Archive for category Politika Yazıları
ATLANTİK – ASYA SAVAŞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/06/2012
Türk savaş uçağının düşürülmesi, Suriye topraklarında yaşanan Atlantik-Asya savaşını yeni bir aşamaya taşıdı. Atlantik’in kuvvet kaybettiğini, Asya’nın kuvvet kazandığını söyleyebiliriz. İnceleyelim:
ATLANTİK CEPHESİ
ABD: ABD’nin Suriye’ye açtığı savaş 14 ayı doldurdu. Bu süre içerisinde Washington’un hedefine yaklaşamadığını kesin olarak saptayabiliriz. ABD, bu hedef için rol dayattığı Türkiye’yi de istediği oranda sahaya süremedi.
ABD birinci olarak derin ekonomik krizi nedeniyle sonuç alıcı hamle yapamıyor, ikinci olarak da müttefiklerini tam olarak yanında tutamıyor. Atlantik ittifakındaki çatırdamanın esas kaynağı, ABD’nin bu bağı koruyacak ekonomik olanaklara artık sahip olmamasıdır: Marshall yardımı yoksa, Atlantik ittifakı da yoktur!
NATO: NATO’nun “sizi destekliyoruz ama bizden bir şey beklemeyin” anlamına gelen toplantısı, ABD’nin çaresizliğinin bir diğer göstergesi oldu. NATO, yem yaptığı Türkiye’nin arkasında duramadı!
AB: Almanya merkezli Avrupa, ilk günden itibaren “savaş çıkmasına karşı” bir görüntü çizdi. Hollande‘ın yönettiği Fransa, Sarkozy döneminden farklı olarak ABD’ye bağımlı davranmayacağının işaretlerini gün geçtikçe artırıyor. İngiltere’nin Erdoğan hükümetine “arkanızdayız” mesajı vermesi ise kuru gürültüden öteye gidemiyor.
KÖRFEZ ÜLKELERİ: ABD’nin Suriye savaşında Türkiye’nin yanına yerleştirdiği Suudi Arabistan ve Katar ise uçak düştüğü günden bu yana sessiz! Esad‘ın devrilmesi için Türkiye’ye gaz ve para veren ikili, sadece gelişmeleri izliyor.
TÜRKİYE: ABD’nin verdiği Esad‘ı devirme görevini 14 aydır yerine getiremeyen AKP hükümeti, bu süre içinde bölgede gün geçtikçe yalnızlaştı. Son olay ise AKP koalisyonu içinde çatlaklar oluşturmaya başladı. Yeni Şafak‘ın temsil ettiği etkili kesimin “tuzak” uyarısı yapması, tartışmanın daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Komşularla sıfır sorun yerine sıfır komşulu bir Türkiye gerçeğinin ortaya çıkması, önümüzdeki süreçte zorunlu siyasal değişikliklere yol açacaktır.
ASYA CEPHESİ
ÇİN: Rusya’yla birlikte BM Güvenlik Konseyi içinde Atlantik’in Suriye saldırısına barikat oluşturan Çin, 2012 Mart’ında ikinci aşamaya geçmiş ve Annan Planı ile inisiyatifi Asya lehine geliştirmişti. İki devlet, Atlantik’in Türkiye üzerinden kotardığı “Suriye’nin dostları” toplantılarını önce etkisizleştirmiş, sonra da Batı’nın önüne Esad‘ın davet edileceği, İran’ın katılacağı türden Cenevre toplantıları getirmiştir. Çin, ABD’nin inişe geçtiği ve kendisinin yükseldiği yeni dünyada büyük sorumluluk alabileceğini de, Suriye örneği üzerinden dünyaya ilan etmiş oldu.
RUSYA: Rusya, Atlantik’e karşı savunduğu Suriye cephesine, askeri olanaklarını da seferber etti. Zaman zaman uçak gemisini, savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e getirerek ABD’nin müdahale girişimine sessiz kalmayacağının işaretlerini veren Moskova, bir hava saldırısına karşı da Suriye’de savunma kalkanı inşa etti.
İRAN: Suriye’ye saldırıyı kendisine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirdiğini ilk günden dünyaya ilan eden Tahran, emyeryalist bir müdahaleye komşularıyla birlikte geçit vermeyeceğini pratikte gösterdi. Tahran’ın Şam ve Bağdat’la kurduğu ittifak bölge açısından ilktir ve tarihidir. Bu ittifaka Lübnan’ı da katan Tahran, diğer yandan Bahreyn gibi ülkeler üzerinden emperyalizme karşı mücadele veriyor; Mısır’ın İsrail karşıtı kampa dahil edilmesi için siyasal gücünü kullanıyor ve en önemlisi Türkiye’yi AKP hükümetine rağmen, İran-Irak-Suriye ittifakına davet ediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Haziran 2012
DAVUTOĞLU’NUN YANITLAYAMADIĞI SORULAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/06/2012
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamaları, Ankara’nın aleyhine olan sorulara yanıt vermediği gibi soruları daha da derinleştirdi! Üzerinde durulması gereken sorular ve çelişkiler şunlardır:
5 DAKİKALIK SINRI İHLALİ
1. Davutoğlu, uçağımızın yanlışlıkla Suriye hava sahasına girdiğini, kendi uyarımızla da çıktığını söylüyor. Oysa Davutoğlu’nun gösterdiği grafiklerde, uçağımız 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor ve 11:47’de Suriye hava sahasından çıkıyor. Saatte 900 km hızla gittiği belirtilen F4, bu durumda en az Suriye hava sahasını 75 km. boyunca ihlal etmiş oluyor.
5 dakika boyunca 75 km. kat edilen güzergâh, keşif ve gözetleme için yeterli değil midir?
UÇAK NEYLE VURULDU?
2. Davutoğlu, uçağımızın saat 11:58’de, 13. milde vurulduğunu ancak 5 mil sürüklenerek 8 mile, yani Suriye karasularına düştüğünü belirtiyor.
Milliyet’ten Kadri Gürsel çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti dün. Uçağı 13. milde vuracak dünyada bir uçaksavar topu yok. 13. milde vurulduysa ancak füzeyle vurulmuştur. Füzeyle vurulan uçak ise 5 mil sürüklenmez!
UÇAK NEDEN GERİ DÖNDÜ?
3. “Suriye misyonu olmadığı” söylenen uçağın saat saat rotası şöyle: Uçak 10:30’da Malatya’dan Kıbrıs istikametine gidiyor. Sonra Kıbrıs’tan Türkiye istikametine dönüyor ve 11:37’de Suriye’nin liman kenti Lazkiye açıklarında uçuyor. Oradan kuzey doğu istikametine yönelip 11:42’de Suriye hava sahasına giriyor. Suriye hava sahası boyunca kuzeye ilerleyip, 11:47’de Türk hava sahasına giriyor. 11:52’de Hatay-Samandağ mevkiine varıyor. Sonra tekrar ters dönüp, Suriye hava sahasına paralel olarak güney istikametinde uçuyor. Ve 11:58’de Lazkiye’nin kuzey batısında vuruluyor!
Yanlışlıkla Suriye hava sahasına giren, 5 dakika kalıp çıkan ve Türk hava sahasına ulaşan uçağımız, neden yeniden geri dönüp Suriye istikametine doğru uçtu? Hangi eğitim, böylesi kritik bir güzergâhta böylesi bir rotayı gerektirdi?
4. Davutoğlu, uçağımızın “Suriye’ye karşı bir misyonunun olmadığını”, “test ve eğitim” için o bölgede uçtuğunu söyledi. O bölge eğitim için uçmaya uygun bir yer midir? Suriye’de bir yıldır “savaş” yaşandığının propagandasını en fazla yapan kişi Davutoğlu değil midir?
Gerçek elbette başkadır. Uçağın Hatay – Amanoslar’daki NATO üssünün radarını test ettiği anlaşılmıştır. O radarın da “Suriye misyonu” vardır! Dahası NATO görevi verilen Türk uçağı, Atlantik hesaplarına kurban verilmiştir!
NATO KAFA!
En az bu dört soru kadar önemli bir diğer durum da Genelkurmay’ın zihniyetidir!
Hadi Genelkurmay, Ergenekon operasyonuyla Türk Ordusu’nun hedef alındığını saptayamadı! Hadi Genelkurmay, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey’in “AKP’yle birlikte Türk Ordusu’nu kafesledik” demesini de analiz edemedi. Hadi Genelkurmay, Uludere’de kendi yurttaşını bombalama tuzağına nasıl düşürüldüğünü de anlayamadı!
Ama Genelkurmay, Türkiye’nin Suriye’ye savaş açabilmesi için bir Türk uçağının NATO yemi yapıldığını da mı görmüyor, göremiyor?
Tüm bunlara kör olan Genelkurmay, başka hesaplar peşinde…
Başbakan Erdoğan, biliyorsunuz kendisine eşlik eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hulusi Akar ile birlikte, sırasıyla CHP, MHP ve BDP heyetleriyle görüştü.
Resmi Anadolu Ajansı AA üzerinden tüm dünyaya servis edilen fotoğraflarda ilginç bir ayrıntı vardı. Org. Akar CHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Org. Akar MHP’yle yapılan görüşmede Başbakan’ın solunda var. Ancak AA’ya servis edilen BDP görüşmesinde Başbakan ve BDP’liler var; Org. Akar yok. Çünkü fotoğraf, onu almayan bir açıdan çekilmiş!
Neymiş? TSK, PKK’nin siyasi uzantısı gördüğü BDP’yle bir araya gelmemeye, geldiyse de birlikte görünmemeye özen gösteriyormuş!
Stratejik düşmanının tuzaklarına sessiz kalan, stratejik düşmanının baş piyonuyla “şiir gibi” çalışan Genelkurmay, nedense stratejik düşmanının daha değersiz bir piyonuyla görünmekten utanıyor!
Bu kafayla ancak Bekir Coşkun’dan hesap sormaya kalkarlar elbette!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2012
F4’ÜN NATO GÖREVİ NETLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/06/2012
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili yaptığı resmi açıklama iki temel sorunumuzun ipuçlarını verdi.
Birincisi uçağımızın Suriye hava sahasını ihlal edip etmediği; ikincisi de uçağın görevinin ne olduğu…
HAVA SAHASI İHLALİ VAR
Davutoğlu uçağın Suriye hava sahasını, vurulma anından 15 dakika önce ihlal ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Uçağımız uluslararası hava sahasında vuruldu. Suriye hava sahası 12 mil. Pilotun kontrolü kaybettiği anda uçak kıyıdan 13 mil uzaktaydı. Daha sonra kıyıdan 8 mil açıkta Suriye karasularına düştü.”
Ancak Davutoğlu, aslında Şam’ın iddiasını doğrulamış oluyor. 15 dakika önce “yanlışlıkla” Suriye hava sahasına giren bir uçak, dışarı yönelmişken ve 13 mile, yani 12 milin dışına, yani uluslararası hava sahasına çıkmışken vurulduysa, nasıl olup da yeniden içeri yönelip düşüyor?
RADAR TESTİ
Ancak daha önemlisi uçağın görevine dair söylenendi…
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Suriye’nin düşürdüğü uçağımızla ilgili şu resmi bilgiyi veriyor: “Uçağımızın görev tanımı, çok net olarak söylüyorum, ulusal radar sistemimizin test edilmesi uçuşudur. Herhangi bir Suriye misyonu yoktur.”
Acaba “radar sistemimiz” nedir, nerededir? Zira bu soru, dün bu köşede “Türk uçağına NATO görevi mi verildi?” diye sormamıza da resmi yanıt içermektedir.
Gerçi Aydınlık dünkü manşetinde böyle bir görev verildiğini ortaya koydu. Ancak Davutoğlu “radar” diyerek meseleyi somut ve resmi hale getirmiş oldu!
En somut bilgiye ise Sabah’tan Okan Müderrisoğlu ulaşmış: “Uçak, Hatay’ın Amanoslar Dağı Zirvesi’nde konuşlu NATO üssü konumundaki Kisecik Radar İstasyonu ile bağlantılı olarak, alçak ve yüksek irtifa ‘elektronik muhabere’ tatbikatı yapıyordu.”
‘KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI’ İTİRAFI
Davutoğlu, TRT’den yaptığı bu resmi açıklamasında bundan sonra yapacaklarına ilişkin de şu dikkat çekici sözleri sarf etti: “İran ve Rusya ile olayın arka planını açıkladık. Kararsızlıktan itidal içinde değiliz, kararlılığımız bunu gerektiriyor. Biz tavrımızı nerede nasıl sergileyeceğimizi biliriz, kararı da bize aittir. Belli bir kriz yönetimi mantığı içinde, zihnimizdeki Ortadoğu resmine zarar vermeyecek biçimde sürdüreceğiz. Karşılıklı ekonomik etkileşim, yoğun kültürel iletişim, siyasi diyalog içinde barış havzasına dönüşen bir Ortadoğu. Ortadoğu halklarına kendi kaderlerini tayin etme hakkı verilse bu hemen gerçekleştir.”
Dünya dün Ahmet Davutoğlu’nun ne söyleyeceğine kilitlenmişti. Savaş isteyenler de, diplomasi diyenler de dün Ankara’nın bu resmi açıklamalarına odaklanmıştı.
Bu şartlar altında Davutoğlu’nun konuyu getirip “Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini tayin etme hakkının verilmesine” bağlaması, Suriye meselesinin aslında bir Kürt ve Türk meselesi olduğunun da itirafıydı!
Irak’ın kuzeyindeki yapının Türkiye tarafından himaye edilip, kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e bağlanması meselesi, bütün meselelerin üstündedir ve ana meseledir!
Mehmet Ali Güler
Aydınlık Gazetesi
25 Haziran 2012
İSRAİL SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/06/2012
ABD’nin Türkiye’yi Suriye’ye müdahaleye zorladığı koşullarda bir Türk savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi, tam anlamıyla bir kışkırtmadır. Ortada bir “sınır ihlali” de olsa, Suriye’nin bir Türk savaş uçağı düşürmesi kabul edilemez. Suriye’nin bu tutumu savaş isteyenlere koz vermiştir.
Suriye Savunma Bakanlığı’nın “hedef vurulduktan sonra Türk savaş uçağı olduğu anlaşılmıştır” demesi ise ikna edici değildir.
KEŞİF UÇAĞI RUS GEMİSİ Mİ ARIYORDU?
Ancak Türkiye’nin bu olaydaki sorumluluğu büyüktür. Çünkü bir Suriye savaş uçağının sınırlarımıza girmesi ve örneğin Diyarbakır üzerinde alçak uçuş yaparak istihbarat maksatlı fotoğraf çekmesi, kuşkusuz bir savaş nedeni olacaktı.
Bu nedenle Malatya’daki 7. Ana Jet Üssü’nden havalanan Türk keşif uçağının Suriye hava sahasını neden ihlal ettiğinin saptanması önemlidir. Uçağımızın, Lazkiye gibi daha önce birkaç kez rejim muhaliflerinin hedef aldığı ve denizden birkaç kez bombalanan bir kentin üzerinde alçak uçuş yapması ise olayı büsbütün önemli ve gizemli kılmaktadır.
Düşürülen F4 Phantom keşif uçağının bağlı olduğu 173. Şafak Filosu’nun görevlerinin keşif ve istihbarat amaçlı fotoğraflama olduğu belirtiliyor. Türkiye Suriye üzerinde hangi istihbaratın peşindedir?
Rusya’ya ait savaş gemilerinin Suriye’nin Akdeniz kıyılarındaki hareketliliği mi izleniyordu? Rusya’nın Suriye’nin kuzeyine yerleştirildiği söylenen radar üssü mü gözetleniyordu? Yani aslında Türk Hava Kuvvetleri’ne bir NATO “görevi” mi verilmişti?
Şüphesiz görevi verenler, Türk uçağının Suriye hava sahasını ihlal edip, istihbarat amaçlı keşif uçuşu yapmasını Şam’ın sessizce izleyeceğini düşünmüyordu…Çünkü hiçbir devlet buna müsaade etmezdi! Buna rağmen neden hem de alçak uçuşla keşif görevi yapıldı?
Yoksa Türk Ordusu ikinci Uludere tuzağına mı düşürüldü?
SURİYE’NİN İSRAİL ENDİŞESİ
Suriye iki nedenle hava sahası ihlali konusunda zaten büyük endişe içindeydi:
1. Bir gün önce Suriyeli bir yüzbaşı eğitim amacıyla kaldırdığı bir MG21 uçağını kaçırmış ve Ürdün’e inmişti. Suriye bu olay nedeniyle hava sahasını zaten kapatmıştı. Bunun Türk makamlarınca bilinmemesi mümkün değil. Peki, bu bilgiye rağmen, neden göstere göstere Suriye hava sahasına girildi?
2. Türk savaş uçağının kullandığı rota, 2007 yılında İsrail tarafından Suriye’ye saldırı amaçlı kullanılmıştı. Anımsayalım. İsrail savaş uçakları Akdeniz üzerinden kuzeye yönelmiş, ardından Türk hava sahasını kullanarak güneye dönüp, Suriye hedeflerini vurmuştu. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay-Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.
İSRAİL UÇAĞI DA VAR MIYDI?
Esad karşıtı açıklamalarını göz önünde bulundurursak, Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili yaklaşımının oldukça serinkanlı olduğunu söyleyebiliriz.
Sınırdaki çatışmada seken kurşunun bir polisimizi şehit etmesi karşısında NATO’yu göreve çağıran, Suriye’ye savaş borusu çalan Erdoğan, nedense bu olay karşısında savaşçı bir dil kullanmadı.
Bu garip durum nedeniyle Hürriyet, Ankara kulislerinde konuşulan şu iddiayı internet sitesine taşıdı: “Türk uçağıyla birlikte başka bir uçağın daha olduğu ve bu uçağın bölgeden kaçmayı başardığı yönünde. İkinci bir uçak var mıydı, varsa kime aitti, iddia edildiği gibi İsrail uçağı mıydı?”
Ya da o ikinci uçak, acaba bir ABD/NATO uçağı mıydı?
Bu sorulara yanıt bulunması, özellikle de Türk savaş uçağının neden sınır ihlali yaptığının anlaşılması, bölgede yangın çıkarmaya çalışanlara karşı panzehirimiz olacaktır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Haziran 2012
AKP – PKK ARASINA CEMAAT Mİ GİRDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/06/2012
Başbakan Erdoğan’ın “PKK silah bırakırsa, operasyonları durdururuz” demesinin ardından, son 10 güne damga vuran şu gelişmeler yaşandı: CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, içinde Öcalan’ın akil adamlar önerisinin de yer aldığı “çözüm” paketini Başbakan Erdoğan’a sundu. Leyla Zana, “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “PKK silah bırakırsa, Öcalan’ın ev hapsi gündeme gelebilir” müjdesi verdi. Erdoğan, Fethullah Gülen’i “gel de gör” dercesine yurda çağırdı. Gülen, “Türkiye emin ve güvenilir değil” diyerek, dönmeyeceğini söyledi.
Son olarak da Kürt Açılımı sürecinin “akil adamlarından” eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, uluslararası bir uyarıda bulundu: “Erdoğan, Kürt sorununu çözemezse Türkiye parçalanır. Ama ülkeden önce parçalanacak olan kendi partisi olacaktır!”
Bu açıklamaların toplamı her şeyden önce şu gerçeği ortaya koyuyor. Mesele, Türkiye’nin değil ABD’nin ihtiyaçları düzleminde ele alınıyor ve yürütülüyor! Taraflar arasındaki ittifakların da, sürtüşmelerin de kaynağı ve nedeni, ABD’nin ihtiyaçlarıdır!
OSLO’YU KİM HANÇERLEDİ?
Radikal yazarı Avni Özgürel’in PKK’nin 2. adamı Murat Karayılan’la yaptığı ancak gazetesinin yayınlamadığı röportaj bu nedenle önem kazandı. Karayılan, 2012 bitmeden meselenin çözülmesi gerektiğini vurguladığı röportajın satır aralarında dikkat çeken suçlamalar ve tespitler yapıyor.
Karayılan açıkça cemaati suçluyor ve AKP ile PKK’nin arasına cemaatin girdiğini belirtiyor: “Bir güç aramıza girdi. Aslında sivil toplum kuruluşudur. Orayı çok açmayayım. Açsam herhalde bazı çevreler rahatsız olabilir. Yani Oslo’dan bahsediyorum.”
Karayılan, Oslo sürecinin 1 değil 3 yıl olduğunu ve karşılıklı saygı temelinde sürdürüldüğünü de özellikle belirtiyor; sürecin “Başbakan Erdoğan’ın kararıyla Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde yapılmış müzakereye dayandığını” vurguluyor.
Karayılan “sürecin başlamasıyla birlikte KCK davasının ortaya atılmış olması ise tam bir hançerlemeydi” diyor.
OSLO KASETLERİNİ KİM ÇALDI?
Oslo kayıtlarının ortaya çıkması, Hakan Fidan’ın “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla masada bulunduğunu PKK’lilere belirtmesi, dahası Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştıklarını müjdelemesi, haliyle en çok Erdoğan’ı zor durumda bırakmıştı.
O dönemde kasetin PKK tarafından sızdırıldığı da iddia edilmişti. Karayılan kendilerinin sızdırmadığını bir kez daha belirtiyor: “Biz o kuruma (MİT) gerekli bilgileri verdik. Yani bundan kesinkes emin olabilirsiniz ki, burada sızma söz konusu değildir, bizim tarafımızdan ifşa edilmemiştir.”
Hatta Karayılan, MİT’e “gelin soruşturun” da demiş: “İsterseniz gelin soruşturun… Onlar da dediler ki, ‘biz sizin bu sarf ettiğiniz, belirttiğiniz şeyleri, biz samimi gördük’ dediler.” Nitekim Karayılan, Oslo süreci başlarken uyarıldıklarını, bu nedenle süreci sadece 11 kişinin bildiğini belirtiyor.
CIA – CEMAAT OPERASYONU MU?
Peki, o zaman konuşmalar nasıl sızdı? Karayılan, PKK – MİT istişaresinden sonra ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor: “Ama nihayetinde anlaşıldı ki, aslında devletin kendi içinde farklı eğilimdeki grupların işidir. Yani aslında MİT’ten bir biçimde çalınmıştır.”
Karayılan bu operasyonu anlatırken dikkat çekici ayrıntılardan bahsediyor: “O noktada uluslararası bir organizasyon işe karışmış olabilir mi onu bilemem. Benim tahminimi sorsanız bence oradan bir şekilde alındı. Özellikle polisin bizi işaret etmesi… Bu bizdeki kanaati kesinleştirdi ki o zaman bunlar ya MİT’ten almış ya da uluslararası bir kurumdan almış, dedik.”
STRATEJİK PİYONLUĞUN SONUÇLARI
AKP ve PKK’nin CIA koordinatörlüğünde (ABD – İngiltere) müzakere etmesi, CIA’nın kaseti cemaat üzerinden sızdırması, PKK’nin MİT’e “gel bizi soruştur” demesi, PKK ile MİT’in “samimi ilişkileri”, AKP’nin cemaati “devlet içinde devlet” diye nitelemesi…
Tüm bu pespayelik, tarafların ABD’nin stratejik piyonluğunu kabul etmesindendir! Ve ABD de, piyonlarını kimi zaman masaya oturtarak, kimi zaman tokuşturarak, bazen havuç bazen sopa olarak kullanarak, hedefine ilerliyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2012