Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

SURİYE’Yİ SANDIKLA BÖLMEK!

Türk milletinin Haziran’da “direnme hakkını” kullandığı günlerde sandık ve demokrasi ilişkisi gündeme gelmişti. AKP faşizmine “demokrasi” maskesi takmaya çalışanlara ve Erdoğan hükümetinin sandıktan çıktığını söyleyenlere anımsatılmıştı: “Demokrasi sandıktan ibaret değildir.”

Bu önemli saptama, haliyle en çok Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Zira “sandığa ne konulursa, sandıktan onun çıktığını” en iyi kendisi biliyordu! Bu nedenle hemen her gün ekranlardan “sandık namustur” demeye başlamıştı.

Neden mi anımsattık bunları? Geleceğiz…

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN HAMLESİ

Geçen hafta Türkiye-Suriye sınırının hemen 100 metre altında PKK ile El Kaide çatışmış ve özerklik diyen PKK bayrak asmıştı! Bu tablo üzerine hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan esip gürlemişti: “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak.”

Bu sözler üzerine üç noktaya dikkat çekmiştik:

1. PKK’nin özerklik için, El Kaide’nin de şeriat devleti için mücadele eder hale gelmesinin baş sorumlusu kendileriydi… Beşar Esad’ı devirme çabalarının sonucu Suriye’nin kuzeyinde bir boşluk yaratmış, PKK ile El Kaide de o boşluğu doldurmak için egemenlik mücadelesine girmişti.

2. ABD, El Kaide gibi unsurların temizlenmesi halinde Özgür Suriye Ordusu’na silah vereceğini belirtmiş; misyonu sona eren El Kaide’yi temizleme işine ise PKK soyunmuştu!

3. AKP Bağdat’a karşı Irak Kürtleriyle ittifak yaparken ve Türkiye’de PKK ile işbirliği yapıp ABD’nin BOP’unu “Türklerin Kürtlerle Ortadoğu’da büyümesi” diye güncellerken, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarına karşı çıkması hiç inandırıcı değildir!

AKP’NİN BÖLÜCÜ SANDIĞI

Nitekim esip gürleyenlerden Yalçın Akdoğan, ilk üç gün için aldığı gazın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, gerçek niyetini dillendirmeye başladı. Şu sözleri BOP’çulukta sınır tanımadıklarının bir kanıtıdır:

“Diyelim ki yarın Suriye’de halk toplandı referandumda üçe bölünmeyi kararlaştırdı, Türkiye ne yapacak, silah zoruyla Suriye halkını birlikte yaşamaya mı zorlayacak? Türkiye’nin bu konudaki tezi bellidir. Türkiye, farklı tüm grupların eşitlik temelinde bir arada yaşadığı bir ve bütün bir Suriye’den yanadır. Bunun için her alanda da çaba gösteriyor, katkıda bulunmaya çalışıyor. Bölgede Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Türkmenlerin veya Nusayrilerin iradesine ipotek koymak hiçbir ülkenin hakkı olmadığı gibi buna güç yetirebileceği bir mesele de değildir. Kuzey Irak’taki veya Suriye’deki Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirleyebiliyor muyuz?” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 24 Temmuz 2013)

Neresinden tutsanız, elinizde kalacak ve Türkiye adına her yurttaşı utandıran sözler… Birkaç noktasına değinelim:

SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR!

1. Suriye’de sandığa itiraz eden kim? Sandıktan çıkan Esad yönetimini devirmek isteyen kim? Suriye’de sandıktan çıkmayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarını silahtan çıkarmaya çalışan kim? ABD adına AKP!

2. Hangi ciddi ülke, parçalanmayı ve bölünmeyi referanduma götürür? Çekoslovakya demeyin, hem koşulları farklıydı hem de iki ayrı halk iki ayrı coğrafyada yaşıyordu…

3. 11 yıldır Irak’taki Türkmenlere sırt dönmeyi, hatta Türkmenleri Kürtler lehine etkisizleştirmeyi demokrasi diye yutturmaya kalkmak ancak AKP’ye yakışırdı! Kerkük’ün Kürtleştirilmesinin sorumlusu olan bir hükümetin bugün demokrasi gereği “Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirlemiyoruz” demesi utanç belgesidir!

4. Suriye’de halkın sandık sonucuyla üçe bölünmesine itiraz edemeyeceğini söyleyen AKP sözcüsü Yalçın Akdoğan, benzer bir referandumun Türkiye’de yapılmasına ne der?

Sandık her şey midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT SORUNUNUN BÖLGESEL ÇÖZÜMÜ

Türkiye, İran, Irak ve Suriye’den katılan 39 örgüt, önceki gün Irak’ın Selahattin şehrinde toplandı ve bir ay içerisinde “Kürt Ulusal Kongresi” yapılmasını kararlaştırdı.

Kürt Ulusal Kongresi dedikleri, “dört parçadaki” Kürtlerin birliği adımıdır.

Bölgedeki üç büyük Kürt örgütü olan PKK, KDP ve KYB, olağanüstü bir fırsatla karşı karşıya olduklarını, bu fırsatı “Büyük Kürdistan” şeklinde taçlandırmaları gerektiğini uzun bir süredir yazıp çiziyorlar. 100 yıl önce Osmanlı devletinin yıkılması sırasında ayrı ayrı devletlere dağıldıklarını, 100 yıl sonra yeniden aynı çatı altında birleşme fırsatı bulduklarını düşünüyorlar.

Bu fırsatı bu örgütlere yaratan ise kuşkusuz 1990 yılından sonra fiilen bölgeyi işgal eden emperyalist ABD’dir.

Ama belirtelim; yüz yıl önce sadece Kürtler değil, bölgedeki tüm halklar, ayrı ayrı ülkelerde kaldılar… Arap ağırlıklı Irak’ta ve Suriye’de, Kürtler gibi Türkmenler de var!

Bu nedenle mesele geçmiş bir yanlışı düzeltme meselesi değildir! Asıl mesele, emperyalizmin bölgeyi çıkarlarına göre yeniden dizayn etme, haritaları yeniden çizerek büyük ülkeleri küçültme meselesidir.

EMPERYALİZM TETİKÇİ HALK ARIYOR

Kürtlerin birliğinin Büyük Kürdistan altında sağlanması hedefinin gerçekçi olup olmadığından daha önemli olan, bu hedefin bölge ve halklar yararına olup olmadığıdır.

Emperyalizmin bölgeyi işgal ederek başlattığı bir “Kürt fırsatının” bölge yararına olmadığı, olamayacağı ortada… 2 milyon Arap’ın ölümünün üzerinden 20 milyon Kürt’ün “bağımsızlığı” inşa edilemez!

Emperyalizmin Irak’ı bölerek Erbil merkezli, Suriye’yi bölerek Kamışlı merkezli ve Türkiye’yi bölerek Diyarbakır merkezli yapılar kurması ve tümünü Büyük Kürdistan altında birleştirmesi, gerçekçi olmadığı gibi, yıkıcıdır: Kürt’ü Türk’le, Arap’la, Fars’la düşman yapar!

Zaten emperyalizm, halklara “bağımsızlık” vermez, çıkarlarına bekçilik yapacak karakol gücü peşindedir. İsrail karakol devleti üzerinden Arapları sürekli tehdit altında tutan, bir bölümünü bir bölümüne karşı kullanan emperyalist ABD, Ortadoğu’da ikinci bir İsrail istemektedir.

Genel olarak son 60 yıl, özel olarak da son 25 yıl ABD’nin Kürtleri İsraillileştirme arayışlarına sahne oldu.

Bölgedeki devletlerin Kürtlere karşı uyguladığı kimi inkârcı yanlış politikalar da, emperyalist ABD’ye Kürtleri kullanmak konusunda maalesef altın bir fırsat sundu.

İNİŞTEKİ ABD’NİN PROJESİ GERÇEKLEŞMEZ

Geçmişin muhasebesinden ziyade geleceği daha az zararla inşa etme problemi karşımızda duruyor. Artık somut problem şudur: Kürtlerin birliği ABD’nin Büyük Kürdistan projesi içinde mi, yoksa bölgenin Batı Asya Birliği projesi içinde mi gerçekten sağlanır.

Lafı dolandırmadan belirtelim: Kürtlerin birliğini ABD’nin Büyük Kürdistan planı içinde sağlamak, Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı ve Suriye’yi bölmek demektir. Bu da Kürtleri Türkler, Araplar ve Farslar nezdinde ezeli düşman konumuna düşürür.

Diğer yandan şartlar da artık değişmektedir: ABD yükselirken ve bölgeyi fiilen işgal ederken, ancak Irak’ın kuzeyinde bir otonom yapı oluşturmaya gücü yetti. Türklere, Araplara ve Farslara rağmen o otonom yapıya da bağımsızlık sağlayamadı.

Artık bölge ABD işgali altında değil ve ABD dünya çapında güç kaybediyor. Bu koşullarda Büyük Kürdistan, sadece küçük bir hayaldir!

KÜRTLERİN BİRLİĞİ NASIL SAĞLANIR?

Peki, Kürtlerin birliği hiç gerçekleşmeyecek mi?

Kürtlerin birliği, ancak Batı Asya Birliği içinde gerçekleşir!

Ancak Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerinin kuracağı bir Batı Asya Birliği, Kürtlerin birliğini sağlar. Sadece Kürtlerin de değil, Türklerin ve Arapların birliğini de sağlar!

Kıbrıs’taki, Irak’taki, Suriye’deki, İran’daki, Azerbaycan’daki Türkmenlerin Türkiye Türkleriyle birliği de Batı Asya Birliği’ne bağlıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2013

, ,

Yorum bırakın

PKK KİMİN KARTI?

PKK’nin kimin kartı olduğunu doğru saptamak, Batı-Ortadoğu ilişkilerini doğru okuyabilmenin altın anahtarıdır. O nedenle ısrarla yazıyoruz, yazacağız…

Nitekim bu gerçeği bilen Atlantik Cephesi de ısrarla manşetlerden “PKK Esad’ın kartı” iddiasını işlemektedir ki, mesele doğru okunamasın!

Bir kuvvetin bir kuvvetin kartı olabilmesi iki temel özelliğe bağlıdır:

1. Kart, her zaman küçük kuvvettir ve iki kuvvet arasında orantısız büyüklük vardır.

2. Büyük kuvvet, kartını, gerektiğinde kartın aleyhine durumlarda da kullanabilendir.

Şimdi gelelim bu iki temel özellikten hareketle PKK’nin kimin kartı olduğunu incelemeye…

AKP BAŞARISIZLIĞINA PKK’Yİ MASKE YAPIYOR

PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden birinci kesim AKP’dir ve bu yalana şu iki nedenle sarılmaktadır:

1. AKP bu iddiayla Suriye politikasına bir ölçüde meşruiyet arıyor, “madem PKK Esad’ın kartı, o zaman Esad Türkiye’nin düşmanıdır” algısı yaratmaya çalışıyor.

Ancak bu basit algı yönetmeye karşın, yine de “Hükümetin Öcalan’la müzakeresine rağmen, PKK nasıl oluyor da Esad’ın kartı olabiliyor” soruları yükseliyor.

2. AKP Suriye politikasının ortaya çıkan kötü sonuçlarını, bu propagandaya dayanarak gizlemeye çalışıyor. Zira PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğu olması nedeniyle “özerklik” adımları attığı ve o otorite boşluğunun kaynağının AKP’nin Esad düşmanı politikaları olduğu artık daha net görülüyor.

SURİYE’Yİ BÖLEN, SURİYE’NİN KARTI OLAMAZ

PKK’ni Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden ikinci kesim ise AKP dışı çevrelerdir. Bu çevrelerden bazıları PKK’nin “üçüncü yol” yalanına inandığı için, bir bölümü geçmişin Suriye-PKK ilişkilerine takılıp kaldığı için fakat bir bölümü de konjonktürü hatalı yorumladığı için PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu düşünmektedir.

1. Üçüncü yol, bir aldatmacadır ve sonuçları itibariyle taraflardan büyüğünden yana olmak demektir. Örneğin ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde “Ne Sam ne Saddam” diyerek üçüncü yolu izlemek, sonuçları itibariyle, Irak’ın değil, ABD’nin yanına düşmek demektir!

2. Doğru, PKK bir dönem Suriye’nin denetimindeydi. Ancak ABD’nin bölgeye gelmesi ile durum değişti ve PKK 1991-1999 yılları arasında çift denetimli bir döneme girdi. 1999’dan itibaren ise PKK artık tamamen ABD’nin denetimindedir. Bu nedenle de 20 yıldır bölgedeki tüm çelişmelerde bölgenin karşısında olmuştur!

3. Gelelim konjonktürün yanlış yorumlanmasına…

Kuşkusuz Esad, Emevi Camisi’nde namaz kılacağını söyleyerek açık açık ülkesini işgal edeceğini belirten Erdoğan’ın Şam’a gelememesi için, kuzeyde başının belada olmasını elbette ister. Erdoğan’ı oyalayacak gelişmelere zemin de sağlar.

Ancak bu gerçeklik, o zeminde rol alacak kuvveti, Esad’ın kartı yapmaz! Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi kart, her koşulda, aleyhine durumda da büyük kuvvetin istediğini zorunlu yapandır. Oysa PKK, Atlantik Cephesi taarruzdayken Esad’a karşı konumlanıyordu.

Kaldı ki Suriye’nin bağımsızlığını değil de, Suriye’den koparılacak bir parçada egemen olmayı hedefleyen bir kuvvet, zaten pratikte de Suriye’nin kartı olamaz!

PKK-ELKAİDE SAVAŞINI ABD İSTİYOR

Öte yandan konjonktür tek boyutlu okunamayacak kadar çok bileşenlidir. Örneğin mesele PKK ile Esad karşıtı muhalefetin çatışması değil, PKK ile El Nusra’nın alan hâkimiyetidir. Şu iki bilgiyle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır:

1. 18 Temmuz’da The Daily Star’a konuşan ÖSO Komutan Yardımcısı Malik El Kürdi’nin belirttiğine göre radikal gruplarla savaşmayı kabul etmezlerse Batı’dan ÖSO’ya silah gelmeyecek! (Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet, 22 Temmuz 2013)

2. “ÖSO, PKK-El Kaide savaşından memnun. Silah için ABD’ye gitmeye hazırlanan ÖSO komutanı Selim İdris’in önündeki tek şart Kaidecilerin temizlenmesi. Bunu da şu an Kürtler (PYD-PKK) yapıyor.” (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013)

Tek başına bu iki bilgi bile PKK’nin Esad’ın değil, ABD’nin kartı olduğunu ve Washington’un bu kartı “çok maksatlı” kullandığını açık seçik gösteriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN İNSANSIZ MÜTTEFİKİ

Washington Post gazetesi, ABD’nin İnsansız Hava Araçları (İHA) politikasını masaya yatıran uzun bir analiz-haber yayımladı. Başlık şöyle: “ABD askeri insansız hava araçları ile keşif, ilan edilmiş savaş bölgeleri ötesindeki sıcak noktalara yayılıyor.”

Haberde Türkiye’yi ilgilendiren çok önemli bilgiler var. Özetleyelim:

1. İnsansız Hava Araçlarını AKP Hükümeti talep etti: “Türk liderleri, Amerikalıların Irak’tan ayrıldıklarında PKK’ya karşı işbirliğinin yok olacağından korkuyorlardı. Bu nedenle araçlar Türk topraklarına konuşlansın ve oradan casusluk misyonlarını sürdürsün diye davet etmişlerdi.”

2. AKP uçuşların artırılmasını talep ediyor: “Türk hükümeti, uzun bir süreden beri Obama Yönetimi’ne operasyona daha fazla uçuş saati tahsis etmesi ve Türkiye’ye silahlı bir Reaper filosunu satması için baskı yapıyor. Ama ABD yetkilileri ve Kongre üyeleri her iki talebe karşı direniyorlar.”

İHA’LAR SINIR ÖTESİ OPERASYONLARI DURDURDU

AKP’nin PKK ile mücadele etmek için ABD’den İnsansız Hava Aracı talep etmesi normal mi? AKP’nin derdi PKK ile mücadeleyse, neden fiilen müzakere halinde o zaman?

Gelin soruları artıralım.

Madem bize göre PKK ABD’nin kartı, ABD neden kartına karşı mücadele edilsin diye AKP’ye yardım ediyor? Ve madem AKP ABD’nin Ortadoğu’daki “model ortağı”, neden Washington AKP ile PKK’yi “şu aşamada” çatıştırsın?

İşte tüm bu soruların yanıtları Washington Post’un analiz-haberindeki şu bilgide var: “İnsansız Hava Araçları, Türklerin sınır ötesi operasyonlarının önlenmesinde son derece etkin oldu.

İHA’LAR PKK’Yİ DEĞİL, BÖLGEYİ HEDEF ALDI

Yani AKP, Türk Ordusu sınır ötesi operasyon düzenlemesin diye, PKK’ye karşı mücadele etmesin diye ABD’den İnsansız Hava Aracı talep etmiş!

Nitekim ABD, geçen iki yıla yakın süre içerisinde TSK’ye doğru dürüst bir istihbarat da vermedi. Hatta PKK’nin 200 kişiyle yaptığı bir büyük baskının ilerleme görüntüleri bile, o dönem Genelkurmay’ın açıklamasına göre 4,5 saat geç verilmişti!

Washington Post anlaşmaya dair şu notu da düşmüş: “Kasım 2011’den bu yana ABD Hava Kuvvetleri, uzun bir süre devam eden bölgesel bir ihtilafı bastırma amacıyla Türkiye’deki İncirlik Üssü’nde silahsız hava araçlarını uçuruyor.”

Yani ortada ne PKK’yle mücadele var, ne de başka bir şey…

Nitekim somut verilere dayanarak olmayacağını öngörmüş ve 18 Kasım 2011’de bu köşede şunları yazmışız: “İncirlik’e konuşlanacak ABD predatörleri, Türkiye’nin PKK ile mücadelesine anlık istihbarat sağlama görüntüsü altında, aslında Suriye ve İran’ı hedef alıyor. (…) Kontrolü Nevada’da olan predatörler, Türk radarları tarafından izlenemeyecek. Dolayısıyla, ABD predatörleri, Türkiye’yi gözetleyecek!”

ÇEKİÇ GÜÇ’LE KURDU, İHA’YLA KORUDU

Burada ilginç olan durum şu: ABD 2004 yılında Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a girmemesi şartıyla AKP’yle bazı anlaşmalar yaparken ve Erdoğan hükümetine krediler açarken, 2011 yılında ne değişti de AKP Obama’nın istediği havuza kendiliğinden girdi?

Bu “başarısız tabloyu”, birincisi “bağımlılığın sürekliliği” yasasıyla, ikincisi de AKP’nin TSK karşıtlığıyla açıklayabiliyoruz!

Ama üçüncü olarak da şu gerçeğe dikkat çekiyoruz: ABD, Barzanistan’ı Çekiç Güç’le kurmuştu. İki yıldır da İHA’larla koruyor. Şimdi Suriye’nin kuzeyinde benzer bir yapı kurulmaya çalışılıyor. İkinci bir Barzanistan’ın kurulmasına karşı olanlar, artık problemi çözmeye nereden başlayacaklarını tecrübeyle biliyorlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2013

, ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI

Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?

Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:

1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.

2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.

3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.

Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!

Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!

ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI

Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:

1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?

Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.

2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?

Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.

PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI

3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?

Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.

Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?

Kendi ağızlarından dinleyelim:

a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?

Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:

a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK

Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!

Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!

Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!

Biz, sizinle birlikte yıkacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK-EL KAİDE ÇATIŞMASININ ANLAMI

Türk sınırının hemen yanında PKK mi yoksa El Kaide mi egemen olacak diye üç gündür süren bir çatışma var! Kazanan PKK olursa “özerklik” ilan edecek, El Kaide olursa “şeriat devleti” kuracak!

Hiç lafı dolandıramadan belirtelim: Bu rezil tablonun bir numaralı sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır!

BAĞDAT-ŞAM ZAYIFLARSA, ERBİL-KAMIŞLI GÜÇLENİR

Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin nereye uzanabileceği, bu politika değiştirilmezse sürecin nasıl ilerleyeceği, Irak’ın son 20 yılına bakarak bile anlaşılabilir. O yirmi yılın özeti şudur: Bağdat zayıfladıkça, Erbil güçlendi! Saddam zayıfladıkça Barzani güçlendi! BAAS zayıfladıkça PKK güçlendi!

Türkiye’nin komşusunun merkezini zayıflatan politikalar üretmesi ya da emperyalizmin komşusunu hedef alan planlarına alet olması, komşunun kenar kuşağını önce istikrarsız hale getirdi, sonra da merkezden fiilen kopardı!

Şimdi aynı süreç Suriye’de yaşanıyor. Irak’ta Saddam Hüseyin’i hedef alan ABD emperyalizmi, 2,5 yıldır fiilen Beşar Esad’ı hedef alıyor. Üstelik bu kez düne göre ABD’nin planlarına tam uyumlu bir Türkiye başbakanı var! Esad’a meydan okuyan, onu yıkacağını belirten, 15 gün süre tanıyan, “Emevi Camisi’nde namaz kılacağım” diyerek açıkça işgale soyunduğunu gösteren bir başbakanımız var!

2,5 yıllık sonuç? Şam zayıfladıkça, Kamışlı güçleniyor!

AKP’NİN DESTEĞİNDE ÖZERKLİK

Kuşkusuz bu tablo Aydınlık okurları için hiç sürpriz değil. En başından beri uyarıyoruz. ABD’nin Kürt Koridoru planını, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma projesini, Diyarbakır başkentli olarak Büyük Kürdistan’a dönüştürme hedefini sık sık yazıyoruz.

ABD’nin Kürt Koridoru ve Büyük Kürdistan planının Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi hedef aldığını, planın gerçekleşmesi için bu dört ülkenin parçalanması gerektiğini hep vurguluyoruz.

Üstelik bu dört ülke içinde en çok Türkiye’nin tehditle karşı karşıya olduğunu belirtiyoruz. Çünkü diğer üç ülke bu plana karşı konumlanabiliyor ama Türkiye maalesef yöneticilerinin aynı zamanda planın taşeronu olması nedeniyle süreci çaresizce izliyor!

Bu çaresizlik içinde şunlar yaşandı:

1. Sınır kontrolü: Türkiye Suriye sınırını Nusra’ya (El Kaide) teslim etti. Böylece sınırdan Suriye’ye terör ihraç edilebildi. Sadece El Kaide militanları değil, İhvan’a bağlı örgütler, selefi gruplar, CIA eğitimli Çeçen ve Boşnak örgütler, Kaddafi’ye karşı kullanılan Libyalılar, hatta Pakistan Talibanı bile Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi.

2. Alan kontrolü: Bu gruplar çoğaldıkça, Batı tarafından silahlandırıldıkça, CIA tarafından eğitildikçe ve Türkiye’nin himayesinde terör estirdikçe Suriye’nin kuzeyi Şam’ın kontrolünden adım adım çıktı. Şam’ın otoritesi zayıfladıkça, bölgede başka otoriteler oluşmaya başladı. PKK Kürt ağırlıklı bölgelerde hâkimiyet kurmaya başladı.

ANKARA KURTARILACAK, ABD PLANI BOZULACAK

Ancak bu tablo değişecek, değişmeye de başladı. Esad yönetimi Şam’ın dış mahallelerine kadar gelen terörü adım adım merkezden kenara doğru itmeye başladı. Önce Halep ve çevresi terörden arındırıldı, şimdi de Humus ve çevresi temizleniyor…

Esad’a karşı aynı cepheye sürülmüş kuvvetler, şimdi Türkiye’nin desteğinde Suriye’nin kuzeyinde kendi denetiminde bölgeler oluşturmaya çalışarak Şam’a karşı mevzileniyorlar. Ve sürecin aleyhlerine geliştiğini gördükçe, acele ediyorlar!

İki gündür süren çatışmalar işte bu gerçekler ışığında yaşandı!

Bu somut gelişmeler bile izlenecek dış politikayı çırılçıplak ortaya koyuyor. Türkiye, Irak ve Suriye üçgeninde Diyarbakır-Erbil-Kamışlı eksenli bir tehdit varsa, açık ki o tehdide karşı Ankara-Bağdat-Şam ekseni kurulmalı. İçerideki üçgenin dışarıdaki üçgeni parçalaması ancak böyle önlenir!

Madem Bağdat zayıfladıkça Erbil güçleniyor, madem Şam zayıfladıkça Kamışlı güçleniyor o zaman Ankara, Bağdat ve Şam’ı hedef almaktan vazgeçecek! Çünkü Erbil ve Kamışlı’nın güçlenmesi demek, aynı zamanda Ankara’nın zayıflaması demek!

Ancak her şey gelip Ankara’yı kimin yöneteceği sorusunda düğümleniyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2013

, , , ,

Yorum bırakın

REYHANLI-LAZKİYE HATTINDA MİT-MOSSAD İŞBİRLİĞİ

Bildiğiniz gibi 5 Temmuz’da Suriye’nin Lazkiye kentindeki askeri depolarda patlamalar meydana geldi ve Rusya’dan Esad yönetimine gönderilen Yakhont SS-N-26 füzelerinin tahrip edildiği açıklandı.

CNN International, Pentagon’a dayandırarak saldırının failinin İsrail olduğunu açıkladı. Ancak İsrail 16 Temmuz’a kadar sessiz kaldı. İsrail Savunma Bakanı Moshe Yaalon 16 Temmuz’da bir açıklama yaparak, saldırıyla ülkesini ilişkilendiren tüm haberleri yalanladı.

Peki, 5 Temmuz’la 16 Temmuz arasında ne olmuştu da Tel Aviv, 11 gün susarak kabul ettiği saldırıyı bu kez yalanlamaya soyunmuştu? Rusya’nın Russia Today televizyonu, İsrail’in Suriye’nin Lazkiye kentindeki 5 askeri mühimmat deposunu Türkiye’deki bir askeri üssü kullanarak vurduğunu duyurdu!

Haber şaşırtmadı. Zira AKP hükümeti daha önce de hava sahasını kullandırtarak İsrail uçaklarının Suriye’yi vurmasını sağlamıştı! İsrail uçaklarının boş yakıt tankları sınırın Türk tarafına düşmüştü.

ANKARA-TEL AVİV’DEN ORTAK YALANLAMA

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, haberin Türk kamuoyuna yansıdığı 15 Temmuz’da NTV’deki canlı yayından haberi yalanladı ve daha da ileri giderek haberi yayanları “ihanet içinde” olmakla suçladı.

Kuşkusuz Davutoğlu’nun kendilerini İsrail’le işbirliği içinde gösteren haberlere köpürmesi ve bu haberleri “ihanet” kavramlarıyla açıklaması normaldi. Zira Siyonizm karşıtı tabanlarını Suriye politikalarına ikna edebilmek için “İsrail’in Esad’a destek verdiği” yalanına bile sarılmışlardı!

Sadece AKP değil, İsrail de haberi yalanlayabilmek için aynı gün “haber” üretmeye başladı. Bunlardan en çarpıcı olanı, İsrail’in bir denizaltından attığı füzelerle Lazkiye’deki askeri mühimmat deposunu vurmuş olabileceğiydi…

Amaç belliydi. Saldırıda uçak kullanılmadığına göre, AKP İsrail’e üs kullandırtmış olamazdı!

Ancak dikkat çekici bir haber daha vardı:

LAZKİYE İSTİHBARATI TÜRKİYE ÜZERİNDEN

Jöntürk haber sitesinin bildirdiğine göre haziran ayı sonunda Özgür Suriye Ordusu’nun Türkiye’de bulunan üst düzey komutanlarından Malik el-Kürdi, Türk istihbaratı ile temasa geçerek ABD’nin Ankara’daki askeri ataşesiyle görüşmek istediğini ve Lazkiye ile ilgili çok önemli bir bilgi paylaşacağını söyledi.

Lazkiye’deki askeri üste hâlâ görev yapan arkadaşlarından edindiğini söylediği bu bilgi Yakhont SS-N-26 füzeleriyle ilgiliydi ve Türk askeri istihbarat yetkilisinin girişimleriyle el-Kürdi, ABD askeri ataşesiyle Ankara’da görüştü ve elindeki bilgileri iletti. Bu görüşmeden bir hafta sonra da Lazkiye’ye saldırı gerçekleşti.

Mesele anlaşıldığı kadarıyla Türk askeri istihbarat yetkilisinin ÖSO’dan ABD’ye, oradan da İsrail’e “istihbarat” taşınmasına aracılık yapmasının ötesindeydi ve Ankara-Tel Aviv bağı hükümetler düzeyindeydi.

Zira Odatv’de yayımlanan bir habere göre Filistin basını AKP’yi İsrail’le işbirliği yapmakla suçluyordu. El Minor dergisi “bir grup Türk ve Katarlı istihbarat subayıyla Suriye’deki isyan liderlerinin İsrail’e giderek İsrailli güvenlik yetkililerle gizlice görüştüklerini” yazıyordu.

PARDO’NUN FİDAN’A VERDİĞİ DOSYA

Tabi AKP-İsrail ya da MİT-MOSSAD işbirliğine dair çarpıcı haberler burada bitmiyor. Gelelim bir diğerine…

Anımsayacaksınızdır. Gezi eylemlerinin en dorukta olduğu günlerde, 10 Haziran’da MOSSAD Başkanı Tamir Pardo Ankara’ya gelmiş ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşmüştü. Basına yansıdığı kadarıyla ağırlıklı Suriye’yi konuşmuşlardı ama masada Gezi dosyası da vardı!

Jöntürk’ün istihbarat kaynaklarından edindiği bilgiye göre MOSSAD Başkanı Tamir Pardo, Hakan Fidan’a 11 Mayıs’ta meydana gelen Reyhanlı patlamasıyla ilgili bir dosya vermiş!

İlginç olan, bu görüşmeden saatler sonra Reyhanlı’nın faili olduğu iddia edilen Nasır Eskiocak, Hatay’dan Suriye’ye geçmek üzereyken yakalandı!

Anımsayacağınız gibi 51 yurttaşımızın öldüğü Reyhanlı saldırısından sonra MİT Emniyet’i, Emniyet de MİT’i suçlamıştı. Yani AKP ile Cemaat, Reyhanlı üzerinden de çatışıyordu… Öyle ki, Hüseyin Gülerce Reyhanlı’nın BOP tuzağı olduğunu bile yazmıştı!

MOSSAD’IN REYHANLI’DAKİ ROLÜ

Tüm bunlar ne anlama mı geliyor?

1. Perdenin önündeki tiyatroya rağmen, AKP ile İsrail perdenin arkasında yoğun ilişkiyi sürdürüyor.

2. İsrail, Türkiye’nin Suriye düşmanlığına hem istihbarat sağlıyor hem de operasyonel destek veriyor. ABD, bölgedeki iki önemli taşeronundan Suriye’de işbirliği yapmasını istemiş ve Obama, Erdoğan ile Netenyahu’yu bu ihtiyaç nedeniyle telefonda barıştırmıştı!

3. Bölgedeki ve hatta Türkiye’deki kimi operasyonların sorumlusu olan MOSSAD, MİT üzerinden Ak-lanıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2013

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR

Dün PKK’nin 9. Genel Kurul ile birlikte kabul ettiği yeni stratejisini ve yeni yol haritasını incelemiştik. Bugün genel bir değerlendirme yapacağız.

Ama önce şu dört saptamayı yapalım:

PKK, ABD’YLE VAR!

1. PKK, ABD’nin Ortadoğu’ya gelmesiyle birlikte konumunu açıkça Atlantik cephesi içinde tanımladı. PKK’nin hem ABD’nin 1990 hem de 2003 tarihli Irak saldırılarına karşı tutumu oldukça öğreticidir: PKK için ABD bu süreçte emperyalist olmaktan çıkmış, Kürtlere özgürlük getirecek bir kurtarıcıya dönüşmüştür.

2. PKK, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği her iki dönemde de fiziksel olarak büyümüş, siyasal mevziler elde etmiş ve Washington’un kanatları altında Irak’ın kuzeyinde dokunulmazlık kazanmıştır.

3. ABD’nin 3 Kasım 2002 tarihli turuncu darbesiyle hükümet olan AKP, Washington’un belirlediği strateji gereği PKK’ye dört önemli sıçrama yaşattı: Erdoğan’ın 2005 tarihli Diyarbakır Açılımı, 2007 tarihli Ergenekon operasyonları, 2009 tarihli Kürt Açılımı ve 2013 tarihli “barış” süreci…

4. PKK dört parçada, yani Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de var. Geride kalan 30 yıl içerisinde bu dört ülke ABD’nin kanatları altındaki PKK’ye karşı ortak mücadele yürüteceğine, örgütü birbirlerine karşı kullanma eğilimine girdiler. Dönem dönem iki ülkenin “ortak mücadele” yürütebildikleri de oldu ancak çeşitli nedenlerle hep kısa sürdü.

ABD ORTADOĞU’DA YENİLDİ

Tüm bu saptamaları 23 yılı da çok kısaca özetleyerek neden yaptık? Bir dönemin kapandığını ve yeni bir dönemin başladığını anlatabilmek için. Şöyle:

Geride kalan 23 yıl, ABD’nin Ortadoğu’da büyük oranda hâkimiyet kurduğu yıllardı Ancak o 23 yıl da üç aşamalı idi:

1. Yükselme aşaması: ABD 1990 ile 2004 arasındaki 14 yıl boyunca bölgeye hâkimdi. Bu yıllar içinde Irak’ı fiilen ikiye böldü. Irak’ın kuzeyinde Erbil başkentli bir kukla devlet kurdu.

2. Duraklama aşaması: ABD’nin 2003’te işgal ettiği Irak halkı, 2004’te büyük bir direnişe başladı. Bu direnişi 2006’da Hizbullah direnişi ve 2008’de Rusya’nın Gürcistan’da ABD’ye meydan okuması izledi.  Bu üç temel direniş ABD’nin sadece Ortadoğu politikalarında değil, dünya stratejisinde kapsamlı bir değişikliğe yol açtı.

3. Gerileme aşaması: ABD, 2010’da zorunlu olarak Büyük Ortadoğu Projesi merkezli strateji yerine Asya-Pasifik merkezli stratejiye yöneldi ve Irak’tan çekildi! Bölgeyi Türkiye-Katar-Suudi Arabistan üçlüsüne dayanarak şekillendirmeye soyundu. Böldüğü Irak’ın kuzeyindeki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmayı ve Diyarbakır merkezli olarak bir Büyük Kürdistan’a dönüştürmeyi hedefledi.

Gerileme aşamasını da tamamlayan ABD, 2013’ün Haziran’ında artık yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor: Yenilgi aşaması!

Esad’ın ülkesini böldürtmediği, Maliki’nin Irak’ı yeniden birleştirdiği, Tahran’ın ABD saldırılarını püskürttüğü ve Mursi’nin yıkıldığı, Erdoğan’ın sallandığı, El Tani’nin tahtını terk ettiği bir dönem…

HAZİRAN 2013’ÜN BÜYÜK ANLAMI

Peki, 23 yıldır büyük kuvvetin kanatlarının altına sığınarak mevzi kazanan PKK şimdi ne yapacak? Zira PKK de Atlantik Cephesi’nin yenildiğini, Asya Cephesinin kazandığını görüyor…

İşte dün incelediğimiz strateji bu soruyla birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanıyor. O da şu: PKK’nin yeni stratejisi bir taarruz stratejisi değil, tersine savunma ve mevzi korumaya çalışma stratejisidir!

PKK bu süreçte iki yol izleyecek:

1. Suriye’de “üçüncü yol” diyerek oportünistlik yapacak ve kuvvetliden yana olmak adına “tarafsızlığı” oynayacak. Atlantik Cephesi Şam’a doğru ilerlerken ÖSO’yla ittifak yapan PKK, Esad taarruza geçince “üçüncü yol” demeye soyundu bile!

2. Türkiye’de ise müzakere ortağı Erdoğan yıkılmadan, kapabildiği kadar mevzi kapmaya soyunacak. Öcalan’ın talimatıyla Haziran Ayaklanması’nda “grev kırıcı” rol üstlenen ve Erdoğan’a “Apo posterleriyle” yardımcı olan örgüt, çabasının nafile olduğunu gördü ve şimdi tersinden bir yarar sağlamaya çalışıyor. Bu kez Haziran Ayaklanması’nın yarattığı iklimi değerlendirerek masada Erdoğan’dan alabileceklerinin en fazlasını almaya çalışıyor.

Peki, sonuç ne olacak?

Taşeronları da ABD gibi yenilecek!

2013 Haziran’ı ile yeni bir dünya kurulmaya başladı çünkü… 

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’NİN YENİ STRATEJİSİ

PKK’nin 9. Genel Kurul sonrasında açıkladığı 10 maddelik “siyasi tutum belgesi” aynı zamanda örgütün yeni döneme ilişkin bölge stratejisini de ortaya koyuyor. Buna göre;

PKK’NİN BÖLGE STRATEJİSİ

PKK, Türkiye’de “gerillayı aktif savunmada” tutacak, gerektiğinde “misilleme” yapacak, “başkaldırı” eylemleri düzenleyecek!

PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

PKK, İran’da mevcut ateşkesin sürdürülmesine çalışacak fakat ateşkes her an bitebilirmiş gibi hazırlık yapacak!

PKK, Irak’ta Barzani yönetimine karşı bir seçenek olmaya ve seçimleri kazanmaya çalışacak!

PKK’NİN TÜRKİYE STRATEJİSİ

Peki, PKK’nin Türkiye’ye ilişkin strateji ve taktikleri nelerdir?  30 Haziran-4 Temmuz tarihli 9. Genel Kurul’un “sonuç bildirgesi” de bunları sıralıyor. Bakın orada neler var:

1. Stratejik bir karar olan AKP’yle “çözüm sürecine” devam.

2. Çözüm sürecinin 1.aşaması tamamlandı, 2. aşaması başladı. AKP “üzerine düşen görevleri” yerine getirmeli. Nedir o görevler? a. Yeni anayasa çalışması: “Anayasa’da Kürt halkının doğal ve demokratik hakları yer almalı, Demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan açık bir ifadeyle ortaya koyulmalı.” b. AKP Kürtçe eğitimin önünü açacak, PKK “eğitim akademileri” kuracak! c. Öz yönetim geliştirilecek.

3. PKK’ye göre 15 Şubat 1925 tarihli Şeyh Sait isyanından itibaren tüm süreç “soykırımdır” ve artık buna göre siyaset yapılacaktır. Soykırım nedeniyle dağılanlar, kadim topraklarına geri dönecektir!

4. Demokratik konfederalizm temelinde demokratik özerklik inşa edilecek.

5. Halk Savunma Güçleri büyütülecek.

6. Öcalan’ın özgürlüğü sağlanacak.

7. PKK uluslararası terör listelerinden çıkarılacak.

8. Kürt ulusal konferansı gerçekleştirilecek.

 

AKP YOLU AÇTI, PKK İLERLİYOR

Peki, bu süreçte ortaya çıkan siyasi gelişmeler neler? Gelin onları da kısaca özetleyelim:

1. BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, dört parçadan (Türkiye, Suriye, Irak, İran) oluşan “Büyük Kürdistan’ın” kurulacağını ilan etti!

2. PKK’nin askeri kanadının başına geçen Murat Karayılan, Türkiye’ye bir hafta süre tanıdı, aksi takdirde sürecin tıkacağını söyledi. Bu süreçte AKP’nin aceleyle anayasa çalışmasına sarılması dikkat çekti!

3. KCK Eş Başkanı Bese Hozat, “Öcalan özgürlüğüne kavuşmadan süreç devam edemez” dedi. Bu sırada da Öcalan’ın birincisi evleneceği, ikincisi de 1+1 hücreye geçeceği iddia edildi.

4. Önce Cizre’de sonra Diyarbakır’da PKK’nin kurduğu “asayiş teşkilatları” ortaya çıktı!

5. PKK, yapımına 2 ay önce başladığı Lice’deki bir mezarlığı tamamladı ve PKK şehitliği ilan etti! 170 mezarın bulunduğu şehitlik törenle açıldı!

6. Şırnak’ta bir cenaze silahlı PKK’lilerin omuzlarında taşındı!

7. PKK, kışkırttığı halkı TSK karakollarına sürerek buraları AKP’ye kapattırmaya ve bölgede tek otorite olmaya çalışmaktadır.

AKP YIKILMAZSA, TÜRKİYE BÖLÜNÜR!

Açık ki bu bir “bölünme” tablosudur ve bu tablonun mimarı PKK’den önce AKP’dir! Tüm bu gelişmeler ABD’nin işbirliğine zorladığı Erdoğan-Öcalan ikilisinin müzakerelerinin sonuçlarıdır.

AKP Hükümeti üç komşusunu uzun süredir hedef alıyor: Erdoğan Suriye’de Esad’ı yıkmaya, Irak’ta Barzani’yi himaye edip Bağdat’ı zayıflatmaya ve İran’ı Ortadoğu’da yalnızlaştırmaya çalıştı. Ancak AKP’nin planı tutmadı, bu üç ülke yerine Türkiye yalnızlaştı ve zayıfladı! Ve Suriye ile Irak’tan ziyade Türkiye gerçek bölünme riskiyle karşı karşıya geldi!

ABD’nin AKP ve PKK üzerinden Ortadoğu haritasını yeniden çizmeye çalışması, önce Türkiye’yi vurdu. AKP ile PKK, el birliğiyle bölgesel bir savaş açtı fakat ilk hedef Türkiye oldu!

Türkiye bir an önce komşularıyla birleşip ABD-İsrail-AKP-PKK dörtlüsüne karşı cephe kurmalıdır! Bunun yolu da önce AKP’yi yıkmaktır! Türkiye AKP-PKK ortaklığını bozamazsa ve bu ikisinin ABD ile İsrail’e taşeronluğunu engelleyemezse, açık ki bölüneceği bir bataklığa saplanacaktır!

Haziran Halk Hareketini yükseltmek, artık daha da yakıcı bir ihtiyaçtır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN BEŞ SUÇU

Başbakan Erdoğan, 27 Mayıs’tan bu yana hemen her gün ekranlardan “halkın bir bölümünü, halkın diğer bölümüme karşı kışkırtma” suçları işliyor. Bunlardan en sık tekrarladığı ve en çarpıcı beş suçu şöyle:

1. RTE: YÜZDE ELLİYİ ZOR TUTUYORUM

Başbakan Erdoğan Gezi eylemlerinin ilk gününde “yüzde elliyi evinde zor tutuyorum” diyerek suç işledi. Açık ki, yüzde elliyi evinde zor tutmak, halkın bir bölümünü, bir bölümüne karşı kışkırtmaktı!

Başbakan bu kışkırtıcı sözlerini defalarca tekrarladı!

AKP’ye oy verenler kendisinden daha sağlıklı düşünüyordu ve bu kışkırtmaya gelmediler! Hatta Erdoğan’ın yüzde ellisinin bir bölümü, Erdoğan’ı günlerce protesto eden eylemcilerle birlikteydi…

2. RTE: BAŞÖRTÜLÜ KADINA İŞKENCE YAPTILAR

Başbakan Erdoğan, 100 civarında eylemcinin bir belediye başkanının gelinine ve altı aylık çocuğuna Kabataş’ta saldırdığını iddia etti. Erdoğan’a göre eylemciler, kadın başörtülü olduğu için saldırmış, 6 aylık bebeğine işkence yapmış ve tekme tokat dövdükten sonra üstüne topluca işemişti!

Erdoğan, bu iddiasını her gün ekranlardan seslendirerek açıkça halkın bir bölümünü, dini duygular üzerinden eylemcilere karşı kışkırttı. Normalde bir başbakan, varsa bile böyle bir olayı ekranlarda “koz” olarak kullanmaz, hukuka havale ederdi.

Diğer yandan anlatıldığı şekliyle de bir olay zaten gerçekleşmemişti. Erdoğan her ne kadar görüntüler var dediyse de o görüntüler asla ortaya çıkmadı. Çünkü yoktu!

Olmamasına rağmen kimi gazeteciler ve Erdoğan’la görüşen bazı sanatçılar, görüntüleri izlediklerini ve iğrenç bulduklarını kamuoyuna açıkladılar.

Acaba Erdoğan onlara ne izletmişti? Çünkü görüntü yoktu. Bir ay sonra İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da ellerinde bu saldırıya dair Mobese kaydı olmadığını, kendisinin her hangi bir görüntü izlemediğini açıklayacaktı.

Oysa “mağdur” kadın, görüntülerin valilikte olduğunu söylüyordu. Gerçi “mağdur” kadın, 100 kişi kendisini o karanlıkta döverken, çocuğuna işkence yapan adamın kahverengi gözlü olduğunu da söyleyebiliyordu!

3. RTE: CAMİ’DE İÇKİ İÇTİLER

Başbakan Erdoğan, Gezi eylemleri sırasında bir grubun Dolmabahçe Camisi’ne ayakkabıyla girerek, içki içtiğini de iddia etti. Erdoğan’ın bu kışkırtıcı iddiası Cami’nin müezzini ve imamı tarafından yalanlandı. Haliyle başlarına gelmeyen kalmadı; sorgulandılar, hedef oldular ve birinin görev yeri değişti!

Erdoğan imam ve müezzine rağmen her gün ekranlardan “Camide içki içtiler” yalanını dile getirmeyi sürdürdü ve yurttaşları eylemcilere karşı kışkırttı. Üstelik Erdoğan, ellerinde görüntü olduğunu da iddia etti. Hatta AB Bakanı Egemen Bağış, görüntüleri AB Büyükelçilerine izletti!

Ancak görüntülerde bira kutusu olduğu iddia edilen, bariz cola kutusuydu! Bu yalanın altında kalmalarına rağmen, ısrar ettiler. “Başka görüntüler” var dediler fakat ispatlayamadılar.

4. RTE, SANATÇILARI TEHDİT ETTİ

Başbakan Erdoğan, sanatçı Mehmet Ali Alabora’yı eylemlerin bir numaralı sorumlusu ilan etti. Kendisini mitinglerde hedef aldı, tehdit etti. Erdoğan’ın ardından yandaş basın Alabora’yla ilgili “hedef gösterir” yayınlar yaptı.

Erdoğan, Alabora dışındaki sanatçıları da açıkça hedef gösterdi, taraftarlarına şikâyet etti! Normal bir ülkede normal bir başbakanın aklının ucundan bile geçemeyecek sözler, günlerce ekranlardan döküldü!

Erdoğan, aynı şekilde pek çok demokratik kitle örgütü yöneticisini de miting alanlarından ve ekranlardan tehdit etti!

5. RTE: ŞİDDETİN KARŞILIĞI ŞİDDETTİR

Bingöl’de iftar programında konuşan Başbakan Erdoğan, son aylarda yaşanan olaylara değinerek şöyle dedir: “Eğer şiddet varsa şiddetin karşılığı şiddettir. Bunu herkes böyle görecek.” (Vatan, 13 Temmuz 2013)

Başbakana göre şiddetin karşılığı şiddet olmalıydı! Dağda veya ormanda evet ama hukuk devletinde asla!

Kuşkusuz şiddetin karşılığının şiddet olduğu topluluklar vardı ama tarihte ve geçmişte kalmışlardı. 21. yüzyıl toplumlarında şiddetin karşılığı şiddet değildi. Şiddetin karşılığı hukukun verdiği cezaydı!

Yandaşları, Başbakan Erdoğan’ın bu tür yasa dışı sözlerini mesaj olarak algılıyor ve demokratik hakkını kullanarak eylem yapanlara karşı, pala ve sopaya sarılıyordu!

Nitekim Kocamustafapaşa’da palalarla halka saldıranlardan birinin, Erdoğan’ın mitingini izlerken çektirdiği fotoğraf ortaya çıktı. Palacı yandaş, Menderesli, Özallı ve Erdoğanlı tişörtüyle poz veriyordu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Temmuz 2013

, , , , ,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın