Posts Tagged İran
İRAN’IN LATİN AMERİKA ÇIKARTMASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/01/2012
Washington ile Tahran arasında bir yandan gizli görüşme süreci ilerliyor ama bir yandan da Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerilim tırmanıyor… ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın Hürmüz Boğazı geçişlerini kırmızı çizgi ilan etmesi yeni bir aşamaya işaret ediyor.
İran’ın geçişleri kapatma uyarısının ardından Batı’nın bulduğu yeni kanal açma projesi ise uygulanamaz görünüyor. Bloomberg’in haberine göre, Birleşik Arap Emirlikleri toprakları üzerinden açılması planlanan kanalın önünde pek çok engel mevcut. 3,3 milyar dolarlık projenin Nisan ayına kadar yetişmeyeceği belirtiliyor.
ASIL AMBARG DOLARA UYGULANIYOR
Öte yandan AB’nin İran petrollerine karşı aldığı ambargo kararı da Batı’nın toplam tutumu bakımından önem kazanıyor. Ancak AB içinde bu karara önemli itirazlar olduğu da belli, çünkü ambargo kararı var ama ambargonun ne zaman uygulanacağına yönelik bir tarih belirlenemedi.
Batı’nın İran petrollerine ambargo uygulayabilme ihtimalinden daha somut olan gelişme ise Doğu’nun ABD dolarına uyguladığı ambargodur. Son olarak Asya’nın üçüncü büyük devi Hindistan da, İran’la ticaretinde dolar kullanmaktan vazgeçti. Hindistan, artık İran’dan aldığı petrolün karşılığını kendi milli parası olan Rupi ile ödeyecek.
Kuşkusuz bu kararda etkisi olan ise AKP’nin Halkbank tutumudur. Çünkü Hisndistan, daha önce İran’a ödemeyi Halkbank üzerinden yapıyordu. AKP, Batı’dan daha hızlı ambargocu kesilip, Halkbank ödemelerini iptal ettirdi.
AKP, bir yandan Tahran karşıtı bu tür uygulamalara imza atarken, bir yandan da İran’ı Batı ile müzakere masasına oturtabilmek için uğraşıyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkeleri ile İran arasındaki nükleer müzakerelerin devamı konusunda mutabakat sağlandığını ve görüşmelerin Türkiye’de olacağını açıklamıştı.
ABD AHMEDİNEJAD’IN ZİYARETİNDEN RAHATSIZ
İşte tüm bu yeni gelişmelerin ortasında İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Latin Amerika ülkelerine davet edildi. Ahmedinejad, Venezuella’dan başlayarak Nikaragua, Küba ve Ekvador’da temaslarda bulunacak.
Ahmedinejad’a yönelik bu 5 günlük davet, ambargonun ABD ve bazı AB ülkeleriyle sınırlı kalacağının da işareti olarak görünüyor.
Kaldı ki, Tahran bu bölgeye ilişkin son yıllarda önemli bir diplomatik atak seferberliği başlatmış ve Klombiya, Nikaragua, Şili, Ekvador, Uruguay ve Bolivya’da büyükelçilikler açmıştı. İran’ın daha önce açtığı Küba, Arjantin, Meksika ve Venezuella büyükelçilikleri ile birlikte düşünüldüğünde, toplam olarak İran’ın Latin Amerika’da oldukça etkin olduğu ve bölgesel işbirliği geliştirdiği görülecektir. Tek başına Ahmedinejad ve Hugo Chavez’in karşılıklı ziyaret sayıları bile bu gerçeği göstermektedir. Yine İran ile Brezilya arasındaki kapsamlı işbirliği de, yeni dönemin resmidir.
Ahmedinejad, işte bu yeni dönem resmi içinde Latin Amerika’ya bir çıkartma yaparak, ABD ve bazı AB ülkelerinin ülkesine yönelik ambargo kararını tecrit etmeye çalışmaktadır.
ABD’nin bu çıkartmadan rahatsız olduğu da ortada. Nitekim ABD, Venezuella’nın Miami Başkonsolosu Livia Acosta Noguera’yı açıklanmayan bir nedenle istenmeyen kişi ilan etmiş ve ülkeyi terketmesi için kendisine 10 Ocak’a kadar süre tanımıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ocak 2012
DAVUTOĞLU’NUN SÜNNİ KARTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/01/2012
Yılın son haftası yapılan dördüncü büyükelçiler toplantısı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun Ortadoğu konusunda artık açık oynayacağı karta işaret etti: Sünni kartına…
Bülent Arınç, Ali Babacan ve Bekir Bozdağ‘dan başlayarak kabinenin neredeyse tüm bakanlarının konuşma yaptığı toplantılarda, büyükelçilere hitap eden en sıradışı kişi ise Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez‘di.
DIŞ POLİTİKADA YENİ ARAÇ
Prof. Görmez‘in neler söylediğine geleceğiz ancak Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere hitap etmesinin, öncelikle dinin, dış politikada açık araç olarak kullanılacağı anlamına geldiğinin altını çizelim.
Zaten Mehmet Görmez de, uluslararası ilişkilerde dinin öneminin arttığını söyleyip, “katı” laik uygulamalardan yakınmış. Görmez, dinin dış politikadaki gerekliliğine örnek olarak da Vatikan’ın önemini ve AB Anayasası tartışmalarını göstermiş.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Görmez, ardından da konuyu bölgedeki mezhep tartışmalarına bağlamış ve açıkça İran’ı uyarmış: “Körfez’de Şia, İslam’ın geleneksel Doğu-Batı gerilimindeki rolünde hamilik üstlenmektedir.” (Zaman, 3 Ocak 2011)
‘S. ARABİSTAN DEĞİL, TÜRKİYE’
Ortadoğu’da Şii’lik üzerinden İran’a karşı çıkan Prof. Görmez, Selefilik üzerinden de Suudi Arabistan’a dokunduruyor: “Modern zamanların ürünü olarak öne çıkan dini metinleri hayatın gerçeklerinden kopararak kanun metni haline getiren Selefiliğin yer yer ekstrem çıkışları da Şia karşısında İslam’ın Sünni temsiline aday görünmektedir. Şia’nın Batı karşısında İslam’ın temsiline soyunması, Selefi Vehhabiliğin de farklı versiyonları üzerinden Şia karşıtı Sünni hegemonik bir güce dönüşme arzusu asla ihmal edilmemesi gereken politik bir alan üretmektedir.”
Aslında Prof. Görmez, Selefi Suudi Arabistan’ın değil, Sünni Türkiye’nin Şii İran karşısında durması gerektiğini söylüyor; Türkiye’nin Sünni kimlikle, Ortadoğu’ya liderlik yapması gerektiğini belirtiyor.
REKTÖR’ÜN ÇIKIŞI
Diyanet İşleri Başkanı’nın büyükelçilere yaptığı bu konuşmadan hemen sonra, AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir rektörün Şia karşıtı sözlerinin gündeme gelmesi, anlamlı.
AKP’nin dış politikasına uygun ortadoğu analizleriyle tanınan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, TRT‘de dikkat çeken sözler sarfetti: “Sadece Irak da değil bakın, Körfez’de de Şii’ler var. Suudi Arabistan ve Kuveyt için, Ürdün için, Mısır için bir insanın Şii olması Hıristiyan olmasından kötü. Çünkü Hıristiyan nihayetinde ehli kitaptır; üç dinden bir tanesindendir; Allah onu dilerse selamete de erdirebilir, cennete de koyabilir. Şii ise, sapkınlık var orada, dini bozmaya çalışmak var… Irak’ta Şiiler ve Sünniler özellikle işgalden sonra birbirlerine olan nefretlerini daha bir açığa çıkardılar.”
Şİİ – SÜNNİ AYRIMI KİME YARAR?
Anlaşılıyor ki, İran’a karşı mevzilenen AKP iktidarı şimdi de Şii – Sünni ayrımı temelinde İran karşıtlığı yapacak. Bakalım AKP, ABD’nin bölgeyi karşıt kamplara bölme hedefli bu politikasına taşeron olmayı muhafazakar tabanına nasıl yutturacak?
Çünkü Başbakan Erdoğan‘ın daha önce Suriye’de “Alevi – Sünni çatışması” işareti vermesi, AKP’de kırılma yaşatmıştı.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Aralık 2011
ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/01/2012
Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…
2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.
Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:
1. KUTUP: ABD
ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.
ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.
Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.
ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.
2. KUTUP: LATİN AMERİKA
ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.
Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.
3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB
ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.
2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.
4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU
2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.
Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.
İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…
2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.
5. KUTUP: RUSYA
Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.
Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.
Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.
6. KUTUP: ÇİN
Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.
Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.
Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012
İKİ RESİM, İKİ ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/10/2011
SEKİZ YIL ÖNCE
Tarih 5 Şubat 2003. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell BM Genel Kurulu’nda, Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia ediyor ve “kanıt” gösteriyor. Powell önce biyolojik laboratuarların olduğu yerlerin işaretlendiği bir haritayı gösteriyor, ardından da Iraklı bir generalle bir albayın arasında geçen konuşmanın kasetini sunuyor Genel Kurul’a… Powell elinde tuttuğu en güçlü “kanıt” olan minik şarbon şişesini de tüm dünyanın gözüne sokuyor!
Aslında Powell’ı BM Genel Kurulu’nda dinleyen hiç kimse, kanıtlara inanmıyor… Ama neredeyse hiç kimse de net bir biçimde “yalan” diyemiyor. Çünkü tüm dünya biliyor ki, ABD Irak’a saldıracak! Çünkü gücünün doruğunda olan ABD’nin onaya ihtiyacı yok! O yüzden de Powell’ın kanıtlarına inanmayanlar, inanmış gibi yapıyorlar.
SEKİZ YIL SONRA
Tarih 12 Ekim 2011. Washington, İran’ın ABD’deki Suudi Arabistan Büyükelçisi’ne suikast planladığını iddia ediyor. ABD’nin
iddiası, “komedi”, “Hollywood filmlerini aratmayacak senaryo” diye değerlendiriliyor. Yani ABD’nin iddiasına bu kez hiç kimse inanmıyor ve sekiz yıl öncekinden farklı olarak herkes inanmadığını dile getiriyor.
Washington’un düştüğü berbat durumu şu tablodan daha iyi hiçbir şey anlatamaz: ABD Başkanı Barack Obama, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon, Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Wendy Sherman bir araya gelip görev bölüşümü yapıyorlar ve telefonlara sarılıyorlar. Ve dünya başkentlerini arayarak, muhataplarını iddialarına inandırmaya çalışıyorlar. Hiç değilse İran’a karşı ABD’nin yanında olmasını istiyorlar!
DÜNYA ABD’DEN KORKMUYOR
Peki, bu iki resim arasındaki fark neden kaynaklanıyor? Daha sekiz yıl önce ABD’nin yalanlarına inanan, inanır görünen devletler, bugün neden Washington’a inanmıyorlar ve neden inanmadıklarını açıkça söyleyebiliyorlar?
Çünkü artık ABD’den korkmuyorlar, New York’un ekonomik yaptırımlarından çekinmiyorlar, Washington’un siyasi baskılarını umursamıyorlar, Pentagon’un silahlardan ürkmüyorlar!
KİSSİNGER’IN ‘NAZİK’ İTİRAFI
İki resim arasındaki fark, yeni resmi ortaya koyuyor. O resimde ABD’nin inişe geçtiği ve çökmeye başladığı görülüyor.
ABD’nin Zbigniev Brzezinski ile birlikte iki büyük politika yapıcısından biri olan Henry Kissinger, durumu daha nazikçe
ifade ediyor: “Ortadoğu’da baskın olan Washington, şimdi geri çekilmiş durumda…”
Kissinger’ın, “kişisel olarak ABD’nin bütün bunların sonunda toparlanacağına ve daha farklı bir konuma geleceğine inanması” ise yalnızca iyimser bir temenni olarak kalıyor satır aralarında…
OBAMA’NIN ŞANSI ERDOĞAN
Yalnız Kissinger’in ABD’nin yenilgisini kabullenen bu açıklamalarında, bizi ilgilendiren çok daha önemli bir konu var.
Kissinger, ABD’nin geri çekildiği Ortadoğu’da, çıkarlarını farklı oluşumlar içinde korumaya devam etmesi gerektiğini belirtiyor ve “bütün bu değişim ve oluşumlarda Türkiye’nin oynayabileceği çok önemli roller olduğunu” savunuyor!
Kissinger çok haklı: Bölgede ABD’nin artık “belirleyici” tek dayanağı Türkiye’dir. Ve Barack Obama’nın en büyük şansı Recep Tayyip Erdoğan’dır!
Erdoğan’ın dokuz yıldır iktidarda kalabilmesi de ABD’nin bu ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
POWELL’IN İTİRAFININ ANLAMI
Bu arada sekiz yıl önce dünyaya yalan söyleyen Colin Powell, 11 Eylül 2011 günü bir açıklama yaparak, BM Genel Kurulu’ndaki o konuşmasından çok pişman olduğunu söylüyor. Irak’ta kitle imha silahlarına rastlanmadığını, çünkü kendisinin kandırıldığını savunuyor.
Tıpkı Kissinger’ın açıklaması gibi Powell’ın itirafı da, yeni resme, yani ABD’nin çöküşüne işaret ediyor. Çünkü ancak yenilen
kuvvetlerin temsilcileri arınma ihtiyacı duyar, itiraf eder!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ekim 2011
İSRAİL İRAN’A SALDIRIRSA TÜRKİYE NE YAPAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/10/2011
Soru bize ait değil. BİLGESAM’ı ziyaret eden ABD’li düşünce kuruluşu yetkilileri soruyor. Gelin hikâyeye en baştan başlayalım:
10 Ekim 2011 tarihinde ABD’li düşünce kuruluşları Amerikan İlerleme Merkezi, Hudson Enstitüsü ve Brookings Enstitüsü’nden
uzmanlar Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi BİLGESAM’ı ziyaret ediyor.
Amerikan İlerleme Merkezi’den Faiz Shakir, Hudson Enstitüsü’nden Richard Weltz ve Brookings Enstitüsü’nden Ted Piccone; son dönem Türk dış politikası, Türkiye-ABD ilişkileri, ABD sonrası Irak’ın geleceği ve Arap Baharı sürecinde İran’ın bölgedeki politikaları hakkında Bilge Adamlar Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu ve BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı’dan görüş istiyorlar.
NEDEN BİLGESAM?
Üç ABD’li düşünce kuruluşunun neden BİLGESAM’dan görüş istediğini eminim sizler de benim gibi merak etmişsinizdir. Gelin o zaman BİLGESAM’ı kısaca tanıyalım:
2007 yılında kurulan BİLGESAM’ın başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı. BİLGESAM’a bağlı Bilge Adamlar Kurulu’nun başkanlığını Em. Oramiral Salim Dervişoğlu yapıyor, yardımcıları ise Sami Selçuk ve İlter Türkmen. Emekli askerler, bürokratlar ve büyükelçilerden oluşan kurulun üyeleri arasında eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal da var, Em. Büyükelçi Özdem Samberk de…
Özdem Samberk, AKP Hükümeti’nin Mavi Marmara raporu için BM komisyonuna gönderdiği isimdi. İlter Türkmen’i de Murat Karayılan, AKP – PKK görüşmelerine arabuluculuk yapacak “Akil adamlar” için önermişti…
Bu kısa bilgilerden sonra ABD’li düşünce kuruluşlarının BİLGESAM ziyareti daha iyi anlaşılmıştır herhalde…
TSK’NİN ÇİN VE RUSYA İLİŞKİLERİ
Başlıktaki soruya geçmeden önce ABD’lilerin diğer sorularına ve BİLGESAM’ın yanıtlarına göz atalım kısaca.
ABD’liler Türkiye’nin Rusya ve Çin ile geliştirdiği askeri ilişkilere odaklanıyorlar önce. BİLGESAM yetkilileri, Türkiye’nin NATO
üyesi bir ülke olarak Batılı güvenlik sisteminin içinde kalmak yönünde irade gösterdiğini belirtip, Batı’dan silah teknolojisi transferi sıkıntısı yaşandığına dikkat çekiyor. BİLGESAM yetkilileri, Türkiye’nin Batı’dan kaynaklanan bu açığı İsrail’le savunma teknolojileri transferi yaparak giderdiği anlatıyor.
ABD’lilerin odaklandığı ikinci konu ise ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesiyle meydana gelebilecek gelişmeler ve Kuzey Irak
kaynaklı muhtemel problemler…
BİLGESAM Başkanı Atilla Sandıklı Kerkük petrollerinin paylaşımı nedeniyle Bağdat ve Erbil arasında sorun çıkabileceğini ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Irak’tan ayrılma yönünde hareket etmesi durumunda yalnız kalacağını belirtiyor. Sandıklı ABD’nin çekilmesi halinde, Irak ordusunun dışarıdan gelebilecek tehditleri karşılayabilecek yeterliliğe ulaşmadığını savunuyor(!)
ABD’NİN İRAN ÇEKİNCESİ
ABD’liler daha sonra İran’ın Irak’taki nüfuzu konusuna yöneliyorlar. Atilla Sandıklı İran’ın son dönemde Ortadoğu’daki Şii nüfus üzerindeki etkisini arttırdığını, Tahran’ın Arap Baharı sürecinde bölgedeki Şii toplulukları etki altına almaya çalıştığını belirtiyor.
Ve ABD’liler BİLGESAM’dan İran’ın nükleer enerji programıyla ilgili görüşlerini de dinledikten sonra esas soruya geliyorlar: “İsrail’in İran’a saldırması durumunda Türkiye’nin tepkisi ne olacak?”
BİLGESAM Başkanı Atilla Sandıklı, İsrail’in saldırısının Ortadoğu’daki mevcut istikrarsız yapıyı daha da kötüleştireceğini, bölgede kalıcı barış ve istikrarı tesis etmenin imkânsız hale geleceğini belirtiyor.
ABD’lilerin yanıtını merak ettikleri soru önemli. İsrail’in İran’a saldırısı olası mıdır, ayrı konu… Ancak görüş alışverişinin bütününden çıkardığımız sonuç şu: ABD İran’ın bölgede inisiyatifi ele geçirmesinden rahatsız ve bunu dengeleyecek tek kuvvetin Türkiye olduğunu düşünüyorlar. İşte bu noktada AKP Hükümeti ile Türk Ordusu’nun pozisyonları, Washington için belirleyici önem kazanıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ekim 2011
ANKARA’YA KRİTİK ÜÇ MESAJ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2011
AKP hükümetinin Suriye’ye yaptırım ve İran’ı hedef alan füze radarı kararı, Ankara’yı komşu başkentlerle karşı karşıya getiriyor.
BİRİNCİ MESAJ BAĞDAT’TAN
İran’ın Fars Haber Ajansı, Iraklı parlamenter Ali Allak’ın ağzından “Türkiye Irak’ın milli egemenliğini ihlal ediyor” dedi!
Elbette bu iddia doğru değil ama iddianın yanlışlığından çok, Bağdat ve Tahran neden böyle bir mesaj verdiği önemli. Çünkü Tahran, Ankara’nın Irak’ın kuzeyine yönelik “sınır ötesi harekâtlarını” çok uzun zamandır “ihlal” kategorisinde değerlendirmiyordu.
Üstelik İran’ın kendisi Irak’ın kuzeyinde operasyon yapıyor!
Bağdat ve Tahran’ın Ankara’ya bu kritik birinci mesajı, aşağıdaki ikinci mesajla birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor.
İKİNCİ MESAJ TAHRAN’DAN
Tahran, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin ağzından ikinci bir mesaj daha verdi Ankara’ya…
Tümg. Safevi “Amerika’nın hedefleri doğrultusunda hareket eden Türk devlet adamlarının Suriye ve İran’a yönelik tavırlarının çok yanlış olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Eğer Türkiye bu alışılmadık politikalarını terk etmezse, hem kendi halkını küstürecektir, hem de Suriye, Irak ve İran Türkiye’yle ilişkilerini yeniden değerlendirecektir.”
ÜÇÜNCÜ MESAJ ŞAM’DAN
Nitekim AKP hükümetinin Suriyelileri Beşar Esad rejimine karşı kışkırtan tavırları, Şam’da gün geçtikçe daha büyük tepki doğuruyor. Esad’ın Lübnan El Manar TV’deki uyarıları bu bakımdan önemliydi:
“Eğer herhangi bir ülke bizim sorunlarımızdan faydalanmak isterse, o ülke de bu durumdan etkilenecektir. Onların krizi bizimkinden de büyük olacaktır. Türkiye’deki durum tedbirli olmayı gerektirse de çok büyük etkileri ve
sonuçları yok, Suriye’nin içişleri için doğrudan tehdit yaratmıyor.”
BÖLGE AKP HÜKÜMETİNİN KARŞISINDA
Israrla vurguladığımız gerçek buydu: AKP hükümetinin ABD adına izlediği bölgesel politikalar, Türkiye’yi komşularıyla düşman yapacak!
İşte şimdi Tahran başta olmak üzere Şam ve Bağdat, bu gerçeği Ankara’ya bir kez daha gösteriyor ve uyarıyor: AKP hükümeti bu çizgiyi sürdürürse, üç komşusunu da bir ittifak halinde karşısında bulacak!
Sonuç olarak AKP hükümeti, “Türkiye’nin dört bir tarafının düşmanlarla çevrili olduğu” efsanesini sonunda ete kemiğe büründürüyor, gerçeğe dönüştürüyor!
SINIR GÜVENLİĞİ
Demokrasicilik oynayıp, vicdani retçiliği savunan ve militarizm karşıtlığı yapan ama AKP yandaşlığı nedeniyle Suriye’ye savaş baltalarını kuşananlar, “Türkiye büyük devlettir” nutukları atadursun… Komşularımızı ittifak halinde karşımızda bulmanın maliyeti büyüktür:
Türkiye aslında dünyada belki de sınırları konusunda en şanslı ülkeydi şimdiye kadar! İran’la 400 yıllık barış sınırı, Bağdat’ın 40 yıldır Ankara’ya sağladığı “sınır ötesi operasyon” kolaylığı ve 1998 Adana mutabakatı ile birlikte Türkiye ve Suriye sınırlarının sadece Türk Ordusu tarafından korunması…
Ya PKK diyecek olanlara anımsatalım: Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye sızan PKK, Bağdat’tan değil, Washington’dan pasaportludur!
Ve bitirirken belirtelim: Türkiye, AKP hükümeti yüzünden sadece komşularını değil, Rusya ve Çin’i de karşısında bulacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2011
İRAN, ERDOĞAN’IN MISIR ZİYARETİNİ NASIL DEĞERLENDİRİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/09/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus, Libya seferinin anlamı üzerinde daha önce durmuştuk. Özetlersek;
ABD’nin “model ortağı” olan Türkiye, Büyük Ortadoğu’daki gelişmelere Washington adına müdahale ediyor. Washington Mısır ve
Tunus gibi müttefiklerinin yıkıldığı ülkelerde “rejimi kurtarmaya”, Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde de halk hareketinin hedef aldığı yönetimleri savunmaya odaklandı. (ABD karşıtı Libya ve Suriye müdahalelerinin farklı olduğunu daha önce incelemiştik)
İşte AKP hükümeti, ABD’nin bu ihtiyaçları temelinde devreye giriyor. Mısır’da verilen sözde laiklik mesajları da “rejimi kurtarmak” için “ılımlı İslam” dayatılması anlamına geliyor.
AKP hükümeti bu görevi BOP eşbaşkanı olarak, yeni kurulan “Küresel Antiterörizm Forumu”nun eşbaşkanı olarak ve ABD’nin “model ortağı” olarak yerine getiriyor.
İRAN DIŞ POLİTİKASINDA MISIR’IN YERİ
ABD’nin uzun yıllardır Mısır üzerinden İsrail’in güvenliğini garantiye alması, Mısır-Suudi Arabistan-Ürdün ittifakıyla bölgeye müdahale etmesi, Tahran’ın çıkarlarına aykırıydı. İşte bu yüzden Mübarek’in yıkılması, bölgede en çok İsrail’i endişelendirdi, İran’ı memnun etti.
30 yıldır İran’la diplomatik ilişkileri olmayan Mısır’ın yeni yönetiminin, Tahran’a altı aydır sunduğu kolaylıkları, bu köşede
daha önce birkaç kez incelemiştik.
Tahran yönetimi bu nedenle Mısır’daki değişimi en başından beri destekliyor ve ABD’nin “rejimi kurtarmaya” yönelik hamlelerine
itiraz ediyor.
LAİKLİKTEN DEĞİL ILIMLI İSLAM’DAN ENDİŞE
Türkiye’yle Suriye ve Füze Kalkanı gibi iki temel konuda büyük sıkıntı yaşayan İran, bu nedenle AKP hükümetinin Mısır, Tunus,
Libya seferine özel olarak dikkat kesilmişti.
Tahran, Ankara’yla ilişkileri daha da germemek adına, Erdoğan’ın ziyareti ve mesajlarıyla ilgili önemli bir açıklama yapmadı şimdiye kadar. Ancak İran İslam İnkilabı Rehberi’nin başdanışmanı olan Tümgeneral Yahya Rahim Safevi, Erdoğan’ın
ziyaretiyle ilgili dikkat çeken bir çıkış yaptı.
Tümg. Safevi, Erdoğan’ın Mısır ziyaretinin, İran’ın model olmasını önlemeye yönelik olduğunu savundu. Tümg. Safevi, Erdoğan’ın Mısır halkına laik sistem tavsiyesinde bulunmasının, çifte standart olduğunu belirtti.
Tahran, AKP hükümetinin çizgisini “laik” olduğu için değil, “ılımlı İslam” olduğu için tehdit görüyor. Tahran yönetimi, alt seviyeden de olsa, AKP’nin “ılımlı İslam” anlayışının ABD kaynaklı olduğunu ve bölgeyi tehdit ettiğini son bir yıldır dile getiriyordu.
IRAK – SURİYE – MISIR CEPHELERİ
Tahran ile Washington arasında bölgede var olan mücadelenin cepheleri şimdiye kadar esas olarak Irak ve Suriye’ydi. Ancak son
bir yıldır Mısır, Yemen ve Bahreyn, yeni cephe haline geldi.
ABD bu cephelerden Irak, Suriye ve Mısır’da AKP hükümetini, Yemen ve Bahreyn’de de Suudi Arabistan’ı kullanıyor.
Dolayısıyla bu üç cephede, Tahran ile Ankara karşı karşıya geliyor. ABD’nin BOP eşbaşkanı olan AKP hükümeti, Türkiye’yi İran’a düşman ediyor!
ABD’nin Türkiye’yi attığı ateşin büyüklüğü İran’la da sınırlı değil. Aydınlık yazdı: İran, Rusya ve Çin ortak füze kalkanı kuruyor. Dolayısıyla Türkiye sadece İran’la değil, tüm komşularıyla ve Çin, Rusya gibi iki küresel güçle de karşı karşıya geliyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2011
İRAN’IN İKİ TESPİTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2011
PKK-PJAK’a karşı operasyon yürüten İran, iki önemli tespit yapıyor:
1.) İran Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Bölümü Başkanı General Ali Şadmani, PKK-PJAK’ın ayakta kalma sebinin, Irak’ta onlara sağlanan güvenli ortamdan kaynaklandığını belirtiyor. General Şadmani, PKK-PJAK’ı ABD-İsrail-AB üçlüsü tarafından yaratılıp beslenen bir örgüt olarak tanımlıyor.
2.) PKK’nin “Türkiye, İran, Irak ve Suriye” dörtlüsünü hedef aldığını belirten General Şadmani, PKK’nin kökünün kurutulabilmesi için bu dörtlünün yakın işbirliği yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak Şadmani, Türkiye’nin ABD, İsrail ve NATO ilişkileri nedeniyle bu işbirliğinin akim kaldığını vurguluyor.
PKK’nin ABD’nin sağladığı güvenli ortamda büyüdüğü ve Türkiye’nin ABD ilişkileri nedeniyle PKK’ye karşı bölgesel ittifak oluşturulamadığı tespitleri, bölge açısından hayatidir.
ABD PKK’Yİ NASIL BÜYÜTÜYOR?
Tahran’ın tespitlerini biraz daha derinleştirelim ve Washington’un PKK’yi nasıl büyüttüğüne mercek tutalım:
1.) İran’ın da tespit ettiği gibi ABD Irak’ta güvenli bölge tahsis ederek PKK’yi büyütüyor: PKK’nin 2003 sonrasında çeşitli konularda “belirleyici kuvvet” pozisyonuna gelmesi, Aydınlık’ın da çok defa altını çizdiği gibi “ABD bölgeye ne zaman gelse, PKK büyüyor” gerçeğiyle ilgilidir.
2.) ABD silah yardımı yaparak PKK’yi büyütüyor: En son geçen hafta İran Kara Kuvvetleri Harekat komutanı General Ali Arateş, ABD’in Erbil’deki konsolosluğu aracılığıyla, geçen ay PKK’ye çok sayıda 120 mm’lik havan topu ve el telsizi verdiğini saptamıştı.
ABD’nin 1991’den beri PKK’ye silah sağladığını, TSK de, Jandarma Genel Komutanı seviyesinde saptamıştır.
3.) ABD, PKK’yi CIA’nın sağladığı “para trafiği” denetçiliği üzerinden besledi ve büyütüyor: Zaman zaman kimi PKK’lilerin çeşitli ülkelerde yakalanması, istihbarat örgütlerinin birbirleriyle mücadelesinin sonucudur. ABD’nin de zaman zaman kimi örgüt üyelerini uyuşturucu ticareti nedeniyle deşifre etmesi de, örgütü denetim altında tutma amacıyla ilgilidir.
4.) ABD, siyasal statü sağlayarak PKK’yi büyütüyor: ABD’nin PKK’ye Brüksel’den Oslo’ya kadar pek çok başkentte sağladığı siyasi olanaklar, örgüte uluslararası meşruiyet sağlamaya yöneliktir.
5.) ABD, BOP eşbaşkanlığı üzerinden PKK’yi büyütüyor: Tayyip Erdoğan’ın “ABD’nin Büyük Orrtadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma” taahhaüdü 2005 yılında Diyarbakır Açılımı ile 2009 yılında da Kürt Açılımı ile ivme kazandı.
Öcalan’la yürütülen pazarlıklar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kurduğu kukla devletini Türkiye’ye genişletme süreciyle ve Diyarbakır’ı “Büyük Kürdistan”a başkent yapmayla ilgilidir.
6.) ABD, TSK’nin elini tutarak PKK’yi büyütüyor: TSK’nin Kuzey Irak’tan çıkartılması için yapılan çuval operasyonuyla ve “2 sayfa 9 maddelik” sözleşmeye konulan maddeyle eli bağlanan TSK, sınır ötesi operasyonlardan uzak tutuluyor. Kamuoyunun baskısıyla 2008 yılında kapılan kara harekatı sırasında, ABD ve AKP ikilisin TSK’ye yaptığı “çabuk çık” baskısı belleklerdedir.
Türk Ordusu Ergenekon soruşturmalarıyla budanarak da, PKK’ye karşı eli bağlanıyor.
7.) ABD, Türkiye’yi bölge ülkeleriyle karşı karşıya getirerek PKK’yi büyütüyor: Türkiye’nin AKP üzerinden İran ve Suriye’ye karşı izlediği politikalar, bir bölgesel ittifakın oluşmasını engellemektedir. Bu da PKK’ye karşı mücadeleyi zayıflatmaktadır.
BOP İÇİNDE MÜCADELE DEĞİL MÜZAKERE EDİLİR
İşte MİT – PKK, daha doğrusu AKP – PKK 5. Oslo görüşmesi, bu tespitler ışığında daha da anlamlıdır: Türkiye ya İran ve Suriye ile biraraya gelerek PKK’yi bitirecektir, ya da İran ve Suriye’ye düşmanlık yaparak PKK’yle müzakere yürütecektir.
ABD projelerine eşbaşkanlık yaparak, PKK ile mücadele değil ancak müzakere edilir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2011
KARAYILAN DA KUVVETE MEYLEDER
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/09/2011
PKK’nin 2 numarası Murat Karayılan, Füze Kalkanı’nın Türkiye’ye yerleştirilmesinin, İran’a saldırı hazırlığının ilk adımı olduğunu belirtti. İran’a karşı uluslararası konseptte taraf olmak istemediklerini söyleyen Karayılan, PJAK’ın silahlı mücadeleden çok siyasal faaliyetlere ağırlık vermesini istedi.
Karayılan’ın sözleri, bu köşede ilk kez 23 Ağustos’da dile getirdiğimiz “İran Karayılan’ı bir süre alıkoyup, bölge olitikalarına baskıladı” iddiamızı somutladı!
ARAYA GİREN DOSTLAR
Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na yaptığı son açıklamanın şu bölümü oldukça dikkat çekiyor:
“Daha önceden planlanan bir konsept temelinde İran Devleti’nin 16 Temmuz’da Kandil’e dönük başlayan harekatını çeşitli açılardan değerlendirmek mümkündür. Biz bunu daha önce de anlattık. O zaman 12-13 gün süren bir çatışma yaşandı. Daha sonra bazı dostlar araya girdi, birtakım görüşmeler yapıldı. O görüşmeler belli bir sonuca ulaşmadı. Bu sefer daha farklı kesimler aracı olmak üzere araya girdiler. Onların da sürdürdüğü görüşmeler nihayetinde belli bazı yerlerde tıkandı.”
Karayılan, aslında mevcut sorunun kendilerini de ilgilendirmediğine işaret ediyor: “Esasen sorun, İran-Irak arasında tartışmalı olan bazı stratejik tepelerdir. (…) PJAK ya da PKK kalkıp da İran-Irak sınırını mı düzeltecek? Böyle bir sorunu olamaz.”
Ateşkese değinen Karayılan, rolünü şöyle tarif ediyor: “KCK olarak bu ateşkesi hem destekliyoruz hem de bizzat geliştirilmesinde rol almış bulunuyoruz.”
Ve Karayılan İran’a yönelik tutumlarını da şu sözlerle ortaya koyuyor: “Biz hareket olarak İran’a karşı çatışmalı vaziyette olmak istemiyoruz.”
Karayılan PJAK’ın silah bırakacağını da belirtiyor: “Biz bundan sonra PJAK’ın aslında silahlı mücadeleden ziyade siyasal, örgütsel faaliyetlere ağırlık vermesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz.”
KUVVET NEREDE, PKK ORADA
Kuşkusuz Doğu Perinçek’in de belirttiği gibi PKK bir karttır. Emperyalizmin, bölgede kullandığı bir kartıdır. Ancak yine Perinçek’in de daha önce belirttiği gibi “kuvvet nerede, Öcalan oradadır.”
Bu tezin dayanağı, ABD’nin bölgedeki varlığının PKK açısından sonucudur: ABD, 1991’de bölgeye girdiğinde PKK büyüdü. TSK 1995-1998 sürecinde Kuzey Irak’a girdiğinde PKK geriledi. ABD 2003’te yeniden bölgeye girdiğinde, PKK daha da büyüdü.
Ancak ABD bölgeden çıkacak. Savaşarak da olsa çıkacak!
İran’ın 2006 yılında Hizbullah üzerinden İsrail’i yendiği günden bu yana Tahran’ın bölgedeki etkisi büyümektedir. İran gün
geçtikçe inisiyatif alanını genişletmektedir. Öyle ki, ABD ile Irak’ın kuzeyinde “savaşa” tutuşmuştur.
İşte bu şartlarda, Karayılan da kuvvete meyletmektedir.
Karayılan’ın şu sözleri bu bakımdan önemlidir: “Böyle bir çatışma ne İran devletine hizmet eder, ne de PKK’ye hizmet eder. Böyle bir çatışmadan daha çok ABD ve Türkiye faydalanmış olur.”
ÇATIŞMA ALANI: KUZEY IRAK
Stratejik savunmadaki ABD’nin bölgesel hamle yapabilmesinin tek şartı, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirebilmesidir. Suriye, Füze kalkanı, Predator gibi konular Ankara ile Tahran’ın arasını açmaktadır. Ancak iki başkent arasındak ipleri daha da gerecek konu, Kuzey Irak’tır; Kuzay Irak’ta kimin nasıl komunlanacağıdır.
Kuzey Irak’taki tüm gelişmeleri bu açıdan okumak gerekiyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Eylül 2011