Posts Tagged Erdoğan
ERDOĞAN GAZZE’YE GİDEMESİN DİYE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/09/2013
Tayyip Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye İstanbul’a 2020 olimpiyatını vermediler.
Yazıyı burada kesip, başka sayfaya atlayabilirsiniz. Hakkınızdır, zira tez komplo ötesi… Ama biraz sabır gösterip beklerseniz, hem kaynağının hükümet olduğunu görerek teze ciddiyet yükleyeceksiniz, hem de komplo teorileri dünyasında keyifli bir yolculuk yapacaksınız.
ANTİ-OLİMPİK ZİHNİYET
Önceki gece Arjantin’de yapılan seçimlerde, Olimpiyat Komitesi 2020 için İstanbul’u değil, Tokyo’yu seçti. Tabii bu sonuç Olimpiyatı alma başarısıyla üzerindeki karabulutları dağıtmak isteyen hükümeti oldukça kötü etkiledi.
Spor Bakanı Suat Kılıç’ın “kına stokları tükendi” açıklamasından tutun da AKP’li Şamil Tayyar’a ve Melih Gökçek’e varıncaya kadar hemen hepsi, açtı ağzını, yumdu gözünü… AKP, olimpiyatların Tokyo’ya verilmesine sportmence yaklaşmadığı gibi, hükümetinin spor politikalarını eleştirenleri de “vatan hainliğiyle” suçladı.
Hadi Tayyar ve Gökçek neyse de Spor Bakanı Suat Kılıç’ın bulunduğu makam nedeniyle spora yakışır davranması gerekirdi ama olmadı, olamadı… Belki bir gün Olimpiyatın İstanbul’a değil, bu zihniyete verilmediğini anlayarak dersler çıkarırlar.
KOMPLO DÖNGÜSÜNDE AKIL KAYBETMEK
Ertesi gün Yeni Şafak başta olmak üzere AK medya, hükümet kanadından yapılan açıklamaları esas alan haberler yayımladılar. Ana fikir şuydu: Olimpiyat Komitesi İstanbul’u seçmemişti çünkü Gezi Lobisi bunu engellemişti. Ciddi ciddi böyle söylediler, böyle yazdılar.
Haziran Halk Hareketinin, yani Gezi eylemlerinin sırf AKP’ye olimpiyat verilmesin diye yapıldığını söyleyecek kadar mantıktan uzaklaşabilmek, kuşkusuz bizim değil fakat tıbbın ilgi alanındadır.
O gece AKP’liler bu mantıksızlığa düşünce, mantıksızlığı başka mantıksızlıklar izledi. Şöyle sıralayabiliriz: Olimpiyat kararının arkasında Gezi Lobisi var, Gezi Lobisi’nin arkasında Faiz Lobisi var, Faiz Lobisi’nin arkasında Yahudi Lobisi var… Brezilya eylemleri Gezi’ye destek için yapıldı… Mısır’da Mursi Erdoğan’ı Ortadoğu’da etkisizleştirmek için devrildi… Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye önce Gezi eylemleri yapıldı, ardından da Mursi devrildi…
Haliyle bu saçmalıklardan şu sonuç çıkıyordu artık: Tayyip Erdoğan Gazze’ye gidemesin diye, İstanbul’a olimpiyat verilmedi!
OLİMPİYAT ASLINDA NEDEN VERİLMEDİ
İşin kara mizah konusu olan bu yanlarını bir kenara bırakarak neden olimpiyatların İstanbul’a verilmediği üzerinde durabiliriz. Bizce esas gerekçelerin bazıları şunlardı:
1. Tokyo’yu nükleer sızıntı nedeniyle şanssız görenler, kendi sınırlarının kimyasallı terör sızıntısı altında bulunduğunu hiç hesaplamadılar!
2. Bir gün önce St. Petersburg’da G-20 ülkelerini Suriye’ye savaşa çağıran Erdoğan’ın, ertesi gün Arjantin’de barış konuşması yapması ciddiyetsiz görüldü.
3. Türkiye’nin sıfır sorundan sırf soruna dönüşen dış politikası o kadar olumsuz bir etki yarattı ki, maalesef 7 yıl sonra yapılacak olimpiyat için bile yüksek risk taşıyor.
4. Başbakanın talimatıyla ikide bir en merkezi yerindeki parkı Vali tarafından halka kapatılan bir kent, haliyle olimpiyat ruhuna uygun yönetilmiyordu.
5. AKP döneminde sporumuz, maalesef kirlendi. Hükümetin spora da hükmetmek istemesi, federasyonları ele geçirme çabaları, kulüplerle didişmesi ortaya yıllarca temizlenmeyecek bir kirli tablo yarattı.
6. AKP ve Cemaatin Fenerbahçe’ye ve Aziz Yıldırım’a açtığı savaşla ortaya çıkan sonuçlar şu algıyı doğurdu: Türk futbolu şikecidir. Kulüp başkanından kalecisine kadar futbol kulüpleri şikeye bulaşmıştır. UEFA’nın takımlarımızı men etmesi, spor dünyasında ülkemize kirli bir kimlik kazandırmıştır.
7. Sporcularımız doping kullanma rekorları kırıyor. Hemen her branşta yeni bir doping skandalıyla ve sporcularımızın aldığı müsabakalardan men cezalarıyla sarsılıyoruz. Sporu bu kadar dopinglenmiş bir ülkenin asıl olimpiyat alması, şaşırtıcı olurdu!
8. Cenk Akyol gibi sporcuların muhalif kimliği nedeniyle milli takımdan men edilmesi, iktidarın spora ne kadar hükmettiğini gösterdi ve sporun geleceği açısından tepki topladı.
Sonuç olarak bu nedenler, İstanbul’a 2020 olimpiyatlarını getirmedi ancak bir şey öğretti. AKP ile uluslararası alanda başarı elde etmek mümkün değil! Zira hükümet hem ülkeyi kötü yöneterek başarısızlıklara zemin yaratıyor hem de uluslararası toplum nezdinde ülkemizin yerini gittikçe düşürüyor.
Daha vahimi AKP spor, kültür, sanat gibi alanlara başka bir gözlükle bakıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Eylül 2013
ERDOĞAN’IN SAVAŞ İHTİYACI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/08/2013
AK Medya’ya bakılırsa Pentagon Suriye’yi her an vuracak. Gerçi bu beklentileri 2,5 yıldır gerçekleşmedi, ancak bu kez kesin diye umuyorlar…
Çünkü ABD’nin Suriye’yi vurmasına en çok bizim yandaş yorumcuların ihtiyacı var. 2,5 yıldır “ABD ha vurdu ha vuracak” dediler, “Esad ha düştü, ha düşecek” dediler… Aynı lafları aynı adamlar saat 20.00’de NTV’de, 22.00’de CNNTürk’te, 24.00’te Haber Türk’te söylediler…
Dünyanın en çok yanılan yorumcuları oldular… Ama en ufak bir yüz kızarması yaşamadan aynı yalanı 2,5 yıl boyunca sürdürdüler!
O nedenle Pentagon’a en çok onlar ihtiyaç duyuyor; bir parça AK’lanmak için!
ABD, SURİYE’YE SALDIRMAK İSTEMİYOR
Ancak ABD’nin Suriye’yi vur(a)mayacağını ısrarla belirtiyoruz. Washington’un 2010 tarihli savunma stratejisi ortada: Pentagon için öncelik artık Pasifik! Ortadoğu’daki işlerin taşeronu ise AKP Hükümeti olarak belirlendi.
Yani esası “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e bağlamak” olan Suriye sorunu, Erdoğan’a verilen bir görevdi!
Ancak Erdoğan o görevi yerine getiremedi: Ne Esad yönetimi terörist saldırılara pabuç bıraktı ne de AKP Hükümeti, içerideki muhalefeti aşarak açık askeri saldırıya yönelebildi.
Bakın Reuters’in geçtiği “Hatay’dan Suriye’ye 400 ton silah sevkiyatı” haberi bile ABD’nin Suriye’ye saldırmayacağının göstergesidir.
ABD bu haberle Erdoğan’a hem “iç kamuoyunun gazını almak için bile olsa çizgiyi aşan konuşmalar yapma” diye uyarıyor hem de Suriye sorununun sahibinin BOP Eş Başkanlığı olduğunun altını çiziyor!
Ankara ve Tel Aviv’de ise Washington’u göstermelik de olsa kısa bir hava harekâtına razı etme senaryoları konuşuluyor. Fransa’nın Libya’daki gibi öne çıkması ve ABD’nin mecburen destek vermesi türünden bir girişimin şansı hesaplanıyor.
TARİHİ AYIBA TÜRK MİLLETİ İZİN VERMEZ!
Başbakan Erdoğan için günü kurtaracak en önemli seçenek, ABD’nin kısa da olsa bir hava harekâtı yapması ve Türkiye için Suriye’ye saldıracak bir uluslararası meşruiyet yaratılması…
Zira hem sonbahar için hem de açık işaretleri ortaya çıkan ekonomik krizi ötelemek için AKP’nin herkesten çok savaşa ihtiyacı var!
Ancak Erdoğan ne içeride ne de dışarıda, bu savaşa bir meşruiyet yaratamayacak! Zira haksız savaşları, bin yalanla bile kabul ettiremezsiniz.
O nedenle savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, yine altını ısrarla çizerek belirtelim: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneğinde Müslüman komşulara karşı savaşmak yoktur! Turgut Özal’ın Irak’a süremediği Mehmetçik’i, Erdoğan da Suriye’ye süremeyecektir!
Elli tane Ergenekon operasyonu yapsanız, Necdet Özel’i klonlayıp tüm orduların, kolorduların, tümenlerin başına koysanız bile Türk Ordusu’nu komşusuna saldırtamayacaksınız!
Zira bu tarihi ayıba her şeyden önce Türk milleti izin vermeyecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ağustos 2013
ISSIZ ADAM: ERDOĞAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/08/2013
Başbakan Erdoğan’ın siyasi danışmanı İbrahim Kalın’ın ortaya attığı “değerli yalnızlık” kavramı pek tutuldu. Başarısızlığı ahlak, vicdan gibi kavramlarla perdelemeye çalışan AK medya, hızla “değerli yalnızlığa” sarıldı.
Oysa “değerli yalnızlık” kavramı hem doğru bir çeviri değildi, hem de AKP’nin durumunu açıklamıyordu. Zira kavram, 19. Yüzyılın sonlarındaki İngiliz dış politikasına verilen isimdi ve Londra bu dönemde ittifaklardan kaçınmış, sömürgelerine odaklanarak ekonomisini daha da büyütmeye çalışmıştı.
Türkiye’nin ne odaklanacağı bir sömürgesi var, ne de ittifaka gerek duymayacağı bir coğrafyası!
Gerçeklik böyle olunca, haliyle İngilizlerin “değerli yalnızlığı”, AKP’nin “ıssız adamlığı” şeklini alıveriyor! Üstelik filmin kahramanı Alper’in karizmasının, Erdoğan’da kalmadığı türden bir ıssız adamlık…
DEĞERLİ YALNIZLIK, SIFIR SONUÇTUR
Alper’in “ıssız adamlığı” tek gecelik ilişkilerle dolu çok kadınlı bir yaşamdı ama neticede “bir artı bir” Alper’de “eşittir sıfır” oldu! Sahte ilişkilere boğulmuş Alper, gerçek bir ilişkiyi sürdüremedi. Sonuçta yalnız kaldı!
AKP’nin durumu da Alper’inki gibi… Atlantik’in Osmanlı coğrafyasına yönelik hedeflerinde enstrüman olan AKP, sahte ilişkilere soyundu:
İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk, ABD ile İran arasında “kolaylaştırıcılık”, MOSSAD ile Müslüman Kardeşler arasında mesaj taşımacılık, Öcalan ile Kandil arasında postacılık…
Irak, Suriye ve Lübnan’la gerçek hedefi maskeleyen türden birlik arayışı…
Irak’ta Maliki’ye karşı darbecilik, yine Irak’ta Barzani’yi himaye ederek bölücülük…
Suriye’ye terör ihracı, Esad’a karşı örtülü operasyonlar, Bosna’dan, Çeçenistan’dan, Pakistan’dan Suriye sınırına El Kaide transferleri…
Lübnan’da Hizbullah’ı izole etme çabaları…
Mısır’da Müslüman Kardeşleri Tahrir’in iradesine karşı kışkırtma girişimleri…
Diplomasi bilimiyle somutlarsak: İsrail’de, Suriye’de, Irak’ta büyükelçimiz yok. Mısır’da ise Müslüman Kardeşler kuryeliği ile açıkça suçlanan bir büyükelçimiz, o da şimdilik var!
Özetlersek: Tüm komşulara “sıfır sorun” denilerek sahte el uzatıldı… Elin sahteliği ortaya çıktıkça da, “sıfır sorun” önce “sıfır komşu” sonra da “sıfır sonuç” oldu!
Yani AKP’nin bugün yaslandığı “değerli yalnızlık” aslında kocaman bir “sıfır sonuçtur!”
CUMHURİYET’İN YENİDEN DEVRİM İHTİYACI
Öte yanda “değerli yalnızlık”, durdurulamayan bir kartopu olmaktır. Sonuçları görürsünüz ama yuvarlanmaya başlayan kartopunu durduramazsınız.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun şu cümleleri, hızla yuvarlandıklarını gösteriyor: “Türkiye dünya ile ilişkilerde 10 yıl öncesi duruma dönerse, yani küresel ufuk açısından sınırlarına çekilirse varlığını koruyamaz.” (Ahmet Taşgetiren, Bugün, 25 Ağustos 2013)
Yani Davutoğlu hâlâ sınırları kaldırmak, Kürtlerle büyümek, Osmanlı sınırlarına yayılmak, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak peşinde… (Kuşkusuz bu ihtirasın dayanağı, BOP Eşbaşkanlığı görevidir.)
Türkiye’yi dış politikada yamaçtan aşağı yuvarlayan Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, bir yandan da içeride yıkımı ilerletiyor. Davutoğlu tam yıkım niyetlerini de açıkça söylüyor: “İç yapımızda restorasyon ihtiyacı var. Bu sistem restorasyonu, bir anlamda ‘Cumhuriyet’in Tanzimat’ı’ gibi bir mahiyet arz ediyor.” (Ahmet Taşgetiren, Bugün, 25 Ağustos 2013)
Gerçi 2007’de Cumhuriyet’i yıkmışlardı… Şimdi restorasyon diyerek, Tanzimat diyerek toplum içindeki izlerini de kazımak istiyorlar.
Ancak belirtelim: AKP kazıyamadan, halk sonbaharda Cumhuriyet’in ‘yeniden devrim’ ihtiyacını karşılamaya başlayacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Ağustos 2013
TRABZON’DA İLERİ DEMOKRASİ YOK MU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/08/2013
Başbakan Erdoğan Trabzon havalimanında bağırıyor: “Trabzon’a Gezi gelebildi mi? Giresun’a Ordu’ya gelebildi mi, Samsun’a gelebildi mi, Rize’ye gelebildi mi?” Ardından “Neden?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Çünkü aklıselimin yolu tektir.” (Hürriyet, 24 Ağustos 2013)
Sanırsın Karadeniz Sahil Yolu’nu tarif ediyor. Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun hattında aklıselim var, memleketin geri kalan yüzde 90’ında aklıselim yok!
Kuşkusuz normal bir ülkede, normal bir başbakanın etmeyeceği laflar bunlar; bir tek sonbahar sendromuyla açıklayabiliyorum.
DAVUTOĞLU: GEZİ İLERİ DEMOKRASİ İŞİ
Başbakan Erdoğan Gezi’den sakınmak için kendisine Doğu Karadeniz’i “kurtarılmış bölge” ilan ederken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Gezi’nin içeriğini boşaltmayı ve hatta onu rejimlerinin bir parçası gibi sunmaya çalışıyor.
En iyisi mi gelin o cümlenin tamamını birlikte okuyalım: “Türkiye’de de, demokratik bir ülke olduğu için gösteriler yapılması normaldir. Türkiye’de insanlar bir çevre meselesini protesto ettiler, protestoların ana sebebi bir kentleşme projesiydi. Mısır’da olduğu gibi adil ve özgür seçimler talebiyle ya da birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi işsizliği protesto etmek için yapılmadı. Çevre konusunun gündeme gelmesi, ileri demokrasi işidir.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neymiş, Gezi bir ileri demokrasi işiymiş! Sıfır sorunun nasıl sıfır komşuya dönüşebildiğini anlayamayanlar belki bu slalom halinden anlarlar artık!
Milletin gözü önünde, BBC’nin Newsnight programında, “ileri demokrasi rejimine karşı yapılmış eylemleri, ileri demokrasi işi” sayan Davutoğlu, kim bilir görevi gereği görüştüğü mevkidaşlarına neler söylüyordur!
GEZİ, HAZİRAN’DA TRABZONDA’YDI
Normal bir hükümette, Başbakan’ın “Gezi girmeyen yerleri aklıselim” ilan ettiği sırada, Dışişleri Bakanı’nın “Gezi’yi ileri demokrasi işi” sayması, bir kriz nedenidir. Zıtlık, ikisinden birini utandıracak boyuttadır. Ancak bizimkiler profesyoneldir ve işe duygu karıştırmazlar!
Ve yine normal şartlarda, iktidardaki partisinin il başkanı çıkar ve “Gezi ileri demokrasi işiyse, Trabzon’da ileri demokrasi yok mu yani” diye sorar!
Ama anormallikler diz boyu olunca, sorular anlamsız kalır. Zira tezler en başından yanlıştır. Çünkü Başbakan’ın söylediğinin aksine Gezi Trabzon’a gitmiştir. Trabzon da memleketimizin her ili gibi, Haziran’da bir başka olmuş, güzelleşmiştir!
Tıpkı sonbaharda da olacağı gibi…
‘10 YIL DEĞİL, SON 3 YIL BAŞARILI’
Erdoğan, Davutoğlu’nun kendisini yalanlarcasına “Gezi ileri demokrasi işidir” demesine kızmayacaktır, nasılsa Davutoğlu BBC’ye İngilizce konuşmuştur ve Erdoğan İngilizce’yi “diklenecek” kadar bilmektedir!
Ancak danışmanları gıcıklık yapar da konuşma metnini Türkçe’ye çevirip önüne getirirse, durum değişebilir. Zira Davutoğlu’nun şu lafları tansiyon fırlatacak cinstendir: “Türkiye’nin son üç yılı büyük bir başarı hikâyesidir. Üç sebeple. Demokratik reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politika.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neden Erdoğan’ın iş başında olduğu 11 yıl değil de, son üç yıl? Yoksa Davutoğlu başarı ölçütünü kendi bakanlık tarihiyle mi başlatıyor?
Bakın bu sorular, etrafı Yiğit Bulut türünden danışmanlarla çevrili Erdoğan’a içten içe sordurulacaktır. Çünkü inişe geçen kuvvetlerde komplo daha iyi zemin bulur.
Sonbahar daha ne sancılara gebe…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ağustos 2013
ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/08/2013
Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia eden Başbakan Erdoğan, haliyle pek ciddiye alınmadı.
Dün AKP’nin elindeki belgelerden birini sorgulamıştık; hani Yeni Şafak’ın manşet yaptığı, MOSSAD şefinin “darbeden” üç gün önce Mısır İstihbarat şefiyle görüşmesini kanıt gösteren haberi…
Erdoğan’ın elindeki bir diğer “belge” de “entelektüel Yahudi” dediği Bernard Henry Levy’nin 2011 yılında yaptığı bir konuşma ve orada söylediği şu sözler: “Mısır’da ordu, Müslüman Kardeşler’in iktidar olmasına izin vermez.”
Kuşkusuz Erdoğan hangi kahveye girse, en az üç masadan duyacağı bir yorum bu!
Dolayısıyla artık soru şudur: Peki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bu kadar dayanaksız bir iddiayı nasıl dile getirir?
LEVY DÜN İYİYDİ, BUGÜN KÖTÜ!
Yanıtı arayalım ama bugün kötü adam ilan edilen Bernard Henry Levy’nin Bosna’dan Suriye’ye kadar hemen her konuda, hep Erdoğanların müttefiki olduğunu da anımsatalım:
Örneğin Levy, “ve Batı Bosna’da öldü” dediğinde gönüllerinde taht kurmuştu…
Örneğin Levy, Erdoğan’ın da yer aldığı Libya saldırısına açık destek ilan ettiğinde, muteberdi…
Örneğin Levy, “Suriye operasyonu Libya’dan daha iyi olacak; çünkü Türkiye var” dediğinde, akil adamdı… (El Arabia, 26 Temmuz 2012)
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SARILDI?
Peki, Erdoğan neden Levy’yi harcadı? Ya da şöyle soralım: Erdoğan neden bu kadar dayanaksız bir iddiaya sarılmak zorunda kaldı? Kuşkusuz çaresizlikten, seçeneksizlikten…
Erdoğan ve kurmaylarını çaresizlik içinde bu iddiaya sarılmaya iten nedenler ise şunlardır:
1. Mısır’da İhvan rejiminin yıkılması ve Muhammed Mursi’nin devrilmesi, Arap ülkelerinde Erdoğan’ın istediği tepkiyi görmedi. Tersine, Mısır Ordusu’nun hamlesini açıkça destekleyen Suudi Arabistan’ın etkisi hâkim oldu.
Arapların birleşeceği yegâne konu ise İsrail’dir. İşte Erdoğan, Mısır’daki gelişmelerin sorumlusunu İsrail ilan ederek bu ittifakı sağlamaya çalışıyor.
2. Erdoğan’ın en önemli siyasi yatırımlarından biri de Hamas’dı. Erdoğan Hamas liderlerinden Halid Meşal’i, büyük tepkilere rağmen Türkiye’ye davet etmiş ve görüşmüştü.
Ancak Hamas da Mısır konusunda Erdoğan’ı yüzüstü bıraktı. Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri, Mısır konusunda tarafsız olduklarını açıkladı. (Bu arada Hamas içinde Meşal’in değil, Abu Mazrık’ın inisiyatif aldığını özellikle belirtelim.)
3. Erdoğan İsrail’i suçluyor, çünkü ABD’yi suçlayamıyor!
4. Erdoğan Suudi Arabistan’ı da açıktan suçlayamıyor zira önümüzdeki aylarda sıcak paraya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak!
5. Erdoğan, iktidarının derin sarsıntılar geçirdiği şu günlerde, İsrail’i suçlamanın, hem gaz almaya hem de saflarını sıklaştırmaya yarayacağını hesap etmektedir.
ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA TAKTİK DENİYOR
Sonuç itibariyle Erdoğan yine çaresizce bir hamle deniyor. Üstelik dış politikası iflas eden Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin hamleleri, gittikçe etkisizleşiyor.
Tutarsız, dayanaksız, ölçüsüz bu taktik hamlelerin tek hedefi ise günü kurtarmak!
Zira Erdoğan, artık stratejik savunmada ve adım adım mevzi terk ediyor.
Müttefikleri yenilirken, Erdoğan ayakta kalmaya çalışıyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ağustos 2013
MOSSAD SİSİ’YE Mİ ERDOĞAN’A MI YAKIN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/08/2013
Başbakan Erdoğan, Mısır’daki “darbenin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia ediyor ve ekliyor: “Elimizde belgeler var.” (Ajanslar, 20 Ağustos 2013)
Başbakan Erdoğan’ın elindeki “belge” ise bir gün önceki Yeni Şafak’ın manşetiydi: “Cuntanın patronu MOSSAD.”
Kanıt? Çetiner Çetin imzalı manşet haberde şöyle deniyor: “MOSSAD Başkanı Pardo’nun darbeden 3 gün önce Mısır İstihbarat Başkanı ile bir araya geldiği ortaya çıktı.” (Yeni Şafak, 19 Ağustos 2013)
Peki, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo’nun 27 Haziran’da Mısır İstihbarat Servisi Başkanı’yla görüşmesi General Sisi’ye destek anlamına geliyorsa, iki hafta öncesinde de, yani 12 Haziran’da Türkiye’ye gelip gizlice MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi ne anlama geliyor? (hürriyet.com.tr, 12 Haziran 2013)
Yani MOSSAD Erdoğan’a da mı destek verdi? Üstelik Pardo’nun çantasında “Gezi eylemleri” olduğu da biliniyorken…
Gezi’nin arkasında faiz lobisinden Ergenekon’a, Beşar Esad’dan Vikingler’e kadar geniş bir yelpazede fail arayan bir hükümetin, Mısır’da “darbeye” bulduğu fail de ancak bu kadar olur!
İSRAİL İÇİN TEK ÖLÇÜT: CAMP DAVİD
Mısır’da olanı “darbe” diye nitelemediğimizi, 30 Haziran 2013’ün, çalınmış 25 Ocak 2011 devriminin ikinci dalgası olduğunu bu köşede yazdık, yinelemeyeceğiz…
Ancak biz Erdoğan’ın belgesini yine de ciddiye alıp, İsrail’in Mısır devrimini destekleyip desteklemediğini incelemeye çalışacağız. Ölçütümüz Cam David rejimidir.
Bildiğiniz gibi 1978 tarihli Camp David anlaşması, ABD’nin Mısır’a dayattığı ve İsrail’in güvenliğini garanti altına alan anlaşmadır. Ancak anlaşma, aynı zamanda Ortadoğu’da bir rejimin adıdır. Ve bu özelliğinden dolayı, Filistin meselesi ile İran konusu Camp David’in iki önemli sütunudur.
Dolayısıyla İsrail’in Mısır’daki her hangi bir siyasi olayı ya da aktörü destekleyip desteklemeyeceğinin göstergesi, o aktörün Camp David’e karşı tutumuna bağlıdır.
Örneğin Mursi, Camp David’e sadık kalmıştı; hatta Camp David’e imza atan Enver Sedat’ın ailesine, onun anısına üstün hizmet madalyası takmıştı! Peki, Mursi’yi yıkan halk-ordu devrimi Camp David’in neresinde? Bakalım…
MISIR’IN DEVRİMCİ PROGRAMI
Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, ülkenin yeni dış politika önceliklerini sıraladığı açıklamasında sorumuzun ipuçlarını veriyor:
1. Nebil Fehmi Filistin meselesine nasıl baktıklarını şu sözlerle açıklıyor: “Mısır’da istikrar olmazsa, Filistinliler haklarını elde edemez. Mısır’ın sahneden çekilmesiyle İsrail-Filistin barış görüşmeleri girdiği yoldan çıkar. Filistin davası Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın önceliğinde olacaktır.”
2. Ya İran? Bu köşede iki yıl önce belirtmiştik: 25 Ocak 2011 devrimi, 30 yıldır kesilmiş olan Mısır-İran ilişkilerini başlattı. Hatta bu ilişkiler birkaç ayda öyle bir ivme kazandı ki, Kahire Tahran’a Akdeniz’de savaş gemisi bulundurması için Süveyş’i bile açtı.
Bugün daha net anlaşılıyor ki, Mursi, devrimin bu devrimci gelişmesine doğrudan karşı çıkamamış. Nebil Fehmi’den dinleyelim: “Şimdi Mısır’da ve İran’da yeni hükümetler var, bu tabii ki Mısır’la olan eski dosyaların göz ardı edilmesi demek değildir. Mursi zamanında gerçekten bir yakınlaşma yoktu, sadece ziyaretler ve bir takım açıklamalar oldu.”
Yani Nebil Fehmi, İran’la yakınlaşmanın asıl şimdi başlayacağını belirtiyor.
3. Peki ya Batı’nın Sünni-Şii eksenli bölmeye çalıştığı Arapların birliğine nasıl bakıyor yeni hükümet?
“Arap dünyasını aynı 2. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bölmeye çalışan yoğun bir çabaya şahit oluyoruz” diyen Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, bu tabloya karşı mücadele edeceklerini ilan etmiş oluyor!
İSRAİL’İN BÖLGESEL STEPNESİ: AKP
İşte Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olup olmadığının ölçütü bu açıklamalardır, hatta açıklamadan ziyade Kahire’nin bu konularda önümüzdeki aylarda neler yapacağıdır!
Dolayısıyla kimin arkasında kimin olduğunu tespit etmek için komplo yerine, bu türden ölçütlere başvurmalıyız. Ve o ölçütleri koyduğumuz zaman da karşımıza şu tablo çıkar:
1. AKP, Kürecik Radarı ile İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlıyor.
2. AKP, İsrail’in OECD üyeliğine geçit verdi.
3. AKP, İsrail’in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verdi.
4. AKP, Suriye’yi vurması için İsrail’e, hem de birkaç kez, hava sahasını açtı.
Dolayısıyla one minute’dı, özürdü, Mavi Marmara’ydı, faiz lobisiydi, MOSSAD cuntanın başıydı lafları, hikâyedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ağustos 2013
AKP’DE İHSANOĞLU KRİZİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/08/2013
Önce Başbakan Erdoğan vurdu: “İslam İşbirliği Teşkilatı’nın aynaya bakacak yüzü kalmamıştır.”
Ardından partisinin sözcüsü Hüseyin Çelik bombaladı: “İhsanoğlu’nun ne iş yaptığını bilen var mı? Bu zat, darbeden sonra Mursi’yi suçlamıştı. İhsanoğlu’nun Genel Sekreter seçilmesi için Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan büyük çaba harcamıştı. Hatırladıkça ‘yazık’ diyorum. Teşkilât, darbeye sessiz kalıyor. Böyle günlerde sesini yükseltmeyecek de ne zaman yükseltecek? Yoksa teşkilâtta herkes parası kadar mı etkin?”
Üçüncü olarak da yardımcısı Bekir Bozdağ çıktı sahneye: “Ben İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri olsam, çıkardım derdim ki ‘bu zulüm karşısında İslam ülkelerini işbirliğine davet ediyorum’. Eğer işbirliğine yanaşmazlarsa çıkar derdim ki ‘ben İslam adına böylesi bir işbirliği teşkilatının böylesi zulüm karşısında sessiz kalmasının onursuzluğunu taşıyamam’. İstifamı basardım oradan ayrılırdım.”
ERDOĞAN NEDEN DİYALOG İSTEMİYOR?
Peki, Erdoğan ve kurmaylarının Ekmelettin İhsanoğlu’na bu tepkisinin sebebi ne? İslam İşbirliği Teşkilatı İİT Genel Sekreteri’nin birkaç gün önce yaptığı şu açıklama: “Mısır’ın bütün kesimlerini yeniden diyalog masasına oturmaya davet ediyorum.”
Peki, Mısır’da tarafları diyaloga çağırmak suç mu? Erdoğan neden Mısır’da diyaloga karşı çıkıyor?
Kaldı ki, Müslüman Kardeşler’in liderlerinden Abdulmuti Zeki İbrahim de, ülkesinin çöküşe gittiği uyarısında bulunarak artık yönetimle diyalog zemininin oluşması gerektiğini söylüyor. İbrahim’in bu çağrısı, aynı zamanda 30 Haziran ve öncesinde Temerrüd hareketinin diyalog talebini elinin tersiyle iten ve Mısır’da bine yakın insanın ölmesine neden olan Mursi’ye de aslında bir yanıt içeriyor!
Her neyse… Biz Ekmelettin İhsanoğlu olayına dönelim yeniden…
GÜL İLE ERDOĞAN’IN MISIR FARKI
İhsanoğlu’nun açıklamasını anlamak için Erdoğan ile Gül’ün Mısır politikalarının farkını görmek gerekiyor.
Özetlersek: Erdoğan Mısır’ın yeni yönetimini yok sayıyor, diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürüyor, İhvan’dan alanları terk etmemesini istiyor, uluslararası kamuoyunu Mısır’ın yeni yönetimine karşı kışkırtıyor…
Gül ise daha temkinli. Hem Mısır’ın yeni Ankara Büyükelçisini kabul ediyor, hem itidal ve diyalog çağrısı yapıyor hem de Erdoğan gibi yeni yönetimi yok saymıyor!
Gül ile Erdoğan’ın Mısır’a dair bu farklı çizgileri İİT Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu’na da yansıyor.
Kuşkusuz İhsanoğlu, Mısır doğumlu olması ve orada büyümesi nedeniyle, çok daha kucaklayıcı davranmak istiyordur. Ancak onu Gül ile aynı safa yönelten başka etkenler de var: Exeter Üniversitesi.
MISIR ZİRVESİ NEDEN İPTAL?
Evet, tıpkı Abdullah Gül gibi Ekmelettin İhsanoğlu da İngiliz Exeter Üniversitesi kökenli. İngiliz istihbaratı ve Chatham House ile ilişkisi bilinen bu üniversitede okuyanlar arasında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Merkez Bankası’nın eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Şükrü Karatepe ve Gül’ün oda arkadaşı Fehmi Koru da var… Müfredatlar, farklı kişilerde bazen benzer bakış açıları yaratabiliyordur!
Her neyse diyoruz ve Pazar günü Tarabya’da Gül-Erdoğan-Davutoğlu üçlüsünün yapacağı ilan edilen ancak son dakikada, beş gün sonrasına, Perşembe gününe ertelendiği açıklanan Mısır Zirvesi’ne dikkatinizi çekiyoruz.
Mesele bu kadar sıcakken zirveyi beş gün sonrasına ertelemek ne demek? Zirve saatinde Erdoğan’ın Üsküdar’daki evinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi ve Tarabya Köşkü’ne gitmemesi ne anlama geliyor?
Yanıtlar birkaç gün içerisinde ortaya çıkacaktır. Ancak biz şimdilik şu kadarını söyleyelim: Gezi direnişine farklı yaklaşım, Erdoğan’ın Cemaat ile savaşı, Cemaatin AKP’ye 13 Ağustos tarihli F-Muhtırası, son olarak da Mısır’a farklı pencereden bakış…
Anlaşılan Erdoğan, 2014’u düşünerek, Gül’ün inisiyatif almasına ve dış politikaya müdahale etmesine engel olmak istiyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ağustos 2013