Posts Tagged Erdoğan

SULTAN’IN VIP CAMİSİ

VIP diye yazılıyor, viaypi diye okunuyor. İngilizce “Very Importan Person” demenin kısaltılmışı, yani “çok önemli insan.”

O kadar önemliler ki, insan bile değiller, insanüstüler! Örneğin havalimanlarında kapıları ayrıdır, oturdukları yerler de… Biz fanilerden farklı olarak kırmızı halı üzerinde yürürler. Halk arasında kaymak tabakası olarak adlandırılırlar.

VIP’ler eşit olmayan insanlardır; vahşi kapitalist toplumlar incelendiğinde bir VIP’e, bin normal insan düşmektedir. Ki bir normal insan da, bin emekçiye düşmektedir ancak!

VIP MÜSLÜMAN OLUR MU?

Eşitsizliğin en bariz göstergesi olan VIP uygulaması, artık camilerde de var.

Hakları tabi; çünkü normal Müslüman var, VIP Müslüman var…

Sıradan Müslüman var, gemicik alabilen, elli milyarlık yüzük takabilen Müslüman var…

Gemiciği olan Müslüman’la, sıradan Müslüman neden aynı camide ibadet etsin ki?! Hak mı?

CAMİ Mİ, DEVLET DAİRESİ Mİ?

Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya kararlı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kolları sıvadı ve Ataşehir’e bir cami kondurdu.

Önceki gün caminin açılışını yapan Erdoğan, ayrıca Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ile caminin VIP salonunda yarım saat basına kapalı bir görüşme yapmış! (CNNTURK, 20 Temmuz 2012)

Cami dediğin böyle olmalı zaten. VIP salonu olmalı ki, başbakan başka ülkenin yöneticileriyle camide de görüşebilsin! VIP Cami, bir nevi Başbakanlık ofisidir çünkü!

Dini siyasete alet ediyor diye eleştirilen Erdoğan, tersine, camide siyaset yaparak eleştirilere de yanıt vermiş oluyor böylece!

ERDOĞAN KENDİNİ SULTAN İLAN ETTİ

Caminin açılışında konuşan Erdoğan, bakın neler söylüyor: “Avrupa yakasında bir Süleymaniye var, Mimar Sinan‘ın İstanbul’daki ilk eseri Şehzadebaşı Camisi var. Bir diğer tarafta Sultanahmet ve Fatih camileri var. Fakat bu yakada böyle bir cuma camisi, bir selatin cami mevcut değildi. Arzu ettik ki, bu yakada da birkaç tane selatin cami, cuma camisi olması lazım. Bu kararı verdik.”

Selatin cami ne demek? Sultanların yaptığı cami demek! Yani Erdoğan diyor ki, “Osmanlı sultanları, Osmanlı padişahları Avrupa yakasına cami yapmış ama Anadolu yakasına yapmamış. Bu yakaya da, yeni sultan olarak ben cami yapıyorum!”

Metrobüs hattı açılışında boşuna mı “Son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” yazılı pankart asmışlardı? İşte bu günler içindi…

HİCRİ TAKVİM KULLANAN ERDOĞAN

Caminin girişinde bir de Recep Tayyip Erdoğan imzalı levha var. Mimar Sinan’a “Sinan usta” diye seslenilen levha, okuyana “bir ustadan bir ustaya sıcak sözler” hissi uyandırıyor!

Levhadaki sözlerden sonra, imzanın altına atılan tarih ise Erdoğan’a yakışmış! Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Erdoğan, Hicri takvimi kullanmış!

CONİYE DUA EDEN, VIP CAMİ AÇAR!

CNNTürk’teki haberi izledikten sonra aklıma Erdoğan’ın mektubu geldi… Hani ABD Irak’a saldırdığında, Başbakan’ın “ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu” belirttiği mektubu…

Dün Müslüman katleden Hristiyan askerlerin sağlığına dua edenin, bugün VIP cami açmasına şaşırmamam gerektiğini fark ettim!

Umarım AKP’liler de fark eder!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2012

,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN NASIL HİMAYE EDİLİR?

Türkiye, Bağdat’ı devre dışı bırakarak, Kuzey Irak’tan doğrudan petrol alımına başladı. (Zaman, 7 Temmuz 2012) Geçen hafta bölgeye giden tankerler, dolum yapıp Türkiye’ye, Mersin rafinerisine döndü…

Bu durum bölge açısından kritik bir sürecin başladığına işaret ediyor: Türkiye himayesinde Kürdistan’a…

Bu süreç nereye gider? Bağdat-Ankara ilişkileri kopar mı? PKK bu sürecin neresinde? Sorulara yanıt vermeden önce bazı olguları anımsayalım:

ANKARA-ERBİL ANLAŞTI

1. Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden izin istedi. Talep, Resmi Gazete’de yayımlandı. Peki, Silopi’ye petrol nereden gelecek?

2. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye geldi ve 17 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3. Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta bulunan gazete genel yayın yönetmenlerine “Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’taki yönetime işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığını söyleyerek, Türkiye’nin buna seyirci kalamayacağını” belirtti. Erdoğan, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.

DİYARBAKIR MERKEZ

Açık ki, Ankara’nın Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le bu tip bir ilişkiye girmesi Irak’ı bölecektir. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparıp, Diyarbakır’la birleştirmenin peşindedir. Nitekim Mesud Barzani, son üç ay içerisinde birkaç kez, “sonbaharda Kürdistan’a bağımsızlık” işareti verdi.

Peki, bağımsızlığını ilan edecek Kürdistan’ı Bağdat’a ve bölgeye karşı kim koruyacak, kim himaye edecek? AKP hükümetinin yönettiği Türkiye!

Böylece ABD’nin 1965’te ilk kez Türkiye’ye getirdiği plan, Erdoğan’la bir üst aşamaya çıkarılacak. 1991 ve 2003’te bu temel hedefi için Irak’a saldıran ABD, Irak’tan koparılacak Kürdistan’ın büyütülmesini, Türkiye’nin himayesinde Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasını istemektedir. Bu yapının Türkiye’den toprak koparıp “Büyük Kürdistan” haline gelmesi, bir diğer aşamadır.

Erdoğan’ın daha 2004 yılı başında “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” demesi, işte bu görevinin gereğidir.

ERDOĞAN-ÖCALAN-BARZANİ İTTİFAKI

ABD AKP’den 2. Açılım’ı istiyor. AKP PKK’yle yeniden müzakere süreci başlatıyor, Ankara Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le anlaşıyor, Erbil “sonbaharda bağımsızlık” işareti veriyor. PKK lideri Murat Karayılan, “Kuzey Irak’la birleşiriz” diyor.

Yani Erdoğan, Öcalan ve Barzani Kürdistan ittifakında buluşuyor! Yani Türkiye’nin başbakanı bölgedeki bölme görevlileriyle birlikte hareket ediyor!

Oysa Türkiye’nin Başbakanı, ABD’nin Öcalan ve Barzani piyonlarına karşı, Maliki, Esad ve Ahmedinejad’la birlikte hareket etmeliydi. Çünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin garantisi dört ülkenin ittifakıdır.

ORTADOĞU’DA AMERİKAN VARLIĞI ÇÖKTÜ

Ankara’nın, Tahran-Bağdat-Şam’la ittifak yerine Erbil-Kamışlı-Diyarbakır ekseni kurması, Washington’un 50 yıllık planıdır.

Peki, ABD’nin bu planı gerçekleştirecek gücü kaldı mı? Bölgedeki tüm kuvvetler için sorulması gereken soru budur ve her kuvvet bu sorunun yanıtına göre konumlanmalıdır.

Yanıtı bu kez Zbigniew Brzezinski’den verelim. Amerikan devlet aygıtının politika yapıcılarından Brzezinski, Mısır’ın El Ahram gazetesine “Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak kimse Ortadoğu’da Amerikan varlığının çöküşüne sevinmesin” diyor…

Biz Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları adına seviniyoruz ve Amerikan varlığının ardından, taşeronlarının da birer birer çökeceğini biliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?

Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.

Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.

ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA

“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.

ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!

Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:

AKP ÇÖZEMEZ

Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.

CHP ÇÖZEMEZ

Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!

İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.

MHP ÇÖZEMEZ

70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.

MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.

BDP ÇÖZEMEZ

BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.

İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER

TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!

Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.

Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!

Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!

Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

HEM AMERİKANCI, HEM FODUL

ABD’nin Wall Street Journal WSJ gazetesi, Pentagon’a dayandırdığı haberinde, Türk uçağının Suriye hava sahasında vurulduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan WSJ’ye “namert” dedi, kalemşorları ise Aydınlık’a saldırdı!

ABD, WSJ’Yİ DOĞRULADI

İlginç olan, Erdoğan’ın WSJ’ye “kaynağını açıkla” dediği saatlerde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon “olayda neler olduğuna dair çok sayıda belirsizlik var” diyor, ABD Dışişleri Bakanlığı ise WSJ’yi yalanlamayıp, sadece “sızdırmayı kınadıklarını” söylüyordu.

Nitekim bu farkı görecek kapasitede olan Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, yazısına “WSJ’nin iddiasının yanlışlığından ya da doğruluğundan söz etmiyoruz” diyerek kontrollü giriş yapıyor.

Üç kalem aşağıda olan Yeni Şafak’çı Tamer Korkmaz ise WSJ’yi bırakıp, Aydınlık’a saldırıyor! Korkmaz, Aydınlık’ı “Şam Rejimi’nin Bülteni” gibi yayın yapmakla suçluyor. Çapsız ve seviyesiz benzetmelerine ise değinmiyoruz bile!

NEOCON’LARLA İTTİFAKI KİM KURDU?

İbrahim Karagül’ün WSJ’yi suçlaması ise oyunda kaybeden çocuk mızmızlanması türünden: “(WSJ’de) derin Amerika, neocon perspektif bulunduğuna, bu gücünün kritik zamanlarda öne çıktığına, ‘kaynak’ olarak gösterdiği birçok olayın sonradan başka amaçlara hizmet ettiğine tanık olduk.”

Sanırsın AKP’nin “derin Amerika ve Neocon”larla ittifakını, Aydınlık’ın kurucusu Şefik Hüsnü sağladı!

ERDOĞAN İLE MURDOCH’UN ORTAKLIĞI

Tamer Korkmaz’ın WSJ suçlamaları ise “yuh” dedirten, “yüzsüzlüğün bu kadarı” dedirten türden: “Amerikan medyasında Neo-Con’cu politikaların dublajını yapan WSJ’nin patronu Rupert Murdoch… Üç yıl önce New York’ta Amerikan Yahudi Komitesi tarafından düzenlenen ödül töreninde ‘İsrail’e bağlılık yemini edercesine’ konuşmuştu.”

Korkmaz bunları söylediğine göre, İsrail’e katkılarından dolayı Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” alan kişi Başbakan Erdoğan değil de, Aydınlık’ın Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk herhalde!

Ve daha geçenlerde Sabah ve ATV’nin satışı için Rupert Murdoch’la görüşen kişi Başbakan ya da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Aydınlık’ın sahibi Mehmet Sabuncu herhalde!

ANTİ-AMERİKANCI OLMA İHTİMALİNİZİ SEVİYOUZ

Tarihin en Amerikancı iktidarına kalemşorluk yapan Yeni Şafak yazarları, “anti-Amerikancı” Aydınlık’ı “Suriye rejiminin bülteni” gibi yayın yapmakla suçlayacaklarına, ABD’nin bu olayda neden AKP’yi ortada bıraktığını anlamaya çalışmalılar. Hatta becerebiliyorlarsa 10 yıllık bu derin ilişkiyi sorgulamalılar.

ABD’nin Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya saldırısına destek olup, şimdi de Suriye planında rol alan AKP’nin ve kalemşorlarının, bu saldırılara karşı yayın yapan Aydınlık’ı WSJ’yle aynı kefeye koymaları en hafifinden densizliktir!

Hem ABD askerlerinin sağlığına duacı olup Pentagon’a başarı dileyen ve Türk Genelkurmay’ı ile arasını yapsın diye Pentagon’a mektupla ricacı olan Erdoğan’ın kalemşoru olup, hem de Pentagon kaynaklı WSJ’yi Aydınlık’la aynı kefeye koyabilmek, kuşkusuz patolojik bir durumdur ve tıbbın konusudur!

Tamam, “hem kel, hem fodullar”, tamam, “hem Amerikancı, hem yüzsüzler”…

Ancak biz yine de ve her şeye rağmen, Yeni Şafak’ın “ABD’nin Suriye planlarına” ve “AKP’nin bu planda rol almasına” karşı çıkabilme ihtimalini seviyoruz! Bizimki vatan aşkı çünkü…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN AYDINLIK RAHATSIZLIĞI

Başbakan Erdoğan ile Leyla Zana’nın 1,5 saat görüşmesi, görüşmede Açılım Koordinatörü Beşir Atalay’ın bulunması, Erdoğan’ın Zana’ya fular hediye etmesi, Oslovari bir sürece girildiğine işaret ediyordu.

Nitekim Başbakan Erdoğan, gazetecilere “görüşme gayet iyi geçti” müjdesi veriyor ancak ayrıntıdan kaçıyordu. Erdoğan, görüşmeye dair açıklamanın Zana tarafından bir gün sonra TBMM’de yapılacağını söylüyordu. Demek ki, Zana ya “Açılım sözcüsü” ya da “Açılım Koordinatörü yardımcısı” olmuştu.

ÖCALAN’A EV HAPSİ MASADA

Zana ertesi gün basının karşısına çıktı ve masaya hangi konuların geldiğini, Erdoğan’dan neler istediğini tek tek sıraladı. “Oslo süreci yeniden başlamalı” talepli Erdoğan-Zana görüşmesinde, masaya “Öcalan’ın ev hapsi” konusunun gelmesi, Aydınlık’ın “Öcalan nerede?” haberleriyle 12’den vurduğunu gösteriyordu.

Zaten 2. Açılım süreci başlamıştı: Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a “Öcalan’ın önerilerini” götürmesi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Öcalan’a ev hapsi konuşulabilir” demesi, BDP’nin 14 Temmuz’da Diyarbakır’da “Öcalan’a özgürlük” mitingine hazırlanması, Barzani’nin Kemal Burkay’la görüşmesi sürecin aşamalarıydı…

ABD CEPHESİ

Aydınlık’ın patlattığı “Öcalan nerede” bombası, ilginçtir AKP ve PKK’de aynı oranda rahatsızlık yarattı.

Örneğin ATV, 30 Haziran akşamı ana haber bültenine bu haberle başlıyor ancak Aydınlık’ın haberini değil de Bahçeli’nin 3 hafta önceki “Öcalan İmralı’da değil mi?” sorusunu gündeme getiriyordu. Sanırsın Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Aydınlık’a değil de Bahçeli’ye gecikmeli yanıt veriyordu!

PKK’ye yakın yayın organları da Aydınlık’ın haberinden rahatsız olmuştu. Örneğin Fırat Haber Ajansı ANF, Mehdi Atay imzalı yorum analizinde şu dikkat çeken ifadeyi kullanıyordu: “Kontrolsüz bir biçimde neye hizmet ettiği anlaşılamayan bu gündemleştirme…

Ve tıpkı ATV gibi ANF de Aydınlık’ın adını söylemekten kaçınıyordu. Demek Oslo’da AKP’yle PKK’nin yüzde 95 anlaşmış olması, ortak bakış açısı yaratıyordu!

Aslında Aydınlık’ın haberi karşı cephenin kimlerden oluştuğunu da bir kez daha ortaya koymuş oluyordu: ABD AKP’yle, ABD CHP’yle, ABD Barzani’yle, AKP CHP’yle, AKP Barzani’yle, Burkay Barzani’yle, Burkay CHP’yle, MİT (AKP) Öcalan’la, ABD Öcalan’la görüşüyordu! ABD, hepsini “Büyük Kürdistan” cephesinde toplamış durumdaydı.

AKP ve PKK, ESAD’IN KARŞISINDA!

Haliyle soruyorsunuzdur: Madem hepsi aynı cephede, o zaman AKP’nin yüzde 95 mutabakata vardığı PKK, nasıl oluyor da Suriye’de Erdoğan’ın düşman ilan ettiği Esad’dan yana tutum alıyor?

PKK’nin 1999’dan beri Suriye’nin değil ABD’nin denetiminde olduğu, bu nedenle özellikle yandaş basında çıkan Esad-PKK ittifakı türünden haberlerin yalan olduğunu birkaç kez yazdık.

PKK dün bir basın açıklaması yaparak gerçekte nerede durduğunu ortaya koydu: “Basında yer alan iddialar yalana dayalıdır. Nasıl ki baştan beri biz bu rejimin (Esad rejimi) yanlısı değildiysek, bundan böyle de yanlısı olmayacağız. Birincil derecedeki amacımız Batı Kürdistan’da (Kuzey Suriye) Kürt halkının haklarını savunmak, Suriye’de Kürt ve Arap halklarının geleceğini garanti altına almaktır.”

PKK, basında çıkan bu haberlerle, Suriye’deki partileri PYD’nin, “Suriye rejiminin yıkılarak demokratik toplumun inşa edilmesini hedefleyen barışçıl mücadeledeki öncülük rolünün engellenmek istendiğine” dikkat çekti!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2012 

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TAMPON BÖLGE HATAY’DA KURULDU

Başbakan Erdoğan, siyah gözlük takıp, “tamam inşallah” hareketi yaptığı ve Hürkuş’ta poz verdiği sırada bir de tarihi söz söyledi: “Büyük devletlerin düşmanı olur.”

Haliyle insan merak ediyor, madem büyük devletlerin düşmanı olur, o zaman ‘komşularla sıfır sorun’ neydi?

TÜM GÖREVLERİN ÜSTÜNDEKİ GÖREV

“Komşularla sıfır sorun”, AKP’ye Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde verilen görevin maskesiydi; o nedenle kısa sürede “sıfır komşu”yla sonuçlandı.

AKP yani BOP Eşbaşkanlığı bu maskeyle, İran’ı yalnızlaştırmak için Suriye ve Lübnan’la yakınlaşacak, Ortadoğu’da ABD’nin model ortağı olacak, hatta sırf bölgede ağabeylik yapabilmek için İsrail’e posta koyacak ve Ortadoğu’da caka satacaktı!

Maske, asıl görevi, yani Erdoğan’ın daha 2004 yılında dile getirdiği “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez yapma” görevini perdelemek içindi.

BOP Eşbaşkanlığı’nın tüm görevleri bu asıl görevi başarabilmek içindi..

Bu gerçeği atlayanlar, “kardeş Esad”ın bir yılda nasıl “düşman Esed” ilan edildiğine haliyle şaşırıyor.

NİHAİ HEDEF

Erdoğan’ın bugün izlediği Suriye politikası, işte bu görevin gereğidir; yani “Diyarbakır’ı BOP’da merkez yapma” görevinin…

BOP’da, yani ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde Diyarbakır’ı merkez yapmak için bugün Suriye’nin bölünmesi gerekmektedir; ki böylece ikinci İsrail devleti de denize açılabilsin!

Bu nedenle “Esad’ın devrilmesi” Atlantik’in Suriye planında nihai  hedef değildir; nihai hedef Suriye’nin bölünmesidir. Ancak bu hedefi 14 aydır başaramayanlar, artık hiç başaramayacaktır!

MGK’YE TUZAK

Bu gerçeğe rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri uyanık olmalıdır. Çünkü MGK’de konuşulan “tampon bölge” konusu, tuzaktır!

Suriye’de “tampon bölge” hedefinin neyle sonuçlanacağı bellidir. Çünkü 1992’de Irak’ın kuzeyinde kurulmasına göz yumulan tampon bölgenin sonuçları ortadadır!

Irak’ın bölünmesi, Türkiye’yi bölünme tehdidiyle karşı karşıya getirmiştir. Suriye’nin bölünmesinin sonuçları kuşkusuz daha da ağır olacaktır. Çünkü ABD’nin asıl hedefi Türkiye’dir.

TÜRK ORDUSU’NUN İLK GÖREVİ

Nitekim “tampon bölge” konusu o nedenle masadadır ve kurulmuştur!

Ancak ABD o tampon bölgeyi Suriye’den önce Türkiye’de kurmuştur; Hatay fiilen tampon bölgedir artık…

Öyle ki, Hatay’da bir gün ABD senatörü sınır teftiş etmektedir, ertesi gün ABD’li özel harekatçı bir general basın açıklaması yapmaktadır. Bir gün ABD’li diplomat Esad karşıtlarıyla toplantıdadır, ertesi gün CIA sınırdan silah sevkiyatı yapmaktadır.

O nedenle Türk Ordusu’nun görevi, önce Hatay’ı yeniden yurt topraklarına katmaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

‘BÜYÜK KÜRDİSTAN’ BULUŞMALARI

Mesud Barzani Kemal Burkay‘la, Erdoğan da Leyla Zana‘yla buluşuyor… Daha doğrusu ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde rol alanlar, Washington’un yol haritasını uygulayabilmek için müzakere ediyorlar.

AKP’NİN BÖLÜCÜSÜ

AKP’nin davetiyle 30 yıl sonra Türkiye’ye gelen Kemal Burkay son bir haftada iki önemli iş yaptı. İlki, Suriye’nin Türk keşif uçağını düşürmesiyle ortaya çıkan kriz ortamında yaptığı şu açıklamaydı: “Suriye sorunu bundan böyle, ancak üç bölgeli federatif bir sistemle çözülür. Sünni Arap bölgesi, Nusayri Arap bölgesi ve Kürt bölgesi…”

Her soruna “bölelim” kafasıyla yaklaşan Kemal Burkay’ın bu tavrı, kuşkusuz ona “AKP’nin bölücüsü” sıfatını takanlara haklılık kazandırıyor. Ancak Kemal Burkay’ı sadece AKP’nin bölücüsü saymak, Y-CHP’ye haksızlık olur. Zaten Burkay, Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesinde, CHP’den de AKP gibi hamleler beklediğini söyleyerek, partiler üstü konumlanmıştı!

Uzatmayalım, Burkay, 40 yıldır Türkiye’ye çözüm diye sadece “federasyon” öneren biridir ve rolü bu çerçeve içindedir!

BARZANİ – BURKAY BULUŞMASI

Kemal Burkay, hafta içinde de Mesud Barzani’yle görüştü. Kuzey Irak’ta, Erbil’in Selahattin kasabasında basına kapalı görüşme yapan ikili, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin resmi açıklamasına göre “Türkiye’deki siyasi açılımları” konuşmuş!

Bu sözlerden herhalde en çok yıllarca Barzani‘ye “aşiret lideri” deyip de sonra kırmızı halı serip, onu hazırolda bekleyenler utanmıştır!

Aşiret lideri dedikleri Barzani, artık karargahına davet ettiği isimlerle Türkiye’yi konuşmaktadır!

ZANA VE BURKAY AKİL ADAM MI?

“Büyük Kürdistan” projesi doğrultusunda bugün de Erdoğan ile Zana biraraya geliyor. Zana “Kürt sorununu Erdoğan‘ın çözeceğine inandığını” söylemiş, Erdoğan da “talep gelirse kendisiyle görüşmekten kaçmam” diyerek buluşma sinyali vermişti.

İki ismin buluşmasında da, tıpkı Barzani – Burkay görüşmesinde olduğu gibi “Türkiye’deki siyasi açılımlar” konuşulacaktır, eminiz…

Nitekim Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu da buluşmuş, Y-CHP lideri Başbakan’a “Öcalan‘ın akil adamalar önerisini” çözüm paketi olarak sunmuştu. Yoksa Zana ve Burkay akil adam mı?

2. AÇILIM SURİYE’YE TAKILDI!

Bu alt kademedeki “Büyük Kürdistan” buluşmalarını anlayabilmek için, üst kademedeki temasları da anımsamalıyız: ABD çeşitli başkentlerde, G-20’lerde, BM toplantılarında AKP’yle, Washington’da Y-CHP heyetleriyle ve İncirlik’te “Kürt liderlerle” görüşüyor; herbirine ayrı ayrı yol haritalarını veriyor…

Sonra AKP’liler, CHP’liler ve PKK/BDP ile diğer Kürt kesimler, ellerindeki yol haritalarına uygun olarak periyodik buluşmalara geçiyorlar, müzakere ediyorlar… Buradan da “Kürt sorununa çözüm” adı altında 2. Açılım paketi çıkacak ve 1. Açılım’ı güya ilerletecek!?

1. Açılım, Türkiye’nin Kuzey Irak’ı himaye etmesi girişimiydi; 2. Açılım ise bu yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması ve Türkiye’nin Güneydoğusu’yla bütünleşmesi içindir.

Ancak, keşif uçağımızın 22 Haziran’da NATO yemi yapılması sonrasında yaşananlar, ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesini uygulayamayacağını gösteriyor! Projede rol alanlar, Asya’nın galibiyetiyle sonuçlanan bu bir haftalık Atlantik – Asya savaşını iyi incelesinler!

Mehmet Ali Güller
Ayd
ınlık Gazetesi
30 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

F4, SURİYE’DE UÇUKSAVARLA VURULDU

Başbakan Erdoğan dün tüm bölgenin merakla beklediği konuşmasında yine Türk uçağının uluslararası kara sularında vurulduğunu belirtti: “Altını çizerek söylüyorum. Suriye kara sularında uçağımız vurulmamıştır, uluslararası sularda vurulmuştur. Bunun bilinmesi lazım, bunun saptırma gayreti içinde olan içerde ve dışarıdakiler var.”

Diyelim ki Başbakan haklı ve uçağımız uluslararası sularda, yani 12.6 milde (20.3 kilometre) vuruldu. O zaman uçağımız mutlaka füzeyle vurulmuştur, çünkü bu menzile erişecek uçaksavar mermisi dünyada yok! Ve “uçağınız 100 metre yükseklikte alçak uçuş yaparken ve kıyılarımıza 2.5 km mesafedeyken uçaksavar mermisiyle vuruldu” diyen Suriye de yalan söylüyordur.

UÇAK VE RADAR FÜZE TESPİT ETMEDİ

Hürriyet‘ten Okan Konuralp çok önemli bir habere imza attı: BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Erdoğan‘a soruyor: “Füze ateşlendiğinde, uçaktaki sistemin pilotu uyarması gerekmiyor mu? Bu uyarı doğrultusunda pilotların uçaktan ayrılması gerekmiyor mu?”

Başbakan Erdoğan‘ın yanıtı çok önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: “Füzenin fırlatıldığı anı tespit edemedik. Ne uçağımız ne de kara radarlarımız bu yönde bir tespitte bulundu. Uçağın vurulmuş olabileceğini de irtibat kesildikten sonra anladık.”

Ne uçak ne de radarlarımız bu füzeyi tespit edemediğine göre demek ki ortada Suriye’den ateşlenen bir füze yok! Bu durumda da “uçaksavar mermisiyle vurduk” diyen Suriye haklıdır.

3. ÜLKE OLASILIĞI YOK

Bu çelişkiyi farkeden Erdoğan, Demirtaş‘a yanıtına şu sözleri de ekliyor: “Farklı bir füze donanımı olduğunu tahmin ediyoruz. Mobil bir rampa olduğunu tahmin ediyoruz.”

Bu durumda ortada Türkiye’nin, NATO’nun ve ABD’nin teknolojisinin çok ilerisinde geliştirilmiş korkunç bir füzeyle karşı karşıyayız! Haliyle bu teknolojinin Suriye’ye ait olamadığını düşünen Demirtaş yeniden soruyor Başbakan’a: “3. bir ülkenin uçağı düşürmesi ya da elektronik karartma yaparak düşürülmesine yol açması söz konusu mu?”

Erdoğan ve görüşmede yer alan asker ve sivil ekibi şu karşılığı veriyor: “O olasılığa da baktık. Böyle bir ihtimal görünmüyor. Füzenin ateşlenmesi ve sonrasında ön işaret alınmamış.”

Üzerinden beş gün geçmesine rağmen uçağımızın hangi silahla düşürüldüğü üstelik NATO teknolojisi ile hâlâ saptanamıyorsa, ortada artık iki seçenek vardır: Ya AKP hükümeti yalan söylüyor ya da Rusya – Çin teknolojisi almış başını gitmiş!

Aslında gerçek artık ortadadır: Uçağımız füzeyle düşürülmediğine göre uçaksavarla vuruldu. Uçamsavarla vurulabildiğine göre de uluslararası sularda değil, Suriye sınırları içinde vuruldu!

AKP TUZAĞI OKUYABİLECEK Mİ?

Sanki AKP hükümeti de “tuzağa düşürüldüğünü” anlamaya başlamış gibi görünüyor ancak iktidarının dayanağı olan ABD ile imzaladığı hizmet sözleşmeleri ve 10 yıldır girilen angajmanlar, onları çaresiz bırakmış durumda…

ABD istiyor diye Şam’a şahin kesilen, yüksek perdeden Beşar Esad‘a “istifa et” diyen, Şam karşıtlarını örgütleyen ve silahlandıran AKP hükümeti, şimdi “gerçek” durum kapıya dayanınca ortada kalmış oldu!

AKP hükümeti sözcüsü Bülent Arınç “savaş istemiyoruz” diyor, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik “Bizim tabanımız ‘ordu Şam’a’ demez” diyor…

Hükümetin kalemşorları New York Times‘in uçağımızın düşürülmesinden bir gün önce yayınladığı “CIA Beşşar’a karşı Türkiye’de üslendi” şeklindeki haberin amacını anlamaya çalışıyor. Hatta bazıları bugüne kadar AKP’ye akıl hocalığı yapan Cengiz Çandar gibi isimlerin son dönemde neden kendilerini “ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronu” diye suçladığını anlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin bir tuzağa düşürüldüğü gerçeğini tam olarak anlamalarını ve Suriye’ye savaş açılmasına karşı çıkmalarını temenni ediyoruz. Geçmiş 10 yılı affettirmez belki ama en azından daha da kirlenmemiş olurlar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Haziran 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE POZİSYONUNU KİM DEĞŞTİRDİ?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CNNTürk’te “teröre karşı ABD ve Barzani ile işbirliği” yapıyoruz dediği saatlerde, Türk dış politikasını, Russia Today televizyonuna konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov savunuyordu!

Lavrov, Suriye üzerinden “Kürt sorunu” uyarısı yapıyordu: “Suriye çok uluslu ve çok dinli bir ülke. Kürtlerin sorunu olabilir, Kürtler Suriye, Türkiye, Irak ve diğer ülkelerde de yaşıyor. Bu dengenin bozulması faciaya yol açar.” (Sabah, 22 Haziran 2012)

Lavrov, Suriye’nin siyasal birliğinin ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin de siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün garantisi olduğunu açıkça saptıyor; Davutoğlu ise terörün kaynağı olan ABD ve Barzani’yle teröre karşı işbirliği yapıyor!

ABD, SURİYE’DE RUSYA’YA MECBUR!

Lavrov’a, bu kritik uyarıyı yaptığı röportajında ABD ve İngiltere’nin iddialarının doğru olup olmadığı, yani Moskova’nın Suriye’deki pozisyonunu değiştirip değiştirmediği de soruldu. Lavrov’un yanıtı netti: “Biz pozisyonumuzun dışarıda müdahale ile rejim değişikliğine izin verilmemesi yönünde olduğunu açıkladık. Bizim pozisyonumuz hep bu şekilde. Biz Suriye’de tüm tarafların masaya oturmasını ve diyalogla sorunlarını çözmelerini istiyoruz. İngiltere Başbakanı Cameron’un Putin’in pozisyonunu değiştirdiği yönündeki açıklaması doğru değil.”

Peki, o zaman bu “pozisyon değişti” meselesi nereden çıktı? Aslında Batı, Meksika’daki G20 zirvesinden çok önce bu propagandaya sarıldı. Washington ile Moskova’nın Yemen modelinde anlaştığı, Moskova’nın artık Esad isminde ısrarcı olmadığı servis edildi medyaya…

Obama-Putin zirvesi öncesi tipik bir psikolojik savaş malzemesi olarak uygulanan bu balonlar, tabi kısa sürede patladı.

Zira Obama-Putin zirvesinden çıkan asıl sonuç, Suriye’de Rusya’ya rağmen bir “çözüm” olamayacağı gerçeğiydi… Nitekim ABD, artık “Esad’lı çözüm planı”na geldi! Aydınlık, ABD ve İngiltere’nin Cenevre’deki Suriye konferansına Beşar Esad’ın da Cumhurbaşkanı olarak davet edilmesini kabul ettiğini duyurdu. (Aydınlık, 22 Haziran 2012)

TÜRKİYE “İNCE AYAR” YAPIYOR

Bu durum haliyle en çok AKP hükümetini ortada bıraktı. Zira hükümet, ABD’nin Suriye planında görev almış ve önce Esad’a 15 gün süre tanıyarak görevi bırakmasını istemiş, ardından da Esad’ı devirmek için rejim karşıtlarını örgütlemiş, dahası kimi yayınlara göre rejim karşıtlarını Şam’a karşı silahlandırmıştır!

Sami Kohen’in verdiği bilgi burada önem kazanıyor: “Meksika’da gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinde, Türk ve Rus görüşleri arasında bir yakınlaşma sağlanmaya çalışıldı. Gelen sinyaller, bazı temel görüş farklılıklarına rağmen Türkiye’nin de Suriye politikasında bu yönde bir ‘ince ayar’ yapmakta olduğunu gösteriyor.” (Milliyet, 22 Haziran 2012)

DAVUTOĞLU TERSTEN HAKLI ÇIKTI!

Davutoğlu’yla başladık, onunla bitirelim. Anımsarsınız, Davutoğlu sık sık Rusya ve Çin’in Suriye konusunda aslında kendileriyle aynı pozisyonda olduğunu söylerdi. Hayır, “iki ülkeyi aslında başka, görünüşte başka” diye nitelemenin devletlerarası ilişkilerdeki yeri konusuna girmeyeceğiz. Sadece şunu söyleyeceğiz:

Davutoğlu tersinden haklı çıktı! Rusya ve Çin, AKP’nin pozisyonuna gelmedi ama kendileri Rusya ve Çin’in pozisyonuna gelmeye mecburdur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Haziran 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

2. AÇILIM ŞEHİTLERİ

1. Açılım, ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlandığı süreçte, Barzanistan’ı Türkiye’ye himaye ettirmek ve kuzeye büyütmek içindi. 2. Açılım ise Türkiye’nin himaye ettiği bu yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve “Büyük Kürdistan” yapmak içindir.

O nedenle, Dağlıca’da şehit düşen 8 askerimiz, 2. Açılım şehitleridir!

2. AÇILIM’IN YOL HARİTASI

AKP’nin sesi olan Yeni Şafak, ABD’nin 2. Açılım’ını madde madde şöyle duyurmuştu 27 Şubat 2012’de, özetliyoruz:

1. Öcalan kenarda tutulup, sürece sonra eklenecek.

2. İsrail’in arka kapı diplomasi merkezi olan Oslo – Norveç değiştirilecek.

3. Barzani sürece dâhil edilecek. Ancak Barzani, TSK’nin de kendisini kabul etmesini şart koşuyor.

4.  Türkiye, “Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na koyduğu şerhi kaldıracak.

5. Anadilde eğitim, seçmeli ders olacak.

6. Af.

Aslında 4 ay önce ilan edilen bu 6 madde bile, son 10 günde AKCHP diye ortaya çıkan gerçeği anlatmaya tek başına yetiyor. Dikkat ederseniz 6 maddenin sorumluluğu ve yerine getirilmesi, AKP ve CHP tarafından paylaşılmış durumda…

AKCHP’NİN GÖREVLERİ

Gelin bu 6 madde konusunda AKCHP’nin neler yaptığına bakalım:

1. Öcalan fiilen kenarda, 11 aydır basın açıklaması yaptırılmıyor! İlginçtir, Öcalan, avukatları üzerinden yaptığı son açıklamalarda, zaman zaman PKK ve BDP’yi kendisini anlamamakla eleştirmiş ve “artık karışmam” yollu ifadeler kullanmıştı.

2. Şu anda Oslo yerine Washington ve İncirlik’te buluşuluyor. AKP, BDP ve CHP sırasıyla heyetler halinde Washington’a gidip, genel yol haritalarıyla dönüyorlar. ABD’nin bölge diplomatları ise İncirlik’te “Kürt zirveleri” düzenleyerek, genel yol haritasına uygun politik adımları attırıyor.

3. Barzani sürece dâhil oldu ve iki ay önce “PKK’ye silah bırakma çağrısı” yaptı. Karşılığında Barzanistan, Türkiye tarafından resmen tanındı: Ankara, Bağdat’a rağmen Erbil’le boru hattı anlaşması imzaladı.

Barzanistan’la yeni sınır kapıları açılıyor. Daha da önemlisi bu sınır kapılarının çevresi serbest bölge ilan ediliyor. Bu fiilen sınırın da değişmesi demek. ABD 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge” olmalı demiş ve 2009’da da “Nitelikli Sanayi Bölgesi” kurulmasını istemişti. AKP buna uygun resmi düzenlemeleri aşama aşama yerine getirdi.

Ve bu gelişmeyle bağlantılı olarak AKP Hükümeti “Sınır Güvenliği Teşkilatı” için düğmeye bastı. Sınır güvenliği de TSK’den alınmış olacak! (Hürriyet, 11 Mayıs 2012)

4. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha bir yıl önce Hakkâri’de “Avrupa’da kabul edilen yerel yönetimler özerklik şartını aynen kabul edeceğiz” diyerek “yol haritası” görevine başlamıştı!

5. 4+4+4’lük eğitim sistemiyle, Kürtçe artık seçmeli ders oldu. Ancak CHP “yetmez ama evet” diyor. Nitekim Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sunduğu 10 maddelik pakette “Talep eden yurttaşlarımıza anadil öğrenimi olanağı sağlayacağız” diyor.

6. Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuştu ve “PKK silah bırakırsa Öcalan’a ev hapsi değerlendirilir” dedi. Ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “dörtlü uzlaşma olursa, Öcalan’a ev hapsi olabilir” dedi. Üçü uzlaşmıştı, yanlarına MHP’yi de istiyorlardı!

ERDOĞAN’IN SURİYE GÖREVİ

AKP’nin sesi gibi yayın yapan gazeteler, Erdoğan ile Obama görüşmesine şu başlığı atmışlar: “İki lider, Suriye’de, akan kanı durduracak.”

Aynı saatlerde Kuzey Irak’tan sınırımıza giren 300 PKK’li, Türkiye’de kan akıtıyor ve 8 askerimizi şehit ediyordu…

Tekrar vurgulayalım: 1. Açılım’la Türkiye’ye himaye ettirilen ve kuzeye büyüyen Barzanistan, 2. Açılım’la Suriye’nin kuzeyinde Akdeniz’e açılmak ve “Büyük Kürdistan” yapılmak isteniyor. Dağlıca’da 8 şehit vermemiz, bundandır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Haziran 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın