Posts Tagged Erdoğan
TRABZON’DA İLERİ DEMOKRASİ YOK MU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/08/2013
Başbakan Erdoğan Trabzon havalimanında bağırıyor: “Trabzon’a Gezi gelebildi mi? Giresun’a Ordu’ya gelebildi mi, Samsun’a gelebildi mi, Rize’ye gelebildi mi?” Ardından “Neden?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Çünkü aklıselimin yolu tektir.” (Hürriyet, 24 Ağustos 2013)
Sanırsın Karadeniz Sahil Yolu’nu tarif ediyor. Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun hattında aklıselim var, memleketin geri kalan yüzde 90’ında aklıselim yok!
Kuşkusuz normal bir ülkede, normal bir başbakanın etmeyeceği laflar bunlar; bir tek sonbahar sendromuyla açıklayabiliyorum.
DAVUTOĞLU: GEZİ İLERİ DEMOKRASİ İŞİ
Başbakan Erdoğan Gezi’den sakınmak için kendisine Doğu Karadeniz’i “kurtarılmış bölge” ilan ederken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Gezi’nin içeriğini boşaltmayı ve hatta onu rejimlerinin bir parçası gibi sunmaya çalışıyor.
En iyisi mi gelin o cümlenin tamamını birlikte okuyalım: “Türkiye’de de, demokratik bir ülke olduğu için gösteriler yapılması normaldir. Türkiye’de insanlar bir çevre meselesini protesto ettiler, protestoların ana sebebi bir kentleşme projesiydi. Mısır’da olduğu gibi adil ve özgür seçimler talebiyle ya da birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi işsizliği protesto etmek için yapılmadı. Çevre konusunun gündeme gelmesi, ileri demokrasi işidir.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neymiş, Gezi bir ileri demokrasi işiymiş! Sıfır sorunun nasıl sıfır komşuya dönüşebildiğini anlayamayanlar belki bu slalom halinden anlarlar artık!
Milletin gözü önünde, BBC’nin Newsnight programında, “ileri demokrasi rejimine karşı yapılmış eylemleri, ileri demokrasi işi” sayan Davutoğlu, kim bilir görevi gereği görüştüğü mevkidaşlarına neler söylüyordur!
GEZİ, HAZİRAN’DA TRABZONDA’YDI
Normal bir hükümette, Başbakan’ın “Gezi girmeyen yerleri aklıselim” ilan ettiği sırada, Dışişleri Bakanı’nın “Gezi’yi ileri demokrasi işi” sayması, bir kriz nedenidir. Zıtlık, ikisinden birini utandıracak boyuttadır. Ancak bizimkiler profesyoneldir ve işe duygu karıştırmazlar!
Ve yine normal şartlarda, iktidardaki partisinin il başkanı çıkar ve “Gezi ileri demokrasi işiyse, Trabzon’da ileri demokrasi yok mu yani” diye sorar!
Ama anormallikler diz boyu olunca, sorular anlamsız kalır. Zira tezler en başından yanlıştır. Çünkü Başbakan’ın söylediğinin aksine Gezi Trabzon’a gitmiştir. Trabzon da memleketimizin her ili gibi, Haziran’da bir başka olmuş, güzelleşmiştir!
Tıpkı sonbaharda da olacağı gibi…
‘10 YIL DEĞİL, SON 3 YIL BAŞARILI’
Erdoğan, Davutoğlu’nun kendisini yalanlarcasına “Gezi ileri demokrasi işidir” demesine kızmayacaktır, nasılsa Davutoğlu BBC’ye İngilizce konuşmuştur ve Erdoğan İngilizce’yi “diklenecek” kadar bilmektedir!
Ancak danışmanları gıcıklık yapar da konuşma metnini Türkçe’ye çevirip önüne getirirse, durum değişebilir. Zira Davutoğlu’nun şu lafları tansiyon fırlatacak cinstendir: “Türkiye’nin son üç yılı büyük bir başarı hikâyesidir. Üç sebeple. Demokratik reformlar, ekonomik gelişme ve aktif dış politika.” (BBC, 23 Ağustos 2013)
Neden Erdoğan’ın iş başında olduğu 11 yıl değil de, son üç yıl? Yoksa Davutoğlu başarı ölçütünü kendi bakanlık tarihiyle mi başlatıyor?
Bakın bu sorular, etrafı Yiğit Bulut türünden danışmanlarla çevrili Erdoğan’a içten içe sordurulacaktır. Çünkü inişe geçen kuvvetlerde komplo daha iyi zemin bulur.
Sonbahar daha ne sancılara gebe…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ağustos 2013
ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/08/2013
Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia eden Başbakan Erdoğan, haliyle pek ciddiye alınmadı.
Dün AKP’nin elindeki belgelerden birini sorgulamıştık; hani Yeni Şafak’ın manşet yaptığı, MOSSAD şefinin “darbeden” üç gün önce Mısır İstihbarat şefiyle görüşmesini kanıt gösteren haberi…
Erdoğan’ın elindeki bir diğer “belge” de “entelektüel Yahudi” dediği Bernard Henry Levy’nin 2011 yılında yaptığı bir konuşma ve orada söylediği şu sözler: “Mısır’da ordu, Müslüman Kardeşler’in iktidar olmasına izin vermez.”
Kuşkusuz Erdoğan hangi kahveye girse, en az üç masadan duyacağı bir yorum bu!
Dolayısıyla artık soru şudur: Peki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bu kadar dayanaksız bir iddiayı nasıl dile getirir?
LEVY DÜN İYİYDİ, BUGÜN KÖTÜ!
Yanıtı arayalım ama bugün kötü adam ilan edilen Bernard Henry Levy’nin Bosna’dan Suriye’ye kadar hemen her konuda, hep Erdoğanların müttefiki olduğunu da anımsatalım:
Örneğin Levy, “ve Batı Bosna’da öldü” dediğinde gönüllerinde taht kurmuştu…
Örneğin Levy, Erdoğan’ın da yer aldığı Libya saldırısına açık destek ilan ettiğinde, muteberdi…
Örneğin Levy, “Suriye operasyonu Libya’dan daha iyi olacak; çünkü Türkiye var” dediğinde, akil adamdı… (El Arabia, 26 Temmuz 2012)
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SARILDI?
Peki, Erdoğan neden Levy’yi harcadı? Ya da şöyle soralım: Erdoğan neden bu kadar dayanaksız bir iddiaya sarılmak zorunda kaldı? Kuşkusuz çaresizlikten, seçeneksizlikten…
Erdoğan ve kurmaylarını çaresizlik içinde bu iddiaya sarılmaya iten nedenler ise şunlardır:
1. Mısır’da İhvan rejiminin yıkılması ve Muhammed Mursi’nin devrilmesi, Arap ülkelerinde Erdoğan’ın istediği tepkiyi görmedi. Tersine, Mısır Ordusu’nun hamlesini açıkça destekleyen Suudi Arabistan’ın etkisi hâkim oldu.
Arapların birleşeceği yegâne konu ise İsrail’dir. İşte Erdoğan, Mısır’daki gelişmelerin sorumlusunu İsrail ilan ederek bu ittifakı sağlamaya çalışıyor.
2. Erdoğan’ın en önemli siyasi yatırımlarından biri de Hamas’dı. Erdoğan Hamas liderlerinden Halid Meşal’i, büyük tepkilere rağmen Türkiye’ye davet etmiş ve görüşmüştü.
Ancak Hamas da Mısır konusunda Erdoğan’ı yüzüstü bıraktı. Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri, Mısır konusunda tarafsız olduklarını açıkladı. (Bu arada Hamas içinde Meşal’in değil, Abu Mazrık’ın inisiyatif aldığını özellikle belirtelim.)
3. Erdoğan İsrail’i suçluyor, çünkü ABD’yi suçlayamıyor!
4. Erdoğan Suudi Arabistan’ı da açıktan suçlayamıyor zira önümüzdeki aylarda sıcak paraya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacak!
5. Erdoğan, iktidarının derin sarsıntılar geçirdiği şu günlerde, İsrail’i suçlamanın, hem gaz almaya hem de saflarını sıklaştırmaya yarayacağını hesap etmektedir.
ERDOĞAN STRATEJİK SAVUNMADA TAKTİK DENİYOR
Sonuç itibariyle Erdoğan yine çaresizce bir hamle deniyor. Üstelik dış politikası iflas eden Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin hamleleri, gittikçe etkisizleşiyor.
Tutarsız, dayanaksız, ölçüsüz bu taktik hamlelerin tek hedefi ise günü kurtarmak!
Zira Erdoğan, artık stratejik savunmada ve adım adım mevzi terk ediyor.
Müttefikleri yenilirken, Erdoğan ayakta kalmaya çalışıyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Ağustos 2013
MOSSAD SİSİ’YE Mİ ERDOĞAN’A MI YAKIN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/08/2013
Başbakan Erdoğan, Mısır’daki “darbenin” arkasında İsrail’in olduğunu iddia ediyor ve ekliyor: “Elimizde belgeler var.” (Ajanslar, 20 Ağustos 2013)
Başbakan Erdoğan’ın elindeki “belge” ise bir gün önceki Yeni Şafak’ın manşetiydi: “Cuntanın patronu MOSSAD.”
Kanıt? Çetiner Çetin imzalı manşet haberde şöyle deniyor: “MOSSAD Başkanı Pardo’nun darbeden 3 gün önce Mısır İstihbarat Başkanı ile bir araya geldiği ortaya çıktı.” (Yeni Şafak, 19 Ağustos 2013)
Peki, MOSSAD Başkanı Tamir Pardo’nun 27 Haziran’da Mısır İstihbarat Servisi Başkanı’yla görüşmesi General Sisi’ye destek anlamına geliyorsa, iki hafta öncesinde de, yani 12 Haziran’da Türkiye’ye gelip gizlice MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi ne anlama geliyor? (hürriyet.com.tr, 12 Haziran 2013)
Yani MOSSAD Erdoğan’a da mı destek verdi? Üstelik Pardo’nun çantasında “Gezi eylemleri” olduğu da biliniyorken…
Gezi’nin arkasında faiz lobisinden Ergenekon’a, Beşar Esad’dan Vikingler’e kadar geniş bir yelpazede fail arayan bir hükümetin, Mısır’da “darbeye” bulduğu fail de ancak bu kadar olur!
İSRAİL İÇİN TEK ÖLÇÜT: CAMP DAVİD
Mısır’da olanı “darbe” diye nitelemediğimizi, 30 Haziran 2013’ün, çalınmış 25 Ocak 2011 devriminin ikinci dalgası olduğunu bu köşede yazdık, yinelemeyeceğiz…
Ancak biz Erdoğan’ın belgesini yine de ciddiye alıp, İsrail’in Mısır devrimini destekleyip desteklemediğini incelemeye çalışacağız. Ölçütümüz Cam David rejimidir.
Bildiğiniz gibi 1978 tarihli Camp David anlaşması, ABD’nin Mısır’a dayattığı ve İsrail’in güvenliğini garanti altına alan anlaşmadır. Ancak anlaşma, aynı zamanda Ortadoğu’da bir rejimin adıdır. Ve bu özelliğinden dolayı, Filistin meselesi ile İran konusu Camp David’in iki önemli sütunudur.
Dolayısıyla İsrail’in Mısır’daki her hangi bir siyasi olayı ya da aktörü destekleyip desteklemeyeceğinin göstergesi, o aktörün Camp David’e karşı tutumuna bağlıdır.
Örneğin Mursi, Camp David’e sadık kalmıştı; hatta Camp David’e imza atan Enver Sedat’ın ailesine, onun anısına üstün hizmet madalyası takmıştı! Peki, Mursi’yi yıkan halk-ordu devrimi Camp David’in neresinde? Bakalım…
MISIR’IN DEVRİMCİ PROGRAMI
Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, ülkenin yeni dış politika önceliklerini sıraladığı açıklamasında sorumuzun ipuçlarını veriyor:
1. Nebil Fehmi Filistin meselesine nasıl baktıklarını şu sözlerle açıklıyor: “Mısır’da istikrar olmazsa, Filistinliler haklarını elde edemez. Mısır’ın sahneden çekilmesiyle İsrail-Filistin barış görüşmeleri girdiği yoldan çıkar. Filistin davası Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın önceliğinde olacaktır.”
2. Ya İran? Bu köşede iki yıl önce belirtmiştik: 25 Ocak 2011 devrimi, 30 yıldır kesilmiş olan Mısır-İran ilişkilerini başlattı. Hatta bu ilişkiler birkaç ayda öyle bir ivme kazandı ki, Kahire Tahran’a Akdeniz’de savaş gemisi bulundurması için Süveyş’i bile açtı.
Bugün daha net anlaşılıyor ki, Mursi, devrimin bu devrimci gelişmesine doğrudan karşı çıkamamış. Nebil Fehmi’den dinleyelim: “Şimdi Mısır’da ve İran’da yeni hükümetler var, bu tabii ki Mısır’la olan eski dosyaların göz ardı edilmesi demek değildir. Mursi zamanında gerçekten bir yakınlaşma yoktu, sadece ziyaretler ve bir takım açıklamalar oldu.”
Yani Nebil Fehmi, İran’la yakınlaşmanın asıl şimdi başlayacağını belirtiyor.
3. Peki ya Batı’nın Sünni-Şii eksenli bölmeye çalıştığı Arapların birliğine nasıl bakıyor yeni hükümet?
“Arap dünyasını aynı 2. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bölmeye çalışan yoğun bir çabaya şahit oluyoruz” diyen Mısır Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, bu tabloya karşı mücadele edeceklerini ilan etmiş oluyor!
İSRAİL’İN BÖLGESEL STEPNESİ: AKP
İşte Mısır “darbesinin” arkasında İsrail’in olup olmadığının ölçütü bu açıklamalardır, hatta açıklamadan ziyade Kahire’nin bu konularda önümüzdeki aylarda neler yapacağıdır!
Dolayısıyla kimin arkasında kimin olduğunu tespit etmek için komplo yerine, bu türden ölçütlere başvurmalıyız. Ve o ölçütleri koyduğumuz zaman da karşımıza şu tablo çıkar:
1. AKP, Kürecik Radarı ile İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlıyor.
2. AKP, İsrail’in OECD üyeliğine geçit verdi.
3. AKP, İsrail’in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verdi.
4. AKP, Suriye’yi vurması için İsrail’e, hem de birkaç kez, hava sahasını açtı.
Dolayısıyla one minute’dı, özürdü, Mavi Marmara’ydı, faiz lobisiydi, MOSSAD cuntanın başıydı lafları, hikâyedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ağustos 2013
AKP’DE İHSANOĞLU KRİZİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/08/2013
Önce Başbakan Erdoğan vurdu: “İslam İşbirliği Teşkilatı’nın aynaya bakacak yüzü kalmamıştır.”
Ardından partisinin sözcüsü Hüseyin Çelik bombaladı: “İhsanoğlu’nun ne iş yaptığını bilen var mı? Bu zat, darbeden sonra Mursi’yi suçlamıştı. İhsanoğlu’nun Genel Sekreter seçilmesi için Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan büyük çaba harcamıştı. Hatırladıkça ‘yazık’ diyorum. Teşkilât, darbeye sessiz kalıyor. Böyle günlerde sesini yükseltmeyecek de ne zaman yükseltecek? Yoksa teşkilâtta herkes parası kadar mı etkin?”
Üçüncü olarak da yardımcısı Bekir Bozdağ çıktı sahneye: “Ben İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri olsam, çıkardım derdim ki ‘bu zulüm karşısında İslam ülkelerini işbirliğine davet ediyorum’. Eğer işbirliğine yanaşmazlarsa çıkar derdim ki ‘ben İslam adına böylesi bir işbirliği teşkilatının böylesi zulüm karşısında sessiz kalmasının onursuzluğunu taşıyamam’. İstifamı basardım oradan ayrılırdım.”
ERDOĞAN NEDEN DİYALOG İSTEMİYOR?
Peki, Erdoğan ve kurmaylarının Ekmelettin İhsanoğlu’na bu tepkisinin sebebi ne? İslam İşbirliği Teşkilatı İİT Genel Sekreteri’nin birkaç gün önce yaptığı şu açıklama: “Mısır’ın bütün kesimlerini yeniden diyalog masasına oturmaya davet ediyorum.”
Peki, Mısır’da tarafları diyaloga çağırmak suç mu? Erdoğan neden Mısır’da diyaloga karşı çıkıyor?
Kaldı ki, Müslüman Kardeşler’in liderlerinden Abdulmuti Zeki İbrahim de, ülkesinin çöküşe gittiği uyarısında bulunarak artık yönetimle diyalog zemininin oluşması gerektiğini söylüyor. İbrahim’in bu çağrısı, aynı zamanda 30 Haziran ve öncesinde Temerrüd hareketinin diyalog talebini elinin tersiyle iten ve Mısır’da bine yakın insanın ölmesine neden olan Mursi’ye de aslında bir yanıt içeriyor!
Her neyse… Biz Ekmelettin İhsanoğlu olayına dönelim yeniden…
GÜL İLE ERDOĞAN’IN MISIR FARKI
İhsanoğlu’nun açıklamasını anlamak için Erdoğan ile Gül’ün Mısır politikalarının farkını görmek gerekiyor.
Özetlersek: Erdoğan Mısır’ın yeni yönetimini yok sayıyor, diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürüyor, İhvan’dan alanları terk etmemesini istiyor, uluslararası kamuoyunu Mısır’ın yeni yönetimine karşı kışkırtıyor…
Gül ise daha temkinli. Hem Mısır’ın yeni Ankara Büyükelçisini kabul ediyor, hem itidal ve diyalog çağrısı yapıyor hem de Erdoğan gibi yeni yönetimi yok saymıyor!
Gül ile Erdoğan’ın Mısır’a dair bu farklı çizgileri İİT Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu’na da yansıyor.
Kuşkusuz İhsanoğlu, Mısır doğumlu olması ve orada büyümesi nedeniyle, çok daha kucaklayıcı davranmak istiyordur. Ancak onu Gül ile aynı safa yönelten başka etkenler de var: Exeter Üniversitesi.
MISIR ZİRVESİ NEDEN İPTAL?
Evet, tıpkı Abdullah Gül gibi Ekmelettin İhsanoğlu da İngiliz Exeter Üniversitesi kökenli. İngiliz istihbaratı ve Chatham House ile ilişkisi bilinen bu üniversitede okuyanlar arasında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Merkez Bankası’nın eski Başkanı Durmuş Yılmaz, Şükrü Karatepe ve Gül’ün oda arkadaşı Fehmi Koru da var… Müfredatlar, farklı kişilerde bazen benzer bakış açıları yaratabiliyordur!
Her neyse diyoruz ve Pazar günü Tarabya’da Gül-Erdoğan-Davutoğlu üçlüsünün yapacağı ilan edilen ancak son dakikada, beş gün sonrasına, Perşembe gününe ertelendiği açıklanan Mısır Zirvesi’ne dikkatinizi çekiyoruz.
Mesele bu kadar sıcakken zirveyi beş gün sonrasına ertelemek ne demek? Zirve saatinde Erdoğan’ın Üsküdar’daki evinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi ve Tarabya Köşkü’ne gitmemesi ne anlama geliyor?
Yanıtlar birkaç gün içerisinde ortaya çıkacaktır. Ancak biz şimdilik şu kadarını söyleyelim: Gezi direnişine farklı yaklaşım, Erdoğan’ın Cemaat ile savaşı, Cemaatin AKP’ye 13 Ağustos tarihli F-Muhtırası, son olarak da Mısır’a farklı pencereden bakış…
Anlaşılan Erdoğan, 2014’u düşünerek, Gül’ün inisiyatif almasına ve dış politikaya müdahale etmesine engel olmak istiyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ağustos 2013
ERGENEKON’A ATLANTİK TUZAKLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/08/2013
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şeker bayramının birinci günü Silivri Özel Görevli Mahkemesi’nin kararlarına dair yaptığı açıklamalar bazı çevrelerde “iyimser” değerlendirildi.
Gelin önce o açıklamaları anımsayalım, sonra da neden “iyimser” olunamayacağını ortaya koyalım.
DEVLETİN DÖRT NUMARASINDAN TİMSAH GÖZYAŞLARI
Önce üç numaraya, Erdoğan’a kulak verelim: “Tabi yargı bir karar verdi. Bu karar nihai bir karar değildir. Bunun biliyorsunuz Yargıtay’da tekrar masaya yatırılması söz konusudur. Yargıtay’ın vereceği karar da aslında nihai değildir. Bunun yargı noktasındaki sürecin nihayete ermesine kadar bir yargı sürecidir. Temenni ederiz ki adalet yerini hakkıyla bulsun.” (8 Ağustos tarihli ajanslar)
Bir numara Gül ise şunları söyledi: “Cezalar kesin değildir, kanun yolu açıktır. Ümit ediyoruz ki önümüzdeki dönem içinde gerek Yargıtay, gerek diğer safhalarda varsa yanlışlar, bunlar düzeltilir ve kamuoyunun vicdanının rahatlatan kararlar çıkar.” (8 Ağustos tarihli ajanslar)
İki numara olan TBMM Başkanı Cemil Çiçek de aynı doğrultuda şeyler söyledi. Cezaların Yargıtay’da onanana kadar herkesin suçsuz olduğunu belirtti, “insan olarak üzülüyorum” dedi. (TRT Haber, 7 Ağustos 2013)
Eski Genelkurmay Başbakanı Em. Org. Yaşar Büyükanıt’ın açıklamaları da benzerdi: “Bırakın cezayı, suçlamaları da içime sindiremiyorum. Bir Genelkurmay Başkanı’na terörist demek çok ağır bir suçlamadır. Kamu vicdanında yer bulmaz. Nitekim suçlama duyulduğunda da vicdanlarda yer bulmamıştı. Bu suçlamaları içime sindirmem mümkün değil.” (Fikret Bila, Milliyet, 8 Ağustos 2013)
HÂKİM GÜL, SAVCI ERDOĞAN
Geçmişi, tertibin kaynaklarını, TSK’ye Atlantik operasyonlarında AKP hükümetinin aldığı rolleri, Wolfowitz’lere yazılan mektupları, Powell’la yapılan “2 sayfalık 9 maddelik” sözleşmeleri, 5 Kasım 2007’de Bush-Erdoğan görüşmesinde basılan düğmeleri zihnimizden silersek, o zaman yukarıdaki her dört açıklamayı da “iyimser” değerlendirebiliriz.
Ancak bu sürecin her aşamasında hiç unutulmaması gereken iki nokta var:
1. Gül bu davanın “hâkimidir”, sahibidir. Nitekim “bulun bir savcı, delillendirin” demiştir. (İsmet Berkan, 4 Temmuz 2008)
2. Erdoğan ise kendisinin de belirttiği gibi “bu davanın savcısıdır.”
Dolayısıyla Ergenekon “davasının” hâkimi ve savcısının sözleri “iyimser” görülemez!
Peki, neden “iyimser” görüldü ya da Gül ve Erdoğan neden “iyimser” değerlendirilebilecek bir açıklama yaptı?
1. Çünkü Silivri Özel Mahkemesi’nin kararı kamuoyu nezdinde kabul görmemiştir. Devletin bir, iki, üç ve eski dört numarası kararı savunamamış, arkasında duramamıştır.
2. Devletin ilk dört numarası da “daha Yargıtay var”, “daha AİHM var” diyerek milletin gazını almaya çalışmıştır.
3. En önemlisi, devletin tepesi, “daha Yargıtay var” diyerek Sonbaharı atlatmaya yönelik bir manevra yapmıştır. Mesaj açıktır: “Yargıtay kararı düzeltebilir, o nedenle durun, isyan etmeyin.”
SON SÖZ MİLLETİN!
Bitirirken Erdoğan’ın iki anlam çıkarabileceğimiz şu sözüne de değinelim: “En önemli savcı, en önemli hâkim millettir. Onun için zaten ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyoruz. Yargıda da biliyorsunuz ‘son söz milletindir’ denir.” (8 Ağustos tarihli ajanslar)
Kuşkusuz Erdoğan’ın bu sözleri kendisi açısından şu anlama geliyor: Sandıktan ben çıktım, milletin iradesi benim. Millet hâkim ve savcı olduğuna göre, hâkim de savcı da benim! Son söz benimdir!
Ancak halk açısından ise şu anlama geliyor: Verdiğiniz kararların, kestiğiniz cezaların halk nezdinde hükmü yoktur! Daha son sözümüzü söylemedik!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2013
HESAPLAŞMAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/08/2013
Silivri’de hukukun olmadığı, Ergenekon’un bir dava değil bir tertip olduğu acaba 5 Ağustos’tan sonra anlaşılabildi mi?
Halk bakımından sormuyorum elbette…
Türk halkı en başından beri tertiple ve operasyonlarla ilgili hükmünü vermişti.
Sorum, medya gücünü elinde bulunduran gazetecilere, aydınlara, sanatçılara…
AKP: SİLİVRİ’DE HESAPLAŞTIK
5 Ağustos sonrası hükümet çevrelerinden gelen açıklama ve yorumlar, hâlâ tereddüdü olanlar için artık her şeyi daha net ortaya koymaktadır.
Örneğin Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan olanı “hesaplaşmak” ve “tüm darbelerin hesabının sorulması” diye koyarak, Silivri’de hukukun değil siyasi çarpışmanın olduğunu belirtmiş oldu.
Örneğin AKP’nin operasyonel kalemşorları iki gündür “Ergenekon daha bitmedi” diye yazıyorlar. Açık açık sadece içeridekilerle değil, dışarıdakilerle ve hatta ölüp gidenlerle de hesaplaşacaklarını belirtiyorlar.
Örneğin Başbakan Erdoğan’ın ekonomi danışmanı Yiğit Bulut, Silivri’dekilerin saha elemanı olduğunu, asıl Ergenekon’la, yani ekonomiyi elinde tutanlarla henüz hesaplaşılmadığını yazıyor.
SİLİVRİ’DE TALAT PAŞA, MUSTAFA KEMAL YARGILANDI!
Ve aslında tarihle, Türk tarihiyle, Türk’ün devrimci mücadele tarihiyle hesaplaşıyorlar!
Doğu Perinçek ile birlikte onun şahsında Talat Paşa yargılanıyor!
Tuncay Özkan ile birlikte onun şahsında Namık Kemal yargılanıyor!
İlker Başbuğ ile birlikte onun şahsında Mustafa Kemal yargılanıyor!
Hikmet Çiçek ile birlikte onun şahsında Bahattin Şakir yargılanıyor!
Deniz Yıldırım ile birlikte onun şahsında Hasan Tahsin yargılanıyor!
Silivri’deki kahramanlarla birlikte onlarında şahsında İttihat ve Terakki’nin İngiliz emperyalizmi ve Rus çarlığına direnen devrimcileri, Çanakkale’de şehit düşen Mehmetçikleri, Kurtuluş Savaşı’nda İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı yurdunu savunan milliyetçileri, iç ayaklanmaları bastıran Kemalistleri yargılanıyor!
Silivri’de 275 kahramanla birlikte, Türk milleti yargılanıyor!
Artık sadece biz değil, yargılayanlar da bunu açık açık söylüyorlar…
ATATÜRK GİBİ YAPMALI
Peki, ne yapmalı?
Çözüm belli: Atatürk gibi yapmalı!
Padişahın idam fetvasını yok saymalı, Anadolu’ya çıkıp halkla birleşmeli, örgüt kurmalı, kurtuluşu örgütlemeli…
Üstelik Atatürk’ten çok daha şanslıyız: Zira örgüt var, halk var, imkânlar var…
5 Ağustos’ta Silivri’de gördük: Halk AKP’nin yasaklarını tanımadı ve akın akın yürüdü.
6 Ağustos gecesi Fenerbahçe stadyumunda gördük: Halk AKP’nin yasaklarını tanımadı ve Haziran direnişindeki sloganları gümbür gümbür attı.
Önce Silivri, sonra da Kadıköy’ün verdiği mesaj açıktır: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ağustos 2013