Posts Tagged PKK

AKP’NİN GEZİ’YE ‘HDP’ TUZAĞI

Dün Eyüp Can yazdı, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da doğruladı: BDP, Öcalan’ın HDP projesini tartışıyor.

Dört gün önce BDP Genel Merkezi’nde olağanüstü bir toplantı yapılır. Gündem, Öcalan’ın kendisini 21 Temmuz’da ziyaret eden Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’la gönderdiği mesajdır: “Gidin tartışın benim önerimi; bir kısmınız orada, bir kısmınız burada olmasın, yerel seçimde BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçsin.” (Radikal, 1 Ağustos 2013)

Eyüp Can’ın yazdığına göre Öcalan, HDP’nin başında bir Türk, bir de Kürt Eş Başkan bulunmasını şart koşmuş. Öcalan’a göre Kürt siyasi hareketi bu sayede sadece etnik temelli değil tüm Türkiye’yi kapsayan, Türkiye siyaseti yapan bir partiye dönüşecekmiş.

DOĞUDA BDP, BATIDA HDP

Eyüp Can bu gelişmeyi BDP’nin aleyhine yorumlamış. Zaten makalesinin başlığı da şöyle: “Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor.”

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın önerisinin tartışıldığı bilgisini doğruluyor ama bazı nüanslarla: “Bizim Kürdistan’da BDP ile girme şeklinde bir kararımız var. Ama batı metropollerinde HDP ile mi yoksa BDP ile mi girelim tartışması henüz netleşmiş değil. Orada da değişik fikir ve öneriler var. Bütün bu önerileri biz ilgili bileşenlerle HDP, BDP yönetimi ve DTK ile tartışıyoruz. Bunlar da önümüzdeki günlerde bir hafta 10 gün içerisinde netliğe kavuşur.” (ANF, 1 Ağustos 2013)

Can’ın bilgi ve yorumları ile Demirtaş’ın açıklamasını birleştirdiğimizde ortaya şu ilginç sonuç çıkıyor: Öcalan’ın talimatı BDP’nin komple HDP’ye geçmesi şeklinde. Ancak Demirtaş, Türkiye’nin doğusunda seçimlere BDP ile girme kararı aldıklarını söylüyor. Batıda ise BDP’yle mi, yoksa HPD’yle mi seçime gireceklerini henüz tartışıyorlar!

Peki, Eyüp Can’ın yorumu doğru mu? Yani Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor mu?

Gelin bu sorulara kimi PKK yöneticilerinin şu “açılım” kaygılarını da ekleyelim: AKP aslında PKK’yi tasfiye mi ediyor? Açılım bu tasfiyenin kılıfı mı?

AKP SONBAHAR KORKUSUYLA ÖCALAN’A SARILDI

Bu sorulara yanıt için önce HDP’nin ne olduğunu açıklamalıyız. Öcalan’ın “yeni siyasi araç” olarak işaret ettiği HDP, Halkların Demokratik Kongresi HDK’nin partiye dönüştürülmesidir.

HDK daha önce Türk Solu’nu yutmak üzere kurulmuş, ancak hedefine ulaşamamış bir çatı örgütüydü. Öcalan şimdi HDK’yi HDP yaparak sadece Türk solunu değil, “yeni muhalefeti” de yutmak istiyor!

Kimdir o yeni muhalefet? Gezi eylemlerine ve Haziran ayaklanmasına katılan halk!

İşte meselenin esası buradadır ve birkaç gündür işlediğimiz “PKK’nin Gezi’ye göz kırpma” hamlesi de iyice berraklaşmıştır. Şöyle ki:

Haziran ayaklanmasıyla sarsılan AKP’yi sonbahar korkusu ve telaşı sarmış durumda. AKP’nin telaşı haliyle PKK’yi de sarıyor. Zira bir tek AKP, PKK ile masaya oturuyor! AKP, bu korku ve telaş nedeniyle topluma korku salmaya çalışıyor. Gençlere ve spor seyircilerine yönelik aldıkları yeni faşizan kararları gazetelerde okuyorsunuz…

İşte AKP, bu korku sonbaharını atlatmak için bir de Öcalan’a sarıldı. Haziran’da Öcalan üzerinden alanları boşaltmaya çalışan hükümet, şimdi de onun Gezi’nin bir bölümünü yutmasından medet umuyor.

Özetle Öcalan’ın BDP’yi Türkiyelileştirerek HDP’ye aktarma projesi, aslında Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesidir!

Ancak Haziran’da ayağa kalkan ve sonbahara hazırlanan halk, Gezi karşıtı AKP-PKK ortaklığına geçit vermeyecektir. Göreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ağustos 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEN ERDOĞAN’A ‘KARŞI-GEZİ’ DESTEĞİ

BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gezi eylemlerine ve Haziran Halk Hareketine dair şunları söylüyor: “Hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketini çıkarabilir miyiz anlayışı vardı. Bu kısmına şiddetle karşı çıktık. Gezi’ye mesafe koyduk.” (Star, 1 Ağustos 2013)

Önce şu saptamayı yapalım: Gezi’de ve Haziran ayı boyunca Türkiye çapında süren halk hareketinde, eylemcilerin tek bir “darbe çağrısı” yoktu, zaten olamazdı!

HALK DEĞİL, AKP ‘ORDU GÖREVE’ DEDİ

Ancak Gezi’de AKP hükümetinin “ordu göreve” çağrısı ve halkı dağıtsın diye yer yer askere başvurduğu da oldu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “gerekirse ordu da göreve çağrılır” sözleri belleklerdedir! (Vatan, 17 Haziran 2013)

Kuşkusuz Selahattin Demirtaş eylemcilerin “ordu göreve” demediğini, asıl AKP hükümetinin “ordu göreve” dediğini çok iyi bilmektedir.

Peki, bildiği halde neden Gezi eylemlerini “darbecilikle” lekelemeye kalkar? Çok açık: “Çözüm süreci” ortağı olan AKP hükümetine destek olmak için!

Kaldı ki DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, Gezi eylemleri nedeniyle Sırrı Süreyya Önder’le yaptığı tartışmada açık açık “Gezi’nin hükümeti yıpratmayı amaçladığını” belirtmiş ve kendilerinin buna dâhil olmayacağını söylemişti!

PKK’YE GÖRE AKP’NİN YIKILMASI GAYRİMEŞRU

PKK’nin Gezi eylemlerindeki rolünü, neden Diyarbakır’da yapılan Gezi eylemlerine katılmadıklarını fakat Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” mesajıyla Gezi’ye çıkıp “grev kırıcılığına” soyunduklarını, BDP Başkanvekili İdris Baluken’in “kesinlikle Gezi’de yer almayacağız” ilanını ve Başbakan Vekili olarak Bülent Arınç’ın BDP’ye özellikle teşekkür ettiğini bu köşede birkaç vurguladık.

Her şey ortadadır ve Selahattin Demirtaş’ın son açıklamaları olanı biteni teyit etmiştir.

Nitekim Demirtaş, dün bu konulardaki görüşlerini sosyal medyada açıklamayı sürdürdü. Örneğin şu bozuk cümleli tweet’i attı: “Hükümet, halk devrim yaparak devirirse meşrudur, asker el koyarak devirirse gayrimeşrudur.

Kim bilir bu “saptama” Türkiye’de AKP kurmaylarını, Mısır da Müslüman Kardeşler’i dün ne kadar da sevindirmiştir! Biz açıklamasına üzülenler adına Demirtaş’a örneğin Karanfil Devrimi’ne nasıl baktığını soralım? Demirtaş bu müthiş tanımı gereği Portekiz’de halk-ordu birlikteliğiyle Salazar diktatörlüğünün yıkılmasını gayrimeşru mu görüyor yani?

Açık ki, aslında Demirtaş birlikte “çözümü” ilerlettikleri AKP hükümetinin her koşulda yıkılmasını gayrimeşru görmektedir!

PKK: EMPERYALİST MÜDAHALE DEVRİMDİR!

Başka örneklerle uzatmayalım fakat Demirtaş’a “peki devrim nedir” diye soralım ve yanıtını dün attığı şu tweet’ten öğrenelim: “Devrimi de halk yapar, penguen izlemekten gözünü alamayanlar değil. Örnek: Rojava devrimi.”

Selahattin Demirtaş Rojava, yani Batı Kürdistan, yani Kuzey Suriye’de PYD’nin “otorite” olmasını ve AKP’nin Salih Müslim’in “otoritesini” tanımasını “devrim” diye ilan ediyor! Gezi’de AKP’ye payanda olanların emperyalizmin bir ülkeye müdahalesinin sonuçlarını “devrim” diye okuması gayet normaldir fakat büyük ayıptır!

Her BDP’linin ve tüm Kürt yurttaşlarımızın BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın bu açıklamasından sonra şu soruları kendisine sorması ve samimiyetle yanıt vermesi gerekir:

1. ABD ve taşeronu AKP Hükümeti’nin Suriye’ye açık savaş ilan etmesi, bu ülkeye terör ihraç etmesi, Esad’ı yıkmak için operasyonlar düzenlemesi meşru mudur? Bir solcu, bir devrimci emperyalizmin bir ülkeye müdahalesine “evet” der mi?

2. Emperyalizmin açık müdahalesi, PYD’nin önünü açmış mıdır? (Emperyalizmin Irak’ı işgali, PKK ve Barzani’nin önünü açmış mıdır?)

3. Emperyalistler işgal ettikleri ülkede devrim mi yapar, yoksa o ülkeyi tam bağımlı yapmak için parçalar mı?

4. Emperyalizmin müdahalesiyle bir ülkenin bölünmesi ve bölünen bir parçasında bir halka otorite ve statü verilmesi, o halkı gerçekte özgürleştirir mi, son tahlilde köleleştirir mi? Yüksek kârsız mal satmayan emperyalizm, bedelsiz “bağımsızlık” verir mi?

5. Sırf bir halka “statü” verecek diye ABD emperyalizminin saldırısına destek vermek ve o saldırının içinde yer almak insani midir, vicdani midir, ahlaki midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ağustos 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK GEZİ’YE NEDEN GÖZ KIRPTI?

DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, “Gezi’yi iyi okumak gerekir. Hatta Öcalan bu konuda bizi eleştirdi” diyor. (Ezgi Başaran, Radikal, 29 Temmuz 2013)

Peki, ne demiş Öcalan? Şu sözlerle anlatıyor Ahmet Türk: “Gezi’yi iyi takip edemediniz dedi. Elbette o da bazı siyasi partilerin, Ergenekon türünden güçlerin oraya konmak istediğini gördü fakat sonuç itibariyle Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı, önemli olan da budur. Öcalan bu süreci çok yakından izledi ve bizi o manada eleştirdi.”

Ahmet Türk’ün “bazı siyasi partiler, Ergenekon türünden güçler” dedikleri başta İşçi Partisi olmak üzere tüm sol, sosyalist, Kemalist, ulusalcı yapılardır. Ve Türk’ün “Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı” demesi ise çapsız bir siyasi yalandır! Zira Haziran direnişine katılan kitlenin çok büyük bölümü Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşen kitleydi!

AKP’DE ‘PROTESTOLAR BAŞLAYACAK’ TELAŞI

Ahmet Türk’ün bu lafları ettiği aynı gün, PKK’nin Avrupa’daki en üst düzey sorumlusu Zübeyir Aydar da, Gezi eylemlerini “demokratik bir halk hareketi” olarak gördüklerini açıklıyordu. (Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet, 29 Temmuz 2013)

Diyarbakır’daki Gezi eylemine katılmayan ama Öcalan’ın talimatıyla gidip Taksim’de “Apo posteri” açarak Erdoğan’a can simidi atan PKK, ne oldu da birden bire yine Gezi’ye göz kırpmaya başladı?

Yanıtı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şu sözlerinde: “Farklı amaç ve şekillerde yeni protestolar olacağı yönünde istihbarat aldık.” (TRT Haber, 30 Temmuz 2013)

Aslında istihbarat aldıkları yok. Haziran Halk Ayaklanmasının mimarları zaten açık açık sonbahara girerken yeniden anayasal direnme haklarını kullanarak alanlara çıkacaklarını ilan ediyorlar!

AKP, bu kez erken önlem alabilmek için şu beş adımı atıyor:

1. PKK’yi harekete geçiriyor.

2. Gözaltı operasyonlarını sürdürerek gençlere gözdağı vermeye çalışıyor, burs ve kredilerini kesme şantajı yapıyor. “Komşularınızı ihbar edin” diyerek, mahallelere ihbar kutuları koyarak halkı korkutmaya çalışıyor.

3. Koç’a, Boyner’e baskınlar düzenleyerek “sen sakın karışma” mesajı veriyor.

4. Gezi’ye destek veren gazetecileri tasfiye ediyor, sanatçılara baskı uyguluyor, kulüpleri ve taraftar gruplarını sıkıştırıyor.

5. Prim, ek maaş, ikramiye vererek ve iftarlarda sırtını sıvazlayarak polisi sonbahara hazırlıyor.

AKP’NİN ORTAĞI PKK SAHNEDE

Biz bugün birinci maddeyi, yani PKK’nin harekete geçirilmesini inceleyeceğiz. Bunun yolu da Haziran Direnişi’ndeki rollerini anımsamaktan geçiyor öncelikle:

1. BDP’li milletvekili Sırrı Süreyya Önder, henüz Gezi salt bir çevre eylemiyken dozerin önüne yatarak gündeme geldi. Gezi’ye yüz vermeyen BDP’liler, olanı “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.

Gezi Halk Hareketine dönüşünce ve alanlar Türk Bayraklarıyla dolunca Sırrı Süreyya mecburen görünmez oldu. Dozer operatörünün sağduyusuna güvenerek önüne yatan Sırrı Süreyya, TOMA’ların değil önünde yatmak, karşısına bile çıkamadı!

2. BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, polisin Taksim’den çekilmek zorunda kaldığı 1 Haziran’da resmi bir açıklama yaparak Gezi eylemlerinde yer almayacaklarını ilan etti. Nitekim birkaç gün sonra da Bülent Arınç, Başbakan Vekili sıfatıyla BDP’ye teşekkür etti.

3. Erdoğan Kuzey Afrika’dan dönerken ve kurmaylarıyla Gezi’yi ezme kararı alırken, Öcalan da göreve çağrıldı! Ve birkaç gün içinde Öcalan’ın şu mesajı kamuoyuna duyuruldu: “Taksim’i Ergenekonculara, ulusalcılara bırakmayın.”

Ve bu mesajın ardından 300 kişilik PKK-BDP’li grup Taksim’e çıkarak Apo posterleri açtı! Amaç, Türk Bayraklı halkı alandan soğutmak ve Erdoğan’a “Ey Gezi eylemcileri! Apo posteriyle Türk Bayrağı’nı nasıl yan yana hazmediyorsunuz?” propagandası yaptırtmak!

Diyarbakır’daki Gezi’ye destek eylemine katılmayan fakat Taksim’e çıkan PKK, böylece Suriye’den sonra Taksim’de de AKP’ye destek veriyordu.

4. Sonrasında kendi aralarında tartışmalar oldu. Zira BDP içinde bu duruma tepki gösteren ve Taksim’i bölmek için değil, Taksim’le birleşmek için alanlara çıkanlar da vardı. Bu tartışmalar sırasında Ahmet Türk’ün “hükümeti yıpratamayacaklarını açıklaması” ibretliktir ve işbirliğinin boyutunu sergilemektedir.

Ve şimdi PKK yeniden AKP’nin birinci önlemi olarak sahnededir; Gezi’ye göz kırpmakta ve en üst düzey isimlerinin ağzından Gezi’ye güzelleme yapmaktadır.

Dün Gezi’nin yarattığı güçlü dinamiğe barikat kurmakta rol alan Sırrı Süreyya, bugün de AKP-PKK ortaklığının belediye başkan adayı olarak sahaya sürülmüştür! Ama kazanmak için değil, kazandırmamak için!

Ancak dün olduğu gibi yarın da başaramayacaklar; AKP ile koalisyon ortağı PKK birlikte kaybedecek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Temmuz 2013

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

SOMALİ’DEKİ SALDIRININ ANLAMI

Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Türk Büyükelçiliğimizin saldırıya uğraması, dış politikamız açısından mutlaka masaya yatırılmalıdır. Zira Özel Harekât polisimiz Sinan Yılmaz’ın ölmesi ve 3 polisimizin de yaralanmasıyla sonuçlanan bu saldırı, açık bir “siyasal saldırıdır.”

Saldırıyı El Kaide’ye bağlı El Şebab örgütü üstlendi.  El Şebab Twitter adresinden, Türkiye’yi “mürtet rejime destek veren ve şeriat düzenini yok etmeye çalışan ülkelerden biri” olmakla suçladı. İstanbul’dan AFP’ye konuşan bir diplomat da “Türkiye, Somali’de çok aktif. Bu kadar çok aktif olunca da kolaylıkla hedef haline geliyorsunuz” dedi. (Hürriyet, 28 Temmuz 2013)

O zaman şu soruyu sormalıyız: Türkiye neden Somali’de çok aktif? Hangi ulusal çıkarlarımız nedeniyle bu ülkede aktifiz?

SOMALİ’DE ÇEVİK BİR – ERDOĞAN ORTAKLIĞI

Somali Afrika’nın doğusunda,  Afrika boynuzu denilen ve Arabistan yarımadasının güneyinde kalan coğrafyadadır. Bu konumu nedeniyle de oldukça stratejiktir.

İtalyan işgalinin ardından 1941 yılında İngiliz askeri yönetimi altına giren bölge, 1960 yılında Somali Cumhuriyeti olarak ilan edildi. Ancak asıl bağımsızlığını 1969 yılında Mohamed Siad Barre’nin iktidarı ele geçirmesi ve Somali Demokratik Cumhuriyeti’ni kurmasıyla kazandı.

1991 yılında dış kaynaklı iç savaşla “Jaalle Siyaad” yani “Yoldaş Siad” hükümeti düştü. Sonrası, Somali için hep kayıplar dönemidir, federal geçiş hükümetleri dönemidir…

Somali, aynı zamanda Çevik Bir’le Recep Tayyip Erdoğan’ı buluşturan ülkedir. Şöyle ki, Çevik Bir, 1993-1994 yıllarında Somali BM Barış Gücü Komutanlığı yaptı ve 28 Şubat’ta Truva Atı olmasını sağlayan ününe ve konumuna orada kavuştu. Erdoğan ise 2011 yılında, 60 yıl sonra bu ülkeyi ziyaret eden ikinci Afrika dışı lider oldu!

İki hafta önce ülkemize gelen Somali İçişleri Bakanı Abdülkerim Hüseyin Guled, Erdoğan’ı Somali’nin fatihi ilan etti! (AA, 12 Temmuz 2013) Böylece Erdoğan Çevik Bir’le, Yahudi madalyası almak dışında, Somali fatihliğinde de birleşmiş oldu!

Bir’den Erdoğan’a uzanan 20 yıllık süreçte ortaya çıkan Türkiye’nin Somali ilgisi, maalesef ABD-İsrail’in Somali ilgisinin bir yansımasıdır ve ulusal çıkarlarımızla ilgili değildir. Çünkü emperyalizm, Süveyş Kanalı ve sonrasında Aden Körfezi’nin çıkış noktası olan ve aynı zamanda Arap yarımadasını güneyden kuşatan bu ülkenin denetim altında olmasını stratejik hedef olarak görmüştür. Mayıs 1991’de General Mohamed Farrah Aidid’in sosyalist Siad hükümetini düşüren saldırısının kökleri bu hedefin içindedir!

SOMALİ’DE EL ŞEBAB, SURİYE’DE EL NUSRA

Ancak Türk Büyükelçiliği’ne yapılan saldırının bir başka boyutu daha vardır. O da AKP’nin Suriye politikasıyla ilgilidir.

AKP hükümeti Suriye’de açık açık El Nusra cephesini destekledi. El Kaide’ye bağlı bu örgüt Bosna’dan, Çeçenistan’dan, Pakistan’dan gelen cihatçılarla son bir yılda büyüdü. Cihatçıların havayoluyla İstanbul’a geldikten sonra Hatay üzerinden Suriye’ye geçtiği artık herkesçe bilinmektedir.

El Nusra dışında 2003 yılında İstanbul’u kana bulayan Türk El Kaidesi’nin de bir şekilde adım adım serbest kalarak(!) Suriye’ye Esad’a karşı savaşa gittiğini ve öldüğünü daha önce bu köşede birkaç kez isim isim yazmıştık, tekrarlamayacağız.

El Nusra, son olarak Suriye’de PYD ile çatışmasıyla gündeme geldi.

Ancak, PYD lideri Salih Müslim’in Türkiye’ye gelmesi ve AKP ile yaptığı görüşmeler perdenin arkasını daha da netleştirdi. Buna göre, Öcalan ile Erdoğan’ın anlaşmasının esası aslında Suriye’ydi; PKK’nin Suriye’ye çekilmesiydi.

Bu anlaşmaya bağlı olarak Öcalan PKK’den Esad’a karşı savaşmasını ve Suriye’de özerklik ilan etmesini istiyordu. Nitekim Erdoğan da Kırgızistan’da yaptığı açıklamada, Suriyeli PKK’lilerin, Türkiye’den Suriye’ye geçtiğini açıklıyordu. (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

Hal böyle olunca, El Nusra PYD’ye karşı bir pazarlık kartı gibi kullanılmış oldu. Suriye El Kaidesi boşa düşünce de Somali El Kaidesi Türkiye’nin bu ülkedeki varlığından rahatsız oldu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2013

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT SORUNUNDA PSİKOLOJİK SAVAŞ

Birinci sınıfı bitiren yeğenim Ege’nin okuması pekişsin diye ona tatile geldiği İstanbul’da her gün gazete okutuyorum. O da gazeteye, anneannesine bu köşeyi okuyarak başlıyor.

Geçenlerde annem Ege’yi durdurdu ve “PeKeKe değil, PeKaKa diye oku” şeklinde uyardı. Ege’nin doğrusunu okuduğunu belirttim, zira o da Atatürk’ün Harf Kanunu’na uygun olarak K harfini Ke sesiyle okumayı öğrenmişti.

Ancak 80’lerden kalma psikolojik savaş hâlâ yürürlükte ve PeKeKe diyenler PKK’li, PeKaKa diyenler PKK karşıtı diye algılanıyor!

Üstelik gelen eleştirilerden de biliyorum ki, Aydınlık okurları arasında da böyle düşünen hayli kişi var. O nedenle bir kez daha özetleyelim:

Türkçede Ka sesi yoktur, Ke sesi vardır. 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun”dan başlayarak, “8 Ocak 2004 günü TDK İmla Kılavuzu Çalışma Grubu tarafından belirlenen ve TSE tarafından Nisan 2005/TS 13148 numaralı belge ile standart hale getirilen Türk Kodlama Sistemi’ne kadar tüm resmi belgeler, Türkçede Ka sesinin olmadığını, Ke sesinin olduğunu belirtir!

ULUSALCILIK TÜRKLERE YASAK, KÜRTLERE SERBEST

Sadece PKK’nin nasıl telaffuz edildiği değil, başka konular ve kavramlar da Kürt sorununun içerisinde psikolojik savaş malzemesi olarak kullanılmaktadır.

Örneğin ulusalcılık. Öyle ki Türkiye’de artık Başbakan “ayaklarının altına aldığını” söyler, Emniyet Müdürlüğü “iç tehdit” sayar, liberallere göre gericiliktir, medya darbecilik diye yaftalar vs.

En ilginci ise ulusalcılığın Kürt sorununun kaynağı sayılmasıdır. Bu akla göre Türk ulusalcılığı ya da Türk milliyetçiliği var olduğu için Kürt sorunu doğmuştur. Haliyle PKK yandaşı Kürtler de ulusalcılığa düşmandır. Yayın organlarında ulusalcılığın toplumsal bir hastalık olduğunu bile yazarlar.

Ama Kürlerin Birliği için yapacakları kongrenin ismine, resmi olarak “Kürt Ulusal Kongresi” derler!! Yani ulusalcılık Türklere yasak ama Kürtlere serbest!

Devlet kavramı da öyle değil mi?

Öcalan başta olmak üzere hep yazıp çizerler, devletin nasıl sorunlu bir yapı olduğunu anlatırlar. Peki devlete karşı mıdırlar?

Hayır, ulusal devlete, Türk devletine karşıdırlar fakat bir çeşit federasyon saydıkları için Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı değildirler! Hatta devletin başına “demokratik” sıfatını koyunca, o karşı oldukları devlet kavramı da güzelleşir!

AKP-PKK İŞBİRLİĞİ, ABD’NİN PLANIDIR

Bir de PKK’nin devletçe nasıl görülmesi gerektiğine dair psikolojik savaş tezleri vardır. O tezlerde çeşit çeşit PKK vardır:

Örneğin AKP ile müzakere ediyorsa barışçıdır PKK, ama karakol basmışsa Ergenekoncudur!

Örneğin PKK ile anlaşma masada olduğu halde terör sürmekte midir? İşte o terörün sahibi PKK değildir. Nedir? Derin PKK!

Örneğin ÖSO ile işbirliği yapan PYD’nin PKK ile organik bir bağı yoktur ama ÖSO ile çatışan PYD, PKK’nin Suriye koludur.

Yeri gelince de şöyle yazarlar: “Türkiye pekâlâ bu yapıyla (PYD) iyi ilişkiler kurabilir ve bölgede eskiye oranla daha çok güç sahibi olabilir. ‘Win win’ stratejisi en iyi böyle işe yarar. Kürtleri yanına almış bir Türkiye ABD ve Almanya’nın planlarını zora sokabilir ve o zaman gerçekten bölgenin en büyük aktörü olur.” (Cem Küçük, Yeni Şafak, 25 Temmuz 2013)

Barzani ile Irak’ı, PKK ile Türkiye’yi, PYD ile Suriye’yi adım adım bölen ve Öcalan ile Erdoğan’ı masaya oturtan sanki ABD değilmiş gibi PKK ile işbirliği yapmayı ABD planlarını bozacak hamle diye yutturmaya kalkmak, şüphesiz Kürt meselesinin en önemli psikolojik savaş argümanlarındandır!

Öcalan’ın Erdoğan’a Eylül 2012’de yazdığı mektupta dile getirdiği “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” tezinin sahibi ABD’dir! Ve ABD bu tezle Türkiye’yi değil büyütmek, küçültüp daha kullanışlı hale getirmek istemektedir.

Çünkü bu haliyle Türkiye hizadan çıkabilmekte, itiraz edebilmektedir. Fakat küçültülmüş bir Türkiye, ABD’ye tamamen mecbur olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Temmuz 2013

, , , ,

Yorum bırakın

PKK KİMİN KARTI?

PKK’nin kimin kartı olduğunu doğru saptamak, Batı-Ortadoğu ilişkilerini doğru okuyabilmenin altın anahtarıdır. O nedenle ısrarla yazıyoruz, yazacağız…

Nitekim bu gerçeği bilen Atlantik Cephesi de ısrarla manşetlerden “PKK Esad’ın kartı” iddiasını işlemektedir ki, mesele doğru okunamasın!

Bir kuvvetin bir kuvvetin kartı olabilmesi iki temel özelliğe bağlıdır:

1. Kart, her zaman küçük kuvvettir ve iki kuvvet arasında orantısız büyüklük vardır.

2. Büyük kuvvet, kartını, gerektiğinde kartın aleyhine durumlarda da kullanabilendir.

Şimdi gelelim bu iki temel özellikten hareketle PKK’nin kimin kartı olduğunu incelemeye…

AKP BAŞARISIZLIĞINA PKK’Yİ MASKE YAPIYOR

PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden birinci kesim AKP’dir ve bu yalana şu iki nedenle sarılmaktadır:

1. AKP bu iddiayla Suriye politikasına bir ölçüde meşruiyet arıyor, “madem PKK Esad’ın kartı, o zaman Esad Türkiye’nin düşmanıdır” algısı yaratmaya çalışıyor.

Ancak bu basit algı yönetmeye karşın, yine de “Hükümetin Öcalan’la müzakeresine rağmen, PKK nasıl oluyor da Esad’ın kartı olabiliyor” soruları yükseliyor.

2. AKP Suriye politikasının ortaya çıkan kötü sonuçlarını, bu propagandaya dayanarak gizlemeye çalışıyor. Zira PYD’nin Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğu olması nedeniyle “özerklik” adımları attığı ve o otorite boşluğunun kaynağının AKP’nin Esad düşmanı politikaları olduğu artık daha net görülüyor.

SURİYE’Yİ BÖLEN, SURİYE’NİN KARTI OLAMAZ

PKK’ni Esad’ın kartı olduğunu iddia edenlerden ikinci kesim ise AKP dışı çevrelerdir. Bu çevrelerden bazıları PKK’nin “üçüncü yol” yalanına inandığı için, bir bölümü geçmişin Suriye-PKK ilişkilerine takılıp kaldığı için fakat bir bölümü de konjonktürü hatalı yorumladığı için PKK’nin Esad’ın kartı olduğunu düşünmektedir.

1. Üçüncü yol, bir aldatmacadır ve sonuçları itibariyle taraflardan büyüğünden yana olmak demektir. Örneğin ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde “Ne Sam ne Saddam” diyerek üçüncü yolu izlemek, sonuçları itibariyle, Irak’ın değil, ABD’nin yanına düşmek demektir!

2. Doğru, PKK bir dönem Suriye’nin denetimindeydi. Ancak ABD’nin bölgeye gelmesi ile durum değişti ve PKK 1991-1999 yılları arasında çift denetimli bir döneme girdi. 1999’dan itibaren ise PKK artık tamamen ABD’nin denetimindedir. Bu nedenle de 20 yıldır bölgedeki tüm çelişmelerde bölgenin karşısında olmuştur!

3. Gelelim konjonktürün yanlış yorumlanmasına…

Kuşkusuz Esad, Emevi Camisi’nde namaz kılacağını söyleyerek açık açık ülkesini işgal edeceğini belirten Erdoğan’ın Şam’a gelememesi için, kuzeyde başının belada olmasını elbette ister. Erdoğan’ı oyalayacak gelişmelere zemin de sağlar.

Ancak bu gerçeklik, o zeminde rol alacak kuvveti, Esad’ın kartı yapmaz! Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi kart, her koşulda, aleyhine durumda da büyük kuvvetin istediğini zorunlu yapandır. Oysa PKK, Atlantik Cephesi taarruzdayken Esad’a karşı konumlanıyordu.

Kaldı ki Suriye’nin bağımsızlığını değil de, Suriye’den koparılacak bir parçada egemen olmayı hedefleyen bir kuvvet, zaten pratikte de Suriye’nin kartı olamaz!

PKK-ELKAİDE SAVAŞINI ABD İSTİYOR

Öte yandan konjonktür tek boyutlu okunamayacak kadar çok bileşenlidir. Örneğin mesele PKK ile Esad karşıtı muhalefetin çatışması değil, PKK ile El Nusra’nın alan hâkimiyetidir. Şu iki bilgiyle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır:

1. 18 Temmuz’da The Daily Star’a konuşan ÖSO Komutan Yardımcısı Malik El Kürdi’nin belirttiğine göre radikal gruplarla savaşmayı kabul etmezlerse Batı’dan ÖSO’ya silah gelmeyecek! (Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet, 22 Temmuz 2013)

2. “ÖSO, PKK-El Kaide savaşından memnun. Silah için ABD’ye gitmeye hazırlanan ÖSO komutanı Selim İdris’in önündeki tek şart Kaidecilerin temizlenmesi. Bunu da şu an Kürtler (PYD-PKK) yapıyor.” (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013)

Tek başına bu iki bilgi bile PKK’nin Esad’ın değil, ABD’nin kartı olduğunu ve Washington’un bu kartı “çok maksatlı” kullandığını açık seçik gösteriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN TEZGÂHI

Hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyor. Güzel. Peki, nasıl göz yummayacaksınız?

Suriye’nin kuzeyinde oluşan bir devletçiğe göz yummamanın yöntemleri şunlardır:

1. Esad’ın ülkesinin kuzeyine egemen olmasının önündeki engelleri kaldırmak.

2. TSK’yi Kuzey Suriye’ye sokmak.

3. PKK’ye üstünlük kurabilmesi için ÖSO’ya desteği artırmak.

Dördüncü bir yöntem yok! Son iki yöntemin de “çözüm” olmadığı ortada!

Türk devleti, Irak’ın kuzeyindeki gibi bir yapının ortaya çıkmaması için Esad yönetimiyle işbirliği yapmaya mecbur!

ESAD DÜŞMANLIĞI, PKK’YE ALAN AÇTI

Gelin meseleyi basit soru ve yanıtlarla aydınlatalım:

1. Suriye ile varılan 20 Ekim1998 tarihli Adana Mutabakatı’ndan, AKP Hükümeti’nin Esad’ı yıkmayı açık açık ilan ettiği son iki yıla kadar geçen sürede, Şam’dan Ankara’ya yönelen bir PKK tehdidi oldu mu?

Hayır olmadı. Tersine Şam yönetimi o mutabakat gereği yakaladığı Türkiye nüfusuna kayıtlı PKK’lileri iade etti, kendi nüfusuna kayıtlı olanları da yargılayıp cezalandırdı.

2. Peki son iki yılda neden Suriye’nin kuzeyinde bir PKK tehdidi oluştu? Bu tehdidin kaynağı Esad mı?

Hayır. Esad en başından beri kendisinin zayıflatılmasının kuzeyde otorite boşluğu dolduracağını ve bu boşluğun ileride Türkiye’yi de hedef alacak PKK tarafından doldurulacağını belirtti, Ankara’yı uyardı.

PKK, ESAD’IN DEĞİL ERDOĞAN’IN KARTI

3. PKK, AKP çevrelerinin ilan ettiği gibi Esad’ın bir kartı mı?

Hayır. PKK ABD’nin kartıdır, Esad’ın değil. Dahası PKK, AKP’nin müzakere ortağıdır. Öcalan’la işbirliği yapan, “Türklerle Kürtler Ortadoğu’da birlikte büyüyecek” diyen, ABD adına Türk-Kürt ittifakı kurarak bölgenin dizaynına soyunan AKP’dir! Dolayısıyla Öcalan ve PKK, Esad’ın değil Erdoğan’ın kartıdır.

Öyle ki, AKP ile PKK’nin anlaştığı “çözüm” de bir yanıyla PKK’nin Suriye’ye sokulması anlaşmasıdır. Erdoğan’ın şu cümlesi PKK’nin pratikte kimin kartı olduğunun itirafıdır: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)

4. Öcalan’ın AKP ile müzakere ederek ortaya çıkardığı yeni PKK stratejisi nedir?

Kendi ağızlarından dinleyelim:

a. Öcalan: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)

b. Aysel Tuğluk: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak.” (Radikal, 11 Nisan 2013)

c. PKK 9. Genel Kongre: PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

5. PKK’nin Suriye’nin kuzeyinde “ilan ettiği” özerklik AKP için sürpriz mi?

Değil. Açıklamaları, mektupları, siyasetleri MİT’in kontrolünde ve yönlendirmesi altında olan Öcalan, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Suriye stratejisi belirlemişti:

a. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mesajı: “Diğer oluşumları tasfiye edin. Diğer grupları tasfiye etmek için gerekirse şiddet kullanın. Bunlara vereceğiniz enerjiyi, Araplara verin.” (Yeni Şafak, 9 Ocak 2013)

b. Öcalan’ın PKK-PYD’ye mektupla iletilen mesajı: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

AKP ve AK-KÜRDİSTAN YIKILACAK

Birlikte müzakere yürüttüğünüz, işbirliği yaptığınız hatta Haziran Halk Hareketi’nde “grev kırıcılığı” yapsın diye medet umduğunuz Öcalan, sizin bilginiz dâhilinde 7 ay önce PYD’ye “Suriye’de özerklik ilan edin” diyor fakat siz bugün sanki sürpriz bir gelişme olmuş gibi ekranlara fırlayıp “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak” diyorsunuz!

Göz yuman sizsiniz! Bugün Suriye’nin kuzeyinde ilan edilen devletçik, AK-Kürdistan’dır, sizin himayenizdedir!

Suriye’deki özerk Kürt bölgesini siz kurdunuz!

Biz, sizinle birlikte yıkacağız!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK-EL KAİDE ÇATIŞMASININ ANLAMI

Türk sınırının hemen yanında PKK mi yoksa El Kaide mi egemen olacak diye üç gündür süren bir çatışma var! Kazanan PKK olursa “özerklik” ilan edecek, El Kaide olursa “şeriat devleti” kuracak!

Hiç lafı dolandıramadan belirtelim: Bu rezil tablonun bir numaralı sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır!

BAĞDAT-ŞAM ZAYIFLARSA, ERBİL-KAMIŞLI GÜÇLENİR

Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin nereye uzanabileceği, bu politika değiştirilmezse sürecin nasıl ilerleyeceği, Irak’ın son 20 yılına bakarak bile anlaşılabilir. O yirmi yılın özeti şudur: Bağdat zayıfladıkça, Erbil güçlendi! Saddam zayıfladıkça Barzani güçlendi! BAAS zayıfladıkça PKK güçlendi!

Türkiye’nin komşusunun merkezini zayıflatan politikalar üretmesi ya da emperyalizmin komşusunu hedef alan planlarına alet olması, komşunun kenar kuşağını önce istikrarsız hale getirdi, sonra da merkezden fiilen kopardı!

Şimdi aynı süreç Suriye’de yaşanıyor. Irak’ta Saddam Hüseyin’i hedef alan ABD emperyalizmi, 2,5 yıldır fiilen Beşar Esad’ı hedef alıyor. Üstelik bu kez düne göre ABD’nin planlarına tam uyumlu bir Türkiye başbakanı var! Esad’a meydan okuyan, onu yıkacağını belirten, 15 gün süre tanıyan, “Emevi Camisi’nde namaz kılacağım” diyerek açıkça işgale soyunduğunu gösteren bir başbakanımız var!

2,5 yıllık sonuç? Şam zayıfladıkça, Kamışlı güçleniyor!

AKP’NİN DESTEĞİNDE ÖZERKLİK

Kuşkusuz bu tablo Aydınlık okurları için hiç sürpriz değil. En başından beri uyarıyoruz. ABD’nin Kürt Koridoru planını, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma projesini, Diyarbakır başkentli olarak Büyük Kürdistan’a dönüştürme hedefini sık sık yazıyoruz.

ABD’nin Kürt Koridoru ve Büyük Kürdistan planının Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi hedef aldığını, planın gerçekleşmesi için bu dört ülkenin parçalanması gerektiğini hep vurguluyoruz.

Üstelik bu dört ülke içinde en çok Türkiye’nin tehditle karşı karşıya olduğunu belirtiyoruz. Çünkü diğer üç ülke bu plana karşı konumlanabiliyor ama Türkiye maalesef yöneticilerinin aynı zamanda planın taşeronu olması nedeniyle süreci çaresizce izliyor!

Bu çaresizlik içinde şunlar yaşandı:

1. Sınır kontrolü: Türkiye Suriye sınırını Nusra’ya (El Kaide) teslim etti. Böylece sınırdan Suriye’ye terör ihraç edilebildi. Sadece El Kaide militanları değil, İhvan’a bağlı örgütler, selefi gruplar, CIA eğitimli Çeçen ve Boşnak örgütler, Kaddafi’ye karşı kullanılan Libyalılar, hatta Pakistan Talibanı bile Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi.

2. Alan kontrolü: Bu gruplar çoğaldıkça, Batı tarafından silahlandırıldıkça, CIA tarafından eğitildikçe ve Türkiye’nin himayesinde terör estirdikçe Suriye’nin kuzeyi Şam’ın kontrolünden adım adım çıktı. Şam’ın otoritesi zayıfladıkça, bölgede başka otoriteler oluşmaya başladı. PKK Kürt ağırlıklı bölgelerde hâkimiyet kurmaya başladı.

ANKARA KURTARILACAK, ABD PLANI BOZULACAK

Ancak bu tablo değişecek, değişmeye de başladı. Esad yönetimi Şam’ın dış mahallelerine kadar gelen terörü adım adım merkezden kenara doğru itmeye başladı. Önce Halep ve çevresi terörden arındırıldı, şimdi de Humus ve çevresi temizleniyor…

Esad’a karşı aynı cepheye sürülmüş kuvvetler, şimdi Türkiye’nin desteğinde Suriye’nin kuzeyinde kendi denetiminde bölgeler oluşturmaya çalışarak Şam’a karşı mevzileniyorlar. Ve sürecin aleyhlerine geliştiğini gördükçe, acele ediyorlar!

İki gündür süren çatışmalar işte bu gerçekler ışığında yaşandı!

Bu somut gelişmeler bile izlenecek dış politikayı çırılçıplak ortaya koyuyor. Türkiye, Irak ve Suriye üçgeninde Diyarbakır-Erbil-Kamışlı eksenli bir tehdit varsa, açık ki o tehdide karşı Ankara-Bağdat-Şam ekseni kurulmalı. İçerideki üçgenin dışarıdaki üçgeni parçalaması ancak böyle önlenir!

Madem Bağdat zayıfladıkça Erbil güçleniyor, madem Şam zayıfladıkça Kamışlı güçleniyor o zaman Ankara, Bağdat ve Şam’ı hedef almaktan vazgeçecek! Çünkü Erbil ve Kamışlı’nın güçlenmesi demek, aynı zamanda Ankara’nın zayıflaması demek!

Ancak her şey gelip Ankara’yı kimin yöneteceği sorusunda düğümleniyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2013

, , , ,

Yorum bırakın

PKK’NİN YENİ STRATEJİSİ

PKK’nin 9. Genel Kurul sonrasında açıkladığı 10 maddelik “siyasi tutum belgesi” aynı zamanda örgütün yeni döneme ilişkin bölge stratejisini de ortaya koyuyor. Buna göre;

PKK’NİN BÖLGE STRATEJİSİ

PKK, Türkiye’de “gerillayı aktif savunmada” tutacak, gerektiğinde “misilleme” yapacak, “başkaldırı” eylemleri düzenleyecek!

PKK, Suriye’de “üçüncü yol” çizgisini geliştirecek ve “Kürt mahalli idaresini” inşa düzeyine ulaştıracak!

PKK, İran’da mevcut ateşkesin sürdürülmesine çalışacak fakat ateşkes her an bitebilirmiş gibi hazırlık yapacak!

PKK, Irak’ta Barzani yönetimine karşı bir seçenek olmaya ve seçimleri kazanmaya çalışacak!

PKK’NİN TÜRKİYE STRATEJİSİ

Peki, PKK’nin Türkiye’ye ilişkin strateji ve taktikleri nelerdir?  30 Haziran-4 Temmuz tarihli 9. Genel Kurul’un “sonuç bildirgesi” de bunları sıralıyor. Bakın orada neler var:

1. Stratejik bir karar olan AKP’yle “çözüm sürecine” devam.

2. Çözüm sürecinin 1.aşaması tamamlandı, 2. aşaması başladı. AKP “üzerine düşen görevleri” yerine getirmeli. Nedir o görevler? a. Yeni anayasa çalışması: “Anayasa’da Kürt halkının doğal ve demokratik hakları yer almalı, Demokratik Türkiye ve Özgür Kürdistan açık bir ifadeyle ortaya koyulmalı.” b. AKP Kürtçe eğitimin önünü açacak, PKK “eğitim akademileri” kuracak! c. Öz yönetim geliştirilecek.

3. PKK’ye göre 15 Şubat 1925 tarihli Şeyh Sait isyanından itibaren tüm süreç “soykırımdır” ve artık buna göre siyaset yapılacaktır. Soykırım nedeniyle dağılanlar, kadim topraklarına geri dönecektir!

4. Demokratik konfederalizm temelinde demokratik özerklik inşa edilecek.

5. Halk Savunma Güçleri büyütülecek.

6. Öcalan’ın özgürlüğü sağlanacak.

7. PKK uluslararası terör listelerinden çıkarılacak.

8. Kürt ulusal konferansı gerçekleştirilecek.

 

AKP YOLU AÇTI, PKK İLERLİYOR

Peki, bu süreçte ortaya çıkan siyasi gelişmeler neler? Gelin onları da kısaca özetleyelim:

1. BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, dört parçadan (Türkiye, Suriye, Irak, İran) oluşan “Büyük Kürdistan’ın” kurulacağını ilan etti!

2. PKK’nin askeri kanadının başına geçen Murat Karayılan, Türkiye’ye bir hafta süre tanıdı, aksi takdirde sürecin tıkacağını söyledi. Bu süreçte AKP’nin aceleyle anayasa çalışmasına sarılması dikkat çekti!

3. KCK Eş Başkanı Bese Hozat, “Öcalan özgürlüğüne kavuşmadan süreç devam edemez” dedi. Bu sırada da Öcalan’ın birincisi evleneceği, ikincisi de 1+1 hücreye geçeceği iddia edildi.

4. Önce Cizre’de sonra Diyarbakır’da PKK’nin kurduğu “asayiş teşkilatları” ortaya çıktı!

5. PKK, yapımına 2 ay önce başladığı Lice’deki bir mezarlığı tamamladı ve PKK şehitliği ilan etti! 170 mezarın bulunduğu şehitlik törenle açıldı!

6. Şırnak’ta bir cenaze silahlı PKK’lilerin omuzlarında taşındı!

7. PKK, kışkırttığı halkı TSK karakollarına sürerek buraları AKP’ye kapattırmaya ve bölgede tek otorite olmaya çalışmaktadır.

AKP YIKILMAZSA, TÜRKİYE BÖLÜNÜR!

Açık ki bu bir “bölünme” tablosudur ve bu tablonun mimarı PKK’den önce AKP’dir! Tüm bu gelişmeler ABD’nin işbirliğine zorladığı Erdoğan-Öcalan ikilisinin müzakerelerinin sonuçlarıdır.

AKP Hükümeti üç komşusunu uzun süredir hedef alıyor: Erdoğan Suriye’de Esad’ı yıkmaya, Irak’ta Barzani’yi himaye edip Bağdat’ı zayıflatmaya ve İran’ı Ortadoğu’da yalnızlaştırmaya çalıştı. Ancak AKP’nin planı tutmadı, bu üç ülke yerine Türkiye yalnızlaştı ve zayıfladı! Ve Suriye ile Irak’tan ziyade Türkiye gerçek bölünme riskiyle karşı karşıya geldi!

ABD’nin AKP ve PKK üzerinden Ortadoğu haritasını yeniden çizmeye çalışması, önce Türkiye’yi vurdu. AKP ile PKK, el birliğiyle bölgesel bir savaş açtı fakat ilk hedef Türkiye oldu!

Türkiye bir an önce komşularıyla birleşip ABD-İsrail-AKP-PKK dörtlüsüne karşı cephe kurmalıdır! Bunun yolu da önce AKP’yi yıkmaktır! Türkiye AKP-PKK ortaklığını bozamazsa ve bu ikisinin ABD ile İsrail’e taşeronluğunu engelleyemezse, açık ki bölüneceği bir bataklığa saplanacaktır!

Haziran Halk Hareketini yükseltmek, artık daha da yakıcı bir ihtiyaçtır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

PKK’DEKİ DEĞİŞİKLİK ERDOĞAN’IN BİLGİSİ DÂHİLİNDE

PKK 9. Genel Kurulu örgütün Öcalan’dan sonraki iki numarası olan Murat Karayılan’ı HPG’nin başına, Cemil Bayık’ı da Karayılan’ın yerine seçti.

Değişiklik genel olarak PKK’nin şahinleşmesi diye yorumlandı. Çünkü genel kanaate göre Öcalan’ın çizgisini savunan Karayılan güvercin, Açılım’a mesafeli olan Cemil Bayık ise şahindi.

Peki, öyle mi? İnceleyeceğiz fakat gelin soruna önce bir başka pencereden bakalım:

PKK GENEL KURULU’NA ERDOĞAN’IN ETKİSİ

Değişikliğin ardından PKK’ye yakın ANF ajansına konuşan Murat Karayılan ve Cemil Bayık, 9. Genel Kurul ile KCK’nin yapısında değişikliğe gidilmesinin, eş başkanlık sistemine geçilmesinin ve buna bağlı olarak yapılan görev değişikliklerinin Öcalan’ın sorumluluğunda olduğunu belirtiyor (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

Yani Murat Karayılan’ın yerine Cemil Bayık’ın getirilmesi, bir Öcalan kararı!

Peki, İmralı’da bir odada yalnız kalan Abdullah Öcalan bu kararı Kandil’de toplanan Genel Kurul’a nasıl aldırttı?

Mektuplarla! Gerek BDP heyeti üzerinden, gerekse MİT üzerinden gönderilen mektuplarla…

Kuşkusuz Öcalan BDP’ye vereceği mektubu da önce MİT’e vermektedir. Bunu daha önce kamuoyuna yansıyan bir konuşmasından biliyoruz. Öcalan MİT’e güvenini bu yöntemle gösteriyor.

Kaldı ki, daha farklı bir yol izlemesi de, yani MİT’i aşarak örgüte talimat yollaması da mümkün değil. Fakat MİT’in Öcalan’ı ve BDP’yi aşarak Kandil’i yönlendirmesi mümkün!

Her neyse, zira daha önemli bir sorunla karşı karşıyayız. O da şu:

Eğer PKK’deki Karayılan-Bayık değişikliği Öcalan’ın kararıysa ve MİT bundan haberdarsa, kuşkusuz Müsteşar Hakan Fidan aynı zamanda özel temsilcisi olduğu için, Başbakan Erdoğan da bundan haberdardır!

Üstelik mesele, haberdar olmanın, bilgi sahibi olmanın da ötesinde olabilir!

Son olarak Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyerek Erdoğan’a attığı can simidine bakılırsa, Karayılan-Bayık değişikliği bir Erdoğan-Öcalan işbirliği de olabilir!

KANDİL’İN İRADESİ GÜÇLENDİRİLDİ

Peki, Karayılan-Bayık değişikliği ne anlama geliyor?

Karayılan değişikliği şu sözlerle özetlemiş: “Kongre Gel Genel Kurulu Genel Başkanlık Konseyi’ne süreci takip etme inisiyatifini verdi. Anlık gelişmeleri yorumlayıp ona göre karar alma yetkisini verdi. Kongra Gel Genel Kurulu Önderliğin başlattığı süreci onayladı ve hem Genel Başkanlık Konseyi’ne, hem de KCK Yürütme Konseyi’ne devlet ve hükümetin tutumunu göz önünde bulundurarak pratik kararlar alma inisiyatifini verdi.” (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

Açıklamalara bakılırsa, bu son değişiklikle AKP-PKK müzakeresinde Kandil’in iradesi güçlendirilmiş oldu! Peki, Erdoğan ve MİT’in bilgisi dâhilindeki böyle bir değişikliğe neden engel olunmadı?

Şu aşamada somut bir yanıt vermemiz mümkün değil ancak bizi yanıta götürebilecek şu sorulara ve olgulara dikkatinizi çekmeliyim:

PKK GENÇLEŞTİ

1. Haziran Ayaklanması, yeni ve devrimci bir Türkiye yarattı; AKP iktidarının temellerini yerinden oynattı. PKK önümüzdeki süreçte kiminle müzakere yürütecek? PKK Erdoğan yıkılmadan önce, alabileceği en fazla ödünü almak için bastırıyor. “Hükümet adım at” kampanyasına bu nedenle başladılar.

2. Haziran Ayaklanması’nı “Açılıma yanıt” diye okuyan Erdoğan, Türk Bayrağı’na “sarıldı” ve PKK’nin yüzde 15’inin çekildiğini belirterek ikinci aşamaya geçemeyeceklerini ilan etti. Zira bu süreçte PKK ile yeni aşamalara geçmesi, yıkılışını hızlandıracaktır!

3. Ortadoğu’daki değişim, yani Esad’ın güçlenmesi ve Mursi’nin koltuğunu kaybetmesi, Asya-Pasifik’in yükselmesi ve Atlantik’in zayıflaması demektir. Atlantik cephesinde yer alan PKK şimdi ne yapacak? AKP ve PKK çevrelerinin “Araplara karşı Türk-Kürt ittifakı” diye isimlendirdikleri strateji ne olacak? Esad güçlenince Suriye’de “üçüncü yol” çizgisine sarılan PKK, Mısır için de aynı tutumu alıyor. Yeni iki numara Cemil Bayık özetle “ne Mursi, ne darbe” diyor! (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).

4. Murat Çelik’in istihbarat raporlarına dayandırdığı çok önemli bir saptaması var. Çelik’e göre PKK, Açılım’dan yararlanarak yaşlı kadrolarını çekiyor ve örgütünü yeni katılımlarla gençleştiriyor! (Murat Çelik, PKK çekiliyor mu güçleniyor mu? Vatan, 11 Temmuz 2013)

5. Cizre’den sonra Diyarbakır’da da ortaya çıkan PKK’nin “Asayiş teşkilatı”, meselenin merkezi bir karar olduğunu gösteriyor. Nitekim Karayılan HPG’nin başına geçtikten sonra yaptığı ilk açıklamada “halkın öz savunması güçlendirilmeli” dedi!

Şimdilik bu kadar ama bu meseleyi önümüzdeki günlerde de sorgulamayı sürdüreceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın