Posts Tagged Beşar Esad

ESAD KALIYOR, DAVUTOĞLU GİDİYOR

Gazetelerin Ankara temsilcilerine iftar veren Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarını okumuşsunuzdur. İftarı kendini savunmaya vesile yaptığı anlaşılıyor. Normal, zira CHP’li Gürsel Tekin’in de dikkat çektiği gibi Ankara’da “Davutoğlu’nun gidici olduğu” konuşuluyor… (Milliyet, 31 Temmuz 2012)

Bu durum Davutoğlu’nun ruh halini oldukça bozmuş. Yoksa Davutoğlu, “nasılsınız?” diyen Abdülkadir Selvi’ye “Halep gibiyim”, “her taraftan bombardıman altındayım” der mi? (Yeni Şafak, 31 Temmuz 2012)

Davutoğlu bombardımandan kurtulabilmek için, o çok övündüğü dış politikayı bile kendi eseri saymamaya başladı: “Davutoğlu, bugün yürütülen dış politikanın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bakanların, AK Parti’nin emeği olan, sadece kendisiyle özdeşleştirilmemesi gereken bir politika olduğunu söyledi.” (Hürriyet, 29 Temmuz 2012)

Davutoğlu geniş bir yelpaze çizmiş, biz netleştirelim. Mevcut dış politika her ne kadar Orman Bakanlığı imalatı gibi duruyorsa da aslında sahibi Washington’dur! Bu gerçek, Davutoğlu’nu parlatmaya soyunan İsmail Küçükkaya’nın satırlarına bile mecburen giriyor: “Davutoğlu tek başına bir Türkiye politikası tesis etmiyor. ABD ile çok yakın bir müttefiklik ilişkisi içinde bölge stratejileri uyguluyor.” (Akşam, 23 Temmuz 2012)

AKP’NİN YERİ, ABD’NİN KUCAĞIDIR

Orman Bakanlığı benzetmemizden kimse alınmasın, biz sadece “zorba” görüntüler nedeniyle böyle bir benzetme yaptık. Yoksa uygulanan dış politikanın bu ülkenin her hangi bir kurumuna ait olmadığı ortada…

O kadar ortada ki, Ahmet Davutoğlu bile mevcut dış politikayı savunmaya çalışırken, Türkiye’nin çıkarını son sıraya atıyor!

“Bizim için önemli olan şu; öncelikle insanlığın vicdanından kopmayacaksınız. İkincisi bölgedeki dinamikler itibariyle tarihin akışına uygun, doğru tarafta yer alıyor muyuz? Üçüncüsü de Türkiye’nin çıkarları.” (Fikret Bila, Milliyet, 31 Temmuz 2012)

Davutoğlu’nun sözlerindeki “vicdan”, “tarihin akışı”, “doğru taraf” gibi yaldızları kazırsanız, geriye şu gerçek kalır: AKP’nin yeri, ABD’nin kucağıdır!

DAVUTOĞLU’NDAN ÖZERKLİĞE EVET

Bu öyle bir ilişkidir ki, Davutoğlu, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin bir özerklikle sonuçlanmasına bile itiraz etmeyeceklerini söylüyor: “İdari yapıya gelince, aylardır süren müzakereler bunun için. Ama de facto bir emri vaki yapılırsa bizim tarafımızdan da Suriye’nin diğer unsurları tarafından da kabul edilemez. Otururlar kendi geleceklerini tayin ederler. Biz de ona çıkıp ‘bu bizim kırmızı çizgimizdir’ demeyiz.” (Fikret Bila, Milliyet, 31 Temmuz 2012)

DAVUTOĞLU ARTIK TARİH VEREMİYOR!

Davutoğlu gerçekten de “Halep” gibi… Bu bombardıman hali, Esad’a gidiş tarihi biçmeye meraklı Davutoğlu’nu hizaya getirmiş.

Olaylar başladığında Esad’a 15 gün süre tanıyan, olmayınca “gelecek ay mutlaka düşer” diyen, ardından “2011’in sonunu bulmaz” diyen, peşinden” 2012’in ilk çeyreğinde rejim yıkılır” diyen Davutoğlu son olarak Şamil Tayyar’ın “Esad, 2013’ü görür mü?” sorusuna “bu yıl içinde yıkılır” yanıtı veriyor. (Star, 30 Temmuz 2012)

Ancak Tayyar’la konuşmasından sonra bir şeyler değişmiş olmalı ki, Davutoğlu iftarda “Esad rejiminin ömrünü” soran gazetecilere şu yanıtı veriyor: “Hiçbir zaman karmaşık süreçlerle ilgili tarih vermem.” (Milliyet, 31 Temmuz 2012)

O zaman bir soru da bizden: “Esad mı, yoksa BOP Eşbaşkanlığı mı yıkılır?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ağustos 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

SINIR KAPILARI NEDEN KAPATILDI?

Türkiye dün sabah itibariyle Suriye sınır kapılarını kapattı. Hem Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı, hem de Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kararın gerekçesini “can güvenliğinin olmaması” diye açıkladı.

Hayret! Daha birkaç günce önce Esad karşıtları sınır kapılarını ele geçiriyor diye sevinmemişler miydi? AKP yandaşı görüntülü medya bu haberleri verirken, AKP “stratejistleri” görüntüler eşliğinde “Esad düşüyor” sevinci sergilememişler miydi? “Halkına zulmeden Esad, sınırlarda kontrolü kaybetti” diye eğlenmemişler miydi?

O zaman bu “can güvenliği endişesi” nereden çıktı? Tamam, Türk TIR’ları yakılmıştı ama nasılsa ellerindeki basınla bunu kamuoyundan gizlemişlerdi. Tamam, başkaları haber yaptığında da, nasılsa “yakanlar bizimkiler değil, çapulcular” diyebilmişlerdi.

Ancak gerçek, asla yalanla yok edilemez!

HATAY OPERASYON ÜSSÜ OLDU

Gerçekten de “Türkiye-Suriye” sınırı artık güvenli değildir. 1939’de yurt topraklarına dâhil edilen Hatay, 2012 yılında Amerika’ya operasyon üssü haline getirildi! Bu köşede daha önce dikkat çektik, yineleyelim: Türkiye’nin Suriye’de tampon bölge oluşturması konuşuluyordu, artık tampon bölge Türkiye’de, Hatay’da kuruldu!

Öyle ki, Ahmet Davutoğlu’nun koordine ettiği Suriye muhalefeti de, artık Hatay’da, kendilerine tahsis edilen kamplarda ayaklanıyor!

Sınır teftiş eden Amerikalı senatörleri, Suriyeli teröristlerle toplantılar yapan özel harekâtçı ABD generalleri daha önce bu köşede konu ettik. ABD gazeteleri ise son bir haftadır, Hatay’da kaç CIA ajanının bulunduğuna dair haber yarışına başladı.

Kısacası Hatay, artık ABD’nin Suriye konusundaki “operasyon merkezi” olmuştur. İncirlik de “planlama ve koordinasyon merkezi” zaten!

KAPILAR TÜRKİYE’YE KAPANDI

Dolayısıyla Suriye sınır kapılarını Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı ya da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kapatmadı elbette. Kararın sahibi ABD’dir, ABD’nin Adana Konsolosluğu’dur!

Bölgeye birkaç haftadır istihbaratçı yığan ve 18 Temmuz’da Suriye’nin Ulusal Güvenlik Konseyi’ni bir bombalı saldırıyla hedef alan ABD, şimdi neden sınır kapılarını kapattı?

Sorumuzu daha da somutlaştıralım. Kapılar kime kapandı? Yani Suriye’den mülteci gelirse Türkiye’ye alınmayacak mı? Elbette alınacak! O zaman kapılar kime kapandı?

ABD, sınır kapılarını açık ki Türkiye’ye, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kapattı! Ama Suriye’ye müdahale etmesin diye değil elbette, sınırdaki geçişi denetleyemesin diye… Zira ABD TSK’nin Suriye’ye girmesi için zaten yoğun çaba sarf ediyor.

Neden sınır denetimi istemiyor peki? Çünkü ABD’nin Suriyeli teröristler üzerinden önce sınır kapılarını ele geçirmesi, şimdi de kapıları kapatması, “silah sevkiyatını” kolaylaştırmak içindir!

Son iki haftadır ajanslara düşen ama gazetelere pek yansımayan “Jandarma sınırda 16 av tüfeği yakaladı”, “çuvalda 300 fişek ele geçirildi” türünden haberler, aslında sınırda bu anlamda ciddi bir mücadelenin yaşandığına işaret ediyor.

ABD’NİN NAFİLE HAMLESİ

Peki, Suriye cephesindeki Asya-Atlantik savaşında durum ne?

ABD, 16 aydır ilerleyemediği ve özellikle son altı ayda inisiyatifi tamamen Rusya’ya kaptırdığı Suriye konusunda, tüm ağırlığıyla yeni bir hamle deniyor. Bölgedeki tüm araçlarını seferber ederek Suriye’ye yüklenen ABD, 18 Temmuz’dan bu yana bir ölçüde inisiyatifi ele geçirmiş görünüyor.

Ancak bu durum nihai değildir, geçicidir!

Zira Suriye cephesi, ABD atağına rağmen hâlâ güçlüdür ve kazanacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA MÜDAHALEYE Mİ HAZIRLANIYOR?

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Cinton’un, “Suriye Rusya’dan helikopter aldı” demesi, bildiğiniz gibi koca bir yalan çıktı. Clinton’un “Rus gemileriyle geldi” dediği helikopterler zaten Suriye’nindi ve birkaç ay önce bakım için Rusya’ya gönderilmişti.

ABD’nin rejim muhaliflerini silahlandırdığı, Suudi Arabistan ve Katar’a büyük hacimli silah sattığı bir durumda, Rusya’nın da Suriye’ye silah satabilmesi, kuşkusuz normaldir ve hakkıdır!

Ancak Washington’un olmayan bir helikopter satışı yalanına sarılması ABD Dışişleri Bakanları’nın dünyaya yalan söylemesinin olağanlaşmasının ötesinde, çaresizliğin işaretidir. Çünkü Clinton’un yalanı operasyoneldi, Rusya’nın Suriye ve Ortadoğu hamlelerine yanıt arayışıydı.

DIŞPOLİTİK YALANLAR

Eş zamanlı bir diğer operasyonel gelişme de Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un Moskova’nın Esad’dan uzaklaşmaya başladığı ve Rusya’yla artık Esad sonrası dönemi konuştuklarını söylemesiydi. Fabius, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından anında yalanlandı.

Clinton ve Fabius’un yalanlar üzerine dış politika inşa etmeye çalışmaları, dış politikada yeni bir tarz mı acaba? Bu tarzın bir diğer versiyonu da dayanaksız iddialarda bulunmak mı?

Çünkü geçen aylarda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ikide bir Rusya ve Çin’in, Suriye konusunda kendileri gibi düşündüğünü iddia ediyordu!

PUTİN’İN HAZIRLIK EMRİ

ORSAM’ın Avrasya danışmanı Doç. Dr. İlyas Kamalov Moskova’dan sıcak ve önemli bir bilgi veriyor: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Silahlı Kuvvetleri’ne Rus askeri birliklerinin Rusya dışında görevlendirilmesi ile ilgili hazırlıkların yapılması emrini verdi. Nezavisimaya Gazeta’da yayımlan bir habere göre, Rus birliklerinin görev yapacağı ülkelerden biri de Suriye olup, planın ayrıntıları hem Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü hem de Şanghay İşbirliği Örgütü ile görüşülmektedir.”

Kamalov, Rusya’nın Pskov şehrinde bulunan 76. Kara Kuvvetleri Saldırı Birlikleri’nin eğitimlerine dikkat çekiyor. Zira bu birlikler, Kosova, Çeçenistan ve Rusya – Gürcistan savaşları sırasında görev almıştı.

Kamalov’a göre üç senaryo var: 1. Bu birlikler Suriye’de istikrarın sağlanması için kullanılacak. 2. Moskova bu birlikleri Batı’nın müdahalesi karşısında devreye sokacak. 3. Rusya, ön müdahalede bulunacak.

Öte yandan Rusya, Fransız Le Figaro’ya göre Suriye’nin kuzeyinde Kesap bölgesinde bir radar üssü kurdu. Gazeteye göre Moskova bu üsten ABD ve NATO üsleri ile Türk sınırları içindeki Suriye karşıtı faaliyetleri izleyecek.

İNİSİYATİF RUSYA’DA

Bu üçü ya da başka senaryolar… Neticede hepsi senaryo ancak ortada tek bir gerçek var. Suriye konusunda inisiyatif Rusya’dadır ve ABD Moskova’nın hamlelerine yanıt aramaktadır!

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un aynı gün ortaya çıkacak dayanaksız yalanlara sarılması, Moskova’nın inisiyatifi karşısında yapılan çaresiz savunma hamleleridir.

Suriye konusunda “bataklığa girme görevi” verilen AKP, Rusya’nın ve bölgenin artan inisiyatifini göz önünde bulundurmalıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP’NİN GÖREVİ: BATAKLIĞA GİRMEK

Ankara’nın Ankara’dan yönetilmediğini ortaya koyan olgulardan birini de ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton sergiledi: “Suriye Halep çevresinde yığınak yapıyor, bu Türkiye’nin kırmızıçizgisidir.” (14 Haziran tarihli gazeteler)

Böylece Clinton, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve güvenliğini(!) saptamada, AKP, TSK, MGK gibi yapılara gerek kalmadığını göstermiş oldu!

Hillary Clinton’un Türkiye için saptadığı kırmızıçizginin, Türkiye’nin çıkarının tam karşısında bir ABD çıkarı olduğu gerçeği ise durumu Ankara açısından daha da vahim hale getirmektedir.

‘ABD BATAKLIĞA GİRMESİN’

Hillary Clinton bu açıklamayı, kuşkusuz ABD’nin siyasi, ekonomik ve askeri durumunu göz önünde bulundurarak Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirlediği ve Ortadoğu’daki kimi işlerini Türkiye’ye havale ettiği koşullarda yapmaktadır.

Ünlü NeoCon Daniel Pipes’ın bile ABD’ye “Suriye bataklığına girme” dediği bir süreçteyiz. Pipes, National Review’daki “Suriye bataklığından uzak durun” başlıklı makalesinde, ABD’ye “Suriye’ye Türkler ve Araplar müdahale etsin, siz bu bataklığa girmeyin” diyor. (National Review, Stay Out of the Syrian Morass, 13 June 2012)

Pipes “Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi Sünni hükümetler, Alevilere karşı Sünnilerin lehine müdahaleyi seçerlerse, bu onların hakkıdır ama Batılı devletlerin bu savaşla hiçbir ilgileri yok.” diyor.

CIA’nın önceki Ortadoğu Bölge Şefi Robert Bear de, ABD’ye benzer mesajı veriyordu. Bear, “Yeni Süper Güç – İran” isimli kitabında “Ön Asya ile Ortadoğu’da niye Amerikalılar ölsün ki! Müslümanları Şii – Sünni diye ayrıştıralım ve bırakalım onlar birbirini öldürsün.” diyordu.

Bear’ın Ortadoğu stratejisi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en ufak bir işaret dahi yokken, neden “Suriye’de Alevi Sünni çatışmasından endişe ettiğini” de açıklıyor aslında… Bunun bir endişe mi, yoksa temenni mi olduğu, AKP’nin Suriye karşıtlığından anlaşılmaktadır!

EZEN – EZİLEN SAFLAŞMASI

ABD’nin bölgede “Sünni – Şii eksenli bir saflaşma” üzerinden politika yapması ile AKP yandaşı basının Sünni – Şii eksenli bir ayrım ve savaştan bahsetmesi, kuşkusuz uyumludur, ancak gerçek değildir!

Zira saflaşma şöyledir: Bir tarafta ABD, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar; diğer tarafta ise Çin, Rusya, İran, Irak ve Suriye var.

İçinde ABD ve İsrail ile Çin ve Rusya’nın olduğu bir saflaşma haliyle Şii – Sünni eksenli değildir, fakat Doğu – Batı eksenlidir, Kuzey – Güney eksenlidir, ezen – ezilen millet eksenlidir!

Şiilik ve Sünnilik ise bir CIA taktiğidir! Bölgedeki saflaşmanın kaynağı değil, fakat aracıdır! Bölge ülkelerini karşı karşıya getirmenin yoludur.

AKP, SURİYE CEPHESİNDE ÇÖZÜLÜYOR!

Batı’da “Suriye bataklığına ABD değil, Türkiye girsin” denildiği günlerde, MİT’in Suriye’ye silah sevkiyatı yaptığı şeklindeki haberlerin sıklaşması, AKP’ye verilen bataklığa girme rolüyle ilgilidir!

AKP hükümeti, deliğe süpürülmekle bataklığa girmek seçenekleri arasında sıkışmıştır. Kuşkusuz bataklığa girmenin de girmemenin de deliğe süpürülmeyle sonuçlanacağını bilmektedirler. Kendilerinin çaresizliği, destekçilerinin ise “AKP çözülüyor” demesi bundandır!

Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi’nin yaptığı araştırmaya göre, Beşar Esad’a karşı doğrudan askeri müdahalede bulunulmasını isteyenlerin oranı Türkiye’de sadece yüzde 11’dir! (Bunun bile fazla olduğu yorumları var.)

Bu sonuç, AKP’nin yalnızca deliğe süpürülmekle bataklığa girmek arasında değil, ABD ile Türk milleti arasında da sıkıştığını göstermektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Haziran 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ULUDERE İSTİHBARATINI KÜRTAJCI DOKTORLAR VERDİ

Başbakan Erdoğan’ın “her kürtaj bir Uludere’dir” sözleri büyük ilgi çekti. Başbakan Erdoğan’ın sezaryene karşı çıkmasını yerinde buluyoruz ancak kürtaj ile Uludere arasında bağ kurmasını, en iyimser ifadeyle, İdris Naim Şahin’e verilmiş, “her alanda en iyi benim” mesajı olarak anlıyoruz!

Yalnız mesele kürtaj ile Uludere bağı kurularak kapanmayacak gibi anlaşılıyor. Zira Uludere’yi Suriye’ye, kürtajı da Ergenekon’a bağlamaları yakındır!

KÜRT SORUNU BİTMİŞ!

Erdoğan’ın o konuşması, haliyle bu tarihe geçecek saptaması üzerinden konuşuldu hep. Ancak o konuşmada bizi daha çok ilgilendiren, Erdoğan’ın “Kürt sorunu bitmiştir” demesiydi.

Oysa PKK’nin saldırılarını, üstelik yeni bir tarzla tırmandırması, Erdoğan’ın iddiasıyla çelişiyor. Ya da Hakan Fidan’ın Oslo müzakerelerinde belirttiği üzere, Erdoğan ile Öcalan yüzde 95 mutabıktır ve Başbakan buna dayanaraktan kesin konuşmaktadır.

CIA – MOSSAD TARZI

PKK’nin Kayseri Pınarbaşı Emniyet Müdürlüğü’nde patlattığı bomba, kuşkusuz yeni bir saldırı tarzına işaret ediyor. Nitekim Mehmet Faraç 10 gün önce uyarmış ve bu yeniliğe dikkat çekmişti.

PKK’nin Muş – Varto’da bir astsubayı sırtından vurması, Hakkâri’de işçi öldürmesi bu tarz değişikliğinin başka işaretleridir. Öte yandan PKK, devlet görevlilerini hatta AKP’li yöneticileri de kaçırmaktadır.

Öncelikle saptayalım: Bu tip eylemler, CIA – MOSSAD tarzıdır!

Ve hem PKK’yi kimin kontrol ettiğini ortaya koymaktadır hem de bu eylemlerle asıl neyin amaçlandığını…

MÜZAKEREDE EL GÜÇLENDİRME HAMLESİ

PKK’nin bu yeni tarzı ile saldırılarını yükseltmesi zamanlaması bakımından önemlidir ve öncelikle “acaba PKK hükümeti yeniden masaya mı oturtmaya çalışıyor?” diye düşündürtmektedir.

Ancak birincisi Başbakan Erdoğan’ın son dönemde sık sık “terörle mücadele, siyasetle müzakere” mesajı vermesi, ikincisi bir AKP’li milletvekili üzerinden “PKK’ye genel af meselesinin” gündeme getirilerek kamuoyu tepkisinin ölçülmesi ve üçüncüsü de hükümete yakın kimi kalemlerin iki aydır PKK’yle müzakerenin yeniden başladığını belirtmeleri, bu saldırılara başka bir anlam yüklüyor.

Açık ki, PKK müzakere masasında elini bu saldırılarla güçlü tutmaya çalışıyor! Yeni Anayasa’da, Yeni Türkiye’de yer istiyor.

ABD BU İŞİN NERESİNDE?

Ancak hükümet PKK saldırılarını başka türlü görmek istiyor, daha doğrusu başka türlü yorumlanmasını istiyor. Örneğin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Kayseri’deki bombalı saldırıyı düzenleyen teröristlerin Suriye’den giriş yaptığını, sınır ötesi bağlantıları tespit ettiklerini açıkladı.

Sanki PKK bugüne kadar Kayseri’de ikamet ediyordu da, sınır dışından giriş yapması o yüzden şaşırttı! Şahin’in açıklamalarının “canlı bombalar Suriye’den” başlığıyla verilmesi, zaten asıl niyeti ortaya koyuyor.

PKK Kandil’de, Kandil Kuzey Irak’ta, Kuzey Irak Barzani kontrolünde, Barzani Ankara’da, Gül ve Erdoğan’ın kanatları altında, Ankara Washington kontrolünde… Ama Suriye’ye saldırmak isteyenler, PKK’yi Beşar Esad’ın yönettiğinde ısrarlı!

O nedenle elbette “her kürtaj bir Uludere’dir!”

Ki zaten Uludere istihbaratını da kürtajcı doktorlar vermiştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mayıs 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AMERİKANCILIĞIN DÜŞÜRDÜĞÜ HALLER

Nasrettin Hoca’nın kazanının doğurması gibi, dün de bu köşede benim yazım iki haber doğurdu. Daha doğrusu yazım uçtu, yerine iki ayrı haber ve de sanki ben yazmışım gibi girdi.

Kim bilir, belki de Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk kibarca uyarmıştır beni, “çok yorum seninki, bize haber lazım” diye…

Şaka bir yana, nasıl kaynaklandığını tahmin bile edemediğim bir hata sonucunda, iki ayrı haber, bu köşede sanki benim yazımmış gibi çıktı dün. Hem siz okurlarımızdan hem de o haberlerin sahibi muhabir arkadaşlarımızdan özür dileriz…

Dün ne mi yazmıştık? Anlatalım:

CEMAATİN AHLAKI

Türk basınının durumunu ortaya koyan üç örneği inceleyeceğiz bugün. Üç gazetecinin, gündemdeki üç konuyu nasıl ele aldığına bakacağız. En kıdemlileriyle başlayalım, Nazlı Ilıcak’la…

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, 18 Mayıs günlü “Cemaat – Fenerbahçe” başlıklı yazısında Cemaat yayın organlarının Fenerbahçe’yi hedef alan yazılarının avukatlığına soyunmuş. Ilıcak’a göre cemaat medyası, sadece “Fenerbahçe – Aziz Yıldırım” davasının üzerine değil, Ergenekon, Balyoz ve Odatv davalarının üzerine de aynı anlayışla gidiyormuş.

Neymiş o anlayış? Cemaat yayınları, “ahlaki nedenlerle, daha temiz, daha demokratik bir toplum olalım” diye üzerine gidiyormuş bu davaların… Bu da “Cemaat, Fenerbahçe’yi ele geçirmeye çalışıyor” görüntüsü yaratıyormuş…

Ahlaki nedenlerle bu davaların üzerine giden Cemaatin, haliyle örneğin Deniz Feneri’ni perdelerken de bir ahlaki gerekçesi vardır!

ULUDERE’DE ABD’Yİ AKLAMA YARIŞI

4,5 aydır, Uludere istihbaratının kaynağının ABD olduğunu yazıyoruz. Bu gerçek, WSJ’nin haberiyle Atlantik’ten de doğrulanmış oldu.

Türk basını ise buradan “ABD istihbaratıyla memleket savunulmaz” sonucu çıkaracağına, ABD’yi aklama yarışına soyundu. Yok, İsrail Türkiye’ye silahlı predatör satışını engellemek için bu yayına başvurmuş, yok Murdoch Amerikan hükümetini zorda bırakmak için yapmış vs.

Hem madem İsrail bu yollarla terörle mücadele etmemizi engellemeye çalışıyor, o zaman siz de “İran’ı hedef alan, İsrail’e kalkan olan” radara karşı çıkın! Tabii mesele başka…

Elbette WSJ’nin bu gerçeği 4,5 ay sonra ifşa etmesinin bir takım hesapları vardır. O hesabı da saptayalım, üzerine gidelim. Ama önce bu gerçeği ülkemizin yararına değerlendirelim!

Ama bizimkiler ABD’yi aklama yarışına girdiler. Hatta bazıları, örneğin Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi 19 Mayıs günlü yazısında, “Predatöre istihbaratı biz verdik” bile diyebildi. Neymiş? ABD TSK’ye değil, TSK ABD’ye istihbarat vermiş? Niyeyse…

Selvi ve benzerlerinin tutumu elbette anlaşılır ama Genelkurmay Başkanlığı’nın tutumunu anlamak mümkün değil! İlk istihbaratın ABD tarafından verildiğinin ortaya çıkması en azından şu sonucu doğurur: “Türk Ordusu, ABD istihbaratının yanlışlığı nedeniyle kendi yurttaşını bombaladı.

Oysa Org. Necdet Özel’in tutumu şu anlama geliyor: “Hayır ABD bizi yanıltmadı, biz kendi vatandaşımızı kendi istihbaratımızla bombaladık!”

‘İSRAİL – İRAN İTTİFAKI, ESAD’I SAVUNUYOR’

Star yazarı Nasuhi Güngör, 18 Mayıs tarihli yazısında, PKK’nin Dörtyol’da 3 askerimizi şehit etmesini şu üç gelişmeyle birlikte değerlendirmek gerektiğini yazdı: “1. Türkiye, KKTC’de sınır ihlali yaptığı öğrenilen İsrail’den konuyla ilgili izah istedi. 2. Esad, ‘Suriye’de kargaşa çıkaranlar, kendi ülkelerinde de benzer durumlara hazırlansın’ dedi. 3. Barzani Ankara’da ve Bağdat bundan rahatsız.”

Güngör’ün üç fotoğrafı doğal olarak şöyle bir cephe çiziyor: ABD, Türkiye, Barzanistan ve Suriyeli muhalifler bir tarafta… İsrail, Suriye, PKK, Irak ve doğal olarak İran diğer tarafta…

ABD ve AKP’nin Suriye karşıtı politikalarına kamuoyu yaratabilmek için “İsrail Esad’ın düşmesini istemiyor” yalanına başvurmalarını hadi anladık ama şu çizilen tabloyu yutturmaya kalkmaları bize pes dedirtti!

Meğer savaşın eşiğinde dedikleri İsrail ile İran omuz omuza Esad’ı savunuyormuş!

ANTİ-EMPERYALİSTLİĞİN ÖNEMİ

Bu üç örnek bize aslında şu büyük gerçeği gösteriyor: Sadece bölgedeki gelişmeleri doğru analiz edebilmek için değil, bazen iki kere ikinin dört ettiğini bilmek için bile önce anti-emperyalist olmak gerekiyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KOSOVA’DA GERİLLA EĞİTİMİ

AKP hükümetinin Suriye muhalefetine verdiği açık destek, kuşkusuz Carl Colby’nin “CIA operasyonları Türkiye’den yönetilecek” saptamasını anlamlı kılıyor.

ABD – Kosova – AKP ilişkisi ise Colby’nin açıklamalarına yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’daki ABD kampında eğitime başladığı anlaşılıyor.

ESAD KARŞITLARI KOSOVA KAMPINDA

Avrupa Ajansı’na göre Özgür Suriye Ordusu yetkilileri Kosova’ya geldi bile. Bu yetkililerden Ammar Abdülhamit Kosova’da Avrupa Ajansı’na hedeflerini açıkladı: “Biz buraya, bu yolda büyük bir deneyimi olan Kosova Özgürlük Ordusu’ndan öğrenmeye geldik. Özellikle onların küçük ve dağınık grupları nasıl bir araya getirdiklerini öğrenmek istiyoruz.”

Özgür Suriye Ordusu, ABD’nin 2000 yılında Kosova – Arnavutluk sınırında kurduğu askeri kampta eğitilecek. Anlaşma ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle 26 Nisan’da yaptığı görüşmede hayata geçti.

Ancak Kosova resmi olarak bu gelişmeyi yalanlıyor.

RUSYA ÇİFTE TEPKİLİ

Rusya, Suriyeli muhalefetin Kosova’da eğitilmesine beklenildiği gibi tepki gösterdi. Meselenin Suriye ayağı bir yana, Rusya’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığa soyunan Kosova’yı tanımaması, gelişmeyi Moskova açısından daha da önemli kılıyor.

Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin, Kosova’nın atacağı bu adımın BM – Arap Birliği özel temsilcisi Kofi Annan’nın ateşkes planına zarar vereceğini belirtti. Çurkin, Kosova’nın isyancıların uluslararası eğitim merkezi haline gelmesinin, Balkanlar’daki istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.

Rusya Kosova’da barış gücü bulunduran AB ve BM’ye çağrı yaparak Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’da eğitilmesinin engellenmesini istedi.

AKP’NİN ROLÜ

Peki, Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin gelişmelerde bir rolü var mı?

Kosova’yı “Avrupa – Atlantik yönelimine” teşvik eden ve bu nedenle Kosova Bağımsızlık Madalyası’yla ödüllendirilen Erdoğan’ın, acaba “Kosova’da gerilla eğitimi” girişiminde bir rolü var mı?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Rus Rossiya 24 televizyonuna verdiği röportajda AKP’ye önemli mesajlar verdi: “Silahların çoğu Lübnan ve Türkiye’den geliyordu. Ama bu ülke yönetimlerinin kaçak silah sevkiyatına yardımcı oldukları hususunda elimizde kanıt yok.

Esad, bu siyasi anlamlar yüklü mesajına ek olarak, AKP’nin muhalefete doğrudan destek verdiğini de belirtti: “Bazı Türk siyasi yetkililer ve kurumlar bu faaliyetle meşgul oluyor. Başkalarına gelince ise onların muhalefete yardım ettikleri hususunda kanıtımız yok. Ama hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, onlar bu faaliyetlere göz de yumabilir. Kaçakçılık faaliyetleri de dâhil.

Esad ellerinde Suriye ordusuna karşı savaşırken yakalanan yabancı ülke vatandaşları olduğunu, dünya kamuoyu ile bunları paylaşacaklarını da vurguladı.

ESAD KARŞITLIĞI TÜRKİYE’Yİ YALNIZLAŞTIRIYOR

Umarız Suriye muhalefetini Kosova’da eğitme işi salt bir ABD projesidir!

Aksi halde AKP’nin Esad karşıtı tutumu Ankara’yı sadece bölgede değil, uluslararası sahnede de zor duruma sokacaktır.

Çünkü Esad’ın da altını çizdiği gibi, Rusya ve Çin Esad’a değil, bölgenin istikrarına destek veriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DEKİ BOMBALAR KİMİN?

Suriye’nin başkenti Şam’da geçen hafta gerçekleşen ve 55 kişinin öldüğü, 372 kişinin yaralandığı intihar saldırısını El Nusra Cephesi üstlendi. Cephe internetten yayımladığı videoda, eylemi Beşar Esad rejimine karşı gerçekleştirdiklerini ilan etti.

Batılı istihbarat yetkililerinin uluslararası ajanslara yansıyan değerlendirmelerine göre, El Nusra Cephesi, El Kaide’nin Irak’ta faaliyet gösteren bir koluna bağlı.

26 YABANCI UYRUKLU TERÖRİST LİSTESİ

Saldırının adresi de zamanlaması da oldukça önemli… Çünkü saldırı, Suriye rejiminin askeri istihbarat servislerinden birinin de yer aldığı Kazaz semtinde meydana geldi.

Zamanlamanın önemi ise şu haberden anlaşılıyor: Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşşar Caferi, Şam yönetiminin tespit ettiği 26 yabancı uyruklu teröristin listesini BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’a sundu. Bu isimlerin faaliyetlerinin de belgelendiği dosyada, çoğunun El Kaide bağlantılı olduğu belirtiliyor. Listede Fransa, İngiltere ve Belçika vatandaşları da bulunuyor.

Nitekim Reuters’in Şam’daki saldırıdan bir gün sonra Halep’ten geçtiği şu haber, ülke çapında kapsamlı bir saldırı hedeflendiği ortaya koyuyor. Reuters’e göre Suriye İstihbarat servisleri, Halep’te 1,2 ton patlayıcı taşıyan araçtaki teröristi etkisiz hale getirdi.

PANETTA 24 SAATTE FİKİR DEĞİŞTİRDİ

Şam’daki saldırının adresini ve zamanlamasını ilginç kılanlardan biri de ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’ydı. Panetta aynı konuda 24 saat içinde iki farklı açıklama yaptı.

Panetta önce Şam saldırısının El Kaide’nin işi olduğunu açıkladı. ABD basınında bu ilk demeç şöyle yer aldı: “Panetta, ABD istihbaratının, ‘Suriye’de El Kaide’nin varlığına’ işaret ettiğini, öte yandan örgütün etkinliğinin boyutunun belirsiz olduğunu ifade ederek, El Kaide’nin burada ne tür bir etki ortaya koymaya çalıştığını öğrenebilmek için her şeyi yapmayı sürdürmeleri gerektiğini kaydetti.”

Ancak Panetta ertesi gün basının karşısına geçti ve “Suriye’deki bombalı saldırıların arkasında kimin olduğuyla ilgili bir bilgimiz yok” dedi.

Panetta’nın kendisini yalanladığı bu basın toplantısında hem Annan Planı’nın işlemediğini savunması hem de Esad’a bir kez daha iktidardan ayrılma çağırısı yapması anlamlıydı.

Panetta’nın 24 saat içinde bu kadar çelişkili iki açıklama yapmasını, bilgi eksikliğiyle açıklayabilir miyiz?

KİMİN EL KAİDE’Sİ?

Suriye Ulusal Konseyi de Panetta’yla birlikte Şam’ı hedef alan açıklamalara yöneldi. Suriye Ulusal Konseyi’nin yürütme heyetinden Samir Neşar, “Rejim bunun arkasında” derken, patlamanın hedefinin BM gözlemcilerine bir uyarı göndermek olduğunu bile iddia edebildi. Suriye Ulusal Konseyi’ne göre rejim bu saldırıyı, uluslararası kamuoyuna “teröristin başını eziyoruz” mesajı vermek için yaptı!

Bu akıldışı iddia, Panetta’nın çelişkili açıklamaları, Suriye’nin BM’ye teslim ettiği yabancı uyruklu terörist listesi…

Aslında her şey ortada değil mi? Bu saldırı Esad’a mı, yoksa Suriye’ye müdahale edebilmek için zemin arayanlara mı yarar?

Bitirirken geride kalan 10 yılın şu acı gerçeğini anımsatalım: Ortadoğu’da herkesin bir El Kaidesi var!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN SURİYE’DE B PLANI YOK

Foreign Policy dergisi ABD’nin Türkiye ve Körfez ülkelerinin baskısı sonucunda Esad rejimine karşı diplomatik yolları terk etmeyi düşündüğünü yazdı. Dergideki bu makale Türk basınında “Türkiye ısrar etti, ABD düğmeye bastı” başlığıyla özet yer aldı. (Josh Rogin, Obama Administration searches for a ‘Plan B’ in Syria, Foreign Policy, 18 Nisan 2012)

Ancak Foreign Policy’nin bu değerlendirmesi, gerçek durumdan ziyade niyeti ve yönelimi ifade ediyor sadece. Nitekim Josh Rogin imzalı makalede Türk basınının görmek istemediği başka değerlendirmeler de var:

BİR SONRAKİ ADIM NE?

Hillary Clinton’un “Suriye’de yeni seçenekleri tartışıyoruz” sözlerinden sonra Foreign Policy’ye konuşan bir ABD yetkilisi şu itirafı yapıyor: “Müttefiklerimiz bize gelip ‘Suriye’deki bir sonraki adımımızı’ soruyorlar. Bir fikrimiz olmadığını kabul etmek zorunda kalıyoruz.

Nitekim Foreign Policy de, bu ilginç makaleye şu başlığı atmış: “Obama yönetimi Suriye için bir B planı arıyor.

Ulusal Güvenlik Konseyi yöneticisi Steve Simon, Clinton’un yardımcısı Jeff Feltman, özel danışman Fred Hof ve büyükelçi Robert Ford’dan oluşan ve Derek Chollet gibi bir strateji uzmanının da dâhil edildiği “Suriye politikaları takımı” şimdi harıl harıl ABD’ye Suriye’de bir B planı arıyor!

SINIRDAN SİLAH AKIŞINA İZİN VEREN TÜRK KİM?

Kuşkusuz bir “B planı” arayışına katkı sunan isimlerin başında da senatörler John McCain ve Joe Lieberman geliyor.

İki senatör geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelmiş ve başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere bazı yetkililerle görüşmüştü. İkili daha sonra Hatay’a gitmiş, sınırı teftiş etmiş(!) ve Türkiye’deki Suriyeli teröristlerle içeriği açıklanmayan görüşmeler yapmışlardı.

Foreign Policy’ye konuşan McCain ve Lieberman önemli açıklamalar yapıyorlar: “Türk yetkililer, McCain ve Lieberman’a silahların sınırların ötesine akışına izin vermeye gönüllü olduklarını ve Suriye muhalefetine yardım için diğer daha saldırgan adımları tartışacaklarını belirttiler. Ancak yolu Washington çizmez ise bunu yapmayacaklarını söylediler.”

Acaba ABD’li senatörlere “sınırdan silah akışına izin vereceğini” söyleyen Türk yetkili kim?

ABD HAREKETE GEÇMEYEN AKP’DEN UTANIYOR!

ABD’li senatör McCain’in açıklamaları önemli: “Türkler ABD liderliği istiyorlar ve Amerikan liderliğinin olmadığını biliyorlar. Türkler, eğer bu sığınmacı akını devam ederse, uluslararası yardıma ihtiyaç duyabileceklerini söylüyorlar. Konuştuğumuz her yetkili, Amerikan liderliği istiyor. Bir an önce harekete geçmiyor oluşları, sadece utandırıcı!”

Yani ABD’nin hem Suriye için bir B planı yok, hem de Türkiye’nin bir an önce harekete geçmesini istiyor!

Acaba ABD’li senatörler “AKP’nin harekete geçmemesini utandırıcı bulduklarını” Cumhurbaşkanı Gül’e de söylediler mi?

ABD’NİN SURİYE’DEKİ ASIL ÇEKİNCESİ

ABD’li bir yetkili “Beyaz Saray’ın Suriye çatışmasına, örneğin rejim muhaliflerini doğrudan silahlandırarak, çok yoğun dâhil olmak istemediklerini” belirtiyor.

ABD’li yetkiliye göre Beyaz Saray’ın çekincesi şu: “Çünkü bu ABD’yi onların başarısının tuzağına/kancasına götürecek ve muhtemelen çatışma sürüncemede kaldıkça artan derecede vaat gerektirecek.”

ABD’li yetkiliye göre ülkesinin bu yarı gönüllü tutumu, Türklerin kafasını karıştırıyor!

Kuşkusuz, ABD’nin bu gerekçesi asıl çekinceyi perdelemek için. Gerçek şu ki, ABD’nin Çin – Rusya – İran bloğuna karşı Suriye’de yapabileceği çok şey yok!

Not: İzmirli kitapseverlerle bugün de buluşuyoruz. Kitap Fuarı’nda, Kaynak Yayınları standında olacağız, bekleriz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Nisan 2012


, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BÖLGEDE MEZHEPÇİLİĞİ KİM YAPIYOR?

Ülkesinde hakkında tutuklanma kararı bulunan ancak AKP hükümeti tarafından İstanbul’da misafir edilen Tarık El Haşimi, Başbakan Erdoğan‘la yaptığı “sır görüşme”den sonra Tahran – Bağdat – Şam karşıtı demeçler vermeye başladı.

 

AKP hükümetinin İstanbul-Başakşehir’de konut tahsis ettiği ve güvenliğini sağladığı Haşimi, öncelikle Hürriyet ve Milliyet’e yönlendirildi. Her iki gazeteye de AKP’nin Ortadoğu planlarına uygun röportajlar veren Haşimi, Esad‘dan sonra Maliki‘yi de “diktatör” ilan etti.

HAŞİMİ: İRAN MEZHEP SAVAŞI KÖRÜKLÜYOR

Maliki‘nin açıklamalarında dikkatimizi çeken konulardan biri, onun ErdoğanDavutoğlu ikilisinin Sünni blok planlarına uygun olarak İran’ı mezhepçilik yapmakla suçlamasıydı.

Kaçak Haşimi şöyle diyor: “Maalesef İran, mezhep savaşını körüklüyor. Daha önceleri kimse kimsenin meshebini sormazdı. Şimdi herhangi bir bakanlığa iş başvurusunda bulunduğunuzda daha resepsiyondayken bile ‘ne mezhepsin?’ diye oruyorlar. İnanılmaz bir ayrımcılık var. Bir mezhebe karşı ayrımcılık ve marjinalleştirme. İran’ın bu bölgesel politikasının karşısında durmak lazım.”

Kuşkusuz bu sözlerin yalan olduğuna en vakıf insan, bu sözlerin sahibidir. Çünkü Haşimi, Irak’ın Cumhurbaşkanı yardımcısıydı.

ABD BÖLDÜ, MALİKİ BİRLEŞTİRİYOR

Haşimi‘nin neden bu yalana başvurduğuna geleceğiz, ancak öncelikle gerçeği saptayalım.

Doğrudur, bugün Irak’ta insanlara mezhepleri soruluyor; Iraklıların dinsel ve etnik aidiyetleri sorgulanıyor… Ancak bunun sorumlusu İran değil, ABD’dir!

Irak’ı 1991’deki ilk saldırısında Araplar ve Kürtler diye ikiye bölen, Arapları da 2003’teki saldırısında Şii ve Sünni diye ikiye bölen ABD’dir. Bu süreçte ABD başkanlarından başlayarak, ABD’nin Irak’taki valilerine kadar pek kişi, Irak’ın güneyde Şii Araplar, ortada Sünni Araplar ve kuzeyde Kürtler arasında pay edildiğini açıkça dile getirmiştir. Basra merkezli Şii Irak, Bağdat merkezli Sünni Irak ve Erbil merkezli Kürdistan haritaları, ABD’nin resmi kurumlarının internet sitelerinde yer almaktadır.

Haşimi‘nin Erdoğan – Davutoğlu ikilisiyle birlikte hedef aldığı Maliki ise tersine ABD’nin üçe böldüğü Irak’ı yeniden birleştirmeye çalışmaktadır! İran’ın güdümünde denilen Maliki‘ye düşmanlıkları bundandır!

TÜRKİYE’DE DE AYRIMCILIĞIN ADRESİ ABD’DİR!

Benzer durum Türkiye içinde de geçerli değil mi? Bugün herkesin birbirinin etnik aidiyetini merak eder hale gelmesi, neyle başlamıştır? AKP’nin, daha doğrusu ABD’nin “Kürt Açılımı” ile!

Yeni Anayasa’larından neden Türk kelimesini çıkarmaya çalışmaktadırlar? Neden Başbakan Erdoğan, her fırsatta muhataplarını “Alevililik” üzerinden vurmaya çalışmaktadır? Neden bu ülkenin başbakanı her fırsatta Alevi – Sünni vurgusu yapmaktadır? Bunu kendisinden İran mı istemektedir? Elbette hayır!

Türkiye’nin de Türk – Kürt şeklinde etnik temelde ve Alevi – Sünni şeklinde dinsel temelde ayrıştırılması, bir ABD projesidir!

SÜNİ – Şİİ DEĞİL, AMERİKANCI – BÖLGECİ SAFLAŞMASI

Gelelim Haşimi‘nin neden bu yalana başvurduğuna…

Burada da başvuracağımız kaynak, ABD’nin BOP eşbaşkanlığıdır. Suriye’de fol yok, yumurta yokken Erdoğan‘ın “Alevi – Sünni çatışmasından endişe ettiğini” açıklaması, bir işarettir!

Bölgede oluşan Tahran – Bağdat – Şam eksenine karşı ABD adına mücadele etmenin yolu, karşısına bir başka eksen koyabilmekten geçer. O eksenin “Sünni eksen” olması, ABD ve taşeronlarına göre cepheyi büyütecektir. Düşman eksenin Şii ekseni olduğunu iddia ederek, Sünni ekseni büyüteceklerini hesaplamaktadırlar. Erdoğan‘ın Suudi Kralı ve Katar Şeyhi ile birlikte Suriye’ye demokrasi götürmeye soyunması bu görev nedeniyledir. Sünni bir eksen kurarak, Mısır’ı, Ürdün’ü saflarına katmayı, İran’ı yalnızlaştırmayı hesap etmektedirler. Daha doğrusu ABD bu hesabı yapmaktadır.

BÖLÜCÜLER, BİRLEŞTİRENLERE KARŞI

Maliki‘nin kabinesi Şii’lerden ibaret değildir; Esad yönetimi de iddia edildiği gibi tamamen Nusayri değildir, tersine Sünni çoğunlukludur!

Dolayısıyla bölgede mezhepçilik yapan İran değil, ABD’dir; Ahmedinejad ya da Esad değil, Tayyip Erdoğan’dır; Maliki değil Haşimi ve Barzani’dir!

Ahmedinejad – Maliki – Esad bir cephede, Erdoğan – Haşimi – Barzani ise diğer cephededir!

Erdoğan, tüm güney komşularının bölücüleriyle ittifak halindedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Nisan 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın