Posts Tagged Mısır
MISIR’DA KALKIŞMA BASTIRILDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/08/2013
Kuşkusuz her ölüm, acıdır. Her doğal olmayan ölüm, daha da acıdır. Hele siyasal mücadeleler neticesinde ortaya çıkan ölümler, çok daha derin izler bırakan acılardandır. O nedenle kimi büyük olayları ilk anlarda değerlendirmek, kaçınılmaz olarak “ölüm acısını” merkeze alacağı için, nesnel ve sağlıklı olmaz.
Türkiye son 48 saattir böyle bir tablo yaşıyor ve siyasal nedenlerle Mursicilik yapanların dışındaki kesimler bile nesnel davranamıyor. Ancak gerçeğe ulaşabilmek için, “ölüm acısını” kenara koyarak bir değerlendirme yapmaya mecburuz.
İÇ SAVAŞ ÖNLENDİ
Üzerinden atlanamayacak asıl gerçeği yeniden hatırlayarak başlayalım: 30 Haziran’da 30 milyon Mısırlı alanlara çıktı ve Mursi’nin istifasını istedi. Mursi ise diyalogu bile reddedip, alanlardaki halkı ezmesi için askeri göreve çağırdı. Ortada bir iç savaş tehlikesi vardı ve asker ya Mursi’den ya da halktan yana tutum almak zorundaydı. Mısır Ordusu halktan yana tutum alarak her şeyden önemlisi bir iç savaşı önlemiş oldu.
Ancak Müslüman Kardeşler Mısır’ı germeyi sürdürdü. 4 Temmuz’dan bu yana Adeviye alanını işgal ederek 30 milyon Mısırlı’nın iradesine ipotek koymaya çalıştı. Başta AKP hükümeti olmak üzere kimi yönetimlerin de iç savaş tehlikesini “yok sayarak” Müslüman Kardeşler’i iktidarı alması için kışkırtması, süreci daha da çetrefilli hale getirdi.
Üstelik Adeviye ve Nahda alanlarında kamp kuran Müslüman Kardeşler militanları, açık açık kalkışma hazırlığı yaptılar. Mısır Ordusu iç savaşı ve daha büyük ölümleri engelleyebilmek için bu kalkışmayı bastırmak zorundaydı.
Kalaşnikoflu Müslüman Kardeşler üyelerinin dün ortaya çıkan fotoğrafları ve 43 polisin ölmesi, zaten ortada bir “direniş hareketi” değil, tersine silahlı ve kanlı bir kalkışma olduğunu gösteriyor.
Neticede Mısır Ordusu önceki sabah bir risk aldı ve 235’i Müslüman Kardeşler üyesi, 43’ü polis, toplam 278 Mısır yurttaşının ölümü pahasına Mısır’ı iç savaştan kurtardı!
Elbette keşke sıfır ölümle sonuçlansaydı diyoruz…
BÖLGESEL TERÖRİZMLE MÜCADELE
30 Haziran’da alanlara çıkarak Mursi’yi asıl deviren güç olan Temerrüd hareketi, olanları resmi internet sitesinde “örgütlenmiş bir terörizm ile mücadele” şeklinde niteliyor.
Bakın burası çok önemli. Çünkü bu cümle, Müslüman Kardeşler’den bir sevgi kelebeği yaratmaya çalışanlara, bu örgütün kanlı tarihini, terörist eylemlerini ve karanlık hedeflerini anımsatıyor!
Mısır’da halk ve ordu, sadece 2011 devrimini gasp eden bir örgütle değil, asıl önemlisi terörizmle mücadele ediyor. Üstelik sadece Mısır’ı değil, bölgeyi hedef alan bir terörizmle…
Anımsayalım: Mursi, İsrail’in bölgesel güvenliğinin garantisi olan Camp David düzenine bağlı kaldığını, o düzenin mimarlarından Enver Sedat’ın ailesine üstün hizmet madalyası vererek gösterdi. O düzen kuşkusuz Suriye karşıtlığını da içeriyordu.
30 Haziran’da milyonları sokağa döken en önemli nedenlerden biri de Müslüman Kardeşler’in iki hafta önce Suriye’ye cihat ilan etmesiydi. Mursi yönetimi bu karar gereğince Kahire ile Şam’ın diplomatik ilişkilerini kesmişti.
Yani Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütü, ABD ve AKP desteğiyle Esad’ı devirmek için terörist saldırılar düzenleyen Suriye’deki Müslüman Kardeşler örgütüne yardıma koşmak istiyordu.
İşte 4 Temmuz devrimi, bu nedenle hem Mısır’ı hem de Suriye’yi korudu! 14 Ağustos sabahı ise kalkışma bastırılarak, bölgesel terörizme ağır bir darbe vuruldu!
AKP Hükümeti’nin 4 Temmuz hareketine bu kadar öfkeli olması ve Müslüman Kardeşler’i ilk günden itibaren Temerrüd çatısı altındaki halka ve Mısır Ordusu’na karşı kışkırtması bu nedenledir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2013
8 SORUDA MISIR GERÇEĞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/07/2013
Gazeteci Hilal Köylü, konuğu AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a aynen şöyle soruyordu: “Türkiye’deki küçük çocuklara askeri darbenin kötü olduğu nasıl anlatılmalı?” (Haber Türk TV, 11 Temmuz 2013)
Mısır’daki devrimi, Türkiye’deki çocuklara darbe diye anlatma ihtiyacının neden doğduğu kuşkusuz çok önemli siyasal bir problemdir. Ama gelin biz daha yararlı sorularla Mısır konusunu berraklaştıralım bugün:
ABD TAHRİR’E KARÇI ÇIKTI
1. Soru: ABD 30 Haziran’da Mısır halkının alanlara çıkmasını ve Muhammed Mursi’nin istifasını istemesini nasıl değerlendirdi?
Yanıt: Mursi’nin devrilmesinden birkaç gün önce ABD’nin Kahire büyükelçisi Ann Paterson, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin demokratik yoldan seçildiğini söyleyerek sokak gösterilerinden kaçınılmasını istedi! (Amerika’nın Sesi, 11 Temmuz 2013)
2. Soru: ABD Mısır Ordusu’nun darbe yapmasını ve Mursi’yi yıkmasını mı istedi?
Yanıt: Washington Enstitüsü Başkanı Robert Satloff: “General Abdülfettah el Sisi, Cumhurbaşkanı Mursi’ye ‘muhalefetle sorunlarını çöz, sana süre tanıyoruz’ dedi. 48 saatlik ültimatom verdi. Bu gizli bir şey değildi. Bu süre içinde Amerika Mısır ordusunu siyasi sürece müdahale etmemesi yönünde uyardı. Onlara tavsiyede bulunduk, ama bu tavsiyeye uyulmadı. Sonuçta koz Mısır ordusunun elinde ve o da kendi çıkarlarını düşünüyor.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
ABD, HÂLÂ İHVAN DİYOR
3. Soru: ABD Mursi ve Müslüman Kardeşler (İhvan) karşıtı mı? Darbenin kurumsallaşmasını mı, sürecin biran önce normalleşmesini mi istiyor?
Yanıt: ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki: “Müslüman Kardeşler’in temsilcileriyle temaslarımızı sürdürüyoruz. Onların bu sürecin parçası olmasını istiyoruz.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
Washington Enstitüsü Başkanı Robert Satloff: “Mısır’da sivil yönetim sürecinin tesis edilmesi için uğraşıyoruz.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
4. Soru: 30 Haziran’da alanlara çıkan Mursi karşıtı Mısır halkı ABD’ye nasıl bakıyor?
Yanıt: Daha önce Ufuk Ötesi’nde işlemiştik. Bu sorunun en somut yanıtı, alanlarda taşınan pankartlardır. O pankartlar ABD Başkanı Barack Obama’ya karşı çıkılıyor, Obama’nın Mursi’ye verdiği destek nedeniyle ikisi de protesto ediliyor, hatta ABD’nin Kahire Büyükelçisi Ann Paterson’un Müslüman Kardeşlerle özel ilişkisi sorgulanıyordu. Obama, Paterson ve Mursi’nin üstüne çarpı atılmış resimleri Tahrir’in en göze batan afişleriydi.
ABD, BÖLGEDEKİ ETKİSİNİ KAYBEDİYOR
5. Soru: Peki ABD, Erdoğan’ın da dikkat çektiği gibi neden darbe demiyor?
Yanıt: ABD olanı resmi olarak “darbe” diye nitelerse, Mısır’a yaptığı askeri yardımı kesmek zorunda kalacak. Bu ise Mısır Ordusu’nu tamamen karşısına alması demek. Tersini yaparak iletişimi sürdürmeyi ve yardımları üzerinden kontrol sağlayabilmeyi hesaplıyor. Üstelik ABD, her halükarda kazananla yürümek istiyor.
6. Soru: Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ABD’nin müttefiki olarak Suriye’de ortak politika yürütüyorlardı. Mısır’da neden ayrıldılar?
Yanıt: İki ülke arasında mutlaka büyük ya da küçük çıkar çatışması vardır. ABD güçlü iken, bölgedeki aktörleri arasındaki çelişmeleri bastırabiliyordu. Ancak ABD zayıfladıkça, bu aktörler arasındaki çelişmeler yürürlüğe giriyor. Selefi Suudi Arabistan, İhvancı bir Mısır’ın Ortadoğu’da güçlenmesini istemiyor. Tersi de geçerlidir.
7. Soru: Bu durumda Mısır’da olan ne? Darbe mi, devrim mi? Yoksa ordu halkın devrimini mi çaldı?
Yanıt: Mısırda alanlara çıkanlara göre Mursi’yi yıkan 30 Haziran, Mübarek’i yıkan 25 Ocak devrimin yeni bir dalgasıydı. Ordu’nun 3 Temmuz’da devreye girmesi ise darbe değil, halkın devrimine destektir. Zira Ordu, bir seçim yapmıştır: Ya Mursi’nin emrine uyup alanları ezecek, ya da halkla birleşip Mursi’yi yıkacaktı. Üçüncü bir seçeneği yoktu!
8. Soru: Peki Türkiye’de neden Mısır’da darbe olduğu varsayılıyor?
Yanıt: AKP darbe demeye mecbur. Böylece hem bölgedeki bir müttefikinin yenilgisini gayrimeşru göstermiş olacak, hem de Türkiye’ye yansımasını bir parça yumuşatmış olacak!
AKP dışındaki kesimlerden gelen “darbe” saptaması ise saha ziyade bir aydın hastalığı olarak nüksetmiş durumda. Bu aydınlarımıza göre dünyada ABD’nin yönlendirmediği tek bir siyasi gelişme yoktur. ABD her şeye egemendir.
Oysa dünya değişiyor; Atlantik Cephesi iniyor, Asya-Pasifik cephesi yükseliyor. Irak’ta ve Afganistan’da yenilen, Büyük Kürdistan’ı 20 yıldır kuramayan, Suriye’de 2,5 yıldır Esad’ı deviremeyen bir ABD, artık her şeye egemen değildir.
ABD zayıfladıkça, müttefiki olan ordular da hizadan çıkmaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Temmuz 2013
ABD’NİN TAŞERONLARI BÖLÜNDÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/07/2013
ABD’nin 2011’de Ortadoğu halk hareketlerinin karşısına barikat diktiği cephe Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsüydü. İstanbul’daki 14 Mart 2011 tarihli “Değişim Liderleri Zirvesi”nde Erdoğan ile Davutoğlu’nun “Ortadoğu’daki değişimi istediğimiz istikamete yönlendiremezsek, gelişmelerden en olumsuz etkilenen biz oluruz” sözleri, bu cephenin programıdır!
Ardından bu cephe Libya’ya haçlı koalisyonuna katıldı, Suriye’de Esad’ı devirmekle görevlendirildi ve Mısır’da Riyad’ın çekincelerine rağmen Müslüman Kardeşler’i iktidar yapmaya soyundu.
Peki, geçen iki yılda sonuç ne? ABD’nin kurduğu bu üçlü cephe hem Suriye’de hem de Mısır’da büyük yenilgi aldı. Üstelik Mısır’da ayrıca bölündüler!
Pratikte de son durum şudur: Esad ayakta; Mısır’ın Mursi’si yıkıldı, Katar’ın El Tani’si çekilmek zorunda kaldı, Suudi Arabistan’da taht kavgası var ve Türkiye’de Erdoğan’ın iktidarı sallanıyor.
SURİYE CEPHESİ
Suriye’de Esad’ı deviremeyen, üstelik son altı ayda ciddi kayıplar vererek mevzi kaybeden Atlantik cephesi, beklenildiği gibi dağılan kuvvetler girdabına girdi. Zararın tahsilatı adına var olan Suriye muhalefeti üzerinde ciddi bir nüfuz mücadelesi başlattılar.
ABD’nin ilan ettiği sürgündeki hükümetin başına getirilen Hasan Hitto ismi Suudi Arabistan ile Katar ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi. Zira Kürt kökenli bir Amerikalı olan Hasan Hitto, aynı zamanda İhvan (Müslüman Kardeşler) üyesiydi!
Riyad ve Doha, SUK’un yapısının belirlenmesinde de karşı karşıya geldi. Örneğin Suudi Arabistan, SUK’u 20 üyeyle daha büyütmek istiyor fakat Katar buna direniyordu. Çarpışma öyle bir hal aldı ki, 43 üyeli SUK, 114 üyeli SUKO haline geldi! Ancak SUKO Başkanı El Hatip, bir süre sonra istifa etti ve uzlaşma sağlanamadığı için örgüt başsız kaldı! (ABD’nin zorlamasıyla ancak dün SUKO’nun başına Ahmet El Cabra seçilebildi!)
Suriye’nin direnişi ve Esad’ın mevzi kazanması cephe içi çatışmaları sürekli büyüttü. Üstelik finans desteğin ve cihatçı seferber etmenin sorumluları olan Suudi Arabistan ve Katar bir ölçüde işini yapıyor ama Esad’ı devirmenin kuvvet adresi olan AKP sınıfta kalıyordu. İçerideki muhalefet nedeniyle Suriye’de zorlanan AKP, ABD’yi Ortadoğu’ya çağırıyordu. Oysa Irak ve Afganistan yenilgileri üzerine bölgeden adım adım çekilen ve Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirleyen Washington, Ortadoğu’daki işlerini zaten model ortağına devretmişti!
MISIR CEPHESİ
Suudi Arabistan, Mısır’da İhvan’ın iktidar yapılmasına aslında karşıydı. Zira Riyad, Müslüman Kardeşler 1954’te Mısır’da Nasır’a karşı başarısız suikast düzenlediğinde, 1982’de Suriye’de Hafız Esad’a karşı başarısız bir ayaklanmaya kalkıştığında, bu örgüte kucak açmıştı. Ama son tahlilde Riyad, güçlenen İhvan’ın kendisine tehdit oluşturduğunu hep hesapta tutuyordu.
Ancak ABD’nin oluşturduğu üçlü cephenin diğer iki ayağı, Katar ve Türkiye İhvan’ın Mısır’da iktidar olmasını istiyordu. Sonunda ABD ve cephesi, 2011 devriminden korkan Mısır bürokrasisiyle de uzlaşarak Mursi’yi 2012’de iktidara taşıdı. Katar 8 milyar dolar, Türkiye ise 2 milyar dolar yardımla Mursi’ye yatırım yaptı. Kaldı ki, Erdoğan da zaten 70’lerde İhvan’ın gençlik yapılanması olan Dünya Müslüman Gençlik Birliği’nin üyesiydi.
Ancak geride kalan bir yılın sonunda Mısır halkı, 2006’dan beri sürdürdüğü halk hareketini yeniden yükseltti ve Ordu’yu da yanına çekerek Mursi’yi devirdi!
Suudi Arabistan İhvan devrildiği için sonuçtan memnun oldu, Türkiye ve Katar ise “darbe” diyerek karşı çıktı. ABD ise “kazananın yanında olma zorunluluğu” nedeniyle “çok kaygılıyız” diyerek ara bir yol oluşturdu. Öte yandan Ankara ve Doha, sert söylemlerine rağmen, Washington’un tutumu nedeniyle Mursi sonrası kurulan mevcut yönetimi “yok” sayamadı!
HALK HAREKETİNİN SONUÇLARI
Tüm bu süreçte üç ülkenin içinde neler oldu peki?
Suudi Arabistan: 22 yıl boyunca Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’ni yapan ve 19 Temmuz 2012’te istihbaratın başına geçirilen Prens Bendar Sultan, bir hafta sonra, 26 Temmuz 2012’de bir suikasta uğradı. Ölüp ölmediği netlik kazanmayan Prens’le ilgili tek gerçek, artık ortalarda olmadığıdır. Prens’in suikastının gerekçesi olarak en çok dillendirilen iddia ise ABD adına Suriye’deki faaliyetleri nedeniyle Tahran-Şam ekseninin hedefi olduğuydu.
Bir diğer iddia ise taht kavgasının da gerekçesi olan Riyad’ın İran politikasıyla ilgiliydi. Prens Bendar ABD’nin İran’a saldırmasını istiyor fakat Prens Türki ise bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu operasyona karşı çıkıyordu.
Katar: Katar Emiri El Tani, 26 Haziran 2013’te ani bir kararla görevden çekildi ve koltuğunu oğluna bıraktı! El Tani’nin babası 1971’de bir saray darbesiyle başa geçmiş, kendisi de babasını 1995’de yine bir saray darbesiyle devirmişti.
Türkiye: 27 Mayıs 2013’te başlayan ve 1 Haziran’dan itibaren çok güçlü bir halk hareketine dönüşen eylemler, Erdoğan’ın koltuğunu sarstı. 5 Temmuz’da Mısır’ın Refah kapısından Gazze’ye girerek gövde gösterisi yapmaya ve içerideki konumunu bu görüntüyle güçlendirmeye hazırlanan Erdoğan, Mursi’nin yıkılmasıyla ikinci bir yenildi daha aldı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2013
YA DEMOKRASİ YA ALLAH’IN NİZAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/07/2013
Mısır’da darbe mi, yoksa devrim mi olduğunu önceki gün incelemiştik. Bugün “asker karşıtlarının” sığındığı “demokrasi” kavramı üzerinden Mısır devrimini inceleyeceğiz.
İncelemede referans alacağımız cümle ise Müslüman Kardeşlerin en önemli isimlerinden, 1966’da idam edilen Seyyid Kutup’un şu saptamasıdır: “Demokrasi, Allah’ın nizamının gasp edilmesidir.”
Bu önemli saptama, devrim, darbe, demokrasi gibi kavramları yerli yerine oturtur. Bu kavramlar üzerinden konumunu belirleyenlerin gerçek yerini ortaya koyar.
DEMOKRASİ VE DEVRİM
Gerçekten de demokrasi, Allah’ın nizamını gasp etmektir; daha doğrusu Allah yerine milletin egemenliğini hâkim kılmaktır. Nasıl? Devrimle! Nizamı Allah adına yeryüzünde uyguladığını söyleyen kralları, padişahları, imparatorları devrimle devirerek, devrimle yıkarak!
Müslüman Kardeşler hareketi, “demokrasi Allah’ın nizamının gaspıdır” saptamasına göre konumlanmıştır. “Ya demokrasi, ya Allah’ın nizamı” seçeneklerinden “Allah’ın nizamını” seçmiştir.
Dünyadaki tüm Müslüman Kardeşler üyesi yöneticilerin “demokrasi” tanımlarının sakatlığı buradan gelir. Zira günümüzde doğrudan reddedemedikleri için “araç” diyerek “tramvay” diyerek modellemektedirler.
Dolayısıyla “demokrasiyi” gerçekte reddeden fakat demokrasiden yararlanarak Allah’ın nizamını kurmaya çalışanların devrilmesi, demokratiktir!
Bu durumda Başbakan Erdoğan’ın “demokratik darbe mi olur” diye yakınması anlamsızdır.
DEMOKRASİ VE SANDIK
Erdoğan ayrıca “sandık namustur” diye de seslenmektedir.
Sandık, devrimin demokrasiye bir armağanıdır ama demokrasi sandıktan ibaret değildir!
Yukarıda da belirttiğimiz gibi demokrasi, devrimle gelir; devrimin kralları devirmesiyle gelir. Ve krallar sandıktan çıkmaz, babadan oğula geçer, aile içinde kalır, soy içinde kalır…
Sandığı demokrasiyi kuran devrimler halkın önüne getirmiştir. Devrim bu nedenle demokrasinin doruğudur ve o nedenle getirdiği sandıktan bile daha meşrudur.
DEMOKRASİ VE ASKER
Dünyanın bütün demokrasileri, devrimle, silahla ve askerle gelmiştir. Feodalizmi yıkarak kapitalist üretim ilişkilerini egemen kılanlar, burjuva demokrasisini oluşturanlar kralı, padişahı devirerek bunları sağlamıştır.
İngiltere’ye demokrasi 1640 devriminde Kral’ı ipe gönderen General Cromwell’in devrimiyle geldi. Fransa’ya demokrasi getiren 1789 devrimi kral ve kraliçeyi giyotine götürdü. Amerikan demokrasisi, General Washington’ın bağımsızlık savaşıyla, kuzey-güney savaşıyla ve köleci feodallerin ezilmesiyle geldi. Türkiye’ye demokrasi, General Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş savaşıyla, emperyalizmi yenmesiyle, hilafeti ve saltanatı yıkmasıyla geldi!
Demokrasi düşmanlarının bu isimlerden nefret etmesi ondandır. Örneğin Seyyid Kutup’a göre Batı, İslam’dan kurtulmak için Mustafa Kemal’i öne sürmüştür!
Devrimci askerlerden nefret ederler ama cihatçı ordu isterler. Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El Benna’ya göre ordu, İslamcı bir cihat ordusu olmalıdır. O nedenle izleyenlerine göre “Camiler kışla, kışlalar da cami” gibi düşünülmüştür hep!
Ancak Mısır Ordusu 3 Temmuz’da seçimini yapmış ve cihat ordusu değil, halkın ordusu olacağını, Müslüman Kardeşler’i devirerek kayda geçirmiştir. Artık mesele halkın ordusunu bu çizgide tutabilmesidir.
DEMOKRASİ VE LAİKLİK
Müslüman Kardeşlerin ideologu Seyyid Kutup, aynı zamanda laiklik düşmanıdır. Haklıdır da… Çünkü laiklik de demokrasi gibi devrimin bir sonucudur. Laiklik, din ve dünya işlerini ayırmaktır; Allah’ın nizamını yeryüzünde uygulayan kralı yıkarken, dini tüm aracıların tekelinden alıp halkın vicdanına teslim etmesidir.
Aracı pozisyonu ortadan kalkanlar, laiklikten en çok şikâyet edenlerdir. Örneğin Seyyid Kutup bu nedenle laik ile dindarın aynı toplumda birlikte sorunsuz yaşayamayacağını savunurdu. Recep Tayyip Erdoğan da anımsayacağınız gibi bir insanın hem laik hem de Müslüman olamayacağını savunurdu!
Sonuç olarak önemle vurgulayalım: Mısır’da ordu MK’yi değil halkı seçerek, demokrasiyi seçmiştir! Bu nedenle darbe değil devrim yapmıştır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2013
ABD TAHRİR’İN NERESİNDE?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/07/2013
Mısır’da ayaklanan 30 milyon halkı yok sayan ve devrimi darbe diye kirletmeye çalışanlara göre Ordu, ABD adına Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi devirdi.
Bu mantığa göre Mursi ABD karşıtıdır ya da en azından politikaları ABD’nin çıkarlarına aykırıdır.
Peki, öyle mi? Yanıtı gelin en iyisi Tahir versin:
ABD KARŞITI PANKARTLAR
Tahrir Meydanı’nda yer alan onlarca pankarttan aşağıdaki üçü, her aktörü yerli yerine oturtuyor ve niyetlerine göre “analiz” yapanlara en somut yanıtı veriyor:
Pankartlarda Mısır’da terörizmi destekleyen ABD ve Obama’ya tepkiler var.
ABD’nin Kahire Büyükelçisi Ann Paterson’a öfke var. Paterson’a “geçen yaz ne yaptığını biliyoruz” diyen pankartlar var.
Obama’nın diktatör Mursi’nin destekçisi olduğunu belirten pankartlar var.
Özetle Tahrir’de ABD karşıtlığı var.
Peki, Tahrir hem ABD karşıtıysa hem de Mursi’yi devirmek istiyorsa, Mursi nasıl ABD karşıtı olabilir? Yanıt bizim analistlerin karmaşık cümlelerine sığamayacak kadar basit: ABD Mursi’nin arkasındaydı!
Peki, bu durumda Halk ve Ordu, Mursi’yi nasıl ABD adına devirmiş olabilir? Yanıt yine Tahrir’de: Mısır ABD’nin Mursi’sini ve ABD’nin çıkarlarını yıktı!
ABD’NİN MK İLE İLİŞKİSİ
ABD’nin Müslüman Kardeşler (MK) ile ilişkisinde üç kritik aşama var:
1. 2006 yılında MK’in genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif’in ABD’yle ilişkiye açık olduklarını ilan etmesi.
2. İki yıl süren temaslara uygun olarak Obama’nın 2009’da Kahire konuşmasında MK’ye sıcak mesaj vermesi.
3. 2011 devrimini yörüngesinden çıkarmak için Mursi’nin Cumhurbaşkanı yapılması.
MK bildiğiniz gibi 25 Ocak 2011’de ivmelenen ve Mübarek’i deviren halk hareketine önce hiç katılmadı. Bilahare ABD Özel Temsilcisi Frank Wisner’in MK ile yaptığı görüşmeden sonra alanlara çıktı.
Çünkü ABD, Mübarek’i kurtaramayacağını anladığı anda halk hareketinin kendisi için en az zararla sonuçlanmasına yöneldi. O noktadan sonra şöyle bir strateji izledi: MK’ye dayanacak, MK’nin üçlü parçasının ABD’ye “uyumlu” olanını liderliğe oynatacak ve “Mübarek’i feda edip, rejimi kurtarmak” amacıyla içindeki Amerikancı yapılar üzerinden Ordu’yla uzlaşacak.
İşte Mursi’nin 2011 devriminden 1 yıl sonra Cumhurbaşkanı yapılmasının sebebi budur, sandık değil!
ABD bu bir yıl içinde de Mısır halk hareketinin tamamen sönümlenmesi için uğraştı ama gücü yetmedi ve 30 Haziran 2013 ayaklanmasına engel olamadı.
Peki, bu bir yıl içerisinde neler yaptı?
İSTENMEYEN ABD ELÇİSİ
Sadece şu üç örnek bile her şeyi özetlemektedir:
1. MK’nin İran’la yakınlaşmak isteyen kanadına baskı uyguladı. CBS kanalına demeç veren ABD’nin Kahire Büyükelçisi Ann Paterson, İran ile Mısır’ın MK hareketi arasında her türlü ilişki kurulmasına karşı olduklarını ilan etti.
2. 30 Haziran’dan beri Tahrir’de Ann Paterson’a karşı çok sert ve öfke kusan pankartlar açan Mısır halkı, geride kalan bir yıl içerisinde de Paterson’un sınır dışı edilmesini istemişti.
Örneğin 10 Mart 2012’de ABD’nin Kahire Büyükelçiliği’ne yakın bir semtte gösteri yapan Mısır Halkı, Ann Paterson’un ülkeden kovulmasını ve ABD’nin Mısır’a yaptığı askeri ve ekonomik yardımların reddedilmesini istedi.
Örneğin 1 Nisan 2012’de yine ABD karşıtı eylem yapan Mısır halkı, Meclis’in dış duvarını da yıkarak yürümüş ve Yüksek Askeri Konsey’den Ann Paterson’u ülkeden kovmasını istemişti.
3. 2011 devriminin en önemli hedeflerinden biri İsrail’in güvenliğini sağlayan Camp David anlaşmasının feshedilmesiydi. Tahrir dinamiği gibi MK’nin bir kanadı da böyle istiyordu. Ancak ABD ile MK’nin halkın devrimini çalmakta uzlaşmasının bir bedeli vardı. O bedeli Ann Paterson şöyle ilan ediyordu: “Kahire ve Tel Aviv, aralarında imzalanan anlaşmalara saygı duyuyor.”
Şu çarpıcı örnek bile aslında süreci net özetliyor: Mübarek devrilmeden önce Gazze’ye açılan tünelleri kapatmıştı. Yani Filistin sadece İsrail’in değil, Mısır’ın da ablukası altındaydı! 2011 devriminden sonra Mısır tünelleri açtı ve Filistin’e el uzattı. Mursi’nin Cumhurbaşkanı olmasından sonra ise o tüneller yeniden Gazze’ye kapandı!
Gelin 3 Temmuz 2013’te Mısır’da ne olduğunu ve ABD’nin nasıl konumlandığını en somut şekilde özetleyen şu haberle bitirelim yazımızı: “Başkan Barack Obama, demokratik yoldan seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ordu tarafından devrilmesi üzerine Mısır’a yapılan Amerikan yardımının gözden geçirilmesi emri verdi.” (Amerika’nın Sesi, 4 Temmuz 2013)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2013
İRAN-MISIR EKSENİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/09/2012
Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Bağlantısızlar Zirvesi nedeniyle 30 yıl aradan sonra İran’a giden ilk Mısır cumhurbaşkanı olması ve iki ülkenin 30 yıl sonra yeniden diplomatik ilişki kurması, Türk basınında gerekli ilgiyi görmedi. Hatta Mursi konuşurken Suriye heyeti salonu terk etmemiş olsa, haber bile olmayacaktı!
Mursi’nin Suriye heyetinin hoşuna gitmeyen konuşması, Ankara’nın aksine, Kahire ve Tahran’da farklı yorumlanıyor. Tahran, Mursi’nin iç politika gereği konuştuğunu, zira Mısır’da Tahran-Kahire yakınlaşmasına tepki gösteren kesimlerin bulunduğuna dikkat çekiyor.
Mursi’nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Pakinam eş-Şarkavi’nin açıklaması Tahran’ı doğrular nitelikte. Eş-Şarkavi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Mursi’nin Suriye konusunda attığı adımların İran gibi önemli bir ülkeyle ilişkilerde yeni bir sayfa açılmasını sağlayacağını” belirtti. Eş-Şarkavi, Mursi’nin İran’a yaptığı ziyaret ve Suriye konusundaki girişiminin, “İran tarafında da karşılık bulacağını umduğunu” ifade etti.
Kuşkusuz Suriye konusunda bir İran-Mısır ekseni oluşması ABD’nin hoşuna gitmemektedir. Dahası Camp David ile bölgede İsrail’in güvenliğini ve ABD’nin çıkarlarını sağlayan Mısır devletinin, 30 yıl aradan sonra İran’la diplomatik ilişki kurması bile başlı başına olaydır ve bölgenin çıkarınadır.
SUK ZAYIFLIYOR, UKK GÜÇLENİYOR
İran ile Mısır’ın Suriye konusunda bir işbirliği oluşturmasının ilk somut meyvesi İstanbul-Hatay merkezli Suriye Ulusal Konseyi’ne karşılık, Kahire merkezli Ulusal Koordinasyon Kurulu’dur.
Suriye Ulusal Konseyi SUK zayıflarken, Ulusal Koordinasyon Kurulu UKK güçlenmektedir. Bu duruma bir panzehir olarak Paris’in ortaya attığı “geçici hükümet kurun, biz tanırız” önerisi, SUK’u daha da büyük bir sorunla karşı karşıya getirdi. SUK, Ankara’da geçici hükümet niyetine kurulan 95 kişilik Suriye Ulusal Geçiş Konseyi’ni tanımadığını açıkladı! Dahası bu yapıyı “Özgür Suriye Ordusu’nun bir girişimi ve rejimi yıkma amacını saptıran bir oyun” olarak değerlendirdi.
UKK adına konuşan Monzer Haddam da, Ankara’da kurulan bu yapıyı “boş hayal” olarak niteledi.
İRAN-MISIR İŞBİRLİĞİ, TÜRKİYE İÇİN ŞANS
UKK Başkanı Hasan Abdülazim’in Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’ya yaptığı açıklamalar, İran-Mısır eksenli yeni çözüm modeline işaret ediyor. Abdulazim, “İran ve Mısır’ın önerilerinin birleştirilmesi, Suriye krizinin çıkış yolu olacaktır” diyor.
İran’ın önerdiği çözüm modeli şöyle: Suriye hükümeti ve muhalif güçler ile müzakere yapmak için uygun atmosferin yaratılması, ateşkes yapılması ve irtibat grubunun oluşturulması.
Mursi tarafından açıklanan Mısır’ın önerisi ise şu: Suriye krizinin siyasi yoldan aşılması için Mısır, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’den oluşan dörtlü irtibat grubunun oluşturulması.
Türkiye’nin de içinde yer alması istenen bu bölgesel çözüm modeli, her şeyden önemlisi ABD baskısı altındaki Ankara’yı rahatlatacaktır!
ORTADOĞU DENGESİ DEĞİŞİYOR
Suriye merkezli Ortadoğu satrancında inisiyatif bölgeye geçmiş durumda… Asya cephesi büyürken, Atlantik cephesindeki kimi kuvvetler sahneden çekilmeye hazırlanıyor!
Bu tabloya Mısır’ın dâhil olması, ABD için büyük yenildi. Bu nedenle Çin, İran-Mısır ilişkisinin Ortadoğu’da dengeleri değiştireceğini savunuyor. Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’da çıkan bir yorum-analizde, bu ilişkinin ABD’ye darbe indireceği savunuluyor: “Yıllardır birbirini düşmanca karşılayan Mısır ve İran’ın barışması, hem bölgesel istikrara hem İslam dünyasının dayanışmasına yararlı olacak. Bir de, ABD’nin Ortadoğu’daki uzun vadeli önemli ortağı olan Mısır’ın, İsrail’le de resmi diplomatik ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle Mısır ile İran arasındaki ilişkilerin iyileşmesi, Ortadoğu’daki diplomatik yapıya büyük etki getirmenin yanı sıra, ABD’nin büyük Ortadoğu stratejisi ile ABD ve İsrail’in İran’ı tecrit etme çabalarına da doğrudan darbe indirecek.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Eylül 2012