Posts Tagged Suriye

ABD NEDEN SALDIRAMADI?

afta başında ABD’nin liderlik yapacağı Atlantik kuvvetlerinin Suriye’ye saldıracağı gündemdeydi. Hatta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “biz de varız” diye öne fırlıyordu. Ancak bu rüzgâr adım adım sönümlendi ve Atlantik kuvvetleri, Suriye’ye saldıramadı.

Bu sonucun birincisi Batı açısından, ikincisi ve daha önemlisi olarak Doğu açısından nedenleri var. Bugün bu nedenleri inceleyeceğiz.

BATI AÇISINDAN SORUNLAR

1. ABD’nin yeni bir ülke işgaline harcayacak parası yok. Hafta içinde yayımlanan ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in “Ekim ortasında para bitiyor” mektubu, bu gerçeğe işaret ediyordu.

Çin Komünist Partisi’nin son genel kongresinde aldığı karar üzerine, gelir makasını daraltmak adına kaynakları içeride değerlendirmek kararı, ABD’nin belini daha da büktü. Çin’den daha fazla borçlanamayan ABD çareyi kendi paralarını ülkeye çağırmakta arıyor. FED’in kararlarını bu kapsamda değerlendirmek lazım. Bu durum ve Çin’in dünya ekonomisindeki ağırlığı, ABD’nin ekonomisini savaşla da düzeltemeyeceğini ortaya koyuyor.

2. Washington, bu ekonomik gerçekliği göz önüne alarak yeni bir savunma stratejisi belirlemiş ve Asya-Pasifik’i esas alan, Ortadoğu’yu taşeronlarına devreden yeni bir dönemi başlatmıştı. ABD bu stratejisini uygulamaya mecbur.

3. ABD’deki iç çarpışma büyüyor ve dış politikaya da yansıyor. Suriye’ye aktif müdahale, temsilciliğini Obama’nın yaptığı kesimlerin değil, karşıtlarının isteği. Obama ise Suriye politikasını Türkiye-Suudi Arabistan-Katar üzerinden yürütmek istiyor. Nitekim bu Türkiye’yi İran’la çarpıştırmak bakımından daha elverişli bir yol.

4. ABD’nin işgalle neticelenmeyecek, dar ve kısıtlı hava müdahalelerinin ilk kurbanı İsrail olacak. Tel Aviv bu nedenle Suriye’ye yönelik 48 saatlik bir hava saldırısından endişe etti. ABD Tomehawk füzelerinin Suriye’ye yönelmesiyle birlikte Filistin’den Hamas, Lübnan’dan Hizbullah İsrail’e saldıracaktı. ABD içindeki etkili kesimler bu gerekçelerle, İsrail’in güvenliğini garanti etmeyen ve hatta riske atan bu saldırıya itiraz ettiler.

5. Fransa ve İngiltere, ABD’yi bile beklemeden Libya’ya saldırabilmişlerdi. Zira Libya’nın ne bu ülkeleri durduracak askeri gücü, ne de büyük müttefikleri vardı. Ancak Paris ve Londra, Suriye’nin Libya olmadığını çok iyi biliyordu. O nedenle bu kez ABD’yi beklemeye mecburdular.

DOĞU AÇISINDAN AVANTAJLAR

1. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın liderliği ve Şam yönetiminin haklılığı, 2,5 yıldır süren ağır baskıya rağmen Suriye’yi ayakta tuttu. Suriye ordusu, Atlantik destekli terörist grupların saldırısını öncelikle sağlam bir şekilde göğüsledi. Uluslararası koşulları da kollayarak, fırsat buldukça üzerlerine yürüdü ve verdiği mevzileri geri aldı.

2. Suriye’nin Batı’nın denetimine açık olmayan kamucu ekonomisi, Esad’a büyük avantaj sağladı. Silahların dışında finansal krizlerin vuracağı bir Suriye, kuşkusuz çok daha zor savunulurdu.

3. Şam yönetimi, Atlantik baskısını göğüslemeye yarayacak bölgesel ilişkileri çok başarılı bir şekilde yürüttü. BM’de Çin’in desteğini, askeri alanda Rusya ve İran’ın desteğini alan Şam yönetimi böylece direncini artırdı.

4. 1991’den itibaren adım adım yaşam alanına giren ABD’yi nihayet 2008 yılında Gürcistan müdahalesi ile durduran Rusya, koşulları kullanarak tersi yönde ilerlemeye başladı. Moskova, Karadeniz’e bırakmadan, ABD’yi Doğu Akdeniz’de engellemeyi kararlaştırdı. Bu stratejik karar, Moskova’yı Suriye’yi daha agresif savunmaya yöneltti.

5. İran, Suriye kalesi yıkıldığında ilk hedefin kendisi olacağını biliyor. Tahran bu nedenle ülkesinin savunmasının, Suriye’nin savunmasından geçtiğini gördü ve bu gerçeğe göre konumlandı. İran’ın stratejik desteği, Şam yönetiminin terörle mücadelesine büyük katkı sağladı.

ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte Ortadoğu’da önemli bir manevra kabiliyeti kazanan Tahran, bu dönemde Mısır ile Suudi Arabistan’ın bölgesel çelişkilerinden yararlandı ve Katar’ın da olduğu çoklu rakiplerini bazı alanlarda ayrıştırmayı sağladı. Bu durum Esad’a da yaradı.

SURİYE’NİN DEĞERLİ VARLIĞI

Kuşkusuz Batı açısından başka sorunlar ve Doğu açısından başka avantajlar da var. Köşe el verdiğince belli başlılarını incelemiş olduk. Geriye bir tek Türkiye’nin pozisyonu kaldı. Ülkemiz Doğu’da fakat Batı’nın denetiminde olduğu için Suriye krizinden en fazla etkilenen ülke oldu. Bu durumu da bir başka yazımızda inceleyeceğiz.

Son olarak belirtelim: ABD’nin Suriye’ye yönelik planları ve hatta fırsat bulduğunda saldırma hedefi yürürlüktedir. Zira ABD için Suriye; birincisi Kürt koridoru oluşturma, ikincisi de Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirme açısından fazlasıyla değerli bir hedeftir! Washington bu hedeften kolay kolay vazgeçmez.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ağustos 2013

,

Yorum bırakın

ARTIK BAŞKA BİR DÜNYADAYIZ

Olası görmediğimizi belirttiğimiz Suriye’ye saldırı, savaş medyasının ilan ettiği Perşembe sabahı gerçekleşmedi. Hatta bizi doğrulayan tersine rüzgârlar esmeye başladı…

Önce ABD geri adım attı, ardından da İngiltere ile Fransa çark etti. Erdoğan ise artık daha yalnız! Üstelik “değerli bir yalnızlık” da değil bu…

Son 24 saatte olanları hızla özetleyelim: ABD Başkanı Barack Obama “kesin bir kararımız yok” dedi. İngiltere İşçi Partisi, parlamentoda müdahale kararının önüne barikat kurdu. En ateşlisi olan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande bu kez “Siyasi çözüm için her şey yapılmalı” dedi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun, Suriye’deki heyetin süresini uzattı. NATO ise “bizlik bir şey yok” havasında…

Bir tek Erdoğan geri adım atmıyor. Daha doğrusu, adımlarını fazlasıyla ileri attığı için, şimdi geri atamıyor! Üstelik içeride çok daha sıkıntılı… Zira daha dün “Mısır’da darbenin arkasındalar” dedikleriyle Suriye’ye karşı savaşa soyunmayı tabanına açıklamak durumunda!

Aslında tablonun iki günde hızla değişeceğini Ahmet Davutoğlu’nun sözlerine bakarak da anlayabilirdik. Davutoğlu “yeni bir Suriye kurulacak” diyor. 15 gün ömür biçtiği Beşar Esad’ın hâlâ koltuğunu ve üstelik daha da sağlam bir şekilde koruduğu düşünülürse, elbette rüzgâr hızla ters esmeye başlayacaktı…

SURİYE MÜTTEFİK KAZANIYOR

Yeni bir Suriye kurulmayacak ama yeni bir dünya kuruluyor. Artık ABD’nin tek başına at koşturduğu, tek bir hamlesiyle ülkeleri hizaya soktuğu bir dünyada değiliz…

Örneğin Avusturya Başbakanı Werner Faymann, Almanya’daki Ramstein Amerikan üssünden kalkarak Suriye’yi vurmaya gidecek F-16 savaş uçaklarına hava sahasını açmayacağını ilan etti.

Örneğin, KKTC Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ın Suriye’ye saldırı için bir sıçrama tahtası olmayacağını açıkladı.

Örneğin Almanya’daki iktidar partisi dâhil tüm partiler, Suriye’ye müdahaleye karşı çıktı.

Örneğin Mursi’nin devrilmesiyle oluşturulan geçici hükümetin Dışişleri Bakanı Nebil Fehmi, Suriye’ye müdahaleye karşı çıktı. Mursi döneminin Mısır’ının Haziran ayının son haftasında Suriye’ye cihat ilan ettiği anımsanırsa, bu köklü değişikliğin önemi daha iyi anlaşılır.

Rusya, Çin ve İran destekli Suriye’nin artık daha çok müttefiki var!

CENEVRE’YE GÜÇLÜ GİTME MÜCADELESİ

Bakınız oluşan tablo İsrail’i bile tedirgin etti. İsrail basınına da yansıyan tedirginlik şu: Olası bir Suriye saldırısıyla hedef olacak ilk ülke İsrail! Üstelik sadece Suriye değil, Hizbullah ve İran da İsrail’in üstüne çökecek.

Bu gerçeklik, ABD’nin müdahale isteklerini frenleyen etkenler içerisinde gün geçtikçe daha üst sıralara çıkmaya başladı.

Diğer yandan ABD’nin ekonomisi, ucu açık bir savaşa izin vermiyor. Ve Çin’in varlığı, ABD’nin ekonomisini savaşla düzeltmesine de imkân vermiyor!

ABD’nin nasıl bir açmaz içinde olduğu, en iyi New York Times’ın yayımladığı makalede görülüyor: “Şişirilmiş tehditlere ve hızlanan askeri hazırlıklara karşın Başkan Obama henüz Suriye’ye yönelik askeri operasyon konusunda ikna edici bir hukuki ve stratejik savunma ortaya koyabilmiş değil. (…) Askeri ya da başka türlü, her türlü eylemin Esad rejimiyle muhalefet arasında bir siyasi anlaşma kurmak için planlanması gerekiyor. Eğer askeri operasyonun daha geniş bir stratejik amacı varsa ve operasyon kapsamlı bir diplomatik planın parçasıysa, Obama’nın bunu açıklaması gerekiyor.”

Dün de belirttiğimiz gibi, Cenevre-2 toplantısı öncesinde masaya güçlü oturma hamleleri sıklaştı! Kimyasal komployla başlayan gelişmelere bu pencereden bakmak gerekiyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ağustos 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

CENEVRE MASASI ÖNCESİ ÇARPIŞMA

Suriye için savaş boruları çalınıyor. Öyle ki AK Medya, manşetlerden füze reklamları bile yapmaya başladı. Sanırsın ABD silah lobilerinin gönüllü sözcüleri konuşuyor. Yok, Tomehawk füzeleri 5 metre hata payıyla hedefi vuruyormuş, yok bombardıman uçakları havada ikmalle Suriye semalarına rahatlıkla ulaşıyormuş…

Açık söyleyelim: Bu gazetecilik değil, ahlaksız yayıncılıktır! Gazeteci, emperyalist savaş baronlarının sözcüsü olmaz!

ABD: REJİM DEĞİŞTİRMEYE ODAKLANMADIK

Erdoğan’ın savaş ihtiyacına tercüman olmak ve ülkesi ile bölgesine Batı gözlüğüyle bakmak, maalesef Türk medyasının Pentagon bülteni gibi çıkmasına neden oldu. Bu bültenler de doğal olarak “savaş başlamak üzere” iklimi yarattı.

Peki, ABD Suriye’ye saldıracak mı? AK Medya’ya bakılırsa evet. Üstelik şu saatte, şuradan, şu kadar kuvvetle…

Ancak pek öyle görünmüyor. Zira Washington “saldırmamanın” gerekçelerini bulmaya odaklandı:

1. Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney Suriye’ye yönelik değerlendirilen seçeneklerde, odaklarının “rejim değiştirme” değil, “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanımına eylemine yanıt verme” olduğunu ifade etti. (Hürriyet, 28 Ağustos 2013)

2. ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı olan BM Politik İşler Müsteşarı Jeffrey Feltman, Tahran’daydı. Feltman, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile Suriye’de “politik çözümü” tartıştı.

BM sözcüsü Farhan Haq, Feltman’ın temasları için şu açıklamayı yaptı: “Feltman, İran’ın konumu ve bölgedeki nüfuzunu belirterek, Suriye’deki tarafların müzakere masasına oturması adına önemli bir rol oynayabileceklerini ifade etti.” (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)

3. Suriye’ye savaşın tartışıldığı saatlerde, ABD Hazine Bakanı Jack Lew’in Kongre’deki parti liderlerine gönderdiği mektup yayımlandı. Mektuba göre ABD yönetimi, finansal yükümlülüklerini yerine getirebilmek için gerekli kaynakları Ekim ayının ortalarına doğru tüketmiş olacak! Ekim ortasında Amerikan Hazinesi’nin harcayacak sadece 50 milyar doları kalacak! (Gazetevatan.com, 28 Ağustos 2013)

“Savaşa para yok” anlamına gelen bu mektup, acaba Washington’daki savaşa karşı kesimler tarafından mı servis edildi?

MASA DEVRİLMEDEN!

Kuşkusuz başka olgular da var. Onları da değerlendiririz. Şimdilik bu üçünün ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım:

ABD Suriye’ye saldırmaktan hem stratejik nedenlerle, hem de ekonomik nedenlerle kaçınıyor. ABD’yi Suriye’ye saldırmaktan alıkoyan bir başka önemli etken de, 2,5 yıldır direnen Esad’ın, ülkesine saldıracak devletlere “ağır zarar” verebileceğini göstermiş olmasıdır.

ABD bu nedenlerle, zorunda kalmadıkça Suriye’ye saldırmayacak. Ancak İngiltere, Fransa ve Türkiye’nin baskısını geçiştirmek için göstermelik bir hava saldırısına yönelebilir.

Fakat ABD’nin asıl niyeti, kimyasal komplo ile sağlanmış uluslararası baskı ortamından yararlanıp, Cenevre-2 toplantısına Suriye’yi zayıf oturtmaktır!

Zira Cenevre-2 toplantısı er geç yapılacak ve taraflar masaya güçlü oturmak için öncesinde ellerindeki tüm kozları oynuyorlar: Esad yönetimi masaya oturmadan önce mümkün olduğu kadar kuzeye yönelmek ve teröristlerin elindeki mevzileri geri almak istiyor. ABD ise masaya oturmadan önce, önümüzdeki süreçte Şam’da ikili bir iktidar oluşmasının mevzilerini yaratmaya ve Suriye Ulusal Konseyi’nin etkisini artırmaya çalışıyor.

Artık mesele, bu ön çarpışmaların masayı devirmemesi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ağustos 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

AL ANTİSAR MUAMMASI

Japon Sankei Shimbun gazetesinin haberine göre, 2013 yılı başlarında mühimmat yüklü bir gemi Kuzey Kore’den yola çıkar. Gemide 1,400 makineli tüfek, 30,000 mermi ve gaz maskeleri ile kimyasal saldırıdan korunma araçları vardır.

Gemi Kuzey Kore’den çıktığı andan itibaren ABD tarafından adım adım izlenir. Gemi ve mühimmatları konusunda Ankara bilgilendirilir. 3 Nisan’da Çanakkale Boğazı’ndan geçtiği sırada da durdurulur ve kargosuna el konulur.

Mühimmat Kuzey Kore tarafından Esad’a gönderilmektedir. Türkiye bu nedenle kargoyu da gemiyi de bağlar.

Japon Sankei Shimbun gazetesinin kaynağı ABD’dir. Haber, Japonya üzerinden tüm dünyaya servis edilir.

Haberdeki gemi Libya bandıralıdır ve ismi de Al Antisar’dır!

CIA İSKENDERUN’A YÜK BOŞALTTI

Eminim bu gemi ismi size tanıdık gelmiştir. Zira Libya’dan Suriye’ye silah sevkiyatında kullanılan ve İskenderun Limanı’na gelip, cihatçı da indiren Al Antisar gemisini, bu köşede birkaç kez konu etmiştik.

Gelin yukarıdaki haberin muammasını çözebilmek için, önce bazı haberleri anımsayalım:

Hürriyet 25 Nisan 2013’te “Türkiye’den giden binlerce silah son anda yakalandı” diye bir haber yaptı. Buna göre Türkiye’den Libya’ya gönderilmek üzere yola çıkan bir gemide yapılan aramada 990 tüfek ve 410 tabanca ile binlerce mermi ele geçirildi. Al Antisar isimli geminin Libyalı kaptanı ve silahları tedarik eden bir Türk tutuklandı.

Ancak haber eksikti. Çünkü geminin sahibi CIA’ydı ve silahlar da Libya’ya değil, Suriye’ye gidecekti.

Çünkü Al Antisar aslında daha önce İskenderun’a gelmişti. Aydınlık 21 Ağustos 2012’de “İnsani yardım gemisiyle Libya’dan 24 militan getirdiler” diye ayrıntılı vermişti o olayı.

19 Kasım 2012 tarihli Ufuk Ötesi’nde ise Al Antisar’ın sadece militanları değil, Suriye’ye sevk edilecek uçaksavar, RPG ve MANAD tipi füzeleri de getirdiğini yazmıştık. Ancak İskenderun açıklarında demirleyen Al Antisar’ın İHH alıcılı “tıbbi malzeme” görüntülü 400 tonluk yükü, bazı yetkililerin çıkardığı “yasal izin” problemi nedeniyle bir türlü boşaltılamıyordu.

ÖLDÜRÜLEN BÜYÜKELÇİ’NİN OPERASYONDAKİ ROLÜ

Devreye, daha sonra üç diplomatla birlikte öldürülecek olan, yükün sahibi ABD’nin Bingazi Büyükelçisi Chris Stevens girdi. Sonra 2 Eylül’de CIA Başkanı David Petraeus Türkiye’ye geldi ve Al Antisar’daki yük 6 Eylül’de “yasallık” kazandı!

Konu, Chris Stevens’ın ölümü nedeniyle önce ABD Kongresi’ne geldi, ardından da TBMM’de soru önergesi oldu.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in verdiği bilgilere göre, Libya bandıralı gemi, 14 Ağustos’ta İskenderun Limanı demir sahasına demirlemiş, 29 Ağustos günü İskenderun Limanı’na yanaşıp Bingazi’den getirdiği 353 ton yükü, İHH Vakfı için boşaltmıştı.

Geminin boş ve yolcusuz olarak 3 Eylül günü Türkiye’den ayrıldığını söyleyen Şahin, 24 Libyalının izni konusunda da topu Dışişleri Bakanlığı’na attı.

KİMYASAL KOMPLONUN İZLERİ

İşte tam da Suriye’de kimyasal komplo yapıldığı şu günlerde, Al Antisar yine gündeme geldi. Güya Kuzey Kore Esad’a silah ve gaz maskesi ile kimyasal saldırıdan korunmak için malzeme gönderiyordu. Kaynak da ABD’ydi.

Üstelik bir de harita yayınlamışlardı. Gemi Kuzey Kore’den kalkıyor, Hint okyanusunu geçiyor, Süveyş Kanalı’ndan geçip Çanakkale Boğazı’nda yakalanıyordu! Kuzey Kore Esad’a malzeme gönderdiyse, geminin Çanakkale’de ne işi vardı? Süveyş’i geçip kuzey doğuya yönelmesi gerekmiyor muydu?

Bu mantıksızlık dışında bir de arşivleri açınca, gerçeklerle karşılaşıyoruz: CIA kaynaklı haber hem esas operasyonu perdelemeye çalışıyor, hem de bunu yaparken Esad’ı zan altında bırakmaya çalışıyor. Gerçekte Al Antisar, Suriye’ye CIA yüklerini sevk ediyor! Gaz maskeleri ve kimyasal saldırılardan korunma malzemeleri ise, kimyasal silah kullanacak olan teröristlerin korunması için!

Şam’ın kenarındaki Doğu Guta bölgesinde Esad’ın yaptığı iddia edilen kimyasal saldırının ve olası yeni saldırıların altından bakalım daha neler çıkacak?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Ağustos 2013

, , , ,

1 Yorum

ERDOĞAN’IN SAVAŞ İHTİYACI

AK Medya’ya bakılırsa Pentagon Suriye’yi her an vuracak. Gerçi bu beklentileri 2,5 yıldır gerçekleşmedi, ancak bu kez kesin diye umuyorlar…

Çünkü ABD’nin Suriye’yi vurmasına en çok bizim yandaş yorumcuların ihtiyacı var. 2,5 yıldır “ABD ha vurdu ha vuracak” dediler, “Esad ha düştü, ha düşecek” dediler… Aynı lafları aynı adamlar saat 20.00’de NTV’de, 22.00’de CNNTürk’te, 24.00’te Haber Türk’te söylediler…

Dünyanın en çok yanılan yorumcuları oldular… Ama en ufak bir yüz kızarması yaşamadan aynı yalanı 2,5 yıl boyunca sürdürdüler!

O nedenle Pentagon’a en çok onlar ihtiyaç duyuyor; bir parça AK’lanmak için!

ABD, SURİYE’YE SALDIRMAK İSTEMİYOR

Ancak ABD’nin Suriye’yi vur(a)mayacağını ısrarla belirtiyoruz. Washington’un 2010 tarihli savunma stratejisi ortada: Pentagon için öncelik artık Pasifik! Ortadoğu’daki işlerin taşeronu ise AKP Hükümeti olarak belirlendi.

Yani esası “Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyi üzerinden Akdeniz’e bağlamak” olan Suriye sorunu, Erdoğan’a verilen bir görevdi!

Ancak Erdoğan o görevi yerine getiremedi: Ne Esad yönetimi terörist saldırılara pabuç bıraktı ne de AKP Hükümeti, içerideki muhalefeti aşarak açık askeri saldırıya yönelebildi.

Bakın Reuters’in geçtiği “Hatay’dan Suriye’ye 400 ton silah sevkiyatı” haberi bile ABD’nin Suriye’ye saldırmayacağının göstergesidir.

ABD bu haberle Erdoğan’a hem “iç kamuoyunun gazını almak için bile olsa çizgiyi aşan konuşmalar yapma” diye uyarıyor hem de Suriye sorununun sahibinin BOP Eş Başkanlığı olduğunun altını çiziyor!

Ankara ve Tel Aviv’de ise Washington’u göstermelik de olsa kısa bir hava harekâtına razı etme senaryoları konuşuluyor. Fransa’nın Libya’daki gibi öne çıkması ve ABD’nin mecburen destek vermesi türünden bir girişimin şansı hesaplanıyor.

TARİHİ AYIBA TÜRK MİLLETİ İZİN VERMEZ!

Başbakan Erdoğan için günü kurtaracak en önemli seçenek, ABD’nin kısa da olsa bir hava harekâtı yapması ve Türkiye için Suriye’ye saldıracak bir uluslararası meşruiyet yaratılması…

Zira hem sonbahar için hem de açık işaretleri ortaya çıkan ekonomik krizi ötelemek için AKP’nin herkesten çok savaşa ihtiyacı var!

Ancak Erdoğan ne içeride ne de dışarıda, bu savaşa bir meşruiyet yaratamayacak! Zira haksız savaşları, bin yalanla bile kabul ettiremezsiniz.

O nedenle savaş tamtamlarının çaldığı şu günlerde, yine altını ısrarla çizerek belirtelim: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneğinde Müslüman komşulara karşı savaşmak yoktur! Turgut Özal’ın Irak’a süremediği Mehmetçik’i, Erdoğan da Suriye’ye süremeyecektir!

Elli tane Ergenekon operasyonu yapsanız, Necdet Özel’i klonlayıp tüm orduların, kolorduların, tümenlerin başına koysanız bile Türk Ordusu’nu komşusuna saldırtamayacaksınız!

Zira bu tarihi ayıba her şeyden önce Türk milleti izin vermeyecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ağustos 2013

,

1 Yorum

KİMYASAL KOMPLO

İddia şu: Esad yönetimi Şam’ın Doğu Guta bölgesinde kimyasal silah kullandı ve çocuklar dâhil 1.300 kişiyi öldürdü.

Büyüklüğüne bakılırsa ve yaratacağı etki hesaplanırsa, tam da Mısır’daki sıkışmayı aşacak nitelikte bir iddia…

Peki, doğru mu? İnceleyelim:

KİMYASAL SİLAH YOK, ULUSLARARSI YALAN VAR!

1. Esad yönetimi neden kimyasal silah kullanmaya ihtiyaç duysun? Zira son üç aydır Şam yönetimi taarruzda ve Atlantik kuvvetlerini kuzeye doğru püskürtüyor…

Hiçbir yönetim, eli bu kadar güçlüyken, kendisini uluslararası kamuoyunda sıkıştıracak bir suçu işlemez!

2. Şam yönetimi, tam da davet ettiği BM denetçileri ülkeye gelmişken, neden kimyasal silah kullansın?

3. Ayrıntılarını sayfalarımızda okuyacağınız Dr. Bessam Abu Abdullah’ın söyledikleri çok önemli: “Saldırı olduğu iddia edilen bölge, benim yaşadığım yere çok uzak değil. Kimyasal silah olsa, bilirsiniz ki diğer mahallelere de, komşu yerlere de etkisi olur.”

4. Şam’ı bilenler belirtiyor: Kimyasal silahların kullanıldığı iddia edilen bölge, askeri lojmanların ve yerleşim bölgelerinin bulunduğu Meze’ye 5 km mesafede. Kimyasal silah kullanılmış olsa, o gaz hava akımlarının etkisiyle, kısa bir sürede Meze’ye ulaşırdı. Ancak ulaşan bir gaz yok!

5. Uzmanlar belirtiyor: Kimyasal silah kullanılan bir bölgeye aynı gün kesinlikle girilemez. Günler sonra ancak girilebilir… Oysa kimyasal silahın kullanıldığı iddia edilen Doğu Guta’dan aynı gün fotoğraflar servis ediliyor, doktorların yaralılara müdahale ettiği belirtiliyor…

Açık ki, ortada bir saldırı varsa bile, bu bir kimyasal silah saldırısı değildir.

6. Öte yandan kimyasal silah saldırısının sonuçları diye servis edilen bazı fotoğrafların eski tarihli, bazılarının da Mısır fotoğrafı olduğu kısa bir sürede ortaya çıktı.

AMAÇ TAARRUZU DURDURMAK

Komplonun sahiplerinin kim olabileceğine geleceğiz ancak önce komplonun sahiplerinin, bu komploya neden ihtiyaç duymuş olabileceğine bir bakalım:

1. Şam yönetiminin özellikle on üç aydır süren büyük taarruzunu durdurabilmek için.

2. Suriye’deki mücadeleyi “Özgür Suriye Ordusu” ve diğer terörist örgütler lehine çevirebilmek için.

3. Suriye’de kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını soruşturan BM denetçilerinin, “temiz” raporunu engellemek için. Şam’ın davetiyle Suriye’ye giden BM denetçilerini uluslararası baskı altında tutmak ve raporlarını manipüle edebilmek için.

4. En başta da belirttiğimiz gibi, Mısır’daki sıkışıklığı açabilmek ve Ortadoğu’da inisiyatif elde edebilmek için.

KOMPLONUN SAHİPLERİ

Bu durumda kimyasal silah komplosunun sahipleri şunlar olabilir:

1. Esad yönetimini devirmek isteyenler.

2. Esad yönetimini devirmek için silahlı yöntemlere başvuranlar, çeşitli terör örgütleri…

3.  Terör örgütlerine lojistik destek sağlayanlar, silah verenler, eğitenler, sırtını sıvazlayanlar…

4. Suriye’ye dış müdahale isteyenler.

5. Batı’nın kimi çekincelerini ortadan kaldıracak bir uluslararası baskı ortamı arayanlar.

6. Ortadoğu’daki devrimci gelişmelerden ve Atlantik’in bölgeye etkisinin azalmasından rahatsız olanlar ve dahası kaygı duyanlar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ağustos 2013

, ,

Yorum bırakın

TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK

AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…

SURİYE

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.

Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.

LÜBNAN

Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.

IRAK

Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.

Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.

İRAN

AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.

MISIR

30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.

Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!

Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.

İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS

Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.

Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!

SONUÇLAR

Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:

1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.

2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.

3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.

4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.

5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.

6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!

7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

İRAN’IN KÜRT POLİTİKASI

Suriye PKK’si PYD’nin lideri Salih Müslim, bölgede mekik dokuyor. Müslim ikinci kez Türkiye’ye geldi. Yakın zamanda Türkiye’ye gelen, hemen ardından da İran’a giden Müslim’in ziyaretleri ve temasları, bölgedeki gelişmeleri doğru okuyabilmek açısından oldukça önemli görünüyor.

Bu ziyaretlerde gündeme gelen konular üzerinden, bölge ülkelerinin ulusal olmaktan çıkan ve bölgeselleşen Kürt sorununa karşı tutumlarını da anlayabiliriz. Bugün İran’ı inceleyeceğiz:

İRAN, SURİYE’DE KÜRT BİRLİĞİ İSTİYOR

PYD lideri Salih Müslim, İran’daki temaslarına dair bazı ayrıntıları Londra’dan yayın yapan El-Hayat gazetesine açıkladı. Müslim’in belirttiğine göre İran, Suriye’de El Kaide’ye karşı Kürtlerin birleşmesini istedi.

Kuşkusuz önemli bir iddia ve ilk bakışta şu soruyu akıllara getiriyor: Kendisi de Kürt ayrılıkçılığıyla tehdit edilen İran, neden Kürtlerin birliğini ister?

Geleceğiz, ama önce Müslim’in açıklamalarına biraz daha göz atalım. Şöyle anlatıyor PYD lideri: “Onlara Nusra ve diğer aşırı grupların Kürt köylerine yaptığı saldırıları anlattım. İranlı yetkililer de başta el-Parti ile bizim partimiz olmak üzere tüm Kürt grupların birlikte hareket etmemiz gerektiğini söyledi.”

El-Parti denilen örgüt, Barzani’nin KDP’sinin Suriye versiyonu… Bu örgütün lideri Abdulhakim Beşşar’ın da Salih Müslim’le eşzamanlı olarak İran’da bulunduğunu ve İran’ın ikiliyi görüştürdüğünü yine Müslim’in açıklamalarından öğreniyoruz: “Ben İran’ı terk etmeden önce yaklaşık bir saat el-Parti lideri Dr. Abdulhakim Beşşar ile görüştüm. El-Parti ile aramızdaki tüm sorunların çözülebilecek nitelikte olduğuna inanıyorum. Sürekli diyalog içerisinde olarak sorunlarımızı çözebiliriz.”

İlginçtir, Salih Müslim’in bu açıklamaları yaptığı saatlerde Barzani’nin partisi, yani Irak KDP’sinin sözcüsü Cafer İminki Şarku’l Evsat gazetesine konuşuyor ve “Suriye Kürtleri açısından bir ölüm kalım meselesinin söz konusu olduğunu” belirterek “PYD ile kapsamlı bir işbirliği yapmaktan kaçınmayacaklarını” ilan ediyordu.

Tüm bu “ılımlı açıklamaların” 24 Ağustos’ta Erbil’de yapılması planlanan Ulusal Kürt Kongresi’nden önce gelmesi de ayrıca anlamlı. Zira Abdullah Öcalan’ın yapılmasını istediği bu kongre, dört ülkedeki Kürtlerin birliğini hedefliyor ve Kongre de pratikte o birliğin parlamentosu olacak!

PKK: İRAN KÜRTLERİ YANINA ALMAK İSTİYOR

İran’ın neden Suriye’de Kürtlerin birliğini istediği sorusuna yanıt mıdır henüz bilmiyoruz ama Mithat Sancar’ın Milliyet için hazırladığı dizi söyleşiye konuşan PKK’nin yeni iki numarası Cemil Bayık bazı tezler atıyor ortaya:

“İran Ortadoğu’da hegemonik güç olmak istiyor. Bunun için Suriye’deki savaşı kazanması şart. Zaten ambargolar dolayısıyla çok sıkıştı, içeride de sorunları var. Yani İran ciddi tehlikelerle karşı karşıya. Suriye’deki savaşı kazanırsa, bunları aşabileceğini hesaplıyor. İran’ın geleceği, Suriye’deki bu savaşın gelişimine bağlıdır. Burada kaybederse, bırakın hegemon güç olmayı, şu anki varlığını bile sürdüremez. Bu nedenle Suriye’deki savaştan kazançlı çıkmak için, her yöntemi deniyor. En başta da bütün Kürtleri yanına almaya çalışıyor. Kürtleri yanına alamazsa kazanamayacağını biliyor. Bütün çabası bunun içindir.”

TERSİNDEN KESİŞEN TAKTİKLER

İran’dan bu açıklamalara, özellikle Salih Müslim’in ifadelerine bir yalanlama gelmedi. Tersine İran’ın kimi yayın organları Müslim’in açıklamalarını haber yaptı. Dolayısıyla “İran, Suriye’de Kütlerin birliğini istiyor” iddiası doğru gözüküyor.

Anlaşılan İran yeni bir taktik deniyor. Peki, bu taktik ABD’nin stratejisini bozar mı?

Somutlaştıralım: Suriye meselesinin esası Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaktır, Kürt Koridoru kurmaktır. Koridor, bölge ülkelerinden koparılmış topraklardır aynı zamanda… Yani ABD Kürt kartını kullanarak bölgedeki ülkeleri bölmeyi hedeflemektedir.

Hem Suriye’deki Kürtleri birleştirmek ve hem de Irak ile Suriye Kürtlerini birleştirmek, bu nedenle ABD’nin stratejisi içindedir.

Bu durumda artık soru şudur: ABD’nin Suriye’yi bölmek için birleştirmek istediği Kürtleri, İran Suriye’yi böldürmemek adına birleştirebilir mi? Bu teknik olarak mümkün mü?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEN ERDOĞAN’A ‘KARŞI-GEZİ’ DESTEĞİ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gezi eylemlerine ve Haziran Halk Hareketine dair şunları söylüyor: “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı. Bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Gezi’ye mesafe koyduk.” (Star, 1 Ağustos 2013)

Önce şu saptamayı yapalım: Gezi’de ve Haziran ayı boyunca Türkiye çapında süren halk hareketinde, eylemcilerin tek bir “darbe çağrısı” yoktu, zaten olamazdı!

HALK DEĞİL, AKP ‘ORDU GÖREVE’ DEDİ

Ancak Gezi’de AKP hükümetinin “ordu göreve” çağrısı ve halkı dağıtsın diye yer yer askere başvurduğu da oldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “gerekirse ordu da göreve çağrılır” sözleri belleklerdedir! (Vatan, 17 Haziran 2013)

Kuşkusuz Selahattin Demirtaş eylemcilerin “ordu göreve” demediğini, asıl AKP hükümetinin “ordu göreve” dediğini çok iyi bilmektedir.

Peki, bildiği halde neden Gezi eylemlerini “darbecilikle” lekelemeye kalkar? Çok açık: “Çözüm süreci” ortağı olan AKP hükümetine destek olmak için!

Kaldı ki DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, Gezi eylemleri nedeniyle Sırrı Süreyya Önder’le yaptığı tartışmada açık açık “Gezi’nin hükümeti yıpratmayı amaçladığını” belirtmiş ve kendilerinin buna dâhil olmayacağını söylemişti!

PKK’YE GÖRE AKP’NİN YIKILMASI GAYRİMEŞRU

PKK’nin Gezi eylemlerindeki rolünü, neden Diyarbakır’da yapılan Gezi eylemlerine katılmadıklarını fakat Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’ye çıkıp “grev kırıcılığına” soyunduklarını, BDP Başkanvekili İdris Baluken’in “kesinlikle Gezi’de yer almayacağız” ilanını ve Başbakan Vekili olarak Bülent Arınç’ın BDP’ye özellikle teşekkür ettiğini bu köşede birkaç vurguladık.

Her şey ortadadır ve Selahattin Demirtaş’ın son açıklamaları olanı biteni teyit etmiştir.

Nitekim Demirtaş, dün bu konulardaki görüşlerini sosyal medyada açıklamayı sürdürdü. Örneğin şu bozuk cümleli tweet’i attı: “Hükümet, halk devrim yaparak devirirse meşrudur, asker el koyarak devirirse gayrimeşrudur.

Kim bilir bu “saptama” Türkiye’de AKP kurmaylarını, Mısır da Müslüman Kardeşler’i dün ne kadar da sevindirmiştir! Biz açıklamasına üzülenler adına Demirtaş’a örneğin Karanfil Devrimi’ne nasıl baktığını soralım? Demirtaş bu müthiş tanımı gereği Portekiz’de halk-ordu birlikteliğiyle Salazar diktatörlüğünün yıkılmasını gayrimeşru mu görüyor yani?

Açık ki, aslında Demirtaş birlikte “çözümü” ilerlettikleri AKP hükümetinin her koşulda yıkılmasını gayrimeşru görmektedir!

PKK: EMPERYALİST MÜDAHALE DEVRİMDİR!

Başka örneklerle uzatmayalım fakat Demirtaş’a “peki devrim nedir” diye soralım ve yanıtını dün attığı şu tweet’ten öğrenelim: “Devrimi de halk yapar, penguen izlemekten gözünü alamayanlar değil. Örnek: Rojava devrimi.”

Selahattin Demirtaş Rojava, yani Batı Kürdistan, yani Kuzey Suriye’de PYD’nin “otorite” olmasını ve AKP’nin Salih Müslim’in “otoritesini” tanımasını “devrim” diye ilan ediyor! Gezi’de AKP’ye payanda olanların emperyalizmin bir ülkeye müdahalesinin sonuçlarını “devrim” diye okuması gayet normaldir fakat büyük ayıptır!

Her BDP’linin ve tüm Kürt yurttaşlarımızın BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bu açıklamasından sonra şu soruları kendisine sorması ve samimiyetle yanıt vermesi gerekir:

1. ABD ve taşeronu AKP Hükümeti’nin Suriye’ye açık savaş ilan etmesi, bu ülkeye terör ihraç etmesi, Esad’ı yıkmak için operasyonlar düzenlemesi meşru mudur? Bir solcu, bir devrimci emperyalizmin bir ülkeye müdahalesine “evet” der mi?

2. Emperyalizmin açık müdahalesi, PYD’nin önünü açmış mıdır? (Emperyalizmin Irak’ı işgali, PKK ve Barzani’nin önünü açmış mıdır?)

3. Emperyalistler işgal ettikleri ülkede devrim mi yapar, yoksa o ülkeyi tam bağımlı yapmak için parçalar mı?

4. Emperyalizmin müdahalesiyle bir ülkenin bölünmesi ve bölünen bir parçasında bir halka otorite ve statü verilmesi, o halkı gerçekte özgürleştirir mi, son tahlilde köleleştirir mi? Yüksek kârsız mal satmayan emperyalizm, bedelsiz “bağımsızlık” verir mi?

5. Sırf bir halka “statü” verecek diye ABD emperyalizminin saldırısına destek vermek ve o saldırının içinde yer almak insani midir, vicdani midir, ahlaki midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ağustos 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’Yİ SANDIKLA BÖLMEK!

Türk milletinin Haziran’da “direnme hakkını” kullandığı günlerde sandık ve demokrasi ilişkisi gündeme gelmişti. AKP faşizmine “demokrasi” maskesi takmaya çalışanlara ve Erdoğan hükümetinin sandıktan çıktığını söyleyenlere anımsatılmıştı: “Demokrasi sandıktan ibaret değildir.”

Bu önemli saptama, haliyle en çok Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Zira “sandığa ne konulursa, sandıktan onun çıktığını” en iyi kendisi biliyordu! Bu nedenle hemen her gün ekranlardan “sandık namustur” demeye başlamıştı.

Neden mi anımsattık bunları? Geleceğiz…

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN HAMLESİ

Geçen hafta Türkiye-Suriye sınırının hemen 100 metre altında PKK ile El Kaide çatışmış ve özerklik diyen PKK bayrak asmıştı! Bu tablo üzerine hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan esip gürlemişti: “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak.”

Bu sözler üzerine üç noktaya dikkat çekmiştik:

1. PKK’nin özerklik için, El Kaide’nin de şeriat devleti için mücadele eder hale gelmesinin baş sorumlusu kendileriydi… Beşar Esad’ı devirme çabalarının sonucu Suriye’nin kuzeyinde bir boşluk yaratmış, PKK ile El Kaide de o boşluğu doldurmak için egemenlik mücadelesine girmişti.

2. ABD, El Kaide gibi unsurların temizlenmesi halinde Özgür Suriye Ordusu’na silah vereceğini belirtmiş; misyonu sona eren El Kaide’yi temizleme işine ise PKK soyunmuştu!

3. AKP Bağdat’a karşı Irak Kürtleriyle ittifak yaparken ve Türkiye’de PKK ile işbirliği yapıp ABD’nin BOP’unu “Türklerin Kürtlerle Ortadoğu’da büyümesi” diye güncellerken, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarına karşı çıkması hiç inandırıcı değildir!

AKP’NİN BÖLÜCÜ SANDIĞI

Nitekim esip gürleyenlerden Yalçın Akdoğan, ilk üç gün için aldığı gazın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, gerçek niyetini dillendirmeye başladı. Şu sözleri BOP’çulukta sınır tanımadıklarının bir kanıtıdır:

“Diyelim ki yarın Suriye’de halk toplandı referandumda üçe bölünmeyi kararlaştırdı, Türkiye ne yapacak, silah zoruyla Suriye halkını birlikte yaşamaya mı zorlayacak? Türkiye’nin bu konudaki tezi bellidir. Türkiye, farklı tüm grupların eşitlik temelinde bir arada yaşadığı bir ve bütün bir Suriye’den yanadır. Bunun için her alanda da çaba gösteriyor, katkıda bulunmaya çalışıyor. Bölgede Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Türkmenlerin veya Nusayrilerin iradesine ipotek koymak hiçbir ülkenin hakkı olmadığı gibi buna güç yetirebileceği bir mesele de değildir. Kuzey Irak’taki veya Suriye’deki Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirleyebiliyor muyuz?” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 24 Temmuz 2013)

Neresinden tutsanız, elinizde kalacak ve Türkiye adına her yurttaşı utandıran sözler… Birkaç noktasına değinelim:

SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR!

1. Suriye’de sandığa itiraz eden kim? Sandıktan çıkan Esad yönetimini devirmek isteyen kim? Suriye’de sandıktan çıkmayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarını silahtan çıkarmaya çalışan kim? ABD adına AKP!

2. Hangi ciddi ülke, parçalanmayı ve bölünmeyi referanduma götürür? Çekoslovakya demeyin, hem koşulları farklıydı hem de iki ayrı halk iki ayrı coğrafyada yaşıyordu…

3. 11 yıldır Irak’taki Türkmenlere sırt dönmeyi, hatta Türkmenleri Kürtler lehine etkisizleştirmeyi demokrasi diye yutturmaya kalkmak ancak AKP’ye yakışırdı! Kerkük’ün Kürtleştirilmesinin sorumlusu olan bir hükümetin bugün demokrasi gereği “Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirlemiyoruz” demesi utanç belgesidir!

4. Suriye’de halkın sandık sonucuyla üçe bölünmesine itiraz edemeyeceğini söyleyen AKP sözcüsü Yalçın Akdoğan, benzer bir referandumun Türkiye’de yapılmasına ne der?

Sandık her şey midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın