Posts Tagged Erdoğan
ERDOĞAN, ALP ARSLAN DEĞİLDİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/10/2012
Başbakan Erdoğan’ın AKP Kongresi’nde 2071 hedefini göstermesi, yoğun gündem nedeniyle olsa gerek, pek tartışılmadı…
Bir kaç köşe yazarı, Erdoğan’ın Malazgirt’in 1000. yıldönümünü hedef göstermesini, AKP’nin bölgesel politikalarına bağladı. “Türk’ün Kürt’le birleşerek Diyojen’i yenmesi” şeklinde özetledikleri Malazgirt Zaferi’ni güncellediler ve Erdoğan’ın “Ortadoğu’da Kürtlerle birleşerek Türkiye’yi büyütmeyi” hedeflediğini yazdılar.
Bu ters denklemi ayakları üzerine oturtacağız ama gelin önce Malazgirt Savaşı’na dair kısa birkaç şey söyleyelim.
BİZANS AVRUPAİLE ORTADOĞU ARASINDA TAMPONDU
Her ne kadar Türkler 1048’den itibaren Anadolu’ya akınlar düzenlemeye ve yerleşmeye başlamışsa da, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Diyojen arasındaki 1071 Malazgirt Savaşı, tarihe “Türklere Anadolu kapılarını açan son savaş” olarak geçti.
Hristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu arasında tampon olan Bizans’ın bu yenilgisi, her şeyden önemlisi Doğu’nun Batı’ya yönelmesinin önünü açtı. Batı’nın bu yönelişe karşı önlemi olan Haçlı Seferleri ise tam olarak etkili olamadı.
Doğu Anadolu’daki bu savaşta askeri büyüklük Bizans’taydı. Diyojen’in ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri ile ücretli Slav, Got, Germen, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak-Kuman askerlerden oluşuyordu.
Ancak savaş esnasında Türk kavimleri olan Uz, Peçenek ve Kıpçak-Kuman askerleri saf değiştirmiş, Ermeni askerler ise Malazgirt’e ilerlerken Sivas’ta Ermeni mahallelerini yakan ve pek çok Ermeni önderi öldüren Diyojen’e tepki göstererek kaçmıştı.
TÜRK-KÜRT BİRLİKTELİĞİNİN MİLADI
Alp Arslan’ın ordusunda ise sayıları tartışmalı da olsa Kürtler vardı. İki uç fikri görmek bakımından anımsatalım:
Aysel Tuğluk’a göre “Türkler, Malazgirt Savaşı’nın Kürtler’in desteğiyle kazanmışlardır. Anadolu içlerine doğru yönelirken Kürtler’le ittifak içinde olmayı başarıları için zorunlu görmüşlerdir.”
Tarihçi Erhan Afyoncu ise şöyle değerlendirmektedir: “Malazgirt Savaşı’nın sonucuna tesir edecek büyüklükte olmasa da Kürtler bu savaşta Selçuklu bayrağı altında savaşmışlardır. Ancak burada bir ittifak söz konusu değildir. Kürtler, Mervânî Emirliği Selçuklular’a tâbi olduğu için Malazgirt Savaşı’na katılmışlardır.”
Öyle de olsa böyle de olsa, Türk ve Kürt’ün Malazgirt gibi bölge tarihi açısından kritik öneme sahip bir dönemeci yan yana aldığını söyleyebiliriz. Bu tarih, aynı zamanda “Türk ve Kürt bu coğrafyada bin yıldır beraber yaşamaktadır” şeklindeki gerçekliğin miladıdır.
ERDOĞAN’IN TARİHTEKİ YERİ
Ancak Erdoğan’ın kongrede 2071 hedefi koyması, tarihi ters çevirme gayretidir.
Çünkü Malazgirt, AKP yandaşlarının da sunduğu gibi “Türk ve Kürt’ün birleşerek Diyojen’i yenmesidir” elbette ama AKP, bugün tersini yapmakta ve Diyojen’le yani Batı’yla birleşerek Doğu’ya karşı konumlanmaktadır!
Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olarak; Kürecik radarıyla İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlamaktadır, Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya çalışmaktadır, Akdeniz’i Barzani’ye açabilmek için Suriye’ye karşı savaşmaktadır…
Çünkü Erdoğan, Alp Arslan değildir; en fazla Damat Ferit’tir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2012
FATURA ÖNCE DAVUTOĞLU’NA KESİLECEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2012
Urfa-Akçakale’ye düşen top mermisi ve 5 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, Türkiye-Suriye geriliminin zirvesiydi. 18 aydır adım adım tırmanan gerilim, bu olayla birlikte iniş eğilime giriyor…
Anımsayacağınız gibi “Dörtlü Komisyonun” Türkiye’ye “Suriye sahnesinden çekilme fırsatı” yaratacağını birkaç haftadır savunuyorduk. Çünkü çözümün adresi ancak Türkiye ile İran’ın birlikte bulunduğu bir platform olabilirdi… Cenevre Platformu’nun en önemli eksikliği buydu.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ: TÜRKİYE-İRAN İŞBİRLİĞİ
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı’nın Akçakale olayından sonra bir araya gelmesi, Ankara ile Tahran’ın Suriye krizinde artık birlikte çalışacağına işaret ediyordu.
Erdoğan ve Muhammed Rıza Rahimi, ikili görüşmenin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında bu yönelime girdiklerini açıkça ilan da ettiler.
Başbakan Tayyip Erdoğan “Bizim asla savaş çıkarmak gibi bir derdimiz olamaz. Savaşın getirdiği neticeler Irak’ta, Afganistan’da ortadadır” diyerek, nesnel olarak ne kadar ileri gidebileceklerinin sınırını çizdi. Dahası Erdoğan “Çözüm için İran’la çalışıyoruz. Bizim artık süratle buradan bir netice çıkarmamız çok çok büyük önem arz ediyor.” diyerek yeni yönelimi sergiledi.
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Kuşkusuz Beyaz Saray’ın Türkiye’yi Suriye’ye ittiği ancak ABD’nin hem iç sorunları nedeniyle hem de Rusya-Çin-İran bloğunun gücü nedeniyle aktif tutum sergileyemediği koşullarda, AKP Hükümeti’nin de neler yapabileceğinin sınırları belliydi.
Dahası, ABD’nin iteklemesiyle sürdürülen Suriye karşıtlığının AKP’de önemli çatlaklar yarattığı da gün geçtikçe açığa çıkıyordu…
Nitekim Akçakale’ye top mermisinin düşmesinin ardından, Başbakanlık-Genelkurmay-Dışişleri üçgeninde alarm yaşandığı o ilk birkaç saat içinde bu çatlağın izleri açıkça ortaya çıktı. Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da “Suriye’ye haddini bildirme” nutukları atarken, bir diğer Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “Türkiye’yi Suriye içine çekmeye çalışıyorlar” diyerek “biz bu oyuna gelmeyiz” mesajı veriyordu.
Başbakan Erdoğan’ın Müsteşarı İbrahim Kalın ise gece attığı twit’lerde “Türkiye Suriye’yle savaş istemiyor” diyor ve yapılan misillemeyi de “savaşa girmeden mukabelede bulunuyoruz” sözleriyle açıklıyordu. Kalın’ın bu sözleri, kuşkusuz Erdoğan’ın görüşlerini yansıtıyordu.
AKP, ARTIK BÖLGE İÇİN GÜVENLİK SORUNUDUR
ABD adına girilen bu işten bir sonuç alınamamasının elbette kimi sonuçları olacaktır. Her ne kadar BOP Eşbaşkanlığı verilen Suriye ihalesinin başarısızlığını kendi içinde birilerine fatura ederek telafi etmeye çalışacaksa da, asıl sonuçlar daha kapsamlı ve büyük olacaktır!
Çünkü Suriye krizine kadarki süreçte AKP iktidarı, sadece Türkiye için bir güvenlik sorunuydu. Ancak bu meselede iyice açığa çıktı ki, AKP artık bölge için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir!
Biz yine de bitirirken soralım: BOP eşbaşkanlığına verilen Suriye ihalesinin başarısızlığının faturası ilk kime kesilecek? Kullanılamayacak tezkerenin TBMM’de geçmesinin ardından “Türkiye’nin mesajı her halükarda alınmıştır” diyerek durumu geçiştirmeye çalışan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu mu dediniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2012
ERDOĞAN’IN TGB KORKUSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/10/2012
Başbakan Erdoğan’ın Ankara Üniversitesi’nin açılışını yapması “ileri demokrasimiz” açısından bir ilke daha vesile oldu. Şöyle ki, öğrenciler “uslu” ve “yaramaz” diye ikiye ayrıldı. Üniversite yönetimin yaptığı bu ayrımla oluşturulan listeler açılış günü kapıdaki polislere verildi. Polisler gelen öğrencinin kimliğine bakıp, ismi listede varsa içeri aldı, ismi yoksa içeri sokmadı!
Yani üniversite açılışına üniversite öğrencisi sokulmadı!
Böylesi bir kepazeliğin tek gerekçesi vardı: Başbakan Erdoğan’ın öğrenciler tarafından protesto edilmesini engelleyebilmek.
Bu kafayla üniversiteleri kapatmak zorunda bile kalırlar. Zira protestolar çığ gibi büyüyecek…
GÜL KOKULU REKTÖRLER
Bu son uygulama, üniversitelerin ne hale getirildiğini de ortaya koyuyor. 5-6 yıl önce Cumhuriyete sahip çıkan üniversitelerin çoğunun yönetimi, artık iktidara yandaşlık yapma yarışına soyunmuş akademik bademlerle dolu!
Sadece kendi oyuyla rektör olabilenler bile var…
Bilim ve Gelecek Dergisi’nin son sayısı gelinen yeri anlamamızı sağlıyor. Dergi, son sayısında Türkiye’nin rektör haritasını çıkarmış. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hangi kriterlerle rektör atadığını, Cemaat-AKP kadrolaşmasının geldiği boyutu, muhalif öğretim üyelerinin nasıl cezalandırıldığını, ayrıntılı incelemiş…
Sonuç olarak üniversiteler, bilimsel bilginin üretildiği merkez olmaktan hızla uzaklaşıyor…
AKP KAFESLEDİ, TGB ÇUVALI ÇIKARTTI!
Erdoğan cephesinden bakılınca bu korkunun dayanakları fazlasıyla görülüyor kuşkusuz…
Örneğin AKP, Türk askerinin başına çuval geçirilmesini “büyük devletler özür dilemez” diyerek geçiştirmiş, “ne notası, müzik notası mı” diyerek durumdan memnuniyetini sergilemişti. Ancak Türkiye Gençlik Birliği TGB, hem de birkaç kez, yakaladığı ABD askerinin başına çuval geçirerek onurumuza sahip çıkmıştı…
Örneğin AKP, ABD’yle birlikte TSK’yi kafeslemiş ama TGB “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek gençliğin vatansever sesi olmuştu…
Sayısız örnek için yerimiz yok… Ama AKP’nin TGB’den neden korktuğunu en somut olarak ortaya koyan bir eylemi anımsatarak bitirelim: TGB, bu 19 Mayıs’ta polis rakamlarına göre 250 bin genci Taksim’de toplamış ve “Bağımsız Türkiye” için ant içmişti…
İşte şimdi o andın devamı olarak 29 Ekim’de, Ankara’yı, Cumhuriyet’in başkentini “bağımsız Türkiye” sloganlarıyla inletmeye hazırlanıyorlar…
TELGRAFÇI HAMDİ’NİN TORUNLARIYIZ
Erdoğan’ın korkusu öyle bir noktaya gelmiş ki, artık milli, ulusalcı, solcu gazetelere ambargo uygulamaya bile kalktı.
Nafile… Telgrafçı Hamdi’nin “su borusundan füze yapan” torunları için gazetecilik yapabilmenin sınırları yoktur!
Gelin bugünkü Ufuk Ötesi’ni, Erdoğan’ın durumunu anlatan bir fıkrayla bitirelim:
“Napolyon, tekrar dünyaya gönderilmiş. Önce Beyaz Saray’da akşam yemeğinde ağırlanmış. Yemek bittiğinde Napolyon, Obama’ya şöyle demiş: ‘Sizin elinizdeki silahlara sahip olsaydık, Waterloo’da savaşı kaybetmezdik…’
“Ardından Rusya ağırlamış kendisini. Yemek bittikten sonra Napolyon, Putin’e dönmüş: ‘Sizdeki bu KGB bizde olsaydı, Waterloo’da savaşı kaybetmezdik…’
“Nihayet Ankara’da ağırlanmış Napolyon… Yemekten sonra yine konuşmuş: ‘Çok şanslısınız Mösyö Tayyip. Sizdeki bu mükemmel basın bizde olsaydı, Waterloo’da kaybettiğimizi kimse öğrenmeyecekti…”
Türkiye yıkıldığınızı, ambargo uyguladığınız bu milli, ulusalcı, solcu gazetelerden duyacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Ekim 2012
ERDOĞAN’DA İHANETİN ANLAMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/09/2012
Başbakan Erdoğan’ın beğenmediği her sözü, her uygulamayı “ihanet” olarak algılamasının; karşısında gördüğü her kişiyi “hain” diye damgalamasının birçok nedeni var…
Kuşkusuz en önemli neden, kendisini tek adam görmesidir. Çünkü ancak faşist rejimlerde lider herkesi kolaylıkla hain diye damgalayabilir ve gereğini yerine getirir!
ERDOĞAN’A GÖRE HERKES HAİN
Başbakan Erdoğan son olarak Afyon’daki cephanelik patlamasıyla ilgili yapılan analizlere kızdı ve “Bazı askerler geldikleri ocağa ihanet ediyorlar” dedi.
Erdoğan, geçen hafta da 66 aylık çocuklarına rapor alan aileleri “çocuklarına ihanet etmekle” suçlamıştı!
Erdoğan, aynı konuşmasında, partisinden 7 milletvekilini de hain olarak damgalamıştı: “Anayasa değişikliğiyle ilgili pakette biz parti kapatılmasını ortadan kaldıralım diye bir madde getirdik ama iktidar partisi olarak biz yalnız kaldık, muhalefetin boykotu ve kendi içimizden de bir ihanetle bu paketi geçiremedik.” Yani Erdoğan’ın istediği oyu atmayan herkes haindi!
İsimleri medyaya da yansıyan bu 7 “hain” milletvekilinden 5’i bir sonraki seçimde AKP’den aday gösterilmemişti. Bu olay aslında TBMM’de demokrasi olmadığını, AKP’nin “ileri demokrasisinin”, “demokrasinin çok ileride” olduğu anlamına geldiğini ortaya koyuyordu.
Erdoğan, MHP’ye yönelik kaset operasyonları sırasında da ihanet kelimesine sık sık başvurmuştu. Örneğin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kasetler konusunda “okyanus ötesini” işaret etmesine yanıt, Fethullah Gülen’den önce Tayyip Erdoğan’dan gelmişti. Erdoğan, 13 Mayıs 2011’de, Bahçeli’yi “Hocaefendi’ye ihanet etmekle” suçlamıştı!
Erdoğan, bir ABD Projesi olan “Kürt Açılımı”na itiraz edenleri de hain diye suçlamıştı. Hatta örneğin 21 Haziran 2010’da daha ileri gidip “Açılım’dan vazgeçmek ihanet olur” bile demişti! Çünkü AKP ABD’ye ihanet edemezdi!
Erdoğan, 2006 yılında da, AKP içinde kendisini eleştiren iki milletvekilini “hain” diye suçlamış ve partiden attırmıştı. Erdoğan, partisinin disiplin kurulu başkanına şu sözlerle talimat vermişti: “Mahmut Koçak AKP’ye ihanet etti. Bana da hakaret ediyor. Affetmeyin. Partiye zarar veriyor, gönderin.” 15 kişilik kurul da 28 Haziran 2006 günü Koçak’ı oybirliğiyle partiden atmıştı.
Erdoğan’ın herkesi hain olmakla suçlama kolaycılığı, iktidar olmasından da önce başlamıştı. Erdoğan, en sıradan olayda bile karşısındakini hain diye suçlayabiliyordu. Örneğin Erdoğan 17 Şubat 2002’de yaptığı bir konuşmada, doğum kontrolünü isteyenlerin davranışını “ihanet-i vataniye” olarak tanımlamıştı.
ERDOĞAN, İHANET DİYENE DAVA AÇTI
Peki, bu kadar kolay “ihanet” kelimesini kullanan, kendisine biat etmeyen partilileri “hain” diye damgalan Erdoğan, aynı kelimeye maruz kaldığında ne tepki veriyor?
Hemen bir örnek verelim… CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ordu’da yaptığı konuşmada Erdoğan’a şöyle seslenmişti: “Korkmuyorsan ihanetin belgesini açıkla, niye gizliyorsun Dubai anlaşmasını?”
Erdoğan, ertesi gün avukatları aracılığıyla dava açtı! Erdoğan, “ihanet” kelimesi nedeniyle Kılıçdaroğlu’ndan 50 bin TL tazminat istedi!
BİR DE ERBAKAN İLE KADDAFİ’YE SORUN
Kuşkusuz, Erdoğan’ın “hain” kelimesini bu kadar kolay kullanmasının, başta belirttiğimiz siyasi nedeni dışında, psikolojik nedeni de vardır.
Zira Erdoğan’ın kendisini var eden çevrede başı bu kelime ile derttedir. Çünkü Erdoğan, örneğin Necmettin Erbakan’a göre, örneğin Muammer Kaddafi’ye göre haindir!
Milli Görüş, Erdoğan’ı harekete ihanet etmekle suçlarken, Kaddafi de öldürülmeden önce kendisinden “ihanet eden eski bir dost” diye bahsetmekteydi…
Kim bilir, belki de bu iki somut suçlamanın ağırlığı, Erdoğan’da herkesi kolaylıkla “hain” diye suçlayabilme psikolojisi yaratmaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2012
SULTAN’IN VIP CAMİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/07/2012
VIP diye yazılıyor, viaypi diye okunuyor. İngilizce “Very Importan Person” demenin kısaltılmışı, yani “çok önemli insan.”
O kadar önemliler ki, insan bile değiller, insanüstüler! Örneğin havalimanlarında kapıları ayrıdır, oturdukları yerler de… Biz fanilerden farklı olarak kırmızı halı üzerinde yürürler. Halk arasında kaymak tabakası olarak adlandırılırlar.
VIP’ler eşit olmayan insanlardır; vahşi kapitalist toplumlar incelendiğinde bir VIP’e, bin normal insan düşmektedir. Ki bir normal insan da, bin emekçiye düşmektedir ancak!
VIP MÜSLÜMAN OLUR MU?
Eşitsizliğin en bariz göstergesi olan VIP uygulaması, artık camilerde de var.
Hakları tabi; çünkü normal Müslüman var, VIP Müslüman var…
Sıradan Müslüman var, gemicik alabilen, elli milyarlık yüzük takabilen Müslüman var…
Gemiciği olan Müslüman’la, sıradan Müslüman neden aynı camide ibadet etsin ki?! Hak mı?
CAMİ Mİ, DEVLET DAİRESİ Mİ?
Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya kararlı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kolları sıvadı ve Ataşehir’e bir cami kondurdu.
Önceki gün caminin açılışını yapan Erdoğan, ayrıca Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ile caminin VIP salonunda yarım saat basına kapalı bir görüşme yapmış! (CNNTURK, 20 Temmuz 2012)
Cami dediğin böyle olmalı zaten. VIP salonu olmalı ki, başbakan başka ülkenin yöneticileriyle camide de görüşebilsin! VIP Cami, bir nevi Başbakanlık ofisidir çünkü!
Dini siyasete alet ediyor diye eleştirilen Erdoğan, tersine, camide siyaset yaparak eleştirilere de yanıt vermiş oluyor böylece!
ERDOĞAN KENDİNİ SULTAN İLAN ETTİ
Caminin açılışında konuşan Erdoğan, bakın neler söylüyor: “Avrupa yakasında bir Süleymaniye var, Mimar Sinan‘ın İstanbul’daki ilk eseri Şehzadebaşı Camisi var. Bir diğer tarafta Sultanahmet ve Fatih camileri var. Fakat bu yakada böyle bir cuma camisi, bir selatin cami mevcut değildi. Arzu ettik ki, bu yakada da birkaç tane selatin cami, cuma camisi olması lazım. Bu kararı verdik.”
Selatin cami ne demek? Sultanların yaptığı cami demek! Yani Erdoğan diyor ki, “Osmanlı sultanları, Osmanlı padişahları Avrupa yakasına cami yapmış ama Anadolu yakasına yapmamış. Bu yakaya da, yeni sultan olarak ben cami yapıyorum!”
Metrobüs hattı açılışında boşuna mı “Son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” yazılı pankart asmışlardı? İşte bu günler içindi…
HİCRİ TAKVİM KULLANAN ERDOĞAN
Caminin girişinde bir de Recep Tayyip Erdoğan imzalı levha var. Mimar Sinan’a “Sinan usta” diye seslenilen levha, okuyana “bir ustadan bir ustaya sıcak sözler” hissi uyandırıyor!
Levhadaki sözlerden sonra, imzanın altına atılan tarih ise Erdoğan’a yakışmış! Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Erdoğan, Hicri takvimi kullanmış!
CONİYE DUA EDEN, VIP CAMİ AÇAR!
CNNTürk’teki haberi izledikten sonra aklıma Erdoğan’ın mektubu geldi… Hani ABD Irak’a saldırdığında, Başbakan’ın “ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu” belirttiği mektubu…
Dün Müslüman katleden Hristiyan askerlerin sağlığına dua edenin, bugün VIP cami açmasına şaşırmamam gerektiğini fark ettim!
Umarım AKP’liler de fark eder!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2012