Posts Tagged Barzani

ABD SDG’yi neden sattı?

PKK yöneticisi Murat Karayılan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsüne soruyor: “Ne oldu da müttefikinizi böyle bir saldırıyla yüz yüze bırakıyorsunuz?”

Yanıtını aynı akşam ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack net bir şekilde verdi: “ABD-SDG ortaklığının gerekçesi değişti. SDG artık IŞİD’e karşı birincil ortağımız değil.” Böylece ABD bir süredir yatırım yaptığı Şara ile “asıl aktör olarak” çalışacağını işaret etti.

Artık emperyalizm açısından mesele şudur: ABD SDG’nin tamamen “bireysel entegrasyon” ile sönümlenmesini mi isteyecek, yoksa yeniden “kullanım değeri” oluşur diye Kamışlı merkezli varlık bulundurmasını mı sağlayacak? 

Şah ve piyon ilişkisi 

Emperyalizm budur; kullanır, kenara koyar. Bu gerçeği ülkemizde en iyi bilen isimlerden biri, Hrant Dink’ti. Dink Kürtlerin temsilcilerini bu konuda bir kaç kez uyarmıştı. Örneğin Dink, 25 Nisan 2006’da Malatya İşadamları Derneği’nde yaptığı konuşmada, “Geçmişte Ermeni halkı emperyalistlere güvendi ama yanıldı. Bugün Kürtlerin yaşadığı aynı şey” diyerek uyarmıştı. Ve eklemişti: “Amerika bu. Gelir, o kendi hesabını yapar, işine bakar, işi bittiğinde de çeker gider.”

Aradan 20 yıl geçti ve Karayılan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsüne serzenişte bulunuyor: “Bu devletler demek ki sadece çıkarlarına bakıyor. Verilen sözlerin bir anlamı yokmuş.”

Ne sandınız? Emperyalist devletler Kürtlerin çıkarlarını mı savunacaktı? ABD kendi çıkarına bakar, kendi çıkarı için Kürtleri de Türkleri de Arapları da birbirine karşı kullanır. 

O nedenle “Kürt kökenli bir Türk vatandaşı” olarak yıllardır anlatmaya çalışıyorum, Kürt’ün çıkarı Amerikalılara çalışmasında değil, yaşadığı coğrafyadaki halklarla ortaklaşmasındadır. 

İran’a karşı cephe meselesi

Kürtlerin “ABD bizi neden sattı” diyerek sorduğu sorunun yanıtı Trump’ın Erdoğan, Netanyahu ve Şara ile ayrı ayrı yaptığı üç görüşmededir. 

ABD bölgemizde İsrail hegemonyasında bir yeni düzen inşa etmek istiyor. Washington’a göre bu yeni düzenin omurgasını “İran’a karşı cephe” oluşturacak. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın bir kaç kez “Göreceksiniz, İsrail ve Türkiye Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” demesi bundandır.

Bu yeni düzenin modelini Suriye oluşturuyor. ABD Suriye’nin İran etkisine girmemesini ve İsrail’le normalleşmesini garanti eden bir strateji izledi Esad’ın devrilmesinden bu yana. Bunun için de Şara’ya kredi verdi. Şara da Şam’da iktidar olabilmek için bu krediyi kullandı. 

Bunun pratiğine, sahaya nasıl yansıdığına gelirsek… 

Paris mutabakatı

ABD 6 Ocak’ta Paris’te İsrail ve Suriye heyetlerine bir mutabakat imzalattırdı. Bu mutabakatla iki ülke “ortak iletişim mekanizması” kurmuş oldu. 

Merkezinde ABD’nin olacağı bu mekanizma, bir istihbarat ve güvenlik mekanizması olarak “İran nüfuzuyla” mücadele üzerinden Şam-Tel Aviv ortaklığını normalleştirecek.

Paris mutabakatı, ABD ve İsrail’in Şara’ya SDG’nin üzerine yürüme yolunu açma mutabakatıdır aynı zamanda.

ABD cephesi nasıl engellenir?

BOP ezberlerini unutma zamanı. Şimdi ABD’nin bölgedeki esas siyaseti, yukarıda belirttik, İran’a karşı İsrail’in de içinde olduğu geniş cepheyi kurmak. ABD İran’a karşı cephenin ihtiyacı olarak Türkiye ile PKK’yi, Suriye ile SDG’yi sistemlerine entegre etme mutabakatı yapmış durumda. Açılım odur.

ABD bu yolla Türkiye ve Suriye’yi, Türkleri ve Arapları, İran’a karşı cephede İsrail’le yan yana getirebilme peşindedir.

Peki Kürtleri böylesi bir cephede hiç mi değerlendirmeyecek ABD? 

ABD Büyükelçisi Barrack’ın Kandil’i dışarıda bırakarak KDP’li Mesud Barzani ve Neçirvan Barzani’yi, SDG’li Mazlum Abdi ve İlham Amed’i, Suriye’deki ENKS yöneticilerini 17 Ocak’ta Erbil’de toplaması yeni dönemin bir başka işaretidir.

Bunları uzun uzun tartışacağız. Ama asıl hepimizin üzerinde durması gereken konu artık şudur: İran’a karşı ABD cephesi nasıl engellenir?

ABD cephesi engellenemezse, bütün halklar için daha acılı bir dönem başlayabilir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Ocak 2026 

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İstanbul Kürt’ü ne istiyor?

Yeni Açılım başladığında, DEM’in kıdemli İmralı heyeti üyesi Ahmet Türk şöyle demişti: “Irak ve Suriye Kürtleriyle görüştüm. Irak Kürtleri de Suriye Kürtleri de tıpkı Osmanlı’daki gibi, Türklerle birlikte yaşamak istiyor.”

O zaman TV yayınında sormuştum: Peki İstanbul Kürtleri ne istiyor? Acaba İstanbul Kürtleri, aşiret ilişkilerinin belirleyici olduğu Barzani ve Talabani Kürtleriyle, daha önemlisi Osmanlı’daki gibi, birlikte yaşamak istiyor mu? 

Mesele Kürt sayısı ise İstanbul dünyanın en büyük Kürt şehridir ve biz İstanbul Kürtlerinin görüşü Irak ve Suriye Kürtlerinin görüşünden daha önemsiz değildir!

Siyasi parti değil aşiret örgütü

Irak Kürtleri, ağırlıkla Erbil merkezli KDP ve Süleymaniye merkezli KYB partilerinin etrafında örgütleniyor. Bu iki örgüt, uzun yıllar çatıştı. ABD iki örgütü zorla barıştırıp, Irak’ın kuzeyinde bu iki örgütün birlikte yöneteceği bir özerk devlet kurdu. Örgüt ya da parti diyoruz ama aslında KDP ve KYB bir siyasi partiden çok bir aile partisi ve aşiret örgütlenmesidir. KDP Barzanilerin, KYB de Talabanilerin örgütüdür.

KYB’nin lideri Bafel Talabani, partinin eski eş başkanı olan kuzeni Lahur Talabani ve kardeşlerini bir çatışmanın ardından tutukladı. Olay KYB içinde bir kuzen kavgası, aile içi güç mücadelesi, hatta darbe içinde darbe olarak nitelenebilir. Çünkü:

KYB lideri Celal Talabani ölünce, karısı Hero Talabani partinin geleceği için bir düzenleme yapmıştı. Hero Talabani, KYB’nin kurucu lideri İbrahim Ahmed’in kızıydı ve bu nedenle etkili bir isimdi. Partiyi babası kurmuştu, kocası da uzun yıllar yönetmişti. Hatta en sonunda Celal Talabani, Irak cumhurbaşkanı da olmuştu. Çünkü ABD’nin Lübnanlaştırdığı Irak’ta cumhurbaşkanı Kürt, başbakan Şii, meclis başkanı da Sünni olacaktı. (Bahçeli’nin önerisini anımsayınız.)

Bacanak cumhurbaşkanları

Celal Talabani ölünce, Hero Talabani, şartları gözeterek, KYB’ye eş başkanlık sistemi getirdi. Celal ve Hero Talabani’nin oğlu olarak Bafel Talabani ile kuzeni Lahur Talabani KYB’nin eş başkanları oldular. Ancak Bafel Talabani eş başkanlar içinde daha güçlü durumdaydı. Çünkü Bafel’in karısı hem teyzesinin kızı hem de Irak Cumhurbaşkanı Abdüllatif Reşid’in kızıydı. 

Somutlayayım: İbrahim Ahmed, Barzanilerden kopup KYB’yi kurduktan sonra, kızlarından Hero’yu Celal Talabani ile, kızlarından Şanaz’ı da Abdüllatif Reşid’le evlendirdi. Böylece Celal Talabani ve Abdüllatif Reşid bacanak oldu. Celal Talabani ölünce, sırasıyla Fuad Masum ve Behram Salih cumhurbaşkanı oldular, onları bacanağı Abdüllatif Reşid izledi. Bacanak cumhurbaşkanlarından birinin oğlu ile diğerinin kızını evlendirdiler. 

İşte Bafel Talabani bu iki gücü birden kullanarak, kuzeni olan eş başkanı Lahur Talabani’yi tasfiye etti. Lahur Talabani de KYB içindeki muhalifleri toplayarak Halk Cephesi kurdu. Bu güç mücadelesi en sonunda silahlı bir çatışmaya dönüşmüş oldu.

KDP-KYB-PKK güç mücadelesi

KYB’nin Irak Kürdistanı Yönetimindeki (IKY) ortağı ama aynı zamanda rakibi olan KDP ise Bafel ile Lahur Talabaniler arasında dört yıldır süren bu “aile içi güç mücadelesini” kendi hakimiyetini artırmanın fırsatı olarak görüyor.

Öte yandan Barzaniler, ağırlıkla KYB bölgesinde bulunan PKK’den de rahatsızlar. Çünkü Barzani aşireti, Irak Kürdistanı’nın tek hakimi olabilmek için fırsat buldukça PKK’yi sıkıştırmaya çalışıyordu. KDP karşısında geçen yıllar içinde gücü azalan KYB ise PKK’yi destekleyerek denge kurmaya çalışıyordu. İşte Öcalan’ın “düzenlenmeden” sızdırılmış 21 Nisan ve 30 Mayıs tarihli İmralı notlarında Barzani için kullandığı çok ağır sözler de bu güç mücadelesi nedeniyleydi.

Nasıl yaşamalı?

Görüleceği üzere aileler, aşiretler arası güç mücadelesi yaşanıyor Kuzey Irak’ta. Barzaniler ile PKK’nin güç mücadelesi Suriye’de de sürüyor, şimdilik uzlaştılar.

Peki 100 yıldır iyi kötü demokrasi yaşayan Türkiye Kürt’ü, Barzani ve Talabanilerin bu aşiret ilişkileriyle birlikte yaşamak ister mi? 

Tamam, ne yazık ki Mustafa Kemal’in devrimci cumhuriyeti ilerletilemedi, toprak ağalarıyla uzlaşan yeni egemen sınıf yoksul Kürt köylüsünü Kürt ağaların siyasi desteğine karşılık sattı, tamam Türkiye’nin Atlantik sürecinde demokrasisi ağır yara aldı, tamam bu süreçte iş Kürtleri inkâr etmeye kadar vardı, tamam Türkiye siyasal İslamcılığın baskısı altında ama herşeye rağmen Türkiye güneyindeki aşiret ilişkilerinin 100 yıl ilerisinde. 

O nedenle Osmanlıdaki gibi yaşamayı değil, devrimci cumhuriyetin işaret ettiği çağdaş uygarlığı hedefliyoruz biz; İstanbul Kürt’ü olarak, Kürt kökenli Türkler olarak, etnik kimliği Türk, Kürt, Laz, Çerkes olup de ulusal kimliği Türk olanlar olarak…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yavuz-İdris’ten Erdoğan-Öcalan’a

Erdoğan-Bahçeli-Öcalan açılımı, bir demokratikleşme hamlesi değildir, hatta amacı doğrudan Kürt meselesi bile değildir. Bu açılımın asıl amacı, “Devletin dönüşümünde kaldıraç: Açılım” başlığı altında kısmen incelediğim gibi, devleti dönüştürmektir.

Devlet, Türk-Kürt-İslam rejimine uygun bir şekilde dönüştürülmek istenmektedir.

Öcalan’ın işaret ettiği ittifak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK’ye “gelin kongrenizi Malazgirt’te yapın“ çağrısı da, TBMM Başkanı Numan Kurtuluş’un “Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak”a dikkat çekmesi de aynı amacın gereğidir. 

Devleti Türk-Kürt-İslam rejimiyle dönüştürmek isteyenler, köklerini Sünni Yavuz ile Sünni (Şafi) İdris’in Şii Türkmen Şah İsmail’e karşı kurduğu ittifaka dayandırmaktadır. 

Hatta Malazgirt’teki tabloyu da bugünkü ihtiyaçlarına göre yorumlamaktadırlar: Öcalan 1. Açılım günlerinde örneğin “1071’deki (Malazgirt’teki) Türk-Kürt-İslam ittifakı” diyor (İmralı Notları, s.420), örneğin Yavuz-İdris ittifakını “İran hegemonyasına” karşı birliktelik olarak niteliyor (s.318-319).

Misakı Millicilik adı altında

Yavuz-İdris ittifakının güncel versiyonu olarak Erdoğan-Öcalan ittifakı, Türkiye’yi Kürtlerle genişletmeyi savunuyor. Bu tam olarak Yeni-Osmanlıcılıktır.

Nitekim anımsayacaksınız, DEM Partisini’nin İmralı heyetinin kıdemli isimlerinden Ahmet Türk de bunu şu şekilde formüle etmişti: “Irak Kürtleri de Suriye Kürtleri de Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” (Nefes, 1.4.2025).

İktidarın “Lozan’ı hezimet” görmesi ama Misakı Millicilik yapması da bundandır: Türkiye’yi Kürtlerle genişleterek Musul, Kerkük ve Halep’i almak istiyorlar. Bahçeli’nin buralar için plaka dağıtması o nedenledir. 

İktidarın Suriye politikasının esası da budur. Erdoğan 10 Kasım 2017’de, Beştepe’de muhtarlara seslenirken “Kurtuluş Savaşı başlarken ilan edilen Misakı Milliye sahip çıkılamadığından” şikayet etmiş ve “Irak ile Suriye politikalarının hedefinin Misakı Milli olduğunu” belirtmiş, “İdlib’de yapılmakta olan budur, Afrin’de yapılmakta olan budur” demişti. 

Yine Öcalan da Misakı Milli’yi bir Türk-Kürt ittifakı diye niteleyerek güncel politik ihtiyacın argümanı haline getirmişti (s.93).

Yani Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan, Misakı Milli adı altında, Türkiye’yi Kürtlerle genişletip, Musul, Kerkük ve Halep’e uzanarak Yeni-Osmanlı inşa etmek istemektedirler. İşte Açılımla da bunu uygun bir Türk-Kürt-İslam rejimi oluşturup, devleti dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

Projenin asıl sahibi

Bakınız bugünkü Misakı Millicilik, ne Türkiyeciliktir, ne de Türk ile Kürt’ün yararını gözetmektedir. Bugünkü Misakı Millicilik Yeni-Osmanlıcılıktır ve daha vahimi ABD emperyalizminin bölge planlamasının içindedir.

“Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” planının asıl sahibi Paul Henze’dir, Graham Fuller’dir, CIA’dır, Pentagon’dur, ABD’dir. “Kemalizm bitti” diyen, “Ilımlı İslami Yeni Türkiye Cumhuriyeti” hedefi koyan, “Türkiye’yi Kürtlerle genişletin” diyen onlardır. 

Graham Fuller’in 1999’da “Kuzey Irak’ı alın, Musul Kerkük sizin olsun” demesi de, Büyükelçi Robert Pearson’un 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olarak düşünülmeli” demesi de, David Philips’in 2007’deki “PKK’nin silahsızlandırılması, dağdan indirilmesi ve entegrasyonu” raporu da, bugün Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın dile getirdiği tezlerin asıl kaynağıdır.

ABD bugün Suriye’de PYD devletine o nedenle sponsordur, ABD bugün Irak’ta Barzani devletiyle 110 milyar dolarlık enerji işbirliğini o nedenle yapmaktadır. Ve ABD emperyalizminin planlarından Türk’e ve Kürt’e fayda ummak ise eşyanın tabiatına aykırıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yeni Ortadoğu haritası

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmeye giderken, havaalanında açıkladı: “Başkan Trump’la yakın çalışarak, haritayı daha iyi bir şekilde, yeniden çizebileceğimize inanıyorum.” (AA, 2.2.2025).

Netanyahu’ya bu sözleri söyleten, elbette doğrudan Trump’ın açıkladığı Filistinlileri Gazze’den sürme hedefiydi. 27 Ocak’ta bu köşede “Trump’ın Gazze planı” başlığıyla yazdım. Trump Gazze’deki Filistinlileri zorla Mısır ve Ürdün’e kabul ettirip, İsrail-Kıbrıs hattına dayanan yeni bir haritalama peşinde. 

İsrail’in “yeni komşu” hedefi

Ancak konu bununla sınırlı değil. ABD-İsrail’in yeni Ortadoğu haritası, Suriye’yi de içeriyor. 

İlk günden beri ısrarla vurguladım: Ankara’daki zafer havası aldatıcıdır. Çünkü Beşar Esad’ın temsiliyetindeki BAAS yönetimi, Suriye’nin birliğinin garantisiydi. HTŞ ile toprak bütünlüğü olan ama siyasal birliği olmayan bir Federal Suriye hedefleniyor. Bu Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Suriye’de asıl kazanan İsrail’dir. İsrail Dürzilere ve Kürtlere özerklik veren bir Federal Suriye için ABD ile birlikte çalışıyor.

Bunları bu köşede defalarca yazdım. İşte Netanyahu’nun “yeni harita” çıkışı ikinci olarak bununla, Suriye’nin parçalanmasıyla ilgilidir. Çünkü İsrail, doğrudan Suriye Arap Cumhuriyeti ile komşu olmak yerine Lübnan ve Suriye’deki Dürzilerle komşu olmak istiyor.

PYD/YPG’den açılıma destek

Ankara, ne yazık ki bu “yeni harita” sürecinden yararlanabileceğini hayal ediyor. Öncelikle Suriye’nin kuzeybatısında İdlib merkezli bir “nüfuz bölgesisi”ni kendisine bağlayabileceğini düşünüyor. Ayrıca koşullar oluştuğunda Suriye Kürt bölgesine de hamilik yapabilmeyi umuyor. (Fidan başta yetkililerin son dönemde hami, himaye kelimelerini sıklıkla kullanmalarına dikkat.)

Yeni açılım, “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” amacı, Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” sözleri, Öcalan’la yürüttükleri müzakere, o müzakerelerin dış ayağındaki gelişmeler… 

Ankara’nın müttefiki Barzani, ABD’nin planlamasıyla, Ankara’nın hedefindeki YPG/SDG komutanı Mazlum Abdi ile görüşüyor, Kürt birliği için pazarlık yapıyor…

Mazlum Abdi ise Öcalan’ın hangi tarihte hangi açıklamayı yapacağını duyuruyor ve AKP-MHP’nin açılımına destek veriyor. Abdi ayrıca Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’a ”Bu sürecin olumlu etkileri olacak. PKK ile anlaşacaklar” diyerek Ankara’nın yeni açılımına destek veriyor!

Açılımın amacı

Görüldüğü üzere Ankara, İsrail karşıtlığı propagandası altında, İsrail’in Suriye’de istediği sonucun oluşmasına katkı yaptı: HTŞ’nin önünü açarak Esad yönetiminin devrilmesini sağladı. İsrail böylece Suriye’nin güneyini işgal etti.

Ankara şimdi de, yine İsrail’e karşı konumlanma diye sunarak, Suriye’nin kuzeyine dair planlamalar yapıyor. Ne yazık ki o planlama da İsrail’in istediği yola çıkıyor!

Irak’tan sonra Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin resmiyet kazanması, ABD-İsrail’in 40 yıllık hedefidir. PKK’ye karşı mücadele üzerinden Türkiye’ye önce Irak’ın kuzeyindeki yapıyı resmen kabul ettirdiler, şimdi de PKK’nin silah bırakması / ad değiştirmesi üzerinden Suriye’nin kuzeyindeki yapıyı kabul ettirmeye çalışıyorlar.

İşte, Açılım’ın dış ayağı özetle budur: Ankara’ya PYD bölgesini kabul ettirmek. PKK’nin ad değişikliği ve silah bırakması konusu ise iktidarın bunu içeriye pazarlayabilmesinin dayanağı içindir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Şubat 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ SONUÇLARI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın KDP lideri Mesut Barzani ile BOP nikâhını tazelemesi ve Diyarbakır sözleşmesini yapması, ilk sonuçlarını vermeye başladı.

A) TÜRKİYE’DE KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Erdoğan’ın Başbakan sıfatıyla Kürdistan kelimesini kullanması bir coğrafi nitelemeden çok, bir siyasi tanımdır ve statünün (devletin) adıdır!

Erdoğan, Irak Kürdistanı diyerek, fiilen Türkiye ve Suriye Kürdistanlarına da yol vermiştir.

2.) Nitekim Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, hemen iki gün sonra, bir TV programında, Diyarbakır merkezli bölgeyi “Türkiye Kürdistanı” diye nitelemiştir.

Kürdistan’a meşruiyet kazandırma amaçlı bu iki hamle, AKP-PKK ortaklığının vardığı yerdir.

3.) Abdullah Öcalan, “devlet heyetine” sürecin ilerlemesi için üç şart sunduğunu ve yanıtı beklediğini açıkladı. (DİHA, 19 Kasım 2013)

B) IRAK’TA KÜRDİSTAN HAMLESİ

1.) Barzani’nin televizyonu olan Rudaw TV, Diyarbakır sözleşmesi kapsamında, Türkiye’nin imkânlarından yararlanmaya başlamış ve Türksat uydusu üzerinden yayına başlamıştır. (Hürriyet Planet, 19 Kasım 2013)

2.) Ankara ile Erbil, iki yeni sınır kapısının açılması konusunda anlaştı.

3.) Ankara ile Erbil, Barzani’nin petrollerinin Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştırılması konusunda anlaştı. İlk hattan gelecek ay petrol akmaya başlayacak. İkinci hat da imzalandı.

Erdoğan böylece Barzanistan’a bir yaşam koridoru armağan etmiş oldu.

C) SURİYE’DE KÜRDİTSAN HAMLESİ

1.) ErdoğanBarzani buluşmasının ardından PYD Türkiye sınırının hemen karşısında, yeniden bayrak dalgalandırmaya başladı. (Taraf, 19 Kasım 2013)

2.) KDP’nin Başkanlık Meclisi Üyesi Ali Avni, “PYD, Barzani’yi dinlese ve Irak Kürdistanı’nın siyasetine önem verip hayata geçirseydi, bir yıla kadar Suriye’de bir federasyon kurulabilirdi” dedi. (DHA, 19 Kasım 2013)

Bu ifade birkaç gündür üzerinde durduğumuz iki saptamayı güçlendirdi:

a.) PKK ile KDP arasında bir çelişme ve rekabet vardır fakat bu durum dönemseldir ve taktik düzlemdedir. Stratejik düzlemde her iki örgüt de aynı cephede olup, bulundukları bölgelerde ABD’nin Büyük Kürdistanı’nı inşa etmek için çalışmaktadırlar.

b.) Erdoğan’ın “Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek” sözleri, pratikte “Önce Türkiye, sonra Irak ve Suriye bölünecek” demektir. KDP yetkilisi Ali Avni’nin Suriye’de federasyona işaret etmesi bu bakımdan önemlidir.

ASIL SAVAŞ ŞİMDİ BAŞLIYOR

Erdoğan ile Barzani’nin Diyarbakır sözleşmesi, ABD’nin Büyük Kürdistan hedefini üç parçada ilerletme hamlesi olarak tarihe geçti. Büyük Kürdistan’ın parçaları, her üç ülkede de önemli kazanımlar elde etmiş oldu.

Büyük Kürdistan cephesinin aktörleri bu sözleşmeyle, artık açık “bölme” eylemlerine geçmiş oldu. Dolayısıyla Büyük Kürdistan eksenli Doğu Batı savaşı asıl şimdi başlıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Kasım 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE ÖZERKLİK CEPHESİ

Erdoğan-Barzani’nin anlaştığı “Diyarbakır sözleşmesinin” ayrıntıları gittikçe netleşiyor.

Dün belirtmiştik: Başbakanlık kaynakları dört konuda mutabakat olduğuna dair bir haberi servis etti.

Güya mutabakata varılan ilk madde de şuydu: “Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kurmak istediği de facto yönetime Barzani izin vermeyecek.”

Dün de dikkat çektiğimiz gibi, Suriye’nin kuzeyinde özerklik ilan edilmesi, aslında Erdoğan’ın BOP Eşbaşkanlığı göreviyle, Suriye’yi bu görev kapsamında hedef almasıyla ve hatta daha 2004 yılında ilan ettiği “Diyarbakır’ı merkez yapma” göreviyle çelişiyordu.

Nitekim Barzani’nin ziyaretinde yer alan KDP Başkanlık Divanı Başkanı Dr. Fuat Hüseyin, Erdoğan’la Suriye’nin kuzeyini konuşmadıklarını açıklıyordu. (ANF, 17 Kasım 2013) Kaldı ki, KDP’nin Suriye’de PKK’yi engelleyecek gücü de yoktu.

Biz de bu olgulara dayanarak, Başbakanlığın bu maddeyi gazetelere servis ederek Türk milletinin tepkisini yumuşatmak istediğini belirtmiştik.

PYD’NİN ŞAM’DAN KOPMASI: ÖZERKLİK

Başbakanlık’tan servis edilen yeni haberler bizi teyit etti.

Evet, Suriye konusunda bir mutabakat vardı ama ilk gün belirttikleri gibi “Suriye’nin kuzeyinde özerklik ilan edilmesine Barzani izin vermeyecek” şeklinde değildi.

Şöyleydi: PYD, Şam’la ipleri koparacak!

Peki, bu ne anlama geliyor?

PYD’nin Şam’la bir bağı olup olmadığını bir kenara bırakarak düşünelim:

Eğer PYD Şam’la bağını koparırsa, bu Suriye’nin kuzeyini Şam’ın denetiminde çıkarmak demektir. Yani PYD’nin şu anda uğraştığı gibi, kuzeyde bir özerk, otonom yapı ilan etmesi demektir.

Dolayısıyla Erdoğan ile Barzani, Suriye’de özerkliği engellemeyi değil, tersine özerkliğe gidecek süreçte anlaşmış oluyor!

PYD’NİN TAKTİK MANEVRALARI

Gelelim PYD’nin durumuna…

Bu köşede birkaç kez inceledik: PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin nihai stratejisi Büyük Kürdistan’ın batı ayağını inşa etmektir. Bu stratejik hedef, doğal olarak Şam’ın karşısında olmayı gerektirir.

Fakat PYD, taktiksel olarak, Suriye’nin savaşı 2,5 yıldır kaybetmediğini de görerek, 3. Yol adı altında “tarafsızlık” oynamaktadır. Batı ağırlık kazanırsa oraya, Şam kazanırsa oraya yaslanarak kazandıkları mevziyi korumak istiyorlar.

BÜYÜK KÜRDİSTAN’IN TÜRKİYE AYAĞI ÖNCELİK KAZANDI

Diyarbakır sözleşmesinin önemi de buradadır. Batı, Büyük Kürdistan’ın dört parçasının özellikle üçünde çok önemli mevziler elde etmiştir. Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de…

Hatta denilebilir ki, Diyarbakır sözleşmesiyle, artık Türkiye ayağı öncelik kazanmıştır. Erdoğan’ın “Diyarbakır değiştikçe, Irak değişecek, Suriye değişecek” sözleri, pratikte “Önce Türkiye, sonra Irak ve Suriye bölünecek” demektir.

Erdoğan bunu ilan ederek, aynı zamanda Suriye’de bir özerklik cephesine işaret etmiştir. KDP ile PYD’nin, AKP ile PKK’nin çelişmeleri vardır ama o çelişmeler taktik zemindedir, dönemseldir, mevsimliktir ve iç ihtiyaçlardandır…

Stratejik zeminde, AKP, PKK ve KDP aynı cephede ve ABD’nin araçları listesinde sıralanmaktadır. Her üç araç da Suriye’de özerklik cephesinde birliktedir. Tıpkı Türkiye ve Irak’ta özerklik cephesinde bir arada oldukları gibi…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Kasım 2013

, , , ,

Yorum bırakın

DİYARBAKIR’DA BOP NİKAHI

Biz bu satırları yazmaya başladığımızda İbrahim Tatlıses ile Şivan Perver’in düeti bitmiş, Mesut Barzani ile Tayyip Erdoğan kürsüden kardeş olduklarını henüz ilan etmişti. Esas görüşmeyi, yani dün saat 18:00’de yapılacak görüşmenin içeriğini, o nedenle yarına bırakıyoruz.

Bugün sizlere Diyarbakır’da düzenlenen ilk “şovla” ilgili notlarımızı aktarıyoruz. Tabi kimi meslektaşlarımızın yorumlarını da ekleyerek…

ERDOĞAN ‘ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK’ MESAJI VERDİ

1. Değerli meslektaşım Cansu Yiğit’in dikkatini çekmiş: Meğer Barzani taraftarları Diyarbakır’da Kürtçe, PKK ve BDP ise Türkçe pankartlar asmışlar!

2. Erdoğan’ın kürsünden “dağdakiler inecek”, “hapishaneler boşalacak” sözleri gazeteciler arasında “Öcalan’a verilen özgürlük sözünü tutuyor” şeklinde yorumlandı.

3. İbrahim Tatlıses ve Şivan Perver kürsüde megri (ağlama) diyerek düet yaparken, başta Emine Erdoğan ve Bülent Arınç olmak üzere neredeyse tüm protokol ağlıyordu.

4. Barzani ve taraftarları Erdoğan’ın mitinginde Diyarbakır’da baş tacı edilirken ve Erdoğan Barzani’yi kürsüde kardeş ilan ederken, İstanbul’da dördüncü ameliyatına giren Berkin için toplananlar yine “düşman” ilan ediliyor ve gazlanıp, coplanıyordu…

ERDOĞAN KÜRDİSTAN’I SELAMLADI

5. Hürriyet’in deneyimli diplomasi muhabiri Uğur Ergan haklı olarak genç meslektaşlarını sosyal medyadan uyarıyordu: “Ohhooo. Ne kardeşim Esadlar, Malikiler, Ahmedinejadlar duyduk. 1 yıla kalmaz MEsEd BErzEni, ŞivEn Perver (soyadından şanslı) olur.”

6. Başbakan Erdoğan, Mesut Barzani’yi Irak Kürdistanı’nın başkanı olarak niteleyerek bu ifadeyi ilk kez kullanmış oldu. Daha önce Abdullah Gül Kürt Açılımı’nı başlattığında, uçakta gazetecilerle söyleşirken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Erbil’de başkonsolosluk açılması gündeme geldiğinde “Kürdistan” ismini kullanmıştı.

‘TÜRKİYE HİMAYESİNDE KÜRDİSTAN’ YÜRÜRLÜKTE!

7. Barzani kürsüden “çözüm sürecini destekliyoruz” diyerek Erdoğan-Öcalan mutabakatına desteğini ilan etti. Barzani’nin Erdoğan’a desteği, “Öcalan’a başbakan yardımcılığının, Barzani’ye de koordinatör vali yakıştırılmasına” neden oldu.

8. Erdoğan konuşmasında PKK’yi Diyarbakırlılara şikâyet etti: “Farklılıklara tahammül edemeyenler bu bölgeye refah getiremezler. Kendileri gibi düşünmeyenlere kast edenlere bölgeye demokrasi getiremezler.”

9. Barzani kürsüden Erdoğan’a seslenerek “yeni bir tarih oluşturma zamanı gelmiştir” dedi.

Erdoğan’ın yanıtı da şiir gibiydi, düet gibiydi: “100 yıl önce sınırları cetvelle çizmişlerdi. Bize sınır çizemezler. Geleceğimize sınır çizemezler. Erbil, Diyarbakır’ın kardeşidir.”

Tüm bu tumturaklı laflar, aslında ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” projesinin maskesiydi!

ERDĞAN’IN BAĞDAT YALANI

10. Başbakan Erdoğan Diyarbakır ile Erbil’in kardeşliğine vurgu yaparken, bir de şöyle dedi: “Bağdat, Basra bombalanırken, Diyarbakır, Uşak, Adana kardeşleriyle birlikte gözyaşı döktü.

Oysa Bağdat ve Basra bombalanırken, Erdoğan Amerikan uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını açıyordu.  Hatta Bağdat’ı bombalayan Amerikan askerlerinin sağlığına duacı olduğunu söylüyordu.

Dün Bağdat’ı bombalayan Amerikan askerlerinin sağlığına duacı olan Erdoğan’ın, bugün kürsünden Bağdat’ın vurulmasına ağladığını söylemesi ne kadar gerçekse, Erdoğan’ın Diyarbakır’da Türk-Kürt kardeşliğinden bahsetmesi de o kadar gerçektir!

11. Değerli meslektaşım Gamze Çınlar da, Diyarbakır’daki bu şovu, düeti, 400 çiftin evlendirilmesini, ağlamaları, genel af sözlerini, Kürdistancılığı,  “Diyarbakır’da BOP nikahı” olarak niteledi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Kasım 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-BARZANİ BULUŞMASININ ANLAMI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu Diyarbakır’da Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesut Barzani’yle buluşacak olması, genel olarak 3 düzlemde ele alınıyor:

1. Kürt Açılımı düzleminde.

2. Yerel seçimler düzleminde.

3. Suriye düzleminde.

Buluşmanın ne anlama geldiğine geçmeden, gelin önce bu düzlemlerden bakarak buluşmayı sorgulayalım:

PKK-KDP REKABETİ

1. Kürt Açılımı düzlemi: Haziran Halk Hareketi AKP’nin Öcalan Açılımı’nı sekteye uğrattı. Mutabık kalınan paketlerin çıkarılma takvimleri bu nedenle ötelendi. PKK ise süreci hızlandırmaya ve AKP’yi adım atamaya zorluyor.

Kuşkusuz AKP, üzerindeki PKK baskısını Barzani ile hafifletme ihtiyacı duymuş olabilir. Barzani’yi Diyarbakır’a davet ederek PKK’ye “rakipsiz değilsin” mesajı vermek istemiş olabilir. Zira Barzani İmralı ve BDP’yi olmasa da, Kandil’i dengeleyebilecek avantajlara sahiptir.

2. Yerel seçimler: AKP’nin Güneydoğu Anadolu’da BDP’ye karşı yerel seçim başarısı için Barzani’den yararlanma niyeti, meselenin esası değildir. Barzani’nin “kukla devletten” kaynaklanan bir etkisi kuşkusuz vardır, ancak bu yerel seçimleri tümden etkileyecek boyutta değildir.

Barzani yerinde, yani Kuzey Irak’ta ağırdır. Nitekim bu olgu son seçimlerde bir kez daha ortaya çıkmıştır. PKK’nin partisi PÇDK, 10 yıldır faaliyet yürütmesine rağmen, Kuzey Irak’taki seçimlerden sadece 3 bin küsur oy alabilmiştir. Barzani, Öcalan’ın bir an önce yapılmasını istediği Ulusal Kürt Konferansı’nı da üç kez erteleyebilmiştir.

3. Suriye: PKK ile KDP Suriye’de bir ölçüde karşı karşıya gelmiştir.

PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin diğer Kürt partilerine baskı uygulaması, bölgesinde tek hâkim olmaya çalışması Barzani’yi sırasıyla şu hamleleri yapmaya götürmüştür: Erbil’de Suriye Kürtlerinin Birliği anlaşması, denetimindeki partileri birleştirerek daha etkili ve büyük parti yaratmak, Denetimindeki Kürt Ulusal Konseyi’nin Suriye Ulusal Koalisyonu’na kabul ettirmek ve yönetimine girmek, Suriye’nin Irak sınırını PYD’ye kapatmak.

KÜRT SORUNU VE STRATEJİK DÜZLEM

Dikkat ederseniz tüm bu olgular taktik düzlemin olgularıdır. Önemli olan stratejik düzlemdir.

Stratejik düzlem ise şu anda sabittir ve şöyledir: Basra’dan Akdeniz’e uzanan bir Kürt Koridoru inşa etmek. Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Diyarbakır merkezli olarak Türkiye’ye doğru genişletmek.

El Kaide koridoru gibi koridorlar bir seçenek değildir. Proje değeri, ancak Kürt Koridoru’nun manivelası olabilmesiyle orantılıdır.

Erdoğan’ın Barzani’yle Diyarbakır’da buluşması işte bu stratejik düzlemin içindedir ve şu taktik açılımların devamıdır:

2004: Erdoğan’ın Diyarbakır’ı BOP içinde merkez yapma hedefini ilan etmesi.

2005: Erdoğan’ın Diyarbakır Açılımı ve “Kürt sorunu benim sorunumdur” demesi.

2007: MİT’in Barzani Açılımı.

2009: AKP’nin PKK Açılımı.

2013: ErdoğanFidan’ın Öcalan Açılımı.

BÖLGESEL KÜRT SORUNUNDA DEVRİMCİ ÇÖZÜM

ABD’nin Irak’ı işgali ve Türkiye üzerinden Suriye’ye uyguladığı baskı, Kürt Koridoru stratejisinin gereğidir ve ülkelerin Kürt sorununu bölgeselleştirmiştir.

Sorunun Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar lehine ortak yararlı çözümü mevcuttur. Fakat o çözüm öncelikle AKP’den kurtulmaktan geçmektedir. AKP’nin Atlantik projelerinin taşeronu olarak var olan değeri gün geçtikçe düşmektedir ve Erdoğan’ın bölgede attığı kimi geri adımlar o değeri yeniden getirmeyecektir.

Halk dinamikleriyle devrimci bir eğilime giren ve önümüzdeki süreçte bunu hükümet düzleminde de gerçekleştirecek olan Türkiye’nin baş aktörlüğünde Kürt sorunu, nihayet bölge yararına çözülebilecektir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Kasım 2013

, , ,

Yorum bırakın

SURİYE MUHALEFETİ DE BÖLÜNDÜ

Dün Türkiye’nin Suriye konusunda yalnızlaştığını, Washington’un Moskova’nın çözüm yoluna mecbur kalmasıyla birlikte taşeronları olan Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın da ayrıştığını incelemiştik.

Bugün ise muhalefet cephesine bakacağız:

SUK – SUKO AYRIŞMASI

Suriye muhalefeti konusunda Atlantik cephesinin vardığı en yüksek seviye Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO bünyesinde tüm muhalefetin birleştiği durumdu.

Peki, bugün durum ne? Washington’un Cenevre-2 sürecine razı olmasından ve Moskova’ya muhalefeti de bu sürece katma sözü vermesinden bu yana durum nasıl gelişti? İnceleyelim:

1. Muhalefet önce radikaller ve ılımlılar diye ikiye bölündü. El Kaide ve türevlerini bahane eden Batı, SUKO’ya ve askeri kolu olan ÖSO’ya yardımı azalttı. Ardından daha da ileri giderek ılımlı muhalefetten ve özellikle PYD gibi Kürt örgütlerinden El Kaide ile mücadele etmesini istedi.

2. El Kaide ve türevleri ise daha sonra Suriye muhalefetinden ayrıldıklarını ve yeni bir çatı örgütü kurduklarını ilan ettiler.

3. İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Konseyi istenilen işlevi yerine getiremediği için Katar-Doha’da ABD’nin inisiyatifiyle Suriye Ulusal Koalisyonu SUKO kurulmuş ve Washington’un zoruyla SUK, SUKO’ya katılmıştı.

Ancak iki yapı arasında çelişmeler hep oldu. Cenevre-2 süreci ise çelişmeleri iyice derinleştirdi ve SUK, SUKO’dan ayrılmayı gündemine aldı.

Londra’da yayımlanan el-Hayat gazetesine göre George Sabra başkanlığında SUK, Cenevre-2 Konferansı’na katılması durumda, SUKO’dan ayrılacağını ilan etti. SUK, daha önce de SUKO Başkanı Ahmed Carba’nın Cenevre-2 Konferansı konusunda görüşmelerde bulunmak üzere New York’a gitmesine karşı çıkmıştı.

114 üyesi bulunan SUKO’da, 40 üyeyle temsil edilen SUK en büyük örgütü temsil ediyor.

4. 25 Eylül’de de içinde Nusra Cephesi’nin yer aldığı bazı örgütler ortak bildiri imzaladı ve SUKO’yu artık tanımadıklarını ilan etti. Bu bildiriyle birlikte SUKO’ya bağlı ÖSO ile El Kaide türevlerinin çatışmaları şiddetlendi.

5. Bu bölünme, ÖSO içinde de ayrışmalara yol açtı. Örneğin ÖSO’nun sözcüsü Fahd el-Masri, ÖSO’nun Genelkurmay Başkanı diye nitelenen Selim İdris’i bölge ülkelerinin istihbarat servislerinin maşası olmakla suçladı. Bu suçlamayla yetinmeyen sözcü Masri, Selim İdris’i bazı bölgelerde katliam yapmakla suçladı.

Bu süreçte Batı basınında muhaliflerin de sivil katlettiği türünden haberlerin yer alması dikkat çekti.

SURİYE KÜRTLERİ BÖLÜNDÜ

6. Bu süreçte SUKO’ya dâhil edilmeye çalışılan Kürt örgütleri de kendi içlerinde bölündü.

Örneğin Barzani’nin partisi KDP’nin Suriye kolu olan Suriye Demokratik Kürt Partisi, 28 Ağustos’ta İstanbul’da SUK ile anlaştığı için Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’nden ayrıldı!

7. Son olarak Erbil’de toplanan dört Suriye Kürt Partisi, Barzani’nin denetiminde birleşti! El Parti, Suriye Özgür Kürtler Partisi, Kürdistan Birliği Partisi ve Kürt Özgürlüğü Partisi’ni tek çatı altında birleştiren Barzani, yeni partiye de Kürdistan DemokratPpartisi-Suriye (KDP-S) ismini verdi.

Barzani, bu yeni oluşumun gelecekte Suriye’de oluşabilecek her hangi bir rejimde Kürtlerin haklarını “demokrasi” çerçevesinde korumakla sorumlu olduğunu belirtti.

BÖLGE BARIŞI KARŞITI: AKP

Moskova ise Suriye muhalefeti içerisindeki bu bölünme nedeniyle öncelikle Cenevre-2 ortağı olan Washington’u, hem de alaycı bir dille suçluyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre, SUK’un SUKO’ya rağmen Cenevre-2 Konferansı’na katılmayacağını ilan etmesi, Batı’nın Suriye muhalefetini müzakerelere zorlayacak yetenekte olmadığını gösteriyor!

Ancak Rusya için gün geçtikçe asıl sorumlu AKP hükümeti olmaya başladı. Zira SUK İstanbul’da kuruldu ve Ahmet Davutoğlu’nun bizzat koordine ettiği bir örgüt olarak biliniyor.

Moskova’ya göre, SUK’un SUKO’ya rağmen Cenevre-2’ye katılmayacağını ilan etmesi, mutlaka AKP’nin bilgisi ve talebi dâhilindedir!

Bu durum ise sadece Türkiye’yi bölgede yalnızlaştırmıyor, aynı zamanda AKP hükümetini açıkça bölgesel barışın karşıtı haline getiriyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ekim 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ULUSAL KÜRT KONGRESİ NEDEN ERTELENDİ?

Önce Ağustos’ta yapılacağı ilan edilen fakat Eylül ayına ertelenen Ulusal Kürt Kongresi, bir kez daha, 25 Kasım 2013 tarihine ertelendi. Peki neden?

Resmi açıklamaya, yani Kongre Hazırlık Komitesi’nin açıklamasına bakılırsa, Kongre Kuzey Irak Parlamentosu seçimleri nedeniyle ertelendi. Ancak özellikle PKK ile KDP çevrelerinden gelen açıklamalar, parlamento seçimlerinin bahane olduğunu gösteriyor.

PKK-KDP ÇATIŞMASI

Ertelemenin iç ve dış nedenleri olduğu anlaşılıyor. Önce iç nedenlere bakalım:

1. 600 delegeli Ulusal Kürt Kongresi’nin kontenjanları şu şekilde belirlenmişti: Yüzde 45’i siyasi parti ve kurumlara, yüzde 30’u sivil toplum kuruluşlarına, yüzde 10’u bağımsız şahsiyetlere… Kalan yüzde 15’lik dilimin de kadın ve özel kontenjanlar olduğu açıklanmıştı.

İşte bu kontenjan dağılımı büyük sorun yarattı. Zira PKK’nin dört ülkeden partilerle, örgütlerle, kurumlarla Kongre’de ağırlığı oluşturma belirtisi, Barzani’nin partisi KDP’yi tedirgin etti.

Nitekim PKK’nin Kongre Hazırlık Komitesi’ndeki temsilcisi Ronahi Serhat bu gerçeği büyük ölçüde doğruluyor. Serhat erteleme talebinin “güneyli Kürtlerden” geldiğini belirtiyor ve delege sorununa işaret ediyor: “Parçaların nüfus düzeyi ve parçaların siyasi etkisi göz önünde bulundurularak bir delege dağılımı yapılacak. Burada hem demografik durum hem de siyasi etki düzeyi göz önünde bulundurulacak. Bundan dolayı örneğin Suriye Kürdistan’ı 3 milyon desek ki bir tek bunu göz önünde bulunduralım, bu gerçekçi olmaz. Çünkü Kongre’nin Suriye Kürdistan’ına ilişkin bir tutum göstermesi gerekecek. Tüm bu durumları göz önünde bulundurarak bir dağılım yapılacak.” (ANF, 4 Eylül 2013)

2. Kongre’nin ertelenmesine neden olan gerekçelerden biri de yine PKK – KDP mücadelesinin bir yansıması olan “model” tartışması… Yani PKK’nin son dönemde tüm örgütlerinde uygulayageldiği eş başkanlık sistemi mi uygulanacak, yoksa klasik başkanlık ve yardımcıları sistemi mi sorunu…

21 kişilik Hazırlık Komitesi’nin üyelerinden Halil İbrahim bu tartışmayı şu özlerle özetliyor: “Kuzey Kürdistanlı kardeşlerimiz eş başkanlık sistemi öneriyorlar. Bizler bir başkan ve birkaç yardımcısı olsun diyoruz. Bir de başkanlık konseyi önerileri var.” (ANF, 4 Eylül 2013)

KONGRE’NİN ‘GİZLİ’ AJANDASI

PKK ile KDP’nin delege sayısı ve model üzerinden yürüttüğü bu tartışma ve mücadele, aslında Ulusal Kürt Kongresi’nin hedefinin büyüklüğünden kaynaklanıyor. Nedir o hedef?

1. “Kongre, dört parça Kürdistan’ın en üst ve en yetkili organıdır.”

2. “Kongre’nin ileriye dönük hedefi Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır!”

3. “Her parça, o ileri hedef öncesinde kendi özel durumuna göre özerk ya da federatif yapılara bürünmelidir.”

İşte bu hedefler, Kongre’nin ertelenmesini sağlayan yukarıda aktardığımız iç nedenler dışında, bir de dış nedenler doğuruyor:

ERTELENMENİN DIŞ NEDENLERİ

1. Irak devleti, Kongre’yle ilgili kırmızı çizgisini ilan etti. Irak Milli Güvenlik Kurulu Müsteşarı Faleh Feyyaz, “Kürt Kongresi egemenlik alanına girerse müdahale ederiz” dedi! (Rafet Ballı, Aydınlık, 23 Ağustos 2013)

2. ABD’nin Suriye’ye saldırı hazırlıkları yürütmesi, Kongre’nin ana gündemlerinden biri olan “Suriye Kürdistanı” konusunu belirsiz kılıyor. En büyük endişe, ABD’nin “dar ve kısıtlı” saldırısı sonrasında Şam yönetiminin taarruza yönelmesi ve PYD’nin “kazanımlarını” ortadan kaldırması. Ayrıca, İran’ın bu süreçte bölgesel bir çatışmaya aktif taraf olması.

3. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası bir Batı saldırısını fırsata çevirerek izleyebileceği “Kürdistan” karşıtı çizgi.

Sonuç olarak taraflar belirsizliğin geçmesini beklemeyi ve bu süreçte bilek güreşini sürdürmeyi seçmiş görünüyorlar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Eylül 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın