Posts Tagged Esad
8 SORUDA MISIR GERÇEĞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/07/2013
Gazeteci Hilal Köylü, konuğu AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a aynen şöyle soruyordu: “Türkiye’deki küçük çocuklara askeri darbenin kötü olduğu nasıl anlatılmalı?” (Haber Türk TV, 11 Temmuz 2013)
Mısır’daki devrimi, Türkiye’deki çocuklara darbe diye anlatma ihtiyacının neden doğduğu kuşkusuz çok önemli siyasal bir problemdir. Ama gelin biz daha yararlı sorularla Mısır konusunu berraklaştıralım bugün:
ABD TAHRİR’E KARÇI ÇIKTI
1. Soru: ABD 30 Haziran’da Mısır halkının alanlara çıkmasını ve Muhammed Mursi’nin istifasını istemesini nasıl değerlendirdi?
Yanıt: Mursi’nin devrilmesinden birkaç gün önce ABD’nin Kahire büyükelçisi Ann Paterson, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin demokratik yoldan seçildiğini söyleyerek sokak gösterilerinden kaçınılmasını istedi! (Amerika’nın Sesi, 11 Temmuz 2013)
2. Soru: ABD Mısır Ordusu’nun darbe yapmasını ve Mursi’yi yıkmasını mı istedi?
Yanıt: Washington Enstitüsü Başkanı Robert Satloff: “General Abdülfettah el Sisi, Cumhurbaşkanı Mursi’ye ‘muhalefetle sorunlarını çöz, sana süre tanıyoruz’ dedi. 48 saatlik ültimatom verdi. Bu gizli bir şey değildi. Bu süre içinde Amerika Mısır ordusunu siyasi sürece müdahale etmemesi yönünde uyardı. Onlara tavsiyede bulunduk, ama bu tavsiyeye uyulmadı. Sonuçta koz Mısır ordusunun elinde ve o da kendi çıkarlarını düşünüyor.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
ABD, HÂLÂ İHVAN DİYOR
3. Soru: ABD Mursi ve Müslüman Kardeşler (İhvan) karşıtı mı? Darbenin kurumsallaşmasını mı, sürecin biran önce normalleşmesini mi istiyor?
Yanıt: ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki: “Müslüman Kardeşler’in temsilcileriyle temaslarımızı sürdürüyoruz. Onların bu sürecin parçası olmasını istiyoruz.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
Washington Enstitüsü Başkanı Robert Satloff: “Mısır’da sivil yönetim sürecinin tesis edilmesi için uğraşıyoruz.” (Amerika’nın Sesi, 12 Temmuz 2013)
4. Soru: 30 Haziran’da alanlara çıkan Mursi karşıtı Mısır halkı ABD’ye nasıl bakıyor?
Yanıt: Daha önce Ufuk Ötesi’nde işlemiştik. Bu sorunun en somut yanıtı, alanlarda taşınan pankartlardır. O pankartlar ABD Başkanı Barack Obama’ya karşı çıkılıyor, Obama’nın Mursi’ye verdiği destek nedeniyle ikisi de protesto ediliyor, hatta ABD’nin Kahire Büyükelçisi Ann Paterson’un Müslüman Kardeşlerle özel ilişkisi sorgulanıyordu. Obama, Paterson ve Mursi’nin üstüne çarpı atılmış resimleri Tahrir’in en göze batan afişleriydi.
ABD, BÖLGEDEKİ ETKİSİNİ KAYBEDİYOR
5. Soru: Peki ABD, Erdoğan’ın da dikkat çektiği gibi neden darbe demiyor?
Yanıt: ABD olanı resmi olarak “darbe” diye nitelerse, Mısır’a yaptığı askeri yardımı kesmek zorunda kalacak. Bu ise Mısır Ordusu’nu tamamen karşısına alması demek. Tersini yaparak iletişimi sürdürmeyi ve yardımları üzerinden kontrol sağlayabilmeyi hesaplıyor. Üstelik ABD, her halükarda kazananla yürümek istiyor.
6. Soru: Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ABD’nin müttefiki olarak Suriye’de ortak politika yürütüyorlardı. Mısır’da neden ayrıldılar?
Yanıt: İki ülke arasında mutlaka büyük ya da küçük çıkar çatışması vardır. ABD güçlü iken, bölgedeki aktörleri arasındaki çelişmeleri bastırabiliyordu. Ancak ABD zayıfladıkça, bu aktörler arasındaki çelişmeler yürürlüğe giriyor. Selefi Suudi Arabistan, İhvancı bir Mısır’ın Ortadoğu’da güçlenmesini istemiyor. Tersi de geçerlidir.
7. Soru: Bu durumda Mısır’da olan ne? Darbe mi, devrim mi? Yoksa ordu halkın devrimini mi çaldı?
Yanıt: Mısırda alanlara çıkanlara göre Mursi’yi yıkan 30 Haziran, Mübarek’i yıkan 25 Ocak devrimin yeni bir dalgasıydı. Ordu’nun 3 Temmuz’da devreye girmesi ise darbe değil, halkın devrimine destektir. Zira Ordu, bir seçim yapmıştır: Ya Mursi’nin emrine uyup alanları ezecek, ya da halkla birleşip Mursi’yi yıkacaktı. Üçüncü bir seçeneği yoktu!
8. Soru: Peki Türkiye’de neden Mısır’da darbe olduğu varsayılıyor?
Yanıt: AKP darbe demeye mecbur. Böylece hem bölgedeki bir müttefikinin yenilgisini gayrimeşru göstermiş olacak, hem de Türkiye’ye yansımasını bir parça yumuşatmış olacak!
AKP dışındaki kesimlerden gelen “darbe” saptaması ise saha ziyade bir aydın hastalığı olarak nüksetmiş durumda. Bu aydınlarımıza göre dünyada ABD’nin yönlendirmediği tek bir siyasi gelişme yoktur. ABD her şeye egemendir.
Oysa dünya değişiyor; Atlantik Cephesi iniyor, Asya-Pasifik cephesi yükseliyor. Irak’ta ve Afganistan’da yenilen, Büyük Kürdistan’ı 20 yıldır kuramayan, Suriye’de 2,5 yıldır Esad’ı deviremeyen bir ABD, artık her şeye egemen değildir.
ABD zayıfladıkça, müttefiki olan ordular da hizadan çıkmaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Temmuz 2013
ABD’NİN TAŞERONLARI BÖLÜNDÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/07/2013
ABD’nin 2011’de Ortadoğu halk hareketlerinin karşısına barikat diktiği cephe Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar üçlüsüydü. İstanbul’daki 14 Mart 2011 tarihli “Değişim Liderleri Zirvesi”nde Erdoğan ile Davutoğlu’nun “Ortadoğu’daki değişimi istediğimiz istikamete yönlendiremezsek, gelişmelerden en olumsuz etkilenen biz oluruz” sözleri, bu cephenin programıdır!
Ardından bu cephe Libya’ya haçlı koalisyonuna katıldı, Suriye’de Esad’ı devirmekle görevlendirildi ve Mısır’da Riyad’ın çekincelerine rağmen Müslüman Kardeşler’i iktidar yapmaya soyundu.
Peki, geçen iki yılda sonuç ne? ABD’nin kurduğu bu üçlü cephe hem Suriye’de hem de Mısır’da büyük yenilgi aldı. Üstelik Mısır’da ayrıca bölündüler!
Pratikte de son durum şudur: Esad ayakta; Mısır’ın Mursi’si yıkıldı, Katar’ın El Tani’si çekilmek zorunda kaldı, Suudi Arabistan’da taht kavgası var ve Türkiye’de Erdoğan’ın iktidarı sallanıyor.
SURİYE CEPHESİ
Suriye’de Esad’ı deviremeyen, üstelik son altı ayda ciddi kayıplar vererek mevzi kaybeden Atlantik cephesi, beklenildiği gibi dağılan kuvvetler girdabına girdi. Zararın tahsilatı adına var olan Suriye muhalefeti üzerinde ciddi bir nüfuz mücadelesi başlattılar.
ABD’nin ilan ettiği sürgündeki hükümetin başına getirilen Hasan Hitto ismi Suudi Arabistan ile Katar ve Türkiye’yi karşı karşıya getirdi. Zira Kürt kökenli bir Amerikalı olan Hasan Hitto, aynı zamanda İhvan (Müslüman Kardeşler) üyesiydi!
Riyad ve Doha, SUK’un yapısının belirlenmesinde de karşı karşıya geldi. Örneğin Suudi Arabistan, SUK’u 20 üyeyle daha büyütmek istiyor fakat Katar buna direniyordu. Çarpışma öyle bir hal aldı ki, 43 üyeli SUK, 114 üyeli SUKO haline geldi! Ancak SUKO Başkanı El Hatip, bir süre sonra istifa etti ve uzlaşma sağlanamadığı için örgüt başsız kaldı! (ABD’nin zorlamasıyla ancak dün SUKO’nun başına Ahmet El Cabra seçilebildi!)
Suriye’nin direnişi ve Esad’ın mevzi kazanması cephe içi çatışmaları sürekli büyüttü. Üstelik finans desteğin ve cihatçı seferber etmenin sorumluları olan Suudi Arabistan ve Katar bir ölçüde işini yapıyor ama Esad’ı devirmenin kuvvet adresi olan AKP sınıfta kalıyordu. İçerideki muhalefet nedeniyle Suriye’de zorlanan AKP, ABD’yi Ortadoğu’ya çağırıyordu. Oysa Irak ve Afganistan yenilgileri üzerine bölgeden adım adım çekilen ve Asya-Pasifik merkezli bir strateji belirleyen Washington, Ortadoğu’daki işlerini zaten model ortağına devretmişti!
MISIR CEPHESİ
Suudi Arabistan, Mısır’da İhvan’ın iktidar yapılmasına aslında karşıydı. Zira Riyad, Müslüman Kardeşler 1954’te Mısır’da Nasır’a karşı başarısız suikast düzenlediğinde, 1982’de Suriye’de Hafız Esad’a karşı başarısız bir ayaklanmaya kalkıştığında, bu örgüte kucak açmıştı. Ama son tahlilde Riyad, güçlenen İhvan’ın kendisine tehdit oluşturduğunu hep hesapta tutuyordu.
Ancak ABD’nin oluşturduğu üçlü cephenin diğer iki ayağı, Katar ve Türkiye İhvan’ın Mısır’da iktidar olmasını istiyordu. Sonunda ABD ve cephesi, 2011 devriminden korkan Mısır bürokrasisiyle de uzlaşarak Mursi’yi 2012’de iktidara taşıdı. Katar 8 milyar dolar, Türkiye ise 2 milyar dolar yardımla Mursi’ye yatırım yaptı. Kaldı ki, Erdoğan da zaten 70’lerde İhvan’ın gençlik yapılanması olan Dünya Müslüman Gençlik Birliği’nin üyesiydi.
Ancak geride kalan bir yılın sonunda Mısır halkı, 2006’dan beri sürdürdüğü halk hareketini yeniden yükseltti ve Ordu’yu da yanına çekerek Mursi’yi devirdi!
Suudi Arabistan İhvan devrildiği için sonuçtan memnun oldu, Türkiye ve Katar ise “darbe” diyerek karşı çıktı. ABD ise “kazananın yanında olma zorunluluğu” nedeniyle “çok kaygılıyız” diyerek ara bir yol oluşturdu. Öte yandan Ankara ve Doha, sert söylemlerine rağmen, Washington’un tutumu nedeniyle Mursi sonrası kurulan mevcut yönetimi “yok” sayamadı!
HALK HAREKETİNİN SONUÇLARI
Tüm bu süreçte üç ülkenin içinde neler oldu peki?
Suudi Arabistan: 22 yıl boyunca Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’ni yapan ve 19 Temmuz 2012’te istihbaratın başına geçirilen Prens Bendar Sultan, bir hafta sonra, 26 Temmuz 2012’de bir suikasta uğradı. Ölüp ölmediği netlik kazanmayan Prens’le ilgili tek gerçek, artık ortalarda olmadığıdır. Prens’in suikastının gerekçesi olarak en çok dillendirilen iddia ise ABD adına Suriye’deki faaliyetleri nedeniyle Tahran-Şam ekseninin hedefi olduğuydu.
Bir diğer iddia ise taht kavgasının da gerekçesi olan Riyad’ın İran politikasıyla ilgiliydi. Prens Bendar ABD’nin İran’a saldırmasını istiyor fakat Prens Türki ise bölgeyi istikrarsızlaştıracak bu operasyona karşı çıkıyordu.
Katar: Katar Emiri El Tani, 26 Haziran 2013’te ani bir kararla görevden çekildi ve koltuğunu oğluna bıraktı! El Tani’nin babası 1971’de bir saray darbesiyle başa geçmiş, kendisi de babasını 1995’de yine bir saray darbesiyle devirmişti.
Türkiye: 27 Mayıs 2013’te başlayan ve 1 Haziran’dan itibaren çok güçlü bir halk hareketine dönüşen eylemler, Erdoğan’ın koltuğunu sarstı. 5 Temmuz’da Mısır’ın Refah kapısından Gazze’ye girerek gövde gösterisi yapmaya ve içerideki konumunu bu görüntüyle güçlendirmeye hazırlanan Erdoğan, Mursi’nin yıkılmasıyla ikinci bir yenildi daha aldı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2013
‘MİT İÇİNDEKİ AYDINLIKÇILAR’ YALANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/05/2013
Başbakan Erdoğan Reyhanlı saldırısının iki hafta öncesinden başlayarak hemen her gün İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef aldı.
Reyhanlı saldırısından sonra ise İşçi Partisi’ni ve Aydınlıkçıları hedef alma nöbetini bu kez Cemaat devraldı ve kalemşorları “MİT içindeki Aydınlıkçılar” yalanı üzerinden saldırıya başladı.
Birbirleriyle çarpışan AKP ile Cemaat’in İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında kesişmesi önemli. Bugün bu kesişmeyi inceleyeceğiz:
EMRE USLU DUR!
1. Her gün ya köşesinden ya twitter üzerinden “MİT içindeki Aydınlıkçılar” diyerek “özel bir çalışma” yürüten Polis-Yazar Emre Uslu, operasyonun yeni bir aşamasına geçmiş ve dün köşesinden soruyor: “Erdoğan ve Hakan Fidan MİT içinde Aydınlıkçı ekibe nasıl izin veriyor?” (Taraf, 29 Mayıs 2013).
Uslu, Hakan Fidan adına şu yanıtı veriyor: “MİT’e geldi, kontrol altına alamadı, başarısız oldu, algısı yaratmamak için bu ekibi karşısına almak istemiyor. Hatta beraber çalışıyor, çünkü karşısına aldığında dayanacağı başka bir ekip neredeyse yok gibi.”
Uslu, sorusuna Başbakan Erdoğan açısından da yanıt veriyor: “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara yaslanmaya mecbur hissediyorlar…”
Soru uydurma olunca, haliyle yanıtı da uydurma oluyor! Zekâ gerektirmez, bir parça vicdan taşıyan biri bile, üst düzey yöneticileri MİT şemalarıyla hapiste olanların, MİT içinde ekibi olmayacağını, olamayacağını bilir!
2. “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat”, Uslu’nun iddiasına göre Erdoğan’ın ABD gezisinden önce medyaya şu haberi servis etmiş: El-Nusra’nın kontrolündeki üç araç Türkiye’deki ABD hedeflerini vuracak.
Uslu’ya göre “MİT içindeki Aydınlıkçı kanat” bu istihbarat notuyla hem Erdoğan’ı Obama karşısında zor durumda bırakmış hem de dünyada “Esad giderse Suriye El Nusra gibi terör örgütlerine kalır” algısı yaratmış!
Yukarıdaki değilse bile burası zekâ gerektiriyor. Zira Esad giderse Suriye’nin kimlere kalacağının anlaşılması için o tip bir istihbarat notuna gerek yok. Batı basını aylardır El Nusra’ya dikkat çekiyor zaten. İkincisi Erdoğan’ın Obama karşısında zor durumda kalıp kalmaması kendi pozisyonuyla ilgilidir. İstihbarat notları, üstelik CIA’yı aşarak, BOP eş başkanlığıyla bağıtlanmış ilişkileri torpilleyemez!
AKP İLE CEMAAT’İN ORTAK DÜŞMANI
Peki, ABD’deki bölünmenin bir yansıması olarak içeride çarpışan AKP ile Cemaat neden İşçi Partisi ve Aydınlık düşmanlığında ortak?
1. Çünkü İşçi Partisi ve Aydınlık anti-emperyalist; AKP ile Cemaat ise emperyalizmin farklı kesimlerinin Türkiye’deki temsilcileridir.
2. Tam bir yıldır birbirilerine karşı operasyon yürüten bu iki kuvvet, kendilerini zorda bırakan hamleler karşısında, rakibine “ortak düşmanı” hatırlatma mecburiyeti duyuyor. Her iki taraftan da “biz tepişirsek, onlar kazanır” mesajının zaman zaman yükselmesi bu nedenledir.
3. Erdoğan, ABD’nin dayattığı sistem değişikliğini ülkeye kabul ettirmek için CHP ve MHP’yi de “ikna etmek” zorunda olduğunu görüyor. Bu iki kuvveti buna mecbur etmek için de, psikolojik savaş yöntemlerine başvuruyor. İki partiye de “İşçi Partisi’nin kuyruğundasınız” diye yüklenerek, karşısındaki fiili cepheyi bölmeye çalışıyor.
4. Aynı yöntemi AKP’nin baskısı altında olan Cemaat de uyguluyor. Emre Uslu, “Hakan Fidan ve Erdoğan, içine düştükleri Cemaat fobisi nedeniyle kendilerini bunlara (Aydınlıkçılara) yaslanmaya mecbur hissediyorlar.” diyerek aslında AKP’ye “bize yaslan” mesajı vermiş oluyor.
GÜVENLİKLE İLGİLİ KURUMLARI UYARIYORUZ
Reyhanlı saldırısı nedeniyle MİT’in Emniyeti, Emniyet’in de MİT’i suçlaması, AKP ile Cemaat’in çarpışmasının bir yansıması olarak tarafların Reyhanlı’nın sorumluluğunu birbirine yıkma gayretidir.
Ancak her iki kesimin de Aydınlık düşmanlığına yönel(til)mesi, bir CIA marifetidir. Buradan hem AKP’yi hem de Cemaati, ama onlardan daha çok ülke güvenliğiyle ilgili tüm kurumları uyarıyoruz: Jandarma istihbarat raporu, dört adet bombalı araçtan söz ediyor. Bu istihbarat doğruysa, halen ülke içinde dolaşan iki bombalı araç var demektir. “MİT içindeki Aydınlıkçılar” hedef şaşırtması, bu araçların herhangi bir kentimizde patlatılmasını kolaylaştırıyor!
BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ KURUM
Bugün İşçi Partisi ve Aydınlıkçıları hedef alanlar bilmeliler ki, CIA patentli istihbarat yalanlarıyla, tam 45 yıldır Doğu Perinçek önderliğinde ABD’ye karşı Türkiye’nin çıkarlarını savunan Aydınlıkçıları karalayamazlar.
Ne 40 yıl önceki Ziverbey işkenceleri ne de 40 yıl sonraki Ergenekon tertipleri Aydınlıkçıları emperyalizme ve Gladyo’ya karşı mücadeleden alıkoyamamıştır. Tersine bu saldırılar, Aydınlıkçıların haklılığının kanıtı olmuştur, mücadelelerini büyütmüştür.
“Vatan, Namus, Emek” diyen Aydınlıkçılar CIA’nın hem MİT’teki, hem Emniyet’teki kliklerini dün olduğu gibi bugün de temizleyecek ve “bağımsız Türkiye için milli ve bağımsız kurum” hedefini sürdürecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2013
ERDOĞAN ESAD’A NEDEN DÜŞMAN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/05/2013
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, politik başarısızlığın da etkisiyle olsa gerek, bu aralar sık sık Beşar Esad’ı zamanında ne kadar uyardığını, işlerin buralara gelmemesi için neler yaptığını anlatıyor. Ancak Beşar Esad, Erdoğan ve Davutoğlu yerine annesini dinlemiş! Yani demokrasiyi değil, katliamı seçmiş!
Böylesi dayanaksız suçlamaların hiç sorgulanmadan manşetlere taşınması, kuşkusuz basının düşürüldüğü durumla ilgilidir. Oysa Davutoğlu’nun iddiaları, aslında daha 10 gün önce çürütülmüştü! Hem de bizzat Başbakan Erdoğan tarafından…
ERDOĞAN’IN ESAD’A DAYATTIĞI BEŞ KONU
16 Mayıs’ta ABD Başkanı Barrack Obama’yla görüşen Başbakan Erdoğan, ortak basın toplantısında şöyle diyordu: “Biz İsrail-Suriye için de adımlar attık. 5 bölümde sürmüştü. Temenni ederim ki adımlar meyve verir, kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.”
İşte meselenin esası buradadır: “Kardeş” Esad’ın nasıl “düşman” Esad’a dönüştüğünün sırrı işte bu cümlede gizlidir.
Peki, neydi o beş konu? Erdoğan Esad’dan ne istemişti?
1. Golan Tepeleri’nden vazgeç!
2. İran’la (ve Hizbullah’la) stratejik ortaklığı bitir!
3. İki devletli çözümü kabul et!
4. Ortadoğu Serbest Bölgesi’ne dâhil ol!
5. Rejimi törpüle!
ABD’NİN ESAD’A TEKLİFİ
Gelin şimdi de bu beş konuyu yerimiz yettiğince açalım:
1. İsrail’in 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri, 45 yıldır Ortadoğu sorununun merkezinde bulunmaktadır. İşte Erdoğan Hükümeti Esad’dan, Golan Tepeleri’nden vazgeçmesini talep etti. Kuşkusuz talebin sahibi ABD ve İsrail’di.
2. ABD’nin Ortadoğu planlarının karşısında fiili direniş sergileyen İran’ın hizaya sokulması, öncelikle ittifaklarının bozulmasından geçiyordu. Erdoğan’a, Şam-Tahran eksenini bozma görevi verildi. Esad’ın İran’la stratejik ortaklığı bozması demek, İsrail’e karşı Hizbullah’ı desteklemekten de vazgeçmesi demekti.
Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, 3 Eylül 2012’de, Lübnan’ın Meyadin televizyonuna çıkarak Atlantik’in Esad’a yaptığı bu teklifi deşifre etti. Nasrallah’ın belirttiğine göre ABD Esad’a, “İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi, İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi” karşılığında, Suriye krizini bitirmeyi teklif etmişti!
ESAD’A MK BASKISI
3. Erdoğan ABD adına Esad’dan, iki devletli çözümü kabul etmesini istedi. Şam’ın bu teklifi kabul etmesi, aynı zamanda Hamas’a ev sahipliği yapmaktan vazgeçmesi demekti. Erdoğan bu nedenle o süreçte Halid Meşal’e el uzattı, onu Türkiye’de ağırladı.
Nitekim Hamas, Esad’ı yıkma düğmesine basıldıktan sonra fazla direnemedi ve Şam’dan Katar’a taşındı. (Ancak durum şimdi yeniden değişiyor ve Hamas’ın içinde bir kanat, Meşal’in çizgisini kabul etmiyor.)
4. Erdoğan ABD tarafından Ortadoğu Serbest Bölgesi kurmakla da görevlendirildi. Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail bir Serbest Bölge oluşturacaktı. Bu plan, ABD’nin Ürdün-Filistin Federasyonu’nu hayata geçirmesinin yoluydu. Ancak Esad bu plana direndi ve İsrail dışarıda bırakılarak, 10 Haziran 2010’da dört ülke arasında Ortadoğu Birliği kuruldu.
5. Erdoğan Esad’dan reform istedi. AKP’nin reformdan anladığı, Esad’ın Baas’ı etkisizleştirmesi ve iktidara Müslüman Kardeşler (MK) örgütünü dâhil etmesiydi.
Suriye’nin Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’ın verdiği bilgiye göre Esad 2009’da Türkiye’ye geldiğinde, Erdoğan, Gazi Mısırlı’yı Esad’la tanıştırmış ve ondan arkadaşının faaliyetlerine yardımcı olmasını istemişti! Kimdi Gazi Mısırlı? Erdoğan’ın yakın arkadaşıydı, MK’nin Türkiye’deki lideriydi, MÜSİAD Yüksek İstişare Heyeti üyesiydi.
Esad Erdoğan’ın teklifini geçiştirdi. Erdoğan, teklifini Suriye’de ayaklanma başladıktan sonra da yineledi. Esad’a kabinenin dörtte birine MK üyelerini almasını istedi, karşılığında da ayaklanmanın bastırılmasında Şam’a yardımcı olma sözü verdi.
REDDETTİ, DÜŞMAN OLDU!
Başlıktaki sorunun yanıtına gelirsek…
Esad, Erdoğan’ın Beyaz Saray bahçesinde “beş bölümde sürmüştü” dediği bu talepleri doğal olarak reddetti. Haliyle de Erdoğan’ın düşmanı oldu! Zaten zoraki dosttu…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mayıs 2013
ERDOĞAN RUS RULETİNİ KAYBETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/05/2013
Başbakan Erdoğan’ın “bir emri, bir tavsiyesi var mı, öğren” diyerek yardımcısı Bülent Arınç’ı Fethullah Gülen’e göndermesi, sıkışan hükümetine bir nefes aldırmak içindi… Zira Erdoğan dış politikada Suriye nedeniyle, iç politikada da yeni anayasa çıkmazı ve başkanlık sistemi umutsuzluğu nedeniyle zor günler geçiriyor.
Fethullah Gülen’in Bülent Arınç’a söylediği “dış politikada daha dikkatli olun” emri, işte bu çaresizliğe işaret etmektedir. Öylesine çaresiz ve zordadırlar ki, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Fethullah Gülen’in “bir partinin dar kalıpları içinde görülemeyeceğini” belirterek, “bizden daha iyi görebiliyor, daha iyi değerlendirebiliyor” diyebilmektedir!
ERDOĞAN BU KEZ STRATEJİK YENİLGİ ALDI
Bu tablo bir “Cumhuriyet” hükümeti için utanç tablosudur. Başbakan bir cemaat liderinden emir istemekte, yardımcısı da “ o bizden daha iyi görüyor” diyerek “dış politika tavsiyesi” almaktadır!
Bu durumda sormalıyız: Erdoğan başbakansa Gülen ne? Gülen cemaat lideriyse Erdoğan’ın konumu ne?
Tablonun Cumhuriyet Türkiye’sini ilgilendiren yanı ise şudur: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Fethullah Gülen’den emir alamaz, Fethullah Gülen’den emir alan ise artık başbakanlık yapamaz!
Nitekim yapamamaya başlamıştır!
Türkiye tarihinin en acı saldırısının üzerinden ancak 20 gün geçtikten sonra Reyhanlı’ya gidebilecek olan Erdoğan, bir yönetim krizi içindedir.
Çünkü o da görmektedir ki, stratejik bir yenilgi almıştır ve Reyhanlı saldırısı artık bir dönüm noktasıdır. Üç sandık taktiğine sarılması bu nedenledir.
BÖLGENİN ZAFERİ, AKP’NİN HEZİMETİ
Ancak bu taktik de işe yaramayacaktır, çünkü Atlantik ile Asya-Pasifik’in 25 aydır Suriye’de yaptığı sert çarpışma, artık bölge lehine çözümlenme sürecine girmiştir. İşte son işaretler:
1. ABD istihbarat raporlarına göre Suriye Ordusu adım adım kaybettiği mevzileri almaktadır.
2. Der Spiegel’in yazdığına göre Alman istihbarat örgütü BND, Suriye Ordusu’nun muhaliflerin kontrolüne geçen bölgelere yeniden hâkim olduğunu ve muhaliflerin çökmekte olduğunu saptıyor. BND Başkanı Gerhard Schindler’e göre Suriye’deki şartlar dramatik bir şekilde yönetim lehine değişiyor.
3. İlki 160 ülkeyle toplanan “Suriye (muhaliflerinin) dostları grubu”, önceki gün Ürdün’ün başkenti Amman’da ancak 11 ülkeyle toplanabildi. Amerika’nın Sesi’nin bildirdiğine göre ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Amman’da bu son 10 ülkeyi de Cenevre-2 sürecine destek vermeye çağırdı.
Kerry, Ürdün Dışişleri Bakanı Naser Judeh ile ortak basın toplantısında “Cenevre-2 sürecinin alternatifi, Suriye’de durumun daha da kötüye gitmesi olur. Böyle bir seçenek ABD tarafından kabul edilemez” dedi. Tablonun ne denli bölge lehine değiştiğinin en somut işareti ise Kerry’nin basın toplantısında Beşar Esad’ı “Suriye krizinin barışçıl yollardan çözümüne” çağırması oldu!
4. Rusya, Cenevre-2 konferansı öncesinde Suriye’ye hem deniz savunma füzesi Yakhont hem de gelişmiş S-300 füzeleri vererek, masaya güçlü elle oturma avantajı yakaladı.
5. Beşar Esad, İsrail’in saldırılarına, Golan’ı Hizbullah ve Filistin gruplarına açarak yanıt verdi. Bu kararın ardından Jerusalem Post’a konuşan bir İsrail savunma yetkilisinin “Esad’ın gücünü hafife almışız” açıklaması yapması, İsrail’in manevrası ve Suriye’ye aktif müdahale istemeyen kesimlerin mesajı olarak yorumlandı.
ABD TEK KURŞUNU ÇIKARDI!
Oysa AKP hükümeti soruna o kadar müdahil oldu ki, durumu geçiştirecek bir manevra alanı bile yok!
O nedenle de Suriye’deki bu sert çarpışmanın en büyük kaybedeni AKP Hükümeti olmuştur.
Çünkü Erdoğan, Esad’ı yenmek için Putin’le Rus ruleti oynamaya kalkmıştır. Ancak Obama Erdoğan’ı “kırmızı odada” sertçe uyarmış ve ABD, bölgesel çıkarları gereği Erdoğan’ın eline verdiği tabancadaki tek kurşunu, kendisini vurmaması için çıkarmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mayıs 2013
ERDOĞAN KAYBETTİ, TÜRKİYE KAZANDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Uncategorized on 21/05/2013
Türkiye’ye dönüş yolu üzerinde Atlantik Okyanusu’nun karanlığını izleyen Başbakan Erdoğan, yola çıkmadan hemen önce Cenevre II süreci ile ilgili yaptığı “ipe un sermek” yorumunu düşünüyordu büyük ihtimalle…
Bu “saptamasından” iki gün sonra girdiği Beyaz Saray’dan, “Cenevre II konusunda görüşüm değişti” diyerek çıkmak zorunda kalmış olmasını hazmedemiyor, için için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na kızıyor olmalıydı…
ESAD KAZANDI, ERDOĞAN KAYBETTİ
Davutoğlu’nun “Esad’a 6 ay süre biçen” stratejik derinliğine düşmesine mi yanmalıydı, yoksa bu siyasi mücadelenin çıtasını “Ya Esad, ya Erdoğan” mertebesine çekmiş olmasına mı?
İki yılı geride bırakan mücadele hem içeride hem dışarıda artık böyle algılanıyordu: Erdoğan varsa, Esad gider ya da Esad kalırsa Erdoğan gider!
Kim gidecekti?
Hürriyet’e konuşan Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye Proje Direktörü Hugh Pope, tabloyu net özetlemişti: ABD sırtını sıvazlıyor fakat Erdoğan artık yalnız! (Hürriyet, 20 Mayıs 2013).
Pope aslında hem ABD’nin hem de Erdoğan’ın çaresizliğini resmediyordu…
Erdoğan için daha kötüsü ise bu karanlık tablo içinde kendisine el uzatan yegâne kuvvetin İsrail oluşuydu… Çünkü biliyordu ki, İsrail’in kendisini kurtaracak eli, tabanı tarafından kırılacaktır!
Erdoğan artık durumun farkındaydı ve biliyordu ki, kaderi ABD’nin kaderi gibiydi: Washington yola devam etse de yenilecek, geri adım atsa da yenilecek! Artık mesele hangi sonucun daha “az maliyetli” olduğuydu…
ERDOĞAN’IN YAPACAĞI 9 İŞ
Ancak her şeye rağmen Erdoğan’ı “şerefli bir yenilgiye” taşıyacak yol vardı:
1. Öncelikle Cenevre II sürecini sulandırmayacak; İran’ın katılımına engel çıkarmayacak ve “Esad’sız çözümü” önkoşul yapmayacak!
2. Beyaz Saray’da ilk kez “terörist” demek zorunda kaldığı Suriyeli muhaliflerle ilişkisini hızla kesecek. Balkanlardan, Kafkaslardan, Suudi Arabistan’dan, Libya’dan ve Afganistan’dan gelen Cihadistleri geldikleri yere geri gönderecek.
3. Türkiye’ye zorunlu gelen Suriye halkıyla bu teröristleri kesin çizgilerle ayıracak ve gereğini yapacak.
4. Sınırı ÖSO-PKK-El Kaide üçlüsüne fiilen bırakan anlayışı terk ederek, Türkiye’nin sınırlarını yeniden güvenli hale getirecek.
5. 910 kilometrelik Suriye sınırının yeni kışkırtıcı eylemlere sahne olmaması için Türk Ordusu’na kesin talimat verecek ve tam yetkiyle görevlendirecek.
6. Reyhanlı saldırısına zemin hazırlayan siyasi çizgiyi terk ettiğini fiilen gösterecek ve saldırıya dâhil olanları Türk adaletinin önüne getirecek.
7. MİT’e, Şam’la temasın adım adım sağlanabilmesi için El Muhaberat’la görüşme emri verecek. İstihbarat örgütlerinin teması, kısa bir süre içinde diplomatik teması getirecektir.
8. Ahmet Davutoğlu’nu görevden alacak. Yerine getireceği kişiye vereceği ilk talimat, “Türk Dışişleri Bakanlığı’nı eski iç organizasyonuna döndür” ve “bölge merkezli dış politika uygula” olacak!
9. Ankara’nın Moskova ve Tahran’la üçlü bir müzakere mekanizması kurmasını sağlayacak. Üç ülke önce Suriye’de sonra da Irak’ta barışı sağlayarak, bölge istikrarının dayanağı olduğunu gösterecek.
ERDOĞAN KAYBETTİ, BÖLGE KAZANDI
Gerisi ulusal çıkarlar bağlamında adım adım gelecektir:
Türkiye Washington’dan değil Ankara’dan yönetilecektir.
Türk Ordusu’na yapılan tertip sona erecek, Ergenekon davası düşecek ve Silivri boşalacaktır.
Türksüz yeni anayasa girişimi tümden iptal edilecek ve başkanlık sistemi tartışması bitirilecektir.
Türkiye’yi bölünmeye götüren Açılım süreçleri kesilecek ve Türk milletinin en büyük iki parçası olan Türkmen ve Kürt milliyeti arasına konulan ayrılık hançeri toprağa gömülecektir. Milliyetlere bölme çabası, milletleşme sürecinin hızlandırılmasıyla tarihe gömülecek ve barış gelecektir.
Komşularla barışacak ve komşularda barışa destek verecek Türkiye, yurduna da barış getirecektir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2013