Posts Tagged Suriye
ABD, AKP’Yİ ORTADA MI BIRAKTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/09/2012
Washington’un Suriye konusunda daha ileri gitmemesi ve Batı basınında çıkan kimi AKP eleştirileri, taban baskısı yaşayan AKP yöneticilerine yeni bir propaganda olanağı yarattı. Ekrana çıkan hemen her AKP yöneticisi, “Hani ABD’nin Ortadoğu’daki taşeronuyduk?” diyerek üzerindeki baskıyı hafifletmeye çalışıyor.
Tartışılan konuyla ilgili olmasa da meseleyi buraya getirmeleri, tabandaki baskının büyüklüğüne işarettir; bu açıdan AKP’nin kendini aklamaya çalışması anlaşılabilir.
Ancak AKP’li olmayanların bu iki olgudan hareketle Türkiye’yi Suriye konusunda ABD’den daha hevesli varsayması ve hatta daha da ileri giderek, ABD’nin AKP’yi Suriye konusunda yarı yolda bıraktığını iddia etmesi anlaşılamaz! Çünkü gerçek değildir!
ABD PATRON, AKP TAŞERONDUR!
Peki, gerçek nedir?
1.) Suriye’ye saldırıda ana yüklenici elbette ABD’dir. Ancak ABD, Irak yenilgisiyle ortaya çıkan Asya-Pasifik merkezli yeni stratejisi gereği, görevi alt yükleniciye vermiştir.
Elbette ana yüklenici işin asıl sahibidir ve tüm planlamanın başındadır; alt yüklenici kendisine verilen plana uygun olarak pratik işlerin yürütülmesinden sorumludur.
2.) İşi alan alt yüklenici yani AKP Hükümeti bu görevi tam olarak yerine getirememiştir. Çünkü hem askeri çözüme TSK’yi mecbur edememiştir hem de karşısında oluşan bölgesel bloğu aşamamıştır.
Ana yüklenici ile alt yüklenici arasındaki ilişki işte bu andan itibaren sorunlar üretmeye başlamıştır!
Tüm bu gerçekleri atlayarak, AKP Hükümeti’ni Suriye konusunda ABD’den daha istekli varsaymak ve Washington’un AKP’yi yarı yolda bıraktığını savunmak bir kere ilişkinin doğasına terstir!
DELİĞE SÜPÜRÜLME TAKVİMİ HIZLANDI
Kuşkusuz ABD, AKP’yi ortada bırakabilir. Nitekim Başbakan’ın danışmanı, bu ilişki nedeniyle “Erdoğan’ı deliğe süpürmeden önce bir güzel kullanın” demişti Amerikalılara…
Ancak bu ortada bırakma durumu, bir ABD taktiği olarak değil, bir siyasi yenilgi nedeniyle zorunlu olacaktır. Yani ABD, sırf AKP’yi ortada bırakmak için ortada bırakmayacaktır; ABD Suriye konusunda Çin-Rusya-İran bloğunu aşamadığı ve Şam rejimini yıkamadığı için bu tercihe mahkûm olacaktır.
Nitekim bu süreç başlamıştır! Batı basınındaki AKP karşıtı analizler de ilk işaretlerdir.
ABD DE, AKP DE YARI YOLDA KALDI!
Gelin “ABD’nin AKP’yi yarı yolda bıraktığı” iddiasının, mevcut gelişmelerin tersi olması halinde de geçerli olup olmayacağını sorgulayalım:
Örneğin Beşar Esad, Hillary Clinton ve Ahmet Davutoğlu’nun iddia ettiği gibi hızla yıkılsaydı, ABD AKP’yi yarı yolda bırakmış olur muydu? Örneğin Şam rejimi direnemeseydi ve AKP’nin organize ettiği muhaliflere aylar önce yenilseydi, Batı basınında şu anda okuduğumuz AKP eleştirileri yine de olacak mıydı?
Örneğin Çin ve Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye dışarıdan müdahaleye olanak tanıyan tasarıları veto etmese, hatta sadece çekimser kalsa? Örneğin Çin ve Rusya, Atlantik’in Ortadoğu’yu biçimlendirme girişimine barikat kurmasa, hatta sadece seyirci kalsa? Örneğin İran “Suriye’ye saldırı, bize yapılmış bir saldırıdır” demese?
Kısacası AKP Hükümeti önüne konulan görevi, yani Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkma görevini yerine getirebilseydi, yine de “ABD, AKP’yi yarı yolda bıraktı” diyecek miydiniz?
Kuşkusuz diyemeyecektiniz!
O nedenle belirtelim: Tamam AKP yarı yolda kalmıştır ama ABD bıraktığı için değil, ikisi de Şam Kalesi’ni düşüremediği için!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Eylül 2012
EL KAİDE’CİLER SURİYE’YE NASIL GEÇTİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/08/2012
Suriye’ye, Beşar Esad’ı devirmeye gönderilen HSBC bombacılarının izini sürmeye devam ediyoruz.
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde dört ayrı bombalı intihar saldırısında 63 kişiyi öldüren bombacıların avukatı Osman Karahan’ın Halep’teki çatışmalarda öldüğü ortaya çıktı önce…
Ardından da Metin Ekinci’nin… Ekinci, HSBC bombacılarından Azad Ekinci’nin kardeşiydi. Aynı zamanda bombalı intihar saldırısında kullanılan aracın da sahibiydi.
Son olarak HSBC bombacılarından Baki Yiğit’in de AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışmaya girdiği ve öldüğü ortaya çıktı.
Anlaşılan HSBC bombacıları ya da Türk El Kaide’si olarak bilinen isimler, hücre halinde Suriye’ye Beşar Esad’ı devirmeye gitmişlerdi!
Haliyle insan merak ediyor. 2003 yılında dört ayrı saldırıda 63 kişinin ölümüne ve 750 kişinin yaralanmasına sebep olan bu isimler, 9 yıl sonra nasıl oldu da Suriye’de, Esad’a karşı savaşırken ortaya çıktılar? Beraat mı etmişlerdi? Af mı çıkmıştı? Nasıl olmuştu da tahliye edilmişlerdi?
Arşivleri taradık ve karşımıza ilginç haberler çıktı.
USAME BİN LADİN’LE KAHVALTI YAPAN TÜRK
O haberlere geleceğiz ama Suriye’de öldürülen üçüncü El Kaide’ci Baki Yiğit’e mercek tutalım önce…
Türk El Kaide’sinin “istişare üyesi” olan Baki Yiğit, İstanbul’daki dört saldırının sonrasında yakalanmıştı.
Polis ifadesinde önemli bilgiler veren Yiğit, 11 Eylül 2001’den sonra 33 kişilik bir grup halinde Afganistan’daki El Kaide kamplarına gittiklerini söylemişti. Dahası Baki Yiğit, Habip Akdaş ve Adnan Ersöz’le birlikte Usame Bin Ladin’i ziyaret etmiş, Ladin’in Kandahar’daki evinde kahvaltı yapıp sohbet etmişlerdi. Hatta Baki Yiğit, mahkeme dosyasına giren ifadesinde, Türkiye’ye dönüşlerinde Bin Ladin’den 150 bin dolar aldıklarını da söylemişti.
Yiğit, 71 sanıklı Türk El Kaidesi davasında, İstanbul saldırıları nedeniyle suçlanmış ve 2008 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olmuştu.
YARGITAY’DA TAHLİYE!
Ancak Yargıtay 9. Dairesi’nin 1 yıl sonra başlayan temyiz duruşmasında kararların değişeceği sinyalleri oluştu. Nitekim bazı sanıklar hakkında verilen cezalar onandı, ancak bazılarının cezaları da bozuldu!
İşte Baki Yiğit de, cezası bozulan ve tekrar yargılanan isimlerdendi.
Baki Yiğit, bir yıl sonra, 12 Eylül 2010’da tahliye edildi! Çünkü duruşma Savcısı Savaş Kırbaş, tutukluluğun bir tedbir olduğunu belirterek sanık Baki Yiğit’in tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak tahliye edilmesini istemişti! Baki Yiğit’le birlikte tahliye edilen isimlerden biri de Hamed Obeysi’ydi.
Tüm tahliyelerin ardından, Türk El Kaide davasının tek tutuklu sanığı kalmıştı: Louai Sakka.
Bu arada El Kaide davasının avukatı Osman Karahan’ın dava sürecinde “tarihi eser kaçakçılığı” nedeniyle tutuklandığını ama onun da 2007 yılında, çıktığı ilk duruşmada tahliye edildiği belirtelim!
ZEKERİYA ÖZ BERAAT İSTEDİ
İlginçtir, Türk El Kaidesi davasının Savaş Kırbaş’dan önceki savcısı, sonradan Ergenekon savcısı olarak ünlenecek olan Zekeriya Öz’dü.
Öz, 26 Haziran 2005’teki 57 sayfalık mütalaasında, yargılanan 71 kişiden 33’ünün beraatını istemişti! Çünkü 2 kişi “topluma kazanma yasasından” faydalanmıştı, 31 kişi de savcıya göre El Kaideci değil, Ensar El İslam örgütü ile bağlantılıydı! (Sabah, 27 Haziran 2005)
SURİYE’YE KAÇ EL KAİDECİ GEÇTİ?
2010 yılında salıverilen Baki Yiğit, çok değil 1,5 yıl sonra davanın avukatı olan Osman Karahan ve Metin Ekici ile birlikte Suriye’ye geçti ve Halep’te öldürüldü.
Ancak merak ediyoruz… Acaba AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında Beşar Esad’a karşı savaşanlar sadece bu isimler mi?
Acaba HSBC bombacılarından salıverilen, Suriye’ye gönderilen başka kimler var?
Araştırmaya devam edeceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ağustos 2012
AKP – EL KAİDE BAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/08/2012
Dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un neden Suriye Ulusal Konseyi SUK yöneticileriyle değil de “bağımsız aktivistlerle” görüştüğüne yanıt aramıştık.
Anımsayacağınız gibi SUK sözcüsü Muhammed Sarmini, Clinton’un tutumunu “ABD, SUK’u bir kenara atıyor” sözleriyle değerlendirmişti.
Washington ile Ankara arasında, hangi muhalif grubun başta olması gerektiği konusunda bir çelişki mi var? Yoksa Washington ile Ankara, Suriye’deki Libya stratejisinin tutmaması üzerine başka yöntemlere mi geçiyorlar?
Bizi bu sorunun yanıtına götürecek olguyu inceleyelim…
EL KAİDE, ESAD’A KARŞI SAVAŞIYOR
Şam rejiminin Halep’teki taarruzu sonrası, çatışmalarda bazı Türk vatandaşlarının da öldüğü ortaya çıktı. Örneğin Osman Karahan.
Bu şahsın kimliği AKP Hükümeti’nin nasıl bir organizasyon içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Zira Osman Karahan, El Kaide’nin avukatıydı!
Öte yandan bir başka Türk’ün, Metin Ekinci’nin de Suriye’de öldüğü ortaya çıktı dün. Peki, Suriyeli yetkililer tarafından nüfus cüzdanı da gösterilen Metin Ekinci kimdi?
Suriye’de ölen Metin Ekinci ile Azad Ekinci’nin kardeşi olan Metin Ekinci aynı kişi mi?
HSBC BOMBACILARI SURİYE’DE
Gelin karışıklığa neden olmaması için baştan anlatalım:
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da El Kaide tarafından HSBC binasına, İngiliz Konsolosluğu’na, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına bombalı intihar saldırıları düzenlendi. Dört saldırıda toplan 63 kişi öldü, 750 kişi de yaralandı.
Olay sonrasında çok sayıda kişi yakalandı ancak planlayıcılar başka kişilerdi. Türk El Kaide örgütünün yöneticileri olan bu kişiler Bingöl nüfusuna kayıtlı Azad Ekinci, Gürcan Baç, Burhan Kuş, Abdurrahman Karakuş ve Habip Akdaş’dı…
Bu beş kişi Hatay’ın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye, oradan da Irak’a geçerek Zerkavi komutasındaki El Kaide saflarında çeşitli eylemlere katıldılar.
Azad Ekinci’nin daha önce Afganistan’daki kamplarda da bulunduğu anlaşıldı sonradan.
Soruşturma sırasına ortaya çıkan bilgilerden biri de bombalı intihar saldırılarında kullanılan araçlardan birinin, Azad Ekinci’nin kardeşi Metin Ekinci’nin üzerine kayıtlı olmasıydı.
İstanbul’daki El Kaide saldırılarından bir yıl sonra, Azad Ekinci’nin Irak’ın El-Anbar bölgesinde bir intihar saldırı düzenleyerek öldüğü iddia edildi. Ancak bu bilgi Türk istihbarat kayıtlarına hiçbir zaman kesinleşmiş bir bilgi olarak girmedi.
Azad Ekinci ve diğerleri kaçmıştı ama İstanbul saldırıları nedeniyle yakalanan başka El-Kaide üyeleri de vardı… İşte o El-Kaide’cilerin avukatlığını, Osman Karahan yapıyordu.
Yani geçen günlerde Halep’te öldürüldüğü ortaya çıkan Osman Karahan!
ABD TERÖRE YÖNELDİ!
Şimdi asıl sorulması gereken şu. Türk El-Kaidesi olarak bilinen bu kişilerin, AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışıyor olması ne anlama geliyor?
Suriye Ulusal Konseyi’ni kuran, Özgür Suriye Ordusu’nu Beşar Esad’ı devirmesi için destekleyen AKP Hükümeti’nin, bu yapının içinde savaşa giren Türk vatandaşlarından bilgisi olmaması kuşkusuz mümkün değildir.
Bu durumda ortaya ilginç bir ilişki çıkmaktadır: AKP ile El Kaide bağı!
Anlaşılan Washington, SUK gibi yapılarla ilerleyemeyince, El Kaide tipi ve türevi örgütlerle teröre yönelmektedir. Zira 18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ni hedef alan bombalı saldırı, El Kaide tarzı, ABD imzalı bir terörist faaliyettir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2012
CLINTON NEDEN GELİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/08/2012
İki gün sonra Türkiye’ye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın açıklaması bir durum değişikliğine mi işaret ediyor? Clinton isim vermeden uyarıyor: “Suriye’deki durumu fırsat bilen bazı ülkelerin bu ülkeye gizli savaşçılar veya teröristleri sevk etmesine müsamaha etmeyeceğiz!”
Clinton bu sözleri kime söylüyor? İran’a mı? Her konuda İran’ı açıkça tehdit eden bir ülke, neden şimdi isim zikretmekten kaçınsın ki?
Peki, başka hangi ülkeler Suriye’ye “gizli savaşçı ve terörist” sevk ediyor? Türkiye ve Suudi Arabistan!
ABD TÜRKİYE’YE NEDEN İTİRAZ EDİYOR?
Clinton’un kimi hedef aldığını anlamak için son iki haftada yapılan şu ABD resmi açıklamalarını anımsamalıyız:
1. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Victoria Nuland, Suriye’ye dışarıdan müdahale edilmesini istemediklerini açıkladı.
2. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Patrick Ventrel, Türk tanklarının sınırdaki hareketliliğine değinerek, “Türkiye’nin kendi ulusal güvenlik çıkarlarını anlıyoruz. Ama şu anda durumu daha fazla askerileştirmenin ilerlenecek yol olduğunu düşünmüyoruz” dedi.
3. Henri Barkey, Türkiye’yi Suriye’deki Kürdistan’a alışmaya çağırdı!
Clinton’un yukarıdaki 3 açıklamayla uyumlu sözleri, açık ki bir durum değişikliğine işaret ediyor. 16 aydır Türkiye’den Suriye’de askeri liderlik üstlenmesini isteyen ABD için ne değişti peki?
SURİYE’DE NE DEĞİŞTİ?
Bizi yanıta götürecek olguları sıralayalım:
1. 22 Haziran’da bir Türk keşif uçağı Suriye tarafından düşürüldü. Güzergâhı ve sınır ihlali gibi olgular, uçağın NATO yemi yapıldığına işaretti.
2. Dünya kamuoyuna bölünmüş bir Suriye haritası servis edildi. Güya bu harita Esad’ın B planıydı ve rejim, durum kontrolden çıktığında Suriye’nin kuzey batısında, Lazkiye merkezli bir Alevi devleti kurarak çekilecekti. Aslında haritanın sahibi CIA’ydı!
3. Barzani 11 Temmuz’da Suriye’deki Kürt partilerini bir araya getirdi. PKK’nin Suriye kolu PYD ile diğer Kürt partileri, Erbil mutabakatı imzaladı.
4. 18 Temmuz’da Suriye üst düzey yöneticilerini hedef alan bir bombalı saldırı gerçekleşti. ABD imzalı bu saldırı, Esad’ı Suriye’nin kuzeyindeki mevzileri boşaltarak, Şam merkezli bir savunmaya zorladı.
Aynı gün Putin-Erdoğan zirvesinde Türkiye, Cenevre sürecini kabul etti!
5. PYD-PKK 22 Temmuz’dan itibaren Esad’ın çekildiği mevzileri doldurmaya başladı. PYD birkaç gün içinde 6 yerleşim bölgesinde “otorite” oldu!
Bu gelişmeyle birlikte Türkiye’de “askeri hareketlilik” başladı. Suriye’nin kuzeyine müdahale seslendirildi. Ancak ABD bu kez itiraz ediyordu. Neden?
ABD-TÜRKİYE EŞGÜDÜMÜ BOZULDU MU?
ABD’nin hedefi, Suriye’nin kuzeyini Şam’dan koparmaktı. Bu hedef, Türkiye’nin dış müdahalesine gerek kalmadan, kısmen gerçekleşmeye başladı.
Türkiye’nin müdahalesi ise artık tersine, bu gelişmeyi baltalayabilirdi. Türkiye’nin meseleye Kürt merkezli bakarak bir çözüme yönelmesi ise ABD’nin hedefini olumsuz etkileyebilirdi.
ABD, bir Türkiye müdahalesi yerine, Suriye’nin kuzeyindeki güç boşluğunu tıpkı 1991’de Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi “merkeze bağlı olmayan alana” dönüştürmek istiyor. “Tampon bölge” ya da “güvenli bölge” denilerek, belli kara parçasının Şam’dan koparılması hedefleniyor.
Clinton işte bu hedefi masaya yatırmaya geliyor.
Bu konuyu aydınlatabilmek için incelemeye devam edeceğiz; çünkü İran-Türkiye temasları da gösteriyor ki, Erdoğan-Putin görüşmesi bildiklerimizin ötesinde konular içeriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ağustos 2012
AKP VE PKK’NİN TAMPON ORTAKLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/07/2012
Gelin önce şu soruların yanıtlarında netleşelim: ABD’nin Suriye’deki hedefi ne? Erdoğan, Şam rejimine neden düşman? AKP’nin “Esad bize verdiği sözü tutmadı” türünden savunmaları, bir ülkeye düşmanlığı açıklar mı?
Kuşkusuz ABD’nin Suriye hedefler listesine İsrail’in güvenliğini, enerji koridoruna hâkimiyet mücadelesini, İran’ı, Rusya’yı, Çin’i zayıflatmak gibi maddeleri koyabilirsiniz. Ancak Washington’un bu listedeki hedefleri de geçerli kılacak bir temel hedefi var. O da Suriye’yi bölmek!
ABD’NİN HEDEFİ KÜRDİSTAN
ABD’nin bölgedeki temel hedefi Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. ABD’nin 1991’den beri bölgede yürüttüğü politikalar ve savaşlar bu temel hedef içindi…
Büyük Kürdistan, ABD için üç temel işleve sahip olmalı: 1. İkinci bir İsrail olarak, ABD’nin bölgedeki vurucu gücü olmak. 2. ABD için Asya’ya sıçrama tahtası olmak. 3. ABD’nin bölge planlarına karşı dur diyebilecek büyüklükteki ülkelerin (Türkiye ve İran) hem küçülmesini hem de yan yana gelmemesini sağlamak.
ABD’nin Suriye’ye abanmasının gerekçesi işte bu büyük plandır. Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması Washington’un ihtiyaçları için kritik öneme sahiptir.
Ekonomik çöküşün tetiklediği iç çelişmeler başta olmak üzere bazı nedenler, Pentagon’u doğrudan Suriye’ye saldırmaktan alıkoyuyor. İşte Erdoğan’a “açık Şam düşmanlığı” monte edilmesi bu nedenledir. Yani ABD’nin yapamadığını Türkiye yapacak, Pentagon yerine TSK Suriye’ye girecekti. Ancak TSK bu plana 17 aydır direniyor.
‘TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMAK’ HEDEF DEĞİL
ABD’nin hedefi, Büyük Kürdistan için Suriye’yi bölmekse, Suriye’yi bölecek araç da TSK ise o zaman son gelişmeleri “TSK’ye tuzak” diye değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü TSK’yi Suriye’ye sokmak hedef değil, ABD’nin hedefini gerçekleştirmek için seçtiği araçtır, yoldur.
Hedefin gerçekleşmesi için düşünülen aracı harekete geçirmenin yolu, önce hedefi gerçekleştirmek olamaz. Zira hedef gerçekleşmişse, araca gerek kalmaz.
Bu saptamayı yaparken, elbette ABD’nin Suriye hedefinin gerçekleştiğini, Suriye’nin bölünme hedefinin tamamlandığını iddia etmiyoruz. Nitekim Şam kontrolü yeniden ele almaya başladı…
Bu saptamayı, sadece “at mı yoksa araba mı önde olmalı” diye özetleyebileceğimiz soruna işaret etmek için yapıyoruz. Zira kurulan denklemin yanlışlığı, teşhisi de güçleştirir… Üstelik yanlış denklem, aynı cephedeki kuvvetlerin sanki birbirine karşıtmış gibi görünmesine; karşıt kuvvetlerin de aynı cephedeymiş gibi görünmesine yol açar.
Örneğin… Hem PKK’nin Esad’ın bir kartı olarak Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerlerde Şam’ın izniyle “otorite” olduğunu savunmak, hem de bu gelişmenin TSK’ye tuzak olduğunu iddia etmek, birbiriyle çelişir. Çünkü Esad ile PKK’nin aynı cephede olmadığı gerçeğinden daha önemlisi, Esad’ın, Türk Ordusu’nun ülkesine saldırması için tuzak kuracak kadar deli olmadığıdır!
Örneğin… Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ne kadar PKK karşıtı sözler söylerse söylesin; PKK ve BDP yetkilileri ne kadar “AKP bize düşman” derse desin; hiçbir “sert” cümle, hepsinin aynı cephede yani Atlantik cephesinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Taktikler, güncel politikalar ana stratejiyi değiştirmez!
DEMİRTAŞ’IN GÖSTERDİĞİ YOL
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Radikal’den Ezgi Başaran’a söylediği şu cümle, aslında ne demek istediğimize aracı oluyor: “Biz son bir yıldır sayısız kez Suriye’deki Kürtler üzerinde Barzani’nin değil, PKK’nin etkisi olduğunu anlatmaya çalıştık. ‘Eğer otonom özellik kazanmaya başlayan Batı Kürdistan’ı güvenli bir tampon bölge olarak görmek istiyorsanız, PKK’yle masaya oturun’ dedik. Oradaki Kürtleri kazanmanın birinci yolu bu.” (Radikal, 25 Temmuz 2012)
Demirtaş haklı! Zira PKK’nin de AKP’nin de hedefi, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın denetiminde olmayan bir bölge kurulması değil mi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2012
SINIR KAPILARI NEDEN KAPATILDI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/07/2012
Türkiye dün sabah itibariyle Suriye sınır kapılarını kapattı. Hem Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı, hem de Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kararın gerekçesini “can güvenliğinin olmaması” diye açıkladı.
Hayret! Daha birkaç günce önce Esad karşıtları sınır kapılarını ele geçiriyor diye sevinmemişler miydi? AKP yandaşı görüntülü medya bu haberleri verirken, AKP “stratejistleri” görüntüler eşliğinde “Esad düşüyor” sevinci sergilememişler miydi? “Halkına zulmeden Esad, sınırlarda kontrolü kaybetti” diye eğlenmemişler miydi?
O zaman bu “can güvenliği endişesi” nereden çıktı? Tamam, Türk TIR’ları yakılmıştı ama nasılsa ellerindeki basınla bunu kamuoyundan gizlemişlerdi. Tamam, başkaları haber yaptığında da, nasılsa “yakanlar bizimkiler değil, çapulcular” diyebilmişlerdi.
Ancak gerçek, asla yalanla yok edilemez!
HATAY OPERASYON ÜSSÜ OLDU
Gerçekten de “Türkiye-Suriye” sınırı artık güvenli değildir. 1939’de yurt topraklarına dâhil edilen Hatay, 2012 yılında Amerika’ya operasyon üssü haline getirildi! Bu köşede daha önce dikkat çektik, yineleyelim: Türkiye’nin Suriye’de tampon bölge oluşturması konuşuluyordu, artık tampon bölge Türkiye’de, Hatay’da kuruldu!
Öyle ki, Ahmet Davutoğlu’nun koordine ettiği Suriye muhalefeti de, artık Hatay’da, kendilerine tahsis edilen kamplarda ayaklanıyor!
Sınır teftiş eden Amerikalı senatörleri, Suriyeli teröristlerle toplantılar yapan özel harekâtçı ABD generalleri daha önce bu köşede konu ettik. ABD gazeteleri ise son bir haftadır, Hatay’da kaç CIA ajanının bulunduğuna dair haber yarışına başladı.
Kısacası Hatay, artık ABD’nin Suriye konusundaki “operasyon merkezi” olmuştur. İncirlik de “planlama ve koordinasyon merkezi” zaten!
KAPILAR TÜRKİYE’YE KAPANDI
Dolayısıyla Suriye sınır kapılarını Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı ya da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kapatmadı elbette. Kararın sahibi ABD’dir, ABD’nin Adana Konsolosluğu’dur!
Bölgeye birkaç haftadır istihbaratçı yığan ve 18 Temmuz’da Suriye’nin Ulusal Güvenlik Konseyi’ni bir bombalı saldırıyla hedef alan ABD, şimdi neden sınır kapılarını kapattı?
Sorumuzu daha da somutlaştıralım. Kapılar kime kapandı? Yani Suriye’den mülteci gelirse Türkiye’ye alınmayacak mı? Elbette alınacak! O zaman kapılar kime kapandı?
ABD, sınır kapılarını açık ki Türkiye’ye, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kapattı! Ama Suriye’ye müdahale etmesin diye değil elbette, sınırdaki geçişi denetleyemesin diye… Zira ABD TSK’nin Suriye’ye girmesi için zaten yoğun çaba sarf ediyor.
Neden sınır denetimi istemiyor peki? Çünkü ABD’nin Suriyeli teröristler üzerinden önce sınır kapılarını ele geçirmesi, şimdi de kapıları kapatması, “silah sevkiyatını” kolaylaştırmak içindir!
Son iki haftadır ajanslara düşen ama gazetelere pek yansımayan “Jandarma sınırda 16 av tüfeği yakaladı”, “çuvalda 300 fişek ele geçirildi” türünden haberler, aslında sınırda bu anlamda ciddi bir mücadelenin yaşandığına işaret ediyor.
ABD’NİN NAFİLE HAMLESİ
Peki, Suriye cephesindeki Asya-Atlantik savaşında durum ne?
ABD, 16 aydır ilerleyemediği ve özellikle son altı ayda inisiyatifi tamamen Rusya’ya kaptırdığı Suriye konusunda, tüm ağırlığıyla yeni bir hamle deniyor. Bölgedeki tüm araçlarını seferber ederek Suriye’ye yüklenen ABD, 18 Temmuz’dan bu yana bir ölçüde inisiyatifi ele geçirmiş görünüyor.
Ancak bu durum nihai değildir, geçicidir!
Zira Suriye cephesi, ABD atağına rağmen hâlâ güçlüdür ve kazanacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2012
TUZAK ŞAM’DA DEĞİL, ANKARA’DA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/07/2012
Suriye’nin kuzeyindeki son gelişmeler, şu üç gerçekle birlikte incelenmelidir:
1. ABD’nin BOP içindeki nihai hedefi, bölge devletlerini zayıflatacak bir kukla devlet inşa etmektir. ABD bölgeye girdiği 1991 yılından itibaren bu hedefe yöneldi. Stratejinin yeni aşaması, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı büyütmek; Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Türkiye’ye doğru genişletmektir. Diyarbakır başkentli Büyük Kürdistan için izlenecek yol budur.
2. Bu stratejik hedef, bölgedeki tüm ABD kuvvetlerini, farklı pozisyonda bile olsalar, son tahlilde aynı cephede birleştirmektedir.
3. 2003 yılında kurulan PYD, tıpkı İran’daki PJAK gibidir, yani Suriye’deki PKK’dir. Hem PKK’nin hem de PYD’nin internet sitelerinden bu gerçeğe ulaşılabilir. PYD elbette Suriye’deki Kürtlerin çoğunluğunu temsil etmez ama mevcut Kürt örgütlerinin de en büyüğüdür. PYD ile diğer 16 Kürt partisinin 12 Temmuz’da Barzani’nin girişimiyle Erbil mutabakatına varması da bir olgudur. PYD içinde anlaşmaya itiraz edenlerin var olması, anlaşma olgusunu ortadan kaldırmaz. Bu anlaşmanın içeriği, anlaşan örgütlerin internet sitelerinde mevcuttur.
PYD’NİN YÖNETİME EL KOYMASI
18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ne yapılan ABD imzalı bombalı terörist saldırı, Atlantik’in “yeni bir yüklenme” girişimidir. Şam ise bu terörist saldırıya büyük bir temizlik harekâtıyla yanıt veriyor.
İşte Suriye’nin kuzeyindeki kimi Kürt kentlerinde “yönetim el değiştirdi” denilen olay bu esnada gerçekleşmiştir. PYD süren temizlik harekâtı nedeniyle kuzeyde oluşan güç boşluğundan yararlanarak, bazı Kürt kentlerindeki kamu binalarını ve dolayısıyla yönetimi ele geçirmiştir. Bu bir olgudur ancak nihai sonuç değildir, Şam yeniden egemen olacaktır.
ESAD’IN MI, ABD’NİN Mİ HAMLESİ?
Olgu, iki temel bakış açısıyla yorumlanıyor.
Bir yoruma göre bu olgu, “Esad’ın PYD hamlesidir.” AKP yandaşlarınca savunulan bu fikrin, ulusalcı kesimlerde de destekçisi var. Olguyu Esad hamlesi saymak, haliyle Esad ile PKK arasında ittifak olduğu sonucunu doğurur. AKP Hükümeti de en başında beri böyle bir ittifakın olduğunu iddia ederek, Türkiye kamuoyunu Esad’a karşı kışkırtıyordu.
Bizim de savunduğumuz ikinci görüş ise şudur: Olgu, iddia edildiği gibi Esad’ın bir taktik manevrası değildir, tersine Atlantik’in Suriye’ye baskısının eseridir. PYD’ye bu alanı Esad değil, Suriye’ye abanan AKP dâhil Atlantik kuvvetleri açmıştır.
Vatanını savunanlar, elbette hakları görerek, dayanacağı her kuvveti cepheye sürmek isterler. Şam elbette, kendisine savaş açanlara, imkânı varsa PKK gibi araçlarla yanıt vermek ister. Ancak PKK 1999’dan beri bir Suriye kartı değil, tersine ABD kartıdır. 13 yıl önceki ilişkilere dayanmak isteyenlerin PKK’de bulunması, bu temel gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, ABD bölgede ağır bir yenilgi alana kadar sürer. Çünkü her araç, doğası gereği kuvvete meyleder.
TUZAĞA DÜŞMEMENİN YOLU
Suriye’nin kuzeyindeki bu yeni durumu Atlantik planlarına tedavül etmek isteyenler iki yol öneriyor. Bir kesim, “Türk Ordusu Suriye’ye” diyor, bir diğer kesim ise “Türkiye biran önce kendi Kürt meselesini (tabi ABD’ye göre) çözmeli” diyor. Haliyle ikisi de Atlantik patentli olduğu için aynı kapıya çıkıyor.
TSK’yi Suriye’deki Kürtlere sürmek isteyenler, ilginç ki Irak’taki Kürtlerin hamisidir! Bu gerçek çok öğreticidir. AKP yandaşlarının bu durumdan “PKK kötü ama Özgür Suriye Ordusu ÖSO iyi” sonucu çıkarmaya soyunmaları da anlamlıdır.
Bitirirken belirtelim: Olgunun kendisi doğrudan tuzak değildir ama olgunun sonuçlarından tuzak yaratılabilir. PKK, TSK’yi Suriye’ye çekmek niyetiyle şehir ele geçirmeye soyunmuyor elbette. Ama bu olgudan hareketle “TSK’yi PKK’ye karşı Suriye’ye sokmaya” çalışmak tuzaktır! PKK’yle mücadelede TSK’ye Irak’a girmeyi yasaklayanların, Suriye’ye vize vermesi tuzaktır! Ve tuzak o nedenle Suriye’de değil, Hatay’da, Ankara’da ve Washington’da kurulmuştur!
TSK’nin tuzağa düşmemesinin yolu ise basittir: Suriye’nin “siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü” hedef alan her uygulamadan kaçınmak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2012