Posts Tagged Erdoğan

CIA TUTMADI ALMAN ERGENEKONU VERELİM!

Erdoğan’ın Yeni Şafak’ı Gezi olaylarını bir kez daha aydınlattı! Dünkü nüshasının haber ve köşe yazılarını özetliyorum:

Yayın yönetmeni İbrahim Karagül’ün yazdığına göre Gezi olaylarının arkasında Alman Ergenekon’u var.

Peki, Alman Ergenekon’u ne yapmış? Yakup Kocaman’ın haberi şöyle: Deutche Bank kirli takas yaparak borsayı çökertmiş. Nasıl? Borsada en çok işlem gören 8 şirketin hisselerini Citibank’tan almış! Böylece 187 milyon TL kar yapmış!

Zaten Yeni Şafak’ın Dış Haberler sayfasına göre Gezi olayları haberlerinin nöbetini de Alman medyası devralmış!

Peki, başka kanıt? İmzasız bir habere göre son oyunuyla aslında Gezi olaylarının provasını yapan Mehmet Ali Alabora, meğer OTPOR’la bağlantılı olabilirmiş. İstihbarat birimleri öyle düşünüyormuş. Hatta bu birimler, Alabora’nın 2012 Temmuz’undaki Kahire ve Marsa Alem ziyaretlerini de incelemeye almış.

Sadece Alabora’yla halk galeyana getirilemez elbette. Yeni Şafak haliyle Çarşı’ya da yönelmiş. Cihat Arpacık’ın haberine göre Çarşı’nın tutuklanan üyesi İbrahim Halilullah Turan meğer Kaleşnikof eğitimi almış! Üstelik Turan’ın, “Gezi olaylarında patlayıcı maddeyi kullanmayı düşündüğünü söylediği de belirtilmiş.” Biri düşünmüş, diğerine söylemiş, o da gelip gazeteye belirtmiş yani!

Tahir Alperen de devamını getirmiş. Meğer 3 bin çapulcu 1 Haziran’da Ankara’da Başbakan Erdoğan’ın evini basmaya çalışmış. Çapulcular Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara’daki Başbakanlık konutuna, Dolmabahçe çalışma ofisine ve Keçiören’deki evine eş zamanlı girmek istemişler. Neden eş zamanlı? Birine daha sonra girseler olmaz mı?

Sonuçlara bakılırsa çapulcular zamanlamayı tutturamadıkları için becerememişler! Keçiören’de devriye gezen Yunuslar 3 bin çapulcunun ev basma operasyonunu önlemiş. Habere göre zaten evde kimse de yokmuş.

Anlaşılan Karagül ve ekibi bu saçmalıkları yazmaya soyunmadan önce Tamer Korkmaz’a haber vermeyi unutmuşlar. Korkmaz direksiyonun ABD ve CIA’dan Alman Ergenekon’una kırıldığından bihaber yine Paul Wolfowitz’i hedef almış. Ve ekibi de ortaya çıkarmış: “Neo-Conlar, Mister Koç, Nakkaştepe, Divan Oteli, Gezi Parkı; ha, bir de TÜSİAD var…

Sırf Divan Oteli’ne yakın olsun diye eylem yeri Gezi Parkı olarak seçildi herhalde!

Geçiyorum. Üstelik ne son olarak Mehmet Eymür’ün deşifre ettiği Erdoğan-CIA görüşmelerine ne de Erdoğan’ın bugün hedef alınan Paul Wolfowitz’le yakınlığına, mektuplaşmasına değineceğim. İsteyen internetten kolayca erişebilir.

Ama şunları sormalıyım: Günlerdir Gezi olaylarının arkasında ABD ve CIA olduğunu yazan Yeni Şafak neden direksiyonu ansızın Alman Ergenekon’una kırdı? Bu hızlı değişiklikte Francis Ricciardone –Yalçın Akdoğan görüşmesinin bir etkisi var mı?  

Yoksa Amerika’nın, Amerikancı Erdoğan’ı Gezi üzerinden yıkmak istediği masallarını artık okur yemiyor mu? Daha inandırıcı bir hikâyeye mi ihtiyaç duyuldu?

Hadi birkaç soru daha soralım: ABD Erdoğan’ı neden yıksın? Tamam, ABD’deki bölünme Türkiye’ye yansıdı ve Erdoğan ile Gülen o nedenle karşı karşıya geldi ama seçenekler arasında Obama’ya Erdoğan’dan daha uygunu var mı? Ayrıca mesele Erdoğan’ı “hizada tutmak” ise ve ara sıra Gül-Arınç üzerinden bir ayar verilecekse, CIA’nın Gezi tezgâhına neden ihtiyaç olsun? Ayrıca ABD Erdoğan’ı yıkabilmek için neden Gezi gibi büyük ve riskli bir organizasyona başvursun? Anlaşmalar, sözleşmeler hatta Wikileaks belgelerine göre elde tutulan “8 hesap” şantajları varken, Washington neden halk hareketi riskini alsın?

Ve en önemlisi, Türk milletinin 11 yıllık zulme başkaldırmak için ille de ABD’den icazet alması mı gerekiyor? Kendi aklı, gücü yetmiyor mu?

Yanıtlar ortada: ABD’den icazeti Türk milleti değil, ancak Erdoğanlar alır!

Unutmadan, bir de öneri yapayım: Bari Alman Gladyosu deseydiniz, Alman Ergenekonu lafı çok sırıtmış!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN NEDEN DİYARBAKIR’DA YOK, TAKSİM’DE VAR?

Başbakan Erdoğan Kazlıçeşme mitinginde dikkat çeken bir hatırlatma yaptı: “Utanmadan şunu söylüyorlar. ‘Arap baharını gördük, şimdi de Türkiye baharına hazır olun’ diyorlar. Dışarıdaki bazı kendini bilmezler, içeride de onların uzantısı olan bazı kendilerini bilmezler. Türkiye’de Türk baharı 3 Kasım 2002’de oldu ama onlar bunun farkında değil.”

Gezi eylemleri bir “Türk baharı” değildir, dolayısıyla “Arap Baharı’nın” Türk olanı hiç değildir! Peki, 3 Kasım 2002 bir Türk baharı mıdır? 3 Kasım 2002 Soros’un ilk turuncu darbesidir!

Soros 2002’de Türkiye, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te de Kırgızistan’da darbe yaptı ve iktidara Amerikancıları getirdi!

2011’de Tunus ve Mısır’da olanlar ise bu dört Soros darbesinden tamamen farklıydı. Tunus ve Mısır’da zaten Amerikancı liderler iktidardı.

TAKSİM AKP’YE BAYRAK DİKTİ

Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitingi sadece bu nedenle değil, Erdoğan’ın başlattığı kampanya nedeniyle de ilginçti. Aslında Erdoğan’ın yalnızlaştığını resmeden bu konuşma, şu çağrıyla bitti: “Türk bayraklarınızı sakın katlayıp koymayın. Balkonlarınıza asmanızı istiyorum. Bu bir bayrak kampanyasıdır. Bunlarla birilerine cevabı çok iyi şekilde vereceksiniz. İstanbul’un her yerinde bunu göreceğim.”

O birileri kim? Taksim eylemcileri ve Türkiye’nin dört bir tarafında “Her yer Taksim, her yer direniş” diyerek Gezi’ye sahip çıkanlardır.

Peki, eylemcilerin ellerindeki bayrak ne? Türk Bayrağı!

Peki, Erdoğan’ın “tencere, tava aynı hava” diyerek aklınca küçümsediği eylemcilerin balkonunda ne asılı? Türk bayrağı!

Peki, AKP hükümetinin yasakladığı 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde Atatürk’e koşanların, Cumhuriyet diye haykıranlrın ellerinde ne var? Türk bayrağı!

Peki, bu eylemlere katılanlar en çok neye kızıyor? Erdoğan’ın Türk’ü anayasadan çıkarma girişimine, “Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım”  demesine, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesine karşı çıkmasına, Türk’ü Türkiye yapmaya çalışmasına…

Bakın en somutunu anımsatalım. Daha geçenlerde cümlesinde “Türk bayrağı” geçen BDP milletvekiline ne diye kızmıştı AKP milletvekili Mehmet Metiner: “Türk bayrağı değil, Türkiye bayrağı diyeceksin!”

Peki, tüm bu gerçekler ortadayken, Başbakan Erdoğan neden Türk bayrağını anımsadı, neden kitlesinden Türk bayrağı asmasını istedi?

TOMA’lar neden Tük bayrağı astıysa, Erdoğan da o nedenle Türk bayrağı asıyor! Hem kitleden korunmak için, hem de kitleyi dağıtmak için!

Bu çarpıcı tablo Gezi eylemlerinin bir büyük başarısı daha olarak tarihe kaydolmuştur!

TAKSİM’DE AKP-PKK ORTAKLIĞI

Erdoğan’ın bayrak sevgisinin ilk yönünü, yani “kitleden korunma” amaçlı taşınmasını, beyaz bayrak sallaması olarak da yorumlayabiliriz. Ancak daha kurnaz kullanımı ise “dağıtmak” amaçlı kullanımındadır.

Bakın bu duruma işaret eden ve Erdoğan’ın son birkaç gündür sık sık tekrarladığı şu cümle çok şey anlatmaktadır: “Bölücü başı, yanında Atatürk resmi, yanında Türk bayrağı. Ulusalcılara sesleniyorum. Türk Bayrağı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz?”

Acaba Erdoğan Öcalan adına mı, yoksa Atatürk adına mı rahatsız? Üzerinde durmayacağız, zira Atatürk’le ilgili sözleri arşivlerdedir ve Öcalan’la açılım ortaklığı yürürlüktedir!

Ancak Öcalan’ın neden PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdiği ve neden BDP ile PKK’nin Taksim’e gelerek Apo posterleri açtığı artık daha da netleşmiştir.

Erdoğan’ın “Bölücü başı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz” sorusunun muhatabı kendisidir! Erdoğan Hakan Fidan’a, Fidan da Öcalan’a iletmiş, AKP Taksim’i Apo posterleriyle bölmeyi denemişti. Ancak başaramamışlardı!

Bu ilişki nedeniyle, geçen haftaki bir yazımızın başlığında “Erdoğan’ın grev kırıcısı Öcalan” ifadesini kullanmış ve somut kanıtlarımızı aktarmıştık. Diyarbakır’dan dönen Rafet Ballı’nın verdiği bir bilgi, bu ilişkiye yeni bir kanıt oldu: Meğer PKK ve BDP Diyarbakır’daki direniş eylemine katılmamış!

Diyarbakır’da eylem yapmayan PKK ve BDP, neden Taksim’de eylem yaptı? Diyarbakır’daki sol grupların Taksim’e destek eylemine gidip Apo posteri açmayanlar, neden Taksim’de açtı?

AKP tabanı, Türkiye’nin geleceği adına bu soruyu yöneticilerine sormalı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2013

 

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TAKSİM’DE MOSSAD TAKTİĞİ UYGULANDI

Polisin ilk günden beri İsrail zulmünü andıran müdahalelerinin ardından MOSSAD çıktı! Meğer MOSSAD Başkanı Tamir Pardo, çantasında Gezi Parkı dosyasıyla beraber Türkiye’deymiş ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmüş! (Hürriyet, 12 Haziran 2013)

MOSSAD’ın varlığı, AKP’nin süreci komplolara bağlama çabasını da, polisin kullandığı orantısız güç yöntemlerini de, Erdoğan’ın açılım ortağı Öcalan’ın alanda asılan posterlerini gerekçe göstererek milleti bölme çabalarını da, aynı taraftakilerin karşı karşıyaymış oyunlarını da, Erdoğan’ın yüzde 50’yi yüzde 50’ye kışkırtma tehditlerini de çok iyi açıklıyor.

İşte bizzat tanığı olduğum son saldırı gününün notları:

TOMA-MOLOTOFÇU ŞOVU

Salı sabahı yaşananları TV’lerden canlı izledik. Polis Taksim’e girdi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Tiyatro Grubu’nun hazırladığı şovu sergiledi. Şov özetle şöyleydi:

Kimi oyuncular TOMA’lara molotof kokteyli atıyor, TOMA’lar da o molotofçuların ayaklarına tazyikli su sıkıyordu. TOMA ile molotof atanlar arasındaki bu 20 dakikalık oyun sırasında ise polis asıl yapmak istediğini uyguluyordu: Kitleye yine orantısız saldırıyor, yine gaz bombardımanına tutuyordu.

O molotfçuların kim olduğu hem kaldıysa hukuk devletinin sorumluluğundadır, hem de üyesi gözüktüğü örgütlerin sorumluluğunda…

TAŞLA GÖREV SAATİNİ BEKLEYENLER

Taksim Meydanı direnişçileri bu komploya rağmen Gezi Parkı’nda gün boyu direnişlerini sürdürdüler. Taksim eylemcileri, İstanbulluları akşam saat 19.00’da alana davet ettiler. Metro ve kimi vapur seferlerinin durdurulmasına rağmen, alan 18.00’den itibaren dolmaya başladı.

Saat 18.30’a gelirken, polis meydandan AKM’nin önüne doğru çekilmeye başladı. Bir süre sonra kortej halinde gelen ve Marmara Oteli’nin biraz ilerisine kadar ilerleyen hukukçular, orada basın açıklamalarını okudu, meslektaşlarına Çağlayan Adliyesi’nde uygulanan zulmü kınadı…

Artık alan hızla doluyordu ve alanın her tarafını dolaşmak neredeyse imkânsızlaşıyordu. Bir ara maskeli üç kişi dikkatimizi çekti. Her iki elleri ceviz büyüklüğünde taşlarla doluydu. 15-20 dakika boyunca bulundukları yerde kaldılar. Sonra artık kalabalıktan göremez oldum.

EŞZAMANLI ORTAK SALDIRI

Bulunduğum yer Anıt’tan AKM’ye doğru baktığınızda, AKM’nin hemen sol tarafıydı. Yani Mete Caddesi tarafı… Gezi Parkı’ndan itibaren AKM’ye paralel olarak sol başta İşçi Partisi, TGB en önde, hemen sağ taraflarında ÖDP ve onun da sağında Genç Türk grubu vardı! ÖDP ile Genç Türk arasında ve etrafında, dağınık olarak duran, sık sık yer değiştiren bir de sol bir dergi çevresi vardı.

Saat 20.00’ye doğru Mete Caddesi’nden Çarşı grubu alana giriş yaptı ve TGB de biraz geriye çekilerek onlara yer açtı. O dakikalardan itibaren İşçi Partisi, TGB, Çarşı grubuve bu kitlenin arkasındaki Türk Bayraklı eylemciler ortak sloganlar atmaya başladı. Hatta bir ara gençlerin gençlere özgü sloganları başladı. İşçi Partililer pek katılmasa da TGB ile Çarşı’nın bu ortak muzip ve fırlama sloganlarına ben de eşlik ettim.

Ara ara da polisi kontrol ediyordum. Onlar da sıra sıra dizilmiş, olanı biteni izliyorlardı. Üstelik maskeleri bile takılı değil, ellerinde duruyordu. Yani ortada saldırı işareti hiç gözükmüyordu.

İşte ne olduysa o dakikalarda oldu. Ansızın Çarşı Grubu’nun içinde sarı-kırmızı-yeşil poşulu birini gördüm. Saniyeler içinde şu muhakemeyi yaptım: O maskeli kişi Çarşı grubuna dâhil olamazdı, Çarşı buna geçit vermezdi. Mutlaka o hengâmede araya sızmış ve bir anda cebinden poşuyu çıkarıp “zamanı geldi” mesajı olarak takmıştı. Peki, polis miydi, PKK’li miydi?

Tam o sırada tüm polislerin hızla maskelerini takmaya başladıklarını gördüm. Ve o anda neredeyse eş zamanlı olarak birkaç noktadan polise ceviz büyüklüğünde taş ve polisten alana gaz bombaları atıldı. Anlaşılan taraflardan biri erken hareket etmişti, ya da diğer taraf geç kalmıştı!

Ondan sonrası tufan… Taşı gerekçe göstererek akşam kitleye saldıran polis, gece boyunca da “aranızda provokatörler var” diyerek Gezi Parkı’nın etrafına ve sonra da sabaha doğru içine saldırdı.

Gerçekten de provokatörler vardı ama kimler olduğunu polis alandaki kitleden çok daha iyi biliyordu!

TÜM MEYDANLAR, MİLLETİN!

Akşamki ilk saldırıdan sonra Vali ailelere “çocuklarınızı eve çağırın, parkta can güvenliği yok” mesajları verdi. Bir yandan da sahte hesaplarla sosyal medyadan hemen herkese şu tür mesajlar atılıyordu: “Çevik Kuvvet’teki bir arkadaşım söyledi. Bu gece gezi Parkı’nı dağıtacaklarmış. Tanıdıklarınıza söyleyin, evlerine dönsünler.”

Amaç belliydi; halkı terörize etmek, yıldırmak ve pes ettirmek!

Başarabildiler mi, hayır! Çünkü anlamak istemedikleri şu, diktatörlüğe karşı direnişin tek adresi Taksim değildir, Türkiye’nin tüm meydanları Türk milletinin faşizme karşı direniş yeridir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2013

, , ,

Yorum bırakın

NE YAPMALI? NASIL YAPMALI?

Polisin 15. günün sabahında Taksim’e girmesi, bir yenilgi değildir; Erdoğan’ın kuşatmayı yarma hamlesidir.

Dalgalı, inişli, çıkışlı, geri çekilmeli, öne atılmalı ilerleyecek olan halk hareketi, Erdoğan’ın bu hamlesiyle önemli bir eşiğe gelmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu 15 günü masaya yatırıp, yeniden nasıl sıçrayacağımızı saptamaktır.

Ne yapacağımıza, nasıl yapacağımıza dair bir saptama denemesi için değerlendirmelerim şunlardır:

HALK HAREKETİNİN ÖRGÜTÜ

Taksim direnişi bir ağaç, çevre mücadelesiyse eğer, gidip çevre örgütlerine dâhil olalım. Yok, eğer ağacı da, kuşu da, insanı da, toprağı da kapsayan topyekûn bir Cumhuriyet savunmasıysa ve hatta Cumhuriyet’in yeniden inşasıysa, o zaman ona göre konumlanacağız.

O örgüt, tüm Cumhuriyet güçlerinin içinde yer alacağı bir Halk Cephesi, bir Vatan Cephesi, bir Cumhuriyet Cephesi’dir. CHP, İşçi Partisi, DSP, TKP, ÖDP, Bahçeliye rağmen MHP, SP gibi tüm siyasal partiler, ADD, TGB, ÇYDD gibi Demokratik Kitle Örgütleri, Sendikalar, Barolar, Odalar, Üniversiteler…

Cumhuriyet mevziisindeki tüm örgütler bir cephede birleşmeli ve birer temsilciyle, yürütme organı inşa etmelidir. Örgütleri bir cephede birleştirmek, 15 gündür alanlara gelen ve asıl büyük kitle olan örgütsüz güçleri toparlayacaktır.

HALK HAREKETİNİN SEMBOLÜ

Nerede ve hangi semboller altında birleşeceğimizin ipucunu, dünkü grup toplantısında bizzat Erdoğan verdi: “AKM’den paçavralar indirildi, Türk Bayrağı ve Atatürk posteri asıldı.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, bu açık bir yalandır. Zira polisin astığı iddia edilen Türk Bayrağı ve Atatürk posteri, 1 Haziran’da halk tarafından oraya asılmıştı!

İkincisi, Erdoğan’ın bugün paçavra dediği resim ve bayraklar, dün mektuplarını okuduğu, uğruna sahte gözyaşları döktüğü 12 Eylül mahkûmlarının örgütlerinin bayraklarıdır, liderleridir…

Erdoğan’ın dün mesafeli olduğu “Atatürk ve Türk Bayrağına” bugün sarılma ihtiyacı, TOMA’ların birkaç gündür Türk Bayrağı asma ihtiyacı gibidir. Erdoğan bu sembollerin altındaki milyonları, “paçavra “ dedikleriyle ürkütmek, ayrıştırmak peşindedir.

Nitekim Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” çağrısı da bu nedenle Erdoğan’a bir can simididir.

Erdoğan, Apo posterleriyle Türk Bayraklı kitleyi alandan soğutmayı o kadar arzuluyor ki, dün grup konuşmasında “Öcalan ile Atatürk posteri nasıl yan yana olur” demek ve “Türk Bayrağını yaktılar” yalanına sarılmak zorunda kaldı!

HALK HAREKETİNİN MEVZİLERİ VE SİLAHLARI

Bu bir Cumhuriyet savunmasıysa, mesele Taksim savunması ve direnişi olmanın çok ötesinde olmalıdır. Savunmanın adresi, Türkiye’nin tüm meydanlarıdır, tüm sokaklarıdır, okullarıdır, fabrikalarıdır… Bulunduğumuz her yerdir.

Dün Türkiye’yi Taksim’den savunuyorduk, bugün hem bunu sürdüreceğiz, hem de bu kez Türkiye’den Taksim’i savunacağız!

Cumhuriyet güçlerinin en büyük silahı ise haklılığı ve büyüklüğüdür; ne molotofa ne de taşa ihtiyacı vardır! Cumhuriyet güçleri ellerinde Türk Bayrakları, göğüsleriyle polise direnecektir! 21.00 eylemlerinde tencere ve tavalarıyla, düdükleriyle Cumhuriyet’e sahip çıkacaktır

ERDOĞAN KUŞATMAYI YARAMAYACAK

Ne polisin Taksim’e girmesi, ne de Erdoğan’ın “kontrol bende” mesajı vermeye çalışması kimseyi yanıltmasın. Erdoğan kontrolü kaybetmiştir:

Milyonlar “Tayyip istifa” derken, onun kalkıp “Kılıçdaroğlu istifa” demesi açık bir kontrolsüzlük göstergesidir.

Dün dediklerini unutarak, bugün “Gezi Parkı metrekaresi nedeniyle zaten AVM’ye uygun değildir” demesi kontrolsüzlüğün göstergesidir.

2 saatlik konuşmasında, artık sevenlerini de bıktırarak, yeşilden girip türbandan çıkması, çaresizliğinin göstergesidir!

Erdoğan dünkü konuşmasında en yalın ifadeyle şu görüntüyü verdi: “Direniyorum, yıkılmadım, şimdilik ayaktayım ama zor duruyorum!

Yani Erdoğan, kuşatmayı yaramayacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2013

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN SUÇU BÜYÜK

“Yüzde 50’yi evinde zor tutuyorum” diyerek açıkça 10 gündür eylem yapan halkı tehdit eden Erdoğan, bu sözleriyle hem meşruiyetinin kalan kısmını yitirmiş hem de “halkı, kin ve düşmanlığa” aleni tahrik suçu işlemiştir!

Bir ülkenin başbakanının halkının yarısını, diğer yarısı üzerinden tehdit etmesi Hitler’in ya da Mussollini’nin bile aklına gelmemiştir!

HALKI HALKA KIŞKIRTMAK

Kimileri bu büyük suçun farkında olduğundan durumu kurtarmaya yönelik açıklamalara soyunmaktadır: “Başbakan o lafı şundan dedi. Kaç gündür taban arıyor ve sokağa çıkmak istiyor. Başbakan’a büyük baskı var sokağa çıkmak için.”

Acaba söylerken kendileri de inanıyor mu buna? Yani yüzde 50, yani milyonlar Erdoğan’ı arayıp “Reis, bırak da sokağa çıkalım, şunlara haddini bildirelim” mi diyor?

Neresinden baksanız tutarsız, neresinden baksanız ciddiyetsiz.

Hiçbir açıklama Erdoğan’ın bu tahrik suçunu hafifletemez. Zaten Erdoğan suç içeren bu konuşmasından iki gün önce de şöyle bağırıyordu: “Siz 250 bin kişi topluyorsanız, ben de 1 milyon kişi toplarım.”

BAKANLARININ BAŞI

Sadece bu sözleri bile neden Erdoğan karşıtı bir başkaldırının olduğunu anlamaya yeter!

Erdoğan başbakanlık yapmıyor; kendisini sadece oy verenlerin başbakanı sayıyor, kendisine oy vermeyene düşman oluyor, yaşam alanlarını daraltıyor, hor görüyor, aşağılıyor, alkolik diyor, çapulcu diyor, marjinal diyor, ahlaksız diyor, “kucağa oturtma” benzetmeleri yapıyor, “benim istediğim kalıba gireceksiniz” diyor!

İtiraz gelince maliyeyle, denetimle, ihaleyle gözdağı veriyor.

İtiraz gelince Ergenekon tertipleriyle zindanı gösteriyor.

İtiraz gelince polisle, biber gazıyla, olmadı kendisine oy verenlerle tehdit ediyor!

Ama artık yolun sonuna gelindi. Zira “korku duvarı” aşıldı, Erdoğan’ın fermanı yırtıldı!

MHP VE BDP’DEN AKP’YE CAN SİMİDİ

İlginçtir, Erdoğan ne zaman sıkışsa, sistem içinden kendisine can simidi atanlar oluyor.

Örneğin Devlet BahçeliBahçeli Salı grup konuşmasında “Parti olarak Taksim’de olayların kıyısında köşesinde olmamız dahi söz konusu değildir.” dedi.

Bahçeli yetinmedi, ertesi gün de eyleme katılmak isteyen milletvekillerinin istifasını istedi!

Erdoğan’a can simidi atan bir başka parti ise BDP oldu. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şöyle diyor: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”

Yani AKP, MHP ve BDP ile halka karşı ittifak kurmuş oluyor!

AMPULLER SÖNÜYOR

Ancak Erdoğan’ı ne MHP ve BDP desteği, ne de Gül-Arınç üzerinden sergilenen gaz alma ve süreçten yararlanma projesi kurtaracak. Çünkü Erdoğan-Gül iktidarı 11 yıllık saltanatının sonuna geldi!

Bu akşam Türk milleti, Kuzey Afrika’dan dönen Erdoğan’ı akşam evlerindeki ampulleri söndürerek karşılayacak!

Ta ki son ampul sönene kadar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Haziran 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

FATİH FETHETTİ, ERDOĞAN İŞGAL EDİYOR

1995 yılında “3. Köprü bir cinayettir” diyen Tayyip Erdoğan, Fatih’in İstanbul’u fethettiği 29 Mayıs günü o cinayeti işledi!

Haliyle insan merak ediyor: 18 yılda ne değişti? Erdoğan’ın o gün köprüye karşı çıkarken savunduğu gerekçeler hâlâ geçerli olduğuna göre, geriye sadece şu seçenek kalıyor: 3. Köprüye o gün başlansaydı, Kuzey İstanbul’un rantı Çiller ve ekibinin olacaktı!

2. CİNAYET: KÖPRÜ’NÜN SÜRESİ

Erdoğan açılış sırasında ikinci bir cinayet daha işledi. “Köprüyü 3 yılda bitiririm” diyerek ihaleyi alan firmanın yetkilisini yanına çağıran Erdoğan, “2 yılda bitireceksin” talimatı verdi!

3 yılda bitirilebilecek köprüyü, 2 yılda bitirmeye zorlamak, sadece köprünün kalitesini düşürmez, aynı zamanda güvenliğini de tehlikeye atar. Yok, eğer köprü normalde iki yılda bitirilebilecek ise o zaman ihaleyi neden 3 yıla göre verdin diye sormamız gerekir.

“Başbakan gecikiyor” diye uyduyu fırlatacak Çin uzay üssüne, “fırlatmayı beş dakika geciktirin” diyen bir zihniyetin bu talepleri, kuşkusuz artık şaşırtmıyor!

3. CİNAYET: SULTAN SELİM

Erdoğan 3. Köprünün açılış töreninde üçüncü bir cinayet daha işledi. O cinayetin adı, Köprüye “Yavuz Sultan Selim” ismini vermesiydi.

Erdoğan, Şah İsmail’e yani İran’a karşı savaşan, bu savaşta Türkmen-Alevileri katleden ve savaşı kazanarak hilafeti İstanbul’a getiren Selim’in ismini köprüye vererek, Sünni mezhep liderliğine soyunduğunu ve Ortadoğu’daki Şii bloğu dağıtmakla görevli olduğunu kayda geçirmiş oldu.

Seleflerinin aksine Batı’ya değil de Doğu’ya yönelen Selim’in en önemli dayanağı ise Kürt aşiret lideri İdris-i Bitlis’ti. Selim, Kürtlere dayanarak Şii Safevilere ve Alevi Türkmenlere karşı savaşmıştı.

Erdoğan’ın “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” şiarıyla PKK’yle masaya oturması, Öcalan’ın PKK’ye İran, Irak ve Suriye görevleri vermesi, Selim’in İdris-i Bitlis’le ilişkisine benzemektedir!

Ancak belirtmeliyiz: Selim bu politikayı Osmanlı’nın çıkarları için uyguladı. Erdoğan ise Türkiye’nin değil, ABD’nin çıkarları için uyguluyor!

4. CİNAYET: FATİH’İN TERSANELERİ

Erdoğan’ın Selim’den farkı var ama Fatih’e hiç benzemiyor! Nitekim Erdoğan 3. Köprü açılışındaki dördüncü cinayetini de Fatih’e karşı işledi: Konuşmasında Haliç’teki tersaneleri kaldıracağını da ilan etti!

Fatih Haliç’teki tersaneleri fetihten iki yıl sonra, 1455’te kurdu ve onun bu hamlesi, sonrasında Osmanlı’nın iki yüzyıl boyunca Akdeniz’e egemen olmasını sağladı.

Erdoğan bugün o tersanelerden vazgeçerek, sadece Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarından vazgeçtiğini sembolleştirmiş olmuyor, aynı zamanda dünyanın en eski ikinci taş havuzunu ve tarihi bir eseri de yok etmiş oluyor.

İSTANBUL İŞGAL ALTINDA

3. Köprüyle İstanbul’un kuzeyini işgale başlayan Erdoğan, sadece tersaneleri değil, Galata’yı, Haydarpaşa’yı, AKM’yi, Taksim Gezi Parkı’nı, Çamlıca tepesini de işgal ediyor, ranta açıyor!

Boğazda sıra sıra yanarak “tarihi” olmaktan çıkan binalar, yerine dikilen çirkin oteller, siluetleri bozan Erdoğan’dan izinli gökdelenler, talan edilen Belgrad Ormanları, rant için belediyesi değiştirilen Ayazağa’lar…

Kısacası İstanbul işgal altındadır! Hem de Erdoğan’ın belediye başkanı olduğu 1994 yılından beri…

HÜKÜMETİN GAZ HALİ

Biliyorsunuz, Erdoğan başbakanlığının birinci dönemini çıraklık, ikinci dönemini kalfalık, üçüncü dönemini de ustalık dönemi olarak nitelemişti. Bize göre ise AKP hükümetlerinin üç dönemi maddenin katı, sıvı ve gaz hali şeklindedir.

Katı cisim oldukları birinci dönemlerinde başka maddelere nüfuz edemiyorlardı. Sıvılaştıkları ikinci dönemlerinde kurumlara sızdılar. Üçüncü dönemlerinde ise gaz haline geçtiler. Bu dönemin sembolü gaz maskeli, gaz tabancalı AK polislerdir!

Ancak AKP hükümeti evrimini tamamladı ve gaz halindeki hükümet artık buharlaşacak, uçacak, gidecek!

Zira Taksim’de ağacını ve parkını savunan bir halka uygulanan bu şiddet, o rejimin sadece faşistleştiğini değil, yıkılması gerektiğini de gösterir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2013

, , , , ,

1 Yorum

‘MİT İÇİNDEKİ AYDINLIKÇILAR’ YALANI

Başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısının iki hafta öncesinden başlayarak hemen her gün İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef aldı.

Reyhanlı saldırısından sonra ise İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef alma nöbetini bu kez Cemaat devraldı ve kalemşorları “MİT içindeki Aydınlıkçılar” yalanı üzerinden saldırıya başladı.

Birbirleriyle çarpışan AKP ile Cemaat’in İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında kesişmesi önemli. Bugün bu kesişmeyi inceleyeceğiz:

EMRE USLU DUR!

1. Her gün ya köşesinden ya twitter üzerinden “MİT içindeki Aydınlıkçılar” diyerek “özel bir çalışma” yürüten Polis-Yazar Emre Uslu, operasyonun yeni bir aşamasına geçmiş ve dün köşesinden soruyor: “Erdoğan ve Hakan Fidan MİT içinde Aydınlıkçı ekibe nasıl izin veriyor?” (Taraf, 29 Mayıs 2013).

Uslu, Hakan Fidan adına şu yanıtı veriyor: “MİT’e geldi, kontrol altına alamadı, başarısız oldu, algısı yaratmamak için bu ekibi karşısına almak istemiyor. Hatta beraber çalışıyor, çünkü karşısına aldığında dayanacağı başka bir ekip neredeyse yok gibi.”

Uslu, sorusuna Başbakan Erdoğan açısından da yanıt veriyor: “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara yaslanmaya mecbur hissediyorlar…

Soru uydurma olunca, haliyle yanıtı da uydurma oluyor! Zekâ gerektirmez, bir parça vicdan taşıyan biri bile, üst düzey yöneticileri MİT şemalarıyla hapiste olanların, MİT içinde ekibi olmayacağını, olamayacağını bilir!

2. “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat”, Uslu’nun iddiasına göre Erdoğan’ın ABD gezisinden önce medyaya şu haberi servis etmiş: El-Nusra’nın kontrolündeki üç araç Türkiye’deki ABD hedeflerini vuracak.

Uslu’ya göre “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat” bu istihbarat notuyla hem Erdoğan’ı Obama karşısında zor durumda bırakmış hem de dünyada “Esad giderse Suriye El Nusra gibi terör örgütlerine kalır” algısı yaratmış!

Yukarıdaki değilse bile burası zekâ gerektiriyor. Zira Esad giderse Suriye’nin kimlere kalacağının anlaşılması için o tip bir istihbarat notuna gerek yok. Batı basını aylardır El Nusra’ya dikkat çekiyor zaten. İkincisi Erdoğan’ın Obama karşısında zor durumda kalıp kalmaması kendi pozisyonuyla ilgilidir. İstihbarat notları, üstelik CIA’yı aşarak, BOP eş başkanlığıyla bağıtlanmış ilişkileri torpilleyemez!

AKP İLE CEMAAT’İN ORTAK DÜŞMANI

Peki, ABD’deki bölünmenin bir yansıması olarak içeride çarpışan AKP ile Cemaat neden İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında ortak?

1. Çünkü İşçi Partisi ve Aydınlık anti-emperyalist; AKP ile Cemaat ise emperyalizmin farklı kesimlerinin Türkiye’deki temsilcileridir.

2. Tam bir yıldır birbirilerine karşı operasyon yürüten bu iki kuvvet, kendilerini zorda bırakan hamleler karşısında, rakibine “ortak düşmanı” hatırlatma mecburiyeti duyuyor. Her iki taraftan da “biz tepişirsek, onlar kazanır” mesajının zaman zaman yükselmesi bu nedenledir.

3. Erdoğan, ABD’nin dayattığı sistem değişikliğini ülkeye kabul ettirmek için CHP ve MHP’yi de “ikna etmek” zorunda olduğunu görüyor. Bu iki kuvveti buna mecbur etmek için de, psikolojik savaş yöntemlerine başvuruyor. İki partiye de “İşçi Partisi’nin kuyruğundasınız” diye yüklenerek, karşısındaki fiili cepheyi bölmeye çalışıyor.

4. Aynı yöntemi AKP’nin baskısı altında olan Cemaat de uyguluyor. Emre Uslu, “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara (Aydınlıkçılara) yaslanmaya mecbur hissediyorlar.” diyerek aslında AKP’ye “bize yaslan” mesajı vermiş oluyor.

GÜVENLİKLE İLGİLİ KURUMLARI UYARIYORUZ

Reyhanlı saldırısı nedeniyle MİT’in Emniyeti, Emniyet’in de MİT’i suçlaması, AKP ile Cemaat’in çarpışmasının bir yansıması olarak tarafların Reyhanlı’nın sorumluluğunu birbirine yıkma gayretidir.

Ancak her iki kesimin de Aydınlık düşmanlığına yönel(til)mesi, bir CIA marifetidir. Buradan hem AKP’yi hem de Cemaati, ama onlardan daha çok ülke güvenliğiyle ilgili tüm kurumları uyarıyoruz: Jandarma istihbarat raporu, dört adet bombalı araçtan söz ediyor. Bu istihbarat doğruysa, halen ülke içinde dolaşan iki bombalı araç var demektir. “MİT içindeki Aydınlıkçılar” hedef şaşırtması, bu araçların herhangi bir kentimizde patlatılmasını kolaylaştırıyor!

BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ KURUM

Bugün İşçi Partisi ve Aydınlıkçıları hedef alanlar bilmeliler ki, CIA patentli istihbarat yalanlarıyla, tam 45 yıldır Doğu Perinçek önderliğinde ABD’ye karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunan Aydınlıkçıları karalayamazlar.

Ne 40 yıl önceki Ziverbey işkenceleri ne de 40 yıl sonraki Ergenekon tertipleri Aydınlıkçıları emperyalizme ve Gladyo’ya karşı mücadeleden alıkoyamamıştır. Tersine bu saldırılar, Aydınlıkçıların haklılığının kanıtı olmuştur, mücadelelerini büyütmüştür.

“Vatan, Namus, Emek” diyen Aydınlıkçılar CIA’nın hem MİT’teki, hem Emniyet’teki kliklerini dün olduğu gibi bugün de temizleyecek ve “bağımsız Türkiye için milli ve bağımsız kurum” hedefini sürdürecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN ESAD’A NEDEN DÜŞMAN?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, politik başarısızlığın da etkisiyle olsa gerek, bu aralar sık sık Beşar Esad’ı zamanında ne kadar uyardığını, işlerin buralara gelmemesi için neler yaptığını anlatıyor. Ancak Beşar Esad, Erdoğan ve Davutoğlu yerine annesini dinlemiş! Yani demokrasiyi değil, katliamı seçmiş!

Böylesi dayanaksız suçlamaların hiç sorgulanmadan manşetlere taşınması, kuşkusuz basının düşürüldüğü durumla ilgilidir. Oysa Davutoğlu’nun iddiaları, aslında daha 10 gün önce çürütülmüştü! Hem de bizzat Başbakan Erdoğan tarafından…

ERDOĞAN’IN ESAD’A DAYATTIĞI BEŞ KONU

16 Mayıs’ta ABD Başkanı Barrack Obama’yla görüşen Başbakan Erdoğan, ortak basın toplantısında şöyle diyordu: “Biz İsrail-Suriye için de adımlar attık. 5 bölümde sürmüştü. Temenni ederim ki adımlar meyve verir, kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.”

İşte meselenin esası buradadır: “Kardeş” Esad’ın nasıl “düşman” Esad’a dönüştüğünün sırrı işte bu cümlede gizlidir.

Peki, neydi o beş konu? Erdoğan Esad’dan ne istemişti?

1. Golan Tepeleri’nden vazgeç!

2. İran’la (ve Hizbullah’la) stratejik ortaklığı bitir!

3. İki devletli çözümü kabul et!

4. Ortadoğu Serbest Bölgesi’ne dâhil ol!

5. Rejimi törpüle!

ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ

Gelin şimdi de bu beş konuyu yerimiz yettiğince açalım:

1. İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri, 45 yıldır Ortadoğu sorununun merkezinde bulunmaktadır. İşte Erdoğan Hükümeti Esad’dan, Golan Tepeleri’nden vazgeçmesini talep etti. Kuşkusuz talebin sahibi ABD ve İsrail’di.

2. ABD’nin Ortadoğu planlarının karşısında fiili direniş sergileyen İran’ın hizaya sokulması, öncelikle ittifaklarının bozulmasından geçiyordu. Erdoğan’a, Şam-Tahran eksenini bozma görevi verildi. Esad’ın İran’la stratejik ortaklığı bozması demek, İsrail’e karşı Hizbullah’ı desteklemekten de vazgeçmesi demekti.

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, 3 Eylül 2012’de, Lübnan’ın Meyadin televizyonuna çıkarak Atlantik’in Esad’a yaptığı bu teklifi deşifre etti. Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmişti!

ESAD’A MK BASKISI

3. Erdoğan ABD adına Esad’dan, iki devletli çözümü kabul etmesini istedi. Şam’ın bu teklifi kabul etmesi, aynı zamanda Hamas’a ev sahipliği yapmaktan vazgeçmesi demekti. Erdoğan bu nedenle o süreçte Halid Meşal’e el uzattı, onu Türkiye’de ağırladı.

Nitekim Hamas, Esad’ı yıkma düğmesine basıldıktan sonra fazla direnemedi ve Şam’dan Katar’a taşındı. (Ancak durum şimdi yeniden değişiyor ve Hamas’ın içinde bir kanat, Meşal’in çizgisini kabul etmiyor.)

4. Erdoğan ABD tarafından Ortadoğu Serbest Bölgesi kurmakla da görevlendirildi. Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail bir Serbest Bölge oluşturacaktı. Bu plan, ABD’nin Ürdün-Filistin Federasyonu’nu hayata geçirmesinin yoluydu. Ancak Esad bu plana direndi ve İsrail dışarıda bırakılarak, 10 Haziran 2010’da dört ülke arasında Ortadoğu Birliği kuruldu.

5. Erdoğan Esad’dan reform istedi. AKP’nin reformdan anladığı, Esad’ın Baas’ı etkisizleştirmesi ve iktidara Müslüman Kardeşler (MK) örgütünü dâhil etmesiydi.

Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’ın verdiği bilgiye göre Esad 2009’da Türkiye’ye geldiğinde, Erdoğan, Gazi Mısırlı’yı Esad’la tanıştırmış ve ondan arkadaşının faaliyetlerine yardımcı olmasını istemişti! Kimdi Gazi Mısırlı? Erdoğan’ın yakın arkadaşıydı, MK’nin Türkiye’deki lideriydi, MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti üyesiydi.

Esad Erdoğan’ın teklifini geçiştirdi. Erdoğan, teklifini Suriye’de ayaklanma başladıktan sonra da yineledi. Esad’a kabinenin dörtte birine MK üyelerini almasını istedi, karşılığında da ayaklanmanın bastırılmasında Şam’a yardımcı olma sözü verdi.

REDDETTİ, DÜŞMAN OLDU!

Başlıktaki sorunun yanıtına gelirsek…

Esad, Erdoğan’ın Beyaz Saray bahçesinde “beş bölümde sürmüştü” dediği bu talepleri doğal olarak reddetti. Haliyle de Erdoğan’ın düşmanı oldu! Zaten zoraki dosttu…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mayıs 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ARINÇ’TA EMİNE ERDOĞAN’IN KASETİ Mİ VAR?

Başlıktaki soruyu Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanıktan birinin iddiası nedeniyle sorduk. Madem Ergenekon’un hâkimleri ciddiye alıp da bunları dinliyor, bugünlük biz de kulak verelim…

27 Temmuz 2012 günü dinlenen Yıldız kod isimli gizli tanık anlatıyor: “Papa Türkiye’ye geldiği gün, Bülent Arınç Emine Hanım ile Ergün Poyraz’ı buluşturmuş, Emine Hanım demiş ki, ‘Niçin bizle uğraşıyorsun, biz sana ne yaptık’ demiş… Pardon Bülent Arınç buluşturmamış, Bülent Arınç’ta bu kaset varmış… Bülent Arınç’ın bildiği isimler çekmişler, bu benim mantığım. Tayyip’i yıkacağını, bu kasetle Tayyip’i yıkacağını…

İşin ilginç yanı, gizli tanık Yıldız, sözlerinin devamında tertibi de aslında ifşa ediyor: “Bakın duyduğumu ben yazdırdım. Polis sadece isim söyledi, Bülent Arınç, Emine Erdoğan dedi… Çünkü biliyorlar.

Hâkim “Emniyet nasıl biliyor?” diye soruyor. Yıldız’ın yanıtı: “O Türk polisinin gücü işte.”

Tek başına bu sözler bile Ergenekon tertibini, tertipte Emniyet içindeki F Tipi yapının rolünü ortaya koymaya yetiyor!

GİZLİ TANIK TERÖRÜ

Bu çarpıcı sözleri, Ergenekon davasının kıdemli sanıklarından Hikmet Çiçek’in son kitabından alıntıladım. Yılların usta gazetecisi Hikmet Çiçek, Ergenekon davasında dinlenen 31 gizli tanığı kitaplaştırdı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Ergenekon Tertibinde Gizli Tanıklar” isimli bu kitap, biz gazeteciler için bir hazine!

Cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, gasp, tecavüz, adam yaralama, adam kaçırma, dolandırıcılık, fuhuş hükümlüsü gibi “saygın” mesleklere sahip bu gizli tanıklar içinde PKK, Dev-Sol ve Hizbullah itirafçıları da var.

Hikmet Çiçek bu gizli tanıkların anlattıklarını yazarken, aslında tam bir gizli tanık terörüyle karşı karşıya bulunduğumuzu da sergilemiş oluyor.

MİT: ERDOĞAN’IN HESAPLARINI CIA’YA ARINÇ VERDİ

Son olarak Fethullah Gülen’le görüşen Bülent Arınç’la ilgili bu iddia önemli.

Zira Cemaati “devlet içinde devlet” olarak nitelendiren Tayyip Erdoğan da biliyor ki, kendisini dinleme olanağına sahip tek yapı Fethullah Gülen’in Emniyet’in TEM ve İstihbarat birimlerine yerleşmiş çocuklarıdır. Nitekim dinlendiği ortaya çıkınca ilk iş olarak polis korumalarının tamamını değiştirdi.

Bülent Arınç’ın adı bu tip işlere ilk kez karışmıyor tabii… Örneğin Ergenekon sanığı olarak Silivri’de yatarken şüpheli bir şekilde ölen MİT’in üst düzey yöneticisi Kâşif Kozinoğlu, Tayyip Erdoğan’ın gizli hesap bilgilerini CIA’ya Arınç’ın verdiğini iddia etmişti!

DENİZ YILDIRIM: ERDOĞAN’I KİM DİNLEYEBİLİR?

Bülent Arınç faslını burada kapatıyor ve bu kez Hikmet Çiçek’in koğuş arkadaşı Deniz Yıldırım’a kulak veriyoruz. Erdoğan’ın kasetlerini haberleştirdiği için Ergenekon’da yargılanan Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım, önceki gün son savunmasını yaptı.

Yıldırım, Çiçek’in kitaplaştırdığı 31 gizli tanığın ifadeleri dışında, dinlenen tüm tanıkların, yani 157 kişinin ifadelerini de incelemişti. 10 bin sayfayı aşkın ifadelerden çıkardığı sonuçları son savunmasında özetledi. Biz sadece 157 tanığın da varlığı iddia edilen Ergenekon örgütüne dair tek bir somut şey söyleyemediğini, en fazla “görmedim, bilmiyorum, sadece duydum” diyebildiklerini köşemize alalım.

Yıldırım savunmasının ikinci bölümünde üç önemli saptamayı dile getirdi:

1. Deniz Yıldırım, savcının mütalaasında da görüldüğü gibi, sadece 4 konuşmayı yayımladığı için yargılanıyordu.

2. Ancak Yıldırım’ın yayımladığı 4 konuşma da, basın savcılarının açtığı davalar nedeniyle yargılanmıştı fakat tamamı beraat etmişti. Suç bulunmamış, tersine gerekçeli kararda da belirtildiği gibi kamu yararı bulunmuştu!

3. Üstelik mahkemede tanık olarak dinlenen Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu,  Yıldırım’ım yayımladığı görüşmelerin Aydınlık gibi diğer gazetelere de gönderildiğini açıklamıştı. Üstelik Vatan ve Haber Türk, bunları kısmen haberleştirmişti.

Savcıların iddialarını tek tek çürüten Deniz Yıldırım savunmasının sonunda haklı olarak mahkeme heyetine soruyordu: “Erdoğan’ı kim dinleyebilir?

Yanıtı da yine kendisi veriyordu: “Başbakan Erdoğan’ı ben dinlemedim, dinleyemem de… Erdoğan’ı sadece en yakınındakiler dinleyebilir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN RUS RULETİNİ KAYBETTİ

Başbakan Erdoğan’ın “bir emri, bir tavsiyesi var mı, öğren” diyerek yardımcısı Bülent Arınç’ı Fethullah Gülen’e göndermesi, sıkışan hükümetine bir nefes aldırmak içindi… Zira Erdoğan dış politikada Suriye nedeniyle, iç politikada da yeni anayasa çıkmazı ve başkanlık sistemi umutsuzluğu nedeniyle zor günler geçiriyor.

Fethullah Gülen’in Bülent Arınç’a söylediği “dış politikada daha dikkatli olun” emri, işte bu çaresizliğe işaret etmektedir. Öylesine çaresiz ve zordadırlar ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Fethullah Gülen’in “bir partinin dar kalıpları içinde görülemeyeceğini” belirterek, “bizden daha iyi görebiliyor, daha iyi değerlendirebiliyor” diyebilmektedir!

ERDOĞAN BU KEZ STRATEJİK YENİLGİ ALDI

Bu tablo bir “Cumhuriyet” hükümeti için utanç tablosudur. Başbakan bir cemaat liderinden emir istemekte, yardımcısı da “ o bizden daha iyi görüyor” diyerek “dış politika tavsiyesi” almaktadır!

Bu durumda sormalıyız: Erdoğan başbakansa Gülen ne? Gülen cemaat lideriyse Erdoğan’ın konumu ne?

Tablonun Cumhuriyet Türkiye’sini ilgilendiren yanı ise şudur: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Fethullah Gülen’den emir alamaz, Fethullah Gülen’den emir alan ise artık başbakanlık yapamaz!

Nitekim yapamamaya başlamıştır!

Türkiye tarihinin en acı saldırısının üzerinden ancak 20 gün geçtikten sonra Reyhanlı’ya gidebilecek olan Erdoğan, bir yönetim krizi içindedir.

Çünkü o da görmektedir ki, stratejik bir yenilgi almıştır ve Reyhanlı saldırısı artık bir dönüm noktasıdır. Üç sandık taktiğine sarılması bu nedenledir.

BÖLGENİN ZAFERİ, AKP’NİN HEZİMETİ

Ancak bu taktik de işe yaramayacaktır, çünkü Atlantik ile Asya-Pasifik’in 25 aydır Suriye’de yaptığı sert çarpışma, artık bölge lehine çözümlenme sürecine girmiştir. İşte son işaretler:

1. ABD istihbarat raporlarına göre Suriye Ordusu adım adım kaybettiği mevzileri almaktadır.

2. Der Spiegel’in yazdığına göre Alman istihbarat örgütü BND, Suriye Ordusu’nun muhaliflerin kontrolüne geçen bölgelere yeniden hâkim olduğunu ve muhaliflerin çökmekte olduğunu saptıyor. BND Başkanı Gerhard Schindler’e göre Suriye’deki şartlar dramatik bir şekilde yönetim lehine değişiyor.

3. İlki 160 ülkeyle toplanan “Suriye (muhaliflerinin) dostları grubu”, önceki gün Ürdün’ün başkenti Amman’da ancak 11 ülkeyle toplanabildi. Amerika’nın Sesi’nin bildirdiğine göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Amman’da bu son 10 ülkeyi de Cenevre-2 sürecine destek vermeye çağırdı.

Kerry, Ürdün Dışişleri Bakanı Naser Judeh ile ortak basın toplantısında “Cenevre-2 sürecinin alternatifi, Suriye’de durumun daha da kötüye gitmesi olur. Böyle bir seçenek ABD tarafından kabul edilemez” dedi. Tablonun ne denli bölge lehine değiştiğinin en somut işareti ise Kerry’nin basın toplantısında Beşar Esad’ı “Suriye krizinin barışçıl yollardan çözümüne” çağırması oldu!

4. Rusya, Cenevre-2 konferansı öncesinde Suriye’ye hem deniz savunma füzesi Yakhont hem de gelişmiş S-300 füzeleri vererek, masaya güçlü elle oturma avantajı yakaladı.

5. Beşar Esad, İsrail’in saldırılarına, Golan’ı Hizbullah ve Filistin gruplarına açarak yanıt verdi. Bu kararın ardından Jerusalem Post’a konuşan bir İsrail savunma yetkilisinin “Esad’ın gücünü hafife almışız” açıklaması yapması, İsrail’in manevrası ve Suriye’ye aktif müdahale istemeyen kesimlerin mesajı olarak yorumlandı.

ABD TEK KURŞUNU ÇIKARDI!

Oysa AKP hükümeti soruna o kadar müdahil oldu ki, durumu geçiştirecek bir manevra alanı bile yok!

O nedenle de Suriye’deki bu sert çarpışmanın en büyük kaybedeni AKP Hükümeti olmuştur.

Çünkü Erdoğan, Esad’ı yenmek için Putin’le Rus ruleti oynamaya kalkmıştır. Ancak Obama Erdoğan’ı “kırmızı odada” sertçe uyarmış ve ABD, bölgesel çıkarları gereği Erdoğan’ın eline verdiği tabancadaki tek kurşunu, kendisini vurmaması için çıkarmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mayıs 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın