Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
Somali-Yemen hattı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/01/2026
İsrail Başbakanı Netanyahu, 34 yıl önce Somali’den ayrılan Somaliland’ı “demokratik ve ılımlı Müslüman ülke” olduğu ve “İbrahim Anlaşmalarına katılma isteği” gösterdiği için ilk tanıyan ülke olduklarını açıkladı.
Somaliland’ın İbrahim Anlaşmasına katılma isteği elbette nedenlerdendir ama ötesinde başka çıkarlar var.
İsrail Afrika Boynuzunda üs peşinde
1) 6 milyon nüfuslu “Ilımlı Müslüman” Somaliland, İsrail’in Gazze’den sürmek istediği 1 milyon Filistinliyi almayı kabul etti.
2) “Demokratik” Somaliland, topraklarında İsrail’e askeri üsler verecek. Babül Mendeb Boğazını tutan ve Aden Körfezi’ni kontrol eden bu topraklardaki İsrail üsleri; a) karşı kıyıdaki Yemen’e saldırı üssü olacak, b) Kızıldeniz ve Süveyş Kanalına uzanan hat üzerinden Mısır’ı baskılayacak, c) Kızıldeniz’den geçen ticaret filolarını denetim altında tutacak.
3) İsrail’in Afrika Boynuzunun bu en kritik coğrafyasına yerleşmesi; a) Körfez’den çıkan petrol gemileri üzerinde etkinlik, b) Umman ve Hint Okyanusuna açıklık ve c) İran’a güneyden saldırı rotası sağlayacak.
Türk ve Çin üslerinden rahatsızlık
4) Türkiye’nin Somali’de askeri üssü var ve bu ülkeyle eğitimden enerjiye işbirliği yapıyor. İsrail Somaliland üzerinden “Türkiye’nin Doğu Afrika’daki etkisini snırlandırmayı” da amaçlıyor aynı zamanda.
5) Somaliland’a komşu Cibuti’deki Çin üssü de ABD için büyük rahatsızlık kaynağı. ABD Başkanı Trump’ın “Somaliland’ı tanıma konusuna çalışıyoruz” sözlerinin bu yanı da var.
Yemen’de Suudi-BAE çarpışması
Tüm bu nedenler içinde Yemen konusu, İsrail açısından en yakın ve sıcak gerekçeyi oluşturuyor. Zira Husiler’in İsrail’e askeri baskısı sürüyor.
Yemen’de ise bir süredir Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) karşı karşıya. İki ülke İran destekli Husilere karşı ortaklar ama iki ayrı yapıyı destekliyorlar. 3 Aralık’ta BAE destekli Güney Geçiş Konseyi güçleri Yemen’in doğusunda Suudi Arabistan ve Umman’a sınır olan bölgede önemli yerleri ele geçirdi. Riyad bu durumdan rahatsız. Suudi Arabistan, Güney Geçiş Konseyi’ne silah taşıyan iki BAE gemisini 27-28 Aralık’ta vurdu ve BAE’den Yemen’deki askerlerini çekmesini istedi.
Suudi Arabistan’ın karşı kıyıdaki Somaliland’ı tanıyan İsrail’e tepki göstermesi ama BAE’nin sessizliği meseleyi daha da önemli kılıyor. Lübnanlı deneyimli Dürzi lider Velid Canbolat, Somaliland ile Yemen’deki gelişmeleri, İsrail-BAE müttefikliği ile açıklıyor: “Artık gizli değil. Bir Arap ülkesi, İsrail’le özel ilişkiler kurarak Suudi Arabistan’ı çevrelemeyi, Sudan’da kaos yaratmayı ve Mısır’ın güney sınırlarına baskı kurmayı hedefliyor.”
ABD’nin yeni düzen çabası
Görüldüğü üzere Somali-Yemen hattında, Afrika Boynuzu çevresinde kapsamlı bir güç mücadelesi var.
Ancak daha geniş planda, tüm bunları, ABD’nin İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni kurma çabalarından bağımsız değerlendiremeyiz. Coğrafyamızdaki gelişmeleri birlikte analiz ettiğimizde, Hazar’dan Doğu Akdeniz’e, Süveyş’ten Aden Körfezi’ne, Umman Denizi’nden Arap-Fars Körfezi’ne dönen dörtte üçlük bir daire göreceksiniz. Kalan dörtte birde İran var.
İşte ABD bu dairenin içinde ve çevresinde İsrail hegemonyasında bir düzen kurmaya çalışıyor ve bu ülkemizi yakından ilgilendiriyor.
Ülkemiz ise iktidarın iktidarını sürdürebilmek için ana muhalefete uyguladığı hukuk dışı siyasi operasyonlarla meşgul ne yazık ki.
2025’in hatalarından dersler çıkararak 2026’da bağımsızlık, aydınlanma ve emek mücadelesi bayrağını daha fazla yükseltebilmemiz dileğiyle, yeni yılınızı kutluyorum.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Ocak 2026
Özel’in görmediği o tehlike
Posted in Politika Yazıları on 29/12/2025
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Karadeniz’den girerek Ankara yakınlarında düşürülen İHA konusunda edindiği ve paylaştığı bilgiler, medyada daha çok “düşürmek için Erdoğan’dan iki saat talimat beklendiği” boyutuyla ele alındı.
Oysaki aktarılanlar, Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle ilgili çok önemli bir tehlikeye işaret ediyor. Ama ne yazık ki ana muhalefet partisi lideri de o tehlikeye değil, meselenin Erdoğan ve Rusya’yla ilişkiler boyutuna odaklanmış durumda.
Özel’in aldığı bilgi
Gelin önce Özel’in aldığı o bilgilere bakalım: “Ankara’ya kadar gelen İHA, karaya 50 kilometre kala tespit ediliyor. İspanya’daki NATO üssü, bunu Türkiye’deki NATO radarları üzerinden tespit ediyor. İspanya’daki NATO komutanlığı, Konya’dan ve Eskişehir’den F-16 kaldırıyor. İHA’nın yanına ulaştıklarında, İHA kara hudutlarımıza yeni gelmiş oluyor. Oradan itibaren İHA 2 saat 5 dakika seyir halinde kalıyor. Türk hava sahasına girdiğinde F-16’lar değişmiyor ama İspanya’daki NATO komutanı, uçağın kontrolünü Türk komuta merkezine devrediyor. Bunlar iki saat boyunca İHA’yı takip ediyor. Bu F-16’ların havada yakıtı bitiyor. İncirlik’ten yeni iki tane F-16 kalkıyor. Bunlar nihayet İHA’yı düşürüyor.”
Özel sözlerine şöyle devam ediyor: “Esas sorun iki saat boyunca İHA’nın düşürülmemesi. Çünkü geçen sefer Rusya’dan gelen uçağı Erdoğan ‘Ben düşürdüm’ deyip, sonra düşürdüğümüz uçak yüzünden 34 askerimizin şehit olması ve kapıda kalmamız birilerini Rus İHA’sını düşürmek için 2 saat 5 dakika düşünür hale getirmiş. Şu anda bir hava aracını düşürme yetkisi Erdoğan’da. Erdoğan’dan iki saat boyunca talimat gelmiyor. Değilse söylesinler. Daha denizin üstünde İHA’yı düşürme imkanımız vardı. Hava kuvvetlerimizin yetersizliğinden değil, İHA’nın menşeinden düşürülemedi.”
Bu arada Cumhurbaşkanlığı dün açıklama yaptı ve yetkinin Genelkurmay Başkanlığında olduğunu söyledi.
Müzmin Rus karşıtlığı
Özel’in meseleyi aldığı bilgilerle ortaya koyuş tarzı size de sorunlu geldi mi?
“Rus İHA’sı diye hemen düşürmediler, beklediler” diyerek Ankara’nın süreci yönetme yönteminden rahatsızlık duyulması tuhaf değil mi? Ne yani, hızla Rus İHA’sı düşürülerek Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya gelmesi mi isteniyor?
Tersine, Özel’in anlattığı önceki örnek yanlıştı. Ankara’nın, Suriye’deki operasyonları sırasında sınırı çok az süreyle ihlal eden Rus uçağını hemen düşürmesi hataydı. Cumhurbaşkanı ile Başbakanı’nın Washington’a mesaj verir gibi “emri ben verdim” yarışı yapması hataydı.
Bu gibi durumlarda “komşusunun balkonundan düşen mandal nedeniyle komşusunun kapısına dayanan” insan refleksiyle değil, kontrollü olan, sonuçlarını hesap eden, komşuluk ilişkilerine zarar vermemeyi esas alan “devlet adamı” refleksine ihtiyaç var!
NATO’körlük
Yazık ki Özgür Özel de Kemal Kılıçdaroğlu’nun düştüğü hataya düşmeye devam ediyor. CHP’nin olur olmaz Rusya karşıtlığı yapmasının ne CHP’ye ne de Türkiye’ye bir yararı var. Rusya karşıtlığı üzerinden ABD ve AB’ye mesaj vermenin siyasi bir getirisi olmadığı hâlâ görülmedi mi?
CHP yönetimleri neden Kurtuluş Savaşı’ndaki kodları yerine Soğuk Savaş’taki kodlarla hareket ediyor? Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nda Sovyet liderliğiyle ittifak yapmasının getirileri ve Kemalist-Bolşevik ittifakının bölgeye yararı hepten mi unutuldu?
NATO kontrolü tehlikesi
Oysa Özgür Özel’in aldığı bilgi de gösteriyor ki asıl tehlike şurada: Türk hava sahasına gelen bir hava aracının tespit edilmesinden önlenmesine kadarki süreçlerde NATO kontrolü fazla etkin.
Karadeniz’den giren bir hava aracına karşı Konya’dan kalkacak uçaklara ta İspanya’daki NATO komutanı talimat veriyor!
Vahimdir ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in asıl görmesi gereken tehlike budur.
NATO’ya bu kadar kontrol bırakılan bir durumda, İspanya’daki, Yunanistan’daki, Bulgaristan’daki bir NATO komutanı, Türkiye’yi Rusya’yla da İran’la da savaşa sokabilir!
CHP iktidar olmak istiyorsa asıl bu tehlikeye dikkat çekmeli ve asıl buna çözüm olacak “gerçek” bir ulusal savunma hedeflemelidir. “İktidar, Rus İHA’sı diye düşüremedi” şeklinde propaganda yaparak iktidara yürünmez, muhalefette kalınır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Aralık 2025
Stratejik taşeronluk
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/12/2025
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, bakanlıkta düzenlenen Yıllık Değerlendirme Toplantısı’nda, ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nden hareketle dikkat çeken bir yorum yaptı.
Güler’in yorumunun bağlamını anlamak için ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’de yer alan “müttefiklerin sorumluluğu” ifadesi ile ilgili Washington’un bakışını anımsamamız gerekiyor.
Belge, ABD’nin “dünya düzenini ayakta tutma görevinin sona erdiğini” ilan ederek, Batı yarım kürede Çin’e karşı yeni-Monroe doktrini ilan ediyor, Asya’da Çin’le mücadeleyi esas alıyor ve geri kalan bölgelerdeki yükünün ağırlığını azaltacağını belirtiyor. Hatta yeni ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, “en az yarım yüzyıldır ABD dış politikasının birinci bölgesi olan” Ortadoğu’ya odaklanmanın gerekçelerinin adım adım ortadan kalktığını savunuyor.
Ve ABD bu bölgelerde, müttefiklerini “birincil sorumluluğu üstlenmeye” çağırıyor.
Güler’in ABD’den beklentisi
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in değerlendirmesi tam da bu “sorumluluk üstlenmeyle” ilgili, şöyle diyor: “ABD yakın zamanda yeni strateji belgesi açıkladı. Bizim 6-8 yıldır dile getirdiğimiz bir konu var. ABD için artık tehdit Ortadoğu’da değil, nerede olduğu belli. ABD, Ortadoğu’dan çekildiğinde bölgede barış ve istikrarı sağlayabilecek tek bölgesel gücün Türkiye olduğunu Amerikalı dostlarımızın anladıklarını düşünüyorum. Bu durumun ülkemizin bölgesel ve stratejik etkinliğini artıracağına inanıyorum.” (AA, 20.12.2026)
Yani Yaşar Güler ABD’den, Ortadoğu’yu “müttefiki” Türkiye’ye emanet etmesini istiyor.
ABD Ortadoğu’yu kime emanet eder?
Bir nevi ABD’nin bölgedeki vekilliğini talep eden bu açıklama hem gerçekçi değil hem de stratejik planda fazlasıyla sorunlu.
Bir kere gerçekçi değil ve ABD stratejisinin derinliğini anlamaktan uzak. Çünkü ABD bölgede İsrail hegemonyasında bir Ortadoğu düzeni kurmanın kararını vermiş bulunuyor. Dolayısıyla Ortadoğu’daki işlerini Türkiye’ye değil, İsrail’e emanet etmeyi seçti.
İkincisi açıkça “stratejik taşeronluk” anlamına gelen böylesi bir talep, asla kabul edilemez.
Üçüncüsü de talep, böylesi bir ilişkinin içereceği tavizleri görmekten uzak. Zira ABD Ortadoğu’daki işlerini Türkiye’ye “bedava” emanet etmez. Karşılığında Irak’tan sonra Suriye’de de Kürt özerkliğinini kabul etmesini ister. Karşılığında Türk askerinin KKTC’den çekilmesini ve yeni Kıbrıs planının kabul edilmesini ister. Karşılığında İsrail’le İran’a karşı ittifak ister.
Türkiye Atlantik’te boğuluyor
Türk-Amerikan ilişkilerini analiz ederken “NATO’körlük” ve “Atlantik’te boğulmak” gibi bazı kavramlaştırmalar kullanıyorum.
Türkiye’nin pek çok siyasal kesimi, ne yazık ki “NATO’körlük” nedeniyle, Türkiye’nin “Atlantik’te boğulmakta olduğunu” göremiyor. NATO gözlüğü öyle bir gözlük ki Türkiye’ye karşı tehditlerin kaynağının ABD olduğunu göstermiyor. Tersine o tehditleri, ABD müttefikliğiyle savuşturacağını sanma gafletine düşürüyor.
Oysa tek başına Türkiye’nin ve ABD’nin Irak ve Suriye politikalarının taban tabana zıt olması bile, ABD’nin Ortadoğu’daki işlerine talip olmanın nasıl felaketler doğuracağını anlamaya yetmeli. ABD’nin Irak politikasına “bir koyup üç almak” amacıyla eklemlenmek Barzanistan ile sonuçlandı. ABD’nin Suriye politikasına “Halep merkezli nüfuz bölgesi kazanmak” amacıyla eklemlenmenin sonuçlarını görüyoruz: SDG’yle (PKK devletçiği) komşuluğa razı edilme süreci yaşanıyor.
Atlantik Cumhuriyetinin göremediği gerçek
Ne acı! Türkiye bağımsızlıkçılık ve antiemperyalizm sütunları üzerine kuruldu. Ama Cumhuriyetin oluşturmaya çalıştığı yeni kapitalist sınıf, feodaliteyle (toprak ağaları, tarikat ve cemaatler) uzlaşarak önce devrimin önünü tıkadı ardından da Türkiye’yi Atlantik’e demirledi. Böylece “yurtta barış, komşularda barış” diyen devrimci Cumhuriyetin yerini, emperyalizm adına komşulara karşı konumlanan Atlantik Cumhuriyeti aldı.
Atlantik Cumhuriyetçiliği, ne Türkiye’nin Atlantik’te asla siyasi ve ekonomik istikrar kazamayacağının farkında ne de Irak, Suriye ve İran’dan sonra sıranın Türkiye’de olduğunun!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Aralık 2025
Fidan neden hedef?
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/12/2025
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açılımı sabote mi ediyor? DEM Partili Cengiz Çandar bu gerekçeyle Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı ağır sözlerle hedef aldı. Çandar TBMM’deki konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek, “Dışişleri Bakanınıza ayar verin” dedi!
Çandar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Tekrar askeri yollara başvurmak istemiyoruz ancak SDG, ilgili aktörlerin sabrının tükenmekte olduğunu anlamalıdır” sözlerini anımsatarak, bunun Erdoğan ve Bahçeli’nin çizgisine aykırı olduğunu savundu. (Cumhuriyet, 19.12.2025)
Ensarioğlu da Fidan’ı hedef aldı
Erdoğan-Bahçeli ile Fidan’ın açılım tutumları bu denli farklı olabilir mi? Bu iki tutum farkı, iktidarın siyaset yapma tarzı ya da müzakere yürütme yöntemi olamaz mı? Genel kanaat Fidan’ın elbette Erdoğan’ın tutumuna rağmen farklı bir tutum alamayacağı şeklinde.
Peki o zaman DEM’liler gibi kimi AKP’lilerden de Fidan’a benzer tepki gelmesi ne anlama geliyor?
Örneğin AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun Hakan Fidan’a gösterdiği tepkinin düzeyi, DEM’li Çandar’ınkinden aşağı kalır değil. Ensarioğlu, Rudaw TV’deki programda, Fidan’ın SDG’yi hedef alan sözlerine tepki göstererek, “Cumhurbaşkanı’nın iradesine aykırı tavır gösteren kişi ya görevi bırakır ya da görevden alınır” dedi. (Cumhuriyet, 21.12.2025)
Yaşar Güler’e neden sessizler?
DEM’li Cengiz Çandar Erdoğan’dan Fidan’a ayar vermesini, AKP’li Galip Ensarioğlu da Fidan’ın ya istifa etmesini ya da görevden alınmasını istiyor.
DEM’li ve AKP’li iki isimden gelen bu sert tepkiler, ikilinin “açılım sürecini koruma” isteğinden mi? Elbette böyle düşünülebilir. Ama aynı ikili en az Hakan Fidan kadar SDG konusunda sert açıklamalar yapan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler için neden benzer şeyler söylemiyorlar?
Örneğin Yeni Şafak, Yaşar Güler’in SDG’yi hedef alan sözlerini “Bakan Güler’den SDG’ye net mesaj: Kimseye sormaz gerekeni yaparız” başlığıyla dün birinci sayfadan öne çıkardı.
Güler’in sözleri Fidan’ınkinden daha mı hafif? Neden Çandar-Ensarioğlu ikilisi Güler’i değil de Fidan’ı hedef alıyor? Eski Genelkurmay Başkanı da olan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in etkisinin Fidan’ınkinden daha mı zayıf olduğunu düşünüyorlar? Güler’in sözlerinin ağırlığının Fidan’ınkinden daha hafif olduğunu mu değerlendiriyorlar?
AKP içinde klikler çarpışması mı?
Anadolu halkı “Osmanlı’da oyun çok” derdi. Yavuz-Kürt İdris ittifakının modern versiyonunun sahnelendiği şu süreçte, benzer değerlendirmeyi yapabiliriz. Zira iktidarın açılım politikası ile iktidar içindeki güç merkezlerinin birbiriyle mücadelesi iç içe yürüyor gibi. Ankara kulislerinde “Erdoğan sonrası” için güç çarpışması yaşandığı konuşuluyor.
Örneğin Fidan’ın medya ve sosyal medya üzerinden parlatma ve öne çıkma çalışması yaptığı iddia ediliyor. Bu nedenle Fidan’a “TikTokçu” diyenler bile var.
Diğer yandan Bilal Erdoğan’ın son bir iki aydır öne çıkmasına ve yaptığı açıklamaların alt mesajlarına önemle dikkat çekiliyor.
En ilginci de şu: Merkezinde Haber Türk’ün olduğu medya-sanat dünyasına yapılan operasyonların bayraktarlığını Sabah gazetesi yürütüyor. Muhafazakar mahalleye sıçrayan, dolayısıyla iktidara da bir ölçüde zarar veren bu operasyonlarda Sabah neden bayraktarlık yapıyor? Yoksa bu operasyonların aynı zamanda AKP içindeki “hedef” bir güç merkezini zayıflatacağı mı hesaplanıyor? Sabah grubu Haber Türk grubunu hedef alarak aslında Damat Berat Albayrak’a alan açmaya mı çalışıyor?
Ankara kulislerine yansıyan bu değerlendirmeler, oyun içinde oyun olduğuna işaret ediyor. Mesele bazı muhalif kesimlerin iddia ettiği gibi “İBB kumpas davasını kamuoyunun gündeminden düşürmek için medya-sanat dünyasına uyuşturucu operasyonu yapıyorlar” basitliğinde ele alınmamalıdır. Tersine muhalefet bu operasyonlar ile klikler çarpışması arasında bir bağ olup olmadığının üzerinde önemle durmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Aralık 2025
Türkiye test mi ediliyor?
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/12/2025
Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ve ekibini taşıyan uçağın Ankara’da düşmesi, son dönemdeki soru işaretli gelişmelerin üzerine yeni ve daha büyük bir soru işareti ekledi.
Anımsayalım: Azerbaycan’dan dönen askeri uçağımız Gürcistan’da düştü ve 20 askerimiz şehit oldu. Bir haftadır sınırlarımızı aşarak çeşitli illerimize kadar gelen İHA’lar sorunu var. Karadeniz’de ticari gemilerimiz hedef alındı. Hatta ticari gemilerimiz Afrika kıyılarında bile hedef alındı. Vurulan geminin sahibi, Rusya’yla ticareti durdurduklarını açıkladı. Ve şimdi de Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ile Kara Kuvvetleri Komutanı dahil askeri ekibini taşıyan “özel jet” Ankara’da düştü.
Barrack’ın S400 mesajının anlamı
Tüm bunlar tesadüf mü? Ve bu kadar tesadüf fazla değil mi? Belki bazıları tesadüf ama bazılarının “test” amacı taşıdığı yüksek olasılık.
Özellikle hava sahasını ilgilendiren konuların, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “S400’ler dört ile altı ay içinde çözülecek” açıklamasının işaret ettiği zeminden bağımsız olabilmesi pek olası değil. Çünkü sorun S400 olunca, haliyle konu Türkiye’nin hava savunma meselesi oluyor.
Bir haftada birkaç İHA olayının birden yaşanması, Türkiye’nin hava savunmasının test edilmesi olasılığını akla getiriyor. Peki bu testi kim yapıyor olabilir? İHA’ların menşei yanıltıcı olabilir, hele de resmi İHA’da olmayan yıldızın kullanılması, adres şaşırtma anlamına gelebilir.
Harmony Jets’in sicili
Libya Genelkurmay Başkanı Haddad’ın uçağıyla ilgili Ankara’dan “elektrik arızası” açıklaması geldi. Kara kutu çözüldüğünde netleşir ama yine de bazı ilginçlikler var. Şöyle ki uçak resmi bir uçak değil, askeri uçak değil, Harmony Jets isimli bir şirketten kiralanmış özel bir jet.
Ancak bu şirketin sicili sorunlu görünüyor. İngiliz gazeteci Hannah Lucinda Smith’in yazdığına göre bu şirket, Ağustos 2023 ile Eylül 2024 arasında Avrupa’dan Halife Hafter’in kontrolündeki Bingazi’ye onlarca uçuşta İrlandalı paralı askerler taşımış. BM’nin 2701 sayılı kararını ihlal eden bu uçuşlar, BM uzmanlar heyetinin raporuyla da resmileştirilmiş. (Harici, 24.12.2026)
Türkiye’yi hedef alan cepheler
Tek tek incelenmesi gereken tüm bu olayların, şu kritik siyasal gelişmeler zemininde yaşanması önemli:
– Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’ye karşı askeri ve güvenlik işbirliğini derinleştirme kararı alıyor. Üç ülkenin Doğu Akdeniz için “Ortak Müdahale Gücü” kurması gündemde.
– İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, rafa kaldırılan iki projeyi ABD’nin desteğiyle yeniden hayata geçirmek istiyor: 1) İsrail gazını Kıbrıs, Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıyacak East-Med projesi. 2) Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru IMEC.
– ABD-İsrail ikilisi Güney Kafkasya’nın jeopolitiğine müdahale ediyor: İsrail Azerbaycan’la askeri ilişkilerini geliştiriyor, ABD Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na dönüştürüyor.
– ABD-İsrail destekli SDG’nin Şam’la entegrasyonu Suriye’de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.
– İsrail Golan’da genişlettiği işgali sürdürüyor ve kurduğu askeri üslerle bunu kalıcılaştırmaya çalışıyor. İlginçtir, Suriye Dışişleri Bakanlığı ilk kez bu süreçte Golan Tepelerini içermeyen Suriye haritası yayınladı. (Serbestiyet, 21.12.2024)
– Ve tüm bunların bağlandığı en önemli konu: ABD, İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor.
Hedef Türkiye-Rusya ilişkileri mi?
Türkiye’yi ilgilendiren tüm bu stratejik ve taktik gelişmelerin yaşandığı süreçte de uçaklar düşüyor, İHA’lar sınırları deliyor, gemiler hedef alınıyor…
Açık ki bu siyasi gelişmelerin aktörleri, öncelikle Türkiye-Rusya ilişkilerini hedef alıyor. Türkiye, Rusya ve İran’ın oluşturduğu Astana Platformu’nun işlevsiz hale gelmesiyle yetinmeyen ABD-Tel Aviv ikilisi, Türkiye-Rusya ilişkilerini tümden sabote etmek istiyor.
Ve asıl acısı da şu: Türkiye bu çok boyutlu güvenlik problemlerine odaklanmak yerine, ne yazık ki enerjisini içeride, iç politik güç mücadelesine harcıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Aralık 2025
Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı cephe
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/12/2025
İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderleri, Batı Kudüs’teki üçlü zirvede bir araya geldiler.
Gerçi bu zirve, üçlü zirvelerin onuncusuydu ama öncesinde basına sızdırılan “ortak müdahale gücü” haberi nedeniyle kritik önem kazandı. Benyamin Netanyahu, Kiryakos Miçotakis ve Nikos Hristodulidis, zirvede “askeri ve güvenlik işbirliğini genişletme kararı” aldılar.
İsrail ve Yunan basını, zirveyi ve işbirliğini “Türkiye’ye karşı” diye yorumlayarak okurlarına sundular.
Türkiye’ye karşı ‘Ortak Müdahale Gücü’
Zirveden önce Yunan basına sızdırılan bir habere göre İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de bir “Ortak Müdahale Gücü” kurmaya hazırlanıyordu.
Bini İsrail’den, bini Yunanistan’dan ve beşyüzü Güney Kıbrıs’tan olmak üzere 2500 askerden oluşacak Ortak Müdahale Gücü’nün Doğu Akdeniz’deki “kritik altyapıların korunması” misyonunu yürüteceği belirtiliyordu.
Kudüs’teki üçlü zirveden bu müdahale gücüne dair bir açıklama yapılmadı ama İsrail Başbakanı Netanyahu Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile “güvenlik ve savunma işbirliğini derinleştirme konusunda anlaştık” dedi.
İsrail-Yunanistan askeri işbirliği derinleştiriyor
Kaldı ki üç ülke zaten güvenlik işbirliğini bir süredir geliştiriyordu. İsrail ve Yunanistan, 2008 yılında yapılan “Şanlı Sparta” ortak askeri tatbikatının ardından askeri ilişkileri geliştirmeye başladı.
İki ülke Nisan 2025’te 10’dan fazla ülkenin yer aldığı “Iniochos 2025” ortak askeri tatbikatında biraraya geldi.
İki ülkenin hava kuvvetleri, 3 Kasım 2025’te Yunanistan üzerinde havada yakıt ikmalı tatbikatı yaptı.
İki ülke 2021’de İsrail’in Elbit Systems şirketi ile Yunanistan arasında pilot eğitimi ve uçuş okulu kurulmasını kapsayan, boyutu 1,65 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı.
Yunan Parlamentosu, 5 Aralık 2025’te, İsrail’den 800 milyon dolarlık PULS tipi çok namlulu roketatar sistemi alımını onayladı.
İki ülke, ilk planlanan maliyeti 3 milyar dolar olduğu açıklanan “Aşil Kalkanı” isimli çok katmanlı hava savunma sistemi için de görüşmelerini sürdürüyor.
İsrail ve Yunanistan’ın cepheye ABD’yi dahil etme niyeti
Türkiye’yi hedef alan bu çabalar, çapı nedeniyle elbette “büyük” bir tehdit değil. Ancak üç ülke, sürece ABD’yi de dahil ederek, tehdidi “gerçek” hale getirme niyetinde…
Asker ve güvenlik işbirliğini derinleştirme kararıyla sonuçlanan onuncu zirvenin ardından, taraflar, bu formatı ABD’nin de katılımıyla 3+1 formatına taşımak istediklerini açıkladılar.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis, bu amaçlarını, “yeni bir jeopolitik aşamaya geçildi” diyerek gerekçelendirmeye çalıştı ve ABD’nin dahli konusunun, Netanyahu’nun Washington ziyareti sırasında konuşulacağını belirtti.
Peki ABD, NATO “müttefiki” olan Türkiye’ye karşı böyle bir cepheye girer mi? Elbette “girmez” diyemeyiz çünkü ABD zaten Doğu Akdeniz’de fiilen Türkiye karşıtı cephenin merkezinde.
Her ne kadar maliyetleri nedeniyle rafa kaldırıldıysa da East-Med projesi Türkiye ve KKTC karşıtı bir projeydi. Doğu Akdeniz gazını Kıbrıs, Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşımayı planlayan proje, ABD’nin de katılımıyla imzalanmış ancak maliyet-gaz rezervi orantısızlığı nedeniyle hayata geçememişti.
Fakat İsrail projeyi yeniden ısıtmak istiyor. İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, geçen ay bu amaçla Atina’yı ziyaret etti ve ABD, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’tan mevkidaşlarıyla konuyu ele aldı. Cohen Jerusalem Post’a yaptığı açıklamada, projenin “yeniden gündemde olduğunu” belirtti. (Ancak Körfez gazını İsrail’e taşımadan bu projenin hayata geçebilmesi çok olası görünmüyor.)
Orta Koridoru zayıflatma yolu: IMEC
Batı Kudüs’teki üçlü zirvede ele alınan konulardan birinin de Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru (IMEC) olduğu açıklandı. Bu koridor, ABD’nin sponsorluğunda, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol’a karşı alternatif olarak gündeme getirilmiş ve imzalanmıştı. Ancak Aksa Tufanı ile bu proje de rafa kalkmıştı. Şimdi İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs bu projeyi yeniden raftan indirmek istiyor.
Zira IMEC, üş ülkeden de geçerek, bu üç ülkeyi “uluslararası ticarette önemli bir güzergah” yapmayı hedefliyor. Washington ve Tel Aviv açısından bu proje, aynı zamanda İsrail’in Arap ülkeleriyle normalleşmesinin zemini ve güvenliğinin garantisi olarak görülüyor.
Kuşkusuz İsrail ve Yunanistan, IMEC’i, Türkiye açısından çok önemli olan Orta Koridoru zayıflatacak bir proje olarak görüyorlar ve bu nedenle ayrıca önemsiyorlar.
Sırada yeni Kıbrıs planı mı var?
Kısacası Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye karşıtı bir cephe inşa etmeye ve buna ABD’yi dahil etmeye çalışıyor.
Ankara bu hamleleri ciddiye almalı çünkü ABD’li yetkililerin kimi mesajlarından da anlaşıldığına göre, önümüzdeki süreçte Washington yeniden Kıbrıs planı dayatacak!
ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Hazar’dan Akdeniz’e kadar Türkiye ile İsrail arasında işbirliği göreceksiniz” demesi, Washington’un bu süreçte Türkiye’ye havuç-sopa siyaseti uygulamaya çalışacağına işaret ediyor.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
23 Aralık 2025
Güney Amerika için iki zıt program
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/12/2025
ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinden sonra Çin de Güney Amerika için bir strateji belgesi yayımladı. İki strateji belgesi, bölge için birbirine zıt iki program ortaya koyuyor.
Geçen hafta ilkini incelemiştik: ABD’nin yeni Ulusal Güvenlik Strateji belgesi, birincil önemli bölge olarak Batı yarım küreyi belirlemiş durumda. Washington, kuzeyden güneye Grönland, Kanada, Panama diye inerek, Güney Amerika dahil kıtayı kendisi adına bir nevi “münhasır bölge” ilan ediyor ve burada yeni-Monroe doktrini uygulayacağını belirtiyor.
ABD Atlantik ve Pasifik okyanusları arasındaki bu bölgede, “Yarım küre dışındaki rakiplerin, yarım kürede kuvvet veya diğer tehdit edici yetenekler konuşlandırmasını veya stratejik açıdan hayati önem taşıyan varlıklara sahip olmasını veya bunları kontrol etmesini” engellemeyi önüne temel hedef koymuş durumda. Kim bu yarım küre dışı kuvvet? Çin.
Özetle ABD Çin’le hem Asya’da hem Güney Amerika’da ve hem de Ortadoğu ile Afrika’da bir büyük mücadele stratejisi belirlemiş durumda.
Çin’den ABD’ye yanıt
Çin, ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji belgesinin yayınlamasının hemen ardından Güney Amerika ve Karayipler bölgesiyle ilişkilerini tanımlayan kapsamlı bir strateji belgesi yayınladı. Belge, Çin’in 2016 yılında yayımladığı strateji belgesinin güncellenmiş hali. Pekin yönetimi bölgeye beş başlıkta derin işbirliği öneriyor.
Belge öncelikle bölgeyi Küresel Güney’in ayrılmaz bir parçası olarak tanımlıyor. Çok kutuplu dünya düzeni inşasına işaret ederek, “tek taraflı zorbalığa ve hegemonya kullanımına” karşı çıkıyor.
Burada bir parantez açalım: Yeni Ulusal Güvenlik Stratej belgesinde, ABD’nin Güney Amerika’daki hedeflerine ulaşmak için iki araca başvuracağı yazıyor: Birincisi, “Bölgenin, ABD’yle uyumlu hükümetlerini, siyasi partilerini ve hareketlerini ödüllendireceğini ve teşvik edeceğini”, ikincisi de bunun kaldıracı olarak, Batı yarım küredeki askeri varlığını artıracağını belirtiyor.
İşte Çin’in strateji belgesinde işaret ettiği zorbalık ve hegemonya budur.
Çin’in strateji belgesi
Peki Çin’in strateji belgesinde neler var?
– Çin öncelikle siyasi güvenin önemine işaret ediyor. Egemenlik ve toprak bütünlüğünün desteklenmesini savunuyor. Hükümetler arası diyalog merkezlerinin güçlendirilmesini öneriyor.
– Çin ticaretin ötesine geçen yapısal öneriler sunuyor. Kuşak ve Yol kapsamında altyapı projelerinin hızlandırılmasını ve tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasını amaçlıyor.
– ABD dolarına bağımlılığı azaltacak finansal adımları büyütmeyi öneriyor. İkili ticaretlerde ulusal paralarla ticareti savunuyor ve bunun gereği olan ödeme sistemlerinin entegrasyonunu öneriyor.
– Çin askeri alanda Güney Amerika ülkeleriyle savunma işbirliği ilişkilerini geliştirmek istiyor ve Küresel Güvenlik Sistemi çerçevesinde birlikte hareket etme niyetini ortaya koyuyor.
– Çin Güney Amerika ülkeleriyle yüksek teknoloji ve uzay çalışmaları alanlarında ortaklıkları derinleştirmek istiyor.
– Çin ayrıca “Uygarlık Programı” başlığı altında bölge ülkeleriyle kültürel diplomasiyi geliştirmeyi ve insani bağları güçlendirmeyi hedefliyor.
ABD savaş, Çin kazanç vaat ediyor
Görüleceği üzere Güney Amerika konusunda birbirine zıt iki program var.
ABD, Güney Amerika ülkelerini sömürmek için yeni-Monroe doktrini uygulayacağını, kendisiyle uyumlu hükümetleri işbaşına getirmeye çalışacağını ve bölgeyi askerileştireceğini söylüyor özetle. Ki Trump Beyaz Saray’a oturduğu günden bu yana Grönland’ı ve Panama’yı açıkça istediğini ortaya koydu, bazı Güney Amerika ülkelerindeki seçimlere doğrudan müdahil oldu ve Venezuela’ya da saldırı arayışında.
Çin ise tersine Güney Amerika ülkeleriyle daha önce başlattığı ve bu ülkelerin memnun kaldığı kazan-kazan ilişkilerini geliştirmeyi vaat ediyor.
İşte ABD’nin yeni-Monroe doktrininin zayıf karnı tam da budur: Güney Amerika ülkelerinin Çin’le işbirliğinden kazancı ve mennuiyeti…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Aralık 2025
Solculuk meselesi
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 15/12/2025
13 yıl boyunca Kılıçdaroğlu’nu, Erdoğan’la dincilikte ve sağcılıkta yarışmaya çalıştığı için eleştirdim. Türban ve laiklik açıklamalarından Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermesine kadar tüm hataları, Erdoğan’la Erdoğan’ın kulvarında yarışmaya çalışmasındandı.
Özel-İmamoğlu ikilisi de Erdoğan’la Atlantikçilikte yarışmaya çalışıyor. Halbuki orası da Erdoğan’ın kulvarı. Şimdi de ikiliyi “Erdoğan’la Atlantikçilikte yarışamazsınız” diye ve dahası “ABD’ye Erdoğan’dan daha yararlı Atlantikçilik yapamazsınız” diye eleştiriyorum.
Özel-İmamoğlu’nun ana mesajı
Kimi CHP’liler, Özel-İmamoğlu’nun aslında “biz AKP’den daha Atlantikçiyiz” mesajı vermediğini, benim ikilinin açıklamalarını bağlamından kopartarak yorumladığımı iddia ediyor. Bu köşeye açıklamaların bütününü sığdırmam elbette mümkün değil ama ikilinin CNN’den BBC’ye ve Foreign Affairs’e kadar tüm Batı mecralarına yaptığı açıklamaların toplamı, özetle “biz AKP’den daha Atlantikçiyiz” mesajını içeriyor.
Özgür Özel’in CNN’e “Batı ile entegrasyonu ve NATO ile güçlü bir ittifakı biz destekliyoruz ama iktidar bunun önünde bir engel” demesi ve BBC’ye “İngiltere ve İşçi Partisi nasıl sessiz kalır? Terk edilmişlik hissediyoruz” sözleri ile İmamoğlu’nun Foreign Affairs’a yazdığı “Türkiye’yi ABD’nin öngörülebilir ortağı yapma vaadi” birbirinin bütünleyenleridir.
Bu açıklamalar yokmuş gibi davranmanın, bu açıklamaları “aslında o anlama gelmiyor” diye bükmenin, CHP’ye bir yararı yok.
CHP’nin iki kodu
Kılıçdaroğlu Erdoğan’la dincilik-sağcılık kulvarında, Özel-İmamoğlu da Erdoğan’la Atlantikçilik kulvarında yarışamaz, kaybeder.
Peki hangi kulvarda kazanır? Aslında yanıtını dünkü pazar makalesinde, farklı bir amaçla da olsa Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum verdi.
Oraya geleceğiz ama meramımı anlatabilmek için önce şu tarihsel gerçekleri anımsatmalıyım:
CHP, emperyalizme karşı mücadeleden doğan bir partidir ve kuruluş ana kodlarından ikisi, antiemperyalizm ve bağımsızlıkçılıktır. (Ki bu solculuktur.) CHP bu kodlarıyla seçim kazanan ama bu kodları aşındıkça seçim kaybeden bir partidir.
CHP 1946 sonrası Atlantikçi çizgiye girmeye başlayınca bu kodları zayıfladı ve 1950, 1954 ile 1957 seçimlerini kaybetti. CHP ancak 1961’de, o da sadece yüzde 2 farkla seçimi kazanabildi. Ama bunda etkili olan faktörler, DP’nin dış politikada Atlantikçiliği zirveye taşıması ve iç politikada ağır baskı rejimi kurması ve 27 Mayıs’tı. Nitekim CHP sonraki 1965 ve 1969 seçimlerini kaybetti.
73-77 dersleri
Sonraki iki seçim, 1973 ve 1977 seçimleri derslerle doludur. CHP bu iki seçimi kazanabildi. Çünkü Türkiye’de bir halk hareketi yaşanıyordu, sosyalist sol güçlüydü. Öyle ki CHP de “ortanın solu” olmak durumunda kalmıştı. Kıbrıs Barış Harekatı, ABD’yle ambargo restleşmeleri, ABD’yle üs ve afyon çarpışmaları, antiemperyalist zeminde CHP’ye iki kez seçim kazandırmıştı.
Sonrasında 1983, 1987, 1991, 1995 ve 1999 seçimlerini CHP kaybetti. 1999’da, 28 Şubat zemininde Ecevit’in DSP’si birinci parti oldu. AKP’li yıllarda ise CHP’nin kazanabildiği tek bir genel seçim yok.
Görüldüğü üzere CHP solculaştığında ve antiemperyalist tutum aldığında seçim kazanıyor, sağcılaştığında ve Atlantikçilik yaptığında seçim kaybediyor.
Uçum’un makalesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en etkili başdanışmanı Mehmet Uçum, bir süredir pazar makaleleri yazıyor. Bu haftaki konusu “sol”du. Makalenin, üstelik konumuzla da ilgili olan tuhaflığıyla başlayayım: Uçum, AKP’nin pek çok politikasını sol, Erdoğan’ı da solcu ilan ediyor! Solculuk bu kadar kaybettiren birşey ise danışmanı neden Erdoğan’a solculuk yakıştırıyor?
Uçum’un makalesinin biri geniş, diğeri dar iki anlamı var.
Dar anlamı şu: Uçum solun öncelikle AKP-MHP-PKK açılımına, ardından da Yeni Anayasa sürecine destek vermesi gerektiğini savunuyor. Peki Saray neden solun açılıma desteğine ihtiyaç duyuyor. Solsuz açılım yürümüyor mu? Aslında Saray ve PKK, sosyalist soldan Kemalist ve ulusalcı CHP’ye kadar tüm siyasal ve toplumsal kesimleri sürece dahil etmek istiyor. Çünkü Saray biliyor ki bu kesimlerin rızasını almayan bir açılım meşru olamayacak.
Geniş anlamı ise şu: Uçum, kısa ekonomi-politik analizinde kamuculuğun güçlenmesine, devletçilik ve planlı ekonomi uygulayan ülkelerin büyümesine, sosyal devlet anlayışının yükselmesine ve demokrasinin önemine işaret ediyor. Bunlar sol siyasetin içindedir.
Tüm CHP’lilerin üzerinde düşünmesi gereken şudur: “Erdoğan’ın bile solculuk yaptığı” iddia edilirken, CHP’nin hâlâ Atlantikçilik mesajları vermesi, iki kere yanlıştır. Bu yanlıştan dönmemek, CHP’nin AKP’yi yenme fırsatını tepmesine neden olabilir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Aralık 2025
ABD İmamoğlu’nu kurtarabilir mi?
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/12/2025
CHP’nin yaşadığı hukuksuzluk nedeniyle Batı merkezlerinden destek arama çizgisinin işe yaramadığı görülmüyor mu? Tersine bu çizginin içeride CHP’nin elini zayıflattığı anlaşılmıyor mu?
Bu kaçıncı?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu defalarca Batı’ya “AKP’nin bize yaptığı hukuksuzluğa karşı çık” mesajı verdiler, sayısız kere “bizi yalnız bırakmayın” çağrısı yaptılar. Karşılığında “Biz AKP’den daha Batıcıyız, daha Atlantikçiyiz, daha NATO’cuyuz” teminatı bile verdiler.
En acısı, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in ve İngiliz İşçi Partisi’nin vermediği destek nedeniyle, “terk edilmişlik hissettiklerini” bile söyleyebildiler!
İmamoğlu’nun Atlantikçiliği
Batı’dan destek arama çizgisinin işe yaramadığı defalarca görüldüğü halde, İmamoğlu bir kez daha Washington’a sesleniyor; hem de CFR’nin dergisi Foreign Affairs’dan…
Neler söylemiyor ki…
– Türkiye için Avrupa ile daha yakın entegrasyon ve güncellenmiş Gümrük Birliği “çaresi” açıklıyor.
– AKP’nin Rusya’dan S-400 almasını eleştiriyor, “S-400 konusunun yarattığı hasarın onarılmasını” istiyor.
– İktidarın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini geciktirmesini eleştiriyor.
– AKP’nin Türkiye’yi AB’den uzaklaştırdığını, ABD’yle ilişkileri gerdiğini ve NATO içindeki güvenilirliğini zayıflattığını savunuyor.
– Asya’ya, Rusya’ya, Çin’e, temel ihtiyaçlar dışında mesafeli olmayı savunuyor.
– Kıbrıs’ta “her iki tarafı” suçlayarak, yeni bir çözüm süreci istiyor.
– ABD ve AB’yle Akdeniz’de “uyum” istiyor!
– Türkiye’yi ABD’nin “öngörülebilir” bir ortağı yapmayı vaat ediyor.
CHP Erdoğan’ı yanlış tahlil ediyor
İnanılır gibi değil. Şu listeyi kimin önüne koysanız, ABD’nin Ankara Büyükelçisinin Türkiye’den talepleri sanır!
Mesele şu: İmamoğlu bu Batıcı çizgiyle tüm engelleri aşıp aday olduğunda seçim kazanabilir mi? İmamoğlu Erdoğan’la Batıcılıkta, Amerikancılıkta, Avrupacılıkta yarışarak onu yenebilir mi?
Hiç mi Kılıçdaroğlu’nun seçime üç gün kala Rusya karşıtlığı yapmasının yanlışlığı anlaşılmadı?
Erdoğan’ın dış politikası hiç mi çözümlenemedi? Erdoğan’ın Rusya ve Çin’le ilişkileri nasıl olur da “Batı karşıtlığı” diye okunabilir? Tersine Erdoğan Rusya ve Çin’le ilişkilerini, ABD’yle ilişkilerine kaldıraç yapmaya çalışıyor.
Erdoğan’ın Neo-Abdülhamitçi dış politikası özetle şudur: Rusya’yla işbirliği yaparak kendisine bölgede alan açmak, bunu ABD’yle ilişkilerinde kaldıraç olarak kullanmak ve bu ilişkileri AB ile dengelemeye çalışmak.
Çare Washington’da değil, Saraçhane’de
Hiç eğip bükmeye gerek yok. İmamoğlu’nun mesajı ABD’ye “beni kurtar” mesajıdır, “karşılığında daha Amerikancı bir yönetim kurarım” vaadidir.
Yazık ki İmamoğlu, kendisinin Rahip Brunson gibi Trump tarafından kurtarılabileceğini sanıyor. Yazık ki İmamoğlu Trump’a “ben Erdoğan’dan daha Atlantikçiyim” mesajı verince, Washington tarafından tercih edileceğini sanıyor!
Oysa tersine, ABD, kim ne vaat ederse etsin, sahaya yansıması bakımından, işlevi bakımından, yararı bakımından, AKP’den daha Atlantikçi bir partinin şu konjonktürde olamayacağını biliyor. CHP “ben daha Atlantikçiyim” dese bile, Washington, pratikte CHP’nin AKP’den daha fazla ve yararlı bir Atlantikçilik yapamayacağını gayet iyi biliyor.
Zira Erdoğan partisini ve tabanını Atlantikçiliğin her türlüsüne ikna edebilir ama Özel-İmamoğlu ikilisi CHP içindeki bağımsızlıkçı, antiemperyalist, yurtsever, Kemalist damarı ikna edemez.
Sonuç olarak İmamoğlu’nu ABD kurtarmaz, kurtaramaz ama Saraçhane Cephesi kurtarabilir. Tabii o cepheyi Batıcı çizgisiyle eritmezse!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Aralık 2025