Archive for category Politika Yazıları
ABD REÇETESİ, İÇ SAVAŞ DOĞURUR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/07/2012
Dün eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts’ın ABD’nin çöküşünün yakın olduğunu saptadığı uzun analizini incelemeye başlamıştık. Bugün devam ediyoruz.
YENİ BİR DÜNYA KURULDU
Roberts, ABD dolarından kaçışın büyüyerek süreceğini, zaten yeni ekonomik aktörlerin ABD karşısında konumlanarak hamleler yaptığını belirtiyor. İşte iki önemli gelişme:
Roberts, BRICS üyesi beş ülkenin ortak banka kurma hazırlığında olduğunu, bunun da beş büyük ekonomiye dolar kullanmaksızın ticaret yapma olanağı kazandıracağına dikkat çekiyor.
Roberts, ABD’yi zora sokacak ikinci olgunun Çin – Japonya ticareti olduğunu belirtiyor: “Amerikan kuklası olan Japonya, Çin’le yen ve yuanın takas edilebileceği bir anlaşmaya varmak üzere.”
ÇİN ABD’Yİ 3. DÜNYA STATÜSÜNE GÖNDERİR
Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, “tahvil piyasasını ve Amerikan dolarını yakacak büyük yangına kıvılcım çakmak üzere bekleyen bazı katalizörleri” ise şöyle sıralıyor:
“İsrail yönetiminin talebi doğrultusunda Suriye’den başlayarak İran’la devam edecek bir savaş; petrol akışını kesip Batı ekonomilerinin istikrarını azaltacak veya ABD ve onun zayıf NATO kuklalarını Rusya ve Çin’le silahlı çatışmaya itecektir.
“Amerikan ekonomisinin gerçek durumu hakkında yatırımcıları uyandıran aleyhte bir ekonomik istatistik ki fahişe medyanın saptıramayacağı cinsten olmalıdır.
“Çin’i küçümsemek; Çin yönetimi, Amerika’yı birkaç çıpa aşağı, üçüncü dünya statüsüne gönderme kararı alır ki trilyon dolar değerindedir.
“Türev piyasalarında daha fazla hata işlemek.”
ABD’NİN ÇÖZÜMÜ YOK
“Herkes çözüm derdinde olduğu için, ben de bir çözüm sunacağım” diyen Roberts’ın reçetesi şöyle: “ABD yönetimi 230 trilyon dolarlık türev bahislerini iptal etmeli, hükümsüz olduklarını ilan etmelidir. Farazi değerlerle oynanan bu kumarda gerçek varlıklar olmadığından dolayı bunları iptal etmenin veya karşı taraflar arasındaki karşı sözleşmelerde mahsuplaşmanın büyük tek etkisi 230 trilyon dolarlık kaldıraçlı riskin mâli sistemden atılmasıdır. Altına halkın imza attığı bahislerden kazanç elde etmeyi sürdürmek isteyen finans gangsterleri çığlık atıp akdin kutsallığından dem vuracaklardır. Ancak kendi vatandaşlarını katleden veya hukuk kurallarını çiğneyerek onları zindana tıkan bir yönetim ulusal güvenlik adına tüm akitleri sona erdirebilir. Şurası da kesin ki terörle savaşın aksine, mâli sistemi kumar bahislerinden arındırmak ulusal güvenliğe devasa katkıda bulunacaktır.”
Son cümle sizin de dikkatinizi çekmiştir. Yani Roberts’ın reçetesinin karşılığı “iç savaş” riski taşımaktadır. Dolayısıyla, ABD’yi “tek süper güç” yapmaya devam edecek bir çözüm aslında yoktur!
ABD YENİLDİ
Bu kötü gidişat ABD medyasında artık ağır suçlamalarla ele alınıyor. Örneğin Daily Beast’ten Peter Beinart, Obama’yı “ABD’nin çöküşünü yöneten başkan” olarak niteliyor ve şu saptamayı yapıyor:
“Bill Clinton’ın ikinci döneminde Amerika’nın kasası nakitle doluydu; ordusu ise Körfez’den, Bosna’dan ve Kosova’da zaferlerle dönüyordu; dünya hükümetleri Amerikan tarzı denetimsiz kapitalizmi benimsiyor ve Amerika jeopolitik rakiplerini gölgede bırakıyordu.
“Bugün ise tam aksine, Amerika derin bir borçta; ordusu hırpalanıp bitkin düştü; ekonomik ideolojisi daha az itibar görüyor ve açık bir ikinci süper güç olan Çin’le karşı karşıya.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2012
ABD BAKAN YARDIMCISI: ÇÖKÜŞ YAKIN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/07/2012
Üç gün önceki “Oltadaki fantom” başlıklı Ufuk Ötesi’nde, eski ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Paul Craig Roberts’ın ülkesinin Suriye politikalarını eleştirdiği makalesini incelemiştik. Bugün ve yarın ise Roberts’ın, yine Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği “Çöküş yakın” başlıklı uzun analizine göz atacağız.
SANAL EKONOMİ
Roberts bu analizinde 230 trilyon dolarlık tahvil piyasasına sahip ABD’nin çöküşünün yakın olduğunu ortaya koyuyor. Bu büyüklük, ABD’nin Gayri Safi Milli Hasılası’nın tam 15,3 katı büyüklüğünde. Üstelik bu tahvillerin yüzde 95,7’si, sadece beş büyük bankanın elinde…
Eski ABD Hazine Bakanı Yardımcısı Roberts, bu durumun artık sürdürülemez noktaya geldiğini belirtiyor: “Wall Street’in kumarlarına yol açan mâli deregülasyon, ABD yönetiminin bankaları kurtarma ve ayakta tutma kararı ve de (ABD Merkez Bankası) FED’in sıfır faiz politikası Amerika’nın ekonomik geleceğini ve dolarını tahammül edilemez ve tehlikeli bir konuma yerleştirmiştir. Her yıl 1,5 trilyon dolarlık yeni tahvillerin piyasaya sürülmesi yüzünden tahvil piyasalarını yüzdürmeye devam etmek imkânsızlaşacaktır. Hazine tahvili satın alan herkes değeri azalan bir varlık satın almaktadır. Dahası, hazine tahvillerine yatırım yapmanın sermaye riski çok yüksek. Düşük faiz oranları, tahvile ödenen bedelin çok yüksek olduğu anlamına gelir. Faiz oranlarının yükselmesi ise – er ya da geç olacaktır – tahvillerin fiyatını düşürecek ve yerli-yabancı tahvil sahiplerine sermaye kaybı olarak dönecektir.”
BARIŞ VERGİSİ MESELESİ
Peki, bu durum neye yol açacaktır. Bakın Roberts bu konuda neler söylüyor: “ABD’nin alacaklıları en başta Çin, Japonya ve petrol ihraç eden OPEC’tir. Bu durum Amerikan ekonomisini yabancı ellere bırakmaktadır. Örneğin Çin, Washington’ın kendisini haksız yere kışkırttığını görse, elindeki dolara endeksli 2 trilyonluk varlığı dünya piyasalarına dökebilir. Tüm fiyatlar çökecek, FED dolara endeksli finans araçlarını satın almak için hemen para basmak zorunda kalacaktır. Çin’in elindeki varlıkları satın almak için basılan dolar ise döviz piyasalarındaki dolar arzını artıracak ve dolar kurunu aşağı düşürecektir.”
Bunun Çin’e de maliyeti olacağını belirten Roberts, tıpkı Doğu Perinçek’in “barış vergisi” diye kavramlaştırdığına benzer şekilde tarif ediyor ilişkiyi: “Ancak örneğin Çin’in dolara bağlı varlıkları tek seferde piyasaya dökmesi maliyetli olacaktır, zira bu kez dolara endeksli varlıkların değeri düşecektir. Çin, ABD askeri tehdidine maruz kalmadığı, ABD’nin dişlerini sökmeye ihtiyaç duymadığı takdirde, rasyonel bir ekonomik aktör olarak Amerikan dolarından yavaşça çıkmayı tercih edecektir. Ne Japonya ne Avrupa ne de OPEC ülkeleri, Amerika’nın ticari açıklarından elde ettikleri kendi biriktirdikleri zenginliği, dolarları piyasalara dökerek yok etmek istemeyeceklerdir fakat göstergelere bakılırsa, hepsi de dolara endeksli varlıklardan çıkmak istiyorlar.”
DOLARDAN KAÇIŞ
Roberts’a göre “ellerinde dolar bulunan yabancılar, ABD’nin yıllık bütçesine ve ticaret açıklarına, batan Amerikan ekonomisine, Wall Street’in örtüsüz kumar bahislerine, kuruntu hegemonun savaş planlarına bakıp şöyle hükmetmektedirler: Bundan dikkatli bir şekilde kurtulmalıyım.”
Roberts, bu gerçekleri yazmayan “Fahişe Amerikan medyasının” ise tersine hep Avrupa’daki krize odaklanarak, aslında “Avrupa’dan daha kötü olan Amerika’daki durumu dikkatlerden uzak tuttuğunu” belirtiyor.
Roberts’ın analizini ele almaya yarın da devam edeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2012
KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2012
Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.
Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.
ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA
“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.
ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!
Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:
AKP ÇÖZEMEZ
Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.
CHP ÇÖZEMEZ
Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!
İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.
MHP ÇÖZEMEZ
70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.
MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.
BDP ÇÖZEMEZ
BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.
İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER
TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!
Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.
Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!
Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!
Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012
HEM AMERİKANCI, HEM FODUL
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/07/2012
ABD’nin Wall Street Journal WSJ gazetesi, Pentagon’a dayandırdığı haberinde, Türk uçağının Suriye hava sahasında vurulduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan WSJ’ye “namert” dedi, kalemşorları ise Aydınlık’a saldırdı!
ABD, WSJ’Yİ DOĞRULADI
İlginç olan, Erdoğan’ın WSJ’ye “kaynağını açıkla” dediği saatlerde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon “olayda neler olduğuna dair çok sayıda belirsizlik var” diyor, ABD Dışişleri Bakanlığı ise WSJ’yi yalanlamayıp, sadece “sızdırmayı kınadıklarını” söylüyordu.
Nitekim bu farkı görecek kapasitede olan Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, yazısına “WSJ’nin iddiasının yanlışlığından ya da doğruluğundan söz etmiyoruz” diyerek kontrollü giriş yapıyor.
Üç kalem aşağıda olan Yeni Şafak’çı Tamer Korkmaz ise WSJ’yi bırakıp, Aydınlık’a saldırıyor! Korkmaz, Aydınlık’ı “Şam Rejimi’nin Bülteni” gibi yayın yapmakla suçluyor. Çapsız ve seviyesiz benzetmelerine ise değinmiyoruz bile!
NEOCON’LARLA İTTİFAKI KİM KURDU?
İbrahim Karagül’ün WSJ’yi suçlaması ise oyunda kaybeden çocuk mızmızlanması türünden: “(WSJ’de) derin Amerika, neocon perspektif bulunduğuna, bu gücünün kritik zamanlarda öne çıktığına, ‘kaynak’ olarak gösterdiği birçok olayın sonradan başka amaçlara hizmet ettiğine tanık olduk.”
Sanırsın AKP’nin “derin Amerika ve Neocon”larla ittifakını, Aydınlık’ın kurucusu Şefik Hüsnü sağladı!
ERDOĞAN İLE MURDOCH’UN ORTAKLIĞI
Tamer Korkmaz’ın WSJ suçlamaları ise “yuh” dedirten, “yüzsüzlüğün bu kadarı” dedirten türden: “Amerikan medyasında Neo-Con’cu politikaların dublajını yapan WSJ’nin patronu Rupert Murdoch… Üç yıl önce New York’ta Amerikan Yahudi Komitesi tarafından düzenlenen ödül töreninde ‘İsrail’e bağlılık yemini edercesine’ konuşmuştu.”
Korkmaz bunları söylediğine göre, İsrail’e katkılarından dolayı Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” alan kişi Başbakan Erdoğan değil de, Aydınlık’ın Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk herhalde!
Ve daha geçenlerde Sabah ve ATV’nin satışı için Rupert Murdoch’la görüşen kişi Başbakan ya da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Aydınlık’ın sahibi Mehmet Sabuncu herhalde!
ANTİ-AMERİKANCI OLMA İHTİMALİNİZİ SEVİYOUZ
Tarihin en Amerikancı iktidarına kalemşorluk yapan Yeni Şafak yazarları, “anti-Amerikancı” Aydınlık’ı “Suriye rejiminin bülteni” gibi yayın yapmakla suçlayacaklarına, ABD’nin bu olayda neden AKP’yi ortada bıraktığını anlamaya çalışmalılar. Hatta becerebiliyorlarsa 10 yıllık bu derin ilişkiyi sorgulamalılar.
ABD’nin Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya saldırısına destek olup, şimdi de Suriye planında rol alan AKP’nin ve kalemşorlarının, bu saldırılara karşı yayın yapan Aydınlık’ı WSJ’yle aynı kefeye koymaları en hafifinden densizliktir!
Hem ABD askerlerinin sağlığına duacı olup Pentagon’a başarı dileyen ve Türk Genelkurmay’ı ile arasını yapsın diye Pentagon’a mektupla ricacı olan Erdoğan’ın kalemşoru olup, hem de Pentagon kaynaklı WSJ’yi Aydınlık’la aynı kefeye koyabilmek, kuşkusuz patolojik bir durumdur ve tıbbın konusudur!
Tamam, “hem kel, hem fodullar”, tamam, “hem Amerikancı, hem yüzsüzler”…
Ancak biz yine de ve her şeye rağmen, Yeni Şafak’ın “ABD’nin Suriye planlarına” ve “AKP’nin bu planda rol almasına” karşı çıkabilme ihtimalini seviyoruz! Bizimki vatan aşkı çünkü…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2012
OLTADAKİ FANTOM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/07/2012
Reagan dönemi eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Paul Craig Roberts, ülkesinin Suriye’de izlediği politikayı yerden yere vurdu. Roberts, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, ABD’nin esas hedefinin “Rusya ve Çin” olduğunu belirtti.
YUGOSLAVYA’YI PARÇALAMAK
Paul Craig Roberts, öncelikle ABD’nin izlediği geçmiş politikaları eleştiriyor: “CIA paravanı olarak görülen ABD Ulusal Demokrasi Vakfı çeşitli ‘renkli devrimleri’ destekledi. Washington, Ukrayna’da Amerikan güdümlü bir hükümet kurmaya bile teşebbüs etti ve Joseph Stalin’in doğum yeri olan Gürcistan’da bunu başardı. Karadeniz ve Hazar Denizi arasında yer alan Gürcistan’ın Devlet Başkanı, Washington kuklasıdır.”
Roberts, ABD’nin Suriye’de yapmak istediğini geçmişte Yugoslavya’da yaptığını anımsatıyor: “Amerika’nın yaptığı, iç savaş çıkarmak ve ülkeleri parçalamaktır aynı Başkan Bill Clinton rejiminin Yugoslavya’da başardığı gibi. Ne kadar çok ülke ufak parçalara ayrılır, rakip hiziplere bölünürse, Washington da o kadar güçlü olur.”
NATO OLTASINDAKİ TÜRK UÇAĞI
Eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı Roberts’a göre “fahişe Amerikan medyası”nın Suriye konusunda anlattıklarıyla, gerçekte olanlar birbirinden çok farklı: “Suriyeli ayaklanmacılar askeri silahlarla teçhizatlı. Ayaklanmacılar Suriye ordusuyla savaşıyor. Ayaklanmacıları belli ki birileri silahlandırıyor, zira bu silahlar Suriye pazarlarında bulunmaz. Zeki insanların çoğu bu silahların ABD’den veya onun vekillerinden geldiğine inanmaktadır. Yani Washington Suriye’de iç savaş başlatmıştır tıpkı Libya’da olduğu gibi fakat Çin ve Rusya bu kez durumu kavrayıp Kaddafi’ye yapılanda olduğu gibi bir BM kararına izin vermeyi reddetmiştir.”
Roberts’a göre bu engeli aşamayan ABD başka bir yola saptı: “Yolun üzerindeki bu bariyerin çevresinden dolanmak için de 1960’lardan, Vietnam savaşı döneminden kalma antika bir Fantom savaş uçağını oltaya takıp Suriye üzerine yönlendirdiler. Suriyeliler uçağı düşürecek, Türkiye de Suriye’ye karşı müttefiklerinin yardıma gelmesi için NATO’ya başvurabilecektir. BM şıkkından mahrum olan Washington, NATO anlaşmasından doğan mükellefiyetini icra etmek üzere şeytanlaştırılmış Suriye’ye karşı bir NATO üyesini savunmak üzere savaşa gidebilecektir.”
ABD, ÇİN’E MEYDAN OKUYAMAZ
Paul Craig Roberts’a göre bir süre sonra Çin ekonomisi ABD’yi geçecektir ve “Wall Street ile diğer özel çıkar gruplarının kontrol ve esareti altında olan Washington, Amerika’yı bu çöküşten kurtarmaya muktedir değildir.”
Roberts’a göre Washington, Çin’in yükselmesine Pasifik bölgesini askerileştirerek yanıt arıyor. Ancak eski ABD Hazine Bakan Yardımcısı, bu stratejinin de çıkış sağlamayacağını belirtiyor:
“Aradan geçen 8 yıla rağmen Irak’ı, 12 yıla rağmen Afganistan’ı işgal edememiş bir devletin aynı anda iki nükleer güçle kavgaya girmesi deliliktir. Irak ve Afganistan’daki olağanüstü başarısızlığa rağmen Washington’un yeni-muhafazakârlarca her gün beslenen kibri, göz korkutucu iki gücün, Rusya ve Çin’in hedefindedir. Dünya, tarihinde böyle bir budalalık görmemiştir.”
Roberts, ABD yönetimini “psikopat”, “sosyopat” ve “moron” olarak niteliyor ve bir sonraki seçimi demokratlar da kazansa, cumhuriyetçiler de kazansa, seçilecek ABD yönetimini “yeryüzünde hayata karşı var olmuş en büyük tehdit” sayıyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2012
TAMPON BÖLGE HATAY’DA KURULDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/07/2012
Başbakan Erdoğan, siyah gözlük takıp, “tamam inşallah” hareketi yaptığı ve Hürkuş’ta poz verdiği sırada bir de tarihi söz söyledi: “Büyük devletlerin düşmanı olur.”
Haliyle insan merak ediyor, madem büyük devletlerin düşmanı olur, o zaman ‘komşularla sıfır sorun’ neydi?
TÜM GÖREVLERİN ÜSTÜNDEKİ GÖREV
“Komşularla sıfır sorun”, AKP’ye Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde verilen görevin maskesiydi; o nedenle kısa sürede “sıfır komşu”yla sonuçlandı.
AKP yani BOP Eşbaşkanlığı bu maskeyle, İran’ı yalnızlaştırmak için Suriye ve Lübnan’la yakınlaşacak, Ortadoğu’da ABD’nin model ortağı olacak, hatta sırf bölgede ağabeylik yapabilmek için İsrail’e posta koyacak ve Ortadoğu’da caka satacaktı!
Maske, asıl görevi, yani Erdoğan’ın daha 2004 yılında dile getirdiği “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez yapma” görevini perdelemek içindi.
BOP Eşbaşkanlığı’nın tüm görevleri bu asıl görevi başarabilmek içindi..
Bu gerçeği atlayanlar, “kardeş Esad”ın bir yılda nasıl “düşman Esed” ilan edildiğine haliyle şaşırıyor.
NİHAİ HEDEF
Erdoğan’ın bugün izlediği Suriye politikası, işte bu görevin gereğidir; yani “Diyarbakır’ı BOP’da merkez yapma” görevinin…
BOP’da, yani ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde Diyarbakır’ı merkez yapmak için bugün Suriye’nin bölünmesi gerekmektedir; ki böylece ikinci İsrail devleti de denize açılabilsin!
Bu nedenle “Esad’ın devrilmesi” Atlantik’in Suriye planında nihai hedef değildir; nihai hedef Suriye’nin bölünmesidir. Ancak bu hedefi 14 aydır başaramayanlar, artık hiç başaramayacaktır!
MGK’YE TUZAK
Bu gerçeğe rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri uyanık olmalıdır. Çünkü MGK’de konuşulan “tampon bölge” konusu, tuzaktır!
Suriye’de “tampon bölge” hedefinin neyle sonuçlanacağı bellidir. Çünkü 1992’de Irak’ın kuzeyinde kurulmasına göz yumulan tampon bölgenin sonuçları ortadadır!
Irak’ın bölünmesi, Türkiye’yi bölünme tehdidiyle karşı karşıya getirmiştir. Suriye’nin bölünmesinin sonuçları kuşkusuz daha da ağır olacaktır. Çünkü ABD’nin asıl hedefi Türkiye’dir.
TÜRK ORDUSU’NUN İLK GÖREVİ
Nitekim “tampon bölge” konusu o nedenle masadadır ve kurulmuştur!
Ancak ABD o tampon bölgeyi Suriye’den önce Türkiye’de kurmuştur; Hatay fiilen tampon bölgedir artık…
Öyle ki, Hatay’da bir gün ABD senatörü sınır teftiş etmektedir, ertesi gün ABD’li özel harekatçı bir general basın açıklaması yapmaktadır. Bir gün ABD’li diplomat Esad karşıtlarıyla toplantıdadır, ertesi gün CIA sınırdan silah sevkiyatı yapmaktadır.
O nedenle Türk Ordusu’nun görevi, önce Hatay’ı yeniden yurt topraklarına katmaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2012
ABD NEDEN AKP’Yİ ORTADA BIRAKTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/06/2012
ABD, son bir ayda yayın yoluyla Ankara’yı üçüncü kez açığa düşürdü. Önce Wall Street Journal gazetesinden “Uludere’de istihabratı biz verdik” dediler, ardından New York Times gazetesinden, Esad karşıtlarının Türk toprakları üzerinden silahlandırıldığını deşifre ettiler, şimdi de yine New York Times gazetesinden Suriye’de düşürülen Türk uçağının “casusluk görevi” yaptığından kuşku duyduklarını açıkladılar.
AÇIĞA DÜŞÜRME EYLEMİ
Aslında Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney‘in “Erdoğan’ın açıklamalarını ölçülü bulduk, Türkiye’nin tutumunu taktir ettik” şeklindeki ilk resmi açıklaması da, Washington’un AKP hükümetini ortada bırakacağına işaret ediyordu.
Keza, uluslararası havacılık sitesinde bir NATO pilotuna atfen söyletilen “Türkiye Suriye hava savunma sistemlerinin savaşa hazırlık kapasitesini test etmek için hava sahasını kasten işgal etmiş olabilir” sözleri de önemli bir işaretti.
Ancak New York Times gazetesinin “ABD ve NATO yetkilileri Suriye tarafından düşürülen F4 tipi Türk uçağının ‘casusluk görevi’ olabileceği konusunda kuşkulu” şeklinde haber yapması, tipik bir “açığa düşürme” eylemidir!
AKP’NİN SUÇU NE?
ABD bu haber üzerinden Ankara’ya, daha doğrusu AKP hükümetine iki mesaj veriyor:
Birinci olarak; Washington, AKP hükümeti Türkiye’yi sahaya süremezse, onu açığa düşüreceğini, ortada bırakacağın, deliğe süpüreceğini göstermiş oluyor.
İkinci olarak; Washington, Ankara’yı Moskova’ya yem yapmakla, Rusya’nın önüne atmakla tehdit ediyor.
Peki ABD neden böyle bir yol seçti? Washington neden Ankara’yı böyle zor durumda hem de üç kez bıraktı?
Kuşkusuz tek nedeni var: AKP hükümeti Esad’ı deviremedi, Türkiye’yi Suriye’ye sokamadı! Yani Türkiye, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinin acil ihtiyaçlarını tam olarak sağlayamadı!
AKP AYAKTA KALAMAZ
Tam bir yıldır dile getirdiğimiz “AKP Suriye’ye savaş açsa da, açmasa da yıkılacaktır” formülü, artık daha somuttur!
ABD adına Türkiye’yi Suriye’ye sokacak bir AKP hükümeti ertesi gün yıkılacaktır ama bu görevi yerine getiremeyecek bir AKP hükümeti de ayakta kalamayacaktır! İşaretleri başlamıştır.
Ancak ABD’nin Türkiye’yi açığa düşürmesinden ders çıkarması gereken ilk kuvvet Türk Silahlı Kuvvetleri’dir!
ABD’nin; Türk Muavenet zırhlısını vurması, Jandarma genel Komutanı Org. Eşref Bitlis‘in uçağını düşürmesi, seçme askerleri taşıyan CASA uçağını patlatması, Binyılın Meydan Okuması tatbikatında Türkiye’yi hedef alması, Kuzey Irak’ta TSK ve MİT personelini CIA-MOSSAD operasyonu ile öldürmesi, Süleymaniye’de 11 Türk subayının başına çuval geçirmesi, CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey‘in ifadesiyle Ergenekon operasyonları üzerinden Türk Ordusu’nu kafeslemesi, Uludere’de yanlış istihbarat vererek Türk subayına kendi yurttaşını bombalatması gözünüzü açmadıysa, bari Türk uçağı NATO yemi yapıldıktan sonra ABD’nin utanmadan “uçak casusluk yapıyordu” demesi gözlerinizi açsın!
NATO’culuk hücrelerinize bu denli nüfuz edememiştir diye düşünmek istiyoruz!
NATOTÜRKÇÜLÜK
2 pilotumuzu şehit verdik, tesellimiz bu olayın turnusol kağıdı işlevi gördüğü gerçeği… Dikkatinizi çekmiştir, “ulusalcı” kılığıyla caka satanlar, poz verenler bu olay sonrasında “Türkiye Suriye’ye savaş açmalı” korosunun en çok bağıranları olmuştur. İşte NATOTürkçülük dediğimiz tam da budur ve en tehlikeli Türkiye karşıtlığıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2012