Posts Tagged CHP
CHP’NİN ATLANTİK’TEKİ YERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/01/2013
Dünyanın ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı ve ABD’nin bu gelişmeye göre saldırı stratejisini Asya-Pasifik merkezli ilan ettiği bir süreçte, Başbakan Erdoğan’ın AB’ye karşı Şangay İşbirliği Örgütü’ne girmeyi düşünmesi, sebebi ne olursa olsun, Türkiye için çok önemlidir.
Bunun, AB’ye şantaj olasılığı içermesine rağmen, reel politikanın gereği olduğunu içeren yazılarımızı anımsayacaksınız. Son yazımızda NATO üyeliği ile ŞİÖ üyeliğinin bir arada olamayacağını da vurgulamıştık.
Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Hürriyet’in Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın sorusu üzerine aynı şeyi söyledi: “Başbakan tarafından yapılan yorumu görmedim. Açıkçası, Türkiye’nin aynı zamanda NATO üyesi olduğu düşünülürse, Şangay örgütüne üyeliği enteresan olurdu. Nasıl ilerleyeceğini görmek zorundayız.”
Salt bu açıklama bile ŞİÖ üyeliği konusunun ABD emperyalizminden bağımsızlaşmak anlamına geleceğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş savaşını vermiş bir ülkenin kurucu partisi olan CHP’nin de bu gelişmeyi alkışlayacağı düşünülürdü…
Peki, öyle mi oldu?
CHP’YE GÖRE NATO, ÇAĞDAŞ DÜNYA
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün grup konuşmasında bu konuya değindi ve şunları söyledi: “Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız? Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız? NATO’dan da herhalde çıkacaksınız.”
Yeni CHP’ye göre NATO çağdaş dünyaydı ve ŞİÖ’ye girmek, çağdaş dünyadan kopmaktı!
Meseleye, özellikle son günlerde ortaya çıkan ve bu partinin üst yönetiminin millet ile milliyet farkı konusunda bile ortalama bilgi düzeyinin altında kaldığını gösteren tartışmayı temel alarak bakarsak, NATO’yu çağdaş dünya görmeyi cehaletle açıklayabiliriz.
Ama sorun cehaletle açıklanamayacak kadar derindir ve önemlidir.
CHP’YE GÖRE AB, TÜRKİYE’NİN KÖKÜ
CHP’nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Loğoğlu’nun ŞİÖ üyeliği konusunda attığı iki tweet, “derin ve önemli” gördüğümüz bağa işaret etmektedir.
Şöyle diyor Loğoğlu: “Hâlâ inanamıyorum, AB değil Şangay Beşlisi diyen AKP, Türkiye’nin eksenini değiştirmekle yetinmiyor, artık köklerini kazımaya çalışıyor.”
Dünyanın ekseni değişirken, Loğoğlu’nun hâlâ Batı’da çıpalı kalmak istemesi not edilmelidir. Öte yandan Loğoğlu’nun eksen değiştirmeyi “köklerin kazınması” olarak görmesi, daha da anlamlıdır. Loğoğlu bilmelidir ki, Türkiye’nin kökleri Batı’daysa eğer, o Batı 1922’de Ankara-Polatlı’ya kadar gelmişti ve CHP’nin lideri Mustafa Kemal, o kökleri kesmişti!
Loğoğlu ikinci tweet’inde de şöyle diyor: “AB değil, Şangay Beşlisi demek, Türk dış politikasını hafife alan AKP, Türkiye’nin çıkarlarını ve geleceğini ciddiye almıyor demektir.”
Türkiye’nin çıkarlarını Batı’da gören bir anlayışın Dışişleri Bakanlığı’nda müsteşarlık seviyesine kadar çıkmış olması, kabul edelim ki, Küçük Amerika sürecinin başarısıdır!
CUMHURİYET AB YOLUNDA YIKILDI!
Faruk Loğoğlu tweet’leriyle yetinmedi, iki gün sonra da yazılı bir basın açıklaması yaptı. Bu kez daha da ileri gitti ve “AKP, bu çıkışıyla aslında uzun süredir uzaklaşmak için çaba harcadığı Avrupa-Atlantik camiasından Türkiye’yi daha da uzaklaştırabilecek bir adım atmıştır.” diyerek hükümeti Atlantik Cephesi’nden kopmak istemekle suçladı.
Erdoğan, eğer Batı gerilemiyor ve Doğu yükselmiyorsa, siyaseten en büyük dayanağı olan Atlantik Cephesi’nden kopmayı aklının ucundan bile geçirmez! Bunu Loğoğlu’nun bilemiyor olmasını kabul edemeyiz!
Anlaşılan CHP, Türkiye’nin dünyadaki yeri konusunda artık en geridedir. Aksi takdirde Faruk Loğoğlu’nun AKP’ye “Atlantik’ten sakın kopma” çağrısında bulunabilmesini açıklayamayız.
Bitirirken Loğoğlu’nun basın açıklamasındaki “AB’ye tam üyelik CHP’nin temel hedeflerinden birisidir!” sözlerine de değinelim: Demek Yeni CHP, Cumhuriyet’in 1999’dan beri AB aday üyeliği yoluyla adım adım yıkıldığını hiç fark etmedi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ocak 2013
TÜRKÜZ, KÜRTÜZ, MİLLETİZ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/01/2013
Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu ile Kürt milliyetini eşit sayamazsınız” demesini, “Türklerle Kürtlerin eşit olmadığını söyledi” diye çarpıtanlar kötü niyetlidir!
Birgül Ayman Güler’in “ulus-millet, milliyet” ayrımına dair basın açıklamasına rağmen, onu hâlâ “Türklerle Kürtleri eşit görmüyor” diyerek suçlayanlar kör cahildir!
Birgül Ayman Güler’in kavramları açıkladığı basın toplantısında “Türk ve Kürt eşitliğini savunmasına” rağmen onu hâlâ ırkçılıkla, kafatasçılıkla, faşistlikle suçlayanlar ise hem kör cahildir, hem de kötü niyetli!
Recep Tayyip Erdoğan’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na söylediği “boy, pos değil, soy önemli, soy” sözlerine kör olup da Birgül Ayman Güler’i soyculuk yapmakla suçlayanlar ise ahlaksızdır!
MİLLET, MİLLİYETİN ÇATISIDIR
Bu girişten sonra görüşlerimize geçelim:
1. Türk ve Kürt, insan olarak da, etnik bakımdan da eşittir. O nedenle “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” diyoruz… Kaldı ki, bir milliyetin başka bir milliyete üstünlüğü bilimsel değildir.
Türk milleti ya da Türk ulusu, Türk milliyetini de Kürt milliyetini de kapsayan bir siyasal kavramdır. Tıpkı pek çok milliyeti içeren Fransız milleti ya da İtalyan milleti gibi…
Bugün fikir düzleminde yaşanan sıkıntının kaynağı ise milliyetlerden birinin isminin, milletin de ismi olmasıdır. Ama bu da başka milliyetlerin milletleşme aşamasında yaşandığı gibi bir tarihsel zorunluluktur. Örneğin Frank milliyeti, milletleşme sürecine önderlik ettiği için, Fransa’ya ve Fransız milletine adını da vermiştir.
‘KÜRTÇE YETERSİZ’ İDDİASI BİLİMSEL DEĞİL
2. Kürtçe konuşulmalıdır, öğretilmelidir; Kürt milliyeti dilini kullanabilmelidir.
Türk milliyetinden yurttaşlar da ikinci bir dil olarak Kürtçe öğrenebilmelidir; bu zenginliktir.
İlköğretimden başlayarak İngilizce eğitim verilen okullardan geçilmediği günümüz koşullarında, Kürtçeye ve Kürtçedeki w, x, q harflerine karşı olmak ahlaki değildir. Türk milliyetinden bir yurttaş Washington diye yazabiliyorsa, Kürt milliyetinden bir yurttaş da Wan şeklinde yazabilmelidir!
3. Kürtçe öğretilmelidir ama Kürtçe resmi dil olmamalıdır. Kürtçe hukuk dili olarak da kabul edilmemelidir. Zira milletleşme süreci, aynı zamanda hukuku da tekleştirme sürecidir. Üniter devletlerde iki ayrı dille hukuk olamayacağı gibi hem şeriata dayalı hukuk, hem de medeni hukuk olamaz!
Ancak “Kürtçe bilim dili ya da hukuk dili olamaz” demek doğru değildir. Yani meseleye “yetersizliği” üzerinden itiraz etmek bilimsel değildir. Mahkeme, hâkim, avukat gibi en temel hukuk kavramlarının Türkçe kökenli olmadığı şartlarda, Kürtçe hukuk dili de yaratılır. Üstelik hukuk alanında Türkçeye kaynaklık eden Farsça ve Arapça kökenli kelimeler, Kürtçede de vardır.
Dil’e yetersizliği üzerinden itiraz etmek, bilimsel değildir. Çünkü devlet olursa, dil de olur, yaratılır, geliştirilir. Zaten mesele de buradadır: İkinci bir devlet ortaya çıkmasın diye Kürtçenin hukuk dili olmasına itiraz etmeliyiz, yetersiz olduğu için değil.
Dün “Kürt yok, karda yürürken kart-kurt sesi çıkaran dağ Türk’ü var” diyenlerin bugün Kürtçe sevdalısı olması anlamlıdır. Kürt’ü yok sayan Amerikancıların bugün Kürtçeye sarılması, yine Amerikancılıklarındandır.
Çünkü milli devletleri hedef alan emperyalizm, bazen zor kullanarak, bazen de milletleşme sürecinin arkada bıraktığı kavramlara ve unsurlara sarılarak, oradan bir çatlak yaratarak, milletleşme sürecini geriye döndürmeye çalışır.
Milliyetlerin bir zora dayanarak hak iddia etmesi bu nedenle çoğu zaman emperyalizmin hedefiyle birleşir ve onun kartı olur. Son tahlilde bunun o milliyete de bir faydasının olmayacağının en somut örneği Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra ortaya çıkan ve 8 ayrı milliyete dayanan devletçiklerdir.
MİLLİ DEVLETLER BİRLİĞİ
4. Milli devletleri de aşan bölgeselleşmiş bir yapı, kuşkusuz yarının gerçeğidir. Türk ile Kürt’ün, Fars ile Arap’ın eşitlikçi bir yapıda yan yana yaşayabilmesi mümkündür ve olacaktır.
Ancak milli devleti bu anlamda aşabilmek ya da milli devletler birliği kurabilmek, önce emperyalizmin boyunduruğundan çıkmakla ve “milli” kapitalist üretim ilişkilerini geliştirmekle, ardından da kamuculuğu esas alan üretim ilişkilerine yönelmekle sağlanır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ocak 2013
TBMM’DE FEDERASYON ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/10/2012
AKP Kongresi’nin baş konuğu ve Başbakan Erdoğan’ın siyasi ortağı Mesud Barzani, “PKK’nin kayıtsız şartsız silah bırakması talebi mantıklı değil” diyerek Ankara’ya itiraz ediyor. (BBC Farsça, 16 Ekim 2012)
Barzani, Erdoğan’a bu talep yerine şu üç şeyi yapmasını öneriyor:
1) Ankara, Abdullah Öcalan’ın şartlarını düzeltmeli!
2) PKK ve Türkiye çatışmaları durdurmalı!
3) Ankara, Öcalan ve PKK’yle masaya oturmalı!
Barzani yetinmiyor, Ankara ile PKK arasında hem arabulucu olabileceklerini hem de görüşmeye ev sahipliği yapabileceklerini söylüyor. Yakışır…
‘TÜRKİYE 25 EYALETE BÖLÜNSÜN’
BDP de, son kongresinde müzakere masasından çıkarılması gereken hedefi ilan etmişti.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Türkiye için istedikleri yeni idari yapıyı şöyle tarif etmişti: “Biz 20-25 bölgeden oluşmuş özerk yönetim bölgeleri istiyoruz.”
Başbakan Erdoğan’ın “Diyarbakır’ı ABD’nin BOP’u içinde bir merkez yapma” hedefi, Demirtaş’ın ilan ettiği bu “eyalet sistemi”nin hayata geçmesine bağlı…
Kuşkusuz bu da, AKP ve BDP’nin, üstelik yanlarına CHP ve MHP’yi de alarak yeni anayasayı çıkarmalarından ve başkanlık sistemini onaylamalarından geçiyor…
AKP ile PKK’nin masaya oturtulmaları, bu hedefler içindir.
AKP’NİN BÖLÜNME YASALARI
Erdoğan’a daha 1993 yılında söyletilen şu sözler, işte bugünler içindir: “Değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gruplar, insanlar, milli yapı içerisinde kalmak istemezlerse, bu durumda belki eyaletler sistemi benzeri bir şey olabilir.” (Metin Sever, Cem Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları)
1) BM İkiz Sözleşmeleri işte bu yeni Türkiye için Ankara’ya kabul ettirildi ve TBMM’den geçirildi!
2) AKP, “bölgelerdeki iktidar odaklarına yerel hükümetler kurabilsinler” diye, 15 Temmuz 2004’te Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nu TBMM’den çıkarttı!
3) AKP, Türkiye 12 eyalete bölünsün diye, 26 Ocak 2006’da Kalkınma Ajansları Yasası’nı TBMM’den geçirtti!
Ancak Kamu Yönetimi Temel Kanunu da, Kalkınma Ajansları Kanunu da dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e takıldı.
BARZANİ-DAKA GÖRÜŞMESİ
AKP, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde bu yasaları çıkarttı ve artık Türkiye’de 25 Kalkınma Ajansı var…
Bu ajanslar şimdilik Kalkınma Bakanlığı’nın sorumluluğunda…
Şimdilik diyoruz zira bu 25 Kalkınma Ajansı’ndan örneğin Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı DAKA, kendi başına Mesud Barzani’yle görüşüp yeni sınır kapısı müzakeresi yapmaya başladı bile!
AYNI PROJEYE FARKLI İSİMLER
Türkiye adım adım milli devlet olmaktan çıkarılmaya ve eyaletlerden oluşmuş federatif bir yapıya götürülüyor…
İlginçler, TBMM’deki “kavgalı” her dört parti de, bu ABD projesinde ortaklık yapabiliyorlar:
1) Selahattin Demirtaş’ın 25 eyaleti ile Erdoğan’ın 25 Kalkınma Ajansı aynı şeydir!
2) PKK’nin demokratik özerkliği ile AKP ve MHP’nin oylarıyla çıkan yeni Büyükşehirler Yasası aynı şeydir!
3) CHP’nin Sosyalist Entertasyonlist’te altına imza attığı, ayrıca uzun zamandır üstündeki çekincenin kaldırılmasını istediği Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartı da aynı şeydir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ekim 2012
CHP NEDEN ESAD KARŞITI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2012
Suriye’de akan kanın sorumlusu kim? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na göre Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan! Hatta Kılıçdaroğlu, Esad’ın, Erdoğan’a göre daha sorumlu olduğunu da saptıyor! (Tarafsız Bölge, CNNTürk, 8 Ekim 2012)
Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun sözleri, tezkere oylaması günü CHP adına konuşan ve kürsüden “Esad’ın canı cehenneme” diyen Muharrem İnce’yle uyumlu…
Her ikisi de Esad karşıtlığı sergileyerek ABD’ye selam göndermiş oluyorlar…
KILIÇDAROĞLU’NUN ABD’YE MESAJI
Hele Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bu mesajı daha da somutluyor: “Bana çıksın bu ülkenin başbakanı şu lafı etsin, ‘Benim izlediğim politikayı Fransa destekliyor, Almanya destekliyor, İngiltere destekliyor, NATO destekliyor, ABD destekliyor’ desin.”
Kılıçdaroğlu “bu ülkelerin AKP’yi desteklemediğini” iddia ediyor ve bu kez küçümsemek için AKP’nin arkasında olan kuvvetleri sıralıyor: “Kim destekliyor? Suudi Arabistan, Katar destekliyor, Barzani destekliyor.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, cehalet eseri değildir. ABD’nin, NATO’nun AKP’yi nasıl desteklediğini en iyi Kılıçdaroğlu bilir. “AKP’yi destekliyor” dediği ve küçümsediği güçlerin, tıpkı AKP gibi ABD taşeronu olduğunu da en iyi Kılıçdaroğlu bilir.
E, o zaman? Kılıçdaroğlu, Washington’a “AKP’yi değil beni destekle” mesajı veriyor!
KILIÇDAROĞLU’NUN TUTARSIZLIKLARI
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, Suriye konusunda net ve doğru bir tutum almasını önlediği gibi kendisini de tutarsız durumlara düşürüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu hem “Suriye’de akan kanın sorumlusu önce Esad, sonra Erdoğan’dır” diyor, hem de CHP ile AKP’nin Suriye konusundaki politika farkını şu sözlerle açıklıyor: “Hükümetin isteği ‘rejimin değişmesi değil, Esad’ı göndermek’, biz ise Suriye’de akan kanın durmasını istiyoruz.”
“Akan kanın sorumlusu Esad” dediğinize göre, o zaman siz de AKP gibi “Esad’ı göndermek” istiyor olmuyor musunuz?
Kılıçdaroğlu kendisiyle o kadar çelişiyor ki, programda önce Batı’nın AKP’yi desteklemediğini söyleyerek ABD’ye selam çakarken, bir süre sonra şunu demeye başlıyor: “(Hükümetin) baştaki çabaları elbette doğruydu ama ne zaman ki siz Batı’nın piyonluğuna soyundunuz, Batı’nın diliyle konuşmaya başladınız…”
ESAD KARŞITLIĞI DERSİM’E BAKIŞLA UYUMLU
Washington’dan AKP yerine CHP’yi desteklemesini dileyen Kemal Kılıçdaroğlu, bunun şartlarından birinin “Esad karşıtı” olmaktan geçtiğini bilerek sık sık konumunun altını çiziyor: “Kesinlikle Esad yönetimini savunmak gibi, Esad yönetimini onore etmek gibi, ‘Esad yönetimi doğru yaptı’ demek gibi bir düşünce aklımızın ucundan geçmedi. Hiçbir yerde, hiçbir ortamda, hiçbir toplantıda, hiçbir televizyon programında, hiçbir grup toplantısında bizden, ne ben ne de hiçbir CHP’linin Esad yönetimine övgüler düzdüğü falan yok.”
Kılıçdaroğlu, şu sözlerle CHP’nin tutumunu ilan ediyor: “Bana ne, Esad Aleviymiş, Sünniymiş. Halkına zulmeden adamın inancı mı olur? Zalim zalimdir.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Dersim konusunda partisini ve İnönü’yü suçlamasıyla ne kadar da uyumlu!
PARİS METROSU’NDAKİ FOTOĞRAFLAR
Oysa Kılıçdaroğlu da çok iyi biliyor ki, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Suriye’de halk değil, Batı destekli silahlı gruplar sokağa çıktı. Hatta Esad ilk zamanlar, eylemlerde olur da kullanırlar diye güvenlik kuvvetlerine silah taşımayı bile yasaklamıştı. Daha ilk günlerde Cisreşuğur’da 120 polisin katledilmesi, Esad’ın bu yaklaşımı nedeniyleydi…
Türkiye Saddam Hüseyin karşıtlığının sonuçlarını yaşayarak gördü… O gün batı kaynaklı psikolojik savaş sonucu Saddam Hüseyin, kamuoyunun gözünde bir caniye dönüştürülmüştü… Bugün de Beşar Esad zalime dönüştürülmek isteniyor.
CHP’liler en azından şunu düşünsünler: Batı, yıllar önce neden Paris Metrosu’nda, insanlar gelip geçerken ayaklarıyla çiğnesinler diye Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın, Hamaney’in fotoğraflarını sergiledi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2012
CHP’DE İKİNCİ ADAM SORUNU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/07/2012
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’nda 2. yılını doldurdu. CHP ise Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında iki yılda tam dört kurultay yaptı! Ve iki yılda CHP’de pek çok defa PM ve MYK değişti! Artık kimin görevi neydi, akılda bile tutamıyoruz…
34. Kurultay tamamlanırken, kulislerde Adnan Keskin’in ikinci adam olacağı konuşuluyor. Bu “ikinci adam” meselesi önemli, zira Kılıçdaroğlu iki yılda CHP’yi Y-CHP’ye çevirirken, hep ikinci adamlara dayandı. İlginç olanı ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun topu topu iki yılda altı “ikinci adama” sahip olmasıydı.
“İkinci adam” bazen örgütlerden sorulu genel başkan yardımcısı oldu, bazen de genel sekreter… Anımsayalım:
Deniz Baykal’ın bel altı operasyonla CHP’den, daha doğrusu siyasetten tasfiye edildiği kaset olayı sırasında, genel başkanlıkta gözü olmadığını belirten ancak bir gün sonra Önder Sav’la anlaşarak CHP’nin başı olmaya soyunan Kemal Kılıçdaroğlu, çok iyi bir “hesap uzmanı” oluğunu geçen iki yılda kanıtladı!
Önce Önder Sav’ı ikinci adam yapıp, Baykal’ın koltuğuna oturdu. Sonra Gürsel Tekin’i ikinci adam yapıp Önder Sav’dan kurtuldu. Ardından Erdoğan Toprak’a ve Sezgin Tanrıkulu’na dayanarak Gürsel Tekin’i etkisiz hale getirdi. Sonra Nihat Matkap’ı “ikinci adam” yaptı. Sırada altıncı “ikinci adam” olarak Adnan Keskin var!
KILIÇDAROĞLU’NUN “TEK ADAM” İLANI
Kemal Kılıçdaroğlu, operasyonunu CHP’ye yutturabilmek için de yeni bir tez attı ortaya: “Artık ikinci adamlık dönemi bitti. Kimse kendini ikinci adam görmesin, ikinci adamı halk seçer.”
İkinci adamlara dayanarak birinci adam olan Kemal Kılıçdaroğlu, artık birinci değil, tek adam olduğunu ilan ediyor şu sözleriyle: “Genel sekreterlik, eski genel sekreterlik değildir, genel başkan yardımcılarından sonra gelen bir pozisyon. Örgütlerden sorumlu olan kişi, aslında ikinci adam değildir, belki 3., 4., 5. adamdır. 2. adam kendini halka çok sevdiren, halkta karşılığı olan adamdır. Bu MYK üyesi de olabilir, PM üyesi de, grup başkanvekili de olabilir, düz milletvekili de olabilir.”
Son iki yıldaki örneklere bakılırsa, ikinci adamın CHP’li olması şartı bile aslında gerekmiyor!
ÖRÜGÜTTEN SORUMLU ADAM, ADAM DEĞİL!
Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci adamlığı tasfiye edip tek adam olduğunu ilan ederken, CHP’yi ve örgüt anlayışını da bitiriyor. Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bir dönemin kapandığını gösteriyor: “Ben örgüte bakıyorum, 2. adamım. Hayır değil, neden değil, artık atamayla örgüt belirlemiyoruz, bitti o. Seçimle geliyor artık. Burada örgütten sorumlu olan kişi, işsiz kişidir aslında, işi çok fazla değildir. Örgüt seçimle gelmiştir, işi bitmiştir.”
Kılıçdaroğlu’nun örgütten sorumlu adamdan ne anladığı sorununa hiç girmiyoruz ama şu acı gerçeğe dikkat çekiyoruz: Örgütten sorumlu adamın adam sayılmadığı partide, yakında örgüte de gerek kalmaz!
KILIÇDAROĞLU’NUN 10 KİTABI
Yakın gelecekte öyle olacağı da görünüyor…
Kılıçdaroğlu, geçenlerde gündeme gelen “masasındaki 10 sosyal demokrasi kitabı” ile ilgili şimdi görev veriyor CHP’lilere: “Sosyaldemokrasi konusunda 10 önemli kitap. Bunu partili gençler okuyacak. Özet çıkaracak, konferans verecekler. Bunu yaparken de ben gidip dinleyeceğim onları.”
Devrimci ve halkçı Mustafa Kemal’in koltuğunda sosyaldemokrasiye sevdalı bir genel başkanın oturduğu parti, elbette Altı Ok programından vazgeçer, “sosyal liberal” tezlere sahip çıkar!
Kılıçdaroğlu’na değil ama CHP’li gençlere Teori Dergisi’nin, “Türkiye’de ve dünyada sosyaldemokrasi” dosyasını mutlaka okumalarını öneriyoruz.
Ve bitirirken belirtiyoruz: Sosyaldemokrasi iyi bir şey olsaydı, önce Mustafa Kemal sosyaldemokrat olurdu! Büyük devrimci, sosyaldemokrasinin emperyalizmin sol eli olduğunu vatanını cephelerde savunurken gördü. Zira savaştığı emperyalist devletler, sosyaldemokrat partiler tarafından yönetiliyordu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2012
ALTI OK, CHP’DEN KURTULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/07/2012
Kurultaya hazırlanan Yeni CHP’nin “sosyaldemokrasi, liberalizm, sosyalizm ve Atatürkçülük” eğilimlerini birleştirme hamlesi ilgi çekti.
Konu bir partinin iktidar olabilmek için bazı eğilimleri hedeflemesi olsaydı eğer, eminiz bu kadar konuşulmazdı. Ancak CHP Atatürk’ün Altı Ok’unu artık sözde de savunmayı bırakıp, bu dört eğilimden yeni bir program icat etmeye kalkınca, haliyle tartışma yarattı.
Atatürkçülük zaten sosyalizmle aydınlanmanın bir sentezi değil mi, liberalizmle sosyalizm bir arada olur mu, Atatürk’ün halkçılığıyla emperyalizmin sol hançeri olan Avrupa sosyaldemokrasisi örtüşür mü, gibi sorulara ve yanıtlarına hiç girmiyoruz.
Bizim sorumuz başka: Bir partinin genel başkanıyla, yardımcısı en temel konuda birbirinden 180 derece zıt şeyler savunur mu?
LOĞOĞLU’NUN AB’YE MEKTUBU
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, geçenlerde 16 AB Dışişleri Bakanı’na ortak mektup yazdı. Mektup, 16 AB Bakanı’nın yayımladığı “AB ve Türkiye: Birlikte daha güçlü” başlıklı makaleye yanıttı aslında…
CHP’nin internet sitesinde yer alan ve “Türkiye hakkındaki gerçekler” başlığını taşıyan bu mektup, AKP’nin de tepkisini çekti. AKP’liler, CHP’yi Türkiye’yi yabancılara şikayet etmekle suçladı. Biz ise öncelikle mektubun içindeki ifadelerle ilgileniyoruz.
LAİKLİK TEHLİKEDE Mİ, DEĞİL Mİ?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu mektubunda 16 AB Dışişleri Bakanı’na diyor ki: “Türkiye’nin ‘komşularına laik ve demokratik bir ülkenin ilham verici bir örneğini sunması…’ yanlış bir adlandırmadır. Laikliğe, hayatın bütün aşamalarında, iktidardaki AKP tarafından sürekli ve sistematik olarak meydan okunmaktadır.”
Yani CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, laikliğin saldırı altında olduğunu belirtiyor.
Haliyle bu saptama bize ilginç geliyor. Çünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok tepki toplayan açıklamasında “laikliğin tehlikede olmadığını” savunmuştu.
Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerinin bir gaf olmadığı, başka açıklamalarıyla da kanıtlandı. Nitekim Kılıçdaroğlu AKP’nin 8 yılda yapamadığını bir ayda yaptı ve türbanın üniversitelere girmesinin yolunu açtı. Aslında 2006’da hukuk yoluyla kapanan ve AKP’nin de gündeminde olmayan bu konuyu, 12 Eylül halk oylaması sırasında “türbanı biz çözeriz” diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu gündeme taşımıştı zaten…
Yol bir kez açılınca, Atatürk’ün kapattığı tekke ve zaviyeler, cemaat ve tarikatlar o yoldan girip, türbanı ilköğretim okullarına kadar soktular!
AKP’nin 8 yıllık kesintisiz eğitimi iptal edip, İmam Hatiplerin orta bölümünün yeniden açılmasını sağlayan 4+4+4 şeklindeki kesintili eğitim modelini yaratması da, maalesef Kılıçdaroğlu’nun açtığı bu yolun sonucudur!
Ve Yeni CHP, bu köşeye sığmayacak çoklukta açıklamayla, Atatürk’ün altı okundan biri olan laikliği tırpanladı! Öyle ki, Kılıçdaroğlu CHP’sinin laikliği aşındırmakta AKP’yle başa baş yarıştığını bile söyleyebiliriz.
ALTI OK’TA BİRLEŞME ŞANSI
Sonuç olarak, Genel Başkanı’nın başka, yardımcısının başka konuştuğu bir partinin, dört ideolojiden bir bulamaç yapmaya soyunması, hiç de tuhaf değildir.
Tersine, CHP’yi hâlâ Atatürk’ün partisi sanarak peşinden çaresizce koşanlar için, daha doğrusu Türkiye için bir şanstır. Çünkü aslında Y-CHP Altı Ok’dan değil, Altı Ok Y-CHP’den kurtulmaktadır!
Böylece Türk milletinin önüne, şimdi gerçekten Altı Ok’ta birleşme ve iktidar olma fırsatı doğmuştur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Temmuz 2012
KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2012
Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.
Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.
ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA
“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.
ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!
Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:
AKP ÇÖZEMEZ
Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.
CHP ÇÖZEMEZ
Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!
İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.
MHP ÇÖZEMEZ
70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.
MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.
BDP ÇÖZEMEZ
BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.
İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER
TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!
Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.
Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!
Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!
Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012
CHP, TSK KARŞITLIĞINDA ÖNE GEÇTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/11/2011
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Asker Açılımı, “Bedelli askerlik gündemimizde yok” diyen Başbakan Erdoğan’ın şak diye bedelli ilan etmesinden daha tehlikeli! TSK’yi vurma konusunda ana muhalefetin iktidara göre bir adım önde olduğunu teslim etmeliyiz.
Bildiğiniz gibi Erdoğan, 30 yaşından büyüklerin askerlik yapmamalarının bedelini 30 bin lira olarak belirledi. Kuşkusuz bu TSK’ye yönelik Ergenekon operasyonunun devamı niteliğindedir. Hedef profesyonel ordu yaratıp TSK’yi küçültmek ve halk ordusunu bitirmektir!
Bu yalın gerçeği görüp de savunmaya geçmesi gereken CHP ise özellikle Kılıçdaroğlu’nun başa geçmesinden itibaren askere daha büyük saldırıya geçti!
Örneğin Kılıçdaroğlu 30 yaşa 30 bin bedelini bir sosyal demokrat olarak “haksızlık” diye değerlendirmiş: “Haliyle parası olan askerlik yapmasın, olan yapsın sonucu çıkıyor. Bu kamu vicdanına sığmaz.”
İşte o vicdanı sözde rahatlatmak adına Kılıçdaroğlu ağzındaki baklayı çıkarıyor: “Meclis aşamasında parası olmayanlar için önerge vereceğiz. Parası olmayanların da yararlanması için değişiklik önereceğiz.”
Yani Erdoğan 30 yaşından büyüklere 30 bin lira bedel karşılığında askere gitmeme olanağı sunarken, Kılıçdaroğlu bir adım daha öne çıkıp, parası olmayanın da bundan yaralanmasını istiyor. Askerliği toptan kaldırın, rahatlayın beraberce!
MHP’NİN VATAN BEDELİ: 600 TL
MHP ise daha da ilginç bir öneriyle güya TSK’yi savunuyor. “Haksızlığın” giderilmesi için askerlik yapanlara da 600 lira maaş ödenmesini istiyor! Türkeş milliyetçilerinin literatüründe, bedelli askerliğin alternatifi, para karşılığı askerlik yapmak oluyor! Halk ordusu, vatan sevgisi, şehitlik, hak ve ödev gibi kavramların yerini 600 lira alıyor! Bir nevi profesyonel ordu…
Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, daha çok insanın bu kıyaktan yararlanması için bedelin aşağıya çekilmesini istiyor ve yeni bir askerlik sistemi öneriyor!
KILIÇDAROĞLU’NUN ASKER AÇILIMI
Kılıçdaroğlu’nun, Fikret Bila’nın “askerliği nasıl yaptınız” sorusuna yanıtı ibretlik: “Ben kısa dönem yaptım. Tabi kısa dönemde ne kadar askerlik olacak ki?”
Kısa dönem askerliğin askerlik bile olmayacağını tecrübe eden Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri öncesinde ne vaat etmişti, anımsıyor musunuz? İşte o tarihi sözler: “Askerlik süresini dokuz aya indireceğiz, aşamalı olarak altı aya kadar indireceğiz, daha küçük ama daha profesyonel olacak. Çocuğunuz üniversitede okurken yaz tatillerinde gidecek askerliğini yapacak, mezun olunca da askerliği bitmiş olacak.”
Staj kabilinde askerlik öneren Kılıçdaroğlu’nun niyeti, gençlerin askerliğini hızla bitirmesi değil, askerliği bitirmektir. Bunun sayısız kanıtı vardır:
Kemal Kılıçdaroğlu “Bedelli askerliği gündeme getiren biziz.” dedi; “Orduyu terörle mücadelenin dışına çıkaracağız. Ordu kışlasında onurlu görev yapacak.” dedi; TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi’nin değiştirilmesini teklif etti; Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanmasını istedi; 27 Mayıs’ı eleştirdi; 28 Şubat’a teslim olduğu için Refahyol hükümetini bile eleştirdi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Kasım 2011