Posts Tagged Öcalan

MİT’TEN MİT’E ÖCALAN

Mehmet Bedri Gültekin’in İmralı’dan bugüne Abdullah Öcalan’ı incelediği çok önemli çalışmasını Aydınlık şu vurguyla öne çıkarmıştı: “Dün ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, bugün Fethullah Gülen’e selam gönderiyor.”

Kuşkusuz 1999-2013 arası süreç için çok doğru ve önemli bir saptama.

Biz bu saptamayı derinleştirmek için Öcalan’ın 14 yılından ziyade 40 yılına odaklanacağız bugün…

1. MİT’İN YAN KURULUŞUNDAKİ OFİS BOY

Başbakan Erdoğan’ın “akil adamı” Avni Özgürel, 60’lı yıllarda yer aldığı derneğin kullandığı “komünizm karşıtı materyallerin” kendilerine MİT tarafından ulaştırıldığını belirtiyor. Özgürel, bu yayınları veren kuruluşlardan birinin de Refik Korkut’un Fikir Ajansı olduğunu söylüyor. Ankara’daki bu ajansa sık sık gittiğini anlatan Özgürel “bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor:

“Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende bir takım çağrışımlar oldu.”

Avni Özgürel Panorama’nın Genel Yayın Yönetmeni olarak Bekaa’da görüştüğünde bunu Öcalan’a sorar. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım” der.

Öcalan 1966, 1967 yıllarında Ankara Tapu Kadastro Lisesi’nde okumaktadır. Gelelim Fikir Ajansı’na…

Bu ajansa ve Refik Korkut’a dair çok önemli bir bilgi şu: 27 Mayıs’ta Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasında çıkan örtülü ödenek hesabı kayıtlarında, Korkut’a Ağustos 1959’da 28 bin lira ödendiği yer almaktadır!

2. ÖCALAN MİT’LE ANLAŞARAK SERBEST KALDI

Abdullah Öcalan 1972 yılında MİT’le anlaştı. Gelin bu saptamayı Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli çalışmasından okuyalım: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyası Öcalan’dı. Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. Askeri Savcı Baki Tuğ 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza Abdullah Öcalan ile Metin Yalçın’a istenmişti. Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi, ‘Öcalan’ın Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını’ istedi. Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

Tuğ’a görüş değiştirten ise Öcalan’ın MİT’le anlaşmayı kabul etmesiydi!

3. KAMER ÖZKAN’IN EVİ

Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurma hazırlıklarını yaptığı toplantıların bir kısmı Ankara Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yapılıyordu. Yıllar sonra kimi PKK’liler, Kamer Özkan’ın aslında MİT ajanı olduğunu iddia ettiler.

4. KESİRE YILDIRIM VE PİLOT NECATİ’NİN KİMLİĞİ

Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978’de evlendiği Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu artık biliniyor. Öcalan ve Kesire Yıldırım’ı evlendikten üç ay sonra Ankara’dan Diyarbakır’a götüren isim ise ordudan ayrılma Pilot Necati’ydi.

ÖCALAN EN BAŞA GERİ DÖNDÜ

Öcalan Suriye’ye geçtiğinde ise artık Suriye istihbarat servisi Muhaberat’ın kontrolündeydi. Bu durum 1991 yılına kadar sürdü.

ABD’nin Ortadoğu’ya geldiği 1991 yılında ise PKK, CIA’nın denetimine girmeye başladı. 1991-1999 yılları arasını örgütün iki başlı dönemi olarak değerlendirebiliriz.

ABD 1999’da Öcalan’ı Türkiye’ye (MİT’e) teslim ederek bu iki başlılığa bir son vermeyi ve örgütü tamamen kontrol etmeyi hedefledi. Ecevit’in “neden bize verdiler, anlamadık” dediği buydu. Fakat Türk Ordusu araya girdi ve Öcalan’ın MİT’e verilmesini engelledi. TSK, 1999-2004 yılları arasında Öcalan’ı denetimine alarak terörü en aşağı seviyeye indirdi.

Ancak Washington’un Türk Ordusu’na tertipleri sırasında bu beş yıllık sürece darbe vurulmuş oldu. İmralı’daki Öcalan adım adım TSK’den MİT’e devredildi. Önce Emre Taner’in sonra Hakan Fidan’ın kontrol ettiği Öcalan ise ABD’nin AKP hükümetine uygulattığı bölge politikalarında kullanılmaya başlandı.

Sonuç olarak Öcalan 1966 yılında başladığı yere geri döndü. MİT’ten MİT’e süren bu 48 yıllık operasyon ise binlerce ölüme, silaha harcanan milyarlarca dolara ve Türkiye’nin Türk-Kürt diye ayrışmasına neden oldu.

Böylece MİT’i yönlendiren CIA, ABD’nin Türkiye’nin önüne ilk defa 1965’te getirdiği “Federe Kürt Cumhuriyeti” planını adım adım uygulatmış oldu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AÇILIM LAFORİZMALARI

PKK sınırdan çıkacak mı, çıkmayacak mı? Haziran’da mı çıkacak, sonbaharda mı? Silahlı mı çıkacak, silahsız mı?

Günlerdir gazeteler, televizyonlar, Salı grup konuşmaları, siyasi parti oturumları, bakanlar kurulu toplantıları, Erdoğan’ın milletvekilleriyle kapalı görüşmeleri bu soruyla meşgul.

Koca Türk devletinin tek ve en önemli gündemi bu.

Devlet açısından asıl acı olan ise şu gerçektir: Türk devleti PKK’nin önce sınırdan içeri girmesini engelleyemedi, şimdi de çıkartamıyor!

GÖMÜLECEK SİLAHLAR

Başbakan Erdoğan canlı yayında PKK militanlarına ve Kandil’deki yönetime sesleniyor: “Silahla sınır dışına çıkma olmaz. Ya mağaraya gizleyin, ya da toprağa gömün, öyle çıkın.”

Erdoğan’ın açıklaması Kandil’de tebessüm yarattı mı bilmiyoruz ancak sosyal medyada şu yoruma neden oldu: “Sonra o silahları yerinden çıkarıp ‘Ergenekon’un gömdüğü silahları bulduk’ demesinler!”

DEVLET KÖR-SAĞIR-DİLSİZ OLACAK!

Ortada Habur çadır mahkemesini de aşan bir tablo var aslında: Silahlı terörist yürüyüp sınırı aşacak, devletin güvenlik kuvvetleri de görmemek için arkasını dönecek. PKK’liler silahlarını da bir köşeye atarlarsa eğer, AKP nezdinde tam temize çıkmış olacaklar…

Habur’da da devlet soruyordu: “Neden geldiniz?”

PKK’lilerin hepsi aynı yanıtı veriyordu: “Başkan Apo’nun çağrısıyla geldik.”

Devlet “yaz kızım” diyordu: “Pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini söylediler, serbest bırakılmalarına…”

KİM DAHA YASAL?

Abdullah Öcalan da, Murat Karayılan da çekilme için “yasa çıkarılmasını” şart koşuyorlar.

AKP’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “çekilme için yasaya gerek yok” diyor ve savcılara meydan okuyarak “suçsa ben bu suçu işliyorum” diyor.

AKP’nin yasa tanımazlığı mı, yoksa PKK’nin “ille de yasa” demesi mi daha ironik, bilemedik.

AKP’NİN RAKAM OYUNLARI

Devletin açıkladığı rakamlara göre 2011’de 332’si içeride, 790’ı dışarıda olmak üzere toplam 1122; 2012’de 698’i yurtiçinde, 860’ı yurtdışında olmak üzere toplam 1158 PKK’li öldürülmüş!

Yine devletin açıkladığı rakamlara göre sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı 1500’müş. Ancak bunların 300’ü lojistik hizmeti yapanlarmış, bir kısmı eline silah almamış, bir kısmı çocuk yaştaymış… Yani sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı en fazla 800 kadarmış!

İşte bütün bu kavga kıyamet 800 PKK’linin sınır dışına çıkıp çıkmayacağı üzerinden kopuyor.

Ancak 800 PKK’li sayısı, son iki yılda içeride 1030, dışarıda 1650 olmak üzere toplam 2680 öldürülen PKK’linin üçte birinden bile az. Bu durumda ya bu “çekilme” meselesi hikâye, ya da devletin açıkladığı rakamlar hikâye…

Öldürülen PKK’li sayısı açıklanırken AKP’ye büyüme rakamları hazırlayanlar, “çekilme” rakamları açıklanırken AKP’ye enflasyon rakamları hazırlayanlar devreye sokuluyor anlaşılan…

ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR

Güneri Civaoğlu sağlam yerden dinlediğini belirterek anlatıyor: “İmralı’da Abdullah Öcalan’la konuşan BDP milletvekilleri, hatıra olarak Öcalan’dan imza almışlar. O milletvekilleri daha sonra Kandil’e gittiler. Orada gösterdikleri kâğıt üzerindeki hatıra Abdullah Öcalan imzasını Kandil’dekiler öpmüşler.” (Milliyet, 3 Nisan 2013)

Bu kadar da olmaz dedirten bu hikâye kuşkusuz doğrudur. Zira BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın TBMM grup toplantısında söylediği şu sözler ancak şeyh-mürit ilişkisiyle açıklanabilir: “Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan, Kürtlerin de doğum günüdür, hepimizin doğum günüdür.”

Artık TBMM adına İmralı’ya bir pasta gönderirler! Mumlar da AKP’den…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2013

, , , ,

Yorum bırakın

AKP’YE AÇILIM YANITI

Başbakan Tayyip Erdoğan “PKK’nin silahlı geri çekilmesine TSK müdahale eder” diye uyarıyor, yardımcısı Bekir Bozdağ da “Anayasa’dan Türk kelimesini çıkarmıyoruz” diyor…

TSK’nin PKK ile mücadelesinin fiilen zaafa uğratıldığı ve Türk’ün Türkiyeli yapılmaya çalışıldığı şartlarda, kuşkusuz her iki “açılıma ince ayar” kabilindeki açıklamanın da bir geçerliliği yoktur.

Peki, neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydular?

Yanıt, Aydınlık’ın manşetinde yer alan son anketin sonuçlarında: Açılım, AKP’yi eritiyor!

Genel seçimler için oyu yüzde 50-54 bandında, yerel seçimler için oyu yüzde 60-64 bandında çıkan AKP’nin yerel seçim oyunun, Öcalan’ın Nevruz mesajından sonra yüzde 38’e düşmesi, milletin AKP-PKK ortaklığına somut tepkisidir!

AÇILIM TUZAĞI GÖRÜLDÜ

Nitekim Başbakan Erdoğan’ın önce “baldıran zehri içtim” demesi, sonra “ateş üstünde yürüyoruz” ve “sırat köprüsünden geçiyoruz” demesi, bu sonuçları en başından az çok tahmin etmesindendir.

Başbakan Erdoğan’ın iki ay önce özellikle Karadeniz milletvekillerini “bölgesini ikna etmekle” görevlendirmesi, şimdi ortaya çıkan bu “erime” gerçeğini önlemek içindi.

Sonuçlara bakılırsa, milletvekilleri milleti ikna edememiş! Etmesi de mümkün değildi zaten.

Zira PKK ile müzakerenin ve Öcalan ile ortaklığın “barışı” değil “savaşı” getireceği görülüyor. Hem Türk Mehmet’i hem de Kürt Mehmet’i emperyalist planlar için Ortadoğu’ya sürmenin hedeflendiği anlaşılıyor. Millet, AKP sözcülerinin “Türk ve Kürt ortaklığı ile Ortadoğu’yu yeniden şekillendireceğiz” demesinin Irak’a, Suriye’ye ve İran’a müdahale demek olduğunu, Arap ve Fars düşmanlığı anlamına geldiğini görüyor.

Öcalan’ın AKP ile İslamcılıkta buluşması ve Kürt’e “demokratik modernite sisteminde mezhep ve tarikat mensupluğunu” reva görmesi, Kürt yurttaşlarımız arasında da tepki topluyor.

AÇILIM TAKVİMİNDE DURUM

Başbakan Erdoğan’ın yeni yılın hemen başında Öcalan’la görüşüldüğünü açıklamasından sonra sürece dair tek hedef olduğu ilan edilmişti: Pazarlıksız PKK’ye silah bıraktırılması!

Hükümete yakın isimler tarafından açıklanan bu hedefin yol haritası da şöyleydi:

1. Mart’ta Öcalan çekilme ve silahları bırakma çağrısı yapacak.

2. Mayıs sonuna kadar geri çekilme tamamlanacak.

3. Haziran’da silahlar bırakılacak.

Peki, yol haritası gerçekleşiyor mu? Bakalım:

1. Öcalan silahları bırakma çağrısı yapmadı. Tersine PKK’ye İran, Irak ve Suriye hedefleri çizdi.

2. Mayıs sonuna kadar tamamlanacağı söylenen geri çekilme başlamadı. Kandil, yasal güvence sağlanmadan çekilmeyeceklerini ilan ediyor. Murat Karayılan yasallık sağlansa bile çekilmenin sonbahara sarkacağını belirtiyor.

3. Ortaya çıkan bu tablo karşısında Erdoğan, canlı yayınında yardımcılarını uyarıyor ve “tarih konusunda açıklama yapmak doğru değil” diyor. Erdoğan çareyi takvimi genişletmekte arıyor ve “yılsonunu hedefliyoruz” diyor.

8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE

Türkiye artık tarihi bir dönemece girmiştir. Türk milletinin adına, vatanına, bayrağına ve diline sahip çıkma eylemi, artık daha fazla geciktirilemez!

Türk ve Kürt, Laz ve Çerkez, Alevi ve Sünni, sağcı ve solcu, muhafazakâr ve ulusalcı, aydın ve işçi, emekli ve öğrenci, kadın ve erkek, tekmil milletin bu tarihi dönemeçte ülkesine sahip çıkması artık zorunludur, görevdir ve acildir.

Türk milletinin Türkiye’ye sahip çıkmaya başlayacağı yer ise Silivri, tarihi de 8 Nisan’dır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

BAŞKANLIK İÇİN EYALET SİSTEMİ

Başbakan Erdoğan “bunlar tarih bilmiyor” dedikten sonra ekliyor: “Eyalet yapısı güçlü kalkınmayı getirir. Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri var. Güçlü bir Türkiye eyalet sisteminden korkmamalıdır. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz. Azınlıklar ve eyalet sistemindeki hoşgörüyü yakalamış değiliz. Coğrafi bölgeler açısından değerlendirip eyaletin adını koyabiliriz. Biz de olaya bu şekilde yaklaşabiliriz. Bu böyle olacak diye konuşmuyorum. Bu yaklaşımı güçlü bir Türkiye için konuşuyorum.” (CNN Türk, 29 Mart 2013)

Erdoğan haklı, biz bu tarihi bilmiyoruz… Biz okuduğumuz ve öğrendiğimiz tarihi anlatalım.

OSMANLI’DA 3 AYRI İDARİ SİSTEM

600 yıllık Osmanlı devletinin idari yönetimini üç evreye ayırabiliriz:

1. 1299-1362: Osmanlı devleti Sancak sistemiyle yönetiliyordu:

2. 1362-1864: 1. Murat döneminde Eyalet sistemine geçildi. Daha doğrusu sistem aslında “Beylerbeyliği” sistemiydi.

3. 1864-1922: Osmanlı devletinin dağılmasına ve eyaletlerin daha kolayca kopmasına neden olan Beylerbeyliği sisteminin yerine, daha merkeziyetçi Vilayet sistemine geçildi.

Bu arada önemle belirtelim. Erdoğan’ın “Osmanlı’da Lazistan, Kürdistan eyaletleri vardı” demesi de tam olarak doğru değildir. Çünkü Osmanlı’da Trabzon ve Diyarı-bekr Beylerbeyliği vardı.

Resmi olarak ise Bedirhan Bey’in isyanıyla 1847’de kurulan ve 20 yıl ömrü olan bir Kürdistan eyaleti vardır.

Özetleyecek olursak Osmanlı devleti Eyalet sistemi içinde dağıldı, son 60 yılda ise Vilayet sistemine geçerek çöküşü durdurmaya çalıştı.

TÜRK-KÜRT FEDERASYONU

Erdoğan’ın kendine göre bir tarih anlatması ise şu hedefi gereğidir: Başkanlıkla idare edilecek eyalet sistemli bir Türk-Kürt federasyonu!

Kuşkusuz bu hedef, hem yeni değildir, hem de doğrudan Erdoğan’a ait değildir. ABD, projesini önce Özal’a şimdi de Erdoğan’a uygulatmaktadır.

Bu gerçek arşivlerdeki şu açıklamalara da yansımıştır:

1.  Erdoğan 1993 yılında, İkinci Cumhuriyet tartışmaları kapsamında kendisine sorulan, “Bu değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gruplar, insanlar, milli yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak?” sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Onun kararını halk verecek. Bu durumda belki eyaletler sistemi benzeri bir şey olabilir.” (Metin Sever, Can Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları, 1993)

2. Erdoğan, belediye başkanı olduktan ay sonra İstanbul’a Şehremini sistemini yani Osmanlı belediyecilik modelini öneriyordu. (Milliyet, 23 Mayıs 1994)

AKP’NİN EYALET YASALARI

3. Erdoğan başbakanlığının birinci yılı dolduğunda da eyalet sistemini savunuyordu. Katıldığı TV programında başkanlık sisteminden bahsedince, Fatih Altaylı “bunun uygulanabilmesi için eyalet sisteminin de olması gerekmiyor mu?” diye soruyordu. Başbakan Erdoğan bunun üzerine, “Eh tabii o zaman ona uygun bir yapılanma olmalı. Başkanlık sistemi, eyalet sistemi olmadan üstü kaval, altı şişhane olur” diyordu. (Kanal D, Teke Tek, 16 Şubat 2004)

4. Öte yandan Erdoğan hükümetlerinin çıkardığı Kamu Yönetimi Temel Kanunu, Kalkınma Ajansları yasası, Bütünşehir yasası gibi pek çok yasa da fiilen eyalet sistemine aşama aşama geçme yasalarıydı.

Nitekim 81 vilayeti olan Türkiye, aynı zamanda 25 eyalete (kalkınma ajansına) bölünmüş durumdadır.

AKP’nin 25 kalkınma ajansı ile BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ilan ettiği “biz 20-25 bölgeden oluşmuş özerk yönetim bölgeleri istiyoruz” hedefi aynıdır.

Kalkınma Bakanlığı’na bağlı bu ajansların başındaki Valiler, merkezden bağımsız olarak komşu ülke eyaletleriyle, özerk bölgeleriyle anlaşma yapabilmektedir. Örneğin başında Hakkâri Valisi Muammer Türker’in bulunduğu Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı DAKA, geçmişte Kuzey Irak’ta Mesut Barzani’yle “sınır kapısı” müzakere etmişti. (Sabah, 21 Ocak 2012)

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mart 2013

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

BAŞKANIN TÜM ADAMLARI

Öcalan’ın “çekilme” şartlarından biri de Akil Adamlar heyeti…

Ancak önerinin yeni olmadığını, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun da bu öneride mutabık kaldığını önemle vurgulamalıyım.

Öcalan bu önerisini Aralık 2007’de ortaya atmıştı: “Akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli… Ben sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin İlter Türkmen olabilir. Bu komisyona Aahtisari gibi, ki özellikle onu öneriyorum, insanlar bulunmalı. Bunlar gelip benimle de görüşürler.”

Ardından Kılıçdaroğlu, Öcalan’ın Akil Adamlarını, bir Y-CHP önerisi olarak gündeme getirdi. Hatta daha da ileri gitti ve PKK’yle MİT’in değil, Akil Adamların görüşmesi gerektiğini savundu. (Haber Türk TV, 7 Haziran 2011)

ÖCALAN’IN VE DEVLETİN AKİL ADAMI: AAHTİSARİ

Marti Aahtisari, Öcalan tarafından Akil Adam olarak önerildikten sonra AKP ve CHP tarafından Türkiye’ye davet edildi.

Aahtisari Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Ana Muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’yla görüşerek sadece Öcalan’ın değil, devletin de Baş Akil Adamı kabulü gördü.

KANDİL’İN AKİL ADAMI: İLTER TÜRKMEN

Ardından Murat Karayılan, Cumhurbaşkanı Gül adına röportaja gelen Hasan Cemal’e Kandil’in Akil Adamı’nı açıkladı: İlter Türkmen!

MİT’i CIA’ya bağlayan General Behçet Türkmen’in oğlu İlter Türkmen, 12 Eylül rejiminin Dışişleri Bakanı yapılmıştı. Türkmen’in kimliği Türk heyetinin bir Moskova ziyaretinde de gündeme gelmişti

Yıl 1974. Yer Kremlin. Sovyetler Birliği Yüksek Prezidyum başkanı Potgorni, TBMM Başkanı Kemal Güven’e İlter Türkmen’i parmağı ile işaret ederek, “sizin bu büyükelçiniz Amerikan casusudur” diye bağırır. Heyette yer alan milletvekillerinden Necdet Evliyagil, yanında oturan Türkmen’e “Bu nasıl iş? Cevap ver” der.

Ancak Türkmen’in vereceği bir cevabı yoktur!

BDP’NİN AKİL ADAMI CHP’DE: TANRIKULU

Sonra BDP’nin Cengiz Çadar, Hasan Cemal, Sezgin Tanrıkulu gibi Akil Adam önerileri oldu.

“Gölge CIA” olan Stratfor’un TR705 kodlu istihbarat kaynağı Sezgin Tanrıkulu, bilahare Akil Adam kontenjanından CHP’ye girdi, milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı oldu.

AKP’NİN AKİL ADAMI: HİLMİ ÖZKÖK

AKP’nin en önemli Akil Adamı ise Hilmi Özkök’tü. Gerçi Özkök, Erdoğan’a bağlılığının sürekliliği nedeniyle pozisyonunu şöyle tanımlıyordu: “Akil değil makul adamım!”

Böylece Özkök, karşı devrimdeki rolü nedeniyle aslında AKP için “makul” olduğunu sergilemiş oluyordu!

İSRAİL’İN AKİL ADAMI: HİSARCIKLIOĞLU

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ismi önce İmralı sürecinin Akil Adamı olarak gündeme geldi.

Ancak İsrail’in özrü sırasında ortaya çıktı ki, 17 Mart’ta Kudüs Tahkim Merkezi’nin Eş Başkanı ilan edilen Hisarcıklıoğlu meğer Suriye’ye karşı İsrail-Türkiye cephesi kurulmasında da Tel Aviv’in Akil Adamı olarak görev almış!

AB’NİN AKİL ADAMI: BEJAN MATUR

Eski Zaman yazarı Bejan Matur ise Alman Der Spiegel’e yazdığı bir makalede PKK’ye akıl vererek, Akil Adam olduğunu göstermiş oldu.

Matur AKP’nin her an çark edebileceği uyarısı yaparak sürece, örneğin AB gibi bir garantör gücün yetkili olmasının şart olduğunu savunuyor.

ABD’NİN AKİLADAMI: EGE CANSEN

Hürriyet yazarı Ege Cansen ise “ihanet önerileri” listesinde üst sıralar için yarışacak şu öneriyi yaptı: “PKK değil, bölgedeki (Güneydoğu’daki) güvenlik güçleri geri çekilsin!” (Hürriyet, 27 Mart 2013)

Tüm okurlarını şaşırtan Cansen, bu dudak uçuklatan önerisiyle kendiliğinden Atlantik’in Akil Adamlığına terfi etti.

AKP’NİN AKİL ADAMI: YALÇIN AKDOĞAN

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan ise bu karşı devrim sürecinin nasıl tamamlanacağını belirtiyor: “Tarihle, geçmişle hesaplaşmadan, sorgulamadan, yüzleşmeden kronik meseleler aşılamaz.” (Yeni Şafak, 27 Mart 2013)

Akdoğan’ın tarih dediği Atatürk’tür, Cumhuriyet’tir, Kurtuluş Savaşı’dır, Kemalist Devrim’dir; kökleri kazınmadan, milletin hücrelerinden sökülüp atılmadan nihayete erilmez!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mart 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

TÜRKSÜZ BARIŞ OLMAZ!

AKP ile PKK’nin ve Erdoğan ile Öcalan’ın “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye merak edenlere haberi verelim: Batman’daki Atatürk heykelin altındaki “Ne mutlu Türküm diyene” yazısı kaldırılıp, yerine “yurtta sulh, cihanda sulh” yazılmış!

Herhalde şöyle düşünmemizi istiyorlar: ‘Türk’ çıkınca, ‘barış’ gelir!

KOMŞULARA PKK KURŞUNU

Ortada dönen “barış” palavrasına rağmen aslında Türk Mehmet ile Kürt Mehmet’in ABD ve İsrail adına cephelere sürülmek istendiğini anlatıyoruz kaç gündür. Üstelik bunu da Erdoğan ile Öcalan arasındaki mutabakata dayandırıyoruz.

Ne diyordu Öcalan örgütüne: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.”

Abartılı sayılar bir yana, Öcalan bu mesajıyla “yeni Ortadoğu” için PKK’nin “yeni görevini” ilan ediyordu.

Geri çekilme dedikleri işte budur!

PKK NAMLUYA NASIL SÜRÜLECEK?

Peki, “geri çekilme” nasıl olacak?

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç’ın “geri çekilme düzenli olacak” sözlerini ciddiye almıyoruz. Hükümetin basındaki sözcüleri ise şöyle bir takvim açıklıyorlar: “1. Temmuz sonuna kadar sınır dışına çekilme. 2. Temmuz-Eylül arası yasal düzenlemelerin yapılacağı hazırlık süreci. 3. Eylül ortası 31 Aralık tarihleri arası ise silahların bırakılması ve dağdan iniş süreci.” (Yeni Şafak, 25 Mart 2013)

Ancak Hasan Cemal’e konuşan Murat Karayılan, -AKP’nin hamlelerini görebilmek için- şimdiden öteleme yaptı ve “geri çekilme sonbahara sarkabilir” dedi.

Geri çekilmeye ilişkin en somut açıklama ise AKP hükümeti yerine Barzani hükümetinden geldi. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin sözcüsü Sefin Dizai, “her PKK’li kendi ülkesine çekilecek” dedi.

Yani İran vatandaşı olan PKK’li İran’a, Suriye vatandaşı olan PKK’li Suriye’ye ve Irak vatandaşı olan PKK’li Irak’a çekilecek!

Böylece Öcalan’ın, daha doğrusu Washington’un PKK’ye verdiği İran, Irak, Suriye görevleri başlamış olacak!

Yani “geri çekilme” değil, PKK’nin bölge ülkelerine sevk edilmesidir söz konusu olan.

PKK GÜNEYDOĞU’YA YERLEŞECEK!

Ayrıca şu soru da anlamlıdır: Her PKK’li, vatandaşı olduğu ülkeye gidecekse, Türkiye vatandaşı PKK’liler ne olacak?

PKK’nin 3’te 2’sinin Türkiye vatandaşı olduğu düşünülürse, sınır dışına çekilmekten ziyade Kuzey Irak’taki PKK varlığının aynı zamanda Türkiye’ye yerleşmesi mi gündeme gelmiş olacak?

Oslo süreci müzakerelerinde bu sorunun yanıtı vardı aslında. Öcalan avukatları aracılığıyla yaptığı kimi açıklamalarda da değinmişti: PKK, demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü olacak!

GÜNEYDOĞU’YA DİNİ RESTORASYON

Başlarken “barış” süreci nasıl hayata geçecek diye sormuş ve Batman’daki “ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının yerine “yurtta sulh, dünyada sulh” mesajının konulmasına dikkat çekmiştik.

Bitirirken de şunu soralım: Peki Öcalan’ın Nevruz konuşmasında yer alan İslamcılık, mezhep, tarikat, cemaat mesajları nasıl hayata geçecek?

Onun da yanıtı oluşmaya başladı: Diyarbakır Dicle Üniversitesi kampüsüne 4. Cami yapılmaya başlamış!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mart 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ÖCALAN, YENİ OSMANLICI OLDU

Yeni Osmanlıcılık ABD’nin Türkiye’yi Büyük Ortadoğu Projesi’nde “model ortak” yapmasının adıdır. BOP’un Türk maskelisi de denilebilir…

İlişkiyi tarif eden en özlü açıklamayı da zaten 2004’te BOP’un Eşbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan yapmıştır: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız.”

İşte Öcalan’ın mesajının okunduğu Diyarbakır’daki Nevruz manzarası, “merkez yapma” hamlesidir. Nitekim Öcalan’ın mesajından sonra Erdoğan’ın “söylediklerimizi tekrarladı” demesi, bir özel ilişkiye işaret etmektedir.

Yalnız geçmeden belirtelim: Kimin kimi tekrarladığından ziyade, ikisinin de Graham Fuller’i ve Henry Barkey’i tekrarlamış olmasıdır asıl mesele…

KİME KARŞI İTTİFAK?

Kuşkusuz Öcalan, ABD’ye yaslandığı 1991’den beri nesnel olarak BOP’çuydu, Yeni Osmanlıcı’ydı. Diyarbakır Nevruz’un da ise bunu tüm Kürtlere ilan etmiş oldu!

Hatta diyebiliriz ki Öcalan, bir hafta önce Diyarbakır’da “Büyük Restorasyon: Kadimden küreselleşmeye yeni siyaset anlayışımız” başlıklı bir konuşma yapan Ahmet Davutoğlu’nu tamamlamıştır sadece…

Davutoğlu orada “zihnimizde, fikrimizde ve fiilimizde harekete geçirip, sınırları kaldıracağız” diyerek “genişletilmiş Misakı Milli” tarifi yapıyordu; Öcalan ise adını koydu!

Her iki konuşmanın özeti şudur: ABD adına, Fars ve Arap’a karşı Türk-Kürt ittifakı kurmak! (Kuşkusuz böylesi bir ittifakın Türk’e de, Kürt’e de hayrı olmaz.”

Kim bilir, belki de bu açıklama “kime karşı Türk-Kürt ittifakı” sorusu karşısında yutkunan AKP’lileri ve BDP’lileri rahatlatır. Artık gönül rahatlığıyla ABD taşeronu olduklarını savunabilirler.

TÜRK VE KÜRT, ATATÜRK’TE BİRLEŞİR

Burada asıl düşünmesi gerekenler Öcalan’ın mesajına “Misakı Milli dedi”, “Çanakkale dedi”, “1924 anayasası dedi” diyerek sevinenlerdir. Zira bu vurgulara sevinenlerin Öcalan’ın ve tabi Erdoğan’ın mesajlarını teste sokacağı formül şudur: Türk ve Kürt, Atatürk’te ve Türk bayrağında birleşir!

Bu formülün en somut sonucu Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve birlikte bir yurt kurulması, yurttaş olunmasıdır!

Bir Kürt, yaşanılan acılara ve yapılan haksızlıklara bakarak, Cumhuriyet’in özgür bireyi olmak yerine feodal beylerin marabası olmayı tercih edemez! Buna çocukları, torunları adına hakkı yoktur!

O nedenle tüm Kürtler Öcalan’ın mesajındaki “ılımlı İslam ortak paydalı yeni Osmanlıcılık anlayışını” sorgulamalıdır: Zira Öcalan mesajında Kürtlere, Cumhuriyet yurttaşı olmak yerine “demokratik modernite sisteminde yer tutacak olan mezhep, cemaat ve tarikat mensubu” olarak bakmaktadır!

Oysa mezhep ve tarikatlarla demokrasi olamayacağı Erdoğan’ın “ileri demokrasi” uygulamasıyla da ortadadır. Hatalarına rağmen Cumhuriyetin yurttaşı olmak, Osmanlı’nın Hamidiye Alayı olmaktan ya da Erdoğan’ın Irak, İran ve Suriye’ye süreceği “kurşun” olmaktan iyidir!

YENİ TÜRKİYE MANZARASI

Atatürksüz ve Türk Bayraksız Misakı Milli, Çanakkale, 1924 anayasası demek gerçekçi değildir. O nedenle de Erdoğan ve Öcalan Atatürk ve Türk bayrağında değil fakat “genişletilmiş Misakı Milli’de” birleşmektedir. Çünkü genişletilmiş Misakı Milli, ABD’nin Türk-Kürt federasyonudur; Büyük Kürdistan ve küçük Türkiye’dir!

Erdoğan ve Öcalan’ın Atatürk’te ve Türk Bayrağı’nda değil, BOP’ta, Yeni Osmanlıcılık’ta, Türksüz anayasada birleştiğinin en somut göstergesi yeni Türkiye manzarasıdır: Yeni Türkiye’de 29 Ekimlerin, 19 Mayısların Türk bayraklarıyla kutlanması yasak fakat Öcalan’ın mesajının okunduğu, PKK bayraklarının taşındığı Nevruzlar serbesttir!

SON ÇARE: İŞÇİ PARTİSİ

Gün bu tabloya teslim olma günü değildir!

Dün Aydınlık’ın manşetinde yer alan iki fotoğraf, aslında yukarıdaki tabloyu değiştirmeye nereden başlayacağımızın fotoğraflarıdır: İlk fotoğrafta Öcalan posterli, PKK bayraklı ve “Başkanım, barışa da savaşa da hazırız” pankartlı Diyarbakır Nevruz’u vardı. İkinci fotoğrafta ise polisin Ankara’da kuşattığı, saldırdığı Türk Bayraklı İşçi Partililer vardı.

Bu iki fotoğraf, Erdoğan ve Öcalan’ın böldüğü Türkiye manzarasıdır; Büyük Kürdistan, küçük Türkiye manzarasıdır.

Kuşkusuz ilk fotoğraftaki “gücün” kaynağı ABD’dir. Ancak Diyarbakır’da toplanan yüzbinlerin varlığının o güce güç kattığını kabul etmeliyiz. İkinci fotoğrafta Türk Bayrağı’nın kuşatılabilmiş olması ise onu taşıyanların o fotoğrafta ancak yüzler mertebesinde sayılabilmesindedir.

Erdoğan’ın “Diyarbakır’da neden Türk Bayrağı taşınmadı” demesi gaz alma amaçlıdır ve yanıtı basittir: Türk Bayrağı Ankara’da taşınabilirse, Diyarbakır’da da taşınır!

Matematik basit: Türk Bayrağı’nı yüzbinlerin taşıdığı bir İşçi Partisi, ülkeyi yeniden birleştirir! İşçi Partisi Türkiye’nin artık son çaresidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mart 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

DARBECİ BAŞBUĞ, DEMOKRAT ÖCALAN

Ünlü barışsever Abdullah Öcalan’ın “Türkiye’yi demokratikleştirmek” hedefini ilan ettiği saatlerde, savcılar Ergenekon davasında yargılanan Türk ordusu mensuplarına “demokrasi” adına müebbet istiyordu!

Amerikan demokrasisinde buluşan Erdoğan ile Öcalan, böylece demokratlığın gereği olarak Türk Ordusu’nun Kemalist subaylarını tasfiye görevinde bir mevzi daha kazanıyordu. Zaten AKP hükümetinin ileri demokrasi formülü açıktı: “Teröristle müzakere, generallerle mücadele!”

Kuşkusuz BDP’li vekiller de ileri demokrasi için uğraşıyordu. Örneğin kimi vekiller, Öcalan ile Karayılan arasında gönüllü postacılık yapıyordu. Hatta İlker Başbuğ’a ağırlaştırılmış müebbet istendiği Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünde, postacı vekiller İmralı’dan Öcalan’ın “Türkiye toplumuna” selamını getiriyordu.

Anlayacağınız önce “hepimiz Ermeni” olmuştuk, şimdi de “Türkiye toplumu”, zira Türk milleti olmak yasaktı ileri demokraside…

EŞSAVCI ERDOĞAN

Türk’ün yasaklandığı ileri demokrasi süper mega bir rejimdi.

Örneğin ileri demokrasilerde başbakanlar aynı zamanda savcıydı. Başbakan Erdoğan da o nedenle Ergenekon davasının savcısı olduğunu ilan etmişti.

Ergenekon davasında savcının okuduğu mütalaayı da zaten eşsavcı Erdoğan yazmıştı. Şuradan biliyoruz: Genelkurmay Başkanı Em. Org. İlker Başbuğ “terör örgütü kurmak ve yönetmekle” suçlanarak tutuklanmıştı. Ancak eşsavcı Erdoğan’a göre “ordu iyiydi ama yönetenler kötüydü”; dolayısıyla ordunun başı için terörist demek orduyu rencide ediyordu.

Gerekli düzeltmeler yapıldı: Savcının son mütalaasında Başbuğ artık “terör örgütü kurucusu ve yöneticisi” değildi.

Peki, hangi suça karşılık ağırlaştırılmış müebbet isteniyordu? Öcalan örgütüne kenar süslü barış mektupları yazarken, Başbuğ internet siteleri aracılığıyla hükümeti yıkmaya çalışmıştı.

BAŞDENETÇİ ERDOĞAN

İleri demokrasi kuşkusuz medyada da yaşanıyor. Öyle ki, eşsavcı Erdoğan yoğun işlerine rağmen, demokrasinin gereği olarak medyaya da başdenetçilik yapıyor. Yazılacakları da yazacakları da o belirliyor. Böylece ileri demokraside patronlar bir büyük yükten kurtuluyor; Erdoğan aynı zamanda medyanın personel müdürü oluyor.

İleri demokrasinin işlediği medyada her gün PKK’nin sınır dışına çıkacağı, silah bırakacağı yazılıyor. Hatta “PKK’nin boşaltacağı yerleri ya korucular doldurursa” diye demokrasi adına kaygı da duyuluyor.

Bu demokrasi tablosuna rağmen darbeci medya hâlâ kafa karıştıran şu soruları ortaya atıyor: “PKK zaten sınır dışında değil mi? Sınırın dışından gelip karakol basmıyor mu? Ayrıca süreç barış süreciyse, PKK’lilerin tersine Kandil’i bırakıp ülkeye dönmesi gerekmiyor mu mantıken?”

Darbeci medya Öcalan’ın İmralı zabıtlarındaki şu notunu da demokrasiye aykırı olarak halkın gözüne sokuyor: “Silah bırakma yok; çünkü İran, Irak ve Suriye’de işimiz var.”

EŞSULTAN ERDOĞAN

AKP Hükümeti, Atlantik’ten ithal ettiği “ileri demokrasiyi” komşularına da uygulamak istiyor. Eşsultan Erdoğan, yanına Suudi Arabistan Kralı ile Katar Emiri’ni de alarak Suriye’ye demokrasi götürmeye soyunuyor.

Demokrasiden nasibini almamış nankör Esad ise takdire şayan bu girişime dudak büküyor, sırt dönüyor. Ancak Erdoğan kararlı, zira “komşuluk bunu gerektirir” diyor… Ve işe ileri demokrasinin en önemli unsuru olan muhalefeti bizzat oluşturarak başlıyor.

AKP’nin diplomasi kökenli vekili Volkan Bozkır bu ileri demokrasi hareketinin zorluklara rağmen yoktan var edildiğini ortaya koyuyor: “Türkiye, Suriye’de olmayan bir muhalefetin oluşması için önayak oldu.”

AKP’nin bölgeye kazandırdığı bu muhalefet aynı zamanda kötülük yapan insanların da arınma yeri oluyor. Örneğin kendisini öpmedi diye turisti öldüren de suçtan arınmak için Suriye’ye savaşmaya gidiyor, muhalefete katılarak özgürleşiyor!

Kuşkusuz Ortadoğu, bu muhalefeti Antalyalarda, İstanbullarda oluşturan, onlara para veren Ahmet Davutoğlu’na çok şey borçlu. Öyle ki, stratejik derinliği olan Davutoğlu, 73 delegesi olan bu muhalefetle de yetinmiyor, demokrasinin gereği olarak bir de Suriye’ye başbakan seçiyor:

İstanbul’da bir otelde toplanan Suriye muhalefetinin çatı örgütü SUKO’nun 73 delegesi tek adaylı bir seçime giriyor. Her ne kadar 25 delege oy kullanmadıysa da, oy kullanan 48 delegeden 35’inin oyuyla ABD’de yaşayan Hasan Hitto Suriye’ye ileri demokrat başbakan seçiliyor!

Siz bakmayın kimi darbeci kafaların, “35 oy 73 delegenin salt çoğunluğu bile değil” demesine…  Birin, ikinin ne önemi var. Kaldı ki, bir iki oy nedeniyle 1 Mart tezkeresini de reddetmiş, ABD’ye rezil olmuştuk. Önemli olan ABD’de yaşayan, ileri demokrat birinin seçilmiş olmasıdır!

Hem Yugoslavya ve Irak’a demokrasi havadan gelmişti; Türkiye’ye ve Suriye’ye ise karadan giriyor… Neticede her canlı bir gün ileri demokrasiyi tadacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mart 2013

, , , ,

Yorum bırakın

HALEPÇE DERSLERİ

Bugün bu coğrafyanın acılar tarihinde önemli bir yer tutan Halepçe Katliamının 25. yıldönümü…

16 Mart 1988’de Irak’ın Halepçe kasabasında 5 bin Kürt’ün uçaklardan atılan kimyasal gaz bombalarıyla öldürülmesinin üstünden çeyrek asır geçti. Ancak Halepçe’nin siyasi etkileri hâlâ sürüyor. Üstelik insani etkileri, sakat doğumlarla, kimsesizliklerle, kişisel anılarla her gün varlığını sürdürüyor…

HALEPÇE’DE NE OLDU?

Halepçe Katliamı, İran-Irak savaşının da dönüm noktasıydı. İki ülke bu katliamdan birkaç ay sonra ateşkes ilan etti. Ancak bu coğrafya yararına hâlâ dersler çıkarılmadığı görülüyor.

Gelin önce katliamı kısaca anımsayalım ve bugüne bir projeksiyon tutalım: İran günlerce Halepçe’yi top atışına tuttu. Ardından kendisini destekleyen Celal Talabani’ye bağlı peşmergelerle birlikte Halepçe’ye girdi. Halepçe sakinlerinin büyük bölümü Baas rejimine karşı olduğu için İran’ın işgalini sevinçle(!) karşıladı. Bunun üzerine Irak Halepçe’ye (emperyalist laboratuvarlarda üretilen) zehirli gaz bombaları attı. Katliamda İran askerleri de öldü. Ardından Irak, Halepçe’yi İran’ın elinden geri aldı.

KÜRTLER AÇISINDAN DERS

Kürtler bulundukları ülkeye bağlılık göstermeli ve rakip ülkenin çıkarlarına alet olmamalıdır.

Baas rejimine karşı olmak adına büyük bir savaşta diğer devleti desteklemek her şeyden önemlisi tarihe zor temizlenecek bir “ihanet” kimliği bırakır.

İran Kürtleri İran’ı, Irak Kürtleri Irak’ı, Suriye Kürtleri Suriye’yi ve Türkiye Kürtleri Türkiye’yi savunmalıdır!

Ve tüm Kürtler emperyalizme karşı bölgeyi savunmalı; bölgedeki iç çelişkilere karşı emperyalizme alet olmamalıdır.

IRAK AÇISINDAN DERS

Saddam Hüseyin’in ve Baas rejiminin 1991’de ve 2003’te ABD’ye yenilmesinin nedenlerinin başında kendi Kürtünü kaybetmesi gerçeği vardır.

Bu gerçek, Türkiye, İran ve Suriye için de alınacak tarihi bir derstir.

İRAN AÇISINDAN DERS

İran, Irak’la savaşında üstünlük sağlamak adına Kürtlerden yararlanmaya kalkmış ancak tarihe aynı durumla karşılaşma kozu vermiştir! Üstelik o koz artık bölge ülkeleri yerine emperyalist devlet ABD’nin elindedir. Washington’un İran’a karşı geliştirdiği “çözme planlarının” hepsinde, en başta İran Kürtlerinin isyana teşvik edilmesi vardır.

SURİYE AÇISINDAN DERS

İran gibi Suriye de geçmişte Kürt kartını kullanarak komşularına karşı üstünlük arayışına girmiştir. Ancak bu coğrafyada bir kartı kullanıma açmak, en sonunda daha büyük olan kuvvete yani ABD’ye yarar. Nitekim PKK, ABD’nin bölgedeki kartı haline gelmiştir.

Bağdat’ın tarihindeki Halepçe Katliamı ile Şam’ın ve hatta Ankara’nın tarihindeki kimi bastırma harekâtları bazı benzerlikler taşımaktadır. Bu üçünden çıkarılacak en önemli ders şudur: Yanlış yöntemle doğru iş yapılmaz! Ve o yanlışlık tarihe daha büyük yanlışlıkları taşır…

TÜRKİYE AÇISINDAN DERS

Dün İran’ın ve Suriye’nin yaptığını maalesef bugün Türkiye yapmaktadır: AKP Hükümeti Bağdat’a rağmen Erbil’le, yani alınmamış derslerin sonucunda ABD’nin yarattığı “özerk bir devletçikle” ilişki kurmaktadır.

Ayrıca İmralı zabıtlarında ortaya çıkmıştır ki, Erdoğan ile Öcalan’ın mutabakatında artık PKK’nin bölge ülkelerine karşı kullanılması da vardır.

BATI ASYA BİRLİĞİ

Geçen haftasonu Ankara’da yapılan “YeniNATO ve özelleştirilmiş savaş: Suriye örneği” isimli uluslararası sempozyumda Aydın Çubukçu anlattı. Bir toplantıda görüştüğü İranlı bir diplomat şöyle demiş: “Kürtler bu coğrafyada Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Suriye’de yaşıyor. Kürtler bu coğrafyada Türklerle, Farslarla ve Araplarla yaşıyor. Kürtler bu özellikleri nedeniyle son yüzyılın birlikte yaşama kültürüne en çok sahip olan halkıdır.”

Evet, gerçekten de Kürtlerin bu zorunlu durumu, onlara bu coğrafyada tarihi bir “yapıştırıcı” rolü vermiştir. Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam Kürtlerin bu özel durumunu bölge adına bir avantaja dönüştürme becerisi gösterdiği oranda emperyalizmi alt edecektir!

Dört başkentin oluşturacağı Batı Asya Birliği, Kürtlere, bulundukları ülkeleri bölmek pahasına peşinde oldukları “statüyü”, bu kez bölmeden getirecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mart 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

BÜYÜK KÜRDİSTAN, KÜÇÜK TÜRKİYE

İmralı sızıntısı konusunda PKK Gülen cemaatini, cemaat de PKK’yi suçladı günlerce. Ancak BDP’nin “İmralı sızıntısına” ilişkin açıklaması hem adres değişikliğine neden oldu, hem de barındırdığı dikkat çeken şifrelerle yeni adres ihtimalleri ortaya çıkardı.

Şöyle ki, BDP, sızıntıda doğrudan Dicle Haber Ajansı’ndan bir ismi sorumlu tuttu. Peki, bu ajansın “Kürt” siyasi kimliğinin dışında nasıl bir özelliği var?

KCK iddianamesine göre Dicle Haber Ajansı’nı MİT kurdu! Hakan Fidan ve diğer üst düzey MİT yöneticileri de 7 Şubat 2012’de başta bu iddia nedeniyle sorgulanmak istenmişti.

ÖCALAN’IN PKK’YE MEKTUBU

Kuşkusuz sızdırılan tutanağın özelliklerinden biri de, “Öcalan Erdoğan’a teslim mi oldu” diye sorgulayan ve AKP’den gelen “anlaşmaya” dair açıklamalara tepki gösteren PKK tabanına “önderlik dimdik duruyor” mesaj kaygısı gütmesiydi…

Gerçekten de PKK içinde sürece dair ciddi itirazlar olduğu anlaşılıyor. Nitekim Öcalan’ın Kandil ve Avrupa’ya yazdığı 20 sayfalık mektup da bu itirazları yanıtlamaya dönüktür bir bakıma…

Fırat Haber Ajansı’nda çıkan Cahit Mervan imzalı bir yorum-haberde Öcalan’ın mektubundan kimi kesitler var. Özetleyelim:

1. “Ateşkes iki taraflı olacak: PKK 21 Mart’ta Öcalan’ın çağrısıyla ateşkes ilan edecek. Devlet bu ateşkese uyacak, aksi takdirde PKK ateşkesi geçersiz sayacak.”

2. “Öcalan’ın özgür hareket etmesi için koşullar yaratılacak: Bu olmadan süreç ilerlemeyecek. AKP’nin oyalama, zamana yayma çalışmaları, Kürt tarafınca anında bloke edilecek ve süreç deşifre edilerek, kesintiye uğratılacak.”

3. “Sadece idari tedbirlerle bu iş yürümez: Dolayısıyla Meclis devreye girecek. Yasal ve demokratik reformları hayata geçirecek. Anayasa değişikliği, Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı, seçim yasası, barajın düşürülmesi, Köye dönüş için çalışmalar başlatılacak. PKK ve KCK dâhil olmak üzere Kürt hareketinin bütün aktör ve yöneticilerinin özgür siyaset yapmaları önündeki engeller kaldırıldıkça ve bu konuda güven verici yasal düzenlemeler yapıldıkça PKK aşamalı olarak ikinci adımı atacak.”

4. “Yasal düzenlemeler olunca, sınır dışına çıkılacak: Yukarıda belirtilen adımlar atıldığı takdirde PKK Türkiye’den çekilecek. Bu çıkış aynı zamanda yeni bir Kürt-Türk ittifakının temelini oluşturacak. Kürdistan parçaları arasındaki ilişkiler özgürleşecek. Bir anlamda Kürdistan’la birlikte ‘misak-i milli’ güncelleşecek.”

5. “PKK silah bırakmayacak: Varlık ve özgürlük güvence altına alınmadan silahlar bırakılmayacak. Kürtler her şart ve koşulda bu güvence sağlanmadan öz savunma güçlerini koruyacaklar.”

KÜRDİSTAN’LA MİSAKI MİLLİ GÜNCELLEMESİ!

Peki, Öcalan’ın mektubunun bu içeriği ne anlama geliyor?

Öcalan’ın aldıkları ile Erdoğan’ın verdikleri aynı hedefin birbirini tamamlayan yanlarıdır. Alınanlarla verilenlerin toplamı, barış maskesi altında Türk milli devletini yıkmak ve yerine Türk-Kürt federasyonu kurmak demektir.

“Kürdistan’la ‘misakı milli’ güncellenecek” iddiası, Türk-Kürt federasyonuna işaret etmektedir. Bu federasyonun sonraki aşaması ise Büyük Kürdistan ile Küçük Türkiye’dir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mart 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın