Posts Tagged Beşar Esad

SINIRI ASIL KİM İHLAL EDİYOR?

Başbakan Erdoğan, “sınır ihlali var, gereken yapılacak” diyerek açıkça Suriye’yi tehdit ediyor. Peki, neymiş sınır ihlali? Şam yönetiminin, Batı merkezli kalkışmayı bastırmak için yaptığı önceki günkü operasyonda, birkaç merminin sınırımızı geçerek polisimizi yaralaması…

Elbette hiçbir ciddi devlet, komşu bir ülkeden gelen mermilerle polisinin yaralanmasına sessiz kalmaz! Ancak, ABD’nin 11 askerinin başına çuval geçirmesi karşısında bile kamuoyunun tepkisini “ne notası, müzik notası mı” diye geçiştiren bir hükümetin “sınır ihlalini” savaşa dönüştürme hamlesi, “yerel” olamaz!

Irak’ın kuzeyinden kalkıp gelen PKK’lilerin askerimizi, polisimizi öldürmesi karşısında sınır ötesi operasyon izni bile alamayan(!) AKP hükümetinin, Suriye’deki rejimimin halkına kötü davrandığını iddia ederek savaşa soyunması, ancak “dış görev” kavramıyla açıklanabilir!

Şam yönetimine karşı ayaklananlara ev sahipliği yapan, onları Esad karşısında organize eden ve kimi ciddi iddialara göre muhalifleri silahlandıran ve operasyon için sınırından geçiş yaptıran bir hükümetin “sınırımız ihlal edildi” demesi, ancak Batı taşeronluğuyla açıklanabilir!

“Sınır ihlali yapıldı, gereken yapılacak” diyenler, önce İsrail’in sınırımızın dibinde ABD ve Yunanistan’la birlikte yaptığı ve Türkiye’nin düşman ilan edildiği ortak askeri tatbikata dur desinler!

MİSAFİRİN MALİYETİ OLUR MU?

Suriye’ye saldırma bahanesi arayan BOP eşbaşkanlığının attığı demokrasi ve insan hakları nutuklarının ne kadar ciddiyetsiz olduğu, içerideki uygulamalarından da görülüyor.

Ancak daha vahimi, Erdoğan’ın sözde misafir ettiği Suriyelilerin maliyeti üzerinden siyaset yapmasıdır! Erdoğan, üstelik Çin’de yabancı basın mensuplarının da önünde aynen şöyle diyor: “Şu anda 25 bin insan benim ülkeme sığındı. Bunların bize şu andaki maliyeti 150 milyon doları buldu.

YA KAMPTAKİ ÇOCUKLARIN BABALARI?

Erdoğan, Türkiye’ye sığınan ve 150 milyon dolarlık maliyet yaratan 25 bin Suriyeliyi terörist olarak nitelendirenlere de şöyle sesleniyor: “Bu insanları gidip gördüğünüz zaman bunun saf, samimi Suriye halkı olduğunu görüyorsunuz zaten. Çocuk, kadın bunlar. Hâlâ orada oyuncakları ile oynayanlar var. Bunlardan terörist olur mu?”

Elbette kamptaki kadından ve oyuncağıyla oynayan çocuktan terörist olmaz. Peki ya o kadının kocası, ya o çocuğun babası?

Kimse kendini kandırmasın! Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin kocaları, babaları Batı adına Suriye rejimine karşı ayaklanan teröristlerdir!

KAMP YANDAŞLARA AÇIK

Bu arada Başbakan’ın “gidip görün bu insanları” demesi de kocaman bir aldatmacadır. O kampa sadece akredite gazetecilerin girebildiğini en iyi Aydınlık muhabirleri bilir!

Peki, o insanları acaba Başbakan Erdoğan’ın kendisi bizzat gidip gördü mü? Yanıtı kendisinden dinleyin: “Benim ertelenmiş bir ziyaretimdi, bunu da yerinde yapacağız.”

MİLLET, VEKİLLERİNE SINIRI BİLDİRMELİ

“Sınır ihlali var, gereken yapılacaktır” diyen Erdoğan, artık sınırı geçmiştir! Üç seçim kazanması, yüzde 49 oy alması ona bölgeyi kan gölüne çevirme yetkisi vermez! Avrupa’yı kana boğan Hitler de, Alman halkının kendisine verdiği oyu meşruiyet belgesi varsaymıştı!

Alman halkının 60 yıldır silemediği bu büyük utancın benzerini Türk milleti yaşamak istemiyorsa, artık vekillerine sınırlarını bildirmelidir!

Türk milleti, 327 AKP milletvekilini, Washington adına komşularına savaş açsın diye seçmedi!

KOMŞUSU BÖLÜNENİN, KENDİSİ DE BÖLÜNÜR!

Suriye rejimine karşı ayaklananlara lojistik destek vermek, Irak’ın tutuklama kararı aldığı kaçak Haşimi’ye ev sahipliği yapmak, Irak başbakanı Maliki’yi “tanımayacağını” söyleyen Barzani’yle entegrasyon ittifakı kurmak, sırf ABD istedi diye komşusu İran’a ambargo uygulamak, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

AKP hükümetinin Suriye, Irak, İran görev ve hedefini müzakere ortağı Selahattin Demirtaş açıklamaktadır: “Iğdır’dan Hatay’a Türkiye’nin güney sınırları resmen Kürdistan olacak.

Komşularını bölmek, Türkiye’yi yönetenlerin görevi değildir!

Ve Türkiye bu görevlilerin yangınına geç olmadan artık “dur” demelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Nisan 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ANKARA KAZANDI, ŞAM KAZANDI

Ne zaman Başbakan Erdoğan’ın Suriye’ye karşı diklendiğini görsem, ne zaman Başbakan Erdoğan’ın ağzından Beşar Esad’a karşı düşmanca sözler işitsem, aklıma meşhur ikinci balkon konuşması gelir…

Anımsayacaksınız: Başbakan Erdoğan, 12 Haziran seçimleri akşamı balkona çıkmış ve seçim zaferini ilginç bağlar kurarak kutlamıştı: “İnanın bugün İstanbul kadar Saraybosna kazanmıştır; İzmir kadar Beyrut kazanmıştır; Ankara kadar Şam kazanmıştır; Diyarbakır kadar Ramallah, Nablus, Cenin, Batı Şeria, Kudüs, Gazze kazanmıştır. Bugün Türkiye kadar Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar kazanmıştır.”

İlk bakışta ilgisiz gibi görünen bu bağlar, aslında AKP’nin varlık nedeniyle doğrudan ilgilidir. O varlık nedenine geleceğiz. Önce gelin bu bağları inceleyelim:

Türkiye’nin başkenti Ankara’yı Suriye’nin başkenti Şam’la, Batı’nın “dinler arası diyalog” merkezi gördüğü İstanbul’u Saraybosna’yla, Gavur İzmir’i Ortadoğu’nun kumar, içki, eğlence merkezi sayılan Beyrut’la ve PKK’nin başkent saydığı Diyarbakır’ı Filistin kentleriyle eşitlemek ancak BOP haritasıyla mümkündür!

DİYARBAKIR – GAZZE EKSENİ

Başbakan Erdoğan, anımsayacağınız gibi bir ABD ziyareti dönüşünde Kanal D’de Fatih Altaylı’nın Teke Tek’ine çıkmış ve “Diyarbakır’ı ABD’nin BOP’u içinde bir merkez yapma” görevini açıklamıştı.

Başbakan Erdoğan’ın bu görevi almasından 7 yıl sonra Diyarbakır’ı, İsrail işgali altındaki Filistin kentleriyle aynı kategoride sayması, tam da PKK’nin istediği durumdur.

Nitekim PKK Diyarbakır’ı, Türkiye’nin ve Türk Ordusu’nun işgali altında saymaktadır! Ve PKK’nin Diyarbakır – Gazze ekseni üzerinden mazlum ve mağduru oynayıp, uluslararası mercilere başvurmasında Başbakan’ın katkıları büyüktür!

AKP’YE ANKARA – ŞAM GÖREVİ

Ankara – Şam eşitlemesi de anlamlıdır. Zira Erdoğan’ın bu bağı kurmasından dört ay önce kendisine Suriye görevi verilmişti!

Atatürk’ün Ankara’sından sonra laik BAAS’ın Şam’ını da düşürmek, bir Atlantik görevidir!

MODEL ORTAKLIK VE ORTADOĞU GÖREVİ

Tunus ve Mısır’daki halk hareketleri ile Libya ve Suriye kalkışmalarını birbirinden ayırdığımızı bu köşede birkaç kez yazmıştık. ABD – AKP model ortaklığının İstanbul’daki değişim liderleri zirvesinde, “değişimi kontrol etmek” görevini önüne koyduğunu ve Yemen, Bahreyn, Ürdün halk hareketlerini bastırmak ve bölgede etkinliğini sürdürmek üzere Libya ve Suriye’de kalkışma başlattığını belirtmiştik.

Nitekim AKP’ye “model ortaklık” üzerinden verilen bu görev, 2002 tarihli BOP görevinin de dolaylı devamıdır. BOP Eşbaşkanlığı koordinatörü Ahmet Davutoğlu bu görevi aslında şu sözleriyle formül haline getirmişti: “İngiltere eski sömürgeleriyle bir milletler topluluğu halinde, neden Türkiye eski Osmanlı topraklarında, Balkanlar’da, Ortadoğu ve Orta Asya’da yeniden liderlik kurmasın?

Dikkat ediniz, Davutoğlu’nun tarif ettiği liderlik, aslında BOP coğrafyasındaki ABD’nin liderliğidir!

Ki zaten Suriye görevinden bir süre sonra da Davutoğlu New York Times’ın “Türkiye, Arapları birleştirebilir mi” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Türkiye’nin sınırlarının hiçbiri doğal değil. Hemen hemen tümü yapay.”

TÜRK MİLLETİ AKP’DEN KURTULMALIDIR!

Liderlik yapacak Türkiye gazıyla, sınırları tartışmaya açılan bir Türkiye’ye varış, ancak BOP içinde mümkündür!

Başbakan Erdoğan’ın balkon konuşmasında Türkiye şehirleriyle BOP coğrafyasındaki şehirleri eşlemesinin, AKP’nin varlık nedeniyle doğrudan ilgili olduğunu belirtmiştik. O ilgi, Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’nin BOP eşbaşkanı olmasının gereğidir.

İran’ın İstanbul’da Suriye düşmanları toplantısı düzenleyen AKP nedeniyle ülkemizi “emperyalizmin taşeronu” ilan etmesi utancından Türk milleti kurtulmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Nisan 2012

, ,

Yorum bırakın

ANNAN’A UYARI, ESAD’A ÇAĞRI

İstanbul’daki Suriye düşmanları toplantısını değerlendirmeye geçmeden önce belirtelim. Batı merkezli Suriye planına göre sondan sıralı hedefler şunlardı: Suriye’ye dış müdahale, Suriye’ye uluslararası güç gönderme, tampon bölge, insani yardım koridoru, rejim muhalefetini silahlandırma, rejim muhalefetini birleştirme…

Gelelim İstanbul Zirvesi’ne… İlki Tunus’ta Şubat sonunda  “Suriye’nin dostları” adı altında yapılan zirvenin İstanbul’daki ikincisinde isim değişikliğine gidildi. Suriye’nin düşmanları bu kez kendilerini “Suriye halkının dostları grubu” diye isimlendirdiler. Önümüzdeki ay Fransa’da yapılacak üçüncü toplantıda daha da küçülecek ve muhtemelen “Suriye’deki Batı hayranı muhaliflerin dostları grubu” olacaklar!

Gelelim zirveden ne çıktığına…

DÜŞÜK KATILIM

137 devletin davet edildiği ama ancak 60 civarında devlet ya da hükümet temsilcisinin yer aldığı İstanbul zirvesine Koffi Annan dışında AB Dışişleri Bakanı Ashton’un da gelmediğini, Irak’ın ise sırf Arap Birliği dönem başkanı olduğu için son dakikada zirveye Bakan vekili düzeyinde katıldığını lütfen not ediniz.

ERDOĞAN ÇARK ETTİ

1. Geçen hafta Seul yolunda Annan Planı’nı “tasvip etmediğini” açıklayan Başbakan Erdoğan, zirve açılışında yaptığı konuşmada “Kofi Annan’ın girişiminin sonuç vermesini umuyoruz” demek durumunda kaldı. Erdoğan bu keskin dönüşe şu sözlerle kılıf yaratmaya çalıştı: “Ancak Suriye rejiminin Annan girişimini zaman kazanma olarak kullanması olasıdır.”

Erdoğan’ın Annan Planı konusundaki bu geri adımı, en başta İstanbul’dan önce Bağdat’ta yapılan Arap Birliği Zirvesi’nden çıkan plana destek kararı nedeniyledir.

ANNAN’A TAKVİM UYARISI

2. Esad’ın Annan Planı’nı kabul etmesiyle eli zayıflayan “Suriye’nin düşmanları”, İstanbul’dan yeni bir hamle yapabilmek için bu kez planın takvimine yoğunlaştılar. Türkiye ve Fransa “sonu belirsiz bir plan yerine Esad’a bir takvim sınırlaması getirilmesini” savundu. Hatta Türk diplomatlar, “Annan’ın görevinin bir ya da iki haftayla sınırlı olması” için çalışma yürüttü.

Ancak “Ben bir takvimden yanayım ama bir son tarihe karşıyım” diyen Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle’yi aşamayan Ankara-Paris ittifakı, takvimin bizzat Annan tarafından belirlenebileceği görüşünü kabul etmek zorunda kaldı.

AKP’NİN KONSEYİ TEK TEMSİLCİ OLAMADI

3. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsü açıkça Suriye muhaliflerinin silahlandırılmasını istiyordu.

Ancak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “sivil muhalefeti desteklemeyi sürdüreceğiz” diyerek Obama’nın Seul’de verdiği telsiz sözünden daha ileriye gidemeyeceklerini belirtmiş oldu.

4. AKP, koordinasyonundan sorumlu olduğu Suriye Ulusal Konseyi’ne, geçen hafta Pendik toplantılarında diğer muhalif kesimleri de dâhil etmeye çalışmış ancak başaramamıştı. Konsey, buna rağmen İstanbul Zirvesi’nde “Suriye’nin tek meşru temsilcisi” ilan edilmek istedi.

Ancak Türkiye’nin de istediği bu durum gerçekleşemedi. “Suriye’nin düşmanları” Konsey’i ancak “Suriyelilerin meşru temsilcilerinin birisi” olarak tanıyabildi.

CLİNTON’DAN ESAD’A ÇAĞRI

5. Almanya’nın başını çektiği bazı Batı ülkeleri, Esad yönetiminin kabul ettiği Annan Planı’nı esas alan bir sürecin izlenmesi gerektiğinde ısrar etti.

Bu nedenle ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton konuşmasında, Türkiye – S. Arabistan – Katar üçlüsünün istememesine rağmen, Esad’a siyasi geçiş sürecini başlatma çağrısı yapmak durumunda kaldı!

Clinton, konuşmasının bir bölümünde “askeri müdahale seçenekleri reddedilse bile dünyada kimse daha fazla bekleyemez” diyerek gaz almaya çalıştı. Böylece Clinton, Obama’nın “Kasım’a kadar benden bir şey beklemeyin” tavrını teyit etmiş oldu.

SURİYE’NİN DÜŞMANLARI BÖLÜNDÜ

İstediği sonucu çıkaramayan AKP’nin partnerleri Suudi Arabistan ve Katar ise İstanbul’daki yapıdan bağımsız olarak bir fon kurmaya karar verdiler. Körfez ülkeleri aralarında para toplayarak rejim muhaliflerine maddi yardım yapacaklar!

FİYASKO ZİRVE

Sonuç olarak gelişen Rusya – Çin inisiyatifini kırmak üzere planlanan İstanbul toplantısı da, tıpkı önceki Tunus toplantısı gibi fiyaskoyla sonuçlandı.

Uluslararası güç dengeleri değiştikçe, AKP maalesef Türkiye’yi daha da yalnızlaştırmış oluyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Nisan 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ARAP BİRLİĞİ AKP’Yİ DIŞLADI

Bağdat’ta yapılan Arap Birliği Zirvesi, hem Suriye gündemi nedeniyle hem de İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısından hemen önce yapılması nedeniyle olağanüstü öneme sahipti.

Zirve hem Irak’taki saflaşmayı, hem de bölgedeki saflaşmayı ortaya koydu. 20 yıl aradan sonra ilk kez Irak’ta toplanan Arap Birliği Zirvesi’ni bu saflaşmalar bakımından inceleyeceğiz:

ARAP BİRLİĞİ’NİN SURİYE DÖNÜŞÜMÜ

1. Arap Birliği Zirvesi’ni önemli kılan ilk etken, Suriye konusundaki iç değişimiydi. Zira Arap Birliği ilk önce Batı – Türkiye ekseni doğrultusunda bir tutum almıştı.

Ancak Rusya – Çin – İran bloğunun Suriye konusunda yaptığı hamleler de Arap Birliği tutum değişikliğine yöneldi. Arap Birliği, Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin tüm itirazlarına rağmen, Rusya ile kısmi bir ittifak kurarak, Suriye konusunda Annan Planı sürecini başlattı.

Bu arada Kofi Annan’ın AKP tarafından İstanbul’daki Suriye toplantısına davet edildiğini ancak katılmadığını da not düşelim.

Kofi Annan’ın Rusya’ya ve Çin’e gidip Türkiye’ye gelmemesi, Suriye konusundaki genel saflaşmaya da işaret ediyor.  Ancak Türkiye açısından daha vahimi, Kofi Annan’ın, kendisini bizzat telefonla arayarak davet eden Başbakan Erdoğan’ı, BM’de işleri olduğu gerekçesiyle reddetmesiydi…

2. Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’ne Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri alt seviyeden katıldı. 9 ülke devlet başkanı düzeyinde zirvede bulunurken, Suudi Arabistan ve Katar’ın büyükelçi düzeyinde toplantıda yer alması anlamlıydı.

Suudi Arabistan ve Katar’ın AKP’nin bölgedeki en önemli iki müttefiki olduğunu vurgulayalım.

Birlik, Suriye konusundaki tutum farklılığı nedeniyle üçe bölünmüş durumda. Birinci grupta Esad’a dolaylı destek veren ve dış müdahaleye kesinlikle karşı olan ülkeler bulunuyor. İkinci grupta Esad’a karşı olan ama Suriye’ye müdahale edilmemesini isteyen ülkeler var. Üçüncü grupta ise Suriye’ye savaş açılmasını savunan Körfez ülkeleri bulunuyor.

TÜRKİYE BÖLGEDE YALNIZLAŞIYOR

3. Bağdat, Arap Birliği Zirvesi’ne Türkiye’yi davet etmedi.

2007 yılından bu yana Arap Birliği toplantılarına daimi gözlemci olarak katılan Türkiye, Suriye konusundaki tavrı nedeniyle bu yıl ilk kez Zirve’den dışlandı.

Son olarak 2011 yılında Kahire’deki Arap Birliği Zirvesi’ne katılan Türkiye’yi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu temsil etmişti.

Böylece Rusya ile Annan sürecini başlatan Arap Birliği’nin Körfez ülkeleri dışındaki ana bölümü, açıkça AKP’yi dışarıda tutmuş oldu.

SURİYE’YE MÜDAHALEYE SET ÇEKİLDİ

Arap Birliği, Bağdat Zirvesi sonrası yayınladığı 49 maddelik sonuç bildirgesiyle, Suriye’ye dış müdahaleye şu anda set çekti. Birlik, Suriye’ye 6 maddelik Annan Planı’nı kabul etmeyi tavsiye etti.

Nitekim Beşar Esad Zirve’den önce Annan Planı’nı kabul ettiğini açıklamıştı. İstanbul’daki Suriye Ulusal Konseyi adı altında birleştirilmeye çalışılan rejim muhalifleri ise ayak sürüyor… Çünkü planı kabul ederlerse Şam’la oturup müzakere etmek durumunda kalacaklar. Oysa onlara verilen görev ellerinde silahla Şam’a geri adım attırmak için iç karışıklık çıkartmak!

Bağdat’taki Arap Birliği Zirvesi’nden sonra, yarın da İstanbul’daki “Suriye’nin düşmanları” toplantısını inceleyeceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN KOZU: PKK

AKP’nin Tel Aviv – Şam arabuluculuğuna soyunup, önce Tel Aviv’le, sonra da Şam’la karşı karşıya gelmesinin bir dış politika iflası olduğu, kuşkusuz tartışma götürmez…

Sonuçları bakımından, AKP’nin Suriye karşıtlığının da nesnel bir İsrail müttefikliğine dönüştüğü ortada… Şam’ın bu nedenle saldırı Türkiye’den gelse bile neden İsrail’e yanıt vereceği, Rafet Ballı’ya söyledikleri şu veciz ifadede anlamını buluyor: “Düşmanın kuyruğuyla uğraşmaktansa, başını hedef alırız.”

SURİYE’YE MÜDAHALE GEREKÇESİ OLARAK PKK

AKP’nin bu karşıtlık görüntülü müttefiklik ilişkisi, sadece İsrail’le sınırlı değil elbette; PKK’yle ilişkisi açısından da geçerli.

Suriye’ye müdahale konusunda içeride bir türlü meşruiyet bulamayan AKP’nin PKK’ye bir koz olarak sarılması, bu ilişkinin en somut göstergesidir.

AKP kurmayları ve yönlendirdiği kalemşorlar, bir süredir Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın PKK’yi Türkiye’ye karşı kullanmaya başladığını işliyorlar. Bu iddiayı dayandırdıkları kanıt ise PKK’nin askeri liderlerinden Fehman Hüseyin’in Suriye doğumlu olması. Böylesi ciddiyetsiz bir bağ karşısında, insan belirtmeden duramıyor: Murat Karayılan da Türkiye doğumlu!?

KAMIŞLI’DAKİ PKK, AKP’YE YARAR

AKP’nin Esad karşıtlarını bir türlü birleştirememesini bile PKK’ye bağlıyorlar. AKP’nin Barzani üzerinden Erbil’de topladığı Suriye Kürt Konseyi’ni, tüm baskılara rağmen İstanbul’da Suriye Ulusal Konseyi’ne dâhil edememesini de…

Konuyla ilgili daha sağlam dayanak bulmaya soyunan Cengiz Çandar ise Ortadoğu’daki kaynaklarından bazı “gözlemler” aktarmış. Kamışlı, Amude gibi kentlerde PKK’nin fiilen yönetimi devraldığını savunuyor. Çandar’ın amacı belli: Rejim karşıtlarına desteği artırmak için, Esad’ın otoritesini yitirdiğini ve ortada bir Suriye devleti kalmadığına ikna etmeye çalışıyor…

Varsayalım ki öyle… Yani Kamışlı’da Esad değil de PKK hâkim. Türkiye açısından ne ifade eder bu?

Bizce Türkiye’yi yakından ilgilendiren şu gerçeği ifade eder: Tıpkı Irak’ta olduğu gibi merkezi otoritenin zayıflatılmasına yönelik tüm dış müdahaleler, ayrılıkçı Kürt hareketini besler, büyütür.

Irak bu konuda Ankara için hazine öneminde deneyime sahiptir: Barzani ve Talabani ikilisi Bağdat’ı yenerek kuzeyde otonom bir yapı kurmadı. Tersine ABD Bağdat’ı zayıflattıkça, Erbil güçlendi.

TÜRKİYE’NİN MÜTTEFİKİ PKK DEĞİL, ESAD’DIR

Aynı durum Suriye için de geçerli. Şam zayıflarsa, Kamışlı güçlenir ve Irak’tan sonra Suriye’de de otonom bir yapı olanağı doğar.

Ankara Kuzey Irak’tan sonra bir de Kuzey Suriye gibi bir tehditle karşı karşıya kalmamak için, tersine Esad’a omuz vermelidir.

Üstelik Ankara’nın önünde 2004 – Kamışlı deneyimi de vardır. ABD, Irak’tan sonra 2004 yılında Suriye’yi de karıştırmaya çalıştığında, Kamışlı’da Kürt ayaklanması başlatmış ve Amude’ye sıçratmıştı. Washington’un hedefi daha o zaman bile Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaktı. Esad’ın bastırdığı bu ayaklanma, en çok Ankara’ya yaramıştı!

TÜRKİYE VE AKP FARKLI CEPHELERDE

İşte bu nedenle görüntüde nasıl karşıtlıklar olursa olsun, bölgemizdeki saflaşma nesnel olarak şöyledir:

1. Cephe: ABD – İsrail – AKP – PKK – Barzani.

2. Cephe: Rusya – Çin – İran – Irak – Suriye.

Türkiye’nin çıkarları da AKP’nin tersine 2. cephededir!

NOT: Bugün 14.00 – 18.00 saatleri arasında, Ankara Kitap Fuarı’nda okurlarla buluşuyoruz ve kitaplarımızı imzalıyoruz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Nisan 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN SURİYE STRATEJİSİ ÇÖKTÜ

Son 6 aydır, ayda en az bir kez, “birkaç gün içinde Türkiye’nin Suriye’ye müdahale edeceğini” iddia edenlere kaşı, “hayır, kısa vadede Suriye’ye dış müdahale yok” yanıtı veriyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu aracılığıyla Beşar Esad’a 15 gün süre tanıdığı 9 Eylül görüşmesinden beri, böyle sürüyor…

Bu hafta yeniden savaş tamtamları çalınmaya başlandı… Ayağına postal giyen kimi TSK karşıtları, “Suriye’ye ha girdik, ha gireceğiz” demeye başladılar.

Ancak zaman tersine AKP’nin aleyhine işliyor. Mehmet Ali Birand gibi deneyimli gazeteciler gerçeği görmeye başladılar. Birand, Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl dile getirdiği “Esad birkaç aydan fazla dayanamaz” sözlerini anımsattığı dünkü yazısına şu başlığı atmıştı: “Esad’a biçilen süre 2 yıla çıktı.”

AKP’yi sahaya sürmeye çalışan ABD bile “Kasım 2012 başkanlık seçimlerinden önce benden bir şey istemeyin” dedi açıkça. Washington’un zorluklarını belirtmek durumunda kalmasından çıkar sağlamaya çalışan AKP, yeni bir propagandaya soyundu. Başbakan Erdoğan’ın medyadaki sözcüsü Yalçın Akdoğan, Obama – Erdoğan görüşmesinden bir şey çıkmamasını “Türkiye’nin Suriye politikasını ABD dayatması olarak görenlere” yanıt gibi sunmaya çalıştı.

AKP, SURİYE MUHALEFETİNİ BİRLEŞTİREMEDİ

ABD’nin Çin – Rusya – İran bloğu nedeniyle Suriye’ye dış müdahaleyi rafa kaldırdığı süreçte, AKP’ye verilen strateji özetle şöyleydi: AKP, Suriye muhalefetini birleştirecek, muhalefet Batı tarafından silahlandırılacak, ele geçirilen bir merkez üzerinden Esad’ın üzerine yürünecek, iç çatışma dolayısıyla Türkiye’ye kaçan mülteciler gerekçe gösterilerek “tampon bölge” oluşturulacak ve Suriye’ye müdahale edilecek!

AKP’nin, stratejinin daha ilk basamağını çıkamadığı görülüyor. Hafta sonu yapılacak “Suriye’nin düşmanları” toplantısı öncesi muhalefeti birleştirmeye soyunan AKP’nin Pendik toplantıları fiyaskoyla sonuçlandı. Batı’nın muhalefeti silahlandırmak için öncelikle birleşmeyi ve “Suriye Ulusal Konseyi” ile “Hür Suriye Ordusu” bağının kurulmasını şart koşması üzerine harekete geçen AKP yoğun bir çalışma yürüttü. Ancak hem Barzani’nin önderlik ettiği “Suriye Kürt Ulusal Konseyi” hem de “Suriye Ulusal Koordinasyon Kurulu” toplantıdan çekildi. Üstelik “Özgür Suriye Ordusu” da toplantıya katılmadı. Böylece muhalefeti birleştirmekle görevli AKP’nin elinde bir tek İhvan kaldı!

OBAMA – ERDOĞAN BULUŞMASINDAN TELSİZ ÇIKTI

Erdoğan’ın Seul’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde görüştüğü ABD Başkanı Barrack Obama da, muhalefete sadece haberleşme ve koordinasyon kurulması için telsiz verebileceklerini söyledi.

Tampon bölge kurulması için gereken mülteci çoğunluğu da bir türlü sağlanamadı! AKP’nin kurduğu çadır kentler hâlâ boş… Toplam 17 bin Suriyeli Türkiye’de.

Diğer yandan “rejim muhaliflerini Esad ile müzakereye zorlayanAnnan Planı’nın Şam tarafından kabul edilmesi, AKP’yi iyice çıkmaza soktu. Annan Planı’nın Rus – Arap Birliği ve Çin inisiyatifinin yarattığı iklimde oluştuğunu anımsatalım. AKP’nin Annan Planı’nı Kıbrıs’ta desteklemesi, Suriye de ise kösteklemesi bu nedenledir…

Diğer yandan Bağdat’ta toplanacak Arap Birliği Zirvesi’ de AKP’yi telaşlandırıyor. Zira Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi, “Bağdat’tan Esad’a git çağrısının çıkmayacağını” zirve öncesinde ilan etti!

TÜRKİYE YALNIZLAŞIYOR!

Tüm bu gelişmeler, AKP’nin “stratejik derinlik”te çıkmaza girdiğini gösteriyor. İran’ın  “NATO’nun Ortadoğu’daki maşası” olarak nitelediği AKP’nin politikaları, Türkiye’yi hem komşuları İran – Irak – Suriye hattıyla, hem de Rusya ve Çin ile gittikçe daha çok karşı karşıya getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mart 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE KÖPRÜLER NEDEN ATILDI?

Üst yönetimi hariç hemen her AKP’linin mahcubiyet duyduğu en önemli konu, izlenen İran ve Suriye politikasıdır.

Eleştirileri “füze kalkanı aslında İran’ı hedef almıyor” ve “NATO üyesi olduğumuz için mecburuz” savunması ile geçiştirmeye ve inanmadan dile getirdikleri “Beşar Esad da halkını katlediyor” sözleriyle savuşturmaya çalışıyorlar…

Sonra nafile deyip kabulleniyorlar, ama her halükarda “AKP’nin İran ve Suriye politikasının, İsrail’in işine yaradığı” gerçeğine itiraz etmekten geri durmuyorlar.

Çünkü en büyük “gerçekleri”, Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” dediği hayali…

YUMUŞATICI MİSYON

Biz de bıkıp usanmadan, Davos’da “one minute” ile sahnelenen oyunun gerekçesini anlatıyoruz yeniden.

İran’dan rol çalacak, bölge liderliğine oynayacak, Arapları arkasına alacak bir ülkenin önce Filistin davasına sarılması, sonra da İsrail’e kafa tutması gerektiğini belirtiyoruz.

Esad’ın daha iki yıl önce Erdoğan tarafından “kardeş” ilan edilmesinin de oyunun bir parçası olduğunu, Tahran’ın yalnızlaştırılması için müttefiki Şam’ın kucaklanması gerektiğini vurguluyoruz.

AKP’nin Lübnan, Ürdün ve Suriye ile kurduğu “Ortadoğu Birliği”nin İran’a karşı olduğunu anımsatıyoruz.

Sonra Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin, Obama’nın mektubuyla İran’a yakınlaştığını, uranyum takası için anlaşma aradığını belirtiyoruz. İkilinin, ABD adına İran’ı masada tutmaya çalıştığını, misyonlarının Washington’da “yumuşatıcı” ve “kolaylaştırıcı” diye isimlendirildiğini söylüyoruz.

En çok karşı oldukları kişi olan Çevik Bir ile liderlerinin “madalya kardeşi” olduğuna, bir tek ikisinin ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldığına dikkat çekiyoruz.

Suriye sınırındaki mayınların neden İsrail şirketine verilmeye çalışıldığını soruyoruz.

Ve hepsinden önemlisi, siyasi ilişkiler güya kötüyken, nasıl olup da ticari ilişkilerin 2009’dan bu yana katlana katlana büyüdüğünü sorguluyoruz.

Ve tün bunları, 1 Şubat 2009’da “Davos’da drama” dediğimiz günden bu yana ısrarla dile getirdiğimizi belirtiyoruz.

GÖLGE CIA BELGESİNDE ERDOĞAN

Sonra belgeler ortaya çıkıyor: Wikileaks’in yayımladığı ABD kriptoları, CIA’nın bilgi notları… Son olarak da “gölge CIA” denilen Stratfor’un ele geçirilen yazışmaları…

Örneğin Stratfor CEO’su George Friedman’ın imzasını taşıyan bir yazışmada, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in notları yer alıyor. Ve o notlara göre Başbakan Erdoğan Kissinger’la görüşmesinde ona “bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını” söylüyor.

O noktanın, iki nokta üst üste olduğunu, birinin Davos’ta “one minute”, diğerinin de Gazze yolunda Mavi Marmara olduğunu biliyoruz.

Ve iki noktadan çok ünlem geliyor aklımıza, hani Obama’nın Erdoğan’a “sen model ortaksın” dediği ünlem.

ÇAĞRI

Cezayir’deki kara lekeyi 50 yıldır silememişken alnımızdan… Ve Irak’ta, Libya’da yeniden lekelenmişken alnımız, en çok tabandaki AKP’lilere sesleniyoruz şimdi: Alnımıza bir de Suriye ile İran’da leke sürmelerine izin vermeyin diye…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mart 2012

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

BÖLGEDE GÜÇ DENGESİ

ABD ile İsrail’in, İran konusunda farklı düşündüğünü belirtmemizin üzerinden geçen şubir ay zarfında pek çok yeni olguyla karşılaştık.
Washington’un diplomatik uyarılarıları, ABD Genelkurmay BaşkanıMartin Dempsey’inİsrail Genelkurmay Başkanı’nı ikna turları, ABD-İsrail ortak askeri tatbikatınınertelenmesi gibi gelişmeler, Tel Aviv’de de kırılma yarattı.
Bu kırılma Suriye konusunda da su yüzüne çıktı. Ki zaten İran ile Suriye’yi birlikte düşünmek gerekiyor.
ESAD, İSRAİL’İ BÖLDÜ
Haaretzgazetesi, İsrail Dışişleri BakanıAvigdor Liberman’ın, Suriye’ye tutumkonusunda BaşbakanBinyamin Netanyahuile Savunma BakanıEhud Barak’dan farklıdüşündüğünü yazdı.
Liberman’a göre İsrail, Suriye konusunda artık kesin bir tutum belirlemeli. AncakNetanyahuileBarak’a göre İsrail’in bu konuda keskin sözler sarfetmesi, “Suriyeli isyancıların arkasında İsrail var” düşüncesinin oluşmasına neden olacak.
ASIL TEHLİKE HANGİSİ
ABD’nin önemli gazetecilerindenFarid Zakaria, İran tehdidinin mi, yoksa İsrail’in İran’a saldırmasının mı daha tehlikeli olduğunu sorguluyor.
İsrail Savunma BakanıEhud Barak’ın “yakında İran’ın nükleer kapasitesi, İsrail’in önüne geçemeyeceği düzeye erişmiş olacak” sözlerine değinen Zakaria, “dokunulmazlık bölgesi” kavramı üzerinden riskleri karşılaştırıyor.
Zakaria, İsrail’in İran’a saldırmasının, İran’ın nükleer güce kavuşmasından daha tehlikeli olduğunusavunmak için iki örnek veriyor.
Birinci örnek, Almanya’nın yenilmesiyle sonuçlanan birinci dünya savaşı…
Zakaria’ya göre Alman Genelkurmayı, hızla silahlanan Rusya’nın kısa süre içinde Almanya’nın askeri üstünlüğüne son vereceğine inanıyordu. Bu nedenle Almanya, Rusların “dokunulmazlık bölgesine”girmeden engellenmesini sağlamak için harekete geçti ve birinci dünya savaşını başlattı.
Zakaria’nın ikinci örnegi ise ABD’nin Irak’a saldırısı… ABD, nükleer denetçilerin işlerini bitirmelerinibekleyememiş, trenin kaçmaması için hemen harekete geçmiş ama işte dokuz yıl süren bir savaşın içindebulmuştu kendini…
KARŞILIKLI YOK OLMA KORKUSU
“İsrailli yetkililer biz Amerikalılar’ın korkularını anlayamadığımızı, İran’ın onlar için varoluşsal bir tehditolduğunu söylüyorlar” diyenFarid Zakaria, İsraili aslında anladıklarını belirterek, ABD-SSCB mücadelesini anımsatıyor.
Zakaria,ABD’nin 2. Dünya savaşından sonra SSCB’nin nükleer kapasiteye erişecek olmasından paniğekapıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Bugün İsrail’in İran hakkında söylediği her şeyi, biz geçmişte Sovyetleriçin söylüyorduk.”
Zakaria,tıpkı bugün İsrail’in İran’a karşı önleyici saldırılar düzenlemeyi düşündüğü gibi, o gün deABD’nin SSCB’ye önleyici saldırılar yapmayı düşündüğünü belirtiyor ve “karşılıklı yok olma korkusu”nunfelaketi önlediğine dikkat çekiyor.
Foreign Affairsdergisi editörü Gideon Rose’un İsrail’e uyarısı da anlamlı: “Sonunda İsrail de, ABD ve İngiltere’nin altmış yıldan uzun süre önce karşı karşıya kaldığı türden seçeneklerle karşı karşıya.Umarım oda, nükleer çağda mutlak güvenlik diye bir şey olmadığının ve düşmanlarının nükleer programlarını geciktirmek veya önlemek imkansızsa savaştan caymanın, önleyici savaştan daha az felakete yolaçtığının farkına varır.”
İRAN’IN CAYDIRILICIĞI
İsrail karşısında caydırıcı bir konuma ulaşan Tahran’ın izlediği bölgesel politika, Ortadoğu’da sağlam bir İran – Irak – Suriye – Lübnan cephesi oluşturdu.
Batısını bu ittifak cephesiyle güvenceye almaya çalışan Tahran, şimdi de doğusunu tahkim etmeye çalışıyor. İran, Pakistan ve Afganistan’la bölgesel işbirliğini geliştiriyor ve her iki ülkeye de “bölge ülkeleribirbirinin tamamlayıcısı olmalı” mesajı veriyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2012

, , ,

Yorum bırakın

RUSYA SİLAH GÖSTERİYOR

Ekonomik kriz altındaki ABD devlet aygıtının bulduğu çarelerden birinin de Pentagon bütçesindeki kesinti olduğunu daha önce belirtmiştik. Washington, Pentagon’daki kesintinin miktarını, resmi olarak 10 yılda 470 milyar dolar olarak açıkladı. Bir süre sonra bunun yıllık 70 milyar dolardan 700 milyar doları bulacağı belirtildi. Miktar, gün geçtikçe ne kadar artar, şimdilik bilemiyoruz…

Ancak bildiğimiz şu ki, bu kesinti, Pentagon’un zorunlu giderlerinden kesilmeyecek. Yani askerlere maaşları zorunlu olarak ödenecek, ki Amerikalılar para kazanmak için asker oluyorlar; mevcut silahların bakım – tutum masrafları zorunlu olarak karşılanacak, aksi halde savaş kabiliyetleri zayıflayacak vs.

Peki yıllık 70 milyar dolar, nereden kesilecek? Hiç kuşkusuz, yeni yatırımlardan ve yeni silahlardan…

F-35 projesinin hali ortada…  Projenin ilerleyebilmesinin tek şansı, Japonya’nın bir ihtimal, uçak sipariş etmesi…

Burada duralım ve geçenlerde bu köşede tanıttığımız, Zbigniew Brzezinski’nin ABD’ye çareler aradığı yeni kitabı “Stratejik Vizyon”dan bir saptamayı anımsayalım. Brzezinski, bugünkü ABD ile çöküşünden hemen önceki SSCB arasında “alarm verici benzerlikler” olduğunu belirtiyordu: “politikaları ciddi şekilde gözden geçiremeyecek, tıkanmış bir hükümet sistemi, yıpratıcı askeri bütçe ve 10 yıldır devam eden Afganistan’ı fetih teşebbüsünde başarısız olunması”

Belki de ABD, yıllık 70 milyar dolar kesintiyi, bu “alarm verici benzerlik” nedeniyle yaptı?!

RUSYA, 730 MİLYAR DOLAR BÜTÇE AYIRDI

ABD, 10 yılda 470 milar dolar kesintiye giderken, Rusya  ise tam tersine silaha yatırım yapıyor.

Rusya hükümeti, 2020’ye kadar tamamlanması planlanan ordunun modernizasyon programına 22 trilyon ruble (730 milyar dolar) bütçe ayırdı!

Üstelik Rusya Savunma Bakanlığı, çok önemli silah projelerinin dışında nükleer kapasitesini de geliştirme kararı aldı: Rusya Savunma Bakanlığı, 10 adet Borey tipi nükleer denizaltı satın alacağını açıkladı.

Tu-160 Blackjack ve Tu-95 Bear stratejik bombardıman uçaklarının modernizasyonunu başlatan Moskova, stratejik füze gücünü de Yars mobil balistik füze sistemleri ile geliştiriyor.

Rusya’nın silahlanmadaki bir başka yeni başarısı da Kalaşnikofu geliştirmesi… Rusya, dünyada en çok kullanılan tüfek olan kalaşnikofun (AK-47) beşinci neslini (AK-12) üretti. AK-12’nin isabet, menzil, kullanış kolaylığı ve dayanıklılık açısından önceki nesillere göre çok dah üstün olduğu belirtiliyor. Yeni kalaşnikofun en dikkat çeken özelliği ise tek elle de kullanılabiliyor olması…

Rus silahlarından bahsetmişken… Los Angeles polisi başta olmak üzere, ABD eyalet polislerinin Rus silahı kullanmaya başladıklarını da anımsatalım.

MOSKOVA: NATO’YA KARŞI NÜKLEER SİLAH KULLANIRIZ!

Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov, önceki gün yaptığı kapsamlı açıklamasında, çok dikkat çeken bir cümle sarfetti. Makarov, açıkça NATO’ya silah gösterdi: “Bizim tüm NATO’ya karşı kesinlikle bir savaş planımız yok. Ancak Rusya’nın bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdit olması durumunda, nükleer silahlarımızı kullanma hakkına sahibiz ve bunu yapabiliriz.”

“Libya’daki hatamızı Suriye’de tekrarlamayacağız” dedikten sonra Beşar Esad’a destek için Suriye limanına uçak gemisi Kuznetsov’u yollayan Moskova, blöf mü yapıyor dersiniz?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Şubat 2012

, , ,

Yorum bırakın

ANKARA’NIN SURİYE ÇIKMAZI

Başbakan Erdoğan, son grup konuşmasında Suriye için “yeni bir girişim” başlatacaklarını ilan etti. Oysa AKP hükümeti, 9 Eylül’de Beşar Esad’a “15 gün süre” tanımış ve bunun üzerinden tam 180 gün geçmişti!

Bu 180 günde, içinde AKP hükümetinin de yer aldığı Batı ittifakı inisiyatif kaybederken, Rusya ve Çin desteğiyle güçlenen İran – Suriye hattı, cepheyi genişletti.

Peki, Suriye konusundaki “atılgan” tutumunu bu 180 gün içinde yavaş yavaş dizginleyen AKP hükümeti, ne oldu da yeniden öne çıkmaya heveslendi?

Erdoğan’ın “yeni girişim ilanı”ndan hemen önce medyada seferberlik başlatılması anlamlı. Her ne kadar iki gün sonra sayı sessiz sedasız 55’e indirildiyse de, “Esad, Mevlid kandili gecesi 400 kişiyi katletti” diye yalan haber servis edilerek; Hasan Celal Güzel gibi kıdemliler başta olmak üzere, yandaş kalemlere, “Türkiye derhal Suriye’ye müdahale etmelidir” diye yazılar yazdırılması, seferberlik halinin göstergesidir.

Eşzamanlı olarak, ABD’nin Şam Büyükelçiliğini kapatması, İngiltere’nin Büyükelçisini geri çekmesi, medyanın savaş takımının, postallarını giymesine neden oldu.

AKP – İSRAİL SAVAŞ CEPHESİ

Tahran’ın AKP hükümetinin Suriye rolüne ilişkin bir planı aynı süreçte gündeme getirmesi ise Ortadoğu Cephesini’nin Batı ittifakına karşı bir hamlesiydi.

İran Devlet Televizyonu Press TV’nin geçtiği haberi anımsatalım: “ABD ve Batılı güçler tarafından hazırlanan planda, Türkiye bir süre sonra Suriye topraklarına girerek Suriyeli muhalifleri silahlandıracak, İsrail de Suriye silahlı kuvvetlerine ait önemli askeri üsleri uzaktan vurarak Esad’ın devrilmesinde muhaliflere yardımcı olacak”

ABD’NİN YAKIN GÜNDEMİNDE SAVAŞ YOK

Ekonomik krizle boğuşan, gerileyen küresel gücüne stratejik çareler arayan ABD’nin “kısa vadede” Suriye’ye saldırmayacağı ortada. Irak’tan çekilen, Afganistan’dan çekilme takvimini hızlandıran ve yeni stratejisinde Pasifik’e ağırlık vereceğini ilan eden ABD’nin, bu şartlarda, Ortadoğu’da yeniden doğrudan bir cephe açmayacağı görülüyor.

Nitekim, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “Libya örneği Suriye’de tekrarlanmayacak” diyerek, NATO seçeneğini gündeme almayacaklarını belirtmişti. BM Gvenlik Konseyi’ndeki Suriye karar tasarısının Rusya ve Çin tarafından veto edilmesinden sonra Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney’in söyledikleri de durumu gösteriyor: “Biz, Suriye için en iyi çözüm yolunun siyasi çözüm oluğuna inanıyoruz.

“Kısa vadede” gündeme gelemeyecek olan Suriye’ye dış müdahale yerine, rejimi değiştirmek için çeşitli yolların bir süredir zorlandığı ortada…

Koridor adı altında Suriye topraklarında tampon bölge oluşturmak gibi yolların ise şu süreçte gerçekçi olmadığı, tersine, tamponu kendi topraklarımıza kurmak zorunda kaldığımız da ortada…

‘ERDOĞAN’A DOKUNULABİLİR MESAJI’

Peki o zaman Erdoğan’ın yeniden öne atılması ve “yeni bir girişim” başlatacağını ilan etmesi ne anlama geliyor?

Aslında anlam, cümlenin tamamından okunuyor. Erdoğan, “yeni girişimi”, “rejimin değil, Suriye halkının yanında olan ülkelerle başlatacaklarını” söylüyor. Bu ülkelerin hangileri olduğundan çok, hangileri olmadığına işaret eden bu yaklaşımın, Batı ittifakı adına, Rusya’nın girişime karşı olduğu ortada…

Rusya’nın Çin’le birlikte BM Güvenlik Konseyi’nde Batı’nın müdahalesine barikat oluşturması, ardından Moskova’nın inisiyatif alıp, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u Şam’a göndermesi ve sürece ağırlık koyması, ABD tarafından engellenmek ya da en azından dengelenmek isteniyor.

ABD’nin “zoru görüp, süreçten sessizce sıyrılmaya çalışan” Erdoğan’ı yeniden zorlayıp, oyuna sürdüğü değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında Erdoğan’ın karşısında konumlanan bazı cemaat kalemlerinin, tıpkı eski Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ’un tutuklanmasında olduğu gibi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da şüpheli olarak sorgulanacağı haberini, “Erdoğan’a dokunulabilir mesajı” olarak okumaları anlamlı!

Bu süreçte basına servis edilen, “MİT, TSK ve Dışişleri analistleri, Batı tarafından silahlandırılan muhalif Suriyelilerin, Esad’a karşı kısa sürede büyük zaferler elde etmesini öngörmüyor” şeklindeki haberleri de, Ankara’nın bu süreçten sıyrılmaya çalışması olarak okumak gerekiyor herhalde.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Şubat 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın