Posts Tagged NATO

Pentagon’un trolleri

Reuters’in bir araştırması, ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un sosyal medyadaki trol hesaplarıyla Çin’e karşı yürüttüğü psikolojik savaşı ortaya koydu. Buna göre Pentagon trolleri, Covid salgını boyunca Çin aşısını kötülemek için Ortadoğu ve Uzakdoğu’da kampanya yaptı: Çin aşısının “domuz jelatini” içerdiğini, “İslam’a aykırı” olduğunu iddia etti. Reuters 300 trol hesabı saptamış, muhtemel ki daha fazladır. 

Pentagon kampanyayı doğrulamak zorunda kaldı. Reuters’e bilgi veren üst düzey bir Pentagon yetkilisi, ABD ordusunun Çin’in aşısını küçümsemek için “gizli propaganda yürüttüğünü” kabul etti, ancak ayrıntı vermeyi reddetti.

Elbette mesele “gizli propaganda” yapmaktan ötedir; kara propagandadır, psikolojik savaştır.

Asıl psikolojik savaş kendi halkına

Reuters’e konuşan Dartmouth Geisel Tıp Fakültesi’nden bulaşıcı hastalık uzmanı Daniel Lucey, “ABD hükümetinin bunu yaptığını duyunca dehşete ve hayal kırıklığına kapıldım” diyor.

Neden hayal kırıklığı? Çünkü liberal kapitalizm, demokrasi, şeffaflık, açık toplum vb. propagandası altında dünyanın en “ahlaklı” devletine ve hükümetine sahip olduklarını sanıyorlar. Pentagon’un ve diğer Amerikan devlet aygıtlarının yürüttüğü asıl psikolojik savaş işte budur, kendi toplumuna karşı olanıdır.

Dahası Pentagon, CIA ve NATO trolleri bu propagandayı müttefiklerine de uygulamakta, diğer ülke vatandaşlarının bir kesimi de bu propaganda altında “Amerikancılık” övücüsüne dönüşmektedir.

Halkın değil Wall Street’in devleti

Pentagon ve başka çalışmalarda ortaya çıkacak diğer Amerikan aygıtlarının bu türden faaliyetleri, şirketlerin kârları içindir. Bu örnekte görüldüğü gibi Pentagon Çin aşısına karşı kara propaganda yaparak, Amerikan Pfizer’ın aşı satışını artırmaya çalışıyor. 

Anımsayacaksınız: Covid salgını sırasında ABD hükümeti halkı değil şirketleri fonlamıştı. Nitekim üç yılın sonunda Amerikan şirketleri, başta mali sermaye olmak üzere, covid salgınından büyük kârla çıkmıştı. 

Çünkü ABD devleti, son tahlilde Amerikan halkının değil Wall Street merkezli büyük sermayenin devletidir.

ABD’nin kirli savaşı

Pentagon trollerini salgında mı kullandı sadece? Elbette değil. Daha trol kavramı bile yokken, ABD devletinin yazılı basında kullandığı yerli-yabancı trolleri vardı. 

Ve yüz yıldır o troller çalışıyor: İhtiyaca göre komünizmi kötülemek için propaganda yapıyorlar, ihtiyaca göre Amerikan saldırganlığını dünyaya haklı göstermek için. İhtiyaca göre uzaylıların çoktan geldiğini ve Ortadoğu’daki medeniyetleri Ortadoğuluların değil uzaylıların inşa ettiğini propaganda ediyorlar, ihtiyaca göre de Çinlilerin, Kuzey Korelilerin, Rusların, İranlıların, Türklerin ne kadar “kötü” olduğunu ileri sürüyorlar. 

Amerikan büyük sermayesinin devleti, eline tutuşturduğu beyaz tozu “Saddam’ın kitle imha silahının kanıtı” diye BM salonunda sallatarak, Dışişleri Bakanı Colin Powell’ı bile trol olarak kullandı! (Powell’ın sonraki yıllarda “kullanıldım (trollendim)” demesi elbette sonucu değiştirmez).

ABD’nin müttefik ülkelerde üst düzey görevlere getirmek üzere yatırım yaptığı ve hatta bazılarının devlet başkanlığına yükseldiği türden piyonları, onların siyasal, ideolojik, reklam kampanyalarını düzenleyen üst-trolleri, o kampanyayı medyada yaygınlaştıran trolleri, kampanyadan nemalanarak Amerikancılık yapan alt-trolleri de var elbette…. (Bu konuda ibretlik itiraftır: Eski İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, NATO’nun Gladyo örgütlenmesi üzerinden ABD’nin müttefik ülkelerde nasıl iktidar belirlediğini, yıllar önce gazeteci Nur Batur’a anlattı. Söyleşinin geniş hali için bakınız: Nur Batur, Ortadoğu’nun Şahları, Vezirleri, Piyonları, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2022).

Özetle: ABD devlet aygıtlarının, Amerikan şirketlerinin kârları için Amerikan halkına ve dünya halkalarına söylemeyeceği yalan, yapmayacağı hukuk dışı eylem yok. 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
18 Haziran 2024

, , , , , , , , , , ,

1 Yorum

Londra-Kiev’in son tezgahı

Singapur’da düzenlenen 21. Shangri-La Diyalogu toplantısı, Londra ile Kiev’in Çin’e karşı son tezgahına sahne oldu. Ancak tezgah o kadar zayıftı ki, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in tekzibiyle bozuldu.

Shapps’ın sunamadığı kanıt!

Önce 23 Mayıs’ta İngiltere Savunma Bakanı Grant Shapps sahneye çıktı ve “Çin ve Rusya, Ukrayna’da kullanılan silahlar konusunda işbirliği yapıyor” dedi. Daha da önemlisi İngiliz Bakan “elimizde kanıt var” dedi. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin İngiliz Bakanın açıklamasına tepki gösterdi ve Shapps’ın “temelsiz iddialarla Çin’i sorumsuzca düşmanlaştırmasını” kınadıklarını belirtti. 

İki gün sonra bu kez NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg sahne aldı ve “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” savundu. 

Oysa Wang Wenbin’in de önemle belirttiği gibi savaşın daha başında, iki yıl önce Ukrayna ve Rusya anlaşmış ama ABD ve İngiltere Zelenski’ye baskı yaparak imza atmasını engellemişti. Yani Avrupa’da savaşı körükleyen bizzat ABD ve İngiltere’ydi; Wang Wenbin’in ifadesiyle “Ukrayna’daki çatışmanın üzerine benzin döken İngiltere’ydi.” “Beijing, çatışmanın taraflarına silah teslim etmedi, etmeyecek” diyen Çin’in Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilci Yardımcısı Geng Shuang’ın dikkat çektiği gibi “Çin, ABD’nin aksine, krizin uzamasına katkıda bulunmayacaktı.”

Sonuç olarak İngiltere Savunma Bakanı Shapps, “elimizde kanıt var” demesine rağmen günlerce bir kanıt sunamadı, çünkü yoktu.

Borrell’den Shapps’a tekzip

Konu, Singapur’daki 21. Shangri-La Diyalogu toplantısında da gündeme geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek temsilcisi Josep Borrell, İngiltere Savunma Bakanı Shapps’ın aksine, kendilerinin elinde Çin’in Rusya’ya silah verdiğine ya da vermeye hazırlandığına dair bir kanıt bulunmadığını belirtti. 

Borrell sadece Shapps’ın yalanlamakla kalmadı, aynı zamanda Batı blokunun ikiyüzlülüğünü de ortaya koydu. AB Dış Politika Şefi Borrell, “Rus askeri teçhizatında ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde üretilen parçalar kullanılıyor” dedi!

Böylece İngiltere’nin Çin’i hedef alan tezgahı, Shangri-La’da bizzat AB yetkilisi tarafından çürütülmüş oldu.

Kiev başarısızlığa sorumlu arıyor

Ancak Londra-Kiev tezgahı bitmedi. Shangri-La’da bu kez Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski sahne aldı ve konuşmasında Çin’i hedef aldı. 

Zelenski, “Çin’in Cenevre Konferansı’na ülkelerin gelmesini engellemek için yoğun çaba sarf ettiğini” iddia etti. 

Oysa bu da düzmeceydi. Çin 15-16 Haziran’da Cenevre’de yapılacak konferansa katılmıyordu ama hiçbir ülkeye de “katılmayın” dediğine dair kanıt yoktu. Kaldı ki ABD Başkanı Joe Biden bile seçim mazeretiyle Cenevre’de olmayacağını açıklamıştı. 

Aslında olan şuydu: Londra-Kiev ikilisi, başarısız olacağı görülen Cenevre Konferansı için baştan “sorumlu” arıyordu. 

Başarısız olacak çünkü konferansta çatışmanın bir tarafı var, diğer tarafı yok. Nitekim Çin, Cenevre’den sonuç çıkabilmesi için Rusya’nın da temsil edilmesini gerektiğini savundu. Bu talebi yerine getirilmeyince de Cenevre’ye katılmama kararı aldı.

Özetle ABD ve İngiltere ikilisi Ukrayna krizinde barış aramıyor; “uzun savaş” ile Rusya’yı yıpratmayı ve AB’yi “Rus tehdidi” üzerinden stratejiisne eklemlemeyi hedefliyor. Çin-Rusya ekonomik ilişkileri ise Washington-Londra ikilisinin “Rus ekonomisini felç ederek Putin’i devirme” planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
4 Haziran 2024

, , , , ,

Yorum bırakın

NATO’nun ‘Batı silahı kullanma’ kartı

32 NATO ülkesinden 24’ü, pazartesi günü Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da “ortak bir bildiri” yayınladılar. Bildiri sahipleri, “Rusya topraklarındaki hedeflere karşı Batı silahlarının kullanımına dair kısıtlamaları artık kabul etmeyeceklerini” taahhüt ettiler. Ve bildiriyi imzalayan 24 NATO ülkesi, Ukrayna’ya mümkün olan “her şeyi” sağlama sözü verdiler. 

24’ler bildirisinin başını çeken ülkeler İngiltere ve Fransa. İtiraz edenlerin başını çekenler ise İtalya ve Almanya. 

Bildiriyi savunan İngiliz temsilci, “Ukrayna’nın savaşı kaybettiğini kabul etmek zorundayız. O nedenle Ukrayna’ya artık füzeleri Rusya’ya ateşlememesini söyleyemeyiz” dedi. 

Ramstein formatından NATO şemsiyesine

ABD yönetiminin Batı kampı içi dengeler, Rusya’yla karşı karşıya gelme riskinin maliyeti ve Pentagon’un “Batı silahı kullanmaya” muhalefeti nedeniyle geriden izlediği bu konu, aslında Ukrayna cephesinde yeni bir hamleye işaret ediyor. Zira NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya yardım konusunda NATO’nun rolünü artıracaklarını söyledi. 

Bunun için iki adım atacakları anlaşılıyor: 

Birincisi, NATO’nun Brüksel’deki genel merkezinde, “Demokratik Dayanıklılık Merkezi” kuracaklar. Bu merkezin amacını “NATO’nun temel değerlerini korumak ve dezenformasyonla mücadele etmek” şeklinde açıklıyorlar. Kime karşı? 24 imzalı bildiride yanıtını veriyorlar: Çin, Rusya ve İran “rejimlerine” karşı… 

İkincisi ise Ukrayna’ya askeri destek koordinasyonunu Ramstein formatından NATO şemsiyesi altına taşımayı planlıyorlar. Bunun için de 100 milyar avroluk bir fon oluşturulmasını öneriyorlar.

ABD seçimini gözetme amacı

Peki “NATO Genel Sekreteri Stoltenberg merkezli” bu hamlelerin asıl hedefi ne? Neden Ukrayna’ya askeri yardımları artırmak istiyorlar ve daha önemlisi neden Ukrayna’nın Batı silahlarını Rusya’ya karşı kullanması kartını “masaya” sürüyorlar? 

Bunun üç nedeni olduğu anlaşılıyor:

1) Sofya toplantısındaki İngiliz temsilcinin de belirttiği gibi Ukrayna savaşı kaybetti. ABD-İngiltere stratejisi gereği savaşın uzaması gerekiyor. Hele de Biden yönetimi için savaşın Kasım seçimi netleşene kadar uzaması gerekiyor. Aksi takdirde Trump’ın kazanacağı kesin. Savaşın uzaması için de risk alarak NATO’yu savaşa biraz da açık dahil eden “Batı silahı kullanımı” kartını “masaya” getiriyorlar. 

İlginçtir, İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi de dün yaptığı açıklamada, Gazze’ye saldırılarının en az yedi ay daha süreceğini açıkladı. Yedi ay, ABD seçimlerinin yapılması ve kazananın netleşmesi demek.

Cenevre’deki konferansını güçlendirme amacı

2) “Batı silahı kullanma” kartı, ikincil olarak da 15-16 Haziran’da İsviçre/Cenevre’de yapılacak “Barış Konferansı”nı gözetiyor. Rusya’nın çağrılmadığı bu konferans zaten barışı değil, Batı blokunu tahkim etmeyi ve Ukrayna’ya destek konusunda birlik sağlamayı hedefliyor.

İşte Ukrayna’nın sahada savaşı kaybettiği şartlarda, NATO “Batı silahı kullanma” kartını göstererek, Cenevre’deki konferansı güçlendirmeye çalışıyor.

3) Diğer yandan bu kart ile NATO içindeki çatlakların da onarılması/bastırılması amaçlanıyor. Macaristan’ın NATO şartını tartışmaya açtığı, Türkiye dahil bazı NATO ülkelerinin ABD yaptırımlarına tam katılmadığı şartlarda “geniş NATO”nun zapturapt altına alınmaya ihtiyacı var. Ama görüldüğü üzere 32 NATO üyesinden 8’inin bildiriyi imzalamaması bile, işlerin iyi gitmediğini gösteriyor. 

“Batı silahı kullanma” kartıyla Rusya’ya karşı NATO ülkelerinin ateşe atılma riskinin yükseldiği bu şartlarda, Türkiye’nin NATO’yla ilişkilerini yeniden ve yeniden düşünmeye daha çok ihtiyacı var.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mayıs 2024

, , , ,

1 Yorum

NATO Genel Sekreteri’nin Çin mesajı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Çin’in Rusya’yı destekleyerek Avrupa’daki savaşı körüklediğini” ileri sürdü.

Oysa Avrupa’daki savaşı başlatan da, körükleyen de NATO’dur ve efendisi ABD’dir. Dahası ABD bu savaşla hem “stratejik özerklik” arayan Avrupa’yı tam tahakkümü altına almaya çalışıyor hem de Avrupa’yı “asıl rakibi” olan Çin’le esas hesaplaşmasına müttefik yapmaya çalışıyor.

Kuşatmaya karşı yarma harekatı

Rusya-Ukrayna meselesi ne yazık ki solun bir kısmında bile tam anlaşılmış değil, meseleyi “emperyalistler arası paylaşım savaşı” görenler bile var. Filmin son karesine bakarak “emperyalist Rusya komşusuna saldırdı” diyorlar. Oysa bırakın başından, filme ortasından bile baksalar, bunun “Rusya’nın kuşatmayı yarma harekatı” olduğunu anlayacaklar. 

Bu tablo anlaşılmayınca, Çin meselesi de, ABD’nin neden NATO konseptine Çin’i “mücadele edilecek baş rakip” ve Rusya’yı “yakın tehdit” yazdığını da anlayamıyorlar ne yazık ki… 

Anlatmayı sürdüreceğiz. Üstelik bu kez belki daha iyi anlaşılır diye bizzat ABD’lilerin yazdıkları üzerinden anlatacağız. 

Perry: Suçun büyüğü ABD’de

Savaşın kaynağı konusunda gerçekle yanlılık arasında kalarak bir denge saptaması yapan The New York Times’ın dünyaca ünlü yazarı Thomas L. Friedman’la başlayalım. Şöyle demişti: “Bu Putin’in savaşı. Lakin ABD ve NATO da masum seyirciler değiller.” Friedman, makalesinin devamında ABD’nin aslında “seyirciden” ötesi olduğunu da kabul etmek zorunda kalıyordu, çünkü “ABD’nin yangını körüklediğini” söylüyordu. 

Peki ABD ve NATO neden masum değildi? Onu da eski ABD Savunma Bakanı William Perry’nin 2016’daki şu açıklamasıyla yanıtlayalım: “Son birkaç yılda, suçun çoğu Putin’in eylemlerine atılabilir. Ancak başlangıçta ABD’nin suçlamaların çoğunu hak ettiğini söyleyebiliriz. Bizi gerçekten kötü yola sokan ilk eylemimiz, NATO’nun genişlemeye başlaması ve Rusya’nın sınır komşusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin NATO’ya katılmasıydı.”

Kennan: NATO’yu genişletmek trajik hata

ABD Senatosu Mayıs 1998’de NATO’nun genişlemesini onayladığında, bunun nasıl büyük bir hata olduğunu önemle belirtenlerin başında George Kennan geliyordu. Bilmeyenler için tanıtalım: Kennan, ABD’nin SSCB’yi çevreleme doktrininin mimarıdır. 1946 yılında Moskova’da genç bir diplomatken Washington’a gönderdiği ünlü “uzun telgraf”, bu doktrinin temelini oluşturdu. Ardından Kennan ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi başkanlığı yaparak doğrudan soğuk savaşı yöneten aktörlerden oldu.

İşte o Kennan, ABD’nin NATO’yu genişletme kararı aldığı 1998’de şöyle diyordu: “Bence bu yeni bir soğuk savaşın başlangıcı. Bence bu trajik bir hata. Bu karar için hiçbir sebep yoktu. Kimse kimseyi tehdit etmiyordu. Bu genişleme, ülkenin kurucu babalarını mezarlarında ters çevirecek. (…) Tabii ki Rusya’dan kötü bir tepki gelecek ve ardından NATO’yu genişletenler, size her zaman Rusların böyle olduğunu söylediklerini söyleyecekler. Ama bu tamamen yanlış.”

Tam da böyle oldu: ABD NATO’yu genişletti, genişletti, genişletti ve en sonunda Ruslar boğulmamak için kuşatmayı yarmaya çalıştılar. Şimdi Atlantik liderleri ve medyası Kennan’ın öngördüğü gibi “Ruslar böyledir” yalanına sarılıyorlar.

Putin ABD planını bozdu

Peki ABD neden NATO’yu genişletme kararı aldı, neden dalga dalga genişletti? Onu da Stratfor’un kurucusu George Friedman’ın sözleriyle yanıtlayalım: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi (ilk turuncu darbenin yenilgisinden sonra yazdı – mag) Rusya savunmasız kalabilecekti, güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık 400 mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.”

Mesele özetle budur: ABD Rusya’yı parçalamak istiyor, bunun için NATO’yu genişletiyor, turuncu darbelerle ve kışkırttığı ayrılıkçılıklarla Rusya’yı geri çekilmeye zorluyor. Putin delirip Ukrayna’ya saldırmış değil yani, ABD’nin yıkım planını bozuyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mayıs 2024

, , , , , , , ,

1 Yorum

GLADYO SİLİVRİ’DE DEĞİL, ANKARA’DA

NATO’nun en önemli işlevi, “müttefik” ülkeleri denetim altında tutmaktır. Nitelim eski ABD Dışişleri Bakanı Henrry Kissinger, “Amerika’nın müttefiki olmak, Amerika’nın düşmanı olmaktan daha tehlikelidir” diyerek bir bakıma bu gerçeğe işaret etmiştir.

Washington bu denetimi Gladyo, SüperNATO, Kontrgerilla diye adlandırılan gizli örgütlerle sağlar. ABD bu örgüte kaydettiği adamlarını devletin, ordunun, istihbaratın, kolluk kuvvetlerinin, partilerin en kritik noktalarına ve hatta en tepesine getirir. O nedenle de Gladyo’lar mutlaka iktidarda olur, muhalefette değil. Ve her ülkenin Gladyo’su, Brüksel’deki ana karargâh üzerinden doğrudan Washington’a bağlıdır.

Tüm bu genel bilgileri neden mi anımsattık? Çünkü Washington’un kirli işlerini deşifre eden ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) elemanı Edward Snowden’in sızdırdığı son belgeler, Gladyo’ya işaret etmektedir!

NATO, AB’Yİ DİNLİYOR

Snowden’in Alman Spiegel dergisine sızdırdığı belgelere göre NSA, AB’nin Washington ve Brüksel ofislerini dinlemiş. Üstelik dinleme sistemi NATO ana karargâhından kontrol edilmiş!

Yani ABD, Atlantik ittifakının diğer parçası olan AB’yi sürekli izleyerek, denetim altında tutmuş. Kuşkusuz şaşırmadık.

Peki, ABD bu “kirli” işi nasıl yapmış? “Çok gizli” kodlu Eylül 2010 tarihli belgelere göre NSA, hem AB Temsilciliği’ne dinleme cihazları yerleştirmiş, hem bilgisayar sistemlerine girerek tüm e-postaları izlemiş hem de ağdaki tüm dosyaları kontrol altına almış. NSA, benzer şekilde AB’nin BM’deki temsilciliğini de izlemiş.

NATO Ana Karargâhı’ndan kontrol edilen bu sistemle AB’ye ait binalardaki tüm telefon konuşmaları da en az beş yıldır dinleniyormuş.

ABD, İSTİHBARAT SERVİSLERİ ÜZERİNDEN BİLGİ ALIYOR

Edward Snowden dışında, eski NSA elemanı Wayne Madsen da çok önemli şeyler söylüyor. Örneğin Madsen, Avrupa’daki en az 7 istihbarat servisinin, ülkelerindeki telefon ve internet faaliyetleri hakkında NSA’ya düzenli bilgi verdiğini belirtiyor.

Nasıl ve neye dayanarak? ABD ile bu ülkeler arasında NATO ilişkileri üzerinden yasal ve yasadışı anlaşmalar var. İstihbarat servisleri bu anlaşmalara(!) dayanarak ülkelerini Washington’un denetimine açıyor.

Yine Kissinger’ın bir sözünden hareket ederek bu ilişkiye açıklık getirebiliriz: “Yasadışı olanı hemen yapabiliriz. Anayasaya aykırı olanı yapmak ise biraz daha vakit alır.” Kuşkusuz bu söz ABD için hem içeride, hem de dışarıda geçerlidir…

Ayrıca ille de bir anlaşmaya gerek de yoktur. Gladyo marifetiyle en önemli adamların istihbarat servislerinde en üst kademelere yükseltildiği, CIA’nın bu istihbarat servisleri içinde doğrudan kendine bağlı klikler oluşturduğu da artık bilinmektedir.

ABD, SİLİVRİ’DEN YENİLECEK

Gelelim meselenin bizi ilgilendiren kısmına…

Dün Aydınlık sürmanşetten duyurdu: NSA’ya vatandaşlarının telefon konuşmalarını ve internet yazışmalarını veren bir diğer istihbarat kuruluşu da MİT!

Doğrusu buna da şaşırmadık. ABD’yle “2 sayfa 9 maddelik gizli bir anlaşma” yapan bir ülkenin istihbarat servisi de bağımsızlık konusunda soru işaretlidir!

Bu tablo Galdyo’nun Türkiye’de iş başında olduğunu göstermektedir. Anormal olan ise kimi “safların” hâlâ Silivri’de Gladyo’nun yargılandığını sanmasıdır!

Ama tıpkı ABD’nin ipliğinin pazara çıkması gibi, Silivri gerçeği de kısa zamanda tescillenecektir.

Şu nedenle eminiz: ABD’nin “kirli işlerinin” son bir iki yıldır çokça ortaya dökülmesi, bu ülkenin zayıflaması ve inişe geçmesiyle ilgilidir. Güçlü ülkelerin sırrı olur ama zayıflayan ülkelerin sırları ortalığa dökülür!

Sırrı ortalığa saçılan ABD, yenilen ABD’dir. Ve ABD Silivri’de de yenilecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

NATO’NUN STRATEJİK KORİDORU: KÜRDİSTAN

Bugün size Pakistan’dan çarpıcı bir analiz aktaracağım. Analizin sahibi Pakistanlı emekli bir asker olan Agha Amin.

Düşünce kuruluşu ORBAT ve Alexandrian Defence Group’un üyesi olan Amin, halen güvenlik yönetim danışmanı olarak çalışıyor. Başta “Pakistan Ordu Tarihi” ve “Afganistan’da Taliban’ın Savaşı” olmak üzere pek çok kitabın da yazarı…

Agha Amin, NCNBC International’dan Christof Lehmann ile 30 Ocak 2013’te oldukça kapsamlı bir söyleşi yapmış. Amin’in bu söyleşideki vurgularını madde madde dikkatinize getireceğiz:

TÜRKİYE’DEN HİNDİSTAN’A KORİDOR

1. Agha Amin bölgedeki gelişmelerin ana nedenini ABD’nin Rusya ile kıta Avrupası’nın enerji entegrasyonunu engellemek istemesine bağlıyor: “İran’ın siyasi gücü ele geçirmesinde en önemli faktör, Rusya ile birlikte, Avrupa Birliği’nde önümüzdeki 100-120 yıl içinde tüketilecek doğal gazın yüzde 40’ını sağlaması yatıyor. ABD ve İngiltere’nin amacı, kıta Avrupası ve Rusya’nın ulusal ekonomisi ile enerji sektörünün entegrasyonunu sabote etmek. Atılan adımlar bu amaçladır.”

2. Amin, ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için bir NATO koridoru planladığını belirtiyor: “Türkiye’den Hindistan’a NATO koridoru açılması planlandı. Koridorun bir bölümünde kurulacak Kürdistan, Rus Güney Akım gaz boru hattının güvenlik dinamiğinde önemli değişikliğe yol açacak. Suriye’de yaşananların sebeplerinden biri de bu.”

ABD’NİN STRATEJİK HEDEFİ: TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİ

3. Agha Amin’e göre ABD’nin stratejik planının hayata geçirilmesi için atılacak ilk adım, ayrı bir Kürt bölgesi yaratılarak Türkiye’nin bölünmesidir. NATO, bu Kürt bölgesi sayesinde Kafkasya’ya doğrudan erişim sağlayabilecek. Bu durum, Kafkas petrollerini kontrol etmek ve Rusya’ya karşı düşük yoğunluklu çatışmalar için Çeçenlere destek olmayı sağlar. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için denize çıkış şart. Bu da, Türkiye’nin güney kıyılarından ya da Suriye’nin kuzey-batı sahillerinden sağlanabilir.

4. Pakistanlı jeopolitik uzmanı Amin’e göre NATO’nun stratejik hedefi; İsrail’in kuzey sınırlarını Hizbullah, güney sınırlarını ise Hamas’a karşı güvenliğe almak; Rusya’nın Doğu Akdeniz’de, Suriye’nın Tartus limanındaki deniz üssünü ortadan kaldırmak.

5. Agha Amin’e göre “İran’dan gelip Irak ve Suriye’den geçerek Doğu Akdeniz’e ulaşacak 10 milyar dolarlık Pars gaz boru hattı projesi” Atlantik için büyük sorundu. Amin, ABD’nin bu projeyi baltaladığını belirtiyor: “Türkiye ile İran arasında doğal gaz alanında işbirliğini geliştirmeyi ve mevcut projeleri hayata geçirmeyi öngören mutabakat zaptı, Tahran’da Enerji Bakanı Hilmi Güler ile İran Petrol Bakanı Gulam Hüseyin Nozeri tarafından 2008’de imzalanmış, anlaşmadan kısa bir süre sonra Güler görevinden alınmıştı. Wikileaks belgelerinde, ABD’nin, İtalya’nın enerji şirketi Eni’nin İran’ın Güney Pars doğalgaz sahasından Türkiye’ye boru hattı inşası için fizibilite çalışması yapmasına karşı çıktığı ortaya çıkmıştı.”

NATO KURT, TÜRKİYE KUZU

6. Amin’e göre Suriye’de iki tarafın birbirini yenmeden sürekli çarpışması ABD’nin çıkarınadır: “Suriye’de bir askerin ya da bir İslamcı militanın ölmesi, ABD ve NATO’nun çıkarınadır. İslam dünyasında savaş yaratmanın en önemli stratejik hedefi, ABD ve Avrupa’nın, Batı medeniyetinin düşmanlarının birbirini yok etmesiyle daha güvenli hale gelmesidir.”

7. Pakistanlı güvenlik uzmanı Agha Amin, NATO’nun kurtlar sofrası olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Türkiye ise NATO’nun garip kurdudur. NATO’nun kurtları Suriye’yi yedikten sonra sıra Türkiye’ye gelecek. Türkiye ve özellikle palyaço İslamcı AKP’ye, Suudi Arabistan’dan yüklü miktarda para aktarılıyor. AKP, Türkiye’nin laikliğini sömürürken, diğer taraftan NATO’nun en gözde menkul malı rolünü oynuyor. ABD liderliğindeki NATO, 1991’den beri kuzuları yiyor. Önce Sırbistan, ardından Kosova, Afganistan, Irak ve Libya yıkıldı. Suriye’nin dönüm noktası olmasını umuyorum.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Nisan 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

TSK’NİN SORUNU: ŞİÖ’YE NATO’DAN BAKMAK

Aydınlık’ın 14 Nisan tarihli manşeti çok önemliydi: “TSK’den Şangay seçeneği”

Gazetemiz, TSK’nin Şangay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) bir “seçenek” olarak göstermesini doğru takdir etti ve manşetine taşıdı.

Kuşkusuz TSK’nin Başbakan Erdoğan’dan önce ŞİÖ’yü bir seçenek olarak saptaması çok daha anlamlı olurdu. Ancak önemli olan geç de kalınsa saptanmış olmasıdır.

ABD’NİN GERÇEK KONUMU

Hava Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Başkanlığı’ndan Hava Pilot Kurmay Binbaşı Ömer Alkanat’ın ATASE bünyesindeki Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin 415. sayısında yer alan bu geniş makalesi, doğal olarak günlük bir gazetede tüm boyutlarıyla ele alınamazdı. Biz bugün Alkanat’ın yanlış bulduğumuz kimi tezlerinden hareketle, bu çok önemli makaleye dair eleştirilerimizi yapacağız:

Öncelikle belirtelim. Alkanat’ın ŞİÖ’yü ele alışı “soğuk savaş” izlerini taşımaktadır ve bir NATO subayının bakış açısının ilerisine geçememektedir.

1. Makalenin tamamında NATO merkezli görüşler ağırlıktadır ve bunlar hatalı saptamalara zemin doğurduğu için problemlidir. Mesele Orta Asya’da yaşanan problemleri Stalin’e bağlamakla sınırlı kalsaydı belki, üzerinde durmayacaktık.

Ancak Orta Asya’nın ABD için önemini ifade eden şu türden cümleler stratejik hatalar içermektedir: “Orta Asya; ABD için stratejik konumu, bölgenin enerji kaynaklarının kontrolü, terörizmin engellenmesi ve bölge ülkelerinin demokratikleştirilmesi açısından oldukça önemlidir.”

Yugoslavya, Afganistan ve Irak örneklerine rağmen hâlâ ABD’den “demokrasi” getiren bir kuvvet olarak bahsetmek ve PKK’yi büyütmesine rağmen Washington’un terörle mücadele ettiğini varsaymak, “yığınak” hatasıdır!

2. Alkanat’ın Çin ve Rusya’nın ŞİÖ’ye ilişkin beklentilerine dair yaptığı saptamalar Washington’un gözünden yapılmıştır. Örneğin Çin’in ŞİÖ’de üç ana amacının olduğunu belirten Alkanat, başa şunu koymuştur: “Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan Uygur Türklerini daha rahat kontrol altına almak.”

Denilebilir ki Alkanat’ın en başa koyduğu bu amaç, gerçekte en gerilerdedir.

ASYA’NIN KAYNAKLARI ASYA YARARINA!

3. Alkanat, ŞİÖ’nün “Hazar Bölgesi’ndeki petrollerin Batı’ya akması yerine boru hatlarıyla Güney ve Doğu Asya’ya akmasını sağlamaya çalışmasını” bir tehdit olarak okumaktadır. Kuşkusuz bu, NATO’nun Türkiye’ye atfettiği “boru bekçiliği” görevini tehlikeye düşürdüğü için tehdit sayılmaktadır!

Nitekim Alkanat makalesinin ilerleyen bölümünde bu konuya yeniden değinmiş ve Nabucco’nun tehlikeye düşeceğinden endişe ettiğini açıkça yazmıştır. Hatta Türkmenistan’ın ileride ŞİÖ’ye üye olma ihtimalinin Nabucco Projesine vereceği zarara da değinmiştir.

Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmeyen ve zaten ölü doğan Nabucco projesine TSK bünyesinde bu denli önem atfedilmesi doğrusu bizi şaşırttı. Bir Türk subayının Asya’nın bölge kaynaklarının Asya’da kalmasına öncelik vermesini dilerdik!

4. ABD, Irak’tan sonra işgal ettiği Afganistan’dan çekilmeye hazırlanmışken ve bu konuda bir takvim de ilan etmişken, Alkanat’ın ŞİÖ’den “Afganistan’da istikrarı sağlamada zorlanan NATO’ya” yardım elini uzatmasını beklemesi dikkat çekici bir tezdir!

ŞİÖ’NÜN NATO KARŞITLIĞINDAN KORKMAK

5. Alkanat’ın şu tezi de gerçekçi değildir: “Çin’in bu kadar fazla ekonomik ilişkileri bulunduğu ABD ile anlaşmazlığa düşmesi yakın ve orta vadede pek olası görülmemektedir.”

Anlaşılan Binbaşı Alkanat hem ABD’nin Çin’i hedef alan yeni savunma stratejisini farklı yorumlamakta hem de son altı aydır güneydoğu Asya’da olanları ön muharebe olarak değerlendirmemektedir!

6. Makalenin bütünü dikkate alınırsa, Alkanat’a göre ŞİÖ’den oldukça büyük tehditler yönelmektedir. Örneğin Alkanat ŞİÖ’nün “Varşova paktı gibi bir yapıya bürünerek, Türkiye’yi soğuk savaş yıllarındaki gibi tehditlere sınır bir ülke konumuna getireceğini” düşünmektedir.

7. Alkanat’ın şu tezi de Washington merkezlidir: “ŞİÖ, İran vasıtasıyla Türkiye’nin büyük etkileri ve çıkarları bulunduğu Orta Doğu’ya İran lehine ortak olacaktır.”

TSK ŞİÖ’DEN NE BEKLİYOR?

8. Binbaşı Alkanat’ın ŞİÖ’nün Türkiye’ye verdiği diyalog ülkesi statüsünü salt “Türk Cumhuriyetleri ile olan ilişkilerin gelişmesinde ve Uygur Türklerinin durumu ile ilgili meselelerde söz sahibi olmak” bakımında değerli görmesi problemli bir bakış açısıdır.

Fakat şaşırtıcı değildir. Zira Alkanat Orta Asya ülkelerinin NATO bünyesindeki “Barış için ortaklık” programına dâhil edilmesinde Ankara’nın önemli rol almasından övgüyle bahsetmektedir!

Toplamda Binbaşı Alkanat’ın ŞİÖ’yü ele alışı, geçmişin Türk-İslam sentezli bakış açısının izlerini taşımaktadır!

Ancak TSK’nin ŞİÖ’yü bir seçenek olarak görmesi her şeye rağmen çok değerlidir. Bu bakış açısı Rusya’da dile getirilmeye başlanan “Truva atı” söylemlerini beslese de, “seçenek” aramak önemlidir. Zira Türkiye “müttefik” ABD’nin kucağında parçalanmaya doğru gitmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Nisan 2013

, ,

Yorum bırakın

BİR SÜPERNATO OPERASYONU

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, NATO Patriotları konusunda TBMM Genel Kurulu’nu bilgilendirdi. Yılmaz’ın açıklamaları üç önemli konuya açıklık getirdi:

PATRİOT KİMİN TALEBİ?

Patriot konusu Türkiye’nin gündemine ilk olarak Reuters ajansına konuşan biri Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, diğeri de NATO yetkilisi olan iki isimsiz kişinin açıklamasıyla geldi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 7 Kasım 2012’de Belçika Dışişleri Bakanı Didier Reynders ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilerin soruları üzerine her iki açıklamayı da doğruladı ve “NATO Patriot vermeye hazırlanıyor” dedi.

Gazeteciler Endonezya’da bulunan Başbakan Erdoğan’a da sordular. Yanıt “ipler kimin elinde” dedirtecek cinstendi: “NATO’dan sınıra füze talebimiz olmadı, iddialar asılsız. Bu füzeyi alma konusunda karar verecek merci biziz. Bu dışişleri yetkilisi kim. Böyle bir şeyden haberimiz yok. Sağır duymaz uydurur cinsinden Reuters bir haber yapıyor.”

Oysa sağır da yoktu, uyduran da… Türkiye’nin Ankara yerine Washington ve Brüksel’den yönetildiği gerçeği vardı. O nedenle Erdoğan sözlerini yuttu ve Patriot konusu gerçeğe dönüştü.

Hatta 4 Aralık 2012 tarihli NATO Dışişleri Bakanları toplantısında ortaya çıktı ki, aslında talep Ankara’dan değil, NATO’dan gelmişti! Bir NATO görevlisinin şu sözleri tam bir dış politika faciasıydı: “Suriye ile gerginlik arttığında, Türkiye’ye ‘talep edin, hemen size Patriot verelim’ dedik.” (Hürriyet, 4 Aralık 2013)

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın önceki gün TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma ise Patiotların Erdoğan’a rağmen Davutoğlu üzerinden getirildiğini doğruluyor. Yılmaz, NATO’dan “resmi olarak” 21 Kasım 2012’de Patriot talebinde bulunduklarını açıklıyor! Yani Erdoğan’ın “sağır duymaz, uydurur” demesinden 14 gün sonra…

Nitekim NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de 21 Kasım 2012’de yaptığı açıklamada, Türkiye’nin “resmi olarak” Patriot talebinde bulunduğunu açıklamıştı. Ancak daha ilginci ve aslında iplerin kimin elinde olduğunu gösteren açıklama ise dört gün önce, 17 Kasım 2012’de ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’dan gelmişti. Panetta, “Türkiye Patirot talep etti, verebiliriz” diyordu!

KOMUTA KİMDE?

AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, 22 Kasım 2012’de parti genel merkezinde düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında “Tetik, Türkiye’de olacak” diyordu.

Hiçbir doğruluğu olmadığı ortada olan bu sözler, kuşkusuz tabanın gazını almaya yönelikti. Nitekim NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen 27 Kasım 2012’de “komuta NATO’da olacak” diyerek son noktayı koyuyordu.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da TBMM Genel Kurulu’nu bilgilendirdiği konuşmasında “Patriotların komutası Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı’nda olacaktır” dedi. Yani Brüksel’deki ünlü SHAPE karargâhında, yani komutası Pentagon’da olan NATO’da…

PATRİOTLARIN MENZİLİ

Peki, Patriotların asıl hedefi ve menzili neydi? Bakan Yılmaz’dan dinleyelim: “Bazı arkadaşlarımız, ‘bunların konuşlandırılmasının amacı, İran’dan atılacak füzelerin İsrail’i korumasına yöneliktir’ şeklinde, gerçekle hiç bağdaşmayan iddialarda bulunmuştur. Hedefi 36 kilometre olan bir füzenin, İran’dan İsrail’e atılan bir füzeyi Türkiye’de bulunduğu mevzilerde yok edebilmesi teknik olarak mümkün değildir.”

Peki, Patriot bataryaları sınırdan 300 km geriye Adana, Antep ve Maraş’a konuşlandırıldığına göre, 36 km menzille nereyi koruyabilecektir? Bu durumda sınırdan itibaren 264 km’lik iç hat savunmasız olmayacak mı? Hesap ortada…

Aslında gerçek de ortada. ABD, Türkiye’yi NATO’ya resmi talepte bulundurarak, Patriotlarla Kürecik Radarını ve İncirlik Üssünü korumaktadır!

Nasılsa Türk Ordusu bu kepazeliğe itiraz edemeyecek denli diz çöktürülmüş ve Genelkurmay Başkanı dâhil 400 subay ve astsubay zindanlarda esirdir!

Üstelik Türkiye bu operasyonla “NATO faaliyet alanı” ilan edilerek Batı’ya çıpalanmayı sürdürecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Şubat 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

CHP’NİN ATLANTİK’TEKİ YERİ

Dünyanın ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı ve ABD’nin bu gelişmeye göre saldırı stratejisini Asya-Pasifik merkezli ilan ettiği bir süreçte, Başbakan Erdoğan’ın AB’ye karşı Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmeyi düşünmesi, sebebi ne olursa olsun, Türkiye için çok önemlidir.

Bunun, AB’ye şantaj olasılığı içermesine rağmen, reel politikanın gereği olduğunu içeren yazılarımızı anımsayacaksınız. Son yazımızda NATO üyeliği ile ŞİÖ üyeliğinin bir arada olamayacağını da vurgulamıştık.

Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Hürriyet’in Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın sorusu üzerine aynı şeyi söyledi: “Başbakan tarafından yapılan yorumu görmedim. Açıkçası, Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyesi olduğu düşünülürse, Şangay örgütüne üyeliği enteresan olurdu. Nasıl ilerleyeceğini görmek zorundayız.”

Salt bu açıklama bile ŞİÖ üyeliği konusunun ABD emperyalizminden bağımsızlaşmak anlamına geleceğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş savaşını vermiş bir ülkenin kurucu partisi olan CHP’nin de bu gelişmeyi alkışlayacağı düşünülürdü…

Peki, öyle mi oldu?

CHP’YE GÖRE NATO, ÇAĞDAŞ DÜNYA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün grup konuşmasında bu konuya değindi ve şunları söyledi: “Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız? Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız? NATO’dan da herhalde çıkacaksınız.”

Yeni CHP’ye göre NATO çağdaş dünyaydı ve ŞİÖ’ye girmek, çağdaş dünyadan kopmaktı!

Meseleye, özellikle son günlerde ortaya çıkan ve bu partinin üst yönetiminin millet ile milliyet farkı konusunda bile ortalama bilgi düzeyinin altında kaldığını gösteren tartışmayı temel alarak bakarsak, NATO’yu çağdaş dünya görmeyi cehaletle açıklayabiliriz.

Ama sorun cehaletle açıklanamayacak kadar derindir ve önemlidir.

CHP’YE GÖRE AB, TÜRKİYE’NİN KÖKÜ

CHP’nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun ŞİÖ üyeliği konusunda attığı iki tweet, “derin ve önemli” gördüğümüz bağa işaret etmektedir.

Şöyle diyor Loğoğlu: “Hâlâ inanamıyorum, AB değil Şangay Beşlisi diyen AKP, Türkiye’nin eksenini değiştirmekle yetinmiyor, artık köklerini kazımaya çalışıyor.”

Dünyanın ekseni değişirken, Loğoğlu’nun hâlâ Batı’da çıpalı kalmak istemesi not edilmelidir. Öte yandan Loğoğlu’nun eksen değiştirmeyi “köklerin kazınması” olarak görmesi, daha da anlamlıdır. Loğoğlu bilmelidir ki, Türkiye’nin kökleri Batı’daysa eğer, o Batı 1922’de Ankara-Polatlı’ya kadar gelmişti ve CHP’nin lideri Mustafa Kemal, o kökleri kesmişti!

Loğoğlu ikinci tweet’inde de şöyle diyor:  “AB değil, Şangay Beşlisi demek, Türk dış politikasını hafife alan AKP, Türkiye’nin çıkarlarını ve geleceğini ciddiye almıyor demektir.”

Türkiye’nin çıkarlarını Batı’da gören bir anlayışın Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşarlık seviyesine kadar çıkmış olması, kabul edelim ki, Küçük Amerika sürecinin başarısıdır!

CUMHURİYET AB YOLUNDA YIKILDI!

Faruk Loğoğlu tweet’leriyle yetinmedi, iki gün sonra da yazılı bir basın açıklaması yaptı. Bu kez daha da ileri gitti ve “AKP, bu çıkışıyla aslında uzun süredir uzaklaşmak için çaba harcadığı Avrupa-Atlantik camiasından Türkiye’yi daha da uzaklaştırabilecek bir adım atmıştır.” diyerek hükümeti Atlantik Cephesi’nden kopmak istemekle suçladı.

Erdoğan, eğer Batı gerilemiyor ve Doğu yükselmiyorsa, siyaseten en büyük dayanağı olan Atlantik Cephesi’nden kopmayı aklının ucundan bile geçirmez! Bunu Loğoğlu’nun bilemiyor olmasını kabul edemeyiz!

Anlaşılan CHP, Türkiye’nin dünyadaki yeri konusunda artık en geridedir. Aksi takdirde Faruk Loğoğlu’nun AKP’ye “Atlantik’ten sakın kopma” çağrısında bulunabilmesini açıklayamayız.

Bitirirken Loğoğlu’nun basın açıklamasındaki “AB’ye tam üyelik CHP’nin temel hedeflerinden birisidir!” sözlerine de değinelim: Demek Yeni CHP, Cumhuriyet’in 1999’dan beri AB aday üyeliği yoluyla adım adım yıkıldığını hiç fark etmedi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ocak 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

YA ŞİÖ, YA NATO

Başbakan Erdoğan, geçen yıl “AB’de ne işiniz var” diyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Bizi Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım” demişti. Erdoğan, meseleye “latife” katarak bunu söylediğini belirtmiş, haliyle Türkiye’de de bu sözler “latife” olarak algılanmıştı.

Ufuk Ötesi’nde o zaman, bunun Türkiye için bir zorunluluk olduğunu, dünyanın merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı bir süreçte, bu gelişmenin Erdoğan için bile kaçınılmaz olduğunu belirtmiştik. Nitekim Türkiye bu süreçte, ŞİÖ’nün “diyalog ortağı” oldu.

ERDOĞAN: ŞİÖ, AB’DEN DAHA GÜÇLÜ

Erdoğan önceki gün kendisine sorulan “Türkiye AB sürecini unuttu mu” sorusunu yanıtlarken, yine bu konuyu gündeme getirdi: “Şimdi tabii bu böyle olumsuz bir şekilde gidince siz de ister istemez 75 milyonun bir başbakanı olarak başka arayışlar içeresine de giriyorsunuz. Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘bizi Şangay Beşlisi içine alın’ dedim. Alın bizi Şangay Beşlisi içine, biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”

Üstelik bu kez Erdoğan, “İkisi birbirine alternatif mi” sorusuna da şu çok önemli yanıtı verdi: “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü!

Anlaşılan Erdoğan Putin’e, Aralık başındaki Türkiye ziyareti sırasında da aynı talepte bulunmuş. Şaşırmadık. Çünkü o ziyaretten sonra, 23 Aralık 2012’deki Ufuk Ötesi’nde şunları yazmıştık: “Putin’in 3 Aralık’taki Türkiye ziyareti sırasında ‘Ortak Asya Stratejisi’ belirleme kararı alındı. Putin ve Erdoğan bu hedefle ortak çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı.”

Erdoğan bu görüşmeden bir ay önce de, Endonezya’daki Demokrasi Forumu konuşmasında da önemli bir çıkış yapmış ve “21. Yüzyıl, Asya yüzyılı olacak” demişti.

AB ÇÖZÜLÜYOR, ŞİÖ BÜYÜYOR

Erdoğan’ın belirttiği gibi ŞİÖ, AB’den daha iyi ve çok daha güçlüdür! Üstelik Çin ve Rusya dışında Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri de ŞİÖ üyesidir. İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan gözlemci üyeleri, Sri Lanka ve Belarus diyalog ortağıdır. Dünya nüfusunun ve ekonomik büyüklüğünün yarısı ŞİÖ’dedir!

Ayrıca AB, ulusal devletlerin egemenliğini devrettiği bir birleşik devletler modeli olmayı hedeflerken ve ABD’nin transatlantik ittifakı içinde yer alırken, ŞİÖ, küreselleşmeye karşı bir bölgeselleşme modeli olarak 1996’da ortaya çıkmış ve 2007’de “tek kutuplu dünya kabul edilemez” diyerek ABD’nin karşısına dikilmişti!

Üstelik AB, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz nedeniyle, genişleme yerine “çözülme” eğilimindedir. İngiltere’nin, AB üyeliğini halkoyuna sunma kararı alması buna işarettir.

Berlin’in Doğu’ya yöneldiği ve Moskova-Pekin hattıyla yakınlaştığı; Paris’in ise Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya yöneldiği bu süreçte Londra, çareyi Washington’la daha da yakınlaşmakta görmektedir.

YÜKSELEN KUVVETLERLE İTTİFAK

Erdoğan’ın bu nedenle AB yerine ŞİÖ demesi, akıllıcadır ve tarihsel zorunluluktur. İnen kuvvetler yerine yükselen kuvvetlerle ittifak yapak, en başta reel-politikanın gereğidir.

Ancak Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, Libya’ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, ABD adına Suriye’yi hedef alması, İsrail’in güvenliğini sağlayacak özellikteki Kürecik Radarını kabul etmesi, ABD’nin stratejik hedefine uygun olarak Barzanistan’ı himayeye soyunması, hele de Türkiye’yi “NATO toprağı” ilan ederek Patriot’lara evet demesi, ŞİÖ üyeliği konusuna kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmaktadır.

Üstelik Erdoğan’ın kişiliği, ŞİÖ üyeliğini, Batı’yla pazarlık adına gündeme getirmiş olabileceğini düşündürmektedir.

O nedenle Erdoğan’ın bu konudaki ciddiyetinin test edileceği yer, öncelikle NATO’yla ilişkileridir! Çünkü ŞİÖ üyeliği ile NATO üyeliği bir arada olamaz!

Ancak her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın -amacı ne olursa olsun- ŞİÖ üyeliğini bir seçenek olarak gündeme getirmesi ülke adına önemli ve yararlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ocak 2013

, , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın