Posts Tagged Erdoğan
CEMAAT ÜÇ KOLDAN ATEŞ AÇTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/05/2012
Dünkü Zaman gazetesi dikkat çekiciydi. Üç cemaat yazarı, üç ayrı konuda Başbakan Erdoğan’ı hedef aldı. Mümtazer Türköne Uludere, Şahin Alpay ise Başkanlık sistemi konusunda Erdoğan’ı eleştirirken, İhsan Dağı’nın Necip Fazıl’ın 12 Eylülcülüğünü gündeme getirmesi anlamlıydı!
CEMAAT KURBAN İSTİYOR
Dönemlerinin Amerikancılık seviyesine uygun olarak MHP’den Çiller’e, oradan da cemaate yönelen Mümtazer Türköne, dün “Uludere’den çıkış” başlıklı “özel” bir yazı kaleme aldı. Yazısının giriş bölümünde “devleti adam etmek” ifadelerini kullanan Türköne, ardından şu saptamayı yaptı: “Devlet kim? Uludere’de oluşan bataklığın sırrı bu soruda saklı. Bütün öfkemi dizginleyip, sabırla anlamaya çalışıyorum. Devlet bugün sadece AK Parti hükümeti.”
“Uludere katliamı AK Parti hükümeti için bataklığa dönüştü” diyen cemaat yazarı, Erdoğan’a şu çıkış yolunu öneriyor: “Bir tek kişinin etini kuşbaşı doğrayıp, sağda solda hırlayan köpeklerin önüne atmak. Sonra kalan parçalarını Uludere bataklığına gömüp üzerinden devlet denen devasa aracı geçirmek.”
Acaba cemaatin istediği kurban kim?
CEMAAT: ERDOĞAN YORULDU
Bir diğer cemaat yazarı Şahin Alpay ise “Başkanlık niçin bize yaramaz?” başlıklı yazısıyla, Erdoğan’ı can evinden vurdu.
Alpay’ın başkanlık ve yarı başkanlık sistemine itirazlarını dile getirdiği yazısı bakın nasıl bitiyor: “Başkanlık sistemleri demokratikleşmemize hizmet etmez. Bunu Başbakan Erdoğan’ın son zamanlardaki tavırları da göstermiyor mu? Başbakan, Türkiye halkını güdülmeye muhtaç bir sürü, kendisini de onun çobanı görmeye başladı. Bunun için sanattan spora, tiyatrodan kürtaja, medyanın neyi yazıp yazmayacağına kadar kendisini ilgilendirmeyen her konuya müdahale etmeye başladı. Başbakan Erdoğan’ın bu ülkeye çok büyük hizmetleri oldu. Ama anlaşılan uzun süren iktidar liderleri yoruyor, yıpratıyor.”
Alpay’ın bir tek “artık yeter, görevi bırak” demediği kaldı!
CEMAAT: ERDOĞAN’IN İDEOLOĞU DARBECİDİR!
Cemaatin Erdoğan’ı aynı gün hedef alan üçüncü yazarı ise İhsan Dağı’ydı.
Necip Fazıl’ın Erdoğan için anlamı ve önemi herkesin malumudur. Başbakan, Necip Fazıl’ın görüşlerini, sözlerini her vesileyle dile getirir. Erdoğan daha geçenlerde Necip Fazıl’ın hitabesini okumuş ve onun sözlerinden hareketle “dindar nesil” özlemini, hedefini ilan etmişti.
Ancak cemaat yazarı İhsan Dağı, dünkü yazısında Necip Fazıl’ın darbeciliğini gündeme getirdi ve sorguladı; sözlerinden örnekler verdi:
“Hareketin mahiyeti… Malum klasik darbelerden biri değildir… Bu hareket olmasaydı, yıl değil, ay değil, belki hafta ve gün hesabiyle Türkiye’nin çöküşü gerçekleşebilirdi… 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 Hareketi arasında şu fark vardır ki, ilki milli iradeye tam zıt ve fikirsiz bir gece baskını olmuşken, ikincisi milli ihtiyaca tam uygun bir imdat davranışı olmak istidadındadır… 27 Mayıs 1960 hareketi ‘millete rağmen’ diye belirtilirken, 12 Eylül 1980 müdahalesi ancak ‘millet için’ formülüyle ifade edilebilir.”
Necip Fazıl bir başka yerde de 12 Eylül’ü şöyle tanımlar: “Bir iç darbe değil, iç şahlanıştır. İsyan değil, ıslah…” Necip Fazıl, “şeriatın kestiği parmak acımaz” diyen Kenan Evren için “başımızdan hiçbir an için eksik olmayın” da demiştir!
Dağı’nın “Üstad’a göre ‘ordu mecbur’dur. Orduya davetiye çıkarmayan siyasilere de sitem eder” sözleri oldukça anlamlı. Zira Fethullah Gülen de 28 Şubat’ta Erbakan hükümetine sitem etmişti!
Dağı yazısını şu saptamayla bitirmiş: “Sağın Soğuk Savaş yıllarında devletle ve uluslararası anti-komünist hareketle ilişkisi, 1970’li yıllarda da şiddetle ilişkisi hem karanlık, hem sorunlu. Bence sağın tarihi de yeniden yazılmalı…”
Dağı’nın, “Necip Fazıl, 12 Eylül ve Türk sağı” başlıklı bu yazısı sanırız önemli bir tartışma da başlatacak. İlk sözü de 12 Eylül’ün en ateşli savunucusu Nazlı Ilıcak söylemeli!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2012
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SESSİZ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2012
Hafta sonu internet sitesine iki subayımızın konuşması düştü. Korg. V. A. ile Kur. Alb. A. K. olduğu iddia edilen iki kişi, “İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığını ancak vur emri verilmediği için Türk savaş uçaklarının avcı iken av konumuna düştüğünü” belirtiyorlardı.
Daha önce defalarca Türk subaylarının bu internet sitesine düşen ses kasetlerini malzeme yapan yandaş medya, nedense bu ses kaydını görmezden geldi, kullanmadı, yayınlamadı…
Acaba neden?
Belki de yanıtı son bir haftalık gelişmelerin toplamında gizlidir. Anımsayalım:
İSRAİL UÇAKLARIYLA İT DALAŞI
1.) Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden KKTC semalarında İsrail uçaklarıyla it dalaşı yaşandığını duyurdu. 14 Mayıs günü İsrail’e ait “tipi tespit edilemeyen” bir uçak KKTC hava sahasını toplam 8 dakika süreyle tam 5 kez ihlal etmişti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-16 uçağı, çift koldan İsrail uçağına yönelmiş ve KKTC hava sahasından çıkarmıştı.
2.) Anadolu Ajansı, İsrail’in Kıbrıs Rum Kesimi’ne 20 bin komando yerleştirmek istediğini iddia etti. Ajans iddiasını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hrstofyas arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına dayandırdı. Yandaş medya, Anadolu Ajansı’nın iddiasına “Kıbrıs Rum Kesimi’nde ‘Küçük İsrail’ isteği” gibi başlıklarla yer verdi.
Tel Aviv, iddiayı hızla yalanlarken, KKTC eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Adaya İsrail askerinin gelmesi mümkün değildir” diyordu.
İSRAİL’İN ASKERİ HAMLELERİ
Bu iki önemli olay dışında son dönemde ülkemizi yakından ilgilendiren başka gelişmeler de yaşandı. Kısaca anımsayalım:
3.) İsrail Balkanlar’da Türkiye karşıtı ortaklıklar kurmaya başladı, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan ile askeri ortaklık anlaşmaları imzaladı.
4.) İsrail Kafkaslarda da önemli hamleler yaptı; hem Azerbaycan’la hem de Gürcistan’la askeri ilişkilerini geliştirdi, silah anlaşmaları imzaladı.
5.) İsrail, Almanya’dan nükleer silah taşıma kapasiteli denizaltılar aldı.
6.) İsrail, ABD ve Yunanistan’la birlikte, burnumuzun dibinde, Meis Adası açıklarında askeri tatbikat yaptı. Yunan basını, tatbikattaki düşman ülkenin “Türkiye” olduğunu yazdı.
İSRAİL, SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU
İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığı iddiası, İsrail’in 2007’de Suriye’yi Türk hava sahasını kullanarak vurması olayını akıllara getiriyor. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay – Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.
7.) Buna bir de geçen aylarda Türk hava sahasına giren Heron bilgisini ekleyelim.
NETENYAHU’YA GÖNDERİLEN ÖZEL TEMSİLCİ
İsrail’e karşı yüksek perdeden sözler sarf etmeye oldukça meyilli olan Başbakan Erdoğan, neden bu kadar olguya rağmen hiç ses çıkarmıyor? Bu sessizlikte bir anormallik yok mu?
Bu sorumuzun yanıtı yoksa şu iddiada mı saklı?
8.) İsrail Chanel 10 televizyonu, geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın dibe vuran ilişkileri canlandırmak üzere İsrail Başbakanı Netanyahu’ya özel temsilci gönderdiğini öne sürmüştü.
Bu durumda iki seçenekle karşı karşıyayız.
a.) Olgular dışındaki iddialar, AKP ve İsrail tarafından karşılıklı, birbirlerini yıpratmak için, yani psikolojik savaş gereği üretiliyor.
b.) Tıpkı ABD’nin en ağır bombardıman yaptığı gün Vietnam’la barış görüşmesi yapması gibi, tıpkı AKP’nin en ağır sözleri sarf ederken Oslo’da PKK’yle pazarlık yapması gibi, yoksa AKP ile İsrail, yoğun gerilim görüntüsü altında, aslında müzakere mi yapıyorlar? Ve bu müzakere, Türkiye’ye yeni NATO görevinin gereği midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2012
ÖCALAN MODELİYLE YÖNETİM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/02/2012
Özel Yetkili Savcı’nın, Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da PKK ile görüşen MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı şüfheli olarak ifadeye çağırması, enine boyuna tartışılıyor. AKP kurmaylarının “Cemaat, Erdoğan’ı ifadeye çağırdı” şeklindeki yorumları çarpıcı…
Cemaat – Polis – Özel yetkili savcılar ile AKP – MİT cepheleşmesinin daha da keskinleşeceği bir döneme, kuşkusuz gireceğiz.
Konu bir yanıyla ABD ile ilişkileri, bir yanıyla Suriye’de sahaya sürülmeyi ve bir yanıyla da Irak’ın kuzeyindeki yapının geleceğiyle ilgili… O nedenle çeşitli boyutlarını uzun süre bu köşeden inceleyeceğiz.
Bugün başlangıç oluşturması için, sizleri geriye, 2005 yılına götüreceğiz.
AKP ÖCALAN’DAN BRİFİNG ALIYOR
Tarih, 30 Kasım 2005. Özel bir savcı, Abdullah Öcalan’a soru sormak için İmralı’ya gider. Öcalan’la baş başa görüşen savcı, Kongra-Gel ve Zübeyr Aydar’la bir ilişkisi olup olmadığını sorar. Yanıtı ortada olan bir soru için, Savcı neden İmralı’ya gitmiştir ki?
Nitekim Öcalan da, yanıtı belli olan bu soru yerine, Savcı’ya tam 2,5 saat boyunca “Demokratik Konfederalizm” konusunda brifing verir. Öcalan da anlamıştır ki, AKP savcıyı bu konudaki görüşlerini öğrenmek üzere görevlendirmiş ve göndermiştir!
ÖCALAN’IN 25 EYALETLİ TÜRKİYE MODELİ
Zira Öcalan, Savcı’nın ziyaretinden bir süre önce bu kavramı ortaya atmış ve tartışılmasını istemiştir. Öcalan bu konuda 4 Mayıs 2005 günü avukatlarına şunları söylemiştir:
“Türkiye’de 81 il var. Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur. Bir nevi Almanya’daki eyalet sistemi gibi. 81 il anlamsız. Kültürel, sosyal, anlamlı bir karşılığı yok. Yerel bölgelere dayalı bir Temsilciler Kongresi olabilir. 25 bölge ekonomik, sosyal, kültürel anlamı olan bütünlükler olmalı. Bu bir nevi konfederasyon olur. Devlet var üstte. Arada halkla devlet arasında yerele dayalı temsilciler şeyi var. Bu temsilcilerin seçtiği bir üst temsilciler meclisi olmalıdır. Türkiye Demokratik Konfederalizmini böyle tarif ediyorum.”
ÖCALAN, BAŞKANLIK SİSTEMİ İSTİYOR
Abdullah Öcalan 25 eyaletli Türkiye’nin de başkanlık sistemiyle yönetilmesi gerektiğini söyler:
“Türkiye Cumhuriyeti’ne reform gerekiyor. TBMM yerine iki organ öneriyorum. Aslında geçmişinde de var biraz, bir Cumhuriyet Senatosu öneriyorum. MGK yerine Güvenlik ve Savunma Konseyi, Anayasa Konseyi kurulmalı. Bir de yarı başkanlık benzeri, başkanlığın seçtiği hükümet. Halk nedir? İşte bu kongre, Türkiye’ye özgü Temsilciler Meclisi.”
AKP’NİN KALKINMA BAKANLIĞI
Şimdi burada duralım ve AKP’nin son seçimlerden sonra kurduğu yeni bir bakanlığı tanıyalım: Kalkınma Bakanlığı.
Cevdet Yılmaz’ın yönettiği bakanlığın en önemli birimlerinden biri Kalkınma Ajansları.
İnternetten sayfasına girdiğinizde karşınıza 25’e bölünmüş bir Türkiye haritası görürsünüz. Her eyaletin bir de ismi var.
Örneğin, BDP’nin özerk ilan ettiği(!) bölgede, 7 eyalet var: Kuzey Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Serhat Kalkınma Ajansı, Fırat Kalkınma Ajansı, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, Dijle Kalkınma Ajansı, Karacadağ Kalkınma Ajansı, İpek Yolu Kalkınma Ajansı.
BDP’nin AKP’ye bıraktığı bölgede de 18 Kalkınma Ajansı var!
ÖCALAN – ERDOĞAN ORTAKLIĞI
Öcalan’ın 4 Mayıs 2005 günü söylediklerini yeniden anımsayalım: “Ben aslında Türkiye için 25 bölge; 7 eyaleti Kürt, 18 eyaleti Türk nüfusun yoğun olduğu, diğer kimlikleri reddetmeyen bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur.”
Bu tabloya bakarsak, memleketi Erdoğan’dan ziyade Öcalan yönetiyor!
Haklısınız, her ikisini de ABD yönetiyor!
Ama artık yolun sonuna geldiler. Çünkü gerileyen kuvvetler, ancak birbirine düşer!
“Yarı Başkanlık sistemi” ile yönetilecek konfederal yapının müstakbel aktör adayları arasındaki itiş kakışın nereye gideceğini de şimdiden söyleyelim:
Türkiye, yeni bir devrimin eşiğindedir!
Sıra bizde…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Şubat 2012
TÜRKİYE – İSRAİL TİCARETİ ARTIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/11/2011
AKP’nin İsrail karşıtı söylemlerinin “İran’ı yalnızlaştırmak” ve “Bölge – Arap liderliğini ele geçirmek” hedefli olduğunu, dahası ABD Başkanı Barack Obama’nın stratejisinin bir yansıması olduğunu birkaç kez yazdık bu sütunda…
Hatta iki ülkenin ilişkisinin devamının ön şartı olarak sunulan “özür” konusunun, tam dört kez çözülme aşamasına geldiğini, ancak son dakikada anlaşmadan vazgeçildiğini de belirttik.
İSRAİL TÜRKİYE’YE İHRACATINI KATLADI
AKP’nin İsrail karşıtlığı üzerinden beslediği İran ve Suriye politikalarının hali ortada. Ancak daha ilginci, iki ülkenin perde önündeki bu kavgasına rağmen ticari ilişkilerinin olağanüstü artış gösterdiği gerçeğidir.
Son verilere göre Ocak – Ekim 2011 döneminde, İsrail’in Türkiye’ye ihracatı 1,6 milyar dolara çıkarken, Türkiye’den ithalatı da 1,86 milyar dolara ulaştı. Bir önceki yılın aynı dönemine göre İsrail’in Türkiye’ye ihracatında yüzde 41’lik, Türkiye’den ithalatında ise yüzde 25’lik büyüme sağlandı.
İsrail Sanayiciler Birliği’nin Dış Ticaret Bölüm Başkanı Dan Katarivas, bu büyük artışı, “iki ülkenin siyasi ve ekonomik ilişkileri birbirinden ayırma konusundaki olgunluğuna” bağlamış.
DÖRT KEZ ANLAŞMA’DAN DÖNÜLDÜ
Türkiye ile İsrail arasında “özür” üzerinden tam dört kez anlaşma noktasına gelindiğini belirttiğimiz yazımızda, bir anlaşmayı da Henri Barkey’in ağzından aktarmıştık:
Meğer 2010 Aralık’ında Türkiye ve İsrail uzlaşmaya çok yaklaşmış. İsrail özür dilemeyi ve tazminat ödemeyi kabul etmiş. Yalnız İsrail, özür karşılığında, operasyonun “kendini savunma” olduğuna ilişkin bir açıklama yapmak istemiş, AKP hükümeti reddetmiş. Böylece anlaşma yapılamamış! (AA, 8 Eylül 2011)
İKİ ÜLKE YÜZDE 95 ANLAŞMIŞ!
İki ülke arasında yapılan bir başka anlaşmanın taslağını gören Kadri Gürsel önceki gün Milliyet’te yazdı: İki ülke yüzde 95 anlaşmış! Yani özür, tazminat gibi AKP’nin şartları kabul edilmiş.
“Türkiye ve İsrail Hükümetleri Arasında Filotilla Olayıyla İlgili Anlaşma” isimli, 18-19 Haziran 2011 tarihli bu dört sayfalık taslakta Türkiye’nin itirazına konu olan tek konu, metnin başlangıcındaki “ölüm ve yaralanmaların taammüden meydana gelmediği” yönündeki ifadelermiş…
Türkiye ise Mavi Marmara’daki protestocuların İsrail askerleri tarafından kasten öldürüldüğünde ısrar etmiş.
ERDOĞAN –LİEBERMAN KRİZDEN BESLENİYOR
Kadri Gürsel, anlaşmanın yapılamamasının bir nedeni olarak da İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ı gösteriyor.
Nitekim Lieberman, MOSSAD’ın kendisinden habersiz olarak Türkiye’yle gizli görüşme yapmasını hükümet sorunu haline getirdi önceki gün.
Tüm bu gerilim içinde ticaretin katlanarak büyüdüğü gerçeği de gösteriyor ki, ortada ciddi bir tuhaflık var. Çünkü Türkiye’nin Suriye’ye baskısı ve Kürecik’e füze kalkanını kabul etmesi başta olmak üzere tüm bölge politikaları, en çok İsrail’i memnun ediyor.
Sonuç olarak; hem Erdoğan, hem de Lieberman krizin bitmesini istemiyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Kasım 2011
ERDOĞAN’IN SURİYE’DEKİ YENİ STRATEJİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/11/2011
Önce iki anımsatma yapalım:
1.) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, önce Mısır-Tunus-Libya seferine çıktı ve oralardan “Alevi – Sünni çatışması” endişesi adı altında, “Suriye’de iş savaş” işareti verdi. Ardından ABD Başkanı Barack Obama ile 21 Eylül tarihinde görüştü ve –tek başına- yaptırım kararı aldı. Erdoğan, Türkiye’ye döndükten sonra da Hatay’daki kampı ziyaret edip “yeni programı” ilan edeceğini açıkladı. Erdoğan’ın 40 gündür Hatay kampına gidememesi, program yoğunluğuna bağlandı!
2.) Erdoğan, “Suriye bizim iç meselemizdir” dedikten sonra Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a gönderdi. Davutoğlu’nun 9 Eylül tarihli 6,5 saatlik görüşmesinde, Suriye’ye “15 gün süre” tanındığı açıklandı. Bunun da üzerinden 50 gün geçti!
Kuşkusuz her iki “ültimatomun” da sonuçsuz kalmasının “program yoğunluğuyla” geçiştirilemeyecek gerçek nedenleri var. Ki bunların en başında da Çin ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye kalkan oluşturmaları gelmektedir.
Ancak ABD hedefinden vazgeçmiş değil, Erdoğan’ın hamleleri buna işaret ediyor:
AKP ALBAY’A RÖPORTAJ AYARLIYOR
“Hür Suriye Ordusu” komutanı olduğunu söyleyen firari Albay Riyad Esad, bulundukları Hatay kampından, Suriye’ye geçip, sınıra yakın bölgelere operasyonlar yaptıklarını açıkladı. Riyad Esad, iki ülkeyi savaşa sokacak nitelikteki bu açıklamalarını günlerdir sürdürüyor. Önce Reuters, ardından New York Times, sonra da Haber Türk’ten Amberin Zaman görüştü firari Albay’la…
Buradan şu sonucu çıkarabiliyoruz: Erdoğan hükümeti, firari Albay’a bizzat röportaj ayarlıyor! Dahası, Dışişleri Bakanlığı’nın önayak olduğu bu röportajlar valilik binasında yapılıyor. Firari Albay, röportaja aralarında bir keskin nişancının da olduğu 10 asker koruması altında getiriliyor.
Erdoğan hükümetinin bu tutumu en çok İsrail’i memnun etti. Haaretz yazdı: “Suriyeli isyancılar Erdoğan’ın desteğiyle güçleniyor.”
HEDEF: ŞEHİR DÜŞÜRMEK
ABD, “uluslararası hukuk” kılıfıyla Suriye’ye çullanamayacağını BM kararıyla gördü. Geriye tek bir seçenek kalıyor. Rejim karşıtı muhalefetin silahlandırılması, tıpkı Libya’da olduğu gibi, iki – üç yerleşim bölgesinin ele geçirilmesi ve buralardan merkeze saldırılması…
Şehir düşürme hedefi için önce firari Albay bulundu, sonra “Hür Suriye Ordusu” kurduruldu, şimdi de röportajlarla dünyaya tanıtılıyor, “güç” olduğu resmediliyor. Hatay kampında toplam 60 asker varken, Albay’ın röportajlarda 10 bin askerden bahsetmesi bundandır ve tipik bir propaganda faaliyetidir!
Plana göre, bir kaç küçük yerleşim bölgesinin ele geçirilmesiyle rüzgâr alacak rejim karşıtları, iki toplumsal ayak üzerinden ilerlemeye çalışacak. Bir yandan “Alevi – Sünni çatışması” körüklenecek, bir yandan da Temmo benzeri cinayetlerle Kürtler ayaklanmaya dâhil edilmeye çalışılacak.
Daha fazla kanın döküldüğü bu yeni durumda da, önce Türkiye’ye, ardından da NATO’ya müdahale imkânı doğacak!
İşte Erdoğan’ın Hatay kampına gidip de ilan edemediği yeni strateji budur! Gerçekleşmesi ise tarafların sağlayacağı kuvvete bağlıdır.
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in, Erdoğan’ın sözlerini yalanlarcasına, ‘Suriye, Suriyelilerin iç meselesidir’ demesi ise TSK’nin bu yeni plana itirazının işaretidir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Kasım 2011