. Vijay Prashad…
Prashad Asya Times için yazdığı 22 Eylül tarihli uzun analizinde, bizim 20 Eylül tarihli “Suriye sorunu yerelleşiyor” başlıklı yazımızda dile getirdiğimiz görüşlere yakın şeyler söylüyordu: “Suriye’nin sarp bir şekilde Balkanlaşması, Irak Kürdistan’ının yanı başında bir Suriye Kürdistan’ı üretebilir. Şemdinli’deki yeni cephe, Erdoğan’ın Suriye’deki ayaklanmaya verdiği desteğin bedelini gösterdi. Erdoğan siyasetinin neticeleri, ordudaki düzensizlik, ABD başkanı Obama’nın Türkiye’den ‘daha fazlasını’ istemesi eşliğinde Türkiye’nin omuzlarına bindi. Mursi’nin Temas Grubu, Erdoğan hükümetine aşırı taahhütlerinden bir kaçış yolu sunmaktadır.” (Dünya Bülteni, 22 Eylül 2012, Çev. Alpaslan Balcı)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Eylül 2012
ERDOĞAN TUZAKTAN ÇIKABİLİR Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/09/2012
Washington Post gazetesinden Lally Weymouth Başbakan Erdoğan’a soruyor: “Uçuşa yasak bölgenin, BM olmaksızın, NATO üzerinden oluşturulmasını ister misiniz? BM’nin desteği olmadan ilerlemeye istekli misiniz?”
Erdoğan’ın yanıtı önemli ve derslerle dolu: “BM olmaksızın bir şey yaparak, tuzak olabilecek bir şeyin parçası olmayı kabul etmeyiz.”
Önemli çünkü bugün BM onayı olmayan kararların, NATO’lu çözümlerin “tuzak” olduğunu düşünen Başbakan Erdoğan, bundan çok değil daha beş ay önce, 11 Nisan 2012’de NATO’yu Suriye için göreve çağırmıştı!
ERDOĞAN’IN KAYGILARI
Kuşkusuz beş aydaki bu değişim, bir doğruya yönelme arayışından ziyade, kayaya çarpma kaynaklıdır. Böyle olduğunu bizzat Erdoğan, Washington Post’a verdiği uzun röportajında sergilemektedir. İnceleyelim:
Örneğin Erdoğan, Washington Post’un “Güçlü bir ordunuz var. Suriye’de uçuşa yasak bölge için tek taraflı rol oynamayı düşünüyor musunuz?” sorusuna “düşünmüyoruz” yanıtı veriyor ve gerekçesini de “durumun bir uluslararası boyutu bir de İslam dünyasını kaygılandıran boyutu var” şeklinde açıklıyor.
Örneğin Erdoğan, geçen yıl Beşar Esad’ın siyasi ömrü için 15 gün süre biçerken, şimdi süre vermiyor. Hatta “Bu, Rusya ve Çin’in duruma nasıl yaklaştığıyla da alakalı bir husus” diyerek daha gerçekçi davranıyor.
Washington Post’un şu sorusu ise Türk devleti açısından büyük dersler içermektedir: “ABD’nin, uçaksavar silahlarının sınırdan Suriye’ye geçirilmesine izin vermediği, Türkiye’yi durdurduğu belirtiliyor. Doğru mu?”
Erdoğan soruyu değil ama sonucu yanıtlıyor: “ABD şimdiye kadar, açıklamaları yoluyla sürecin bir parçası olmuştur ama başka bir katkısı olmamıştır.”
Peki, Amerika’nın bu tutumunun kaynağı ne? ABD neden Erdoğan’ın beklediği katkıyı yapmıyor?
SURİYE DERSLERİ
CFR’in etkili üyelerinde Elliot Abrams’ın 14 Eylül tarihli makalesi “Türkiye: Suriye krizinden dersler” başlığını taşıyor. Amerikan devlet aygıtının dış politika konseyi üyesi olan Abrams, öncelikle şu saptamayı yapıyor: “Türkiye şu anda ABD ve diğerlerinin vazgeçip onu kan gölü içerisinde sınır ötesindeki sorunlar ile tek başına bıraktığı için şikâyet etmekte.”
Abrams, “Perişan bir şekilde Amerikan desteğine muhtaç” olan Türkiye “ağırlığını başarıyla bir tarafa koymaya gücünün yetmediğini Suriye’ye komşuluk ederken kanıtlamış oldu” diyor…
Ancak CFR üyesi Abrams “Amerikan desteğinin neden gelmediğini” açıklamıyor. Başbakan Erdoğan da bunu Amerikan başkanlık seçimlerine bağlayarak zaman kazanmaya çalıştı.
ABD’NİN SURİYE TUZAĞI
Ancak gerçek ortada… Amerikan gücü inişte, Pentagon Ortadoğu’da yeni bir savaş yürütecek durumda olmadığını biliyor, Beyaz Saray Çin ve Rusya’ya rağmen harekete geçemeyeceğini gördü, Washington Amerikan karşıtlığının daha da büyümesini istemiyor, Wall Street ekonomik krize çaresizlikten kıvranıyor…
Ve ABD için gerçek buyken, AKP’ye Suriye’de rejim düşürme görevi verilmesi, Türkiye için tuzaktır!
Türkiye artık bu gerçeğe göre politika yapmalıdır. Suriye krizi geri dönülmez durumda değildir. Türkiye’nin İran, Mısır ve Suudi Arabistan’la birlikte içinde yer aldığı Dörtlü Komisyon, krizden çıkmak için değerlendirilebilecek bir platformdur.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Eylül 2012