Posts Tagged Suriye
Dün Colani’yi ekenler, bugün biçiyor
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/05/2025
Suriye’de bugün çeşitli aktörlerin güç mücadelesine dönüşen iki temel mesele var:
1) Suriye’nin İsrail’le anlaşması konusu.
2) Suriye’nin kuzeydoğusundaki PYD bölgesinin geleceği konusu.
ABD’nin Suriye’ye yaptırımları kaldırıp kaldırmayacağından Ankara’nın PKK ile yürüttüğü “silah bırakma” sürecine kadar pek çok mesele, bu iki konunun geleceğini belirleyecek nitelikte.
Azerbaycan’daki İsrail-Suriye görüşmesi
ABD için iki konu da kritik önemde ve ikisi de birbirini etkileyecek nitelikte. Washington yönetimi o nedenle, HTŞ lideri ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet el Şara’yı yaptırım kartı ile sıkıştırıyor bir süredir.
Sunduğu şartlara bakılırsa, Beyaz Saray’ın yeni önceliği, Suriye’nin İsrail’le normalleşmesi. ABD Başkanı Donald Trump bu amaçla Suudi Arabistan ziyareti sırasında Şara ile görüştü ve Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı dörtlü zirvede masaya şartlarını koydu. ABD’nin beş şartından biri yaptırımların kaldırılması karşılığında Suriye’nin Abraham Anlaşmasını imzalayarak İsrail’i tanıması. Hatta Trump görüşmenin ardından “Kendisine (Şara’ya) anlaşmaya katılmasını önerdim, o da kabul etti” dedi.
Nitekim Trump’ın “Suriye’ye yaptırımları kaldırdık” açıklamasını, Azerbaycan’da yapıldığı belirtilen “İsrail-Suriye görüşmesi” haberi izledi. Şara da “arabulucular aracılığıyla” İsrail ile görüştüklerini kabul etti zaten. İsrail medyasına göre ise İsrail Ordusu Harekat Dairesi Başkanı Tümg. Oded Basyuk’un Suriye yönetiminden temsilcilerle Azerbaycan’da yaptığı görüşmede, Türk yetkililerde de yer aldı!
ABD ve Türkiye’nin Colani’yle ilişkisi
Şara‘nın, yani HTŞ terör örgütü lideri Colani’nin, dünyayı şaşırtacak şekilde kendisini 8 Aralık 2024’te Şam’da cumhurbaşkanı olarak bulmasının, bugün yürüyen politikaların ön hazırlığı olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.
Belli ki hem Ankara hem de Washington, terör örgütü lideri olarak başına ödül koydukları zamanlarda bile Colani’ye bugünler için yatırım yapmışlar. Kimin daha çok yatırım yaptığı ve kimin Colani üzerinde daha çok etkisi, gücü, kozu olduğu kritik mesele elbette.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Colani’yle 8 Aralık’tan önce de temaslarının olduğunu belirtmiş, hatta bir Fransız kanalına yaptığı açıklamada “HTŞ yıllardır bizimle işbirliği içinde oldu” demişti. Benzer şekilde ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de ”görevi devraldığından beri Colani’yle dolaylı ilişki yürüttüklerini, onu Esad yönetiminden koruduklarını” açıkladı.
ABD-İsrail-Türkiye üçgenindeki gelişmeler
Bu ilişki ağı hem terör örgütü HTŞ’nin 8 Aralık’ta Esad’ı devirerek nasıl cumhurbaşkanı olduğunu, hem de Esad’ın yıllardır direndiği Atlantik taleplerinin nasıl sıra sıra yerine getirildiğini açıklıyor.
O süreçte de söyledik: Türkiye, HTŞ’nin Esad’ı devirmesinde İsrail’le dolaylı ortaklık yapmış oldu. Zira İsrail ordusu, HTŞ’nin Şam’a ilerlemesini kolaylaştırmak için yolu üstündeki Suriye ordusu mevzilerini hava saldırılarıyla temizledi sürekli. Nitekim bunu sonradan İsrail Başbakanı Netanyahu da açıkladı.
Böylece ABD, İsrail, Türkiye üçgeninde, başta belirttiğimiz iki temel konu düzleminde önemli gelişmeler başlamış oldu:
1) Suriye İsrail’le Azerbaycan’da görüşmelere başladı. Görüşmelerde Türkiye de yer alıyor. ABD İsrail’le Abraham Anlaşması imzalaması karşılığında Suriye’ye yaptırımları kaldırıyor.
2) Şam yönetimi PYD/YPG/SDG ile anlaştı. Ankara’yla yeniden Açılım başlatan PKK, bu isimle mücadeleyi bırakıp, silahlarıyla Irak’tan Suriye’ye geçiyor. Bugüne kadar PYD’yi PKK’nin Suriye kolu sayan Ankara, bu tutumundan geri adım atıyor; örneğin Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler PYD/YPG yerine, artık SDG ismini telaffuz ediyor.
Sorun şu ki aslında olanlar, ABD ve İsrail’e daha çok yarıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Mayıs 2025
Şara İsrail’le anlaşma yolunda
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 28/04/2025
ABD, yaptırımların kaldırılması için Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmet el Şara’dan 8 şartı yerine getirmesini istemişti. HTŞ lideri Şara (Colani) 8 şartın 5’ini kabul ettiklerini, diğer üçünü de görüşmeye hazır olduklarını Washington’a yazılı olarak iletti (cumhuriyet.com.tr, 26.4.2025)
Şara’nın kabul ettiği şartlardan ikisi kritik önemde:
1) “Suriye’deki Filistinli grupların faaliyetlerini izlemek için bir komite kurulacak.” (Bu, adım adım Filistinli gruplara Suriye’nin yasaklanması demek.)
2) “Suriye’nin, İsrail de dahil olmak üzere hiçbir taraf için tehdit kaynağı haline gelmesine izin verilmeyecek.”
Geçen hafta ABD Kongre Üyesi Cory Mills Şam’ı ziyaret edip Şara’yla görüşmüş, dönüşünde de izlenimini aktarmıştı: “Mills, Şara’nın ABD’nin endişelerini gidermeye açık olduğunu, İsrail ile ilişkilerin normalleştirildiği Abraham Anlaşmalarına katılmakla ilgilendiğini aktardı.” (Harici, 24.4.2025).
Bu arada İngiltere Suriye’ye uygulanan yaptırımları parça parça kaldırmaya başladığını duyurdu.
Mazlum Abdi’den Ankara’ya mesaj
Suriye’de Türkiye’yi ilgilendiren bir gelişme daha vardı. PKK’nin Suriye kolu PYD ile Barzani’lerin Suriye’deki kolu ENKS, “Rojova Birlik ve Ortak Tutum Konferansı” düzenledi.
Konferans konrasında açıklanan sonuç bildirgesinde, “ortak Kürt heyeti” oluşturulacağı ilan edildi. Yine sonuç bildirgesinde “Suriye’deki Kürt sorununa demokratik ve ademi merkeziyetçi adil çözüm” ile “Kürtlerin anayasal haklarının güvence altına alınması” hedefleri yer aldı.
Suriye’deki Kürt konferansını, Türkiye’den DEM ve DBP ile Irak’tan KDP ve KYB izledi.
Bu arada DEM heyeti, PYD’nin askeri birimi olan YPG’nin komutanı (aynı zamanda SDG lideri) Mazlum Abdi’yle de görüştü. Abdi, DEM üzerinden Ankara’ya “Öcalan’ın çağrısının başarısı için elimizden geleni yapacağız” mesajı verdi.
Ankara SDG’yi kabullenme yolunda
Böylece Suriye’de önce HTŞ ile SDG (Omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu örgüt) arasında, ardından da PYD ile ENKS arasında anlaşmalar sağlandı. Sırada HTŞ’nin İsrail’le anlaşması var.
Bu üç anlaşmayı da esas olarak kotaran ABD’dir. Nitekim HTŞ lideri ve Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara (Colani) ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında yapılan 12 maddelik anlaşma için iki taraf da ABD’nin sponsorluğuna işaret etmişti.
Bu sürecin Türkiye’ye yansıması da oldu. Örneğin PYD yöneticilerinden Salih Müslim ile röportaj yaptığı için gazeteci Nevşin Mengü “alenen terör propagandası yapma” suçlamasıyla daha iki ay önce ”1 yıl 3 ay hapis cezası“ almıştı. Oysa Ankara şimdi SDG’yi kabullenme yolunda. Örneğin Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, “PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG” yerine “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) demeye başladı bile.
ABD-İsrail-Kürt ittifakı kazandı
Kısacası Ankara’nın 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesini bir zafer diye propaganda etmesinin üzerinden daha 5 ay geçmeden, hem İsrail, hem de PYD/YPG kendi zaferlerini ilan etmeye başladılar.
Şam’ın İsrail’le anlaşması ve bu ülkeyi tanıması üç ciddi sonuç doğuracaktır:
1) İsrail, 1967’den beri işgal ettiği Suriye topraklarına meşruiyet sağlayacaktır.
2) Filistin’i destekleyen “direniş ekseni” içindeki kilit role sahip Suriye eksenden düşmüş olacaktır.
3) İsrail’le anlaşan Arap ülkeleri sayısı arttıkça, Filistin devletinin tanınması şartı ve baskısı zayıflayacaktır.
Sonuç mu? Ankara’nın “Halep 82, Kudüs 83” propagandası ile Suriye’de yürüttüğü mücadeleden kazançlı çıkan ABD-İsrail-Kürt ittifakı oldu. Üstelik, Esad karşıtlığı ve Astana oyalaması ile sürecin böyle sonuçlanabileceği konusunda yapılan onca uyarı varken…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Nisan 2025
Fidan’ın HTŞ’ye İsrail tavsiyesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/04/2025
Şam’ı ziyaret eden dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a Washington’un taleplerini sıralıyordu: “Şam; direniş eksenine destek vermemeli, Hizbullah’la ilişkisini askıya almalı, Filistinli grupların Suriye’de temsilcilik açmasına izin vermemeli, Golan Tepeleri’nin işgaline karşı uluslararası kamuoyu oluşturmaya çalışmamalı, çözümü ABD-İsrail-Suriye üçlü müzakeresinde aramalı, İsrail ile ilişkilerini iyileştirmeli.”
Esad’ın ABD’ye yanıtı kısa ve net oldu: “Hayır.”
Sachs’ın açıkladığı o belge
ABD’li ekonomi profesörü ve BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Prof. Dr. Jeffrey Sachs, Antalya Diplomasi Forumu’nda, eski NATO Başkomutanı Org. Wesley Clark’tan aldığı belgeyi anımsatınca, ben de Powell’ın Şam ziyaretini anımsadım.
Clark’ın verdiği belgeye göre ABD beş yılda yedi savaş hedeflemişti ve Suriye de o hedeflerden biriydi. 2004 Irak direnişi, 2006 Hizbullah’ın İsrail’i vurması ve 2008’de Putin’in Batı’ya Gürcistan’dan verdiği yanıt, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ni geciktirdi. Washington Suriye operasyonunu 2011’de “Operation Timber Sycamore” adıyla başlattı.
Ayrıntılarını “Suriye’nin Sevr’i: Amerikan Koridoru”nda yazdım. ABD operasyon için bir bölge cephesi kurdu. Cephenin en kilit ülkesi Türkiye’ydi. Türkiye muhalif gruplara ev sahipliği yapacaktı, sınırlarını açıp dünyanın dört bir tarafından Suriye’ye cihatçıların akmasını sağlayacaktı, topraklarında ABD’nin muhalif gruplara “eğit-donat” programı uygulamasını sağlayacaktı vb.
ABD’nin BOP Eş Başkanlığını yürüten Erdoğan hükümeti, böylece “Yeni Osmanlı” hayaliyle ABD-İsrail’in planına eklemlendi.
İsrail’in Suriye’deki hedefi
İsrail, emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakoludur. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile İsrail’in “Büyük İsrail” projesi örtüşüyor.
Suriye’de Esad’ı hedef alan Atlantik operasyonu boyunca, İsrail de kendisine biçilen rolü sergiledi; istihbarat, suikast, sabotaj ve silah depolarının vurulması gibi alt operasyonlarla Esad yönetimini ve Suriye Ordusunu zayıflatıp, muhaliflerin işini kolaylaştırmaya çalıştı.
Bu dönemde Eski İçişleri Bakanı Gedeon Sa’ar ile emekli asker Dr. Gabi Siboni’nin İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü için hazırladığı “Suriye Devletini Bölmek” başlıklı rapor, Tel Aviv’in hedefini ortaya koyuyordu: “Suriye’nin İsrail için tehdit olmaktan çıkması için Esad’ın devrilmesi ve dört parçalı (Nusayriler, Dürziler, Kürtler ve Sünni Araplar) federal Suriye’nin kurulması.”
8 Aralık’ta Esad’ın devrilerek El Kaide kökenli HTŞ’nin Şam’da iktidar olması, İsrail’in o hedefine giden yolda bir virajın daha aşılması demekti.
AKP’nin Suriye politikası İsrail’e yaradı
Kısacası AKP Hükümeti’nin izlediği çizgi, Suriye’de İsrail’in önünü açtı. İktidar bu gerçeği perdelemek için “İsrail-Esad ortaklığı” yalanına bile sarılmış durumda.
İşte Prof. Dr. Jeffrey Sachs’ın Antalya Diplomasi Forumu’ndaki “savaş Esad yüzünden çıkmadı” özetli belgeli ve ABD-İsrail ikilisini mahkum eden konuşması, bu nedenle iktidarı rahatsız etti; günlerdir Sachs’ın açıkladığı gerçeklere karşı “tez üretmeye”, Esad karşıtlıklarını sergilemeye devam ediyorlar.
Gerçek ortada: İsrail, 8 Aralık’tan önce sadece Golan Tepeleri’ndeydi; HTŞ’nin iktidarında ise işgal ettiği toprakları genişletti ve “çıkmayacağım” diyerek adım adım yerleşiyor.
’HTŞ İsrail’le anlaşmak istiyorsa…’
Geniş analize gerek yok. Gerçek basit ve sadedir her zaman.
2011’den önce Beşar Esad Türkiye’nin dostuydu. Adana Mutabakatı ile terör baskılanmıştı. Suriye’de İsrail yoktu. Esad İsrail karşıtı bölgesel cephenin önemli bir aktörüydü.
8 Aralık 2024’ten sonraki Suriye: ABD, PYD ile HTŞ arasında anlaşma sağladı. PKK/PYD, SDG olarak Suriye devletine ortak oluyor. İsrail Suriye topraklarını işgal edip yerleşmiş durumda; kuzeyde Kürtlere, güneyde Dürzilere destek veriyor. Federal Suriye hedefine ulaşmak için, 8 Aralık’tan önce hava operasyonlarıyla önünü açtığı HTŞ’yi bu kez baskı altında tutmaya çalışıyor. ABD yaptırım kartı üzerinden HTŞ ve Suriye devletini İsrail’i tanımaya zorluyor.
AKP mi? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 4 Nisan’da Reuters haber ajansına verdiği röportajda şöyle diyordu: “Suriye İsrail ile belirli anlaşmalar yapmak istiyorsa bu onların işidir.”
Powell “İsrail’i tanı ve anlaş” diye Esad’ı tehdit etmiş, “hayır” yanıtı almıştı. 20 yıl sonra Şam’da Esad yok, HTŞ var ve AKP HTŞ’ye “istiyorsan İsrail’le anlaş” diyor.
Esad’ı neden yıktılar?!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Nisan 2025
Federal Suriye ön anlaşması
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 13/03/2025
HTŞ lideri Ahmet Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi’nin imzaladığı 8 maddelik anlaşma, Suriye’yi federalizme götürecek sürecin ön anlaşmasıdır, ABD’nin mimarlığıyla projelendirilmiştir ve PYD’yi Suriye devletine ortak yapmaktadır. İnceleyelim:
1) Anlaşmanın mimarı ABD
Şara ile Abdi’yi masaya oturtan kuvvet ABD’dir. Abdi, ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) Komutanı Michael Kurilla ile görüştükten sonra ABD helikopteriyle Şam’a götürüldü ve Suriye’nin geçiş dönemi Cumhurbaşkanı Şara’yla imza masasına oturtuldu.
Nitekim önce SDG Sözcüsü Ferhad Şami “ABD bu anlaşmanın ana taraflarından biri” dedi, ardından SDG Komutanı Mazlum Abdi ”ABD’nin aktif arabulucu” olduğunu doğruladı.
2) Federal anayasanın ön kabulü
Bu ön anlaşma ile Suriye’nin siyasal birliğinin yerini önümüzdeki süreçte federasyonun alacağı görülmektedir. Anlaşmanın 2. maddesinde “Kürt toplumu Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınacak ve anayasal hakları garanti altına alınacak” denilerek, yeni anayasaya kimliklerin gireceği kabul edilmiş oluyor.
Böylece anayasada Araplık, Kürtlük, Türklük, Ermenilik, Çerkezlik şeklinde etnisiteler yer bulmuş olacak.
Nitekim Mazlum Abdi de anlaşmayı değerlendirdiği açıklamasında “toprak bütünlüğü, tek başkent, tek bayrak” dedi. Yani Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunduğu ama siyasal birliğinin kalktığı bir federasyona işaret etmiş oldu.
3) Tek ordu değil, birleşik ordu
Anlaşmanın 4. maddesinde “askeri kurumların devlet yönetimi altında bütünleştirileceği” belirtiliyor. Bu SDH/YPG’lilerin tek tek Suriye ordusuna entegre edilmesi anlamına gelmiyor. Nitekim Mazlum Abdi de “toprak bütünlüğü, tek başkent, tek bayrak” dediği açıklamasında “tek ordu” ifadesini kullanmadı, “birleşik ordu” dedi.
Abdi ayrıca “Savunma Bakanlığının parçası olma yöntemi ve uygulamasında söz sahibi olacaklarını” söyledi.
“Tek ordu” yerine “birleşik ordu” denmesi, SDG ordusunun Suriye ordusu içinde dağıtılmadan yer alacağı, dahası SDG’nin son tahlilde Suriye ordusuna ortak olacağı anlamına gelir.
4) PYD devlete ortak oldu
SDG Sözcüsü Ferhad Şami’nin altını çizdiği gibi bu 8 maddelik anlaşma “ön hazırlık” niteliğinde. Nitekim Mazlum Abdi “mevcut özerk yönetim sisteminin olduğu gibi kalmasında ısrarcı olmadıklarını, konunun anayasa tartışmalarında ele alınacağını” belirtiyor.
Sonuçta taraflara göre önemli olan imzalanan ”ön hazırlık” anlaşmasının, ABD’nin mimarlığıyla çizilen projenin ruhunu yansıtıp yantımadığıdır.
Bunun yanıtını da PYD’nin deneyimli yöneticilerinden Salih Müslim’in anlaşmayı yorumladığı açıklamasında görüyoruz: “Bu devletin her şeyine ortak oluyoruz. Yönetimine, anayasasına, yaşamına, ekonomisine ortak oluyoruz.”
Sonuçlar
1. Sonuç: ABD ve İsrail’in “Suriye’yi parçalamak üzere federalleştirmesi” projesi, tıpkı Irak’ta olduğu gibi, yine Türkiye’nin “kullanışlı desteğiyle” hayata geçiriliyor: Ankara, önce Esad’ı devirme hedefiyle federal Suriye’ye gidecek kapıyı açtı, sonra terörle mücadele üzerinden ABD’nin “nüfuz bölgesini” kabule zorlandı, şimdi de Öcalan’la “silah bırakma” müzakeresi üzerinden PKK/PYD’nin Suriye ordusuna ve devletine ortak yapılmasını onaylıyor. PYD yöneticisi Salih Müslim “anlaşma Öcalan’ın mektubuyla uyumlu” derken, Erdoğan da anlaşmayı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak yorumladı.
2. Sonuç: Saddam’a diktatör deyip aşiret lideri Barzani’ye komşu olundu, Esad’a diktatör deyip Öcalan’ın manevi evladı Mazlum Abdi’ye komşu olunuyor.
3. Sonuç: Türk-Kürt-İslam sentezli yeni Cumhur İttifakı, Türkiye tarihinin en antidemokratik rejiminin taşlarını döşüyor.
Demokratik yaşam sorunu, ne yazık ki bölgenin en temel sorunlarının başında gelmektedir. Sadece Türkiye’deki Kürtlerin değil, Türklerin de demokratik yaşam sorunu vardır. Türkiye’nin komşularındaki demokratik yaşam sorunu çok daha büyük sorundur. Ama mesele şu ki ABD’nin mimarlığını yaptığı projelerle, ABD-İsrail’in etnik ve mezhep haritalarıyla, demokrasinin ana bileşeni olan laiklikliğin budanmasıyla, saray rejimiyle demokratik yaşam sağlanmaz, tersine, olan demokrasinin de gerisine düşülür.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Mart 2025
Ortadoğu’daki dört düğüm
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/03/2025
Ortadoğu’daki sorunlar iki temel düzlemdedir: Ortadoğu ülkeleri ile ABD-İsrail arasındaki sorunlar ve Ortadoğu ülkeleri arasındaki sorunlar.
ABD ve İsrail, Ortadoğu ülkelerinin kendi aralarındaki sorunları derinleştirebildiği ve kullanabildiği oranda, Ortadoğu’nun bütününe dair stratejisini ilerletebilmektedir.
Bu iki düzlemi birlikte ele aldığımızda, şu anda Ortadoğu’da dört kritik düğüm vardır: 1) Filistin düğümü, 2) İran düğümü, 3) Kürt düğümü, 4) Suriye düğümü.
Bu düğümler hem ABD ve İsrail tarafından kendi çıkarları temelinde ve hem de bölge ülkeleri tarafından kendi çıkarları temelinde çözülmeye çalışılıyor. Haliyle çıkarların çatışması, düğümleri kendi içinde ikili üçlü gruplar halinde de birbiriyle ilintili hale getiriyor.
1) Filistin/Gazze düğümü
İsrail’in ağır saldırısı sonrasında Gazze’nin geleceğinin ne olacağı, Gazze’yi kimlerin yöneteceği bir düğüm durumundadır.
ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı Gazze Planı, özetle Gazze’nin Filistinlilerden arındırılmasını, ABD’nin Gazze’ye sahip olmasını ve burayı İsrail’i Doğu Akdeniz’de merkez haline getirecek bir ticaret üssüne dönüştürmeyi içeriyor.
Arap Birliği ise Trump’ın bu emperyalist planına karşı bölgeci bir Kahire planı açıkladı. Türkiye planı destekliyor. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya dışişleri bakanları da ortak bir açıklamayla bu plana destek açıkladılar. Plan Gazze’nin imarını ve Fislistinliler tarafından yönetilmesini içeriyor özetle.
Gazze’deki bu düğümün nihai çözümü ise elbette “iki devletli çözüm”le mümkün olacaktır; Filistin’in 1967 sınırlarıyla bağımsız bir devlet olarak kabul edilmediği hiçbir çözüm, yüzyıllık bu düğümü çözemeyecektir. ABD ile AB arasındaki çelişmelerin yarattığı olumlu konjonktür “iki devletli çözümü” zorlayacak Küresel Güney için avantajdır.
2) İran düğümü
ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki baş düşmanı İran’dır. İki ülke de bölgedeki her adımını, sonucunun İran’ı zayıflatıp zayıflatmayacağına göre atmaktadır. İran bu nedenle Gazze düğümüyle de Suriye düğümüyle de hatta Kürt düğümüyle de ilgilidir.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı Irak’taki gibi açık işgale soyunamaması ya da Suriye’deki gibi iç kışkırtmalarla vekalet savaşı yürütememesi, kuşkusuz bu ülkenin gücü nedeniyledir. ABD bu gücü kırabilmek için yaptırım uygulamakta ve İran’ı bölgede yalnızlaştırmaya çalışmaktadır.
Trump, Obama döneminde İran’la yapılan nükleer anlaşmadan 1. döneminde çekildikten sonra, 2. döneminde Tahran’a “müzakere edebiliriz” mesajı verdi. Hatta Trump bu amaçla İran’ın dili lideri Hamaney’e bir mektup da yazdığını belirtti. Oysa İranlılar kendilerine ulaşan bir mektup olmadığını açıkladılar, ABD’li yetkililer de “Trump mektubu yazdı ama henüz göndermedi” dediler.
Mesele şu ki Trump’ın mektuptan bahsettiği konuşması, gerçek bir müzakere amacına hizmet etmiyor. Çünkü Trump “Onlara, ‘Umarım müzakere edersiniz çünkü askeri olarak girmemiz gerekirse bu korkunç bir şey olacak’ diyen bir mektup yazdım” demişti. Bu açıkça “ya askeri müdahale ya taleplerim” anlamına gelmektedir.
Nitekim Hamaney de “ABD’nin müzakere ısrarı meseleyi çözmek için değil, tahakküm kurmak için” diyerek kabul etmeyeceklerini ilan etti.
Emperyalist sopayla Kanada’yı 51. eyalet yapmaya, Grönland’ı parayla satın almaya, Panama Kanalı’na çökmeye, Ukrayna’nın nadir elementlerini ele geçirmeye ve Kongo’nun madenlerine sahip olmaya çalışan Trump, benzer şekilde İran’ı da teslim olmaya zorluyor ki bunun olması mümkün değil.
Dolayısıyla bu zor bir düğüm olarak varlığını sürdürecektir.
3) Suriye ve 4) Kürt düğümleri
İç İçe geçmiş ve bölgeyi ilgilendiren düğümler olarak Suriye ve Kürt düğümlerini ise bir başka yazıda ele alacağız. Bu düğümlerin kimler tarafından ve nasıl çözüleceği konusu hem zıt sonuçlar doğuracaktır hem de yanlış sonuçla daha büyük düğümlere dönüşecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2025
Davutoğlu’nun Kürt jeopolitiği
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/01/2025
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Esad yönetiminin yıkılmasını ve terör örgütü HTŞ’nin Şam’da iktidar olmasını, “Stratejik Derinlik” tezine 13 yıl sonra itibar kazandırma fırsatı olarak görüyor.
Davutoğlu bu amaçla Serbestiyet’e uzun bir yazı yazdı ve özetle haklı çıktığını, kendisini suçlayanların yanıldığını iddia etti ve hatta yüzleşme çağrısı yaptı (Serbestiyet, 19.1.2025).
Türkiye’ye taşeronluk rolü biçti
Davutoğlu bu uzun yazısıyla “Stratejik Derinlik tezini yeniden yorumlama”ya soyunduğunu belirterek şu girişi yapıyor: “Stratejik Derinlik tezinin öngördüğü en önemli varsayım değişikliği, Türkiye’nin artık Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir kutbun ‘kanat ülkesi’ olarak değil, tarihin büyük bir ivmeyle aktığı bir stratejik ve jeopolitik ortamın ‘merkez ülkesi’ olarak görülmesi ve politikalarının buna göre şekillenmesi gerektiğiydi.”
Peki Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik tezi ve aynı adlı kitabı, dahası danışmanlığı, dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı, bugün iddia ettiği gibi Türkiye’nin “ABD’nin kanat ülkesi olmaktan çıkıp merkez ülke olmasını” mı hedefliyordu? Elbette değil.
Davutoğlu’nu kendi sözleriyle yalanlayalım: “ABD ile Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da Soğuk Savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır” (AA, 21.3.2009)
Yani Davutoğlu bugün iddia ettiği gibi Türkiye’yi ABD’nin kanat ülkesi olmaktan çıkarıp merkez ülke yapmaya soyunmuş değil; tersine Türkiye’yi, ABD’nin küresel düzeninin altında alt bölgesel düzen kuran bir taşeron olarak konumlandırmıştı. Anımsayın, bu görevi de “model ortak” diye nitelediler.
Bütünleşme ve genişleme
ABD’nin küresel düzenin altında bir alt düzen kurabilmeleri, Türkiye’nin Irak ve Suriye Kürtleri ile genişlemesi üzerinden olacaktı. Bunun için Bağdat’ı dışlayarak Erbil’le işbirliğine yöneldiler ve Şam yönetimini devirmeye soyundular.
İşte Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik tezi esas olarak bu hedefin gereği yazılmış ve ileri sürülmüştü. Bakınız kitapta bunlar nasıl yer alıyor:
“Bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, 2001, S. 438)
“Kürt jeopolitiği uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine girecektir. Uzun dönemde meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir” (s. 448-449)
ABD stratejisinde derinlik
Aslında ortada Davutoğlu’na “ait” bir tez yok. Çünkü “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” politikası, gerçekte Washington’ın “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıdır.
Anımsayın, Irak’a kuzey cephesi açmayacağını ilan eden Ecevit hükümeti Bahçeli eliyle yıkılmış ve bu misyona AKP talip olmuştu. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson görevi net tarif etmişti: “Türkiye’nin güneydoğu ve doğusuyla, Irak’ın kuzeyi tek bir ekonomik bölge olmalı.”
İşte AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” politikası budur, işte DEM’in İmralı heyetindeki Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri, tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle beraber yaşamak istiyor” sözleri budur…
Yani, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından, Stratejik Derinlik tezine iade edilebilecek bir itibar yoktur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Ocak 2025
Atlantik + Astana = 0
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/01/2025
Türkiye’nin davet edilmediği Roma’daki Suriye zirvesi, Ankara açısından derslerle doludur.
Alınacak ilk ders şudur: Çok kutuplu dünyada “çok taraflı” politika yapmak ile neo-Abdülhamitçi dengecilik uygulamak, iki zıt yoldur. İlkinde kazanç, ikincisinde ise kısa vadede kazanç olsa bile orta ve uzun vadede kayıp vardır.
Bu sonucu oluşturan fark ise şuradan kaynaklanmaktadır: Çok taraflılıkta, ulusal çıkarlar gereği farklı taraflarla farklı işbirlikleri yapılır; neo-Abdülhamitçi dengecilikte ise bir tarafla yapılan işbirliği diğer tarafla pazarlıkta kullanılmaya çalışılır.
Üç evre
Roma’da ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya Dışişleri Bakanları Suriye’yi konuştu ama Türkiye’yi davet etmedi. Oysa 13 yıl önce Esad’ı yıkmak üzere birlikte Atlantik cephesi olarak yola çıkmışlardı.
ABD’nin hedefi belliydi; Irak’tan sonra Suriye’de de rejimi değiştirmek ve sonrasında ülkeyi etnik ve mezhep temelinde parçalamak. Ankara ne yazık ki uyarıları dinlemeyerek ABD’nin projesine eklemlendi.
Suriye’ye Atlantik saldırısının ikinci evresinde, Ankara ABD’nin “Kürt koridoru” hedefi belirginleşince, pozisyonunu yenilemeye soyundu. Ama şu farkla: Hem çıkarlarının ortaklaştığı Rusya ve İran ile birlikte hareket etmeye başladı ama hem de ABD’yle Suriye’deki işbirliğini çeşitli düzeylerde sürdürdü. Çünkü neo-Abdülhamitçi dengecilik ile Rusya’yla işbirliği üzerinden manevra alanı sağlayacaklarını ve bunu ABD’yle pazarlıkta kullanarak Suriye’de yine de kazanacaklarını düşündü.
Günün sonunda, Rusya ve İran’la işbirliğini kenara itip Esad yönetimini yıkacak son harekata destek verdi. Esad yıkıldı, HTŞ Şam’’da iktidar oldu ve Ankara “zafer” ilan etti.
Suriye’deki son tablo
Ama Suriye’de asıl kazanan İsrail’di. Çünkü İran’dan Lübnan’a uzanan direniş ekseninde önemli bir gedik açıldı, İran’la işbirliği yapan Baas rejiminden kurtuldu ve Şam’da artık İran karşıtı HTŞ var, işgal altında tuttuğu Golan’ı genişletiyor, kuzeyde Kürtlerin güneyde Dürzilerin özerkliği ile parçalı ve zayıf bir komşu için uğraşıyor.
Suriye’de zafer ilan eden Ankara’nın beklentisi ise HTŞ’nin kendi güdümünde olması ve ABD kontrolündeki PYD bölgesini dağıtması.
HTŞ Ankara’nın güdümünde olacağının izlenimini pek vermiyor. Örneğin Türkiye yeni rejimi ilk ziyaret eden ülke olmasına rağmen yeni rejimin Dışişleri Bakanı Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Ürdün’ü ziyaret ettikten sonra Türkiye’ye ancak beşinci sırada gelebildi.
Özetle HTŞ, Batı-Körfez hattına dayanarak iktidarını sürdürebileceğini hesaplıyor.
Barzani-Mazlum Abdi görüşmesi
Fırat’ın doğusundaki durum şu:
1) Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in beklentisinin aksine, ABD Trump döneminde de Suriye’deki varlığını koruyacağının izlenimini verdi. Trump’ın Dışişleri Bakanı adayı Marco Rubio, Senato Dışilişkiler Komisyonu’nda sorulara verdiği yanıtta, SDG’ye desteklerinin süreceğini açıkladı.
2) ABD, SDG ile ENKS’nin “Kürt birliği” oluşturması için bir süredir taraflarla görüşüyor. ABD, Barzanicilerin kolu olan ve Ankara tarafından desteklenen ENKS ile SDG arasındaki görüşmelerde ilerleme sağladı. Son olarak SDG Komutanı Mazlum Abdi doğrudan Mesut Barzani ile görüştü.
Sıfır müttefik
Özetle Ankara; Suriye’ye Atlantik saldırısının birinci evresinde ABD, İngiltere ve Fransa ile hareket etti, ikinci evrede Rusya ve İran ile işbirliği yaptı ama bunu ABD’yle pazarlıkta kullanmaya çalıştığı için derinleştiremedi, üçüncü evrede ise Rusya ve İran’a sırtını döndü.
Sonuçta Türkiye’nin Suriye’de müttefikleri olarak ne Rusya ve İran var, ne de ABD, İngiltere ve Fransa. Özetle Atlantik + Astana = 0 oldu.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Ocak 2025
Suriye’de federalizm mücadelesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 07/01/2025
BAAS partisi ve onun temsilcisi Beşar Esad, Suriye’deki etnik grupları, farklı din ve mezhepleri birarada tutan ana faktördü.
13 yıl süren ağır Atlantik saldırısının bu faktörü ortadan kaldırması, “Suriye’nin birliğini” zora soktu. Şimdi çeşitli gruplar, “toprak bütünlüğü içinde ama merkezi olmayan bir yeni Suriye” istiyor. Üstelik her grubu destekleyen bir uluslararası güç var.
ABD Kürtlerin hamisi
ABD Suriye Kürtlerinin arkasında. Zaten IŞİD’e karşı mücadelede YPG’yi “kara ordusu” olarak değerlendirerek, ülkenin kuzeydoğusunda fiilen bir özerk yönetim kurmasını sağladı.
YPG, PYD’nin silahlı kanadı. PYD ise PKK’nin Suriye kolu. ABD bu örgütün siyasi, ekonomik ve askeri destekçisi durumunda.
ABD, müttefiki Türkiye’yi yatıştırmak için önce “PKK başka PYD başka” tezine sarıldı. Bunun gerçekçi olmaması nedeniyle, daha sonra omurgasını YPG’nin oluşturduğu ve bazı Arap aşiretlerini de dahil ettiği Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) inşa etti.
Suriye’nin kuzeydoğusunda bir de ENKS (Kürt Ulusal Konseyi) var. Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin patronu durumundaki Barzani’ye yakın ENKS, Türkiye’nin de desteğine sahip. Hatta Ankara Barzani peşmergelerinin Türkiye sınırı üzerinden Kobani’ye geçmesini sağlamıştı. ENKS, aynı zamanda Türkiye’nin sponsorluğundaki Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SMDK) parçası.
ABD Suriye’de “Kürt birliği” kurmak istiyor
ABD, ENKS ile SDG’yi, “yeni Suriye” mücadelesinde tek bir merkez yapmak istiyor.
Scott Bowles başkanlığındaki ABD heyeti, bu amaçla ENKS heyetiyle görüştü. 5 Ocak pazar günü Kamışlı’daki ENKS ofisinde yapılan görüşme, ABD’nin “Kürt birliğini” kurmaya çalıştığına iaşret ediyor.
ENKS Sözcüsü Faysal Yusuf, “ABD’nin toplantıda Kürt tarafının birleşerek Suriye’nin geçici hükümetiyle tek ses olarak müzakere etmesini istediğini” açıkladı (Rudaw, 6.1.2025).
Amaç ne? Suriye’nin kuzeydoğusundaki “Kürt özerk yapısının” korunması.
Nitekim Barzanici ENKS, Türkiye’nin desteklediği SMDK’nin parçası olsa da Suriye’de federalizmi istiyor. ENKS Temsilcisi Abdülhakim Beşar, “Suriye’nin geleceğinin federalizm” olduğunu belirtiyor.
Aynı zamanda SMDK Başkan Yardımcısı olan ENKS Temsilcisi Aldülhakim Beşar ENKS’nin görüşlerini şu sözlerle özetledi: “Suriye’nin geleceğinin federal olduğunu görüyorum. Dürziler kendi kendilerini yönetmek istiyor. Aleviler de aynı şekilde, ayrıca Dera halkı da. Biz Kürtler de kendimizi yönetmek istiyoruz. Suriye’nin geleceği için önemli bir rolü olan büyük bir halktır. Şimdiki yönetim federasyona karşı olduklarını söylüyor ama tek başlarına karar vermiyorlar, Suriye halkı kendisi karar veriyor. Suriye’nin geleceği federaldir.” (Rudaw, 6.1.2025)
İsrail’in Kürtlere ve Dürzilere desteği
Suriye’nin siyasal birliğine en karşı olan ülke İsrail. Suriye ordusunu ve İran destekli grupları aylarca havadan vurarak HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesini kolaylaştıran İsrail, şimdi bunun meyvelerini toplamak istiyor. İsrail bu amaçla şu üç hedefi savunuyor:
1) İşgal altında tuttuğu Suriye’nin Golan bölgesini genişleten İsrail, Suriye’nin güneyinde bir tampon oluşturmak istiyor.
2) İsrail, Dürzilerin ayrı bir özerk bölge olarak kendisine “asıl komşunun” olmasını istiyor. Bu amaçla Suriye’nin güneyindeki Dürzilere açık destek veriyor.
3) İsrail, Kürtlerin devletleşmesini istiyor. Hatta İsrail sadece Suriye’de değil, Irak, İran ve Türkiye Kürtlerinin “Büyük Kürdistan”ı kurmasını savunuyor.
Dürziler federasyon istiyor
Nitekim Dürziler de açıkça “federal Suriye” istiyor. Şam’a HTŞ’den önce giren Süveyda Operasyon Odası komutanlarından Mervan el-Rızk “Biz Suveyda vilayetinde ademi merkeziyeti tercih ediyoruz” dedi (Harici, 6.1.2025).
”Şam yönetimi kendi şeriatını bize dayatamaz” diyen Rızk, İsrail’in işgaline de karşı çıkmıyor. Hatta Rudaw muhabirinin bu konudaki ısrarlı sorusunu, tersinden şöyle yanıtladı: “Eğer bir gün burada Suriye’de bir devlet kurulur ve tüm Suriyeliler bunu onaylar ve bu devlet İsrail devletine barış için elini uzatırsa, bizim barışa karşı hiçbir engelimiz yok” (Harici, 6.1.2025).
Bu arada Şam’daki geçici yönetimi oluşturan HTŞ’nin de İsrail’in Suriye işgaline karşı çıkmadığını, HTŞ lideri Ahmed Şera – Colani’nin sık sık “İsrail’le çatışma istemiyoruz” dediğini de önemle not edelim.
Türkiye ve HTŞ
Türkiye, 27 Kasım’da Halep hedefli saldırı başladığında, uzun yıllardır yatırım yaptığı Suriye Milli Ordusu’nu (SMO) destekliyordu. Ancak SMO’nun daha etkili durumdaki HTŞ’nin önüne geçme şansı yoktu. Yarışı HTŞ kazandı.
Ankara hızla bu gerçeğe göre konumlandı ve HTŞ’nin hamisi olmaya soyundu. Terör örgütü kabul edilen HTŞ’ye ilk açık desteği veren, görüşen, büyükelçilik açan Ankara oldu.
Ankara bu yolla Şam üzerinde etkin olarak, merkezi yönetimin Suriye’nin kuzeydoğusuna ilişkin politikasında belirleyici olmak istedi. Bu amaçla HTŞ’den YPG’ye baskı kurmasını, özerkliği kabul etmemesini, federal Suriye’ye karşı çıkmasını istedi.
HTŞ ise ele geçirdiği iktidarı koruyabilmek için bu süreci her tarafla denge kurmaya çalışarak yürütmeye çalışıyor: İlk açık desteği nedeniyle Ankara’nın taleplerini “dile getiriyor” ama diğer yandan ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye yerine Suudi Arabistan’a yapıyor. Ve daha önemlisi ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa ile görüşerek, uluslararası meşruiyet kazanmaya çalışıyor. HTŞ’nin iktidarını sürdürebilmesi için Suriye’ye uygulanan yaptırımların kaldırılması gerek. ABD ise 2029’a uzattığı yaptırımları, HTŞ’nin SDG’nin kazanımlarına dokunmaması şartına bağlamış durumda. Washington bu amaçla yaptırımları HTŞ’nin tutumuna göre aşama aşama kaldıracağının iaşretini verdi.
Yeni Suriye’de parça kapma kavgası
Görüldüğü üzere Esad’ı yıktılar, şimdi “yeni Suriye”de parça kazanma mücadelesine başladılar.
Böylece altına imza attıkları BM kararlarını da yok sayıyorlar. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyorlar ama siyasal birliğini kabul etmiyorlar. 13 yıldır yaptıkları yatırımın karşılığını, federal Suriye üzerinden almak istiyorlar.
Irak ve Libya’dan sonra Suriye’nin de içine düştüğü bu durumdan bölgemizin alacağı ne çok ders var…
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
7 Ocak 2025