Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

‘Şii hilali’ yalanı

ABD’nin Suriye’ye saldırı hazırlıklarıyla birlikte, “Şii hilali” merkezli değerlendirmeler de arttı. Hilal dedikleri, “Şii İran’ı, Şii nufus çoğunluklu Irak’ı, Alevi azınlığın yönetttiği Suriye’yi ve Lübnan’ı” kapsayan bir hat. Bu iddiaya göre Tahran hilalle Sünni dünyayı kuşatıyor!

ABD’nin ‘Şii hilali’ kavramı

“Şii hilali” kavramı ilk olarak Ürdün Kralı Abdullah tarafından 2004 Aralık’ında kullanıldı. Ardından Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı El-Faysal da, “Şii hilali” kavramını Tahran’ı suçlama amaçlı kullandı. Mübarek, daha da ileri giderek, Ortadoğu ülkelerindeki Şii’lerin kendi ülkeleri yerine İran’a bağlılık duyduğunu ileri sürdü.

ABD’ye yakınlığıyla bilinen Abdullah, Mübarek ve El-Faysal’ın bu kavramı kullandığı süreçte, ABD’nin Irak’ta bataklığa saplanmaya başladığını özellikle not edelim.

ABD adına dile getirilen ve bölge ülkelerine baskı amacı taşıyan “Şii hilali” saldırısı, İran tarafından o dönemde sert bir şekilde yalanlanmıştı. Hem dini lider Ayetullah Hamaney hem Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, “Şii hilali” kavramının Batı kaynaklı olduğunu ve bölge ülkelerini karşı karşıya getirmeyi hedeflediğini dile getirmişlerdi.

ABD “Şii hilalı” tezini, şimdi yine, bölgede mezhep kışkırtıcılığı yapmak için piyasaya sürüyor. Eski bir ABD kartı olan “mezhep kışkırtıcılığı”, geçmişte SüperNATO üzerinden Türkiye’ye de denenmişti. Çorum, Malatya, Maraş ve Sivas katliamları, ABD’nin Alevi-Sünni çatışması tezgahlarıydı.

ABD karşıtı blok

“Şii hilali” havramı şimdilerde yeniden tezgaha sürüldü.

Çünkü tek tek ülkelerdeki iç gelişmeler ve ABD’nin izlediği siyasetler nedeniyle, bölgede Tahran-Bağdat-Şam ekseni pekişiyor. Bu eksenin olgularını Aydınlık uzun süredir yayımlıyor.

İşte ABD’nin korkusu, bu eksenin gittikçe derinlik kazanması ve bölgede bir blok haline gelmesi…

Süreci gören Washington’un eksene zaman zaman nafile müdahaleleri de oldu. Örneğin AKP hükümeti üzerinden kotarılmaya çalışılan “Ortadoğu Birliği” girişimi, “Sünni Türkiye’nin Suriye ve Lübnan’ı İran’dan kopartma” planıydı… Koşullar bu oyunun uzun süre oynanmasını engelledi.

Mezhepler değil çıkarlar belirler

Devletlerarası ilişkiler, devletlerin çıkarına dayanır. Devlet ve millet çıkarını bir yana bırakarak, ilişkilerin toplamını salt mezhepsel ilişkilerle açıklamak bilimsel değildir.

Tek başına İran’ın Filistin’e, Hamas’a verdiği açık destek örneği bile Tahran’ın mezhep bağı üzerinden politika yapmadığını ortaya koyar. Çünkü Hamas Sünni’dir!

Kaldı ki, Suriye’yi Nusayrilerin (Arap Alevileri) yönettiği de doğru değildr. Suriye devleti ve Baas partisi, Esad ailesi dışında aslında Sünni’dir.

Devletlerarası ilişkilerde elbette araç olarak dinsel ve kültürel öğeler değerlendirilir ancak bu hiçbir zaman belirleyici olamaz.

Tahran’ı bugün Bağdat ve Şam’la buluşturan Şiilik değil, bölgesel zorunluluktur, yani ABD’nin tehdididir. Ki o zorunluluğun doğal üyesi de nesnel olarak “sünni Türkiye”dir! Çünkü ABD emperyalizmine karşı birleşmek, birlikte hareket ermek, birbirine dayanmak, biricik çözümdür.

Bölgede Sünni-Şii ayrışması üzerinden inşa edilecek her politika, bölge ülkelerinin değil, ABD ve müttefiklerinin yararına olacaktır.

Ki ABD sadece mezhepleri birbirine kışkırtmayı değil, mezhepleri kendi içinde de birbirine düşürmeyi hedefliyor. Bunun en somut göstergesi, Suriye’de Vahabi (Selefi) Sünni’liğin, Vahhbi olmayan Sünniliğe saldırmasıdır.

Çünkü ABD kaybediyor…

Yukarıda not ettiğimiz gibi, “Şii hilali” kavramı, ABD’nin Irak’ta bataklığa saplanmaya başladığı süreçte çaresizce ortaya atılmıştı.

Kavramın şimdi de, İran’ın bölgede inisiyatif kazandığı bir süreçte gündeme gelmesi bu bakımdan anlamlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi s:7
17 Ağustos 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

İran’ın Kandil operasyonunun anlamı

“Karayılan yakalandı mı, yakanmadı mı” bulmacasının yaratığı sis perdesini aralayıp, İran’ın Kandil operasyonunu incelemeliyiz. Çünkü Tahran’ın bu hamlesi, Karayılan’ı yakalamaktan ve törerle mücadele etmekten öte anlamlar taşıyor:

Bağdat’ı Washington’dan koparıyor

1..) Tahran’ın Kandil operasyonu, Bağdat’ı  Washington’dan koparıyor. İran inisiyatif aldıkça, ABD geriliyor; ABD geriledikçe, Bağdat’ın önü açılıyor.

Bu güç değişiminin iki önemli sonucu oldu: Birincisi, İran-Irak-Suriye-Lübnan güzergâhlı 5 bin 600 km’lik bir doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanmasıydı. İkincisi ise Bağdat’ın “ABD’nin Irak’tan asker çekmeye yanaşmayan yeni tutumuna” yüz vermemesiydi. Maliki hükümeti, Pentagon’un baskısına direndi. Sadr, 2011 Aralık’ından sonra tek bir ABD askeri istemediklerini “ölüm tehdidiyle” birlikte ilan etti.

Tahran ile Bağdat’ın eksen oluşturan ilişkileri özellikle son bir yılda ivmelendi: ABD’nin Allavi seçeneğine karşı Maliki hükümetinin kurulması için güçbirliği yapıldı. İki ülke arasında hacmi 30 milyar doları bulacak anlaşmalara imzalar atıldı. Irak Genelkurmay Başkanı’nın ağzından “bölge güvenliği için İran’la stratejik işbirliği” yönelimi ilan edildi.

ABD toprağına müdahale

2..) Tahran’ın Kandil’e, yani Kuzey Irak’a müdahalesi, fiilen ABD toprağına müdahaledir! Çünkü Kuzey Irak, ABD’nin 1991’de fiilen kurduğu kukla devletinin coğrafyasıdır.

Türkiye o coğrafyaya AKP hükümetinin Washington’a çıpalı siyasetleri nedeniyle uzun zamandır giremiyor, terörle sınır ötesinde mücadele edemiyor. Son olarak artan kamuoyu baskısı neticesinde, 2008 yılında ancak sınırlı ve süreli olarak girilebilmişti.

TSK’nin her operasyon ihtiyacı belirdiğinde, AKP yandaşları “ABD ne der” yapay endişesini kamuoyuna pompaladı!

Yapay diyoruz çünkü ABD, İran’ın Kandil operasyonuna doğru düzgün tepki bile veremedi. Washington, Tahran’a, “sınır sorunlarını silahla değil, Bağdat’la müzakere ederek çöz” demekten öteye gidemedi. Çünkü ABD siyasi, askeri ve ekonomik olarak baş aşağı gitmektedir. Korkulacak kuvvet değildir!

BOP’a yanıt

3..) İran’ın Kandil operasyonu, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne yanıttır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin temel hedefi, ABD’nin fiilen kurduğu Kürt devletini, Türkiye’ye doğru genişletmek ve resmileştirmektir.

Türkiye bu plana AKP öncesinde kararlılıkla direniyor, hatta Ankara-Tahran-Şam ekseni oluşturarak, fiili mücadele örgütlüyordu. Türkiye’ye AKP darbesiyle birlikte, bu eksen de yavaş yavaş silindi.

İşte Tahran, Kandil operasyonuyla ABD’nin Kürt devletine ve Büyük Ortadoğu Projesi’ne müdahale etmektedir. Operasyon, tek başına bu nedenle bile Türkiye’nin yararınadır!

Suriye’ye saldırı hazırlığına yanıt

4..) İran’ın Kandil’e operasyonu, ABD’nin Suriye’ye saldırı hazırlığına yanıttır.

Ahmet Davutoğlu’nun Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüştüğü saatlerde İran’ın Fars Haber Ajanı’nda yer alan bir açıklama dikkat çekciydi. İran Devrim Muhafızları Ana Karargahı’ndan üst düzey askeri bir istihbaratçıya ait olduğu belirtilen isimsiz açıklamada, “ABD ve Türkiye’nin Suriye’ye saldırması halinde, İran’ın Kuzey Irak’ı Afganistan’a çevireceği, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve ticari üslerini hedef alacağı” belirtiliyordu. İranlı üst düzey askeri yetkili, “Kandil başta olmak üzere PKK/PJAK denetimindeki bölgenin, İran devleti için Suriye’ye açılan bir kapı olduğunu, bu nedenle Kandil konusunda ısrarcı olduklarını” vurguluyordu.

AKP pazarlıkta, İran Kandil’de

5..) İran’ın Kandil operasyonunun bizi en çok ilgilendiren yönü ise AKP’nin tutumudur. Erdoğan-Gül ikilisinin, ABD Başkanı Barrack Obama’nın isteğiyle 2009 yılında başlattığı “Kürt Açılımı” Kandil’le pazarlık noktasına kadar geldi.

2009 yılında Kandil’le ve Öcalan’la ayrı ayı yürütülen görüşmeler önce müzakereye sonra da mutabakata dönüştü. Öcalan, son olarak “Barış ve Anayasa Konseyleri” kurulması konusunda mutabakata vardıklarını da açıkladı.

Kandil’le süren pazarlıkların da gelip düğümlendiği nokta “Öcalan’ın özgürlüğüdür.”

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “Hükümet Öcalan’ın koşullarını düzeltmelidir. Açıktan müzakereleri yürütmelidir. Hatta özgürlüğü dâhil olmak üzere her şeyi tartışmalıdır.” diyebilmektedir.

Cemaat de, Mümtaz’er Türköne’nin ağzından pazarlığa açık destek vermektedir: “Bugün, Öcalan‘ın hapishane şartlarının gözden geçirilmesi ve terörün azalması şartıyla dışarıyla aracısız ilişkiler kurması tartışılabilir. Öcalan‘ı ne yapmalı sorusunun cevabı, bir ikilemin konusu. Ya asmalı ya da önünü açmalı.”

AKP-Cemaat ittifakına göre yanıt belli: Asılmayacağına göre serbest bırakılmalı!

İran-ABD savaşının ismi: Kandil

Sonuç olarak İran ordusunun Kandil operasyonu, İran-ABD savaşının şimdiki ismidir! Bu savaşta yükselen kuvvet İran, inişe geçen kuvvet ise ABD’dir.

Irak ve hatta Mübarek’siz Mısır, bu değişime uygun konumlanmakta ve ABD yerine İran’a yaklaşmaktadır.

İran-Irak-Suriye ekseni, Lübnan ve Mısır’ı da kapsayarak Libya’ya kadar uzanmaktadır.

ABD Suriye’ye saldırsa da, saldırmasa da, bu coğrafyada yenilecektir. Artık mesele, ABD’nin yenilgisine ortak olmamaktadır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2011 

, , , , , ,

Yorum bırakın

Irak’ın Suriye’ye desteği ne anlama geliyor?

Birkaç haftadır, bölgedeki bazı somut gelişmelere dayanarak “İran’ın Irak’ta inisiyatif aldığını, İran ordusunun kuzey Irak operasyonunun Bağdat’ı Washington’dan kopardığını” yazmıştık.

Irak Başbakanı Nuri Maliki’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a destek açıklaması, bu saptamamızı daha da kuvvetlendirdi. Maliki, Suriye’deki göstericilerden “devleti sabote etmemelerini” istedi.

Peki Maliki’nin Beşar Esad’a bu açık desteği bölgedeki gelişmeler ışığında nasıl okunmalı?

Öncelikle ABD işgali altındaki Irak’tan böyle bir çıkışın yükselmesi; Irak’ın 8 yıllık direnişinden, ABD’nin baş aşağı gitmesinden ve İran’ın bölgedeki aktif tutumundan kaynaklanmaktadır.

ABD-İran savaşı

Daha berraklaştırarak söylersek, bölgede ABD ile İran uzun süredir çatışmaktadır. Çatışmanın başında ABD’nin cephesinde İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve körfez ülkeleri ile işgal altındaki Irak vardı. İran’ın cephesinde ise Suriye ve Lübnan bulunuyordu.

Ancak her iki cephede de önemli değişiklikler yaratan şu gelişmeler yaşandı:

1- Irak: Irak’taki son hükümet kurulma süreci, çok önemli bir güç mücadelesine sahne oldu. ABD ve Türkiye İyad Allavi’nin, İran ise Nuri Maliki’nin başbakanlığını destekledi. Bu çarpışma nedeniyle, Irak’ta hükümetin kurulması 9 ay gecikti.

2- Türkiye: AKP Hükümeti, Suriye ve Lübnan ile Ürdün’ü kapsayan, ikinci aşamada İsrail’i de içine alacak bir “Ortadoğu birliği”ne soyundu. O zaman da vurguladığımız gibi, BOP Eşbaşkanlığı’nın bu girişiminin temel hedefi, Suriye ve Lübnan’ı İran’dan kopartmaktı.

3- Enerji güvenliği: İran, Irak ve Suriye ile doğalgazının Akdeniz’e ulaştırılmasını sağlayan boru hattı anlaşması imzaladı. 5 bin 600 kilometrelik boru hattının güzergâhı, aynı zamanda ABD-İran savaşının da ön cephesini oluşturdu.

4- Kuzey Irak: İran ordusu, Kuzey Irak’a “çelik harekâtı” düzenledi. ABD, Tahran’ın kapsamlı operasyonu karşısında çaresiz kaldı; Tahran’ın sınır sorunlarını Bağdat’la müzakere etmesini istemekten öteye geçemedi.

5- Suriye: Rusya, Suriye’nin Tartus kentindeki deniz üssünü tahkim etti. Ardından Suriye’nin Lazkiye kentinde kurulacak askeri üsse, İran’ın katkısı gündeme geldi.

6- Mısır: ABD, Mübarek’in halk hareketiyle devrilmesine engel olamadı. Washington, “Mübarek’i verip rejmi kurtarmaya” yöneldi. Ancak Mübarek’siz Mısır, İran’la diplomatik ilişkileri yeniden kurma adımları attı, Süveyş Kanalı’ndan İran askeri gemilerinin geçmesine izin verdi, Gazze kapısını araladı vs.

7. Lübnan: İsrail, tek yanlı olarak denizde münhasır ekonomik bölgeyi Lübnan’ın karasularına kadar genişletme planları yapmıştı. Lübnan Parlamentosu, buna karşılık olarak, İran’a kendi karasularında ve ekonomik bölgesinde doğalgaz arama imtiyazı verme kararı aldı.

ABD cephesi daraldı

İşte son 1 yıla damgasını vuran bu gelişmelerden sonra ABD ve İran cephelerinde önemli değişiklikler oldu. ABD’nin Mısır ve Irak’taki etkinliği önemli ölçüde geriledi. Bu iki ülke İran cephesine, daha doğrusu bölge cephesine kayma eğilimi gösterdi.

Başlıktaki sorumuza dönersek…

Irak’ın Suriye’ye desteği şu gerçeği gösteriyor: Emperyalizm, ancak zor kullanılarak püskürtülür!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetes / s: 7
15 Ağustos 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE EN MALİYETSİZ NASIL BÖLÜNÜR?

Times’in “Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre verdi” şeklindeki haberi kuşkusız “kışkırtma” amaçlı. Ancak bu denli ciddi bir haberin hâlâ yalanlanmamış olması, Washington merkezli bir baskıya da işaret ediyor. Şöyle ki; aslında Türkiye Suriye’ye 2 hafta süre vermemiştir, ABD Türkiye’ye 2 hafta süre vermiştir!

Timesın “Esad’ın devrilmesini ancak Türkiye sağlayabilir” şeklindeki bu analiz-haberini, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland’ın Ahmet Davutoğlu’nu açığa düşüren açıklamasıyla birlikte değerlendirmek gerekir. Sözcü Nuland, daha bir gün önce “kendi mesajımızı götürdük” kaçışına sarılan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu “iki tarafın mesajlarını koordine ediyor” diye afişe etti!

Ancak daha önemlisi Nulandın şu sözleriydi: “Davutoğlu, Şam dönüşü Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile gerçekleştirdiği uzun telefon görüşmesinde Esad’a baskının arttırılmasını temin etmek için birlikte çalışmayı yeniden taahhüt etti.”

AKP’NİN ABD BAĞI

Meselenin özü, bu cümledeki “taahhüt” kelimesindedir. ABD Türkiye’yi Suriye ile savaşa zorlamaktadır, AKP de bu zor karşısında kıvranmakta ancak geçmişten gelen bağlar, anlaşmalar, sözleşmeler nedeniyle “yeniden taahhütler” vermektedir.

Kıvranma derken, AKP yönetiminin tercihinden değil elbette.; başta Aydınlık’ın Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunan “Suriye haberleri”nin yarattığı iklim koşullarında ortaya çıkan büyük itirazdan…

Bu büyük itiraz, AKP’yi “sabrımızın sonuna geldik” çizgisinden, 24 saat içerisinde “istediğimizi aldık” mevzisine geriletmiştir.

İşte ABD tam bu noktada hamle yapmış, Davutoğlu’nu “postacı” suçlamasının ortasında yakasından tutmuş, “yeniden taahhüt” almıştır!

ABD, TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE BÖLER

ABD Suriye’ye iki nedenle Türkiye‘yi kullanarak aldırmak istemektedir:

1.) ABD, 2003’te Irak’ta olduğu gibi bugün tek başına Suriye’ye saldıracak durumda değil. Libya’daki NATO çıkmazı ortada.

2.) ABD, Türkiye’yi Suriye’ye saldırtarak, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki nihai hedefine erişmeyi planlamaktadır. O hedef Türkiye’nin bölünmesidir!

ABD, BOP eşbaşkanlığı katından sıkıştırdığı Türkiye’yi Suriye üzerine sürerek, aslında Türkiye’nin de bölünmesini sağlamayı hesaplamaktadır. Suriye’ye savaş açacak Türkiye, kazansa da kaybedecektir. Çünkü Suriye’ye savaş; İran’la bir cephe, Kuzey Irak’la bir cephe, Araplarla bir cephe daha açılması, Türkiye’nin bölgeyle karşı karşıya gelmesi demektir. Böyle bir süreçten de en başta “Büyük Kürdistan” çıkar!

Ve ABD, bu durumda nihai hedefi olan Türkiye’yi kendisi için “en maliyetsiz” yolla parçalamış olur!

İSRAİL’DE SURİYE KOMPLOSUNA İTİRAZ SESLERİ

Yeri gelmişken belirtelim: İsrail’de bile aklı selim kimi sesler çıkmaya başladı ve Suriye’ye saldırının doğuracağı bölge yangınından en çok kendilerinin zarar göreceğini tespit etmeye başladı.

Çünkü açık görülmektedir ki, Suriye’ye saldırı bölgedeki tüm aktörleri karşı karşıya getirecek, sonuçta tüm coğrafyanın haritalarını değiştirecektir.

Türkiye de, AKP yüküne rağmen, bölgeyi ateşe düşürecek bu plana direnmeli ve teslim olmamalıdır.

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi s:7
Ufuk Ötesi
13 A
ğustos 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

İSTİHBARAT YALANLARI

Pskolojik savaş aygıtı, AKP’nin ABD adına izlediği Suriye politikasına kamuoyu desteği yaratabilmek için çalışmaya başladı. Daha bir yıl önce ortak bakanlar kurulu toplantısı yapılan Suriye’ye düşmanlık yapmaya kamuoyuna ikna etmek için bakın ne yalanlar söyleniyor:

PKK’DEN, DAVUTOĞLU ZİYARETİNE SALDIRI’

Yalan 1:Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye ziyareti öncesiPKK’nin Ergenekon’la irtibatlı olduğu ileri sürülen isimlerinden Fehman Hüseyin’den gözdağı gibi bir talimat geldi. İstihbarat birimlerince tespit edildikten sonra tüm birimlerin uyarıldığı mesaja göre, Doktor Bahoz veBahoz Erdal kod isimli Suriye uyruklu Fehman Hüseyin “Asker, polis, bürokrat farkı gözetmeksizin eylem yapın” talimatı verdi. (Star, 9 Ağustos 2011)

Gerçek 1:Fehman Hüseyin Suriyeli değil, Silopili! Deneyimli gazeteci Saygı Öztürk, Fehman Hüseyin’in Silopili olduğunu akrabalarına ve askeri kaynaklara dayanarak ortaya koyuyor. Ancak Fehman Hüseyin’in hem Suriyeli olduğu hem de Ergenekon’la irtibatlı olduğu yalanı uzun zamandır işleniyor ve ihtiyaç duyulduğunda “derin PKK, iki PKK” tartışmalarında kullanılıyor. AKP’nin PKK ile müzakere yürüttüğü “olumlu” süreçlerde bir PKK saldırısı olursa, bu Fehman Hüseyin üzerinden Ergenekon’a yıkılarak, PKK aklanıyor!

SURİYE, PKK’YE DESTEK VERİYOR’

Yalan 2:Geçtiğimiz hafta Başbakanlık’ta yapılan güvenlik toplantısına MİT’in Suriye ile ilgili raporu damga vurmuştu. Sözkonusu MİT Raporu’nda Suriye’nin PKK ile mücadele konusunda Türkiye ile işbirliğini kestiği ve tam tersine PKK’yi destekleyecek konuma geldiği vurgulanmıştı.MİT raporuna ayrıca bazı PKK liderlerinin 1999 öncesinde olduğu gibi Suriye’de saklanmaya başladığı da yansımıştı… MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın sunduğu rapora göre Kandil Dağı’ndaki 3800 PKK’linin 1500’ü Suriyeli. Başını Fehman Hüseyin’in çektiği grup şiddet yanlısı olarak biliniyor.” (Aktif Haber, 9 Ağustos 2011)

Today’s Zaman’dan Ercan Yavuz’un haberine göre 16 Temmuz’dan beri PJAK’ın Kandil’deki kamplarını bombalayan İran, yaptığı operasyonlar hakkında Türkiye’nin bilgi edinme talebini geri çevirdi. Suriye de PKK ile mücadele konusunda işbirliğini kesti.” (Aktif Haber, 9 Ağustos 2011; İngilizce aslı, Today’s Zaman, 5 Ağustos 2011)

Gerçek 2: Psikolojik savaş aygıtı, Suriye düşmanlığı yapabilmek için Beşar Esad’ın PKK’ye destek verdiği yalanını imal ediyor. Olası bir askeri operasyona şimdiden zemin oluşturmak için, PKK liderlerinin Suriye’ye geçtiği yalanı söyleniyor. Bir parça ciddiyet katabilmek adına da, geçmişteki gerçeklikten yararlanıp, “1999 öncesinde olduğu gibi” deniliyor. 1999 sonrasında tamamen ABD denetimine giren PKK’yi, Suriye’nin şimdi denetleyecek koşulları yok. Ayrıca, Şam karşıtı ayaklanma içinde PKK’nin desteklediği Kürt aşiretleri mevcut!

Öte yandan Türkiye lehine olan İran’ın PKK operasyonu da sanki Ankara’nın arkasından çevrilen bir iş gibi sunuluyor!

İRAN DEVRİM MUHAFIZLARI SURİYE’DE’

Yalan 3: “İran Devrim Muhafızları’na bağlı birlikler Suriye’ye geçti. Halka zulüm yapanlar asıl bunlardır.” (Derin Bakış Programı, STV, 10 Ağustos 2011)

Gerçek 3: Psikolojik savaş aygıtları, Suriye’yle birlikte İran düşmanlığı yaratabilmek için bu tip bir yalana sarılıyor. Gerçek, İran’ın Kuzey Irak’ta PKK’ye karşı çok kapsamlı bir operasyon yaptığı ve Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir konuda Tahran’ın Ankara’ya nesnel olarak dostluk eli uzattığıdır.

SURİYE ORDUSU BÖLÜNDÜ’

Yalan 4:Beşar Esad Hama’da halka ateş açmak istemeyen Savunma Bakanı’nı görevden alıp, yerine Genelkurmay Başkanı’nı getirdi. Savunma Bakanı görevden alındıktan sonra ölü bulundu.” (9 Ağustos 2011 tarihli gazeteler)

Gerçek 4: Suriye Savunma Bakanı General Ali Habib, bu yalanın ardından ekranlara çıktı ve “yaşadığını, sağlık nedenleriyle görevden ayrıldığını” söyledi. Psikolojik savaş aygıtının bu yalanla hedefi, Suriye ordusunun bölündüğünü düşündürtebilmek… Esad’ı bakanını öldüren bir diktatör olarak resmetmek de ikincil bir hedef.

AYDINLIK’IN TARİHSEL ÖNEMİ

Türkiye’yi ABD-İsrail ekseninde komşularıyla düşman yapacak bir sürece dur demek şimdi en büyük görevdir. Böyle zamanlarda Aydınlık daha da önem kazanıyor. Türkiye’nin en kritik dönemlerinde Aydınlık’ın gerçek haber anlayışı bu tip psikolojik savaş aygıtlarına hep dur demiştir.

Aydınlık Suriye konusunda da en başından beri gerçekleri kamuoyunun önüne getirdi; AKP’nin rolünü, ABD planlarını teşhir etti.

İstihbarat yalanlarının daha da artacağı böyle kritik zamanlarda, Aydınlık’ı sadece okumak değil, okutmak da gerekir.

Mehmet Ali Güller
Ufuk Ötesi
Ayd
ınlık Gazetesi s:7
12 Ağustos 2011

, , ,

Yorum bırakın

BÖLGENİN DÜĞÜMÜ: KUZEY IRAK

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la yaptığı 6.5 saatlik görüşmenin esasını, en çok şu cümle ortaya koyuyor: “Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlı, Suriye ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin kat ettiği sürecin; iki ülke yönetimlerinin, iki ülkeden birinde yaşanan bir durumu diğerinin iç meselesi olarak düşünmelerine yol açtığını belirtti. Davutoğlu; Türkiye’nin Suriye’de yaşanan durumları iç mesele olarak gördüğü gibi Suriye’nin de Türkiye’nin karşılaştığı bir olayı aynı itibarla gördüğüne işaret etti.

Anlaşılan o ki, “sabrımızın sonuna geldik, Suriye iç meselemiz” türünden BOP eşbaşkanlığı diklenmeleri, sonuç getirmedi.

SURİYE GERİ ADIM ATMAYACAK

Bizi bu değerlendirmeye götüren iki sözü daha var Davutoğlu’nun. Birincisi, “hiç kimseden hiçbir mesaj taşımadığını” söylemek zorunda kalmasıydı. İkincisi de, “yönetimin kararlaştırdığı reform adımlarını uygulamasının ardından, Suriye’nin Esad yönetiminde Arap aleminde bir model teşkil edeceğini” vurgulamasıydı. Demek “Esad mutlaka gitmeli” noktasından da geri dönüldü!

Tüm bu geri adımların Esad’ın Davutoğlu’na açık olarak söylediği “silahlı terör gruplarına tolerans tanımayacağız” cümlesinden sonra gelmesi, devlet yönetiminde “kararlılığın” önemine işaret ediyor!

İRAN’IN YANITI K. IRAK’TAN

Henüz 6.5 saatlik görüşmenin notları kamuoyuna yansımadan önce, İran Devrim Muhafızları’nın haber ağında dikkat çeken bir yazı yayımlandı. İran Devrim Muhafızları Ana Karargahı’ndan üst düzey askeri bir istihbaratçıya ait olduğu belirtilen isimsiz bir açıklamada, “Suriye’ye saldırması halinde Türkiye’nin (Kuzey Irak’ta) hedef alınacağı” belirtildi.

İranlı yetkili, “ABD ve Türkiye’nin Suriye’ye saldırması halinde, Kuzey Irak’ı Afganistan’a çevireceklerini, ABD ve Türkiye’nin bölgedeki askeri ve ticari üslerini hedef alacaklarını” söyledi. İranlı üst düzey askeri yetkili, “Kandil başta olmak üzere PKK/PJAK denetimindeki bölgenin, İran devleti için Suriye’ye açılan bir kapı olduğunu, bu nedenle Kandil konusunda ısrarcı olduklarını” da ekledi.

Açıklama, ilginçtir, ilerleyen saatlerde yayından kaldırıldı. Ağ, açıklamanın yanlışlıkla yayınlandığını, Devrim Muhafızları’nın görüşlerini yansıtmadığını belirtti. Kimbilir, Şam’dan gelen bilgiler, belki de yazıyı gereksiz kıldı.

Yazının sahibiyle, neden yayınlandığı ya da kaldırıldığıyla ilgilenmiyoruz. Ama yazının içeriği önemli!

İRAN PKK’YLE DEĞİL, ABD’YLE ÇATIŞIYOR

Bölgenin ABD’yle çelişmesinin düğümlendiği adres Kuzey Irak’tır! Çünkü Kuzey Irak, ABD’dir, İsrail’dir! Çünkü Kuzey Irak, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin temel hedefidir!

ABD 1991’de fiilen kurduğu Kuzey Irak’taki Kürt devletini 20 yılda resmileştiremedi. Çünkü bu devletin yaşaması, esas olarak Türkiye’ye sonra da İran’a bağlı. Dolayısyla düğümün nasıl çözüleceği Türkiye ile İran’ı müttefik de yapar, düşman da…

Mevcut ABD planına göre Kuzey Irak’taki yapının Türkiye’ye doğru genişletilerek “Büyük Kürdistan” kurulması isteniyor. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması planlanıyor.

İran’ın ABD nüfuz alanı olan Kuzey Irak’a, PKK/PJAK nedeniyle operasyon yapması, işte bu planla ilgili… Dolayısıyla İran aslında PKK’yle değil, doğrudan ABD’yle çatışıyor!

SURİYE VE KUZEY IRAK CEPHELERİ

Bölge ile ABD arasındaki çelişmenin Suriye ve Kuzey Irak cepheleri, birbirine sıkı sıkıya bağlı.

ABD’nin Kuzey Irak planı gerçekleşirse, Suriye de, İran da, Türkiye de düşer. Suriye düşerse, Kuzey Irak Türkiye’ye genişler!

Ancak İran’ın ve nesnel olarak Türkiye’nin planı gerçekleşirse, bölge ABD’den kurtulur!

Tek sorun, Ankara’yı kimin yönettiği, daha doğrusu yöneteceği…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
Ufuk Ötesi
11 Ağustos 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN SURİYE PLANI

Önce üç saptama yapalım:

Birincisi, Başbakan Erdoğan’ın “sabrımızın sonuna geldik, Suriye bizim iç meselemiz” şeklindeki çıkışı, akılla, diplomasi bilmemezlikle, ciddiyetsizlikle açıklanamaz. Bu çıkışın tek açıklaması vardır: Tayyip Erdoğan BOP Eşbaşkanı’dır!

İkincisi, Erdoğan’ın bu “savaş kışkırtan” açıklaması, en çok İsrail’i memnun etti. Bir kez daha ABD-İsrail-Türkiye ekseni adına bölgesel çıkış yapan Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki itibarını daha da düşürdü!

Üçüncüsü; ısrarla altını çiziyoruz: Baş aşağı giden ABD’nin, bölgeye ilişkin atak yapabilmesinin tek şartı, Türkiye’ye dayanmasıdır. AKP’nin ötesinde, Ankara’nın tümden ABD planlarına teslim olması, Washington’un adımlarını ve kararlarını belirleyecektir.

Bu üç saptamadan sonra ABD’nin Suriye planını incelemeye geçebiliriz.

ABD Suriye’ye saldırabilmenin koşullarını yaratabilmek için Nisan’dan bu yana uğraşıyor. Ancak koşullar ve zaman sürekli Washigntonûn aleyhine işledi.

ABD Türkiye’yi sürece dahil eden şu hamleleri sırasıyla denedi:

1. HAMLE: MUHALEFETİ BİRLEŞTİRMEK

Birinci hamle, Türkiye üzerinden Suriye muhalefetinin örgütlenmesiydi. Antalya’da muhalefet toplandı ancak çok parçalı muhalefet Batı’nın tüm gayretlerine rağmen birleştirilemedi.

2. HAMLE: HALKI SINIRA YIĞMAK

ABD’nin ikinci hamlesi, silahlandırdığı gruplar üzerinden yapacağı bir kışkırtıcı eylemle, halkın bölgeyi terketmek zorunda kalıp, sınırı geçip Türkiye’ye sığınmasıydı. AKP daha operasyon başlamadan çadırkent işine soyundu. Plan başta yürüdü. 15 bin Suriyeli sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Ancak Şam yönetimin doğru tutumu, halkını geri çağırması sonuç verdi ve çadıkkent tüm kışkırtıcı faaliyetlere rağmen gün geçtikçe geri dönüşlere sahne oldu. Şu anda yerleşimciler 5 bin civarında…

3. HAMLE: KENT DÜŞÜRMEK

ABD’nin üçüncü hamlesi, dayanak oluşturacak bir kentin ele geçirilmesiydi. Tıpkı Libya’da Bingazi’de olduğu gibi, muhalefetin kontrolüne geceçek bir kent karargah yapılacak ve oradan Şam’a yürünecekti.

Ancak Şam sağlam önlem aldı! ABD önce kuzeyden Cisrişugur’dan denedi, başaramadı. En güneyden Dara’dan denedi, aşiretleri geçemedi. Sonra merkezden Hama’dan denedi, ordu bastırdı. Şimdi de ülkenin doğusundan, Deyrelzor’dan deniyor ama yine sonuç alamıyor.

4. HAMLE: TÜRKİYE’YLE SICAK ÇATIŞMA

Bu üç hamleden sonuç alamayan ABD’nin şimdiki ve dördüncü hamlesi, Suriye’yi fiilen bir başka ülkeyle sıcak çatışmaya zorlamak. İşte burada AKP’nin devreye girdiği görülüyor. Yanlışlıkla düşecek bir top, istenmeden ateşlenecek bir silah gibi gerekçelerle tarihte savaşların çıktığı hep görülmüştür!

SURİYE DEĞİL BÖLGE YANAR!

Suriye konusu, ABD – İran savaşının ön cephesidir. ABD’nin Türkiye üzerinden yaptığı Suriye atağı, İran’ın Kuzey Irak üzerinden aldığı inisiyatife yanıt arayışıdır.

Öte yandan Suriye, Libya’dan farklı olarak Rusya için çok daha belirleyici öneme sahiptir. Suriye’nin Tartus limanındaki Rus deniz üssü, Rusya’nın denizaşırı iki üssünden biridir ve en önemlisidir! Bu durum, Moskova’yı BM Güvenlik Konseyi’nde, Irak ya da Libya kararlarından daha sağlam bir tutum almaya zorlayacaktır.

Dolayısıyla Türkiye, bu adımla sadece bölge ülkeleriyle değil, dünya ile de karşı karşıya kalacaktır.

Ayrıca ABD’nin Suriye’ye saldırısı Irak ya da Libya saldırılarından çok daha büyük bir sonuç yaratır. Suriye’ye saldırı, bölgesel bir savaşa yol açar. İsrail ve İran’dan başlayarak, bölgede pek çok devlet birbirine girer!

Org. Necip Torumtay’ın 20 yıl önce sadece Türkiye’yi değil, bölgeyi de bir ölçüde yangından kurtaran tutumu, bugün daha da büyük bir ihtiyaçtır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:7
10 Ağustos 2011 

, , , , ,

1 Yorum

GENELKURMAY BAKANLIK’A NEDEN BAĞLANMAK İSTENİYOR?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, askerin darbe yapmasına engel olacak formülü buldu! AKP’ye seslenen Kılıçdaroğlu, “ver teklifi, Genelkurmay’ı Bakanlık’a bağlayalım.” dedi.

Başbakan’a bağlıyken (daha doğrusu sorumluyken) darbe yapan Genelkurmay, Savunma Bakanı’na bağlanınca, sanki darbe yapamayacak! Savunma Bakanlığı Başbakanlığa göre daha eli maşalı herhalde!

Bu formülün darbe karşıtlığıyla hiçbir ilgisi yok. Darbe karşıtlığı konusunda tek gerçek ölçüt var: Türk ordusunun NATO üyeliği! Bu soruya verilecek yanıt kişinin darbeye bakışını belirler. Çünkü Türk ordusu, ancak ABD ve NATO’yla darbe yapar!

DAYANAK 35. MADDE

Kılıdaroğlu bunu elbette bilir. Ancak CHP’nin başına geçtiğinden beri söyledikleri, başka hesapları olduğunu düşündürüyor. Yola 27 Mayıs eleştirisiyle çıkmıştı Kılıdaroğlu. Sonra 28 Şubat’a direnmedi diye Refahyol iktidarını eleştirdi. “Darbenin dayanağı 35. maddedir” diyip, kaldırılmasını önerdi. Profesyonel askerlik dedi, bedelli askerlik dedi… Hızını alamadı, askerliği önce 9 aya, sonra 6 aya indirmeyi savundu. Daha da tuhafı, öğrencilere yaz stajı şeklinde askerlik yapma sözü verdi!

TSK TERÖRLE MÜCADELENİN DIŞINA

Kılıçdaroğlu’nun ve Neo-CHP’nin “asker açılımı”nın bir paket olduğu anlaşılıyor. Örneğin bugün dayatılan bir konunun Kılıçdaroğlu tarafından aylar önce dile getirilmesi de dikkat çekici. Kılıçdaroğlu, 12 Mart 2011 günü “orduyu terörle mücadelenin dışına çıkaracağız” dedi!

Tam da bugünün AKP gündemi! Hükümet, orduyu törerle mücadelenin dışına çıkarıp, yerini polisle doldurmanın hazırlığında…

Tüm bu çakışmalar tesadüf mü? Gelin o zaman önce projenin ne olduğuna bakalım. Ama önce şu soruyu yazalım. Ordunun yerini kuvvet anlamında polis doldurabilir mi? Ve bunca yıl uğraşan AKP, fiilen Türk Ordusu’nu nasıl küçültür?

Yanıtlayalım: Kuvvet komutanlıklarını Genelkurmay’a bırakıp, genel komutanlıkları kendisine “tamamen” bağlayarak!

TSK’YE DIŞ GÖREV

Plan şu: Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı “tamamen” İçişleri Bakanlığı’na bağlanacak. İç Güvenlik, İçişleri’nin çatısı altında tek elde toplanacak. Sınır Güvenliği Genel Müdürlüğü kurulacak.

Peki, Kara-Deniz-Hava kuvvetlerinin bağlı olduğu Genelkurmay, daha doğrusu bölünmüş Türk ordusu ne yapacak? TSK’ye terörle mücadelede, bir süreliğine “destek” görevi verilecek; ardından TSK sadece dış savunmadan sorumlu olacak, daha doğrusu dış görevden

İşte AKP açısından, daha doğrusu Washington açısından meselenin esası bu noktadır. Yani TSK’nin dış göreve sürülmesi!

AKP-CHP MUTABAKATI

Kılıçdaroğlu’nun söyledikleriyle AKP’nin planlarının bu denli örtüşmesi tesadüf mü? Gelin bu sorunun yanıtını, iki partinin “yemin krizini” aşmak üzere imzaladığı mutabak metninde arayalım. Siz hiç o metinde yemin kriziyle ilgili bir satır okumuş muydunuz? Aslında o metin, iki partinin anayasa konusundaki mutabakat metniydi.

En iyisi yazımızı AKP’nin anayasacısı Ergun Özbudun’un sözleriyle tamamlayalım: “Türkiye, dört sene önceye göre, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi açısından büyük yol kat etti. Örneğin bizim taslakta Genelkurmay Başkanlığı’nı biz yine Başbakanlık’a bağlı tutmuştuk. O zaman bunun Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını telaffuz edemedik. Daha ihtiyatlı hareket etmek zorundaydık. Ama köprünün altından çok sular aktı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da buna destek vereceğini söylüyor. Yani AK Parti ve CHP arasında asker-sivil ilişkileri açısından fazla görüş farkı yok. Bu konuda sorun çıkmaz.”

İşte bütün mesele bu! Yeni anayasa dedikleri de, zaten dört temel konunun “çözülmesidir”: Türklük-vatandaşlık tanımı, Türkiye’nin idari yapısı, TSK’nin durumu ve özerklik.

AKP bu dört konuyu, CHP’yle de, BDP’yle de teker teker mutabakatlar yapıp kotarmanın peşinde!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2011 

, , ,

Yorum bırakın

ÇİN’DEN ABD’YE: ASKERİ HARCAMALARI KIS!

ABD’nin A’sının düşmesi, yani kredi notunun AAA’dan AA’ya gerilemesi, ekonomik bir göstergeden ziyade siyasal bir göstergedir! Bu not düşüklüğü Aydınlık’ta ısrarla vurguladığımız, ABD’nin “stratejik savunma” dönemine girmesinin ifadesidir.

Tersinden, ABD-Atlantik cephesi dışındaki dünyanın da atağa geçtiğinin işaretidir. Çeşitli ülke liderlerinin ABD’deki gelişmelere karşı kullandığı yeni üslup bile tek başına bunu ortaya koymaktadır:

ÇİN ABD’DEN BORÇ YAPILANDIRMASI İSTEDİ

Öncelikle belirtmek gerekir ki, ABD’nin notunu Standart&Poors’tan önce Çin kurumu Dagon kırdı! Ve Pekin “ABD’nin borç alışkanlığı dünya ekonomisini tehdit ediyor.” uyarısında bulundu. Daha da önemlisi Pekin, ABD’den acilen borçlarını yapılandırmasını istedi. Bugüne kadar ABD’nin hakim olduğu IMF, diğer ülkelerden borç yapılandırması isterdi.

Çin’in resmi haber ajansı Sinhua’da çıkan analizde de Washington’dan savunma ve sosyal yardım harcamalarında kesinti yapması istendi; kredi notunun düşürülmesine “ABD’deki kısa vadeli görüş açısıyla hareket eden politikacıların kavgalarının sebep olduğu” belirtildi.

Kavga eden politikacılardan kasıt, herhalde ABD zayıfladıkça çelişmeleri artan hakim sınıfların siyasetteki temsilcileridir.

RUSYA ABD’Yİ ASALAK İLAN ETTİ

Moskova da Pekin gibi ABD’nin borçlarına dikkat çekiyor. Rusya Başbakanı Vladimir Putin, daha kredi notu bile düşmeden önce ABD’yi “borçları nedeniyle dünya ekonomisinin asalağı” olarak nitelemişti. Putin, ABD’nin “imkanlarının ötesinde krediyle yaşayan bir ülke” olmasına dikkat çekiyor. Ve daha önemlisi, “ABD’nin borcunun bir kısmını dünya ekonomisinde dinlendirmesine” itiraz ediyor.

Özetle, Rusya artık ABD dolarını tekel konumunda görmek istemediğinin işaretini veriyor.

Putin’den sonra Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev de ABD’ye karşı sertleşti. Medvedev, “Gürcistan toprakları Rusya’nın işgali altındadır” diye karar çıkaran ABD’li senatörlerin girişimini, “Bir avuç moruğun inisiyatifiyle alınan karar bizi bağlamaz” diye yorumladı. Medvedev birkaç gün sonra da açıkça “Gürcistan savaşında ABD’nin rolü olduğunu” ifşa etti.

HİNDİSTAN ABD’DEB GÜVENİLİR MALİ PLAN İSTEDİ

Avrasya’nın üçüncü devi Hindistan da artık ABD’ye yol gösteriyor. Hindistan Başbakanı’nın Ekonomik Danışma Konseyi Başkanı C. Rangarajan, “ABD’nin güvenilir bir mali konsolidasyon planına sahip olduğunu göstermesi gerektiğini” belirtiyor. Keza Maliye Bakanı Pranab Mukharjee, not düşürülmesinin ABD açısından “çok ciddi bir durum oluşturduğuna” dikkat çekiyor.

DOLARIN HAKİMİYET DEVRİ TAMAMLANDI

Dünya, artık ABD’nin dolar avantajını kullamasına katlanmayacağını ortaya koyuyor.

Dolar 1944’de “altına bağlı” değişim aracı ilan edildi. ABD 1972’de, “altına bağlı” olma şartını  tek taraflı bozdu ve dolar 39 yıldır Washignton’un en önemli ve etkili silahı oldu.

ABD bu avantajı ikinci dünya savaşını kazanmasıyla sağlamıştı. Şimdi de Afganistan’da, Irak’ta yenilerek, Libya’ya ve Suriye’ye diş geçiremeyerek, İran’a çaresiz kalarak ve herşeyden önemlisi inisiyatifi Çin ile Rusya’ya kaptırarak, kaybediyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s:6
8 Ağustos 2011 

 

 

, , , ,

1 Yorum

ADAMLARI DA, ABD’NİN GİDİŞATINI PAYLAŞIYOR

Washington bir adamını daha kaybetti! Ukrayna’nın eski başbakanı Yulia Timoşenko artık parmaklıklar ardında. 2004 yılında Yuşenko ile birlikte Sorosçu turuncu darbeye liderlik yapan Timoşenko‘nun durumu, ABD’nin durumunu da özetliyor.

ABD’NİN ‘LİDER’ AĞI

Açalım: 2001 sonrasında dünyaya hakim olma atağı yapan ABD, buna paralel olarak çeşitli kilit ülkelerde, kendi çizgisini uygulayacak adamlarını işbaşı yaptırdı. En tipik örneği, 3 Kasım 2002’de Erdoğan-Gül ikilisine hükümet sunulmasıydı.

Mısır’da Mübarek ve Tunus’ta Bin Ali Batı’nın zaten bölgedeki en eski isimleriydi. Ekibe Lübnan’da Hariri eklendi.

ABD’nin adamları diyebileceğimiz bu liste zamanla genişledi. Soros‘un finanse ettiği turuncu darbelerle Ukrayna’da Yuşenko-Timoşenko ikilisi, Gürcistan’da Saakaşvili, Kırgızıistan’da Bakiyev iktidara getirildi.

ABD işgal ettiği Afganistan ve Irak’ta da zaten kuklalarını başa getirmişti!

Özetlersek, ABD hakim sınıfları 21. yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma hedefindeydiler. Bunun yolu Avrasya’ya egemen olmaktan geçiyordu. Avrasya’ya egemenlik ise Çin ve Rusya’yı kuşatmayı gerektiriyordu. ABD bu kuşatma çemberinde uygun yerlere uygun isimler yerleştiriyordu. Bazen silah zoruyla ve işgalle, bazen “turuncu darbelerle”, bazen de “sandık” darbeleriyle…

ÇÖZÜLME ARKA BAHÇEDE BAŞLADI

Ancak süreç ABD’nin hedeflerine uygun ilerlemedi: Çin olağanüstü hızlı büyümesini siyasal bir araç olarak iyi değerlendirdi. Rusya Putin yönetimiyle geri çekilme dönemini kapatıp, atak yapma sürecine girdi.

Rüzgarın ilk sesleri ise aslında ABD’nin arka bahçesinde çoktan gelmeye başlamıştı. Latin Amerika’da Bolivarcı iktidarlar birbirini izleyerek işbaşı yapıyordu.

RUSYA’NIN ASKERİ YANITI

En kritik hamle, Rusya’nın 8 Ağustos 2008’de Saakaşvili‘ye Gürcistan’da verdiği dersti! Bu tarih, aynı zamanda ABD’nin yayılma eğiliminden geri çekilme eğilimine denk düşüyordu.

Saakaşvili‘nin Putin‘den yediği tokatın arkası geldi. Kırgızistan’da ABD’nin işbaşı yaptırdığı Bakiyev, halk hareketi karşısında ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Ukrayna’da ABD’nin işbaşı yaptırdığı Yuşenko-Timoşenko ikilisi Yanukoviç‘e karşı kaybetti.

Ardından 2010 başında Tunus’ta Bin Ali ve Mısır’da Mübarek halk hareketi sonucunda devrildi.

Kısacası, Washington’dan bakılınca, ABD’nin baş aşağı gitmesi ülkelerde iktidar yaptığı adamlarının devrilmesine neden oluyor. O ülkelerden bakılınca, gelişen halk hareketleri ABD’nin adamlarını deviriyor ve ABD’yi zayıflatıyor.

‘ABD DÜNYA JANDARMASI DEĞİL’

Aydınlık uzun zamandır bu gelişmeye dikkat çekiyor. Artık dünyada başka yayın organları da bu gerçeği görmeye başladı. Örneğin son olarak İngiliz Daily Telegraph’ta çıkan bir analizde, “ABD, dünyaya hakim olma döneminin sonuna geldi” deniliyor. “İflasın eşiğine gelmiş ve bu yüzden Afganistan’daki güçlerinin maaşlarını ödeyemeyecek” ABD’nin “yeni bir jeopolitik gerçekle karşılaştığını” vurgulayan gazete, “Bu gerçek şu; ABD artık ‘dünya jandarması’ sıfatını taşıyabilecek güçte değil” diye yazdı.

Mehmet Ali Güller

Aydınlık Gazetesi / s:6
7 Ağustos 2011

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın