Posts Tagged PKK
PKK’DEKİ DEĞİŞİKLİK ERDOĞAN’IN BİLGİSİ DÂHİLİNDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/07/2013
PKK 9. Genel Kurulu örgütün Öcalan’dan sonraki iki numarası olan Murat Karayılan’ı HPG’nin başına, Cemil Bayık’ı da Karayılan’ın yerine seçti.
Değişiklik genel olarak PKK’nin şahinleşmesi diye yorumlandı. Çünkü genel kanaate göre Öcalan’ın çizgisini savunan Karayılan güvercin, Açılım’a mesafeli olan Cemil Bayık ise şahindi.
Peki, öyle mi? İnceleyeceğiz fakat gelin soruna önce bir başka pencereden bakalım:
PKK GENEL KURULU’NA ERDOĞAN’IN ETKİSİ
Değişikliğin ardından PKK’ye yakın ANF ajansına konuşan Murat Karayılan ve Cemil Bayık, 9. Genel Kurul ile KCK’nin yapısında değişikliğe gidilmesinin, eş başkanlık sistemine geçilmesinin ve buna bağlı olarak yapılan görev değişikliklerinin Öcalan’ın sorumluluğunda olduğunu belirtiyor (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).
Yani Murat Karayılan’ın yerine Cemil Bayık’ın getirilmesi, bir Öcalan kararı!
Peki, İmralı’da bir odada yalnız kalan Abdullah Öcalan bu kararı Kandil’de toplanan Genel Kurul’a nasıl aldırttı?
Mektuplarla! Gerek BDP heyeti üzerinden, gerekse MİT üzerinden gönderilen mektuplarla…
Kuşkusuz Öcalan BDP’ye vereceği mektubu da önce MİT’e vermektedir. Bunu daha önce kamuoyuna yansıyan bir konuşmasından biliyoruz. Öcalan MİT’e güvenini bu yöntemle gösteriyor.
Kaldı ki, daha farklı bir yol izlemesi de, yani MİT’i aşarak örgüte talimat yollaması da mümkün değil. Fakat MİT’in Öcalan’ı ve BDP’yi aşarak Kandil’i yönlendirmesi mümkün!
Her neyse, zira daha önemli bir sorunla karşı karşıyayız. O da şu:
Eğer PKK’deki Karayılan-Bayık değişikliği Öcalan’ın kararıysa ve MİT bundan haberdarsa, kuşkusuz Müsteşar Hakan Fidan aynı zamanda özel temsilcisi olduğu için, Başbakan Erdoğan da bundan haberdardır!
Üstelik mesele, haberdar olmanın, bilgi sahibi olmanın da ötesinde olabilir!
Son olarak Öcalan’ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyerek Erdoğan’a attığı can simidine bakılırsa, Karayılan-Bayık değişikliği bir Erdoğan-Öcalan işbirliği de olabilir!
KANDİL’İN İRADESİ GÜÇLENDİRİLDİ
Peki, Karayılan-Bayık değişikliği ne anlama geliyor?
Karayılan değişikliği şu sözlerle özetlemiş: “Kongre Gel Genel Kurulu Genel Başkanlık Konseyi’ne süreci takip etme inisiyatifini verdi. Anlık gelişmeleri yorumlayıp ona göre karar alma yetkisini verdi. Kongra Gel Genel Kurulu Önderliğin başlattığı süreci onayladı ve hem Genel Başkanlık Konseyi’ne, hem de KCK Yürütme Konseyi’ne devlet ve hükümetin tutumunu göz önünde bulundurarak pratik kararlar alma inisiyatifini verdi.” (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).
Açıklamalara bakılırsa, bu son değişiklikle AKP-PKK müzakeresinde Kandil’in iradesi güçlendirilmiş oldu! Peki, Erdoğan ve MİT’in bilgisi dâhilindeki böyle bir değişikliğe neden engel olunmadı?
Şu aşamada somut bir yanıt vermemiz mümkün değil ancak bizi yanıta götürebilecek şu sorulara ve olgulara dikkatinizi çekmeliyim:
PKK GENÇLEŞTİ
1. Haziran Ayaklanması, yeni ve devrimci bir Türkiye yarattı; AKP iktidarının temellerini yerinden oynattı. PKK önümüzdeki süreçte kiminle müzakere yürütecek? PKK Erdoğan yıkılmadan önce, alabileceği en fazla ödünü almak için bastırıyor. “Hükümet adım at” kampanyasına bu nedenle başladılar.
2. Haziran Ayaklanması’nı “Açılıma yanıt” diye okuyan Erdoğan, Türk Bayrağı’na “sarıldı” ve PKK’nin yüzde 15’inin çekildiğini belirterek ikinci aşamaya geçemeyeceklerini ilan etti. Zira bu süreçte PKK ile yeni aşamalara geçmesi, yıkılışını hızlandıracaktır!
3. Ortadoğu’daki değişim, yani Esad’ın güçlenmesi ve Mursi’nin koltuğunu kaybetmesi, Asya-Pasifik’in yükselmesi ve Atlantik’in zayıflaması demektir. Atlantik cephesinde yer alan PKK şimdi ne yapacak? AKP ve PKK çevrelerinin “Araplara karşı Türk-Kürt ittifakı” diye isimlendirdikleri strateji ne olacak? Esad güçlenince Suriye’de “üçüncü yol” çizgisine sarılan PKK, Mısır için de aynı tutumu alıyor. Yeni iki numara Cemil Bayık özetle “ne Mursi, ne darbe” diyor! (Bayık, Karayılan ve Hozat ANF’ye konuştu, ANF, 11 Temmuz 2013).
4. Murat Çelik’in istihbarat raporlarına dayandırdığı çok önemli bir saptaması var. Çelik’e göre PKK, Açılım’dan yararlanarak yaşlı kadrolarını çekiyor ve örgütünü yeni katılımlarla gençleştiriyor! (Murat Çelik, PKK çekiliyor mu güçleniyor mu? Vatan, 11 Temmuz 2013)
5. Cizre’den sonra Diyarbakır’da da ortaya çıkan PKK’nin “Asayiş teşkilatı”, meselenin merkezi bir karar olduğunu gösteriyor. Nitekim Karayılan HPG’nin başına geçtikten sonra yaptığı ilk açıklamada “halkın öz savunması güçlendirilmeli” dedi!
Şimdilik bu kadar ama bu meseleyi önümüzdeki günlerde de sorgulamayı sürdüreceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2013
PKK DEĞİL, AKP ÇEKİLİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/06/2013
3 aydır “PKK çekildi, çekiliyor” haberlerini okuyoruz… Hükümete yakın yayın organları önce “yarısı çekildi”, sonra da “çok azı kaldı, bitti bitiyor” haberleriyle toplumu uyuttu…
Ancak Akil Adamlarla final toplantısı yapan Başbakan Erdoğan, net rakamları açıklamak zorunda kaldı: PKK’nin henüz yüzde 15’i çekilmişti!
Türk devleti kaç PKK’linin çekildiğini bu netlikte sayabildiğine göre, “neden PKK’yle mücadele etmediği” kuvvetle muhtemel bir gün hükümetin önüne gelecektir ama konumuz olmadığı için üstünde durmuyoruz ve bir başka açıklamaya geçiyoruz:
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “sadece yüzde 15’i çekildi” demesi üzerine “ama yüzde 80’i de çekilmek üzere harekete geçti” diyerek ortaya yeni bir rakam attı. Oysa “çekilmek üzere harekete geçtiği” iddia edilen PKK’liler Cizre’de Asayiş Teşkilatı kuruyor, ilk 100 “personele” şehir merkezinde düzenlenen törenle diploması veriliyordu!
Doğrusu hem AKP’nin hem de PKK’nin rakam yarıştırmasından fazlasıyla sıkıldık… O rakamlar yerine hayatın içinden, somut, yakıcı ve siyasal tabloyu özetleyen başka rakamları arşivlerden çıkardık ve inceledik. Buyurun:
AKP, BELEDİYE BAŞKANLARINA SAHİP ÇIKMADI
1. PKK’nin geçen yıl kaçırdığı ve 52 gün sonra serbest bıraktığı AKP Gürpınar İlçe Başkanı Hayrullah Tanış, önceki gün partisinden istifa etti. Tanış, ticaret ile siyaset arasında tercih yaptığını ve ticareti seçtiğini açıkladı.
Kuşkusuz neyle ne arasında tercih yapmak zorunda kaldığı ortadadır ve bunun ayıbı partisinindir!
2. Diyarbakır’ın AKP’li Hazro İlçe Belediye Başkanı Fetullah Mehmetoğlu, 21 Haziran 2011’de partisinden istifa etti.
Neden? Çünkü PKK, 25 Mayıs’ta AKP’li Belediye Başkanı’nın oğlunu kaçırmıştı! Nitekim PKK, Fetullah Mehmetoğlu istifa ettikten hemen sonra oğlu Fuat Mehmetoğlu’nu serbest bıraktı!
İlginç olan Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu’nun, AKP Hazro İlçe 2. Başkanı olan oğlu Fuat Mehmetoğlu’nun kaçırılmasından sonra yaptığı basın toplantısında “kendisine kimsenin sahip çıkmadığını” belirtmesiydi.
PKK, CAMİ’DEN AKP’Lİ KAÇIRDI
3. PKK, AKP Bingöl Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Tuz’u, 7 Ağustos 2011 akşamı teravih namazından hemen sonra Ferez Köyü Camisi’nden kaçırdı.
Bu arada her gün “Gezi eylemcileri Cami’ye ayakkabıyla girdi, içki içti” diyen Erdoğan’ın Cami’ye silahla giren ve üyesini kaçıran PKK’lilere karşı kükrememesini AKP tabanının değerlendirmesine sunuyoruz.
4. PKK 14 Mayıs 2012’de Diyarbakır’ın AKP’li Kulp İlçe Başkanı Veysel Çelik’i kaçırdı. Çelik 30 Haziran 2012’de serbest bırakıldı ve ilk sözleri şu oldu: “Ben AKP ilçe başkanı olarak kaçırıldım. Bundan sonra siyasetle işim olmayacak. Partimden ayrılacağım.”
PKK, AKP’DEN BDP’YE TRANSFER YAPTI
5. PKK, 23 Temmuz 2012’de AKP Hakkâri Merkez İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olan Elmacık Köyü Muhtarı Mehmet Çakır’ı kaçırdı. 30 Temmuz’da serbest bıraktı.
Ya sonra? AKP’li Çakır 4 Ağustos’ta BDP’ye üye oldu! Böylece Açılım tarihine çarpıcı bir muhtar transferi öyküsü yazılmış oldu!
AKP’nin yönettiği devletin ne duruma düştüğünün belgesi ise Çakır’a üyelik rozeti takan BDP Hakkâri İl Başkan Yardımcısı Rahmi Kurt’un törende dile getirdiği “Partimiz BDP’nin kapısı herkese açıktır” sözleriydi!
6. PKK, 21 Ağustos 2012’de eski AKP Sur İlçe Başkanı Hamit Çelikkanat’ı kaçırdı ve 27 Eylül 2012’de serbest bıraktı.
Çelik, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır şubesinde düzenlediği basın toplantısında partisinden istifa ettiğini açıkladı!
AKP-PKK’NİN DEĞİL MİLLETİN EGEMENLİĞİ İÇİN
Uzatmayalım, daha pek çok örnek var bu şekilde…
Halk hareketi ile mücadele eden fakat PKK ile müzakere eden AKP’nin yarattığı tablo böyledir. Ve PKK, değil çekilmek, artık dağ gerillası yerine şehir asayiş timleri, öz savunma güçleri kurarak otorite kurmaya çalışmaktadır. PKK yerine AKP bölgeden çekilmektedir!
Dolayısıyla halk hareketinin hedefi, ABD-AKP-Cemaat-PKK dörtlüsünün Gezi’yi Açılım’la boğma girişimine karşı durmak ve AKP-PKK’nin “otoritesine” karşı kendi egemenliğini yeniden kurmak olmalıdır!
Egemenlik ise ancak örgütle olur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Haziran 2013
ÖCALAN NEDEN DİYARBAKIR’DA YOK, TAKSİM’DE VAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/06/2013
Başbakan Erdoğan Kazlıçeşme mitinginde dikkat çeken bir hatırlatma yaptı: “Utanmadan şunu söylüyorlar. ‘Arap baharını gördük, şimdi de Türkiye baharına hazır olun’ diyorlar. Dışarıdaki bazı kendini bilmezler, içeride de onların uzantısı olan bazı kendilerini bilmezler. Türkiye’de Türk baharı 3 Kasım 2002’de oldu ama onlar bunun farkında değil.”
Gezi eylemleri bir “Türk baharı” değildir, dolayısıyla “Arap Baharı’nın” Türk olanı hiç değildir! Peki, 3 Kasım 2002 bir Türk baharı mıdır? 3 Kasım 2002 Soros’un ilk turuncu darbesidir!
Soros 2002’de Türkiye, 2003’te Gürcistan’da, 2004’te Ukrayna’da ve 2005’te de Kırgızistan’da darbe yaptı ve iktidara Amerikancıları getirdi!
2011’de Tunus ve Mısır’da olanlar ise bu dört Soros darbesinden tamamen farklıydı. Tunus ve Mısır’da zaten Amerikancı liderler iktidardı.
TAKSİM AKP’YE BAYRAK DİKTİ
Erdoğan’ın Kazlıçeşme mitingi sadece bu nedenle değil, Erdoğan’ın başlattığı kampanya nedeniyle de ilginçti. Aslında Erdoğan’ın yalnızlaştığını resmeden bu konuşma, şu çağrıyla bitti: “Türk bayraklarınızı sakın katlayıp koymayın. Balkonlarınıza asmanızı istiyorum. Bu bir bayrak kampanyasıdır. Bunlarla birilerine cevabı çok iyi şekilde vereceksiniz. İstanbul’un her yerinde bunu göreceğim.”
O birileri kim? Taksim eylemcileri ve Türkiye’nin dört bir tarafında “Her yer Taksim, her yer direniş” diyerek Gezi’ye sahip çıkanlardır.
Peki, eylemcilerin ellerindeki bayrak ne? Türk Bayrağı!
Peki, Erdoğan’ın “tencere, tava aynı hava” diyerek aklınca küçümsediği eylemcilerin balkonunda ne asılı? Türk bayrağı!
Peki, AKP hükümetinin yasakladığı 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda, 29 Ekimlerde Atatürk’e koşanların, Cumhuriyet diye haykıranlrın ellerinde ne var? Türk bayrağı!
Peki, bu eylemlere katılanlar en çok neye kızıyor? Erdoğan’ın Türk’ü anayasadan çıkarma girişimine, “Türk milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım” demesine, Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesine karşı çıkmasına, Türk’ü Türkiye yapmaya çalışmasına…
Bakın en somutunu anımsatalım. Daha geçenlerde cümlesinde “Türk bayrağı” geçen BDP milletvekiline ne diye kızmıştı AKP milletvekili Mehmet Metiner: “Türk bayrağı değil, Türkiye bayrağı diyeceksin!”
Peki, tüm bu gerçekler ortadayken, Başbakan Erdoğan neden Türk bayrağını anımsadı, neden kitlesinden Türk bayrağı asmasını istedi?
TOMA’lar neden Tük bayrağı astıysa, Erdoğan da o nedenle Türk bayrağı asıyor! Hem kitleden korunmak için, hem de kitleyi dağıtmak için!
Bu çarpıcı tablo Gezi eylemlerinin bir büyük başarısı daha olarak tarihe kaydolmuştur!
TAKSİM’DE AKP-PKK ORTAKLIĞI
Erdoğan’ın bayrak sevgisinin ilk yönünü, yani “kitleden korunma” amaçlı taşınmasını, beyaz bayrak sallaması olarak da yorumlayabiliriz. Ancak daha kurnaz kullanımı ise “dağıtmak” amaçlı kullanımındadır.
Bakın bu duruma işaret eden ve Erdoğan’ın son birkaç gündür sık sık tekrarladığı şu cümle çok şey anlatmaktadır: “Bölücü başı, yanında Atatürk resmi, yanında Türk bayrağı. Ulusalcılara sesleniyorum. Türk Bayrağı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz?”
Acaba Erdoğan Öcalan adına mı, yoksa Atatürk adına mı rahatsız? Üzerinde durmayacağız, zira Atatürk’le ilgili sözleri arşivlerdedir ve Öcalan’la açılım ortaklığı yürürlüktedir!
Ancak Öcalan’ın neden PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdiği ve neden BDP ile PKK’nin Taksim’e gelerek Apo posterleri açtığı artık daha da netleşmiştir.
Erdoğan’ın “Bölücü başı ve Atatürk’ü nasıl yan yana getirdiniz” sorusunun muhatabı kendisidir! Erdoğan Hakan Fidan’a, Fidan da Öcalan’a iletmiş, AKP Taksim’i Apo posterleriyle bölmeyi denemişti. Ancak başaramamışlardı!
Bu ilişki nedeniyle, geçen haftaki bir yazımızın başlığında “Erdoğan’ın grev kırıcısı Öcalan” ifadesini kullanmış ve somut kanıtlarımızı aktarmıştık. Diyarbakır’dan dönen Rafet Ballı’nın verdiği bir bilgi, bu ilişkiye yeni bir kanıt oldu: Meğer PKK ve BDP Diyarbakır’daki direniş eylemine katılmamış!
Diyarbakır’da eylem yapmayan PKK ve BDP, neden Taksim’de eylem yaptı? Diyarbakır’daki sol grupların Taksim’e destek eylemine gidip Apo posteri açmayanlar, neden Taksim’de açtı?
AKP tabanı, Türkiye’nin geleceği adına bu soruyu yöneticilerine sormalı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2013
ERDOĞAN’IN GREV KIRICISI ÖCALAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/06/2013
İktidarı iki haftadır halk hareketi ile sallanan Tayyip Erdoğan, sahaya PKK kartını sürdü! Kartın maça ası Öcalan da BDP’ye talimatı verdi: “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın!”
Peki, Taksim nasıl ulusalcılara bırakılmayacak? BDP Taksim’e gidecek, Öcalan posterleri asacak, Kürdistan sloganları atacak…
Sonra? Sonra halk, PKK ile yan yana olmamak adına yavaş yavaş alandan çekilecek! Hesap bu…
Tutar mı, göreceğiz!
Erdoğan, günlerdir biber gazıyla yapamadığını şimdi Öcalan posterleriyle deneyecek. Başarabilecek mi, göreceğiz!
HALK DÜŞMANLIĞINDA ORTAKLIK
Erdoğan ile Öcalan’ı Taksim’i dağıtma ortaklığında buluşturan süreci anımsamalıyız. BDP’nin iki hafta boyunca izlediği çizgi, Erdoğan’ın Hakan Fidan’a, Fidan’ın Öcalan’a talimatı nedeniyle üç farklı aşama geçirdi:
1. Aşama: Sırrı Süreyya Önder’in dozerin önüne yatarak Taksim gezi parkı eylemine motivasyon sağlamasını BDP’nin genel tutumundan ayırmalıyız.
Nitekim konuştuğum bazı BDP’liler, “Sırrı’nın kendi eylemi” değerlendirmesi yaptılar.
2. Aşama: Eylemin dalgalarının 31 Mayıs ve 1 Haziran günleri tüm Türkiye’ye yayılması üzerine, BDP Genel Merkezi Taksim’le arasına kalın bir çizgi çekme ihtiyacı duydu.
BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken şu açıklamasıyla o kalın çizgiyi ilan etti: “Statükoyu güçlendirecek sloganlar ve imgeler bu protestoların başat özneleri konumuna gelmiştir. BDP olarak hiçbir sebep ve durumda biz bu ırkçı, ulusalcı, cinsiyetçi, tekçi, militarist kesimlerle yan yana durmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.”
BDP’nin bu tavır ilanı, AKP’den takdir gördü. Başbakan vekili Bülent Arınç kameralar karşısında şöyle sesleniyordu: “BDP’nin olayın ilk anından itibaren takındığı tavrı takdir ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz.”
AKP: GAZLA OLMADI, ÖCALAN’LA DAĞITALIM
3. Aşama: AKP’nin meydanlarda olmadığı için teşekkür ettiği BDP-PKK, Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika’dan Türkiye’ye döneceği gece Taksim’e çıkma kararı aldı!
Sonrasında İmralı’ya giden ve Öcalan’dan talimat alan BDP heyetinin açıklamaları, neden Taksim’e çıktıklarını açıklıyordu. Öcalan şöyle demişti: “Direnişi anlamlı buluyor ve selamlıyorum. Ebetteki bu duruş yeni bir siyasal kırılma yaratmıştır. Ancak hiç kimse ulusalcı, milliyetçi, darbeci çevrelere de kendini kullandırmamalı. Bu hareketin onların denetimine girmesine Türkiyeli demokrat, devrimci, yurtsever ve ilerici çevreler izin vermemelidir.”
Mesaj netti: PKK sahaya girecek ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen, Türk bayraklarıyla günlerdir alanlardan “Hükümeti istifaya” çağıran yüzbinlerden Taksim’i alacaktı!
PKK Taksim’de sürekli Öcalan posterleri asacak ve halkı taciz edecek, yıldıracaktı! Diğer yandan Erdoğan’ın medyası propaganda yapacak, “Ağaç bahane, bunlar bölücü”, “Erdoğan’a karşı olanlar, bölücülerle yan yana” diyecek…
Halk da PKK ile yan yana olmamak adına adım adım alandan çekilecek.
4-5 gün boyunca bu taktik uygulanacak!
Ya sonrası?
TAKSİM’İ PKK’YE BIRAKMAYIN!
1. aşama sonrasında sahadan çekilen ve İmralı heyetinden atılarak cezalandırılan Sırrı Süreyya Önder, terbiye edilmiş olarak yeniden sahaya gönderilecek, altına kürsü, eline mikrofon verilecek! Önder de kitleye “tamam, başardık, kazandık, şölenimizi yaptık, hadi evlere dağılalım” diyecek özetle!
Böylece iki haftadır Türkiye çapında milyonların dile getirdiği “Hükümet istifa” talebi, eritilmiş olacak!
Hesap tutar mı? Tutmamalı!
PKK’nin halkın Taksim’i özgürleştiren eylemini çalmasına izin verilmemeli! Meydan, 300 BDP’liye teslim olmamalı!
“Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” diyen Öcalan’a verilecek en iyi yanıt, Taksim’i PKK’ye bırakmamaktır!
PKK’ye Taksim’i bırakmayan kuvvet, bu halk hareketine önderlik eder ve kısa vadede zaten başarı kazanmış olan bu hareketi, orta vadede de başarıya götürür!
Mesele bu işi kimin üstleneceğidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2013
AKP-PKK ORTAKLIĞI: MUHAFAZAKÂR BÖLÜCÜLÜK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/05/2013
Obama’nın Erdoğan’a “çözüm süreci” ve “yeni anayasa” konusunda güçlü destek verdiğini genel açıklamalarından biliyoruz ancak “tam olarak” ne dediğini bilmiyoruz! Zira ne Türkiye’nin Washington Büyükelçisi, ne de Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı, Beyaz Saray’daki 3+3 toplantısına sokulmadı. Böylece görüşme notları Türk devletinin arşivine girememiş oldu.
AKP’nin 11 yılda “gelenekselleştirdiği” bu durum nedeniyle artık ikili anlaşmalar devletle devlet arasında değil, iktidar partisiyle devlet arasında imzalanmış oluyor. Haliyle hizmet akdinin ötesine geçememiş oluyor.
Abdullah Gül’ün Colin Powell’la imzaladığını söylediği “2 sayfalık 9 maddelik” sözleşme türü anlaşmanın içeriği nasıl bir süre sonraya ortaya çıktıysa, bir gün Obama ile Erdoğan’ın 16 Mayıs 2013 tarihli anlaşması da ortaya çıkacaktır!
Gerçi Obama’nın Erdoğan’ı neye zorladığının işaretleri açık seçik ortadadır:
DİYARBAKIR YILDIZ VE MERKEZ
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Diyarbakır’da düzenlenen “Demokratik Kurtuluş ve Yaşam” panelinde bakın ne diyor: “Kürdistan gerçeği 21. Yüzyılın gerçeğidir. Ve Ortadoğu’nun parlayan yıldızıdır.” (ANF, 18 Mayıs 2013)
Eminim çoğunuza tanıdık gelmiştir bu sözler:
Tarih 16 Şubat 2004. Başbakan Erdoğan, kısa bir süre önce ABD Başkanı Bush’la görüşmüş ve yeni yol haritasını kamuoyuna benimsetmek üzere Kanal D ekranlarına çıkmış. Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında bakın ne diyor Başbakan Erdoğan: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi var ya, işte o proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız, bir merkez olabilir.”
Bu sözler, Washington’un Ankara’ya dayattığı stratejinin özetiydi.
Nitekim Erdoğan o stratejiye uygun olarak 2005’te Diyarbakır Açılımı’nı, 2009’da Kürt Açılımı’nı, 2013’te de Öcalan Açılımı’nı başlattı. Türkiye’nin bölünmesi anlamına gelen bu açılımların mevzi kazanabilmesi için de direnecek potansiyel kuvvetlerin Ergenekon tertibiyle etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.
Kaldı ki pek çok AKP yetkilisi de, açılımla Ergenekon davası arasında doğrudan ilişki olduğunu saklamıyor!
OBAMA’NIN FEDERASYON ANAYASASI İSTEĞİ
Yeni Anayasa, Kürt Açılımı’nın sonuçlarından biri olacaktır ve Obama o nedenle Yeni Anayasa için bastırmaktadır.
Yeni Anayasa, Türk-Kürt federasyonunun anlaşması olacaktır o nedenle parlamenter sistem yerine federasyona özgü başkanlık sistemi için bastırılıyor, o nedenle anayasadan Türk’ün çıkarılmasına uğraşılıyor!
Burada da AKP ile PKK – BDP arasında yoğun bir işbölümü vardır. Anımsayalım: BDP’li Hüsamettin Zenderlioğlu TBMM Çözüm Komisyonu’nda konuşuyor: “Bana dendi ki, ‘sen Türk bayrağı düşmanısın’, ben de dedim ki, ‘ben bayrağı yanımda taşıyorum, eğer öyle olsaydı atar, yanımda taşımazdım’.”
Normalde Türkiye’yi yöneten iktidar partisinin bir milletvekili bu sözler karşısında o milletvekilini kutlar, Türk Bayrağı’nı sahiplenmesi noktasında onu cesaretlendirirdi.
Ama o da ne? AKP’li Çözüm Komisyonu üyesi Mehmet Metiner, BDP milletvekiline sözleri nedeniyle kızıyor ve şöyle diyor: “Ne Türk bayrağı, Türkiye bayrağı! Her şeyi Türkleştiriyorsunuz!”
O komisyondan nasıl bir “çözüm” çıkacağını varın siz düşünün artık!
AKP’nin BDP’yi “her şeyi Türkleştirmekle” suçladığı bir siyaset dünyası, ibretliktir, trajiktir, sanaldır ve gayrimeşrudur!
AKP İLE PKK’NİN İŞBÖLÜMÜ
Erdoğan ile Öcalan ya da AKP ile PKK işbölümünü anlamak bakımından bir örnek daha vererek bitirelim bugünkü yazımızı:
AKP’nin sık sık medyada çarpıcı çıkışlarıyla yer alan ateşli milletvekili Mehmet Metiner bildiğiniz gibi Kürt etnisiteli bir Türk’tür. Nitekim AKP’den önce HADEP’in Genel Başkan Yardımcısı’ydı.
BDP’nin en ateşli milletvekillerinden Altan Tan ise iktidar partisinin selefi olan Refah Partisi’ndeydi.
Hatta bir ara ikisi birden Refah’ta, ikisi birden HADEP’te ve aynı anda biri Tayyip Erdoğan’ın biri de Melih Gökçek’in yanındaydı!
Netice itibariyle, Öcalan’ın “İslam ortak çatısı” mesajı verdiği şu günlerde, Metiner ve Tan’ın şahsında “muhafazakâr bölücülük” hem AKP’de, hem BDP’de hayat bulmaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2013
GENÇ PKK’LİLER RAHATSIZ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/04/2013
Siirt ve Mardin il Emniyet Müdürlüğü, ortak bir operasyon yaparak 3 genci, “PKK’nin dağ kadrosuna katılmak üzereyken” yakalamış! Adıyaman24.com’um haberine göre polis ikisi 21, biri 15 yaşındaki üç genci sorguladıktan sonra ailelerine teslim edecekmiş!
Haberin neresinden tutsanız elinizde kalır… En iyisi AKP’nin “çekilme başlıyor” müjdesine tezat oluşturan bu haberi yandaş kalemlerin yorumuna havale etmek.
‘ÖCALAN YANINDAKİ MAHKÛMLARDAN RAHATSIZ’
Yalnız bu tip tuhaf haberler gittikçe artıyor. Örneğin birini Başbakan Erdoğan patlattı: “Öcalan’ın yanına adam da verdik. Kendi istediği isimler olmasına rağmen, yanındakilerden rahatsız, gitmelerini istiyor.” (Hürriyet, 18 Nisan 2013)
Öcalan’ın rahatsız olduğu isimlere bakın: Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılması için 2005’te ölüm orucuna yatan Şeyhmuz Poyraz. Öcalan yakalandığında kendini yakmaya kalkan Bayram Kaymaz. Tuzla Tren İstasyonu’nu patlatan Cumali Karasu. Bingöl’de güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada yakalanan Hasbi Aydemir ve TİKKO üyesi Hakkı Alkan.
Öcalan, kendisi için ölüme yatan, kendisi için bedenini yakmaya kalkan, kendisi için ölüme koşan bu isimlerden neden rahatsız?
ÖCALAN MİT’LE NE GÖRÜŞÜYOR?
Belki de yanıtı şu haberdedir: “MİT ile Öcalan arasındaki müzakereler diğer mahkûmlarca duyulma ve ortam dinlemesine karşı, kullanılmayan üç koğuşun ortak alanı avluda yürütülüyor.” (Vatan, 15 Şubat 2013)
Öcalan “yoldaşlarının” duymasından çekineceği neler konuşuyor olabilir MİT’le?
Zira Başbakan Erdoğan’a göre “pazarlık yok”, BDP’ye göre “barış konuşuluyor”, ABD ve AB’ye göre “çözüm” geliyor… O zaman bu gizem ne?
MİT ÖCALAN’A GÜVENCE VERDİ
Öcalan’ın MİT’le bu yakın mesaisinin Kürtler arasında bir “rahatsızlık” yarattığını biliyoruz.
Örneğin kardeş Mehmet Öcalan’ın ağabeyinin ağzından yaptığı “MİT samimi” açıklaması, büyük tepki çekmişti. (Hürriyet, 5 Nisan 2013)
Ancak buna rağmen Öcalan, MİT’le yakın mesaisinin önemine vurgu yapmayı sürdürüyor. Örneğin Kandil’e yazdığı son mektupta da şöyle diyor: “MİT güvence verdi.” (Milliyet, 20 Nisan 2013)
Tüm bu olgulara bakılırsa Başbakan Erdoğan gerçeği tersyüz ediyor olmalı. Yani Öcalan yanındaki mahkûmlardan değil, olsa olsa mahkûmlar Öcalan’dan rahatsızdır!
KAMER ÖZKAN GERÇEĞİ
6 Nisan tarihli “MİT’ten MİT’e Öcalan” başlıklı makalemizde, PKK’nin kuruluş hazırlığı olan bazı toplantılarını, daha sonra “MİT ajanı” diye suçladıkları Kamer Özkan’ın evinde yaptıklarını yazmıştık. Toplantıları doğrulayan ama Kamer Özkan’ın “MİT ajanı” olmadığını, PKK’lilerin bu iddiasının yalan olduğunu belirten önemli bir bilgi notu ulaştı elimize. Hiç yorumsuz takdirinize sunuyoruz:
“Kamer Özkan 12 Mart döneminde (1971) Aydınlıkçı oldu.1972 yılındaki bölünmede İbrahim Kaypakkaya ile birlikte ayrıldı. TİKKO içinde yer aldı. 1972 yılından PKK tarafından öldürüldüğü 1993 yılına kadar Tunceli’de dağda kaldı.
“1975 yılında ‘Apocular’ olarak ortaya çıkan grubun ilk beş kişilik çekirdek kadrosunun içindeydi. Ama çok geçmeden 1975 veya 1976 yılında, grubun devrimci olmadığını görerek ayrıldı. Sonraki yıllarda çoğunluğunu Tuncelilerin oluşturduğu ‘Tekoşin’ adlı örgütün kurucuları arasında oldu. PKK ile aralarında zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı. Bir seferinde Kamer Özkan kendisini pusuya düşüren PKK’lılardan birini öldürerek kurtuldu.
“Kamer Özkan 1980 sonrasında da PKK ile birkaç silahlı çatışma daha yaşadı. 1991 ya da 1992’de gene kendisine kurulan bir pusudan yaralı olarak kurtuldu.
“Son olarak 1993 yılında Tunceli Merkez Gömemiş ve Erdoğdu köyleri arasındaki bölgede kalabalık bir PKK’lı grup tarafından pusuya düşürüldü ve öldürüldü.
“Kamer Özkan halkına bağlı, yiğit bir devrimciydi. 21 yıl boyunca neredeyse yalnız başına dağda barınabilmesinin açıklaması da budur.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Nisan 2013