Posts Tagged Tayyip Erdoğan
“MİLLİYETÇİ TÜRKİYE”YE DOĞRU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/03/2012
Cemaatin en birikimli yazarlarından İhsan Dağı, “Daha ‘milliyetçi’ Türkiye’ye doğu” başlıklı bir yazı yazdı dün Zaman’da…
“Milliyetçilik dalgasının yeniden yükseldiği bir döneme” girildiğini saptayan İhsan Dağı, AKP’yi uyarıyor. Dağı, Türkiye’nin, milliyetçiliğin yükselmesiyle sonuçlanabilecek dört ana sorunu bulunduğunu belirtiyor; sorunları ve tehlikeleri şöyle sıralıyor:
1.) “Birincisi, Kürt sorunu. PKK, sempatizanlarını sokağa saldıkça Türkçü reaksiyonlar artıyor. Nevruz bir kez daha gösterdi ki PKK’nin sokakta koyacağı eylemler hükümetiyle ve toplumuyla Türkiye’yi hızla milliyetçi bir savrulmaya itebilir.”
2.) “İkincisi, Ermeni sorunu. 2015’e doğru yaklaştıkça Türkiye’ye yönelik baskılar yoğunlaşıyor. Fransa ile yaşadıklarımız küçük bir provaydı. Mesele daha da büyüyecek, görünürlük kazanacak. Dışarıda baskı yiyen Türkiye, içeride bu baskıyı yüzleşelim, konuşalım diyenlere yansıtacak.”
3.) “Üçüncüsü, Kıbrıs meselesi ve bunun tetikleyeceği Avrupa krizi. Kıbrıs görüşmelerinden yine bir şey çıkmayacak ve Rum Yönetimi temmuz ayında AB dönem başkanı olacak. Zaten iyice tıkanan AB süreci resmen dondurulacak. Yani AB ile nişanı atacağız.”
4.) “Dördüncüsü; İran, Irak ve Suriye ile yaşanan gerginlikler…”
ULUSALCI GRUPLAR ENDİŞESİ
İhsan Dağı, bu dört ana sorun nedeniyle, “değil yeni anayasa yapmak, mevcut demokratikleşme seviyesinin muhafazası bile yükselen milliyetçilik nedeniyle zora girer” diyor, haklı olarak.
Ve İhsan Dağı, asıl endişesini de şu sözlerle dile getiriyor: “Dikkat edin, bu noktalarda ‘milliyetçi’ kesimlerle ‘ulusalcı’ gruplar ve fikirler arasında evlilikler de görebiliriz.”
İşte AKP-cemaat koalisyonu için, meselenin bam teli tam da burasıdır: Mevcut sorunların Türk milletini getireceği yer ve ulusalcı grupların siyaseten büyümesi, liderliği ele alması…
LARRABEE’NİN SÖZLERİ
İhsan Dağı’nın saptamaları, akıllara Stephen Larrabee’nin sözlerini getiriyor. Hani Tayyip Erdoğan’ın 7 akıl hocasından biri olan, CFR üyesi Larrabee…
Larrabee, Türkiye’de yeni bir milliyetçiliğin yükseleceğini belirtiyor ve bu akımın da MHP ve CHP dışında gelişeceğini vurguluyordu…
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Larrabee’nin bu sözlerinden hareketle şu saptamayı yapmıştı. ABD, yükselen milliyetçiliği AKP ile denetlemek isteyecek ve ortaya “ABD’nin fermanlı milliyetçisi” olan bir AKP çıkacaktı.
Gerçekten de AKP’nin son dönemde Kıbrıs, Ermeni ve Kürt meselelerinde “milliyetçi” bir söyleme yaslandığını gördük.
Ancak gelişmeler, ABD’nin denetleyemeyeceği bir büyüklükteki milliyetçi dalgayı yükseltiyor.
AKP’NİN PANZEHİRİ: VER KURTUL
Nitekim İhsan Dağı da, yukarıda özetlediğimiz dört ana sorun nedeniyle ortaya çıkacak yeni yükselen milliyetçiliğin AKP’yi alaşağı etmemesi için Erdoğan yönetimine şu önerileri yapıyor:
“AKP milliyetçiliğe teslim olmak yerine onu dizginlemeyi ve yönetmeyi tercih ederse dalga kırılabilir. Bunun için AKP’nin Kürt sorununda ‘güvenlikçi’ politikadan ‘açılım’ ve diyalog yaklaşımına geri dönmesi; Ermeni katliamı konusunda Dersim katliamı kadar cesur olması ve ezber bozması; dış politikayı içeride milliyetçiliği kabartacak bir tonda kullanmaktan kaçınması gerekir.”
Kısacası Dağı, Türkiye’de ulusalcı gruplarla da birleşebilecek bir milliyetçi dalga gelişmemesi için AKP’ye “ver kurtul” öneriyor!
ATATÜRK MİLLİYETÇİSİ BİR TÜRKİYE
Ancak bunun da milliyetçiliği engelleyemeyeceği ortada… Tersine, bu yaklaşım, Atatürk milliyetçiliğinin etkinlik alanının büyüyeceği bir dönemi doğuracaktır.
Sonuç olarak, AKP sertleşse de, “ver kurtul” da dese, son tahlilde, Türkiye’nin gireceği yeni yönelimi değiştiremeyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2012
TUNCAY GÜNEY: DÜĞMEYE ABD BASTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/03/2012
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı kitabından, bugün de Ergenekon operasyonunun aslında ne olduğunu ortaya koyan bir bölümü aktaracağız.
Tuncak Güney, Emniyet’te verdiği ifadenin, aslında Ergenekon tertibinin önemli bir parçası olduğunu Kaplan’a söylemiş bulunuyor.
“KIÇIMI BAŞIMI OYNATMAZSAM…”
Kemal Kaplan, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında, Kanada’da bulunan Tuncay Güney’le Messenger (Bilgisayarda sohbet etmeyi sağlayan bir program) üzerinden konuşmaktadır. 5 Mayıs 2009 tarihli bilgisayar kaydına göre Güney şöyle söyler:
“Benim ifadem olmadan, bu içerideki ne Perinçek, kimse çıkamaz. Adam gibi ifade verirsem, kıçımı başımı oynatmazsam çıkarlar”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kaplan, Messenger’da Daniel kodu kullanan Güney’le 17 Nisan 2010 tarihinde bir görüşme daha yapar. Konu, Ergenekon operasyonunun asıl sahibinin kim olduğudur. Bilgisayar kayıtlarına göre görüşme şöyledir:
“Kemal: Kim yapıyor peki, ABD mi?
“Daniel: Kim olsa iktidarda, operasyon olacaktı.
“Daniel: ABD tek başına değil.
“Kemal: Düğmeye ABD mi bastı?
“Kemal: Kim var ABD’nin yanında?
“Daniel: Bir takım ülkeler de var.
“Daniel: Aslında her şey ortada.”
Gerçekten de aslında her şey ortadaydı. Güney’in ilişkileri başta olmak üzere…
TUNCAY GÜNEY’İN ABD BAĞLANTISI KİM?
Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le 240 günlük anılarında, bu ilişkiler de görülüyor. Örneğin, bir gece Prive isimli, seçkin eşcinsellerin takıldığı bir gece kulübüne giderler. Tuncay Güney’in masasına üç kişi oturur:
“Üç kişiden birincisi, ABD İstanbul Konsolosluğu’nda, diğeri Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nda görevliydi. Üçüncüsü ise bir diplomattı. Evet yanlış duymadığınız bir diplomat. Hem de bir Ortadoğu ülkesinin İstanbul Konsolosluğu’nda. Oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.”
Tuncay Güney’in ABD bağlantısı olan eşcinsel arkadaşı ilerleyen sayfalarda da karşımıza çıkıyor:
“2001 yılındaki ifadesinden sonra, ABD’ye gitmiş olması çok tartışıldı. Fakat Tuncay daha önce de gitmişti. 10 yıllık vizeyi ifade vermeden önce 2000 yılında almıştı. İfade verdikten sonra ikinci kez gitmiş oluyordu. ABD İstanbul Konsolosluğu’nda kendi gibi gay arkadaşı olduğunu zaten biliyordum. Vize alması kolaydı.”
TUNCAY GÜNEY’DEN MİT’E DÜZENLİ RAPOR
Güney’in bir de MİT’ten iki kişiye düzenli rapor verdiği bilgisi yer alıyor kitapta:
“Şadi ve Nurullah isminde Tuncay’ın MİT ajanı olarak tanıttığı iki kişi vardı. Şadi uzun, Nurullah orta boylu, ikisi de yapılı adamlardı.
“Tuncay girip çıktığı yerlerde, duyduğu-öğrendiği bilgileri bu iki kişiye arada bir dosya yapıp verirdi.”
SİLİVRİ, ER GEÇ BOŞALACAK!
Üç gündür Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le anılarından aktardığımız ilişkiler ilginç, değil mi? 10 yıl önce Sami Demirkıran, 10 yıl sonra Tuncay Güney…
SüperNATO elemanlarının tertiplerde nasıl görev aldığı, Doğu Perinçek ve vatanseverlere nasıl komplolar kurulduğu, çok açık ortada…
Sadece bu gerçekler bile, sizce de, Doğu Perinçek ve diğer vatanseverlerin bir an önce tahliye edilmesini gerektirmez mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mart 2012
ERDOĞAN, TUNCAY GÜNEY’LE GÖRÜŞTÜ MÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/03/2012
“Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?”
Bu sözler, dün Doğu Perinçek’in 1998 yılında tutuklanmasında görevlendirilen PKK itirafçısı Sami Demirkıran’la ilişkisini aktardığımız Tuncay Güney’e ait. Konuşma, 1998 yılında, gazeteci Kemal Kaplan ile Tuncay Güney arasında geçiyor. Konu ilginç. Güney elindeki “Mesut Yılmaz – Abdullah Çatlı” fotoğrafının nasıl paraya çevrileceğinin peşinde…
Tuncay Güney, Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinde çalıştıktan sonra, kendisiyle birlikte, Strateji dergisini ikinci kez çıkarmak üzere çalışmaya başlayan Kemal Kaplan’dan, fotoğrafları Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’a satmasını ister.
ERDOĞAN’LA PARTİSİ ALEYHİNE GÖRÜŞME
Kaplan, her ne kadar yapacağı işin gazetecilik faaliyetiyle bağdaşmayacağını düşünse de Güney’in isteğine boyun eğer:
“Kendimi kanıtlamam için fırsat doğmuştu. Neden kendimi kanıtlamam gerektiğini ise bilmiyordum. Ya mesleğim, ya da Tuncay’la birlikte başlayan, adının ne olduğunu bilmediğim yeni kariyerim arasında karar vermem gerekiyordu. Ancak belki de işler sandığım gibi sarpa sarmazdı. Kimsenin haberi olmadan bunu çözebilirdim. Son düşünce, beni daha çok rahatlatıyordu. Buna tutunarak, Tuncay’a, ‘Olur, Recai Kutan’a bu fotoğrafı götürürüm’ dedim.
“- Harika… Korkuyorsun değil mi?
“- Evet.
“- Çok normal. Fakat korkacak bir şey yok. Öncelikle yasa dışı bir şey değil. İçinde bulunduğumuz dönemin fırsatlarını değerlendiriyoruz sadece.
“Haklı olabilirdi. Belki de haklıydı. Yasa dışı bir şey değildi. Fakat bana son derece yabancı ve ters bir durumdu.
“- Sen önce Recai Kutan’la görüşme fırsatı yakala, sonrası çorap söküşü gibi gelir.
“- Ya, basına deşifre ederse olayı?
“- Sen deli misin bunlar siyasetçi, siyaset için her şeyi yaparlar, kimsenin ruhu duymaz. Ben Tayyip Erdoğan’la görüştüm, geçen sene. Hem de içinde bulunduğu parti aleyhine bir görüşmeydi. Hiç çıkıp da, basına bir açıklama yaptı mı?
“- Hıı.. İlginç, Tayyip Erdoğan’la mı görüştün? Ne görüştün, diye sordum heyecanla. Tuncay hemen kapattı kendini.
“- Sonra anlatırım bunları, şimdi işimize bakalım.
“Artık bununla ilgi hiçbir şey öğrenemezdiniz Tuncay’dan. Bir anlık heyecanla gaflete kapılmış, olayın devamını sormuştum. Adam da bir savunma mekanizması devreye giriyor, hemen kendini kapıyordu. Öldürsen anlatmaz… Ben de meraktan çıldırırım…” (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
İLGİNÇ İLİŞKİLER
Sonuç olarak Kemal Kaplan, Recai Kutan’la fotoğraf işini görüşür. Kutan, Kaplan’ı pazarlık için Nevzat Yalçıntaş’a yönlendirir. Yalçıntaş, Güney’in istediği 150 bin doları çok bulur…
Ergenekon soruşturması, 2001’deki Emniyet ifadesine dayandırılan Tuncay Güney, bu konuşmadan kısa bir süre sonra, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı Sarıyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün ile de görüşür. Konu, bu kez Erdoğan’ın Yargıtay’da bekleyen cezasıdır…
Yarın Kemal Kaplan’ın anılarına devam edeceğiz. Kaplan’la 2009 yılında yazışan Güney’in itiraflarını, ABD konsolosluğundaki eşcinsel arkadaşını ve MİT bağlantısını inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2012
TUNCAY GÜNEY – SAMİ DEMİRKIRAN İLİŞKİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/03/2012
28 Şubat’a toplu taarruz günlerinde ismi yeniden gündeme gelen savcı Nuh Mete Yüksel, geçen hafta emekli oldu.
Yüksel, Merve Kavakçı’yı ABD’deki bir konuşması nedeniyle birkaç kez ifade vermeye çağırmış, gelmeyince de bir gece yarısı evine baskın yapmıştı 1999 yılında. Bu baskın yıllar sonra, Kavakçı’ya “iade-i itibar” kampanyası nedeniyle gündeme getirildi.
Ancak kampanyacılar, Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğu gerçeğini atlayıp, türban mağduriyeti edebiyatına soyundular yine ve Yüksel’in gece yarısı baskınını yerden yere vurdular.
Bugün Nuh Mete Yüksel’i yerden yere vuranların, onun 1998 yılındaki “bir devlet operasyonu”na alkış tuttuklarını da vurgulayalım!
“BİR DEVLET OPERASYONU”
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998’de “PKK’ye silah ve para yardımı yapmakla” suçlanarak gözaltına alındı. Savcı Nuh Mete Yüksel’in “delili” Sami Demirkıran isimli PKK itirafçısının, her tarafından sahte olduğu anlaşılan mektubuydu. Perinçek “bir devlet operasyonu” ile gözaltına alınmış, ancak 1991 seçimlerinde TRT’de yapılan Liderler Açık Oturumu’ndaki konuşmasına verilen 14 aylık hapis cezası infaz edilmişti nedense?!
SüperNATO’nun baş hedefi olarak 12 Mart’tan bu yana her on yılda bir hapsedilen Perinçek, 8 Ağustos 1999 yılına kadar 10 ay 10 gün Haymana Cezaevi’nde kalmıştı.
Nuh Mete Yüksel’in sahte mektupla yaptığı bu operasyona basının büyük bölümü gözlerini kapatmış, bugün kendilerini demokrasi şampiyonu ilan edenler ise savcıyı alkışlamıştı!
SÜPERNATO ELEMANLARI
Nuh Mete Yüksel’in 1998’deki “bir devlet operasyonu”nu ile bugünkü Ergenekon tertibi aynı merkezin, yani süperNATO’nun işi.
O gün görevlendirilen Sami Demirkıran ile bugün görevlendirilen Tuncay Güney’in birlikteliği, aynı merkezin elemanları olmaları bile tek başına kanıttır! Nasıl mı?
Ocak 2011’de Odatv’de tanıttığım, Kemal Kaplan’ın Tuncay Güney’le geçirdiği 240 günü anlattığı “Köstebek” isimli kitabından aktaralım:
“Demirkıran enteresan biriydi. İlginç tavırları ve yaşama bakışı vardı. Uzun yıllar PKK’nın dağ kadrosunda yer almıştı. Televizyonlarda da o dönem boy gösteren Demirkıran, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e kafayı takmıştı. Sebebi neydi? Perinçek’ten ne alıp veremediği vardı? Bilmiyorum.
“Sami bir gün Doğu Perinçek aleyhine hazırladığı mektubu, bize getirdi. Mektup, PKK’nın sözde sorumlularından biri tarafından yazılmış ve Perinçek’in örgüte verdiği destekten dolayı teşekkürü içeriyordu. Altında bir de PKK’nın mührü vardı. Tuncay mektubu okuduktan sonra, ‘Harika, süper yazmışsın’ dedi.
“Demirkıran, ‘Mektubu Ankara’ya götüreceğim. Nuh Mete Yüksel’e vereceğim. Perinçek görsün bakalım’ dedi.
DEMİRKIRAN – NUH METE YÜKSEL İLİŞKİSİ
“Sami’nin anlattığına göre, dönemin Ankara DGM başsavcısı olan Nuh Mete Yüksel’le arası çok iyiydi. Perinçek’in mektup sayesinde tutuklanacağından emindi.
“Tuncay mektubu alıp bir kopya çıkardı. Sami ofisten ayrıldıktan sonra Tuncay’a, neden böyle bir olaya karıştığını, Aydınlık grubuyla aramızın iyi olduğunu, Adnan Akfırat’la sık sık görüşüp hatta onlara haber kaynaklığı bile yaptığımızı hatırlattığımda, bana gülerek şu cevabı verdi. ‘Kemal hocam çok irdeleme…’
“Nuh Mete Yüksel, Sami Demirkıran’ın verdiği mektuba istinaden, Perinçek’i tutuklatmış, 24 Eylül 1998 tarihinde cezaevine giren Doğu Perinçek, on ay cezaevinde yatmıştı”. (Kemal Kaplan, Köstebek – JİTEM-MİT ve MOSSAD Üçgeninde Tuncay Güney ile 240 gün, Stigma Yayınları, Mayıs 2010)
Kitapta başka ilginç bilgiler de var. Örneğin Tuncay Güney’in Tayyip Erdoğan’la görüştüğünü söylemesi… Yarın da o konuya değiniriz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mart 2012
İSRAİL’LE KÖPRÜLER NEDEN ATILDI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/03/2012
Üst yönetimi hariç hemen her AKP’linin mahcubiyet duyduğu en önemli konu, izlenen İran ve Suriye politikasıdır.
Eleştirileri “füze kalkanı aslında İran’ı hedef almıyor” ve “NATO üyesi olduğumuz için mecburuz” savunması ile geçiştirmeye ve inanmadan dile getirdikleri “Beşar Esad da halkını katlediyor” sözleriyle savuşturmaya çalışıyorlar…
Sonra nafile deyip kabulleniyorlar, ama her halükarda “AKP’nin İran ve Suriye politikasının, İsrail’in işine yaradığı” gerçeğine itiraz etmekten geri durmuyorlar.
Çünkü en büyük “gerçekleri”, Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” dediği hayali…
YUMUŞATICI MİSYON
Biz de bıkıp usanmadan, Davos’da “one minute” ile sahnelenen oyunun gerekçesini anlatıyoruz yeniden.
İran’dan rol çalacak, bölge liderliğine oynayacak, Arapları arkasına alacak bir ülkenin önce Filistin davasına sarılması, sonra da İsrail’e kafa tutması gerektiğini belirtiyoruz.
Esad’ın daha iki yıl önce Erdoğan tarafından “kardeş” ilan edilmesinin de oyunun bir parçası olduğunu, Tahran’ın yalnızlaştırılması için müttefiki Şam’ın kucaklanması gerektiğini vurguluyoruz.
AKP’nin Lübnan, Ürdün ve Suriye ile kurduğu “Ortadoğu Birliği”nin İran’a karşı olduğunu anımsatıyoruz.
Sonra Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin, Obama’nın mektubuyla İran’a yakınlaştığını, uranyum takası için anlaşma aradığını belirtiyoruz. İkilinin, ABD adına İran’ı masada tutmaya çalıştığını, misyonlarının Washington’da “yumuşatıcı” ve “kolaylaştırıcı” diye isimlendirildiğini söylüyoruz.
En çok karşı oldukları kişi olan Çevik Bir ile liderlerinin “madalya kardeşi” olduğuna, bir tek ikisinin ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldığına dikkat çekiyoruz.
Suriye sınırındaki mayınların neden İsrail şirketine verilmeye çalışıldığını soruyoruz.
Ve hepsinden önemlisi, siyasi ilişkiler güya kötüyken, nasıl olup da ticari ilişkilerin 2009’dan bu yana katlana katlana büyüdüğünü sorguluyoruz.
Ve tün bunları, 1 Şubat 2009’da “Davos’da drama” dediğimiz günden bu yana ısrarla dile getirdiğimizi belirtiyoruz.
GÖLGE CIA BELGESİNDE ERDOĞAN
Sonra belgeler ortaya çıkıyor: Wikileaks’in yayımladığı ABD kriptoları, CIA’nın bilgi notları… Son olarak da “gölge CIA” denilen Stratfor’un ele geçirilen yazışmaları…
Örneğin Stratfor CEO’su George Friedman’ın imzasını taşıyan bir yazışmada, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in notları yer alıyor. Ve o notlara göre Başbakan Erdoğan Kissinger’la görüşmesinde ona “bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını” söylüyor.
O noktanın, iki nokta üst üste olduğunu, birinin Davos’ta “one minute”, diğerinin de Gazze yolunda Mavi Marmara olduğunu biliyoruz.
Ve iki noktadan çok ünlem geliyor aklımıza, hani Obama’nın Erdoğan’a “sen model ortaksın” dediği ünlem.
ÇAĞRI
Cezayir’deki kara lekeyi 50 yıldır silememişken alnımızdan… Ve Irak’ta, Libya’da yeniden lekelenmişken alnımız, en çok tabandaki AKP’lilere sesleniyoruz şimdi: Alnımıza bir de Suriye ile İran’da leke sürmelerine izin vermeyin diye…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mart 2012
28 ŞUBAT’IN ZAAFLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/03/2012
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’ın neresinde olduğunu incelediğimiz yazıyı olumlu bulanların yanında, itiraz edenler de oldu.
Gülen’in 28 Şubat 1997 kararlarından 45 gün sonra, 16 Mart 1997’de Kanal D ekranlarından Erbakan hükümetine şöyle seslendiğini anımsatmıştık: “Erbakan bu işi beceremedi, eline, yüzün bulaştırdı; emaneti hemen vermelidir, millet adına yapmalıdır bunu…”
28 Şubat sürecinde Refah-Yol iktidarının görevi bırakmasını isteyen, türbanın “teferruat” olduğunu söyleyen Gülen’in aslında Çevik Bir’ci olduğunu; Bir’in de 28 Şubat’ta “Truva atı” olduğunu belirtmiştik. ABD’nin Genelkurmay Başkanı yapamadığı Çevik Bir’i, daha sonra Cumhurbaşkanı adayı ilan etmesine dikkat çekmiştik.
ÇİÇEK’İN REFAHYOL KARŞITI OYU
Bazı okurlarımız, 28 Şubat’ın neredeyse tek mağdurunun Fethullah Gülen olduğunda ısrarcılar. Diğer mağdurlardan Abdullah Gül’ün bugün Cumhurbaşkanı, Cemil Çiçek’in TBMM başkanı ve Recep Tayyip Erdoğan’ın da Başbakan olduğunu belirten okurlarımız, Gülen’in bugün bile Genelkurmay’ın baskısı nedeniyle ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kaldığını söylüyorlar.
Gülen mağdur mu gerçekten? İnceleyeceğiz…
Ama önce bugün devletin protokolünde ikinci sırada yer alan Cemil Çiçek’in, 28 Şubat’ta Refah-Yol hükümetine karşı nasıl konumlandığını anımsatalım.
Fethullah Gülen’in “Refah-Yol hükümeti görevi bırakmalıdır” çağrısı yapmasından 1,5 ay sonra TBMM’de hükümetin düşürülmesi için gensoru önergesi verildi. 271’e karşı 265 oyla, yani 6 farkla Refah-Yol hükümeti düşmekten kurtuldu.
Peki, o gün TBMM’de Refah-Yol’un düşmesi için “evet” oyu kullananlar arasında kimler vardı? Bugün devletin iki numarası olan Cemil Çiçek!
CEVİK BİR – CEMAAT BULUŞMASI
Gelelim Fethullah Gülen’in 28 Şubat’taki mağduriyet meselesine…
Odatv çok iyi bir iş yaptı ve Zaman yazarlarından Faruk Mercan’ın “Fethullah Gülen” kitabını inceledi. Böylece bugün kendilerini demokrasi havarisi ilan edenlerin ve 15. yılında 28 Şubat’a toplu taarruza geçenlerin tarihteki rollerini de kayda geçirmiş oluyoruz.
Fethullah Gülen’in 28 Şubat’çı olmayıp, Çevik Bir’ci olduğu şeklindeki saptamamızı güçlendiren bir olguyla karşılaşıyoruz kitapta… Bugün kendilerinde, o tarihlerde Genelkurmay binasının önünden geçenleri bile suçlama hakkı görenlerin, Genelkurmay Karargâhı’nda Çevik Bir’le baş başa görüştüğünü öğreniyoruz.
Evet, 23 Aralık 1997 günü Zaman gazetesinin sahibi Alaattin Kaya, Genelkurmay Karargâhı’na gidiyor ve Çevik Bir’le baş başa görüşüyor. Ne görüşüyor? Bilmiyoruz…
Ama bildiğimiz bir başka gerçeği de Faruk Mercan kitabında şu sözlerle saptıyor: “28 Şubat sürecinde imam hatip liselerinin orta kısımları kapatılırken, Gülen’in öncülük ettiği 150 civarındaki kolejden bir tanesi bile kapanmadı.”
GÜLEN DAVASINDA ‘HUKUK ÇİZGİSİ’
Faruk Mercan’ın kitabından devam edelim. Nuh Mete Yüksel’in Gülen’e açtığı dava bildiğiniz gibi onun mağduriyetini savunanların sarıldığı bir silah.
Bakın Mercan, kitabında bu konuda ne söylüyor: “Yüksel davanın sonlarına doğru son çare olarak, Gülen aleyhine bazı belgeler almak umuduyla Genelkurmay Başkanlığı’na başvurdu. Ancak Genelkurmay, Gülen davasına doğrudan taraf olmadı. Nitekim Genelkurmay’ın bu tutumu, Gülen için verilen beraat kararının ana gerekçelerinden biri oldu. Genelkurmay, Gülen karşıtı devrimci grupların bütün baskılarına rağmen, Gülen davası boyunca ‘hukuk çizgisi’ içinde kalmaya özen gösterdi.”
İşin ilginci, Genelkurmay’ın davaya gönderdiği ve Fethullah Gülen’in avukatlarının lehlerine kullandığı belgenin altında, bugün Ergenekon sanığı olan Erdal Şenel’in imzası var!
Meğer bugün F tipi operasyona uğrayan TSK’nin “ille de hukuk” yaklaşımı, o tarihlerde de “hukuk çizgisi” adı altında sergileniyormuş!
ÇIKARILACAK DERSLER
Faruk Mercan’ın kitabı aslında 28 Şubat’ın neden tam bir başarı sağlayamadığına da işaret ediyor. Cumhuriyetçi bir hareketin NATOcu unsurlarla başarı kazanamayacağını, bu unsurların Cumhuriyet karşıtlarıyla birleşeceğini ve hareketi zaafa uğratacağını gösteriyor.
1999’daki ve 2001’deki kırılmalar yani “AB aday üyeliği” ve Batı’ya bağımlı ekonominin krize açıklığı, Atlantikçilerin 28 Şubat’ı bastırmasının dayanağı olmuştur.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mart 2012
İLERİ HALLER ÜLKESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/02/2012
İleri demokrasinin ileri faşizm olduğu gerçeğinin gün geçtikçe somutlaştığı ülkemizde, ileri hallerimize göz atacağız bugün.
İLERİ BASIN
Başbakan Erdoğan’ın “dindar gençlik yetiştireceğiz” demesinden hemen sonra Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe hitabesini okuması çok tartışıldı. O hitabede “dindar” gençlikten daha ziyade “kindar” gençliğe atıf yapılmış olmasının üzerinde duruldu.
Ancak durumdan vazife çıkaran kimileri, “kin” kelimesinin doğuracağı sıkıntıdan Erdoğan’ı kurtarmak adına, Erdoğan’a sansür uygulamıştı.
Başta devletin Anadolu Ajansı olmak üzere Milliyet ve Radikal gazeteleri, Erdoğan’ın şu sözlerindeki “kininin” sözcüğünü yayımlamamışlardı: “Altını çiziyorum; modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum.”
İLERİ MİLLETVEKİLİ
Meclis’e cemaat kontenjanından giren Hakan Şükür’ün futbol yorumculuğunu sürdürme isteği TBMM’de sıkıntıya dönüştü iyice. Yüklü meblağlar karşılığında yorumculuk yapan Şükür’ün, üstüne bir de asıl görevi olan TBMM oturumlarına katılmaması, bardağı taşırdı.
AKP’li Meclis Başkanı Cemil Çiçek bile “Hakan Şükür’ün yaptığı ahlaki değil, yasal boşluğu kullanıyor” demek zorunda kaldı. Şükür’ün Çiçek’e yanıtı ise ibretlik: “Beyefendiye sordum, gerisi lafıgüzaf.”
Şükür’ün beyefendi dediği Tayyip Erdoğan. Yani Şükür, Erdoğan’ın fetvasının yeterli olduğunu, yasayı masayı takmayacağını söylemiş oluyor.
Bir milletvekili olarak kendisine sorulan devlet meselesini “ben bilmem, büyüklerim bilir” şeklinde yorumlayan Şükür’ün her hali, çok ileri!
İLERİ ÜNİVERSİTE
Rize Üniversitesi’nin isminin Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmesi girişimini henüz sindirilmemişken, bu üniversitenin logosunun da Başbakan’ın imzası olması teklif edildi.
Her hangi birinin imzasının bile bir üniversiteye logo yapılmasının nasıl bir ucubelik olduğu ortadayken, bizzat Başbakan’ın imzasının logo yapılmaya çalışılması, sanırım post-halife dönemi işaretidir.
İLERİ ULAŞIM
Kendisi erkeklerle birlikte yemek yerken, karısını yan tarafta tek başına bir masada oturtatan Bakan görüntüsü taçlandı. Cumhurbaşkanı ile Başbakan yan yana oturup poz verirken, kadınlarını yanıbaşlarında ama ayakta beklettiler.
Bu iklimde, pembe metrobüs önerisi yapılmaması zaten kaçınılmazdı. Erkeklerin yeşil metrobüse, kadınların da pembe metrobüse bineceği bir ulaşım modeli ile mutlaka Ortadoğu’ya “model ülke” olacağızdır nasılsa!
İLERİ EĞİTİM
Sosyal hayatta yerleri ayrıştırılmaya başlayan erkek ve kadınların, eğitim döneminde de ayrılması zaten şarttı.
Nitekim AKP hükümeti, yeni bir yasa tasarısıyla, eğitimi 4+4+4 kuralına göre uygulamaya hazırlanıyor.
Böylece kız çocuklarının birinci dörtten hemen sonra yani 10 yaşında, okul dışında, açık eğitim adı altında evlere kapatılmasının yolu açılmış olacak. Ayrıca birinci dörtten hemen sonra, çocukların İmam Hatip’lere gönderilmesi de sağlanacak!
İLERİ DİNDARLIK
ABD askerlerinin Afganistan’da Kuran-ı Kerim yakması, tüm dünyada Müslümanları ayağa kaldırdı. Her konuda ileri sıçrayan bizimkiler ise nedense sessiz!
Irak’ta cami işgal eden ABD askerlerinin sağlığına duacı olan, Filistin’de katliam yapan İsrail’in verdiği “cesaret madalyasını” boynundan çıkarmayan, Müslüman Libya üzerine haçlı seferine çıkan zihniyetin geldiği yer, işte tam da burası…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Şubat 2012