Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
BÖLGEDE GÜÇ DENGESİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/02/2012
ABD ile İsrail’in, İran konusunda farklı düşündüğünü belirtmemizin üzerinden geçen şubir ay zarfında pek çok yeni olguyla karşılaştık.
Washington’un diplomatik uyarılarıları, ABD Genelkurmay BaşkanıMartin Dempsey’inİsrail Genelkurmay Başkanı’nı ikna turları, ABD-İsrail ortak askeri tatbikatınınertelenmesi gibi gelişmeler, Tel Aviv’de de kırılma yarattı.
Bu kırılma Suriye konusunda da su yüzüne çıktı. Ki zaten İran ile Suriye’yi birlikte düşünmek gerekiyor.
ESAD, İSRAİL’İ BÖLDÜ
Haaretzgazetesi, İsrail Dışişleri BakanıAvigdor Liberman’ın, Suriye’ye tutumkonusunda BaşbakanBinyamin Netanyahuile Savunma BakanıEhud Barak’dan farklıdüşündüğünü yazdı.
Liberman’a göre İsrail, Suriye konusunda artık kesin bir tutum belirlemeli. AncakNetanyahuileBarak’a göre İsrail’in bu konuda keskin sözler sarfetmesi, “Suriyeli isyancıların arkasında İsrail var” düşüncesinin oluşmasına neden olacak.
ASIL TEHLİKE HANGİSİ
ABD’nin önemli gazetecilerindenFarid Zakaria, İran tehdidinin mi, yoksa İsrail’in İran’a saldırmasının mı daha tehlikeli olduğunu sorguluyor.
İsrail Savunma BakanıEhud Barak’ın “yakında İran’ın nükleer kapasitesi, İsrail’in önüne geçemeyeceği düzeye erişmiş olacak” sözlerine değinen Zakaria, “dokunulmazlık bölgesi” kavramı üzerinden riskleri karşılaştırıyor.
Zakaria, İsrail’in İran’a saldırmasının, İran’ın nükleer güce kavuşmasından daha tehlikeli olduğunusavunmak için iki örnek veriyor.
Birinci örnek, Almanya’nın yenilmesiyle sonuçlanan birinci dünya savaşı…
Zakaria’ya göre Alman Genelkurmayı, hızla silahlanan Rusya’nın kısa süre içinde Almanya’nın askeri üstünlüğüne son vereceğine inanıyordu. Bu nedenle Almanya, Rusların “dokunulmazlık bölgesine”girmeden engellenmesini sağlamak için harekete geçti ve birinci dünya savaşını başlattı.
Zakaria’nın ikinci örnegi ise ABD’nin Irak’a saldırısı… ABD, nükleer denetçilerin işlerini bitirmelerinibekleyememiş, trenin kaçmaması için hemen harekete geçmiş ama işte dokuz yıl süren bir savaşın içindebulmuştu kendini…
KARŞILIKLI YOK OLMA KORKUSU
“İsrailli yetkililer biz Amerikalılar’ın korkularını anlayamadığımızı, İran’ın onlar için varoluşsal bir tehditolduğunu söylüyorlar” diyenFarid Zakaria, İsraili aslında anladıklarını belirterek, ABD-SSCB mücadelesini anımsatıyor.
Zakaria,ABD’nin 2. Dünya savaşından sonra SSCB’nin nükleer kapasiteye erişecek olmasından paniğekapıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Bugün İsrail’in İran hakkında söylediği her şeyi, biz geçmişte Sovyetleriçin söylüyorduk.”
Zakaria,tıpkı bugün İsrail’in İran’a karşı önleyici saldırılar düzenlemeyi düşündüğü gibi, o gün deABD’nin SSCB’ye önleyici saldırılar yapmayı düşündüğünü belirtiyor ve “karşılıklı yok olma korkusu”nunfelaketi önlediğine dikkat çekiyor.
Foreign Affairsdergisi editörü Gideon Rose’un İsrail’e uyarısı da anlamlı: “Sonunda İsrail de, ABD ve İngiltere’nin altmış yıldan uzun süre önce karşı karşıya kaldığı türden seçeneklerle karşı karşıya.Umarım oda, nükleer çağda mutlak güvenlik diye bir şey olmadığının ve düşmanlarının nükleer programlarını geciktirmek veya önlemek imkansızsa savaştan caymanın, önleyici savaştan daha az felakete yolaçtığının farkına varır.”
İRAN’IN CAYDIRILICIĞI
İsrail karşısında caydırıcı bir konuma ulaşan Tahran’ın izlediği bölgesel politika, Ortadoğu’da sağlam bir İran – Irak – Suriye – Lübnan cephesi oluşturdu.
Batısını bu ittifak cephesiyle güvenceye almaya çalışan Tahran, şimdi de doğusunu tahkim etmeye çalışıyor. İran, Pakistan ve Afganistan’la bölgesel işbirliğini geliştiriyor ve her iki ülkeye de “bölge ülkeleribirbirinin tamamlayıcısı olmalı” mesajı veriyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2012
SURİYE MUHALEFETİNİ SİLAHLANDIRMA SORUNU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/02/2012
Bir süredir altını çiziyoruz. ABD’nin Suriye’ye doğrudan saldırmaya niyeti yok; daha doğrusu ABD’nin Lübnan – Suriye – Irak – İran hattına ve bu hattı destekleyen Rusya ile Çin’e savaş açmaya gücü yok.
ABD, bu nedenle sahaya Türkiye’yi sürmeye çalışıyor. Böylece bir taşla bir kaç kuş vurmayı hedefliyor. Zira Türkiye’yi Suriye’ye saldırtan ABD, iki ülkeyi birden avlamış olur.
Ancak BOP eşbaşkanlığının bu planı kendi tabanına bile kabul ettirmesi mümkün görünmüyor. Üstelik bu saldırının Türkiye’de bir iktidar değişikliğiyle neticeleneceğinin de farkındalar.
MİT olayının, AKP’nin bu itirazıyla doğrudan ilgili olduğunu saptamıştık.
AKP’NİN ÇIKIŞ ARAYIŞLARI
ABD’nin dayatmasına ayak sürüyen AKP’nin yeni formüller peşinde olduğu belirtiliyor. Örneğin Ankara son olarak, Türkiye sınırından Suriye’ye koridor açılmasına karşı çıkıp, Akdeniz’den koridor açılmasını önermiş!
AKP böylece, topu rakip sahaya atmış olduğunu düşünüyor!
ABD’NİN PLAN SIKINTISI
ABD’nin üzerinde çalıştığı yeni plan ise Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması… Ancak bu planın da sıkıntılı olduğu, Amerikan devlet aygıtı içinde plana güçlü bir itirazın olduğu belirtiliyor. Hatta bu güçlü itirazlar, yayımlanmaya da başladı.
Örneğin Foregin Policy’den Marc Lynch, bu itirazları sistemli bir şekilde sıralayanlardan. Lynch, Emin Arvas tarafından Dünya Bülteni için çevrilen makalesinde bakın hangi soruları gündeme getiriyor:
1. Tam olarak kim silanlandırılacak? Suriye muhalefeti bölük börçük. Her yabancı kuvvet, muhtemel ki, sadece kendi müttefiki olan muhalifleri silahlandırcaktır. Bu durumda ABD kimi silahlandıracak? Silahlandırılacak gurupların kimlikleri, arzuları ve bağlantıları hakkında çok az şey biliyoruz.
2. Silah tedariki Suriye muhalefetini nasıl etkileyecek? Batılı silah ve teçhizata erişim, dağıtım ağının kontrolünü elde edenlerin siyasi pozisyonlarını kuvvetlendirecek kıymetli bir kaynak olur. Bu durum, muhalefetteki bölünmeyi daha da kötüleştirir.
3. Silahlarla neyin başarılması isteniyor? Silah tedarikinde askeri açıdan çıkmaza girmiş, müzminleşmiş bir durum oluşturulması istenmiyordur ama en muhtemel sonuç da bu olacaktır.
MUHALEFETİ SİLAHLANDIRMAK, ESAD’A YARAR
4. Esad, muhalefetin silahlandırılmasına ne tepki verecek? Esad, bu durumu saldırısını artırmaya dönük bir ruhsat olarak kullancaktır. Üstelik muhalefetin silahlandırılması Rusya, İran ya da Esad’a silah ve yardım tedarik eden diğerlerini durdurmayı büsbütün zorlaştırır.
5. Silah tedariki meseleyi çözömediği zaman ne yapacağız?
6. Esad düşerse ne olacak? Silahlı muhalif gruplar hakim pozisyonda olacaklar. Muhtemelen silah bırakmayacaklar. Bu da yeni bir çıkmaz yaratacak.
Marc Lynch, bu altı sorudan hareketle doğrudan Suriye’ye saldıramayacak ABD’nin, muhalefeti silahlandırarak da başarı elde edemeyeceğini ortaya koyuyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Şubat 2012
ABD’NİN PASİFİK STRATEJİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/02/2012
ABD’nin yeni dönem stratejisine ilişkin dört önemli belge var:
1. Mayıs 2010’da açıklanan “ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi.”
2. Hillary Clinton’un Kasım 2011’de Foreign Policy’de ilan ettiği “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” başlıklı dış politika belgesi.
3. “ABD – Çin Ekonomik ve Güvenlik İncelemeleri Komisyonu“nun, Kasım 2011’de ABD Kongresi’ne sunduğu 400 sayfalık rapoır.
4. Barrack Obama’nın Ocak 2012’de Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile birlikte ilan ettiği “ABD Savunma Stratejisi.”
ABD ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ – 2010
Mayıs 2010’da açıklanan “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ile ABD, cephe savaşı yerine özel savaşı ve diplomasiyi tercih ettiğini, “yumuşak güç” kullanmayı esas alacağını ortaya koydu.
Bush döneminde, ABD’nin güvenliği, dünyanın en uç noktasındaki tehdidin ortadan kaldırılması yoluyla ülke güvenliğinin sağlanması anlayışına dayanıyordu. Bu stratejiye göre, dıştan içe halka halka kurulacak yapılarla ABD’nin güvenliği sağlanacak ve tehdit kaynağında yani ortaya çıktığı yerde yok edilecekti!
Obama döneminde ise bu dıştan içe güvenlik yapıları oluşturma stratejisinin yerini başka bir model aldı. Tam ters istikametteki, yani içten dışa örülen bu model, iki sütun üzerinde yükseliyordu.
Birinci sütünda, ABD’nin güvenliğinin içeriye dayandığı tezi vardı. Buna göre ABD güvenliği için öncelikle ülkenin içeride ekonomik, mali, teknolojik ve bilimsel olarak güçlenmesi gerekiyordu.
İkinci sütunda ise müttefikler vardı. ABD, müttefikleri üzerinden dışa doğru genişleyen bir siyaset ile güvenliğini sağlayacak; silahlı kuvvetlerini de bu yönelimde diplomasiyi tamamlayan bir unsur olarak değerlendirecekti.
AMERİKA’NIN PASİFİK YÜZYILI – 2011
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Kasım 2011’de Foreign Policy’de ülkenin yeni dış politika yol haritasını ilan etti.
Clinton “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” başlıklı belgede, “politikaların geleceği Afganistan veya Irak’ta değil, Asya’da belirlenecek ve ABD de bu sürecin tam merkezinde yer alacak” diyordu.
Clinton, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Filipinler ve Tayland’ın, ABD’nin pasifik stratejisi için kaldıraç olduğunu, Washington’un bu ülkelere dayanacağını, bu ülkelerle ortak savunma ve ortak hedefler konusunda işbirliğini geliştireceğini belirtiyordu.
ABD KONGRESİ’NE SUNULAN RAPOR – 2011
ABD Kongresi’ne sunulan 400 sayfalık rapor, esas olark Çin’in geldiği yeri saptıyordu.
Raporda, Çin’in “alan kontrolüne dayalı bir askeri strateji izlediği” vurgulanıyor ve “Pekin’in aktivitelerinin artık direkt olarak ABD’nin ilgi alanlarına etki yaptığına” dikkat çekiliyordu.
ABD SAVUNMA STRATEJİSİ – 2012
Barrack Obama’nın ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ve ABD Genelkurmay Başkanı Martin Demspsey’le birlikte Ocak 2012’de açıkladığı “ABD Savunma Stratejisi”nin köşe taşları şunlardı:
1. Obama, ABD’nin 10 yıldır devam eden savaş dönemini kapadığını ve yeni bir sayfa açtığını ilan etti. Panetta da, ABD’nin “stratejik bir dönüm noktasında” olduğunu vurguladı.
2. Obama, ABD’nin dünyadaki temel gücünün kaynağının ülke içindeki ekonomik güç olduğunu belirtip, bunu yenilemeye yöneleceklerini söyledi.
3. Obama, yeni ABD stratejisinin, “uzun dönemli askeri operasyonlarla ulus inşası” yaklaşımına son vereceğini ilan etti.
4. Bir önceki strateji belgesinde yer alan ve 2,5 savaş konsepti olarak anılan, “aynı anda iki büyük savaş ve bir yerel istikrar sağlama operasyonu kapasitesi” hedefi, yeni belgede yerini “bir büyük savaş ve bir yerel istikrar sağlama operasyonu kapasitesi” hedefine bırakıyordu.
5. Yeni strateji belgesinde, ABD’nin, problemleri müttefikleriyle birlikte çözeceği belirtiliyordu.
6. Yeni stratejide, ABD’nin güvenlik yöneliminin merkezinin Asya-Pasifik olduğu belirtiliyordu; Ortadoğu ise artık geride, ikinci sıradaydı… Yeni strateji belgesinde, Çin’e karşı Hindistan, Güney Kore, Japonya yayının dengeleyici olacağı savunuluyordu.
SONUÇ
Her üç belgenin ortaya koyduğu gerçek şu: “20. Yüzyılın Atlantik Yüzyılı” olduğu dönemi arkasına alarak “21. Yüzyılı Amerikan Yüzyılı” yapmak isteyen ABD, geride kalan 10 yılda bu hedefi gerçekleştiremeyeceğini görerek, doğrudan asıl hedefe yönelip, “21. yüzyılı Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” ilan etmeye çalışacak!
NOT: Bugün ve yarın, Antalya TÜYAP kitap fuarında (Cam Piramit), okurlarla buluşuyoruz. Bekleriz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Şubat 2012
RUSYA SİLAH GÖSTERİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/02/2012
Ekonomik kriz altındaki ABD devlet aygıtının bulduğu çarelerden birinin de Pentagon bütçesindeki kesinti olduğunu daha önce belirtmiştik. Washington, Pentagon’daki kesintinin miktarını, resmi olarak 10 yılda 470 milyar dolar olarak açıkladı. Bir süre sonra bunun yıllık 70 milyar dolardan 700 milyar doları bulacağı belirtildi. Miktar, gün geçtikçe ne kadar artar, şimdilik bilemiyoruz…
Ancak bildiğimiz şu ki, bu kesinti, Pentagon’un zorunlu giderlerinden kesilmeyecek. Yani askerlere maaşları zorunlu olarak ödenecek, ki Amerikalılar para kazanmak için asker oluyorlar; mevcut silahların bakım – tutum masrafları zorunlu olarak karşılanacak, aksi halde savaş kabiliyetleri zayıflayacak vs.
Peki yıllık 70 milyar dolar, nereden kesilecek? Hiç kuşkusuz, yeni yatırımlardan ve yeni silahlardan…
F-35 projesinin hali ortada… Projenin ilerleyebilmesinin tek şansı, Japonya’nın bir ihtimal, uçak sipariş etmesi…
Burada duralım ve geçenlerde bu köşede tanıttığımız, Zbigniew Brzezinski’nin ABD’ye çareler aradığı yeni kitabı “Stratejik Vizyon”dan bir saptamayı anımsayalım. Brzezinski, bugünkü ABD ile çöküşünden hemen önceki SSCB arasında “alarm verici benzerlikler” olduğunu belirtiyordu: “politikaları ciddi şekilde gözden geçiremeyecek, tıkanmış bir hükümet sistemi, yıpratıcı askeri bütçe ve 10 yıldır devam eden Afganistan’ı fetih teşebbüsünde başarısız olunması”
Belki de ABD, yıllık 70 milyar dolar kesintiyi, bu “alarm verici benzerlik” nedeniyle yaptı?!
RUSYA, 730 MİLYAR DOLAR BÜTÇE AYIRDI
ABD, 10 yılda 470 milar dolar kesintiye giderken, Rusya ise tam tersine silaha yatırım yapıyor.
Rusya hükümeti, 2020’ye kadar tamamlanması planlanan ordunun modernizasyon programına 22 trilyon ruble (730 milyar dolar) bütçe ayırdı!
Üstelik Rusya Savunma Bakanlığı, çok önemli silah projelerinin dışında nükleer kapasitesini de geliştirme kararı aldı: Rusya Savunma Bakanlığı, 10 adet Borey tipi nükleer denizaltı satın alacağını açıkladı.
Tu-160 Blackjack ve Tu-95 Bear stratejik bombardıman uçaklarının modernizasyonunu başlatan Moskova, stratejik füze gücünü de Yars mobil balistik füze sistemleri ile geliştiriyor.
Rusya’nın silahlanmadaki bir başka yeni başarısı da Kalaşnikofu geliştirmesi… Rusya, dünyada en çok kullanılan tüfek olan kalaşnikofun (AK-47) beşinci neslini (AK-12) üretti. AK-12’nin isabet, menzil, kullanış kolaylığı ve dayanıklılık açısından önceki nesillere göre çok dah üstün olduğu belirtiliyor. Yeni kalaşnikofun en dikkat çeken özelliği ise tek elle de kullanılabiliyor olması…
Rus silahlarından bahsetmişken… Los Angeles polisi başta olmak üzere, ABD eyalet polislerinin Rus silahı kullanmaya başladıklarını da anımsatalım.
MOSKOVA: NATO’YA KARŞI NÜKLEER SİLAH KULLANIRIZ!
Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov, önceki gün yaptığı kapsamlı açıklamasında, çok dikkat çeken bir cümle sarfetti. Makarov, açıkça NATO’ya silah gösterdi: “Bizim tüm NATO’ya karşı kesinlikle bir savaş planımız yok. Ancak Rusya’nın bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdit olması durumunda, nükleer silahlarımızı kullanma hakkına sahibiz ve bunu yapabiliriz.”
“Libya’daki hatamızı Suriye’de tekrarlamayacağız” dedikten sonra Beşar Esad’a destek için Suriye limanına uçak gemisi Kuznetsov’u yollayan Moskova, blöf mü yapıyor dersiniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Şubat 2012
SURİYE’YE SALDIRI NEDEN ZOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/02/2012
Son 10 güne sıkışın önemli gelişmelere rağmen, “kısa vadede Suriye’ye bir saldırı beklemediğim” şeklindeki eski görüşümü sürdürüyorum. Dayanaklarımdan bazıları şunlardır:
ABD AÇISINDAN:
1. ABD Pasifik’i esas alan, Ortadoğu’yu geri plana atan yeni bir strateji belirledi. Bu stratejiye göre, ABD Ortadoğu’da doğrudan değil, müttefikleri aracılığıyla etkisini sürdürmeye çalışacak. (ABD’nin Suriye konusundaki Türkiye ısrarının nedeni…)
Ve yine bu stratejiye göre, ABD doğrudan askeri müdahale yerine, “özel savaşı” esas alıyor.
2. Aslında 2003’ten beri ama yoğun olarak da geçen yılın Mart ayından beri ABD’nin Suriye’ye saldırısı gündemde. Ancak bir yıl dolmak üzere olmasına rağmen, askeri müdahaleye geçilemedi. Ve zaman, Esad ile bölgeden yana çalışıyor!
3. Suriye’ye askeri müdahale, ABD açısından gerçekçi olsaydı, henüz 2011 Aralık’ında yani tüm askerlerini Irak’tan çekmeden önce harekete geçerdi.
TÜRKİYE AÇISINDAN:
1. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, 6 ay önce, Erdoğan’ın sözlerini tekzip edercesine, “Suriye, Suriyelilerin iç meselesidir” diyerek sınırı çizdi ve Özal karşısında Necip Torumtay olacağını işaret etti!
2. Suriye’ye müdahale konusunda, Erdoğan’ın, Gül ve Davutoğlu’na göre daha az hevesli olduğu ve hatta zaman geçtikçe, ABD’nin Türkiye’yi sahaya sürme planına itiraz etmeye başladığı anlaşılıyor. Erdoğan’ın MİT olayı üzerinden hedef alınması, ABD planına ayak sürüdüğünün göstergesidir.
3. Doğrudan Irak’a saldırmayacak bile olsa, ABD askerine cephe açma hamlesinin bile hem tabanda, hem de Türkiye’de ne kadar zor olduğunu 1 Mart 2003’te test etmiş olan AKP’nin, Suriye’ye doğrudan müdahale gibi daha zor bir gündemi “olağanüstü bir gerekçe bulmadığı – yaratamadığı takdirde”, hayata geçirebilmesi mümkün değildir! MİT olayının etrafında şekillenen Hatay merkezli kimi gelişmelerin de, bu gerekçelerin oluşmasını engellemeye dönük hamleler olduğu anlaşılıyor…
BÖLGE AÇISINDAN:
1. İran, Suriye’nin “kırmızıçizgisi olduğunu” ilan etti. Ortadoğu satranç tahtasında şah olan İran, vezir olan Suriye’yi silahla savunacağı belirtti.
2. ABD’yi ülkesinden adım adım “kovan” ve ülkesinin siyasal birliğini yeniden oluşturmak amacıyla olağanüstü hamleler yapan Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Suriye’nin müttefikidir.
3. Temmuz 2006’da İsrail’e ağır bir yenilgi yaşatan Hizbullah, Suriye’ye saldırı başladığı anda, İsrail’i hedef alacağını ilan etti!
4. Bölgenin, ne ABD’nin 1991 saldırısında, ne de 2003 saldırısında görülmeyen bir gerçeği var artık! ABD’ye karşı, boşluksuz bir İran – Irak – Suriye – Lübnan hattı kurulmuş durumda.
DÜNYA AÇISINDAN:
1. Rusya, Libya konusundaki hatayı yinelemeyeceğini açıkça ortaya koydu. Moskova’nın Suriye limanına uçak gemisini göndermesi, Washington tarafından doğru okundu.
2. İnisiyatifi eline alan Moskova, meselenin Suriye açısından en hasarsız şekilde sonuçlanmasına çalışıyor.
3. Teamüllerine aykırı olarak Dış İstihbarat Başkanı’nı Şam’a gönderen Moskova, Batı’nın Suriye’de başlattığı istihbarat savaşına taraf oldu.
4. Çin, BM Güvenlik Konseyi’nde, Rusya’yla birlikte, Suriye’ye saldırının barikatı olacağını ilan etti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Şubat 2011
BAŞBUĞ’UN STRATEJİK SORUNU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/02/2012
Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde “hukuka saygı” diyerek Ergenekon tertibine direnmeyen Em. Org. İlker Başbuğ, tutuklandıktan sonra, “mücadeleye şimdi başlıyorum” demiş ve silah arkadaşlarına umut vermişti.
Biz de, gecikmiş olsa da, İlker Başbuğ’un stratejide yaptığı hatayı gördüğünü ve yeni bir strateji belirlediğini düşünmüştük.
Ancak, Başbuğ’un basına yansıyan 24 sayfalık savunması, maalesef, onun yeni bir strateji belirleyemediğini ortaya koymaktadır: Em. Org. İlker Başbuğ, “ben o dönemde internete dahi girmedim, odamda bilgisayar bile yoktu” diyerek kendisini savunmaya çalışmaktadır!
SAVCIDAN TEŞEKKÜR BEKLEMEK
İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde yaptığı kimi konuşmalardan bile neredeyse pişman olduğunu belirterek, Özel Yetkili Savcı Cihan Kansız’dan medet umuyor: “Ben Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başkanıydım. Bu açıklamalarım iyi niyetli açıklamalardır. Başka bir niyet yoktur. Komutan olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne moral vermek niyetinde yapılmış açıklamalardır.”
Dahası Başbuğ, o dönemde Genelkurmay Başkanı olduğunu, yani devletin 4 numaralı yöneticisi olduğunu, yeni devlet olduğunu da unutmuşa benziyor ve Savcı’dan “teşekkür” bekliyor: “Aslında bana teşekkür edilmesi gerekir ki ben bu siteleri kapattıran kişiyim. Devletin aslında bana teşekkür etmesi gerekirken, bugün bu konu ile suçlanmam tarihin acı bir cilvesidir.”
TÜRK – AMERİKAN SAVAŞI!
Görevdeyken, silah arkadaşlarının teker teker zindana atılmasına, “hukuka saygı” diyerek sessiz kalan İlker Başbuğ’un, zindana düştüğünde de, bu “saygılı” durumdan kurtulamadığı anlaşılıyor; sürecin hâlâ, hukuk içinde olduğunu sanıyor!
“Ben o dönemde internete girmedim, odamda bilgisayar bile yoktu” diyen Başbuğ, demek meselenin hâlâ Türk – Amerikan savaşı olduğunu da anlamamış! Bu stratejik bir sorundur ve Başbuğ başta olmak üzere Türk Ordusu’nun bir bölümünün ortak sorunudur.
TANIK – SANIK OLMA HALLERİ
Oysa askeri okullar okumuş, kurmay olmuş birinin, daha en başında, ya da en azından Hüseyin Çelik kendisini işaret ettiğinde, “Dursun Çiçek’in en alt basamakta olduğunu, en yukarıya çıkılacağını” söylediğinde bile, durumu kavrayabilmeliydi.
Ancak Başbuğ meseleyi “kavrayamadığı” gibi, o dönemde, “mahkemeye tanık olarak çağrılırsam, giderim” diyerek, bir kez daha “hukuka bağlılığını” ifade etmişti.
O hukuk, yani ABD hukuku, en sonunda onu tanık olarak değil, sanık olarak çağırdı, getirtti ve tutukladı!
MİLLETİN BEKLENTİSİ
Biz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en tepesinde bulunmuş İlker Başbuğ’dan, hâlâ silah arkadaşlarıyla omuz omuza vererek, mücadele etmesini bekliyoruz.
Çünkü Türk milleti, ordusundan, ABD operasyonunu açığa çıkartmasını ve ülkesini korumasını beklemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Şubat 2012
ÖCALAN MODELİYLE YÖNETİM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/02/2012
Özel Yetkili Savcı’nın, Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı şüfheli olarak ifadeye çağırması, enine boyuna tartışılıyor. AKP kurmaylarının “Cemaat, Erdoğan’ı ifadeye çağırdı” şeklindeki yorumları çarpıcı…
Cemaat – Polis – Özel yetkili savcılar ile AKP – MİT cepheleşmesinin daha da keskinleşeceği bir döneme, kuşkusuz gireceğiz.
Konu bir yanıyla ABD ile ilişkileri, bir yanıyla Suriye’de sahaya sürülmeyi ve bir yanıyla da Irak’ın kuzeyindeki yapının geleceğiyle ilgili… O nedenle çeşitli boyutlarını uzun süre bu köşeden inceleyeceğiz.
Bugün başlangıç oluşturması için, sizleri geriye, 2005 yılına götüreceğiz.
AKP ÖCALAN’DAN BRİFİNG ALIYOR
Tarih, 30 Kasım 2005. Özel bir savcı, Abdullah Öcalan’a soru sormak için İmralı’ya gider. Öcalan’la baş başa görüşen savcı, Kongra-Gel ve Zübeyr Aydar’la bir ilişkisi olup olmadığını sorar. Yanıtı ortada olan bir soru için, Savcı neden İmralı’ya gitmiştir ki?
Nitekim Öcalan da, yanıtı belli olan bu soru yerine, Savcı’ya tam 2,5 saat boyunca “Demokratik Konfederalizm” konusunda brifing verir. Öcalan da anlamıştır ki, AKP savcıyı bu konudaki görüşlerini öğrenmek üzere görevlendirmiş ve göndermiştir!
ÖCALAN’IN 25 EYALETLİ TÜRKİYE MODELİ
Zira Öcalan, Savcı’nın ziyaretinden bir süre önce bu kavramı ortaya atmış ve tartışılmasını istemiştir. Öcalan bu konuda 4 Mayıs 2005 günü avukatlarına şunları söylemiştir:
“Türkiye’de 81 il var. Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur. Bir nevi Almanya’daki eyalet sistemi gibi. 81 il anlamsız. Kültürel, sosyal, anlamlı bir karşılığı yok. Yerel bölgelere dayalı bir Temsilciler Kongresi olabilir. 25 bölge ekonomik, sosyal, kültürel anlamı olan bütünlükler olmalı. Bu bir nevi konfederasyon olur. Devlet var üstte. Arada halkla devlet arasında yerele dayalı temsilciler şeyi var. Bu temsilcilerin seçtiği bir üst temsilciler meclisi olmalıdır. Türkiye Demokratik Konfederalizmini böyle tarif ediyorum.”
ÖCALAN, BAŞKANLIK SİSTEMİ İSTİYOR
Abdullah Öcalan 25 eyaletli Türkiye’nin de başkanlık sistemiyle yönetilmesi gerektiğini söyler:
“Türkiye Cumhuriyeti’ne reform gerekiyor. TBMM yerine iki organ öneriyorum. Aslında geçmişinde de var biraz, bir Cumhuriyet Senatosu öneriyorum. MGK yerine Güvenlik ve Savunma Konseyi, Anayasa Konseyi kurulmalı. Bir de yarı başkanlık benzeri, başkanlığın seçtiği hükümet. Halk nedir? İşte bu kongre, Türkiye’ye özgü Temsilciler Meclisi.”
AKP’NİN KALKINMA BAKANLIĞI
Şimdi burada duralım ve AKP’nin son seçimlerden sonra kurduğu yeni bir bakanlığı tanıyalım: Kalkınma Bakanlığı.
Cevdet Yılmaz’ın yönettiği bakanlığın en önemli birimlerinden biri Kalkınma Ajansları.
İnternetten sayfasına girdiğinizde karşınıza 25’e bölünmüş bir Türkiye haritası görürsünüz. Her eyaletin bir de ismi var.
Örneğin, BDP’nin özerk ilan ettiği(!) bölgede, 7 eyalet var: Kuzey Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Serhat Kalkınma Ajansı, Fırat Kalkınma Ajansı, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Dijle Kalkınma Ajansı, Karacadağ Kalkınma Ajansı, İpek Yolu Kalkınma Ajansı.
BDP’nin AKP’ye bıraktığı bölgede de 18 Kalkınma Ajansı var!
ÖCALAN – ERDOĞAN ORTAKLIĞI
Öcalan’ın 4 Mayıs 2005 günü söylediklerini yeniden anımsayalım: “Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur.”
Bu tabloya bakarsak, memleketi Erdoğan’dan ziyade Öcalan yönetiyor!
Haklısınız, her ikisini de ABD yönetiyor!
Ama artık yolun sonuna geldiler. Çünkü gerileyen kuvvetler, ancak birbirine düşer!
“Yarı Başkanlık sistemi” ile yönetilecek konfederal yapının müstakbel aktör adayları arasındaki itiş kakışın nereye gideceğini de şimdiden söyleyelim:
Türkiye, yeni bir devrimin eşiğindedir!
Sıra bizde…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Şubat 2012