Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
SULTAN’IN VIP CAMİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/07/2012
VIP diye yazılıyor, viaypi diye okunuyor. İngilizce “Very Importan Person” demenin kısaltılmışı, yani “çok önemli insan.”
O kadar önemliler ki, insan bile değiller, insanüstüler! Örneğin havalimanlarında kapıları ayrıdır, oturdukları yerler de… Biz fanilerden farklı olarak kırmızı halı üzerinde yürürler. Halk arasında kaymak tabakası olarak adlandırılırlar.
VIP’ler eşit olmayan insanlardır; vahşi kapitalist toplumlar incelendiğinde bir VIP’e, bin normal insan düşmektedir. Ki bir normal insan da, bin emekçiye düşmektedir ancak!
VIP MÜSLÜMAN OLUR MU?
Eşitsizliğin en bariz göstergesi olan VIP uygulaması, artık camilerde de var.
Hakları tabi; çünkü normal Müslüman var, VIP Müslüman var…
Sıradan Müslüman var, gemicik alabilen, elli milyarlık yüzük takabilen Müslüman var…
Gemiciği olan Müslüman’la, sıradan Müslüman neden aynı camide ibadet etsin ki?! Hak mı?
CAMİ Mİ, DEVLET DAİRESİ Mİ?
Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya kararlı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kolları sıvadı ve Ataşehir’e bir cami kondurdu.
Önceki gün caminin açılışını yapan Erdoğan, ayrıca Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ile caminin VIP salonunda yarım saat basına kapalı bir görüşme yapmış! (CNNTURK, 20 Temmuz 2012)
Cami dediğin böyle olmalı zaten. VIP salonu olmalı ki, başbakan başka ülkenin yöneticileriyle camide de görüşebilsin! VIP Cami, bir nevi Başbakanlık ofisidir çünkü!
Dini siyasete alet ediyor diye eleştirilen Erdoğan, tersine, camide siyaset yaparak eleştirilere de yanıt vermiş oluyor böylece!
ERDOĞAN KENDİNİ SULTAN İLAN ETTİ
Caminin açılışında konuşan Erdoğan, bakın neler söylüyor: “Avrupa yakasında bir Süleymaniye var, Mimar Sinan‘ın İstanbul’daki ilk eseri Şehzadebaşı Camisi var. Bir diğer tarafta Sultanahmet ve Fatih camileri var. Fakat bu yakada böyle bir cuma camisi, bir selatin cami mevcut değildi. Arzu ettik ki, bu yakada da birkaç tane selatin cami, cuma camisi olması lazım. Bu kararı verdik.”
Selatin cami ne demek? Sultanların yaptığı cami demek! Yani Erdoğan diyor ki, “Osmanlı sultanları, Osmanlı padişahları Avrupa yakasına cami yapmış ama Anadolu yakasına yapmamış. Bu yakaya da, yeni sultan olarak ben cami yapıyorum!”
Metrobüs hattı açılışında boşuna mı “Son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” yazılı pankart asmışlardı? İşte bu günler içindi…
HİCRİ TAKVİM KULLANAN ERDOĞAN
Caminin girişinde bir de Recep Tayyip Erdoğan imzalı levha var. Mimar Sinan’a “Sinan usta” diye seslenilen levha, okuyana “bir ustadan bir ustaya sıcak sözler” hissi uyandırıyor!
Levhadaki sözlerden sonra, imzanın altına atılan tarih ise Erdoğan’a yakışmış! Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Erdoğan, Hicri takvimi kullanmış!
CONİYE DUA EDEN, VIP CAMİ AÇAR!
CNNTürk’teki haberi izledikten sonra aklıma Erdoğan’ın mektubu geldi… Hani ABD Irak’a saldırdığında, Başbakan’ın “ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu” belirttiği mektubu…
Dün Müslüman katleden Hristiyan askerlerin sağlığına dua edenin, bugün VIP cami açmasına şaşırmamam gerektiğini fark ettim!
Umarım AKP’liler de fark eder!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2012
CHP’DE İKİNCİ ADAM SORUNU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/07/2012
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’nda 2. yılını doldurdu. CHP ise Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında iki yılda tam dört kurultay yaptı! Ve iki yılda CHP’de pek çok defa PM ve MYK değişti! Artık kimin görevi neydi, akılda bile tutamıyoruz…
34. Kurultay tamamlanırken, kulislerde Adnan Keskin’in ikinci adam olacağı konuşuluyor. Bu “ikinci adam” meselesi önemli, zira Kılıçdaroğlu iki yılda CHP’yi Y-CHP’ye çevirirken, hep ikinci adamlara dayandı. İlginç olanı ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun topu topu iki yılda altı “ikinci adama” sahip olmasıydı.
“İkinci adam” bazen örgütlerden sorulu genel başkan yardımcısı oldu, bazen de genel sekreter… Anımsayalım:
Deniz Baykal’ın bel altı operasyonla CHP’den, daha doğrusu siyasetten tasfiye edildiği kaset olayı sırasında, genel başkanlıkta gözü olmadığını belirten ancak bir gün sonra Önder Sav’la anlaşarak CHP’nin başı olmaya soyunan Kemal Kılıçdaroğlu, çok iyi bir “hesap uzmanı” oluğunu geçen iki yılda kanıtladı!
Önce Önder Sav’ı ikinci adam yapıp, Baykal’ın koltuğuna oturdu. Sonra Gürsel Tekin’i ikinci adam yapıp Önder Sav’dan kurtuldu. Ardından Erdoğan Toprak’a ve Sezgin Tanrıkulu’na dayanarak Gürsel Tekin’i etkisiz hale getirdi. Sonra Nihat Matkap’ı “ikinci adam” yaptı. Sırada altıncı “ikinci adam” olarak Adnan Keskin var!
KILIÇDAROĞLU’NUN “TEK ADAM” İLANI
Kemal Kılıçdaroğlu, operasyonunu CHP’ye yutturabilmek için de yeni bir tez attı ortaya: “Artık ikinci adamlık dönemi bitti. Kimse kendini ikinci adam görmesin, ikinci adamı halk seçer.”
İkinci adamlara dayanarak birinci adam olan Kemal Kılıçdaroğlu, artık birinci değil, tek adam olduğunu ilan ediyor şu sözleriyle: “Genel sekreterlik, eski genel sekreterlik değildir, genel başkan yardımcılarından sonra gelen bir pozisyon. Örgütlerden sorumlu olan kişi, aslında ikinci adam değildir, belki 3., 4., 5. adamdır. 2. adam kendini halka çok sevdiren, halkta karşılığı olan adamdır. Bu MYK üyesi de olabilir, PM üyesi de, grup başkanvekili de olabilir, düz milletvekili de olabilir.”
Son iki yıldaki örneklere bakılırsa, ikinci adamın CHP’li olması şartı bile aslında gerekmiyor!
ÖRÜGÜTTEN SORUMLU ADAM, ADAM DEĞİL!
Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci adamlığı tasfiye edip tek adam olduğunu ilan ederken, CHP’yi ve örgüt anlayışını da bitiriyor. Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bir dönemin kapandığını gösteriyor: “Ben örgüte bakıyorum, 2. adamım. Hayır değil, neden değil, artık atamayla örgüt belirlemiyoruz, bitti o. Seçimle geliyor artık. Burada örgütten sorumlu olan kişi, işsiz kişidir aslında, işi çok fazla değildir. Örgüt seçimle gelmiştir, işi bitmiştir.”
Kılıçdaroğlu’nun örgütten sorumlu adamdan ne anladığı sorununa hiç girmiyoruz ama şu acı gerçeğe dikkat çekiyoruz: Örgütten sorumlu adamın adam sayılmadığı partide, yakında örgüte de gerek kalmaz!
KILIÇDAROĞLU’NUN 10 KİTABI
Yakın gelecekte öyle olacağı da görünüyor…
Kılıçdaroğlu, geçenlerde gündeme gelen “masasındaki 10 sosyal demokrasi kitabı” ile ilgili şimdi görev veriyor CHP’lilere: “Sosyaldemokrasi konusunda 10 önemli kitap. Bunu partili gençler okuyacak. Özet çıkaracak, konferans verecekler. Bunu yaparken de ben gidip dinleyeceğim onları.”
Devrimci ve halkçı Mustafa Kemal’in koltuğunda sosyaldemokrasiye sevdalı bir genel başkanın oturduğu parti, elbette Altı Ok programından vazgeçer, “sosyal liberal” tezlere sahip çıkar!
Kılıçdaroğlu’na değil ama CHP’li gençlere Teori Dergisi’nin, “Türkiye’de ve dünyada sosyaldemokrasi” dosyasını mutlaka okumalarını öneriyoruz.
Ve bitirirken belirtiyoruz: Sosyaldemokrasi iyi bir şey olsaydı, önce Mustafa Kemal sosyaldemokrat olurdu! Büyük devrimci, sosyaldemokrasinin emperyalizmin sol eli olduğunu vatanını cephelerde savunurken gördü. Zira savaştığı emperyalist devletler, sosyaldemokrat partiler tarafından yönetiliyordu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2012
SİLİVRİ’DEKİ ZAFER İŞARETLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/07/2012
Özel Büro isimli internet sitesi, Kürt mafyasına karşı mücadele etmek için 1 milyon motorize ekip kuracakmış. Tamamı silahlı ve telsizli bu hareketli birlik, mafyayı çökertecekmiş.
İnsan duyunca gülümsüyor haliyle ve aklına şu soru geliyor. Hadi 1 milyon kişiyi buldunuz, hadi oldu da 1 milyon silahı da buldunuz. Peki, 1 milyon telsizi ve motoru nasıl buluyorsunuz?
Bir motor firmasının kulağa fısıldadığı reklam maksatlı balon değilse, bir deli saçmasıdır en fazla.
Ama yok, biri ciddiye almış, bir gazeteci! 2006 yılında haber yapmış, şimdi o haberini de Ergenekon davasında tanık olarak mahkemeye anlatıyor. Mahkeme de, Ergenekon örgütünü ortaya çıkaran(!) bu müthiş haberi her ayrıntısıyla inceliyor.
Öyle ki, sanıkların tanığa yönelttiği sorular ve tanığın sorular karşısında “hatırlamıyorum” kaçamağına sarılması, mesleğimiz açısından üzücüydü. Duruşmayı birlikte izlediğimiz Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit Zileli’yle, mesleğimiz adına utandık!
AYDIN KUCAKLAŞMASI
Evet, dün Silivri’deydim. Türkiye’nin en aydınlık yüzlerinin, en birikimli siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve askerlerinin topluca yargılandığı, daha doğrusu onların yargılayanları yargıladığı salondaydım.
Sabah henüz duruşma başlamadan önceki o kısa zamanı büyük kucaklaşmalar dolduruyor. Sanıklar, izleyicilerle kucaklaşıyor. Ama ne kucaklaşma…
İnsanların birbirine dokunmadan nasıl kucaklaşabildiklerini, insanların gözleriyle nasıl anlaştığını ancak Silivri’de öğrenebilirsiniz.
Hele ilk arada Doğu Perinçek ile Tarık Akan ve Rutkay Aziz’in gözleriyle ve sözleriyle kucaklaşmaları görülmeye değerdi. Ayrıntıları Aydınlık muhabiri Sezim Özadalı’nın haberinden okuyacaksınız…
SİLİVRİ’DEKİ ÖĞRETMENLERİM
Ya benim kucaklaşmalarım?
Doğu Perinçek’le kucaklaştım önce… Değerli ustam, Silivri duruşmalarında bile “öğretmeye” ara vermedi. Önceki günkü yazımda yanlış kullandığım bir kelimeyi anımsattı, doğrusunu söyledi. Büyük öğretmenlerin o aydınlatan yüzü ve kalemi, rotamız olmayı, ufkumuzun ötesini bize göstermeyi her şart altında sürdürüyor…
Değerli gazeteci ustalarımdan Hikmet Çiçek, eleştirilerini sıraladı, tavsiyelerde bulundu; her zamanki gibi çok yararlanacağım…
Mehmet Bedri Gültekin, Turan Özlü, Erkan Önsel’le kucaklaştık sonra… Arguvan’dan selam getirdim Bedri ağabeye, eski mücadele arkadaşlarından… Erkan ağabey eczacı ya, her şart altında eczacılık yapıyor, kullandığım ilaçların dozajıyla ilgileniyor…
Mehmet Perinçek’le sarıldık sonra… Motorize ekip masalı anlatılırken kürsüde, o akademisyen titizliğiyle okuyor ve çalışıyordu oturduğu yerde… Birlikte ilk gözaltına alındığımız o eski günlerde, Beyazıt’ta, “çıkınca ilk yapacağımız” şey aynıydı. Yapmıştık da… Şimdi bir daha yapacağız!
Oktay Yıldırım, Levent Göktaş, Mustafa Balbay’la kucaklaştık sonra… İnsan ilk tanışmada nasıl kucaklaşır ki? Düşünün işte…
Sonra en deneyimli Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’le kucaklaştık… Güzel tesadüf; Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıldönümünde…
KAZANACAĞIZ!
Bugün size Ortadoğu’yu, Suriye’yi, Irak’ı, bölgeye yönelik ABD planlarını yazmadım.
O planlara direnecek isimlerin yargılandığı Silivri’yi yazdım. Çünkü Silivri’deki direniş, kazanacağımızı işaret ediyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2012
ABD SALDIRISININ 4 HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/07/2012
Suriye Ulusal Güvenlik Binası’na yapılan ve Savunma Bakanı ve yardımcısı ile İçişleri Bakanı’nın ölümüne sebep olan saldırıyı, AKP destekli Özgür Suriye Ordusu üstlendi. Ancak saldırının çapı ve zamanlaması dikkate alınınca, bombalı intihar eyleminin ABD imzalı olduğu anlaşılıyor.
Peki, ABD bu saldırıyla neyi hedefledi?
KRİTİK 2 GÖRÜŞME, 1 OTURUM
1. Saldırı iki kritik görüşmeyle eş zamanlıydı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun ile Çin Devlet Başkanı Hu Cintao’nun Pekin’deki görüşmesi ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’daki görüşmesiyle çakışan saldırı, açık ki Suriye’ye dış müdahaleye geçit vermeyen Çin-Rusya ikilisini tehdit ediyordu.
2. Bombalı saldırı, BM’de yapılması planlanan “Suriye’deki görevli gözlemcilerin süresini 90 gün uzatma oylamasından” birkaç saat önce gerçekleşti. Ki oylama öncesi müzakereler tıkandığı için, oturum, bombalı saldırıdan hemen önce ertelenmişti.
Annan Planı’nın uygulanmasını istemeyen ve bir an önce Planı’nın rafa kaldırılmasını talep eden ABD, Şam saldırısıyla uluslararası ilişkileri sabote etmiştir.
ABD, ÇAREYİ TERÖRDE ARIYOR
3. Suriye’deki olaylar, 16 ay önce Cisreşugur’da 180 güvenlik görevlisinin katledilmesiyle başladı. Olay, tipik bir kontrgerilla faaliyetiydi. Çünkü ciddi bir devlet böylesi bir saldırı karşısında doğal olarak harekete geçecek, Batı ise Beşar Esad’ı “halka zulüm yapıyor” diye gösterecekti.
Ancak 16 ay sonunda ABD’nin planı işlemedi. Washignton, önceki gün yeni bir hamle arayışına girdi: Özgür Suriye Ordusu önceki gün ülke genelinde “Şam Volkanı” ve “Suriye Depremleri” adlı iki ayaklanma girişimi başlattı.
ABD’nin her türlü baskısına rağmen gerçekleşmeyen Türkiye saldırısına alternatif olarak devreye soktuğu bu ayaklanma girişimi Şam hükümeti tarafından çok sert bastırıldı. Halk ayaklanmamış, paralı teröristler etkisiz kalmıştı. Resmi olmayan rakamlara göre 400’den fazla terörist öldürüldü, yüzlercesi tutuklandı.
Dünkü Şam saldırısı, bu çaresiz ayaklanma girişiminin bastırılmasına gösterilen “terörist” tepkiydi. ABD, “iç savaş” seçeneğinin de işe yaramaması üzerine, çareyi terörde aramaya başladı. ABD, halk ayaklanmadığı için, teröre yöneldi!
TSK PLANA DİRENİYOR
4. Morton Abramowitz’in de itiraf ettiği gibi, Türkiye bir türlü Suriye’ye askeri müdahalenin liderliğini üstlenmedi. AKP Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bu haksız saldırıya ikna-mecbur edemedi. Washington, bu nedenle Türk jetini tuzağa düşürdü, NATO yemi yaptı!
ABD eğitimli polis-yazar Emre Uslu’nun saldırıdan hemen sonraki açıklamaları anlamlıydı: “Şam’daki saldırı MİT’in Jet krizine karşı cevabı mı? İstihbarat parmağı vardır bu tip saldırılarda. Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı’yla sürpriz görüşme yapmıştı. MİT en azından böyle işler ve günler için var, rolleri varsa helal olsun.”
Washington, bir Türkiye-Suriye savaşı için yeni tuzaklar mı kuruyor?
Umarız, Türk Silahlı Kuvvetleri, AKP Hükümeti’nin “jetin intikamı alınacak” emrine ve aklına uymamıştır. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in “Suriye’ye ne yapacağımızı, yapınca görürsünüz” türünden açıklamaları, maalesef bu saldırıyı TSK’nin üstüne atmak isteyenlere kolaylık sağlamaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2012
RUSYA’NIN SAVAŞ HAZIRLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/07/2012
Suriye krizi, Körfez’de artan tansiyon, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta gerilim, İsrail-İran restleşmesi…
Neredeyse tüm bölge karışık… Bölge üzerinde özellikle ABD ile Rusya’nın hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Bu durum haliyle “savaş endişesini” artırıyor.
Savaş olasılığı gerçekten yüksek mi? Bu konuda daha çok Batı’dan analistlerin değerlendirmelerini biliyoruz. Bugün Doğu’dan, Rusya’dan bir ismin görüşlerini paylaşacağız…
ASYALI LİDERLER DÖNEMİ
Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov Russia in Global Affairs’ten uyarıyor: “Rusya’nın ekonomik stratejisi, kurumları ve halkı, Rusya’nın güney sınırında onlarca yıl sürecek savaş ve çatışmalar ihtimali temelinde inşa edilmelidir.” Çünkü Karaganov’a göre “yaklaşan savaşın sesleri” duyuluyor.
Karaganov, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, önemli saptamalar yapıyor. Sergey Karaganov’a göre “makro jeopolitikten makro jeo-ekonomiye kadar pek çok faktör, bir savaşın yakın olduğuna” işaret ediyor. İşte o faktörler:
1. Karaganov’a göre son 20 yılda yaşanan önemli değişikliklerden biri, dünya enerji kaynaklarının kontrolünün, çok uluslu şirketlerden devletlere ve devlet şirketlerine geçmesidir.
Bu durum BM, IMF gibi kurumların düşüşüne, G8 ile G20’nin etkisizleşmesine yol açtı. Karaganov’a göre “BRICS veya Şangay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlar, bu kurumların zayıflığını tazmin etmek için acele etmiyorlar.”
2. Karaganov’a göre dünya siyaseti yeniden ideolojikleşiyor. “İki askeri-siyasi mağlubiyet” yaşayan ABD’nin “ekonomik modelinin zayıflığı, krizle ortaya çıktı” ve “ABD büyük itibar kaybetti.”
3. Karaganov’a göre “güç, Asyalı liderler lehine emsalsiz bir hızla yeniden dağıldı.”
SAVAŞI, BATI BAŞLATIR
Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov’a göre bu üç temel değişiklik, “büyük savaş veya Büyük Ortadoğu’da bir dizi savaş ihtimalini artıran bir etkeni” doğuruyor; Batı’nın rolünü…
Ancak Karaganov, Arap Baharı’nın arkasında Batı’nın elini göremediğini özellikle belirtiyor: “Bu el ne Mısır’da ne de Tunus’ta görülebiliyor. Batılı siyasetçiler sadece neticeleri tekellerine alıyor, jeopolitik zayıflıklarını böylelikle tazmin etmeye çalışıyorlar.”
Karaganov’a göre savaş, Batı’nın zorunlu bir seçeneği: “Batı’nın girdiği sistemik kriz, dikkat dağıtmak amacıyla Batı dışında taktik manevralara zorluyor onu.”
Batı, “ilan ettiği politikalara rağmen, bu krizle başa çıkamayacağını dış faktörlerle gerekçelendirmek için” uğraşıyor.
‘RUSYA BU COĞRAFDA OLACAK’
Sergey Karaganov, Suriye sorununa değinerek, “coğrafya, Rusya’nın bölgeden uzaklaşmasına müsaade etmeyecektir” diyor ve ekliyor: “Dolayısıyla gelecek yıllarda manevra yapmak, hasarı sınırlamak, potansiyel saldırganları güç kullanımıyla caydırmak ve bazen de faal halde kendimizi savunmak durumundayız.”
Karaganov’un da dikkat çektiği gibi bölgede savaş isteyen Asya değil, Atlantik’tir. Atlantik’i bu büyük savaştan caydıracak olan ise Asya’nın gücü, kararlılığı ve hazırlığıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2012
TUZAĞA DÜŞÜRÜLEN 4 UÇAK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/07/2012
Başından beri belirtiyoruz: AKP’nin Suriye düşmanlığı, ABD’nin bölge planları gereğidir.
Bu gerçeklikten utanan muhafazakârlar, ABD’nin Suriye’de düşürülen uçağımızla ilgili takındığı tavrı fırsat bilip soruyor: “AKP’nin Suriye politikası ABD’nin eseri olsaydı, hiç Washington bu olayda Türkiye’yi ortada bırakır mıydı?”
Yanıtı vereceğiz. Ancak önce Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik öneme sahip bazı uçak olaylarını anımsayalım:
ORG. BİTLİS’İN UÇAĞI
Pentagon, ABD-PKK ilişkisini saptayan, ABD’nin Kuzey Irak planına karşı barikat kuran Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağını 17 Şubat 1993 günü düşürdü. Dönemin Genelkurmay’ı, daha hiçbir inceleme yapmadan “sabotaj yok, uçak buzlanma sonucu düştü” dedi.
Ancak raporlar bir süre sonra “sabotaj” yapıldığını ortaya çıkardı, çünkü buzlanma yoktu. Ama hâlâ Org. Bitlis’in uçağı “resmi olarak” düşmüştür, düşürülmemiştir! Türk devleti gerçeğe gözlerini kapatmıştır.
CASA UÇAĞI
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın seçkin bordo bereli askerlerini taşıyan CASA uçağı, 16 Mayıs 2001 günü Malatya’da düşürüldü.
34 askerimizin şehit olduğu bu olay, resmi kayıtlara kaza olarak girdi: CASA uçağında “kumanda arızası” olmuştu!
ULUDERE’DEKİ UÇAK
28 Aralık 2011 günü, Uludere’de Türk F16’ları, 34 yurttaşımızı bombaladı. Aslında ABD Predatör’ü bilerek “yanlış istihbarat” vermiş ve Türk Ordusu’nu tuzağa düşürmüştü. Hatta ilk bombayı, Türk F16’larından önce, Amerikan Predatörü atmıştı.
Genelkurmay bu gerçek karşısında ısrarla, “istihbaratı ABD vermedi, biz kendimiz yanlışlık yaptık” dedi. Yani ABD Türk Ordusu’nu tuzağa düşürüyor ama Genelkurmay, “kimse bizi tuzağa düşürmedi, biz kendimiz tuzağa düştük” diyordu!
SURİYE’DE DÜŞ(ÜRÜL)EN UÇAK
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 25 gün önce “uçağımızı Suriye, hem de uluslararası hava sahasında ve füzeyle düşürdü” dedi. Yandaş medya kalemşorları savaş naraları attı, füzeler Suriye’ye çevrildi, MGK toplanıp “angajman kurallarını” değiştirdi, Türk uçakları sınırda Suriye helikopteri pususuna yattı…
25 gün sonra durum değişti. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “uluslararası hava sahası” ve “füze” savları rafa kalktı. Hatta Genelkurmay’ın açıklamalarına bakılırsa, “uçağımızı Suriye düşürmedi, kendi düştü!”
ABD’Yİ SAPTAYAMAYAN, YENİLİR!
ABD ne zaman Türkiye’yi bir konuda sıkıştırmak için özel operasyon yapsa, NATO üyeliğinin bir sonucu olarak, o operasyon gizlenir, perdelenir; buzlanma denir, arıza denir…
Oysa her “kaza”, olduğu süreçteki kimi olaylarla bağlantılıdır. 1993, 2001, 2011 ve 2012’de gerçekleşen bu olaylar, ABD’nin kimi bölge planları için kritik işlevlere sahiptir. Son ikisi, ABD’nin Suriye planıyla ilgilidir.
Peki, ABD neden AKP Hükümeti’ni bu olayda ortada bıraktı? Yanıtı ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz’in makalesinden aktaralım: “Ancak bölgedeki hâkim gücüne rağmen Türkiye bu krizde askeri liderliği üstlenmeyi reddetti. Türkiye daha saldırgan bir Amerikan rolü görmeyi diledi.”
Evet, ABD AKP Hükümeti üzerinden Türkiye’yi Suriye’ye saldırmaya zorladı. Ancak Türk Ordusu, en baştan “Suriye’nin iç meselesidir” deyip bu plana direndi. Hâlâ da direniyor. Direndiği için de hem Uludere’de, hem de bu olayda tuzağa düşürüldü.
Peki, ne yapmalı? Bu olayların yaşanmaması için plana teslim mi olunmalı? Hayır, plana direnilmeli. Ancak iyi direnebilmenin yolu, faili de ilan edebilme cesaretine bağlıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2012
ALTI OK, CHP’DEN KURTULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/07/2012
Kurultaya hazırlanan Yeni CHP’nin “sosyaldemokrasi, liberalizm, sosyalizm ve Atatürkçülük” eğilimlerini birleştirme hamlesi ilgi çekti.
Konu bir partinin iktidar olabilmek için bazı eğilimleri hedeflemesi olsaydı eğer, eminiz bu kadar konuşulmazdı. Ancak CHP Atatürk’ün Altı Ok’unu artık sözde de savunmayı bırakıp, bu dört eğilimden yeni bir program icat etmeye kalkınca, haliyle tartışma yarattı.
Atatürkçülük zaten sosyalizmle aydınlanmanın bir sentezi değil mi, liberalizmle sosyalizm bir arada olur mu, Atatürk’ün halkçılığıyla emperyalizmin sol hançeri olan Avrupa sosyaldemokrasisi örtüşür mü, gibi sorulara ve yanıtlarına hiç girmiyoruz.
Bizim sorumuz başka: Bir partinin genel başkanıyla, yardımcısı en temel konuda birbirinden 180 derece zıt şeyler savunur mu?
LOĞOĞLU’NUN AB’YE MEKTUBU
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, geçenlerde 16 AB Dışişleri Bakanı’na ortak mektup yazdı. Mektup, 16 AB Bakanı’nın yayımladığı “AB ve Türkiye: Birlikte daha güçlü” başlıklı makaleye yanıttı aslında…
CHP’nin internet sitesinde yer alan ve “Türkiye hakkındaki gerçekler” başlığını taşıyan bu mektup, AKP’nin de tepkisini çekti. AKP’liler, CHP’yi Türkiye’yi yabancılara şikayet etmekle suçladı. Biz ise öncelikle mektubun içindeki ifadelerle ilgileniyoruz.
LAİKLİK TEHLİKEDE Mİ, DEĞİL Mİ?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu mektubunda 16 AB Dışişleri Bakanı’na diyor ki: “Türkiye’nin ‘komşularına laik ve demokratik bir ülkenin ilham verici bir örneğini sunması…’ yanlış bir adlandırmadır. Laikliğe, hayatın bütün aşamalarında, iktidardaki AKP tarafından sürekli ve sistematik olarak meydan okunmaktadır.”
Yani CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, laikliğin saldırı altında olduğunu belirtiyor.
Haliyle bu saptama bize ilginç geliyor. Çünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok tepki toplayan açıklamasında “laikliğin tehlikede olmadığını” savunmuştu.
Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerinin bir gaf olmadığı, başka açıklamalarıyla da kanıtlandı. Nitekim Kılıçdaroğlu AKP’nin 8 yılda yapamadığını bir ayda yaptı ve türbanın üniversitelere girmesinin yolunu açtı. Aslında 2006’da hukuk yoluyla kapanan ve AKP’nin de gündeminde olmayan bu konuyu, 12 Eylül halk oylaması sırasında “türbanı biz çözeriz” diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu gündeme taşımıştı zaten…
Yol bir kez açılınca, Atatürk’ün kapattığı tekke ve zaviyeler, cemaat ve tarikatlar o yoldan girip, türbanı ilköğretim okullarına kadar soktular!
AKP’nin 8 yıllık kesintisiz eğitimi iptal edip, İmam Hatiplerin orta bölümünün yeniden açılmasını sağlayan 4+4+4 şeklindeki kesintili eğitim modelini yaratması da, maalesef Kılıçdaroğlu’nun açtığı bu yolun sonucudur!
Ve Yeni CHP, bu köşeye sığmayacak çoklukta açıklamayla, Atatürk’ün altı okundan biri olan laikliği tırpanladı! Öyle ki, Kılıçdaroğlu CHP’sinin laikliği aşındırmakta AKP’yle başa baş yarıştığını bile söyleyebiliriz.
ALTI OK’TA BİRLEŞME ŞANSI
Sonuç olarak, Genel Başkanı’nın başka, yardımcısının başka konuştuğu bir partinin, dört ideolojiden bir bulamaç yapmaya soyunması, hiç de tuhaf değildir.
Tersine, CHP’yi hâlâ Atatürk’ün partisi sanarak peşinden çaresizce koşanlar için, daha doğrusu Türkiye için bir şanstır. Çünkü aslında Y-CHP Altı Ok’dan değil, Altı Ok Y-CHP’den kurtulmaktadır!
Böylece Türk milletinin önüne, şimdi gerçekten Altı Ok’ta birleşme ve iktidar olma fırsatı doğmuştur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Temmuz 2012