Posts Tagged İsrail

Yeni Ortadoğu haritası

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmeye giderken, havaalanında açıkladı: “Başkan Trump’la yakın çalışarak, haritayı daha iyi bir şekilde, yeniden çizebileceğimize inanıyorum.” (AA, 2.2.2025).

Netanyahu’ya bu sözleri söyleten, elbette doğrudan Trump’ın açıkladığı Filistinlileri Gazze’den sürme hedefiydi. 27 Ocak’ta bu köşede “Trump’ın Gazze planı” başlığıyla yazdım. Trump Gazze’deki Filistinlileri zorla Mısır ve Ürdün’e kabul ettirip, İsrail-Kıbrıs hattına dayanan yeni bir haritalama peşinde. 

İsrail’in “yeni komşu” hedefi

Ancak konu bununla sınırlı değil. ABD-İsrail’in yeni Ortadoğu haritası, Suriye’yi de içeriyor. 

İlk günden beri ısrarla vurguladım: Ankara’daki zafer havası aldatıcıdır. Çünkü Beşar Esad’ın temsiliyetindeki BAAS yönetimi, Suriye’nin birliğinin garantisiydi. HTŞ ile toprak bütünlüğü olan ama siyasal birliği olmayan bir Federal Suriye hedefleniyor. Bu Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Suriye’de asıl kazanan İsrail’dir. İsrail Dürzilere ve Kürtlere özerklik veren bir Federal Suriye için ABD ile birlikte çalışıyor.

Bunları bu köşede defalarca yazdım. İşte Netanyahu’nun “yeni harita” çıkışı ikinci olarak bununla, Suriye’nin parçalanmasıyla ilgilidir. Çünkü İsrail, doğrudan Suriye Arap Cumhuriyeti ile komşu olmak yerine Lübnan ve Suriye’deki Dürzilerle komşu olmak istiyor.

PYD/YPG’den açılıma destek

Ankara, ne yazık ki bu “yeni harita” sürecinden yararlanabileceğini hayal ediyor. Öncelikle Suriye’nin kuzeybatısında İdlib merkezli bir “nüfuz bölgesisi”ni kendisine bağlayabileceğini düşünüyor. Ayrıca koşullar oluştuğunda Suriye Kürt bölgesine de hamilik yapabilmeyi umuyor. (Fidan başta yetkililerin son dönemde hami, himaye kelimelerini sıklıkla kullanmalarına dikkat.)

Yeni açılım, “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” amacı, Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” sözleri, Öcalan’la yürüttükleri müzakere, o müzakerelerin dış ayağındaki gelişmeler… 

Ankara’nın müttefiki Barzani, ABD’nin planlamasıyla, Ankara’nın hedefindeki YPG/SDG komutanı Mazlum Abdi ile görüşüyor, Kürt birliği için pazarlık yapıyor…

Mazlum Abdi ise Öcalan’ın hangi tarihte hangi açıklamayı yapacağını duyuruyor ve AKP-MHP’nin açılımına destek veriyor. Abdi ayrıca Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’a ”Bu sürecin olumlu etkileri olacak. PKK ile anlaşacaklar” diyerek Ankara’nın yeni açılımına destek veriyor!

Açılımın amacı

Görüldüğü üzere Ankara, İsrail karşıtlığı propagandası altında, İsrail’in Suriye’de istediği sonucun oluşmasına katkı yaptı: HTŞ’nin önünü açarak Esad yönetiminin devrilmesini sağladı. İsrail böylece Suriye’nin güneyini işgal etti.

Ankara şimdi de, yine İsrail’e karşı konumlanma diye sunarak, Suriye’nin kuzeyine dair planlamalar yapıyor. Ne yazık ki o planlama da İsrail’in istediği yola çıkıyor!

Irak’tan sonra Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin resmiyet kazanması, ABD-İsrail’in 40 yıllık hedefidir. PKK’ye karşı mücadele üzerinden Türkiye’ye önce Irak’ın kuzeyindeki yapıyı resmen kabul ettirdiler, şimdi de PKK’nin silah bırakması / ad değiştirmesi üzerinden Suriye’nin kuzeyindeki yapıyı kabul ettirmeye çalışıyorlar.

İşte, Açılım’ın dış ayağı özetle budur: Ankara’ya PYD bölgesini kabul ettirmek. PKK’nin ad değişikliği ve silah bırakması konusu ise iktidarın bunu içeriye pazarlayabilmesinin dayanağı içindir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Şubat 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın Gazze planı

Başlığı elbette “ABD’nin Gazze planı” diye de okuyabilirsiniz. Birincisi ABD başkanları Donald Trump ile Joe Biden’ın İsrail’e destek politikaları zaten birbirini tamamladığı için, ikincisi de ABD’yi kim yönetirse yönetsin, İsrail’e desteği sürdüreceği için… 

Çünkü İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakoludur ve bu karakolun tahkimatı, ABD başkanlarının en temel görevlerinin başında gelmektedir.

Öte yandan Biden yönetiminin Gazze’de soykırım yapması için İsrail’e tam destek veren politikası, pratikte Trump’ın ilk dönemindeki Abraham Anlaşmaları ve “Kudüs’ü başkent ilan etme” hamlesini tamamlamış oldu.

Gazze’yi Filistinsizleştirme amacı

Şimdi de Trump ikinci döneminde Biden’ın “soykırım sponsorluğunu” tamamlayacak hamlelerin peşinde: Koltuğa oturur oturmaz, ”Gazze’yi Filistinlisizleştirilme planı”nın düğmesine bastı. 

Trump, “Gazze’nin temizlenmesi için Ürdün, Mısır ve diğer Arap ülkelerinden daha fazla Filistinli mülteci almasını” istedi (AA, 26.1.2025).

“Yaklaşık 1.5 milyon kişiden söz ediyoruz ve orayı (Gazze) tamamen temizleyip ‘bitti’ demeliyiz” ifadelerini kullanan Trump, “Bazı Arap ülkeleriyle biraraya gelip, Filistinlilerin barış içinde yaşabilecekleri başka bir yerde konutlar inşa etmeyi tercih ederim” dedi. 

Sürgün ve vatansızlaştırma planı açıklayan Trump, açık açık insanlık suçu işlemektedir!

Mısır ve Ürdün karşı çıkmıştı

Gazze’yi Filistinlisizleştirme, Washington’un bölge stratejisi içinde bir politik hedeftir. Açalım:

Donald Trump hafta başında yaptığı bir konuşmada Gazze’nin “deniz ve hava açısından olağanüstü konuma sahip olduğunu” belirtmişti. İlk dönemindeki İsrail politikalarının uygulayıcılarından damadı Jared Kushner de, geçen sene yaptığı bir konuşmada Gazze’nin sahil mülkünün değerine dikkat çekmiş ve İsrail’e “Filistinlileri Gazze’den çıkarıp burayı temizlemesini” önermişti!

Nitekim İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da “Gazze’nin Filistin’den arındırılması” niyetini ortaya koymuş, Kahire buna karşın “İsrail-Mısır ilişkilerini bozar” uyarısını yaparken, Ürdün Kralı Abdullah da “bunu kırmızı çizgi” ilan etmişti.

ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattı

Gazze, ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattına dayanan bölge stratejisi nedeniyle önemli. Washington Doğu Akdeniz’de “Kıbrıs-İsrail hattı” inşa etmeye çalışıyor. Bu hattı, Girit ve Yunan anakarası üzerinden Avrupa’ya, Körfez üzerinden Hindistan’a bağlamaya çalışıyor. 

Bu plan, ABD sponsorlu “Hindistan- Ortadoğu- Avrupa Ekonomi Koridoru” olarak 7 ülke tarafından mutabakat zaptı imzalanarak hayata geçirilmeye çalışılmış ama Hamas’ın Aksa Tufanı ile rafa kalkmıştı. 

Hindistan- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)- Suudi Arabistan- Ürdün- İsrail- Kıbrıs- Yunanistan yolu, ABD’nin hem Çin’in Kuşak ve Yolu’na karşı düşündüğü, hem Hindistan’ı Çin’e karşı yanına çekmeyi amaçladığı, hem de İsrail’i Ortadoğu-Doğu Akdeniz’de bir merkez yaparak güvenliğini garantiye almaya çalıştığı bir projeydi.

İki devletli çözüm

Sonuç olarak Biden ya da Trump, Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler, hangisi emperyalist ABD’yi yönetirse yönetsin, Beyaz Saray’a oturduğu anda İsrail’in güvenliğini esas alan politikalar izleyecektir. 

Farkları şudur: ABD Başkanı’yken İsrail’in Filistin soykırımına her türlü desteği veren Biden, görevi bitince “iki devletli çözüm” demeye başladı. Dün “İsrail’i Gazze’de ileriye gitmemekle” uyaran Trump ve ekibi, göreve başlayınca “iki devletli çözüm diye bir çözüm yok” demeye başladı.

Dolayısıyla Arapların, bölge ülkelerinin ve Küresel Güney ülkelerinin Filistin konusundaki temel politikası, bu yıl “iki devletli çözüm” konferanslarını sonuca götürecek şekilde düzenlemek olmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Ocak 2025

, , , , ,

Yorum bırakın

Suriye’de federalizm mücadelesi

BAAS partisi ve onun temsilcisi Beşar Esad, Suriye’deki etnik grupları, farklı din ve mezhepleri birarada tutan ana faktördü. 

13 yıl süren ağır Atlantik saldırısının bu faktörü ortadan kaldırması, “Suriye’nin birliğini” zora soktu. Şimdi çeşitli gruplar, “toprak bütünlüğü içinde ama merkezi olmayan bir yeni Suriye” istiyor. Üstelik her grubu destekleyen bir uluslararası güç var.

ABD Kürtlerin hamisi

ABD Suriye Kürtlerinin arkasında. Zaten IŞİD’e karşı mücadelede YPG’yi “kara ordusu” olarak değerlendirerek, ülkenin kuzeydoğusunda fiilen bir özerk yönetim kurmasını sağladı. 

YPG, PYD’nin silahlı kanadı. PYD ise PKK’nin Suriye kolu. ABD bu örgütün siyasi, ekonomik ve askeri destekçisi durumunda.

ABD, müttefiki Türkiye’yi yatıştırmak için önce “PKK başka PYD başka” tezine sarıldı. Bunun gerçekçi olmaması nedeniyle, daha sonra omurgasını YPG’nin oluşturduğu ve bazı Arap aşiretlerini de dahil ettiği Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) inşa etti.

Suriye’nin kuzeydoğusunda bir de ENKS (Kürt Ulusal Konseyi) var. Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin patronu durumundaki Barzani’ye yakın ENKS, Türkiye’nin de desteğine sahip. Hatta Ankara Barzani peşmergelerinin Türkiye sınırı üzerinden Kobani’ye geçmesini sağlamıştı. ENKS, aynı zamanda Türkiye’nin sponsorluğundaki Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SMDK) parçası. 

ABD Suriye’de “Kürt birliği” kurmak istiyor

ABD, ENKS ile SDG’yi, “yeni Suriye” mücadelesinde tek bir merkez yapmak istiyor. 

Scott Bowles başkanlığındaki ABD heyeti, bu amaçla ENKS heyetiyle görüştü. 5 Ocak pazar günü Kamışlı’daki ENKS ofisinde yapılan görüşme, ABD’nin “Kürt birliğini” kurmaya çalıştığına iaşret ediyor. 

ENKS Sözcüsü Faysal Yusuf, “ABD’nin toplantıda Kürt tarafının birleşerek Suriye’nin geçici hükümetiyle tek ses olarak müzakere etmesini istediğini” açıkladı (Rudaw, 6.1.2025).

Amaç ne? Suriye’nin kuzeydoğusundaki “Kürt özerk yapısının” korunması.

Nitekim Barzanici ENKS, Türkiye’nin desteklediği SMDK’nin parçası olsa da Suriye’de federalizmi istiyor. ENKS Temsilcisi Abdülhakim Beşar, “Suriye’nin geleceğinin federalizm” olduğunu belirtiyor. 

Aynı zamanda SMDK Başkan Yardımcısı olan ENKS Temsilcisi Aldülhakim Beşar ENKS’nin görüşlerini şu sözlerle özetledi: “Suriye’nin geleceğinin federal olduğunu görüyorum. Dürziler kendi kendilerini yönetmek istiyor. Aleviler de aynı şekilde, ayrıca Dera halkı da. Biz Kürtler de kendimizi yönetmek istiyoruz. Suriye’nin geleceği için önemli bir rolü olan büyük bir halktır. Şimdiki yönetim federasyona karşı olduklarını söylüyor ama tek başlarına karar vermiyorlar, Suriye halkı kendisi karar veriyor. Suriye’nin geleceği federaldir.” (Rudaw, 6.1.2025)

İsrail’in Kürtlere ve Dürzilere desteği

Suriye’nin siyasal birliğine en karşı olan ülke İsrail. Suriye ordusunu ve İran destekli grupları aylarca havadan vurarak HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesini kolaylaştıran İsrail, şimdi bunun meyvelerini toplamak istiyor. İsrail bu amaçla şu üç hedefi savunuyor:

1) İşgal altında tuttuğu Suriye’nin Golan bölgesini genişleten İsrail, Suriye’nin güneyinde bir tampon oluşturmak istiyor.

2) İsrail, Dürzilerin ayrı bir özerk bölge olarak kendisine “asıl komşunun” olmasını istiyor. Bu amaçla Suriye’nin güneyindeki  Dürzilere açık destek veriyor.

3) İsrail, Kürtlerin devletleşmesini istiyor. Hatta İsrail sadece Suriye’de değil, Irak, İran ve Türkiye Kürtlerinin “Büyük Kürdistan”ı kurmasını savunuyor.

Dürziler federasyon istiyor

Nitekim Dürziler de açıkça “federal Suriye” istiyor. Şam’a HTŞ’den önce giren Süveyda Operasyon Odası komutanlarından Mervan el-Rızk “Biz Suveyda vilayetinde ademi merkeziyeti tercih ediyoruz” dedi (Harici, 6.1.2025).

”Şam yönetimi kendi şeriatını bize dayatamaz” diyen Rızk, İsrail’in işgaline de karşı çıkmıyor. Hatta Rudaw muhabirinin bu konudaki ısrarlı sorusunu, tersinden şöyle yanıtladı: “Eğer bir gün burada Suriye’de bir devlet kurulur ve tüm Suriyeliler bunu onaylar ve bu devlet İsrail devletine barış için elini uzatırsa, bizim barışa karşı hiçbir engelimiz yok” (Harici, 6.1.2025).

Bu arada Şam’daki geçici yönetimi oluşturan HTŞ’nin de İsrail’in Suriye işgaline karşı çıkmadığını, HTŞ lideri Ahmed Şera – Colani’nin sık sık “İsrail’le çatışma istemiyoruz” dediğini de önemle not edelim. 

Türkiye ve HTŞ

Türkiye, 27 Kasım’da Halep hedefli saldırı başladığında, uzun yıllardır yatırım yaptığı Suriye Milli Ordusu’nu (SMO) destekliyordu. Ancak SMO’nun daha etkili durumdaki HTŞ’nin önüne geçme şansı yoktu. Yarışı HTŞ kazandı.

Ankara hızla bu gerçeğe göre konumlandı ve HTŞ’nin hamisi olmaya soyundu. Terör örgütü kabul edilen HTŞ’ye ilk açık desteği veren, görüşen, büyükelçilik açan Ankara oldu.

Ankara bu yolla Şam üzerinde etkin olarak, merkezi yönetimin Suriye’nin kuzeydoğusuna ilişkin politikasında belirleyici olmak istedi. Bu amaçla HTŞ’den YPG’ye baskı kurmasını, özerkliği kabul etmemesini, federal Suriye’ye karşı çıkmasını istedi.

HTŞ ise ele geçirdiği iktidarı koruyabilmek için bu süreci her tarafla denge kurmaya çalışarak yürütmeye çalışıyor: İlk açık desteği nedeniyle Ankara’nın taleplerini “dile getiriyor” ama diğer yandan ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye yerine Suudi Arabistan’a yapıyor. Ve daha önemlisi ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa ile görüşerek, uluslararası meşruiyet kazanmaya çalışıyor. HTŞ’nin iktidarını sürdürebilmesi için Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması gerek. ABD ise 2029’a uzattığı yaptırımları, HTŞ’nin SDG’nin kazanımlarına dokunmaması şartına bağlamış durumda. Washington bu amaçla yaptırımları HTŞ’nin tutumuna göre aşama aşama kaldıracağının iaşretini verdi. 

Yeni Suriye’de parça kapma kavgası

Görüldüğü üzere Esad’ı yıktılar, şimdi “yeni Suriye”de parça kazanma mücadelesine başladılar. 

Böylece altına imza attıkları BM kararlarını da yok sayıyorlar. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorlar ama siyasal birliğini kabul etmiyorlar. 13 yıldır yaptıkları yatırımın karşılığını, federal Suriye üzerinden almak istiyorlar.

Irak ve Libya’dan sonra Suriye’nin de içine düştüğü bu durumdan bölgemizin alacağı ne çok ders var…

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
7 Ocak 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yeni paradigmanın iflası

Öcalan’ın mesajı üzerinden “yeni paradigma”nın ne olduğu tartışılıyor. Öcalan DEM’lilerle gönderdiği mesajda “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya ben de gerekli katkıyı sunacağım” diyor. Peki Erdoğan ve Bahçeli’nin güç verdiği “yeni paradigma” nedir?

Paradigma, en yalın haliyle ”izlenen mevcut model, yöntem” demektir. Fikret Başkaya’nın ünlü Paradigmanın İflası kitabının alt başlığı “Resmi İdeolojisinin Eleştirisine Giriş” idi ve Başkaya esas olarak Kurtuluş Savaşı’nın antiemperyalist olmadığı iddiası üzerinden “paradigmayla” hesaplaşmaya çalışıyordu. 

Kemalist Devlet karşıtlığı cephesi

Hem “Siyasal İslamcılar” hem de ”Ayrılıkçı Kürtler” açısından yıkılmak istenen paradigma “Kemalist Devlet” idi ve ikisi de iki ayrı koldan Kemalist Devlet ile çarpıştı. En önemli müttefikleri de ABD ve AB oldu. (Kemalist görünümlüler ve sermayenin rolü ayrı bir yazı konusu.)

AKP’liler “100 yıllık parantez”, DEM’liler “100 yıllık yıkım süreci” diyerek Kemalist Devlet’ten arta kalanlara karşı fiilen aynı cepheden saldırılarını sürdürüyorlar. Dolayısıyla Siyasal İslamcı ile Ayrılıkçı Kürt, zaman zaman siyasi kazanç için çatışsa da tarihsel olarak Kemalizme karşı nesnel ittifak halindedir. 

Ülkücü milliyetçiler mi? Kemalist Devrim’in milliyetçiliği etnisiteye dayanmıyordu ve en önemlisi antiemperyalistti. Türkiye’nin yıkım sürecini başlatan NATO’culuk, Türk milliyetçiliğinin bu iki özelliğini, ülkücü milliyetçilik ile adım adım değiştirdi. 12 Eylül ile Türk-İslam sentezciliğinin devlete egemen yapılmaya çalışılması, MHP’den İslamcı-Türkçü BBP’nin çıkması, sonra MHP’nin de İslamcılaşması ve en sonunda Türk-İslam sentezinin AKP-MHP ittifakı eliyle rejim değiştirmesi bir bütün süreçtir.

Türkiye’yi Kürtlerle genişletme

Yeni paradigma dedikleri ise 22 yıldır inişli çıkışlı uygulamaya çalıştıkları “ABD’nin küresel düzeninin altında bir alt bölgesel düzen kurma” hedefidir. Bunun somut ifadesi ise ”Türkiye’yi Kürtlerle genişletme”dir. AKP-MHP koalisyonunun eski Osmanlı vilayetlerine plaka dağıtması da bu yeni paradigmanın karikatür halidir!

Esad yönetiminin yıkılması, AKP-MHP iktidarının yeni paradigmasının yeni aşamasını başlatmış oldu. Suriye’yi yeni paradigmalarının oyun sahası haline getirdiler. Öcalan’ı yeni oyun sahasında yardımcı aktör olarak görüyorlar.

Önceki yazımda belirtmiştim, planları şu: Öcalan PKK’nin kendini tasfiye ettiğini açıklayacak, PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG ise Federal Suriye içinde özerkliğin kabulü üzerinden silahlı güçlerini Suriye ordusuna entegre edecek.

Asıl amaç Irak ve Suriye’deki Kürtleri Türkiye himayesine almak elbette… 

ABD’nin İran hedefi

Suriye’deki aktörlerin pozisyonları, mücadeleleri bakımından karışık ama hedefleri bakımından sadedir: ABD ve PYD Suriye’nin kuzeydoğusunda bir cephe. Türkiye ise HTŞ ile yakın ama ABD’nin müttefiki. HTŞ iktidarını aynı zamanda İsrail’e borçlu ve bu nedenle çatışma istemiyor. İsrail hem Suriye’nin güneyini işgal ediyor, hem kuzeydeki PYD’yi kolluyor. HTŞ ise Türkiye’nin desteğine rağmen asıl ABD’nin olurunun peşinde.

Tüm bu güçler Esad’ı devirmede fiilen ittifak yaptılar. Ve hepsi İran’ın Suriye’deki varlığından rahatsızdı. Şimdi direniş ekseninin kara bağlantısının kopmasından topluca memnunlar.

Peki ilerleyen süreçte tüm bu güçler, fiilen İran’a karşı aynı cephede toplanırlar mı? İşte asıl soru ve “yeni paradigmanın son aşaması” budur!

Anımsayın, ABD ve İsrail 90’lardan beri Türkiye’de İran karşıtlığını besliyor. Siyasi cinayetlerde sürekli Tahran’ı işaret ederek kamuoyu oluşturmaya çalıştılar. ABD ve İsrail, bölgede asıl olarak bir Türk-Fars çatışması arzuluyor. 

Geçen yıllardaki pek çok düşünce merkezi raporundan biliyoruz ki Washington, Ankara’nın “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hevesini, işte bu amacı doğrultusunda kullanmak isteyecektir. 

Önemle uyaralım: 1639 statükosunu bozmaya çalışmak ise daha baştan “yeni paradigmanın iflası” demektir! 

Türk-Kürt birliğinin paradigması bellidir: Atlantik düzeninde yıkıma uğrattıkları cumhuriyetimizi, devrimle yeniden inşa etmek!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Ocak 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HTŞ’nin İsrail ödevi

ABD, İsrail ve Türkiye desteğiyle Şam’da iktidar olan HTŞ yönetimi, şimdi bunun karşılığının ödenmesi görevleriyle karşı karşıya: Washington HTŞ’den İsrail ve YPG için güvence istiyor, Ankara ise HTŞ’den YPG’yi tasfiye etmesini… 

Her ne kadar YPG’’yle ilgili talepler birbiriyle çelişiyorsa da HTŞ iki başkente sıcak mesajlar gönderiyor; Washington’a İsrail konusunda, Ankara’ya YPG konusunda… 

İsrail’e dört, ABD’ye bir mesaj

HTŞ’nin ajandasındaki öncelikli konu ABD’ye verilecek İsrail güvencesi.

HTŞ lideri Colani’nin Şam’a vali atadığı Mahir Mervan, bu amaçla ABD kamu radyosu NPR’ye bir demeç verdi. Mervan’ın İsrail mesajları şöyle: 

1) “Bizim sorunumuz İsrail’le değil.”

2) İsrail korku hissetmiş olabilir. Bu yüzden Suriye’de biraz ilerledi, Suriye’yi biraz bombaladı.”

3) İsrail’in ya da başka bir ülkenin güvenliğini tehdit edecek hiçbir şeye karışmak istemiyoruz.

4) Biz barış istiyoruz ve İsrail’e ya da herhangi birine karşı olamayız.”

5) “ABD, İsrail ile iyi ilişkiler kurmayı kolaylaştırmalı.” (harici.com.tr, 2712.2024)

ABD’nin Colani’den talepleri

Konu hakkında kamuya açık konuşma yetkisi olmayan bir ABD’li yetkili, Mervan’ın demeç verdiği ABD kamu radyosu NPR’ye “HTŞ’nin mesajını İsrail’e ilettiklerini” açıkladı.

Aslında Şam Valisi Mervan’ın İsrail mesajları, ABD heyetinin Colani’yle görüşmesinde talep ettiği beş şarttan İsrail’le olanın kabulü anlamına geliyor. 

23 Aralık’ta bu köşede “ABD’nin Colani’den beş talebi” başlığıyla yazmıştım. ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Şam’da görüştüğü HTŞ lideri Colani’den İsrail’le ilgili şu talepte bulunmuştu: “Yeni Suriye’nin hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmayacağı garanti edilmeli.”

İşte Şam Valisi Mervan, bu talebi kabul ettiklerini açıklamış oluyor; “İsrail’le bir sorunumuz yok” diyor, “İsrail’e karşı değiliz” diyor, “İsrail’in güvenliğini tehdit etmeyiz, ettirmeyiz” diyor, hatta güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü için İsrail’in Suriye’de “biraz ilerlemesini” de haklı buluyor!

Adres: Geniş Astana

ABD, İsrail ve Türkiye desteğiyle beklemediği hızda Şam’a giren ve Beşar Esad yönetimini deviren HTŞ’nin günün sonunda Suriye’yi tek başına yönetemeceğini Washington da görüyor, Ankara da…

İki başkent bu nedenle Şam yönetiminin oluşturulmasına bir başka ülkenin karıştırılmamasında şu aşamada mutabık ama kendi renklerini verme konusunda da güçlü rakip durumundalar.

Moskova ise Ankara’ya süreci “geniş Astana” ile yönetmeyi teklif ediyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Rusya’nın Türkiye ve İran’la birlikte, bazı Arap ülkelerinin de katılımıyla, Suriye’deki tüm süreçlerin konsolide edilmesinde ve seçimlerin herkes tarafından tanınacak şekilde düzenlenmesinde destekleyici rol oynamaya hazır olduğunu” ifade etti (cumhuriyet.com.tr, 26.12.2024).

Dolayısıyla Şam’da “asıl yönetim” mücadelesi daha yeni başlıyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Aralık 2024

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin Colani’den beş talebi

Atlantik cephesinin terör örgütü HTŞ’yi normalleştirme hamleleri hız kazandı. İngiltere ve Almanya’dan sonra ABD yönetimi de HTŞ ile açık temasa geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, Başkanlık Rehine İşleri Temsilcisi Roger Carstens ve Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye işlerini yönetmekle görevlendirilen yeni Kıdemli Danışmanı Daniel Rubinstein’dan oluşan heyet Şam’da Colani ile görüştü.

Tabii Colani, artık terör örgütü HTŞ’nin lideri Colani değil, Şam’daki yeni yönetimin lideri Ahmet eş Şara oldu!

CIA: Terör örgütleri koordinatörü

Colani’yle görüşmek, ABD Dışişleri Bakanlığı diplomatları için iki kere ilginçti. Çünkü örgüt hem ABD’nin resmi olarak terör örgütü kabul ettiği bir örgüttü, hem de görüşülecek lideri Colani’nin başına ABD 10 milyon dolar ödül koymuştu!

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, ABD’nin başına 10 milyon dolar ödül koyduğu terör örgütü HTŞ lideri Colani ile görüşüp, kendisinden “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlanmasını” istedi! (Amerika’nın Sesi, 20.12.2024)

Bu durum, “liberal ABD demokrasi”sini doğru anlamak isteyenler için derslerle dolu…

Ders 1: CIA, dünyadaki çoğu terörist grubun sponsoru ve koordinatörüdür!

Ders 2: Amerikancılık sözlüğünde liberalizm ABD sermayesine serbestliktir; demokrasi ABD’nin istediğini yapabilme özgürlüğüdür; insan hakları ise zaten insanına göre değişir!

ABD: Yeni Suriye İsrail’e tehdit oluşturmamalı

Elbette ABD’nin tek istediği, HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasını sağlaması” değildi. 

ABD heyetinin Colani’den neler istediğini, herhalde en iyi Suriye’deki “kara ordusu” YPG biliyordur. Zira Pentagon yetkilileri onlarla yakın mesaide şu ara… 

O cephedeki değerlendirmelere ve yerel basına yansıyanlara bakılırsa, ABD heyeti HTŞ lideri Colani’den şu taleplerde bulunmuştu: 

1) HTŞ, mevcut geçici hükümet ve ileride kurulacak yönetim, El Kaide başta diğer “radikal gruplarla” bağlarını kesmeli, içlerindeki tüm yabancı uyrukluları çıkarmalı. (Bu madde, Barbara Leaf’in resmi olarak açıkladığı HTŞ’nin “terörist grupların tehdit oluşturmamasının sağlaması” talebiyle örtüşüyor.)

2) IŞİD’e karşı mücadelede Koalisyon güçlerinin ortağı olduğu için SGD’ye karşıtlık olmamalı ve SDG (muhtemelen yeni bir isimle) yeni Suriye yönetiminin bir parçası olmalı.

3) Tüm inanç ve halklar, laiklik esasına dayanarak, yönetimde temsil edilmeli

4) Yeni Suriye’nin hiçbir şekilde İsrail’e tehdit oluşturmayacağı garanti edilmeli.

5) Hamas’la temas kesilmeli ve ilişkiler tasfiye edilmeli.

Colani’nin dayanacağı eksen

Bu beş madde özetle, İsrail’in ve PYD/YPG’nin çıkarlarının sağlanması ve pozisyonlarının korunması karşılığında, ABD’nin HTŞ’yi destekleyeceğini belirttiği anlamına geliyor. Colani ABD’nin şartlarını yerine getirdikçe, Washington da yaptırımları aşamalı olarak kaldıracak.

HTŞ’nin buna uygun hareket ettiği görülüyor. Colani’nin, bölgesel aktör Türkiye’yi gözeten ama esas olarak ABD-İngiltere-İsrail eksenine yaslanan bir çizgi izleyeceği anlaşılıyor. Nitekim sürekli “İsrail’le savaş istemediğine” işaret ediyor.

Colani’nin ABD heyetiyle görüşmesine dair yaptığı yazılı açıklamasında “tüm bölgesel aktörlere eşit mesafede durduklarını” ve “yaptırımların kaldırılmasını istediklerini” belirtmesi önemli (cumhuriyet.com.tr, 21.12.2024).

Yani “bölgesel aktörlere eşit mesafede ama küresel aktörlere dayanan” bir Ahmet eş Şara var artık Şam’da.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Aralık 2024

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Davutoğlu’nun Golan Tepeleri dosyası

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Suriye’deki işgali sürdürmeyi şöyle gerekçelendiriyor: “İsrail’in güvenliğini sağlayacak başka bir düzenleme bulunana kadar bu önemli noktada (Hermon Dağı’nda işgal edilen tampon bölge) kalmaya devam edeceğiz” (AA, 17.12.2024).

HTŞ lideri Colani ise “Suriye’nin İsrail’e saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceğiz” diyor ve ekliyor: “İsrail’in gerekçesi Hizbullah ve İran’ın varlığıydı, bu gerekçe ortadan kalktı” (cumhuriyet.com.tr, 17.12.2024).

İsrail’in “güvenlik sorunu” yalanı

İsrail için “güvenlik sorunu”, saldırganlığın ve işgalin gerekçesi ve perdesidir. İsrail’in bir güvenlik sorunu yok, tersine İsrail’in komşularının güvenlik sorunu var. Çünkü İsrail saldıran, Filistin dahil komşuları ise savunan durumdadır. 

İsrail’e karşı açılan savaşlar temelde bir savunma savaşıdır, çünkü ilk saldıran, işgal eden, yayılan, başkasının toprağına el koyan ve doymayan, sürekli genişleme peşinde olan İsrail’dir. 

Dolayısıyla bu genişlemeye karşı son 70 yılda açılmış tüm savaşlar, gerçekte bir savunma savaşıdır. Arap-İsrail savaşları da, Hizbullah’ın İsrail’e saldırıları da, Hamas’ın Aksa Tufanı da, Husilerin eylemleri de, İran’ın füze saldırısı da özü itibariyle son tahlilde “savunma” düzlemindedir.

Davutoğlu’nun gri propagandası

İsrail hep saldıran taraftır. Şimdi de 1967’den beri işgal ettiği Suriye toprağı Golan Tepeleri üzerinden genişlemeye uğraşıyor. Bu sonuca yol açanlar ise tarihsel kabahatlerini örtmek için “Esad-İsrail işbirliği” propagandasına soyunuyorlar. Örneğin Ahmet Davutoğlu “baba Esad ve oğul Esad İsrail’e tek kurşun atmadı” diyor. Sanırsın Davutoğlu, başbakanlığı döneminde Filistin davası için İsrail’i füze yağmuruna tutmuştu!

Siyasal İslamcıların benzer tutumu, İran konusunda da var. Anımsayın, İran’ın İsrail’e füze saldırısını “danışıklı dövüş” diye damgalamaya çalıştılar. 

Oysa “Suriye İsrail’e tek kurşun atmadı” ve “İran’ın İsrail’e saldırısı göstermeliktir” türünden siyasi açıklamalar, hem “peki sen naptın” sorusunu doğuracaktır ama hem de doğru değildir.

HTŞ lideri Colani’nin ”İsrail’in gerekçesi Hizbullah ve İran’ın varlığıydı, bu gerekçe ortadan kalktı” açıklaması bile tek başına bu iddianın doğru olmadığını ortaya koymaya yetmektedir. Çünkü İsrail’e tek kurşun atmadığı iddia edilen Esad’ın yönettiği Suriye, İsrail’e karşı direniş cephesinin tam göbeğiydi. Öyle olduğu için de ABD ve İsrail, Esad yönetimini yıkmak ve Suriye’yi parçalamak istiyordu.

Obama’nın üç talebi

Öte yandan Davutoğlu bugün bir “Esad-İsrail işbirliği” propagandası yaparken, en hafifinden tarihe karşı yalan söylemektedir. Çünkü Esad’dan Golan Tepelerini vererek İsrail’le işbirliği yapmasını isteyen bizzat kendisidir!

Davutoğlu’nun İsrail’le işbirliği tavsiye ettiğini, kendisiyle görüşen CHP heyetine bizzat Esad açıkladı. Heyetteki eski Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz’ın 2012’den itibaren çeşitli gazetelerde yer alan aktarımına göre Esad şöyle dedi: “Davutoğlu ile yaklaşık 1.5-2 saat görüşmemiz oldu. Bu görüşmemizde bana söylediği tek şek ‘Obama şunu istiyor, Obama bunu istiyor’ oldu. Yani Obama’nın talepleriyle yanıma geldi.”

Peki neler miydi ABD Başkanı Barrack Obama’nın talepleri? Eryılmaz aracılığıyla Esad’dan dinleyelim: “1) Suriye, Golan Tepelerindeki haklarından vazgeçecek. 2) Suriye, Hizbullah’a verdiği desteği geri çekecek. 3) Suriye, İran’la kurduğu stratejik ittifaktan tek taraflı olarak geri çekilecek.”

Ya karşılığında ne vaat ediyor Obama’nın taleplerini Esad’a getiren Davutoğlu? Esad şöyle anlatıyor: “Eğer bunları kabul edersem beni Arapların lideri yapacaklarını söyledi.”

Özetle dün ABD Başkanı Obama’nın talebi olarak Beşar Esad’a “Golan Tepelerini ver, İsrail’le anlaş” diyen Ahmet Davutoğlu, bugün Esad’ı “İsrail’e tek kurşun atmamakla” suçlamaya kalkıyor. Çünkü Erdoğan’a ve AKP’ye dönmek istiyor!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Aralık 2024

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail’in Suriye’deki beş hededi

Türkiye destekli HTŞ-SMO gruplarının 27 Kasım’da Halep’ten başlattığı Esad’ı devirme operasyonunun, sonuçları itibariyle en önemli kazananlarından biri İsrail oldu. 

Esad’ın olmadığı bir Suriye, haliyle Netanyahu’nun yeni oyun alanı olacaktı. Şimdi bu acı gerçeği gizlemek için gri propagandaya başladılar. Esad ile İsrail’in gizli işbirliği yaptığını iddia ediyorlar, Esad’ın Gazze’ye destek için neden İsrail’e hiç saldırmadığını sorguluyorlar; 13 yıldır Esad’ı saldırı altında tutanlar kendileri değilmiş gibi…

Esad’a karşı Colani-Netanyahu işbirliği

Gerçek şu: İsrail ile Türkiye destekli HTŞ-SMO grupları fiilen Esad’a karşı dört şekilde ortaklık kurdular.

1) HTŞ-SMO gruplarının İdlib merkezli yarattığı istikrarsızlık, İsrail’in Suriye’yi havadan vurmasını; İsrail’in havadan Suriye’yi vurması da HTŞ-SMO’nun karadan ilerlemesini kolaylaştırdı. 

2) Diğer yandan İsrail’in Lübnan’ı vurması da HTŞ-SMO’ya alan açtı. Hizbullah İsrail saldırıları nedeniyle Lübnan’a çekilince, HTŞ-SMO’nun Halep’i düşürmesi kolaylaştı.

3) Ayrıca İsrail’in Suriye’deki İran destekli gruplara düzenlediği hava saldırıları da, HTŞ-SMO’nun 27 Kasım’da Halep’ten başlayıp, 8 Aralık’ta Şam’a ulaşmasını kolaylaştırdı. 

4) İsrail, Şam düştükten sonra bile Şam’dan Lazkiye’ye uzanan hat üzerinde Suriye’ye hava operasyonlarını sürdürdü; askeri tesisleri, silah depolarını, savunma ünitelerini vurdu. Böylece BAAS ve Suriye Ordusu içinden grupların HTŞ’ye karşı olası bir direnişini de fiilen önlemiş oldu.

Colani’nin İsrail’e vaadi

Nitekim terör örgütü HTŞ’nin lideri Colani 8 Aralık’tan bu yana iki tarafla çatışmasızlık ilan ediyor: İsrail ve PYD.

Başından beri Tel Aviv’i rahatlatan açıklamalar yapan Colani, İsrail’in güneyden Suriye’deki işgalini artırması ve Şam’a yaklaşması karşısında bile çatışmasızlıkta ısrar ediyor. 

Colani son olarak The Times’a verdiği röportajda, yine “İsrail ile savaş istemiyoruz” dedi. Dahası Colani İsrail Başbakanı Netanyahu’yu rahatlatacak vaatte bulundu: “Hizbullah ve İran’ın varlığı gerekçesi ortadan kalktı. Suriye’nin İsrail’e saldırılar için kullanılmasına izin vermeyeceği.” (cumhuriyet.com.tr, 17.12.2024)

Colani bunları söylerken, Colani’yi destekleyenler “Esad-İsrail işbirliği” iddiası ile tabloyu perdelemeye çalışıyor!

İsrail’in Suriye’de genişleme planı

İsrail Başbakanı Netanyahu, açık açık “Esad’ın İsrail sayesinde devrildiğini” belirtti ve sahadaki fiili işbirliğine dayanarak güneyden Suriye’yi işgal etmeye başladı. 

Peki İsrail’in Suriye’deki hedefleri neler?

1) İsrail toprak kazanmaya çalışıyor: İsrail ordusu, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri üzerinden başlayarak, silahtan arındırılmış bölgeyi ele geçirip, adım adım kuzeye doğru toprak genişletti. Şam’a 15 km’ye kadar geldi.

Netanyahu hükümeti bu amaçla Suriye’de genişlemeyi esas alan bir planı onayladı. Plan özetle Golan’daki İsrail nüfusunu iki katına çıkartma hedefli bir ekonomik paketin hayata geçirilmesini içeriyor. 11 milyon dolarlık bütçeyle hızla bir “öğrenci köyünün” kurulması ve Golan’a yeni yerleştirileceklere destek sağlanması hedefleniyor (cumhuriyet.com.tr, 16.12.2024)

İsrail’in “federal Suriye” hedefi

2) İsrail, Lübnan’ı kuşatmak istiyor: İsrail, Suriye topraklarında genişleyerek, Lübnan’a doğusundan da baskı uygulamaya ve sınırını artırarak bu ülkeyi kuşatmaya çalışıyor.

3) İsrail Dürzi kartı oluşturmaya çalışıyor: İsrail, Lübnan’ı baskılarken, Dürzi azınlık için de bir hamilik kazanmaya çalışıyor. Lübnan ve Suriye’deki Dürziler üzerinden, Şam ve Beyrut’u sürekli baskı altında tutmayı hedefliyor.

4) İsrail’in “Kürt devleti” hedefi: İsrail, Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD kontrolünde bir Kürt devleti kurulmasını savunuyor. 

Bu zaten ABD-İsrail’in uzun yıllara dayanan “israil’in güvenliğini sağlama” stratejisiydi. ABD, Ortadoğu’da bir Kürt devleti üzerinden 1) bölgede Araplara karşı bir Kürt-Yahudi ittifakı oluşturmayı, 2) Türk, Arap ve Fars coğrafyası içinde Kürtleri paratoner yaparak İsrail’in üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor.

5) İsrail, “federal Suriye” istiyor: İsrail devleti, üniter bir Suriye’yi değil, federal bir Suriye’yi istiyordu en başından beri. BAAS ve Esad yönetimi ise üniterliğin, Suriye’nin birliğinin teminatıydı. Esad’ın yıkılmasıyla Tel Aviv’in arzuladığı zemin oluştu. Şimdi İsrail, güneyden Suriye’yi işgal ederek, Dürzilere bölge vaat ederek ve kuzeydoğudaki PYD devletini savunarak, Şam üzerinde “federal Suriye” baskısı kurmaya çalışıyor.

Astana yerine Akabe süreci

Başından beri ısrarla vurguladık: Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasal birliği, Türkiye başta komşularının da toprak bütünlüğü ile siyasal birliğinin teminatıdır. Suriye parçalanırsa, bundan Türkiye de olumsuz etkilenir. Dolayısıyla Türkiye’nin, Suriye’nin siyasal birliğin teminatı durumundaki BAAS rejimini yıkmaya çalışması, aslında sonuçları itibariyle kendi ayağına sıkmasıydı. Bu nedenle 27 Kasım’da başlayan harekatın, Türkiye’yi bir tuzağa düşüreceği uyarısında bulunduk hep. 

İşte, İsrail BAAS rejiminin yıkılmasını fırsata çevirerek Suriye’yi adım adım parçalıyor. Bu parçalanmadan parça kapmaya çalışmak stratejik hata olacaktır. Tersine Ankara’nın parçalanmaya karşı tutum alması gerekir. Ama nasıl ve kimlerle?

Ne yazık ki Türkiye, Astana ortaklarıyla ters düşerek bu olasılığı da zayıflattı. Akabe süreci, Astana sürecinin yerini almaya çalışıyor. Türkiye, Rusya ve İran ortaklığı yerine, Akabe’de Arap, Türk, ABD ve AB inisiyatifi geliştirilmeye çalışılıyor.

Kısacası, estirilen zafer havasının üstünde, fırtınalı bir iklim var… 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
17 Aralık 2024

, , , ,

Yorum bırakın

Küresel güç mücadelesi açısından Suriye

Suriye’de Beşar Esad yönetiminin yıkılması sorunu, aynı zamanda küresel güç mücadelesinin bir parçasıdır. O perspektiften bakıldığında, elbette Esad’ın yıkılması Küresel Güney cephesi açısından bir yenilgidir. 

Ancak bu yenilgi üzerinden “liberal kapitalizmin” ve Atlantik’in zaferi bağlamında, tıpkı 90’larda olduğu gibi bir “tarihin sonu” okuması yapmak elbette doğru değildir. Zira küresel güç mücadelesi inişli çıkışlıdır, düz bir doğru şeklinde ilerlemez.

Atlantik cephesinin ideologları ve propaganda makineleri, Esad’ın yenilgisini dar anlamda Rusya-İran cephesine, geniş anlamda Çin’in inisiyatifinde gelişen Küresel Güney cephesine bir hezimet olarak yazmaya çalışmaktadır ama bu hem tarihin kısa bir anı hem de asıl görüntünün içinde bir kesitten ibarettir.

Doğru, Suriye cephesinde bir yenilgi yaşanmıştır ama mücadele Batı Asya’da, Güney Amerika’da, Afrika’da, Asya’da sürmektedir; ve Küresel Güneycilik hâlâ hamle üstünlüğüne sahip olan taraftır.

Küresel Güneycilik

Meseleye güneyden baktığı halde “kesin yenilgi” görenler ise Küresel Güneyciliği eski blok siyasetiyle karıştırmaktadır. “Hani Çin nerede?” diye soranlar, Küresel Güneyciliği ya da çok kutupluluğu, blok siyasetinde olduğu gibi, herkesin birinin arkasına dizilmesi şeklinde algılamaktadır. Oysa çok kutupluluk özü itibariyle hegemonyacılıkla mücadeledir; yeni bir hegemonun arkasında bloklaşmak değildir. 

Dolayısıyla sorun çıkan her yere asker göndermek, soruna çatışma riski alarak doğrudan müdahil olmak Küresel Güneycilik değildir. Küresel Güneycilik, Atlantik’in hegemonyasını kırarak, gelişmekte olan ülkelere alan açma işidir. Üstelik “büyük savaş”sız çözüm gereği ağır ileleyecek bir süreçtir. Haliyle inişli çıkışlı olacaktır. Zira Atlantik de kendi düzenini tamamen yitirmemek için hamleler yapacaktır.

Atlantik cephesinin durumu

İşte Suriye’de olan budur; Atlantik kuvvetleri, el birliğiyle, vekillerinin toplamıyla bir hamle yaptı. Öyle olduğu için de karşıt görünümlüler fiilen aynı cephede buluşabildi. 

ABD için Suriye cephesi, küresel düzlemde Rusya’yla, bölgesel düzlemde İran’la mücadele edilecek sahadır. O sahada stratejik hedef Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devleti kurmaktır; yolu Esad’ı yıkmaktır.

İsrail için Suriye cephesi, bölgesel düzlemde İran’la mücadele edilecek ve direniş eksenini kıracak sahadır. Tel Aviv bu nedenle güvenliği açısından müttefiki gördüğü PKK devletini istemekte ve Suriye’nin güneyinden parça koparmayı amaçlamaktadır.

Durumu en karışık olan ise Türkiye’dir; çünkü Türkiye’nin ulusal çıkarları ile Türkiye’yi yönetenlerin siyasi çıkarları çelişmektedir. O nedenle neden-sonuç bağlamında açmazlar yaşanmaktadır; hem PKK devletine karşı çıkıp hem de Esad’ı yıkmaya çalışmak gibi, hem İsrail’e karşı olup hem de İsrail’in Esad ve İran karşıtlığıyla fiilen uyumlu olmak gibi… 

Sonuçta ABD, İsrail ve Türkiye Esad’ı yıkmakta ortak; Esad’ın yıkılmasının doğurduğu iki sonuçtan “HTŞ devletine” bakışta ortak, “PKK/PYD devletine” bakışta karşıttır. Washington’un yeni uğraşı, işte bu karşıtlığı uyumlulaştırmaktır.

13 yıl direnebilmek

Bitirirken önemle belirteyim: Baas ve Esad’ın 13 yıl boyunca Atlantik saldırganlığına karşı direnebilmesi, petrolü ve doğalgazı olmayan bir ülkenin 13 yıl boyunca ambargoyla mücadele edebilmesi, dünyanın dört bir tarafından terörist akınına uğrayan bir ülkenin 13 yıl boyunca terörle mücadeleyi sürdürebilmesi hiç kolay değildir.

Üstelik bu 13 yıl boyunca Atlantik cephesi silahtan ideolojik aygıtlara, psikolojik savaştan sabotajlara kadar pek çok aracı kullanmışken… 

Ve evet, Esad’ın 13 yıl direnebilmesi de çok kutupluluğun, Küresel Güneyciliğin etkisiyledir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Aralık 2024

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Suriye’de 2. perde

Suriye’de 13 yıldır süren 1. perde, Şam yöntiminin düşmesiyle kapandı; şimdi Türkiye açısından asıl riskleri içeren 2. perde başlıyor. 

Ankara’nın 1. perde boyunca izlediği çizginin, stratejik düzeyde nasıl ağır bir hata olduğu, ne yazık ki 2. perdede daha iyi anlaşılacaktır. Uyarıları dikkate almayan ve şimdi Şam rejiminin yıkılmasını zafer diye kutlayanlar, ne yazık ki Türkiye’yi Irak’tan sonra Suriye’de de aynı hataya düşürmüş oldular. 

Aynı kapana iki kez girildi 

ABD’nin “müttefiklik” üzerinden körleştirmesi ile Ankara, 34 yılda aynı kapana iki kez girmiş oldu; birincisinde Özal’ın “bir koyup üç alma” hayaliyle, ikincisinde Erdoğan-Bahçeli’nin “82. il Halep” hayaliyle… 

Birincisinde Irak’ta “Saddam şeytanlaştırılarak” kuzeyde güç boşluğu oluşturuldu, Türkiye şimdi Barzani devletine komşu! 

İkincisinde Suriye’de “Esad şeytanlaştırılarak” kuzeyde güç boşluğu oluşturuldu, Türkiye artık PYD devletine komşu! 

Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Fırat’ın batısındaki alan hakimiyeti hem tuzaktı hem de geçici olacaktır. Çünkü ABD’nin nihai hedefi Fırat’ın batısıyla doğusunu birleştirmektir. Washington açısından PYD-HTŞ işbölümü bir ara aşamadır. 

Suriye’nin parçalanması Türkiye için tehlike

ABD ve İsrail başından beri Suriye’yi dört parçaya bölmek istiyordu. Sünniler, Nusayriler, Kürtler ve Dürziler arasında parçalanacak bir Suriye için çalışıyorlardı. (Bu konudaki ABD ve İsrail raporları için bkz: Mehmet Ali Güller, Suriye’nin Sevr’i – Amerikan Koridoru, Kaynak Yayınları, Ekim 2015)

Beşar Esad ise Washington ve Tel Aviv’in bu amacının karşısında, ülkeyi bir arada tutabilen aktördü. Çünkü propaganda edildiğinin aksine Şam yönetimi bir azınlık Nusayri yönetimi değildi, tersine Sünniler çoğunluktaydı.

Esad’ın ve laik BAAS rejiminin olmadığı bir Suriye ise hem etnik hem de dini mezheplere bölünme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu parçalanmışlıktan pay almayı kâr sayan, hatta zafer diye iç politikada kullanmak isteyenler, ne yazık ki uzun vadede ülkelerinin ulusal çıkarlarını büyük bir riske atmışlardır…

Cihadizm-Siyonizm işbirliği

İsrail Halep-Hama hattını havadan vurarak HTŞ’nin karadan yürüyüşünü kolaylaştırdı. Cihatçılar, İsrail’in hedefini yerine getiriyor. 

“İran’ın Suriye’den çıktığını görmek istiyoruz” diyen İsrail Genelkurmay Başkanı Halevi tablodan memnun. Dahası İsrail’in bu tabloyu biraz daha lehine çevirmek için adımlar atacağı anlaşılıyor. 1967’den beri işgal altında tuttuğu Suriye’nin Golan bölgesine asker sevkiyatı yapıyor. Suriye parçalanırken, İsrail de topraklarını genişletmek istiyor. 

Böylece Ankara’nın denetimindeki İdlib’den çıkan silahlı cihatçı grupların Şam’ı ele geçirmesi ve İsrail’in Golan’daki işgali, yeni bir komşuluk doğurmuş oluyor: İsrail-HTŞ komşuluğu. 

AKP nasıl bir Suriye görmek istiyor?

AKP iktidarının başından beri “nasıl bir Suriye görmek istediği” konusu, bu sürecin geldiği yer açısından önemli oldu. Önce Şam’a yedi kişilik bir İhvancı listesi verip, Esad’a “hükümetine monte et” dediler, kabul edilmeyince Suriye Ulusal Konseyi, sürgünde Suriye hükümeti ve o hükümete bağlı Özgür Suriye Ordusu (sonra Suriye Milli Ordusu) kurdular. Hatta o süreçte PYD’ye “Özerkliğinize karışmayız, yeterki Esad’a karşı ÖSO’yla hareket edin” dediler.

Ankara’nın amacı, etnik ve dini grupları üniter yapı içinde tutabilen laik rejimi yıkmaktı ne yazık ki. O rejim olmayınca Suriye’nin parçalanması kolaylaşacaktı…

Oysa Suriye’nin “siyasal birliği”, hem Suriye’nin toprak bütünlüğünün hem de etkisi nedeniyle Türkiye’nin toprak bütünlüğünün teminatıdır. Halep zaferine aldananlar, Türkiye’yi işte bu ağır bedel riskiyle karşı karşıya getirmiş oluyorlar…

Şimdi ülkemizin bu ağır bedeli yaşamaması ve bu tablodan çıkış için mücadele edeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Aralık 2024

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın