Posts Tagged NATO
DAVUTOĞLU TASFİYE Mİ EDİLDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/12/2012
Dolmabahçe fotoğrafı aslında çok şey anlatıyor. 3 Türk ile 3 Rus yetkilinin müzakere görüntüsünden bahsediyoruz… Bu tip heyetler arası görüşmelerde her yetkili kendi mevkidaşının karşısında yer alır. O fotoğrafta ise farklıydı…
Tamam, Putin’in karşısında Erdoğan oturuyordu ama Rusya Dışişleri Bakanı’nın karşısında Ömer Çelik, Putin’in dış politika danışmanının karşısında ise Ahmet Davutoğlu oturuyordu!
Yoksa hükümette adı konmamış bir görev değişikliği mi vardı? Ahmet Davutoğlu danışmanlığa dönmüş, Ömer Çelik de Dışişleri Bakanı mı olmuştu?
ÖMER ÇELİK DENETÇİ Mİ?
Bu tablo aslında bir süredir sergileniyor… AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, yurt dışı gezilerinde Erdoğan’a Dışişleri Bakanı gibi eşlik ediyor! Ya da Davutoğlu’nun gezilerinde Ömer Çelik mutlaka yer alıyor! Denetçi gibi…
Ufuk Ötesi’ni düzenli izleyen okurlarımız, Suriye konusunda son dönemde AKP içinde bir kırılma yaşandığını, Erdoğan ile Davutoğlu-Gül arasında farklılıklar belirdiğini, Erdoğan’ın Suriye sahnesinden çekilmek için İran ve Rusya ile müzakerelere yeşil ışık yaktığını anımsayacaklardır…
İşte bu fotoğraf, anlatmaya çalıştığımız ayrışmayı sergiliyor.
ANKARA-MOSKOVA HATTINA ABD SABOTAJI
Bakın bir ayrışma olduğunu başka nasıl anlıyoruz:
Dikkat ettiyseniz Erdoğan ile Putin’in buluşması aşağı yukarı her gazeteye olumlu yansıdı. Manşetlerde Erdoğan ile Putin’in Suriye konusunda birbirlerine yaklaştığına dikkat çekildi. Kimi gazeteciler konumları gereği Erdoğan’ın Putin’e değil, Putin’in Erdoğan’a yaklaştığını iddia ettiyseler de, ortada bir yakınlaşma vardı nihayetinde!
Tüm gazeteler Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasındaki görüş farklılığı makasının daraldığını saptıyordu. Başlıklar da öyle…
Peki, ideolojik bir araç işlevi olan ünlü Amerika’nın Sesi nasıl verdi bu haberi? İnternet sitelerindeki manşetlerinde başlık şöyleydi: “Putin ve Erdoğan, Suriye konusunda uzlaşamadı!”
Bu manşet hem Moskova’dan kalkan Suriye uçağının CIA istihbaratıyla neden zorla Ankara’ya indirildiğini açıklıyor, hem de “füze yerine elektrik teçhizatı çıkan” operasyonun neden Ankara-Moskova hattında soğutulduğunu açıkılıyor!
MOSKOVA’NIN ANKARA’YA TEKLİFİ
Putin basın toplantısında çok açık bir şekilde ”Suriye’de pozisyonlarımız aynı ama hangi metotları kullanacağımız konusunda farklılık var” dedi. Bu söz tescilli Amerikancı gazeteciler tarafından her ne kadar “Esad’ın sandalyesini kim tekmeleyecek” şeklinde sunulduysa da, Ankara ile Moskova’nın “pozisyon yakınlaşması” içinde bulunduklarını dünyaya ilan etmesi çok önemli!
Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Kasım’da Moskova’da yaptığı basın toplantısında çok önemli bir bilgi vermişti: “Biz, Ankara ve Şam arasında doğrudan diyalogun kurulmasını teklif ettik. Maalesef, teklif henüz yerine getirilmedi, ama halen yürürlükte.”
Erdoğan ve Putin’in 3 Aralık’taki buluşmasında işte bu teklif de konuşuldu. Nitekim önce Putin “Görüşmede yeni görüşler dile getirildi” dedi, ardından da Erdoğan şu sözlerle tamamladı: “Komşumuz Suriye’de barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesi, hiç kuşkusuz hem ülkemiz hem de bölge için hayati bir öneme sahiptir. (…) Suriye’de akan kanın bir an önce durmasını istiyoruz. Dışişleri bakanlarımız bu konuda daha yoğun bir çalışma yolunda adımlar atacaktır.”
Peki, daha önce Suriye politikası nedeniyle “Rusya’nın cezalandırılmasını” isteyen Davutoğlu, Erdoğan’ın işaret ettiği bu çalışmayı yürütebilir mi? Ya da Lavrov’un karşısında Davutoğlu yerine Ömer Çelik’in oturmasının sebebi bu mu?
ERDOĞAN PATRİOT’U BASINDAN ÖĞRENDİ!
Suriye konusunda yaşanan bu değişikliğin nedenlerinin başında kuşkusuz “Kürt koridoru” geliyor. Son dönemde Washington’dan Ankara’ya gelen “Suriyeli Kürtlerle anlaşın” baskısı, Suriye sahnesinden çekilme arayışlarını hızlandırdı!
İşte NATO ve Patriot meselesi de aslında bu arayışa Washington’un yanıtıdır. ABD ve Davutoğlu, Patriotlarla Türkiye’yi sahnede kalmaya mecbur etmeye çalışıyor.
Erdoğan ile Davutoğlu’nun basına yansıyan “Patriot istendi, istenmedi” tartışması da bu nedenledir. Türkiye Cumhuriyet Başbakanı, ülkesinin NATO’dan resmen Patriot istediğini basından öğrenmişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Aralık 2012
ABD SUKO’YU NEDEN TANIMIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/12/2012
Türkiye’nin Suriye sınırına konuşlandırmak üzere NATO’dan Patriot istemesi ile ABD ve Türkiye Özel Kuvvetleri’nin tatbikat mutabakatına vardığının ortaya çıkması, Washignton’un artık Suriye konusuna ağırlık vermeye başladığı şeklinde yorumlanıyor. Hatta bazı çevrelere göre Esad’ın düşmesi bu kez an meselesi!
Peki, öyle mi? Yani Atlantik cephesi bu kez Çin, Rusya, İran, Irak, Suriye, Lübnan bloğunu yardı mı?
Hayır! Bırakın yarmayı, Washington daha istediği gibi bir Suriye muhalefet cephesi bile oluşturamadı! ABD bu nedenle Doha’da kurduğu Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO’yu bile hâlâ resmi olarak tanımadı!
Oysa ABD, Türkiye merkezli Suriye Ulusal Konseyi SUK’u yetersiz gördüğünü açıkça belirtmiş ve ardından Doha’da bir hafta süren konferansta SUKO’yu inşa etmişti!
ABD kendi kurduğu SUKO’yu henüz tanımazken, Arap Birliği, Fransa, İngiltere ve Türkiye’nin tanıması, meseleyi daha da ilginç kılıyor.
ABD’NİN ZORUNLU KARARSIZLIĞI
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, hem Associated Press’in duyurduğu “ABD’nin yeni oluşturulan Suriye muhalefet cephesini resmen tanımaya hazırlanıyor” haberini, hem de New York Times’ın gündeme getirdiği “ABD’nin Suriyeli muhaliflere doğrudan silah yardımı yapmayı planladığı” iddiasını doğrulamadı.
Clinton Hürriyet’ten Tolga Tanış’ın aktardığına göre, 2013’te ülkesinin dış politika önceliklerini açıkladığı konuşmasında şöyle dedi: “Düzenli olarak durumu değerlendiriyor ve bazı adımlar atıyoruz. Eminim önümüzdeki haftalarda daha fazlasını yapacağız. Fakat henüz bir karar verilmiş değil ve günlük olarak bunu değerlendiriyoruz.”
Clinton silah yardımı konusunun ise 12 Aralık’ta Fas’ta yapılacak “Suriye (muhaliflerinin) dostları” toplantısında ele alınabileceğinin sinyalini verdi.
ABD’NİN NETLEŞEMEYEN POZİSYONU
ABD’nin Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un açıklaması Washington’un neden SUKO’yu henüz tanımadığını ortaya koyuyor: “SUKO Suriye halkının arzularının meşru temsilcisidir. Onlarla işbirliği yapacağız. Suriye için bir vizyonları var. İlerleme kaydediyorlar, onlar geliştikçe bizim pozisyonumuzun da evrilmesini bekliyorum.”
Ford’un muhaliflere silah yardımı konusunda söyledikleri de önemli: “Birçok kişi, aktif olmayı silahlarla bağlantılandırıyor. Bunun bir hata olduğunu söylemeliyim. Silahlar bir strateji değildir, silahlar bir taktiktir. Bunu çok net söyleyeceğim; askeri çözümün Suriye için en iyi yol olmadığını düşünüyoruz. Bir tarafın diğer tarafı ele geçirerek kazanma çabaları sadece şiddeti uzatacaktır ve zaten korkunç vaziyette olan insani durumu daha da ağırlaştıracaktır.”
SURİYE MUHALEFETİNDE YARILMA
Clinton ve Ford’un açıklamalarından ortaya iki gerçek çıkıyor. 1. ABD silahlı mücadelenin başarı getirmeyeceğini saptıyor. 2. ABD, Suriyeli muhaliflerinin başarı şansı artıkça arkalarında duracak.
Peki, Suriye muhalefeti, ABD’nin daha somut pozisyon almasını sağlayacak işaretler veriyor mu? Yanıt hayır!
Üstelik Suriye muhalefetinin önünde artık daha büyük sorunlar var:
1. Tek parçalı Suriye muhalefeti bir türlü oluşturulamadı. Örneğin Ulusal Koordinasyon Kurulu UKK, Moskova’yla temasları artırıyor, Şam’la müzakereye hazır olduğunu ilan ediyor.
2. SUKO hafta içi Kahire’de yaptığı son toplantıda da uzlaşamadı. SUKO’yu oluşturan gruplar arasındaki anlaşmazlık sürüyor hatta Kürt meselesi boyutu üzerinden derinleşiyor. Suriye’deki Barzaniciler ile PKK/PYD’nin yeniden anlaşması, Araplarda endişe yaratıyor.
Clinton’un “Türkiye, Suriye’de hiçbir şey yapılmamasının özelikle PKK uzantısı olan Kürtleri güçlendirmesinden inanılmaz biçimde endişeli” demesi dikkat çekici.
3. Doha’da ABD, Türkiye, Katar ve SUKO arasında imzalanan ve İsrail’i gözeten gizli anlaşma muhalefet içinde kırılma yarattı. Ayrıntılarını bugün Aydınlık’ın dış haberler sayfasında okuyacağınız 12 maddelik bu gizli anlaşmayı, Suriyeli muhalefetin bir bütün olarak kabul etmesi mümkün görünmüyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Aralık 2012
TUZAĞA DÜŞÜRÜLEN 4 UÇAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/07/2012
Başından beri belirtiyoruz: AKP’nin Suriye düşmanlığı, ABD’nin bölge planları gereğidir.
Bu gerçeklikten utanan muhafazakârlar, ABD’nin Suriye’de düşürülen uçağımızla ilgili takındığı tavrı fırsat bilip soruyor: “AKP’nin Suriye politikası ABD’nin eseri olsaydı, hiç Washington bu olayda Türkiye’yi ortada bırakır mıydı?”
Yanıtı vereceğiz. Ancak önce Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik öneme sahip bazı uçak olaylarını anımsayalım:
ORG. BİTLİS’İN UÇAĞI
Pentagon, ABD-PKK ilişkisini saptayan, ABD’nin Kuzey Irak planına karşı barikat kuran Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağını 17 Şubat 1993 günü düşürdü. Dönemin Genelkurmay’ı, daha hiçbir inceleme yapmadan “sabotaj yok, uçak buzlanma sonucu düştü” dedi.
Ancak raporlar bir süre sonra “sabotaj” yapıldığını ortaya çıkardı, çünkü buzlanma yoktu. Ama hâlâ Org. Bitlis’in uçağı “resmi olarak” düşmüştür, düşürülmemiştir! Türk devleti gerçeğe gözlerini kapatmıştır.
CASA UÇAĞI
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın seçkin bordo bereli askerlerini taşıyan CASA uçağı, 16 Mayıs 2001 günü Malatya’da düşürüldü.
34 askerimizin şehit olduğu bu olay, resmi kayıtlara kaza olarak girdi: CASA uçağında “kumanda arızası” olmuştu!
ULUDERE’DEKİ UÇAK
28 Aralık 2011 günü, Uludere’de Türk F16’ları, 34 yurttaşımızı bombaladı. Aslında ABD Predatör’ü bilerek “yanlış istihbarat” vermiş ve Türk Ordusu’nu tuzağa düşürmüştü. Hatta ilk bombayı, Türk F16’larından önce, Amerikan Predatörü atmıştı.
Genelkurmay bu gerçek karşısında ısrarla, “istihbaratı ABD vermedi, biz kendimiz yanlışlık yaptık” dedi. Yani ABD Türk Ordusu’nu tuzağa düşürüyor ama Genelkurmay, “kimse bizi tuzağa düşürmedi, biz kendimiz tuzağa düştük” diyordu!
SURİYE’DE DÜŞ(ÜRÜL)EN UÇAK
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 25 gün önce “uçağımızı Suriye, hem de uluslararası hava sahasında ve füzeyle düşürdü” dedi. Yandaş medya kalemşorları savaş naraları attı, füzeler Suriye’ye çevrildi, MGK toplanıp “angajman kurallarını” değiştirdi, Türk uçakları sınırda Suriye helikopteri pususuna yattı…
25 gün sonra durum değişti. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “uluslararası hava sahası” ve “füze” savları rafa kalktı. Hatta Genelkurmay’ın açıklamalarına bakılırsa, “uçağımızı Suriye düşürmedi, kendi düştü!”
ABD’Yİ SAPTAYAMAYAN, YENİLİR!
ABD ne zaman Türkiye’yi bir konuda sıkıştırmak için özel operasyon yapsa, NATO üyeliğinin bir sonucu olarak, o operasyon gizlenir, perdelenir; buzlanma denir, arıza denir…
Oysa her “kaza”, olduğu süreçteki kimi olaylarla bağlantılıdır. 1993, 2001, 2011 ve 2012’de gerçekleşen bu olaylar, ABD’nin kimi bölge planları için kritik işlevlere sahiptir. Son ikisi, ABD’nin Suriye planıyla ilgilidir.
Peki, ABD neden AKP Hükümeti’ni bu olayda ortada bıraktı? Yanıtı ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz’in makalesinden aktaralım: “Ancak bölgedeki hâkim gücüne rağmen Türkiye bu krizde askeri liderliği üstlenmeyi reddetti. Türkiye daha saldırgan bir Amerikan rolü görmeyi diledi.”
Evet, ABD AKP Hükümeti üzerinden Türkiye’yi Suriye’ye saldırmaya zorladı. Ancak Türk Ordusu, en baştan “Suriye’nin iç meselesidir” deyip bu plana direndi. Hâlâ da direniyor. Direndiği için de hem Uludere’de, hem de bu olayda tuzağa düşürüldü.
Peki, ne yapmalı? Bu olayların yaşanmaması için plana teslim mi olunmalı? Hayır, plana direnilmeli. Ancak iyi direnebilmenin yolu, faili de ilan edebilme cesaretine bağlıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2012
F4’ÜN NATO GÖREVİ NETLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/06/2012
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili yaptığı resmi açıklama iki temel sorunumuzun ipuçlarını verdi.
Birincisi uçağımızın Suriye hava sahasını ihlal edip etmediği; ikincisi de uçağın görevinin ne olduğu…
HAVA SAHASI İHLALİ VAR
Davutoğlu uçağın Suriye hava sahasını, vurulma anından 15 dakika önce ihlal ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Uçağımız uluslararası hava sahasında vuruldu. Suriye hava sahası 12 mil. Pilotun kontrolü kaybettiği anda uçak kıyıdan 13 mil uzaktaydı. Daha sonra kıyıdan 8 mil açıkta Suriye karasularına düştü.”
Ancak Davutoğlu, aslında Şam’ın iddiasını doğrulamış oluyor. 15 dakika önce “yanlışlıkla” Suriye hava sahasına giren bir uçak, dışarı yönelmişken ve 13 mile, yani 12 milin dışına, yani uluslararası hava sahasına çıkmışken vurulduysa, nasıl olup da yeniden içeri yönelip düşüyor?
RADAR TESTİ
Ancak daha önemlisi uçağın görevine dair söylenendi…
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili şu resmi bilgiyi veriyor: “Uçağımızın görev tanımı, çok net olarak söylüyorum, ulusal radar sistemimizin test edilmesi uçuşudur. Herhangi bir Suriye misyonu yoktur.”
Acaba “radar sistemimiz” nedir, nerededir? Zira bu soru, dün bu köşede “Türk uçağına NATO görevi mi verildi?” diye sormamıza da resmi yanıt içermektedir.
Gerçi Aydınlık dünkü manşetinde böyle bir görev verildiğini ortaya koydu. Ancak Davutoğlu “radar” diyerek meseleyi somut ve resmi hale getirmiş oldu!
En somut bilgiye ise Sabah’tan Okan Müderrisoğlu ulaşmış: “Uçak, Hatay’ın Amanoslar Dağı Zirvesi’nde konuşlu NATO üssü konumundaki Kisecik Radar İstasyonu ile bağlantılı olarak, alçak ve yüksek irtifa ‘elektronik muhabere’ tatbikatı yapıyordu.”
‘KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI’ İTİRAFI
Davutoğlu, TRT’den yaptığı bu resmi açıklamasında bundan sonra yapacaklarına ilişkin de şu dikkat çekici sözleri sarf etti: “İran ve Rusya ile olayın arka planını açıkladık. Kararsızlıktan itidal içinde değiliz, kararlılığımız bunu gerektiriyor. Biz tavrımızı nerede nasıl sergileyeceğimizi biliriz, kararı da bize aittir. Belli bir kriz yönetimi mantığı içinde, zihnimizdeki Ortadoğu resmine zarar vermeyecek biçimde sürdüreceğiz. Karşılıklı ekonomik etkileşim, yoğun kültürel iletişim, siyasi diyalog içinde barış havzasına dönüşen bir Ortadoğu. Ortadoğu halklarına kendi kaderlerini tayin etme hakkı verilse bu hemen gerçekleştir.”
Dünya dün Ahmet Davutoğlu’nun ne söyleyeceğine kilitlenmişti. Savaş isteyenler de, diplomasi diyenler de dün Ankara’nın bu resmi açıklamalarına odaklanmıştı.
Bu şartlar altında Davutoğlu’nun konuyu getirip “Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkının verilmesine” bağlaması, Suriye meselesinin aslında bir Kürt ve Türk meselesi olduğunun da itirafıydı!
Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilip, kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlanması meselesi, bütün meselelerin üstündedir ve ana meseledir!
Mehmet Ali Güler
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2012
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SESSİZ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2012
Hafta sonu internet sitesine iki subayımızın konuşması düştü. Korg. V. A. ile Kur. Alb. A. K. olduğu iddia edilen iki kişi, “İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığını ancak vur emri verilmediği için Türk savaş uçaklarının avcı iken av konumuna düştüğünü” belirtiyorlardı.
Daha önce defalarca Türk subaylarının bu internet sitesine düşen ses kasetlerini malzeme yapan yandaş medya, nedense bu ses kaydını görmezden geldi, kullanmadı, yayınlamadı…
Acaba neden?
Belki de yanıtı son bir haftalık gelişmelerin toplamında gizlidir. Anımsayalım:
İSRAİL UÇAKLARIYLA İT DALAŞI
1.) Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden KKTC semalarında İsrail uçaklarıyla it dalaşı yaşandığını duyurdu. 14 Mayıs günü İsrail’e ait “tipi tespit edilemeyen” bir uçak KKTC hava sahasını toplam 8 dakika süreyle tam 5 kez ihlal etmişti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-16 uçağı, çift koldan İsrail uçağına yönelmiş ve KKTC hava sahasından çıkarmıştı.
2.) Anadolu Ajansı, İsrail’in Kıbrıs Rum Kesimi’ne 20 bin komando yerleştirmek istediğini iddia etti. Ajans iddiasını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hrstofyas arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına dayandırdı. Yandaş medya, Anadolu Ajansı’nın iddiasına “Kıbrıs Rum Kesimi’nde ‘Küçük İsrail’ isteği” gibi başlıklarla yer verdi.
Tel Aviv, iddiayı hızla yalanlarken, KKTC eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Adaya İsrail askerinin gelmesi mümkün değildir” diyordu.
İSRAİL’İN ASKERİ HAMLELERİ
Bu iki önemli olay dışında son dönemde ülkemizi yakından ilgilendiren başka gelişmeler de yaşandı. Kısaca anımsayalım:
3.) İsrail Balkanlar’da Türkiye karşıtı ortaklıklar kurmaya başladı, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan ile askeri ortaklık anlaşmaları imzaladı.
4.) İsrail Kafkaslarda da önemli hamleler yaptı; hem Azerbaycan’la hem de Gürcistan’la askeri ilişkilerini geliştirdi, silah anlaşmaları imzaladı.
5.) İsrail, Almanya’dan nükleer silah taşıma kapasiteli denizaltılar aldı.
6.) İsrail, ABD ve Yunanistan’la birlikte, burnumuzun dibinde, Meis Adası açıklarında askeri tatbikat yaptı. Yunan basını, tatbikattaki düşman ülkenin “Türkiye” olduğunu yazdı.
İSRAİL, SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU
İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığı iddiası, İsrail’in 2007’de Suriye’yi Türk hava sahasını kullanarak vurması olayını akıllara getiriyor. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay – Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.
7.) Buna bir de geçen aylarda Türk hava sahasına giren Heron bilgisini ekleyelim.
NETENYAHU’YA GÖNDERİLEN ÖZEL TEMSİLCİ
İsrail’e karşı yüksek perdeden sözler sarf etmeye oldukça meyilli olan Başbakan Erdoğan, neden bu kadar olguya rağmen hiç ses çıkarmıyor? Bu sessizlikte bir anormallik yok mu?
Bu sorumuzun yanıtı yoksa şu iddiada mı saklı?
8.) İsrail Chanel 10 televizyonu, geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın dibe vuran ilişkileri canlandırmak üzere İsrail Başbakanı Netanyahu’ya özel temsilci gönderdiğini öne sürmüştü.
Bu durumda iki seçenekle karşı karşıyayız.
a.) Olgular dışındaki iddialar, AKP ve İsrail tarafından karşılıklı, birbirlerini yıpratmak için, yani psikolojik savaş gereği üretiliyor.
b.) Tıpkı ABD’nin en ağır bombardıman yaptığı gün Vietnam’la barış görüşmesi yapması gibi, tıpkı AKP’nin en ağır sözleri sarf ederken Oslo’da PKK’yle pazarlık yapması gibi, yoksa AKP ile İsrail, yoğun gerilim görüntüsü altında, aslında müzakere mi yapıyorlar? Ve bu müzakere, Türkiye’ye yeni NATO görevinin gereği midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2012
RUSYA’NIN RADAR RAHATSIZLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/05/2012
Moskova’da füze kalkanının masaya yatırıldığı uluslararası konferans, bir bakıma Rus devletinin ABD tehditlerine karşı ne yapacağını somut ilan etmesiydi.
Rusya Savunma Bakanı Anatoli Serdyukov, NATO ile füze kalkanı konusunda yapılan müzakerelerden bir sonuç çıkmadığını, görüşmelerin çıkmazda olduğunu belirterek bundan sonra izlenecek yolu açıkladı: “Ya bu test sürecini geçip işbirliği ve ortaklığımızı yeni tehditlere karşı geliştireceğiz. Ya da gerekli askeri tedbirlerin karşılıklı olarak alınması için zorlanacağız.”
“GEREKİRSE KALKANI VURURUZ”
Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov ise Moskova’nın alacağı karşı önlemleri sıraladı: “Avrupa’nın ortasında yer alan Kaliningrad kentine nükleer başlık taşıyabilen İskender füzelerinin yerleştirilmesi, Rusya’nın güvey ve kuzeybatı bölgelerine savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve yeni vurucu silahlarla donatılması, gerekirse füze kalkanı alt yapısının imha edilmesi.”
Rus Genelkurmay Başkanı Makarov, durumun gerginleşmesi durumunda uyarıcı ateşle karşılık vereceklerini vurguladı!
Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev ise NATO füze savunma sisteminin Rusya’nın kıtalararası balistik füze gücünü etkisiz hale getirebileceğini belirtti. Patruşev bunun da nükleer dengesizlik ve stratejik istikrarsızlığa yol açacağına dikkat çekti.
“KÜRECİK RADARI RUSYA’NIN GÜNEYİNİ KAPSIYOR”
Rusya Savunma Bakanlığı’nın düzenlediği ve NATO dâhil 50’den fazla ülkeden 200’ün üzerinde uzmanın katıldığı konferansta konuşan NATO Genel Sekreter Yardımcısı Aleksander Vershbow ise Rusya’nın hedef alınmadığını iddia etti.
Ancak NATO yetkililerinin sözleri Rusya’yı ikna etmiyor. Zira konferanstan önce konuşan Rusya Füze Savunma Kuvvetleri Komutanı Vladimir Lyaporov, Türkiye’de aktif hale gelen radarın hareketli olduğunu ve Rusya’nın tüm güney bölgesini kapsadığını saptadıklarını açıklamıştı.
JİRİNOVSKİ: TÜRKİYE’NİN YARISI VURULMALI
Füze kalkanı konusunda Rusya’da tam bir mutabakat var. Rusya’nın tüm siyasi kesimleri, 2020’ye kadar tam aktif hale gelecek füze savunma sistemine karşı acil önlemler alınmasını istiyor. Komünistler, milliyetçiler, liberaller… Rusya’da hemen her kesim füze kalkanına karşı farklı önlemler öneriyorlar.
Örneğin aşırı sağcı olarak nitelenen Vladimir Jirinovski, Krasnodar bölgesine füze savunma sistemi kurulmasını ve önleyici saldırı yapılmasını istedi. Jirinovski’ye göre füze kalkanının yer aldığı Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Türkiye’nin yarısı vurulmalı!
STRATEJİK DERİNLİKTE BOĞULUYORUZ
Jirinovski’nin sözlerini bir yana bırakalım… Ancak İran’ı ve Rusya’yı, hatta Çin’i hedef alan füze kalkanına ev sahipliği yapmanın ne anlama geldiğini artık Türk devletinin daha ciddi olarak düşünmesi gerekmektedir.
Soğuk savaş sürecinin dehşet dengesi olarak nitelenen nükleer silahlanma döneminde bile ABD’ye bu kadar angaje olmayan Ankara’nın bugün izlediği siyaset felaketlere gebedir. Üstelik ABD, bu kez dünden farklı olarak dengenin zayıf tarafındadır.
ABD patentli “stratejik derinlik”, Türkiye’yi sadece komşularıyla değil, küresel liderlerle de karşı karşıya getiriyor.
Türk devleti ABD’nin yenilgisini paylaşamaz, paylaşmamalıdır. Bu gidişi engelleyecek ve bir çıkış stratejisi üretecek tarihe ve birikime sahibiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2012
SURİYE PLANI İŞLEMEDİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/12/2011
Cengiz Çandar, Brüksel’deki NATO karargâhında, gece yarısı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile buluşmuş! Hayır, biz öğrenmedik, kendisi söylüyor dünkü yazısında…
Bu buluşmadan iki şey öğreniyoruz:
Birincisi emperyalizmin Suriye planının işlemediğini…
DIŞ MÜDAHALE MASADA DEĞİL
Çandar – Davutoğlu buluşmasında konuşulduğuna göre artık dış müdahale planı masada yok. Nitekim bir zamanlar Suriye’nin mandateri olarak bölgeyi bilen Fransa dahi, bu ülkenin Libya’dan çok farklı olduğunu söyleyerek, dış müdahale seçeneğinden uzak duruyormuş.
Zaten Ahmet Davutoğlu da, Suriye’deki iç dinamiklerin dış müdahaleyi gerektirmeyecek şekilde rejim değişikliğini sağlayacağına inanıyormuş!
Ancak ilginç olan şu ki, Ahmet Davutoğlu ne Arap Birliği’ni ne de Türkiye’yi Suriye için dış unsur saymıyormuş, ailenin fertleri olarak görüyormuş.
TAMPON BÖLGE DE MASADA DEĞİL
Suriye’ye dış müdahalenin yöntemi olarak gündeme getirilen tampon bölge fikri de artık masada değilmiş.
Zaten Ahmet Davutoğlu bu fikre karşıymış, çünkü öyle bir tampon bölgeye Sünniler gelirmiş, diğer yerler de Nusayrilere kalır ve ülke bölünürmüş. Mezhep çatışması istemeyen AKP, o yüzden bu fikre zaten en başından karşıymış!
Ahmet Davutoğlu’nun hem dış müdahale hem de tampon bölge konusunda söylediklerini, planı işlemeyen AKP’nin çaresiz savunmaları olarak değerlendiriyoruz. Zira şimdi mezhep çatışması istemediğini söyleyen Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın sözleri ve eylemleri arşivlerdedir.
MOSKOVA SİLAH GÖSTERDİ
Sonuç itibariyle ABD, Suriye’ye Türkiyeli müdahalenin bile zor olduğunu görmüştür. Daha doğrusu Moskova, Washington’a somut bir şekilde işgalin maliyetini göstermiştir.
Rusya Suriye’nin Tartus limanına 3 savaş gemisi demirlemiş, bununla da yetinmeyerek, “Amiral Kuznetsov” isimli uçak gemisini bölgeye göndermek üzere yola çıkarma kararı almıştır. Yani Moskova, Washington’a Libya’dan farklı olarak bu kez silah göstermiştir.
Washington ve Paris de, Şam büyükelçilerini yeniden Suriye’ye gönderme kararı alarak, Moskova’nın uyarılarını doğru okuduklarını ve ciddiye aldıklarını göstermişlerdir.
AKP’NİN NATO KADROLARI
Çandar – Davutoğlu buluşmasından öğrendiğimiz ikinci konu ise AKP’nin Türkiye’yi artık Rusya ile de doğrudan karşı karşıya getireceği tehlikesidir!
Davutoğlu, Suriye’deki Baas rejimini “Sovyetik rejim” olarak görüyor ve ona göre önlem alınmasını istiyormuş. NATO’nun bölgeye yaklaşımı, 1990’ların başında Doğu Avrupa’ya yaklaştığı gibi olmalıymış!
Davutoğlu, Brüksel’deki NATO toplantısında da bu görüşünü dile getirmiş!
Davutoğlu’nun tek başına bu çağrısı bile AKP kadrolarının anti-komünist iklimlerde ve süperNATO örgütlenmelerinde oluşturulduğunu göstermez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Aralık 2011