Posts Tagged Öcalan
KÜRT KORİDORU KOALİSYONU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/03/2013
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “derhal Suriye’ye müdahale edilmeli” çağrısı, Erdoğan’ın Suriye politikasına destek verenler açısından artık not edilmelidir! Çünkü bu açıklama:
1. 20 aydır “İsrail Esad’ı destekliyor” yalanına sarılan AKP hükümetinin maskesini düşürdü.
2. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres “Esad’ın halkını katletmesi kalbimizi kırıyor” gibi en ufak bir ciddiyeti olmayan açıklamasıyla, Erdoğan’la zihin kardeşi olduğunu belgelemiş oldu.
3. AKP ile İsrail’in Esad karşıtı cephede birlikte mevzilendiğinin yeni bir kanıtı oldu.
PERES-ERDOĞAN-ÖCALAN ÜÇLÜSÜ
Böylece hem İsrail-AKP-PKK üçlüsünün yer aldığı Esad karşıtı koalisyon iyice belirginleşti, hem de neden Suriye’ye abanıldığını ortaya koydu: Kürt Koridoru!
Kuzey Irak’ın Kuzey Suriye üzerinden Akdeniz’e açılması ve ikinci bir İsrail devleti kurulması hedefli planın tüm aktörleri artık açık kimlikleriyle sahadadır: Erdoğan ve Öcalan, Peres ile birlikte Obama’nın bölgesel aktörleri olarak silahlanmıştır!
Yani değil PKK’nin silah bırakması, artık topluca silah kuşanmaktadırlar!
ESAD’IN TARİHİ UYARISI
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın geçen hafta CHP heyetine yaptığı ve Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer’in köşesinde yer alan uyarıları bu nedenle çok önemli ve tarihidir. Anımsayalım:
1. Kuzey Suriye’deki Kürtler Irak Kürtleriyle buluşmuş durumda. Kürt devleti kurulması artık an meselesidir.
2. Suriye’deki durumun sorumlusu 23 ayrı ülkeden binlerce teröristi ülkeme sokan AKP hükümetidir. Türkiye sınırının yüzde 25’i PKK’nin, yüzde 75’i El Kaide’nin kontrolündedir.
ERBİL-KAMIŞLI-DİYARBAKIR ÜÇGENİ
Beşar Esad’ın uyarıları Türkiye’nin ve bölgenin yararınadır. Zira Suriye Cumhurbaşkanı, Irak’ın ya da Suriye’nin bölünmesinin Türkiye’nin de bölünmesi demek olduğuna dikkat çekmektedir.
AKP Hükümeti’nin Bağdat’a rağmen Erbil’le, Şam’a rağmen Kamışlı’yla bir eksen oluşturması Türkiye adına stratejik bir hatadır ve Diyarbakır’ı Ankara’ya rağmen bir merkez yapacaktır!
Erdoğan ile Öcalan’ın vardığı mutabakat işte bu ekseni kurma ve Diyarbakır’ı “bir merkez yapma” mutabakatıdır.
İMRALI SÜRECİNE NEDEN GİRİLDİ?
PKK’nin Suriye kolu PYD’nin başı Salih Müslim’in dün ANF’ye verdiği röportajdaki şu sözleri, Erdoğan’ın Esad karşıtlığının nedenini de, ana planın ne olduğunu da, İmralı süreci ile Suriye politikası arasındaki ilişkiyi de ve kimi karşıt görüntülü taktiklere rağmen Erdoğan ile PYD’nin ve PKK’nin de aynı stratejinin aktörleri olduğunu belgelemektedir:
“Eskiden Suriye Rejimi ve Türk hükümeti dostken biz bunun bedelini ödüyorduk. Türk ve Suriye rejiminin anlaşması gereği tesadüfen Suriye’den geçen her hangi bir Apocu bile anında Türkiye’ye iade ediliyordu. Yani bedelini yine biz ödüyorduk. Şimdi durum değişti bu defa Türk hükümeti muhaliflerle dost ve tüm hesaplarını yine bizim tanınmamamız üzerine kurgulamış. Yani yeni Suriye’de de bize bedel ödetmek istiyor. Hem kendisi Kürtlerin haklarını ve varlığını kabul etmiyor hem de başkalarının da Kürtleri kabul etmesini istemiyor. Eğer İmralı süreci başarıya ulaşırsa, Türkiye’de Kürtlerin hakları tanınırsa o zaman Suriye’deki bu politika da çöker. O zaman herkes madem sen Kürtleri tanıdın niye bizim tanınmamızı engelliyorsun diyecek. Bu bizim oradaki statümüzü doğrudan etkileyecek. Türkiye ile anlaşma olursa bizim Araplarla anlaşmamız konusunda sorun kalmaz.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mart 2013
HALK MÜZAKEREYİ DESTEKLİYOR MU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/03/2013
Başbakan Erdoğan adına özel temsilcisi MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İmralı’da Abdullah Öcalan’la müzakere yürütüyor. BDP heyeti, AKP hükümetinin izniyle İmralı’ya gidiyor ve Kandil’deki PKK liderlerine ulaştırmak üzere, Öcalan’ın anlattıklarını not ediyor.
Bu notlar bir şekilde basına yansıyor. Anlaşılıyor ki, Erdoğan ile Öcalan’ın müzakere sürecinde vardıkları mutabakatta rejimin değiştirilmesinden Cumhuriyet’in tasfiyesine, yeni anayasa ortaklığından ulusalcılara karşı güç birliğine, Ortadoğu’daki sınırların yeniden çizilmesinden İran, Irak ve Suriye’ye karşı operasyonlara ve Kürtlerin Ortadoğu’da ateşe sürülmesine kadar pek çok şey var!
Normal bir ülkede bırakın hükümetin düşmesini, yer yerinden oynardı! İmralı zabıtlarının yarattığı deprem hükümeti yıkar, tsunamisi de pek çok kurum yöneticisini alaşağı ederdi!
Ama bir şey olmadı!
KAMUOYU SÜRECE KARŞI
Başbakan Erdoğan başta olmak üzere tüm müzakereciler, bu durumu halkın “çözümden” yana olmasına bağladılar. Hatta Erdoğan’ın prenslerinden Star gazetesi yöneticisi Mustafa Kaaalioğlu bu durumu “sokaktaki insanın çözüme gösterdiği özen medyada yok ne yazık ki” diye teorileştirdi! (Star, 6 Mart 2013)
Peki, gerçekten öyle mi? Halk, Erdoğan-Öcalan mutabakatına destek mi veriyor? Kamuoyu, “karşılığı ne olursa olsun, yeter ki PKK silah bıraksın” mı diyor? Millet, “yeter ki barış gelsin, varsın Öcalan da TBMM’ye girsin” mi diyor?
Biz evden işe, işten eve giderken belediye otobüslerinde, vapurlarda gördüğümüz, dinlediğimiz, konuştuğumuz insanların toplamı kadar veriye sahibiz. Kuşkusuz elinde devlet aygıtı olan ve sürekli kamuoyu araştırmaları yapan (ama gerçek sonucu açıklamayan) AKP hükümeti bizim topladığımız verilerden kat be kat fazlasına sahiptir.
Ancak bizim sayılı verimize göre, değil Erdoğan-Öcalan görüşmesine destek, tersine hükümete karşı büyük bir öfke var!
Peki, o zaman kamuoyu neden sessiz, neden Öcalan’la yürütülen müzakere sürecine karşı kitlesel tepki eylemleri olmuyor?
10 YILLIK BASKI
Türk milletinin büyük çoğunluğu, Erdoğan-Öcalan mutabakatına destek vermiyor. Verseydi, emin olun AKP hükümeti müzakere sürecinin ayrıntılarını da, varılan mutabakatı da her gün ballandıra ballandıra ekranlardan anlatırlardı!
Ama tık yok!
Bırakın ne konuştuklarını anlatmayı, “biz değil, devlet görüşüyor” diyerek “ne olur ne olmaz” önlemi bile alıyorlar.
Hiç bu millet müzakere sürecine destek verse, Erdoğan çıkıp da “baldıran zehri içtim” der miydi?
Hiç bu halk müzakere sürecine destek verse, Erdoğan kendisi dâhil tüm AKP’ye konuşma yasağı koyar mıydı?
Neyin sessizliği bu, neyin gizliliği? Halkın meşru sayabileceği konularda böyle ketum davranılması normal mi? Değil elbette!
BÜYÜK PATLAMA
Dolayısıyla asıl önemli soruya gelmiş bulunuyoruz. Peki, millet bu müzakere sürecine destek vermiyorsa, neden sessiz ve tepkisiz o zaman?
Bu sorunun yanıtı, Mustafa Karaalioğlu’nun yukarıda belirttiğimiz “sokaktaki insanın ‘çözüme’ gösterdiği özen medyada yok ne yazık ki” teorisinde var! Çünkü Karaalioğlu aslında bu teorisiyle 10 yıldır kitlelere neden sürekli gaz sıkıldığını, tazyikli su sıkıldığını, cop vurulduğunu açıklıyor! Karaalioğlu, sokaktaki insanın bile “beni de dinliyorlar” ruh haline neden sokulduğunu aslında açıklıyor!
Ve kitlelerin öncülerinin neden Ergenekon tertipleriyle Silivri’de zindana atıldığını da ortaya koyuyor. Kitlesellik açısından dünya tarihine geçmiş o büyük Cumhuriyet eylemlerinin hemen tüm düzenleyicileri artık esir çünkü!
Peki, ne olacak yani? Önderler Silivri’de diye, büyük baskı var diye, gaz var, cop var diye bu millet vatanın bölünmesini sessizce izleyecek mi?
Kuşkusuz hayır!
Toplumların devrim yasalarına bakılırsa, halk “sessizlikte öfkesini” biriktiriyor! Yani patlama büyük olacak! Artık mesele öncü de…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mart 2013
MÜZAKERE TUTANAĞININ KODLARI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/03/2013
Milliyet’in yayımladığı ve “İmralı zabıtları” diye adlandırılan tutanak her ne kadar Öcalan’ın BDP heyetiyle yaptığı görüşmeye dairse de, içeriğine bakıldığında bunun aslında Öcalan ile Erdoğan’ın müzakere tutanağı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle de hemen “kim sızdırdı, neden sızdırdı” gibi sorularla içeriği perdelenmeye çalışılmaktadır; tıpkı Wikileaks ya da Oslo görüşmeleri tutanağında olduğu gibi… Uzmanlıkları “ya BDP sızdırdı, ya da MİT” demekten ileriye gidemeyenlerin iki gündür ekranları doldurarak gizlemeye çalıştıkları gerçek oldukça çarpıcıdır.
İşte tutanağın o çarpıcı kodları:
AKP EŞBAŞKANI ÖCALAN
1. 14 yıl önce “devletimin emrindeyim” diyen Öcalan gitmiş, yerine devlete posta koyan, AKP’yi iktidar alanı yarattığını, Türk Ordusu’na diz çöktürdüğünü söyleyen bir Öcalan gelmiş! Kuşkusuz bu değişimin sorumlusu önce ABD, sonra da BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’dır.
2. CHP Grup başkanvekili Muharrem İnce sosyal medyada yakınıyor: “Altan Tan da milletvekili, ben de. Öcalan’ı ziyaret ederken onun üstü bile aranmıyor; İlker Başbuğ’u ziyaret ederken benim kemerime bile el konuyor.”
Kendisine sosyal medyadan şu yanıtı veriyorum: “Doğru, ikiniz de vekilsiniz ama Öcalan AKP ve BOP Eşbaşkanı fakat İlker Başbuğ terörist!”
REJİM YIKMA ORTAKLIĞI
3. Müzakere Tutanağı gösterdiği ki Erdoğan ile Öcalan’ın uzlaştığı en önemli konu rejimin değiştirilmesi…
Öcalan açıkça sürecin sonunda rejimin değişeceğini müjdeliyor BDP heyetine. Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi de zaten idari rejimin değişmesi demekti. Öcalan, Erdoğan’ın başkanlık sistemine destek verdiğini belirterek ortaklığını ilan etmiş oluyor.
Öcalan’ın bu tutanaktan önce basına yansıyan sözlerinde, bir tek Ulusalcı ve Ergenekoncu yapının bu ortaklığa engel olabileceğine dikkat çekmesi önemlidir ve not edilmelidir. Zira Öcalan, asıl cepheleşmeyi resmetmektedir: Yani Erdoğan ve Öcalan o tarafta, Doğu Perinçek ve Çetin Doğan bu tarafta!
4. Başbakan Erdoğan “Dikkat ederseniz ben bu alanda çok konuşmak istemiyorum. Ama BDP’liler maalesef ellerine verilen o notlarla ilgili hemen açıklamalar yaptılar, yapıyorlar.” diyor. Yani Başbakan Erdoğan, BDP’yi, Öcalan’la yaptığı mutabakatını bozmaya çalışmakla suçluyor ama aynı zamanda Öcalan’la ortaklığını itiraf ediyor.
5. Öcalan’ın sık sık Fethullah Gülen’i hedef alması kimseyi yanıltmasın zira hep birlikte Atlantik cephesindedirler. Ancak Öcalan şu aşamada Fethullah Gülen karşıtı sözleriyle Erdoğan’a “ondan boşalttığın yere talibim” mesajı vermektedir!
AKP, ÖCALAN’A KALKAN OLDU
6. AKP’nin ileri gelenlerinden Ömer Çelik, tutanaktaki ifadeleri Öcalan’a konduramıyor olmalı ki, “aktaranların spekülasyonu” diyor! Çelik’in muhalefetten gelen eleştirilere karşı “tutanak resmi belge değil ki” diye savunma yapması ise 10 yıldır iktidarda da olsalar, bir türlü devlet ciddiyeti öğrenemediklerini göstermektedir!
7. Erdoğan’ın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan da, Öcalan’ın tepki çeken ifadelerine şu sözlerle kalkan oluyor: “Öcalan, asıl mesajının önüne ve arkasına bir şeyler ekleyerek denge arıyor.”
Akdoğan ayrıca bu notları sızdıranların “Öcalan’ı boşa düşürmek istediklerini” söylüyor.
8. AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu “Öcalan’ın sorumlu davrandığını” belirterek PKK’yi uyarıyor: “İleri boyutta makul şeyleri söylemeye BDP ve PKK yetkili değil.” Ensarioğlu görev dağılımını da açıklıyor: “PKK savaşla, BDP muhalefetle yetkilendirilmiştir, çözüm ve makul öneriler için yetkilendirilmemişlerdir. Bunu ancak Öcalan söyler.”
Bu sözlerden Öcalan’ın AKP Eşbaşkanı olarak milletvekilleri içinde bir taban oluşturduğunu anlıyoruz!
PKK’NİN BÖLGESEL ROLÜ
9. Müzakere Tutanağının kanımca en önemli kodu, PKK’ye bundan sonrası için çizilen roldür. “Kandil karamsar” diyen Öcalan’ın “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var.” demesi ibretliktir.
Öcalan bu sözlerle birincisi PKK’nin aslında silah bırakmayacağını, ikincisi bölgede İran ve Suriye’ye karşı kullanılacağını, üçüncüsü de örgütün ABD’nin bir kartı olduğunu ve onun ihtiyaçlarına göre değerlendirileceğini belirtmiş oluyor!
Bu itiraf Erdoğan ile Öcalan’ın barışı değil, savaşı görüştüğünü belgelemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2013
6 MADDELİ AKP-PKK MUTABAKATI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/02/2013
Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek, AK medyanın “barış ve çözüm” diyerek, medyanın akil adam ilan ettiği isimlerin de “sorunun bir şekilde bitmesi” diyerek Türkiye’yi içine soktukları süreç barış değil savaş sürecidir!
Her üç ifade de savaşı perdeleme argümanlarıdır.
AKP’NİN 4 DÜĞMELİ DELİ GÖMLEĞİ
AKP’nin hiç taviz vermeden şu dört aşamalı “barış planını” PKK’ye dayattığı işlenmektedir: 1. PKK önce çatışmasızlık ilan edecek. 2. Ardından PKK sınır dışına çekilecek. 3. PKK silahlı mücadeleyi bıraktığını ilan edecek. 4. PKK silahları tamamen bırakacak.
Bu dört madde, AKP’nin Türk milletine giydirmek istediği 4 düğmeli deli gömleğidir. Hükümet kamuoyunu müzakereye ikna etmek ve “asıl planı” hayata geçirmek için yılbaşından beri bu “4 düğmeli deli gömleğini” vitrinde sergilemektedir. AK medya her gün bu deli gömleğinin reklamını yapmaktadır.
Oysa PKK’nin üst düzey yöneticileri bırakın silah bırakmayı, gerçekte sınırları bile terk etmeyeceklerini ilan etmektedirler.
MASADAKİ ASIL PLAN
Başbakan Erdoğan’ın “görüşüyoruz ama masaya oturmuyoruz” diyerek perdelediği ve masada olan “asıl plan” ise şudur:
1. KCK tutukluları kamuoyunu rahatsız etmeyecek şekilde parça parça serbest bırakılacak. Kaldı ki bu sözün daha Oslo sürecinde PKK’ye verildiği görülüyor. Oslo’da Hakan Fidan’ın karşısında masada oturan Zübeyir Aydar, “görüşmelerde KCK operasyonlarının gündeme geldiğini, kendilerine ‘bu hükümetin tavrı değildir, bazı savcıların kendi başlarına yaptıklarıdır, kısa sürede bırakılacaklardır’ dendiği” belirtiyor.
KCK tutuklularının serbest bırakıldığı koşullarda PKK fiili çatışmasızlık sağlayarak AKP hükümetinin kamuoyu nezdinde elini güçlendirecek.
Toplumda “barış” havası estirilmesi için, örgütün elinde rehin tutulan 16 kişi adım adım ve PKK’ye resmiyet ve itibar kazandıracak şekilde teslim edilecek.
Bu süreçte medyada “barış” ve bunun ekonomiye olumlu etkisi işlenecek.
2. PKK’nin alt örgütlerine siyaset yapma alanı açılacak. Bunun için hem seçim yasalarında kimi düzenlemelere gidilecek hem de Kürt siyasetçilerine açılmış davalar adım adım düşürülecek.
Bu aşamada Avrupa’da olan yönetici düzeyindeki kimi Kürt siyasetçiler Türkiye’ye getirilecek ve “kardeşlik rüzgârları” estirilecek.
3. Anadil meselesi çözülecek. İki dilli eğitim modeli hayata geçirilecek.
4. Adım adım “demokratik özerkliğe” gidecek bir yerel yönetimler reformunda mutabakat sağlanacak. “Bölge belediyeler birliği merkezi” türünden yapılarla Diyarbakır’a merkez olma özelliği sağlanacak.
5. Vatandaşlık formülüyle ve AKP-BDP mutabakatıyla Anayasa süreci tamamlanacak. Başkanlık modeli ile demokratik özerklik arasındaki bağa dayalı bir konsensüs sağlanacak.
6. Tüm bu aşamaların gerçekleşmesinin karşılığı olarak Öcalan’a özgürlük verilecek. Çünkü kamuoyu, ancak “barış” geldiğinde Öcalan’ın özgürlüğüne evet diyebilecektir. Bu aşamaya kadar MİT’in yönlendireceği bir kampanyayla Öcalan adım adım “teröristlikten”, “barışı getiren adama” dönüştürülecek. Medyada Öcalan’ın İmralı’daki günlerinden aşama aşama “insanlık portreleri” çıkarılacak. Kuş ve çiçek sevgisi türünden objeler kullanılacak.
BARIŞ DEĞİL SAVAŞ!
Başta belirttik: Bu bir barış değil savaş planıdır. Çünkü hedef, Kürt meselesi üzerinden sınırların değiştirilmesi ve haritaların yeniden çizilmesidir.
Sonuçlarına bakarak artık daha da net gözükmektedir ki, ABD “Kürt sorunu” yaratmak üzere Irak’a 1991’de ve bu sorunu bölgeselleştirmek üzere 2003’te saldırmıştır. 2011’den itibaren Suriye’de aranan “demokrasi” de bölgeselleşmiş Kürt meselesini Akdeniz’e açma harekâtıdır. 2009’da Türkiye’de başlatılan “Kürt harekâtı” ise aslında PKK’yi bölgede iktidar yapma hamlesidir. 2013’te başlatılan “İran Kürtleri uyanıyor” kampanyası ise Tahran’ın direnişini kırma operasyonudur.
Ancak ne İran, ne Irak ne Suriye ne de Türk milleti “haritaların yeniden çizilmesine” teslim olmayacaktır!
O nedenle AKP’nin estirdiği barış rüzgârı, aslında bir bölgesel savaş çıkarma adımıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Şubat 2013
AKIL TUTULMASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/02/2013
ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’yi haddini aştığı için değil de açıklamasının içeriği nedeniyle eleştirenler acaba Tayyip Erdoğan’a aba altından sopa mı gösteriyorlar?
Gelin şu üç örnekle ne dediğimizi açıklamaya çalışalım:
RİCCİARDONE İLE ERDOĞAN PİŞTİ OLDU
Hakan Albayrak, “Esad, Ergenekon, Ricciardone” başlıklı yazısında şöyle bir bağ olduğunu iddia ediyor: “Esad Müslüman Kardeşlerden rahatsız, Ricciardone de… Türkiye’deki Esad lobisi Ergenekoncu ve askeri darbe yanlısı… Öyle ki, Ricciardone yakında İP’in düzenlediği bir eyleme mesaj bile gönderir.” (Star, 9 Şubat 2013)
Albayrak iddia ettiği bağların dayanıksızlığının farkında olduğundan herhalde, her iddiasını “pişti” diyerek kuvvetlendirmeye çalışıyor. Tüm iddiaları da “pişti üstüne pişti” diyerek birbirine bağlıyor.
Ancak eminiz, asıl Erdoğan ile askere terörist denmesini doğru bulmayan ve yargı sistemini eleştiren Ricciardone’nin pişti olduğunu çok iyi biliyor Albayrak!
ERDOĞAN’IN İMTİYAZLI SANIK BASKISI
Yeni Şafak’tan Osman Özsoy ise “Yargıya ‘imtiyazlı sanık’ baskısı” başlıklı yazısında şöyle diyor: “Yargı, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkındaki iddiaları ve yöneltilen suçlamaları tatmin edici bulmazsa elbette beraat ettirecektir… Neden panik oluyorsunuz? Bu telaş niye?” (Yeni Şafak, 7 Şubat 2013)
Özsoy kime sesleniyor acaba? Zira “Başbuğ tutuklu yargılanmamalı” diyen, “Başbuğ’a terörist diyeni tarih affetmez” diyen Erdoğan’dan başkası değil!
AHMET TÜRK’E SUİKAST İDDİASININ MESAJI
Biliyorsunuz, Ahmet Türk “Erdoğan Kürtleri bombalıyor” dedi. Erdoğan bu sözleri nedeniyle hem Ahmet Türk’e çok kızdı hem de İmralı’ya gidecek heyet konusunu kilitledi.
Kuşkusuz İbrahim Karagül de bu durumu biliyor. Peki, Ahmet Türk’ün İmralı ziyaretinden bunca süre geçtikten sonra Yeni Şafak’ta çıkan “İmralı’da suikast uyarısı” başlıklı haberden ne anlamalıyız o zaman?
Haber şöyle: “PKK’ya silah bıraktırma amacıyla başlayan süreçte İmralı’ya giden Ahmet Türk’ü görüşmede, Öcalan’ın ‘Süreci sabote etmek isteyenler tarafından suikaste uğrayabilirsin’ diye uyardığı öğrenildi.” (Yeni Şafak, 9 Şubat 2013)
ÖCALAN’IN POSTACISI KİM?
Erdoğan, İmralı’ya kimin gideceği konusunu neden kilitlediğine de açıklık getirdi: “İmralı’nın belli yerlere mesajını ulaştırması bakımından kendisinin güvenebileceği siyasi isim talepleri vardır. Ama bu talepte de bizim özellikle koyduğumuz bazı şerhler vardır. Nedir bu? Bir, biz dağdaki ile kucaklaşanı bir defa İmralı’ya göndermeyiz. İki, şu ana kadar verdikleri mesajla bu ülkenin hassasiyetlerine darbe vuranları bu noktada aracı olarak kabul edemeyiz. Çünkü onların, oradan aldıkları mesajı farklı şekilde götürme ihtimalleri olabilir.” (TRT, 5 Şubat 2013)
Yani Öcalan, Karayılan’a mesaj göndermek için Erdoğan’dan isim talebinde bulunuyor fakat Başbakan’ın hassasiyetleri ve şerhleri var: “Gülten Kışanak terörist başının mesajını terörist başaltına götüremez, çünkü dağdaki sıradan teröristle kucaklaştı. Ahmet Türk de olmaz, çünkü açıklamaları hassasiyete darbe vurdu. Üstelik ikisi de Öcalan’ın Karayılan’a götüreceği mesajı çarpıtabilir!”
Gülten Kışanak’ın Erdoğan’a verdiği yanıt, Ankara’da toplu bir akıl tutulması hali yaşandığını gösteriyor: “İmralı ile Kandil arasında postacılık yapmam!” (Milliyet, 6 Şubat 2013)
Bakalım Erdoğan “Ben de PTT müdürü değilim” yanıtı verecek mi?
Dedik ya, tam bir akıl tutulması hali yaşanıyor. O nedenle gerçeği en iyi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ortaya koydu, şöyle diyor: “Duygularımla hareket ederim, rasyonel biri değilim.” (Sky360, 7 Şubat 2013)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Şubat 2013
AKP ve PKK, İRAN HEDEFİNDE BİRLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2013
Ahmet Türk TBMM’de gazetecilerle sohbeti sırasında, Paris suikastının arkasında İran ve Suriye olduğunu açıklamış. Keza AKP çevrelerinden de benzer açıklamalar geliyor.
İlk günkü karşılıklı suçlamaların ardından, tarafların İran’ı hedef göstermekte birleşmesi hem anlamlıdır, hem de suikastla amaçlananı ortaya koymaktadır!
WASHİNGTON KOMPLOSU
Kuşkusuz hem AKP hem de PKK’nin İran ve Suriye’yi Paris suikastının arkasındaki adres olarak sunmaları bir veriye değil, ABD’nin dayattığı yeni politik hattın ihtiyaçlarına dayanıyor.
Sundukları gerekçe de özetle şöyle: “AKP’nin Kürt meselesini çözmesi, Türkiye’nin büyümesi ve Ortadoğu’da güçlenmesi demek. Kürt meselesinin çözümü ise AKP ile PKK’nin anlaşmasına bağlı. İran ve Suriye, Türkiye’nin güçlenmesini istemediği için AKP-PKK görüşmelerine karşı çıkıyor.”
Kendi içinde bile bir mantığı olmayan bu yaklaşım, kuşkusuz “barış” anonslu medya kalemleri üzerinden kamuoyunu teslim almaya dönük. Üstelik bu yaklaşım öyle bir komplo içeriyor ki, karşılığında Tahran ya da Şam’ın kalkıp aynı mantıkla, “Sırf Suriye’yi köşeye sıkıştırmak için önce Paris’te suikast düzenlediler, sonra da suçu Şam’a attılar” bile demesi mümkündür!
ABD – BATI ASYA ÇARPIŞMASI
Oysa gerçek şudur: ABD yıllardır, bölgede sıçrama tahtası olarak kullanacağı ve ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak bir Kürt devleti peşindedir. Birinci ve İkinci Irak savaşlarıyla bu yapı büyük oranda inşa edilmişti. Ancak resmiyete kavuşması, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bu yapıyı himaye etmesine ve bölgeye karşı savunmasına bağlıdır. AKP, sıcak para ihtiyacıyla ABD’nin bu planını kabul etti ve Kuzey Irak’ı himayeye soyundu. Kuzey Irak’taki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması için Şam hedef alındı. Ancak böylesi bir yapı sadece Irak ve Suriye’yi bölmekle kalmayacak, ileride Türkiye’yi de parçalayacaktır. Nitekim bu gelişmeye engel olamazsa, İran da aynı tehditle yüzleşecektir.
Bu nedenle bölgede iki ayrı cephe oluştu. ABD’nin cephesinde AKP, Kuzey Irak, PKK ve Suriyeli rejim karşıtları var. Karşılarında ise Çin ve Rusya’nın desteğini alan İran, Irak, Suriye hattı var.
Savaş, “bölgenin (Batı Asya) çıkarı mı” yoksa “ABD’nin çıkarı mı” sorusunun yanıtı için bu iki cephe arasında sürmektedir.
Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın AKP’nin Öcalan’la başlattığı sürece “İmralı-Erbil” adını önermesi, bu gerçeğe ve cepheleşmeye işaret etmektedir!
MÜZAKERE BARIŞ DEĞİL SAVAŞ GETİRİR
AKP medyasının PKK’yi bazen Suriye’nin bazen de İran’ın ve hatta kimi zaman da Ergenekon’un kontrolündeki bir aktör olarak sunması Atlantik cephesinin ihtiyaçları içindir. Yoksa ellerindeki tüm istihbarat verileri, PKK’yi asıl kontrol eden gücün ABD-İsrail olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz 1999’a kadar Öcalan Suriye’nin kontrolündedir ve “yerel” ile “bölgesel” arası bir konumdadır. Ancak ABD Öcalan’ı Türkiye’ye şartlı teslim ederek, onu “uluslararası” bir konuma yükseltmiştir. Beşar Esad’ın PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yle ilişkisi ise ABD’ninki gibi stratejik değil, taktikseldir ve dönemseldir; karşıtlarının çelişkisinden faydalanma amaçlıdır ve vatan savunması düzlemindedir!
Ve kuşkusuz İran da PKK’yi kontrol etmek istemektedir. Tahran’ın geçen yıl PKK’nin İran kolu olan PJAK’a yönelik kapsamlı operasyonları sonrasında, örgütün bir kanadını o da bir ölçüde teslim aldığı doğrudur. Ancak bu gerçek, PKK’yi esas kontrol eden kuvvetin ABD olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ve bitirirken belirtelim. AKP ile PKK’nin müzakeresi elbette İran ve Suriye’yi rahatsız edecektir. Ancak müzakerenin içerik ve hedefi dikkate alınırsa, Ankara’nın rahatsızlığı Tahran ve Şam’a göre daha fazla olmalıdır! Zira ABD’nin projesi İran ve Suriye’den çok, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır; elbette Türklerin ve Kürtlerin de…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2013