Posts Tagged Suriye

İsrail’in hedef listesi

İsrail’in geçen yüzyılın başından beri Filistin topraklarını adım adım işgal ederek genişlemesi, artık yeni bir aşamada. İsrail bu yüzyılda, diğer çevre ülkelere doğru genişleme stratejisi izleyecek. Bir yandan Lübnan ve Suriye topraklarında, fırsat bulunca da Ürdün ve Mısır topraklarında genişlemeye çalışacak İsrail.

Kuşkusuz İsrail’in genişleme stratejisinin arkasında ABD var ve bu nedenle mesele “Ortadoğu’nun İsrail sorunu” olmaktan çok, “Ortadoğu’nun ABD sorunu”dur.

ABD, yeni dönemde, “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” dizayn etmeye çalışıyor. İsrail, ABD emperyalizminin ileri karakoludur ve eski ABD Başkanı Joe Biden’ın ifadesiyle, İsrail olmasaydı, ABD çıkarlarını savunmak için bir İsrail kurmak isteyecekti!

İsrail’in genişleme stratejisi

İsrail, Beşar Esad’ın devrilmesini fırsata çevirip 1967 savaşından sonra işgal ettiği Golan Tepelerini genişletmeye çalışıyor şu anda. En son ABD’nin Suriye valisi rolündeki Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın ifadesiyle, bu topraklar 400 kilometrekareydi. 

Soykırımcıı Netanyahu yönetimi bu toprakları elde tutmak ve adım adım daha da genişletmek üzere sürekli askeri üs inşa ediyor Suriye topraklarında. İsrail’in üs sayısı 10’u buldu ve bunlardan biri Suriye’nin başkenti Şam’a sadece 40 km yakınlıkta. 

İsrail diğer yandan Suriye’nin güneybatısındaki Dürzi bölgesini önce askersizleştirmek, ardından özerkleştirmek istiyor. Böylece Dürzi bölgesini Suriye ile arasında tamponlaştırmayı hedefliyor. İsrail aynı zamanda buradan, SDG’nin (Omurgasını PYD/YPG’nin oluşturduğu örgüt) kontrolündeki kuzeydoğu bölgesine bir koridor açmaya uğraşıyor. Bu koridoru öncelikle SDG bölgesine hamilik yapmakta ama ardından da Irak-Türkiye hattında “savunma basıncı” oluşturmakta kullanmak istiyor. 

İsrail, sadece Suriye’deki Dürzi bölgesine değil, Lübnan topraklarındaki Dürzi bölgesine de hamilik yapma niyetinde. Dahası burada da ABD’nin desteğiyle Hizbullah’ı geriletip, tampon bölge kurmak, bazı bölgeleri de işgalle ele geçirmek niyetinde.

Sıra Mısır’da mı?

Tam da bu süreçte, özellikle ABD’de “yeni muhafazakâr” (Neo-Con) çevrelerde, “İsrail’in yeni hedefinin Mısır” olabileceği tartışılıyor. İsrail’in ABD’yle birlikte yürüttüğü Gazze Planı’nın başarısının Mısır’ı geriletmekten ve Gazze’deki Filistinlileri Mısır’da ele geçirilecek topraklara sürmekten geçtiği hesaplanıyor.

ABD ve İsrail için “Filistinlisizleştirilmiş yeni Gazze”, İsrail’in “Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru”nda (IMEC) merkezi rol alması demek. Bu koridor ise emperyalist ABD’nin Çin’in liderliğindeki Kuşak ve Yol’u bölgede kesebilmesinin yolu… 

Yine Filistin’de “tam hakimiyet” için, Filistinlileri yerleştireceği Ürdün topraklarında da gözü var İsrail’in.

Barrack: Güçlü ulus-devletler İsrail için tehdit

ABD Başkanı Donald Trump açık açık söyledi: Beyaz Saray’daki masasını gazetecilere gösterip, masanın Ortadoğu olduğunu ve cebinden kalemini çıkarıp, kaleminin de İsrail olduğunu belirtti. 

Yani “Ortadoğu büyük ama İsrail küçüktü” Trump’a göre ve dolayısıyla İsrail’in de yeni toprakları olmalıydı!

Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi (ve Ankara Büyükelçisi) Tom Barrack’ın sözleri de Trump’ın hedef gösterdiği genişlemeye işaret ediyor. Barrack, “Güçlü ulus devletler bir tehdittir. Özellikle Arap devletleri, İsrail için bir tehdit olarak görülür” dedi (AA, 21.7.2025).

Barrack’ın kastettiği güçlü ulus devletler hangileri? Bölgedeki en güçlü Arap ulus devleti, Mısır’dır, bu da Neo-Con’ların “sıradaki İsrail hedefi: Mısır” yaklaşımına uymaktadır.

Esad’ın kritik rolü

İsrail’in bu yayılmacılığına çeyrek yüzyıldır barikat kuran bölgedeki esas güç İran’dı. İran, direniş ekseni ile İsrail üzerinde basınç uygulayarak onun “çevre genişlemesine” engel oluyordu. Irak, Suriye, Lübnan hattı üzerinden yapılan bu basınç, ABD’nin operatörlüğünde etkisizleştirilmeye çalışıyor.

Burada kritik önemdeki ülke Suriye’ydi. Beşar Esad’ın rolü tarihiydi. Esad’ın devrilmesi İsrail için altın fırsat oldu. Şimdi “Suriye’deki İran’ı temizlemeye” çalışıyor; böylece İran-Lübnan ve İran-Filistin bağını kesmeye uğraşıyor. 

İsrail, Lübnan ve Suriye’deki genişleme stratejisini önleyemesin diye İran’ı da ABD’nin desteğiyle askeri basınç altında tutmak istiyor.

Batı Asya Birliği

Görüleceği üzere emperyalist ABD ile siyonist İsrail, Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istiyor. Barrack’ın yüzyıl önceki anlaşmaların “yanlış harita” çizdiğine atıfla “yeni haritaya” işaret etmesi ve bölge için “Osmanlı millet sistemi” önermesi, bu amaçladır. İşte Dürzi meselesi de Kürt meselesi de ABD ve İsrail için bu hedefin içindeki yeri değerindedir.

Ortadoğu ya da daha doğru bir coğrafi isimlendirmeyle, Batı Asya ne yapmalıdır? Asıl mesele budur. 

ABD’nin planlarından fırsat umanlar da günün sonunda aslında ABD’nin hedefidir. Mesele asıl bu ülkelerin doğru konumlanabilmesidir öncelikle.  

Süreç, inişli çıkışlı ilerliyor. ABD ve İsrail’in bu atağı, ne Ortadoğu’daki ne de dünyadaki asıl ilerleme yönüne işaret ediyor. Dolayısıyla bu stratejik saptamaya uygun olarak, bölge ülkelerinin “Küresel Güneyci” bir perspektifle, bölgesel işbirliği amaçlaması, Batı Asya Birliği’ni hedeflemesi gerekiyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
22 Temmuz 202
5

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Pekeke

Türkiye’yi ne PKK bölebilir ne de Kürtler. Türkiye’yi (potansiyeli açısından) Türkiye’yi yönetenler bölebilir, Türkiye’yi “Kürt karşıtı ırkçılar” bölebilir. 

Elbette onlar da son tahlilde bölemez, böldürtmeyeceğiz. Sadece potansiyel farklarına işaret ediyorum.

Peki neden mi bu girişi yaptım? Anlatayım:

Açılımın gereği

Biliyorsunuz, Türkiye’deki son açılımın hem dış hem iç boyutunun olduğunu önemle belirtiyorum: Açılım 1 Ekim’de Bahçeli’nin DEM’lilerle tokalaşması ve 22 Ekim’de “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” demesiyle başlarken, İdlib’de ABD ve Türkiye destekli gruplar Şam’a yürüyüşe geçmenin son hazırlıklarını yapıyor, İstanbul’da da CHP’yi hedef alacak operasyonların ilki 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e operasyonla başlıyordu.

Ahmet Özer hem terör hem yolsuzluk iddiasıyla tutuklandı. Aylar sonra 14 Temmuz’da açılımın yeni aşaması gereği terör suçundan tahliye edildi (Yolsuzluk suçlamasından tutukluluk hali devam ediyor). Çünkü hem siyaset yapan CHP’li Ahmet Özer’i terörist ilan edip, hem de PKK’lilere siyaset yolu açılmasını savunmak bir arada yürütülemezdi.

Ahmet Özer’e suçlama

Duruşmadaki ilginç bir suçlama, asıl gelmek istediğim yere işaret ediyordu:

Ahmet Özer’i terörist olmakla suçlayan Erkan Çakır isimli bir tanık var. Bu şahıs CHP’nin eski Muş Gençlik Kolları Başkanı. Aynı zamanda CHP’nin kurultay davasının da tanıklarından. 

Çakır, Ahmet Özer’in terörist olduğunu nasıl anlamış, biliyor musunuz? Mahkemede aynen şöyle söyledi: “Bizim bölgede söyleyişte farklılık oluyor. Özer ‘Pekeke’ diyor, biz ‘Pekaka’ diyoruz. Örgüt üyeliği buradan yeterince belli oluyor” (Cumhuriyet, 14.7.2025).

Özel harpçi kafası

Ne acı ki böyle bir “ayrım” var ve ne yazık ki bu ayrımın kaynağı Türk devletinin psikolojik savaş merkezi…

Evet, özel harpçiler, “Kürtler Pekeke diyor” diye ”Türkler için Pekaka’yı” bir fark olarak icat etti. Böylece Pekeke diyen örgütçü, Pekaka diyen Türkiyeci oldu!

Halbuki Türkçe açısından doğrusu Pekeke’ydi. Olsun, bir özel harpçinin ifadesiyle, örgüte böylece “kaka” denmiş olacaktı! Bunu savunana “peki KKTC’nin söyleyişini neden hiç hesaba katmıyorsunuz” diye sormuştum da, biraz düşünüp, “o kısmı çok önemli değil” demişti.

Türkçeyi doğru kullanmaya çalışan 12 kitaplı bir yazar, üç binden fazla makale yazan bir gazeteci ve yüzden fazla kitabı yayına hazırlamış bir editör olarak ben de Pekeke diyorum. Ve sırf bu nedenle “bölücü”, “gizli örgütçü” ve “PKK’li” ilan ediliyorum hemen her gün. Özellikle YouTube kanalımdaki yayınların altında böyle sayısız suçlama var.  

Ne mücadele!

Ne yazık ki bu anlayış 80’lerle sınırlı değil, bugün de sürüyor. Anımsayacaksınız, açılım yokken, yani topu topu altı ay önce, iktidar YPG’yi, İngilizce telaffuz ediyordu, “vaypici” diyordu. Neden İngilizce? Sırf PKK’ye “kaka” diyebilmek için Türkçeyi doğru kullanmayanlar gibi, örgüte “piç” demek için İngilizcesini tercih ediyorlardı çünkü!

Terörle ve teröristle ne mücadele ama! Örgüte kaka, piç deyip, örgütün başına “bebek katili” deyip, şimdi konumunu “kurucu önder”e yükselttiler, TBMM’de konuşmaya davet ettiler!

Harf kanunu ne diyor?

Türkçeye, diline sahip çıkmayıp bu psikolojik savaşa yenilenlere ısrarla anlatmaya çalışıyorum: 

Türkçede ”ka” sesi yok, ”ke” sesi var. 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı “Türk harflerinin kabulü ve tatbiki hakkında kanun”dan başlayarak, “8 Ocak 2004 günü Türk Dil Kurumu (TDK) İmla Kılavuzu Çalışma Grubu tarafından belirlenen ve TSE tarafından Nisan 2005/TS 13148 numaralı belge ile standart hale getirilen Türk Kodlama Sistemi”ne kadar tüm resmi belgeler, Türkçede ”ka” sesinin olmadığını, ”ke” sesinin olduğunu belirtir. Piyasada edinebileceğiniz hemen tüm “ana yazım kılavuzları”nın giriş kısmında yer alan “Türk alfabesi levhası”nda da bu harfin “ke” diye okunduğunu görebilirsiniz. TDK’nin internet sitesinde yer alan “Ses, Harf ve Alfabe” köşesinde de, harflerin nasıl okunduğunu inceleyebilirsiniz.

Sonuç olarak dile sahip çıkmak, dili doğru kullanmak, ülkeyi iyi savunabilmenin de gereklerindendir. Öcalan’ı “kurucu önder” yaptıktan sonra, en milliyetçi Bahçeli Pekaka dese ne olur, demese ne olur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Temmuz 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail “federal Suriye” için vuruyor

İsrail’in Dürzilerle Bedevi aşireti arasındaki çatışmayı bahane ederek Şam’ı bombalaması, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet eş-Şara’yı zor yoluyla iki hedefe  mecbur etme amacı taşıyor.

Evet, İsrail hükümeti bir yandan Azerbaycan’da Suriye hükümetiyle görüşüyor ama bir yandan da Suriye topraklarındaki işgalini genişletip, üstüne doğrudan başkenti bombalıyor. 

Evet, ABD bir yandan Şara’yı yaptırımları kaldırarak İsrail’le normalleşmeye zorluyor ve eylül ayında Beyaz Saray’da Netanyahu-Şara anlaşmasına hazırlanıyor ama bir yandan da İsrail’in Suriye politikalarını destekliyor. 

Bunlar çelişki değil, emperyalist ABD ile siyonist İsrail’in “politika yapma” şeklidir; havuç-sopa taktiğini aşan, döverek zorla masaya oturtmayı ve şartlarını kabul ettirmeyi amaçlayan bir hukuk dışılık da diyebiliriz. 

Ve elbette ne desek, ABD-İsrail saldırganlığını tarif etmeye yetmez.

İsrail’in Güney Suriye planı

İsrail hem Şara’nın Şam’da iktidar olmasının yolunu kolaylaştırdı hem de Şara’yı silahla baskı altında tutarak onu Suriye adına taviz vermeye zorluyor aylardır.

Şara’nın, yani Colani’nin terörist örgütü HTŞ, İdlib’den Şam’a daha kolay ilerleyebilsin diye yol üzerindeki Suriye ordusu mevzilerini bombalayan İsrail, şimdi de Colani “federal Suriye”ye razı olsun diye Şam’ı vuruyor.

İsrail, üniter bir Suriye değil, federal bir Suriye istiyor. Güneyde Dürzilerin, kuzeyde Kürtlerin özerkliğini savunuyor. Dürzilerin özerkliğini, Şam’la arasında tampon olması için, Kürtlerin özerkliğini de Türkiye karşıtlığı için istiyor. Dürzilerin özerkliğini silahla, Kürtlerin özerkliğini (şimdilik) siyaseten savunuyor.

İsrail Suriye’de genişliyor

İsrail yetinmiyor, Beşar Esad’ın yıkılmasının sonucu ve Colani’ye “desteğinin” karşılığı olarak, Suriye’yi güneyden işgal ediyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın verdiği sayıyla söylersek, Suriye’nin 400 kilometrekare toprağı, İsrail’in işgali altında. 

Ve İsrail yönetimi, hem işgali genişletmek hem de Şam yönetimini askeri baskı altında tutmak için, bu 400 kilometrekarelik alanda tam 10 üs kurmuş durumda. Bunlardan biri Şam’a sadece 40 km yakında.

Üstelik Netanyahu yönetimi, Suriye’yle Azerbaycan’da yapılan görüşmelerde, ele geçirdikleri bu toprakların pazarlık konusu olmadığını ilan ediyor.

Ankara’nın stratejik hatası

8 Aralık, yani Esad’ın yıkılması ve terör örgütü HTŞ’nin Şam’da iktidar olmasının tarihi, ne acı ki Ankara’nın resmi lügatinde bir tarih olmaktan öte, “8 Aralık devrimi” olarak, AKP hükümetinin dış politika “başarısı” diye kutsanmaktadır!

Ankara, 8 Aralık’ı ne yazık ki 15 yıl süren ısrarın başarılı sonucu olarak görüyor ve Suriye’de rejimin değişimini kendi adına kazanç sayıyor. Hâlâ Suriye’deki tabloyu “zafer” olarak okuyorlar. 

Çünkü Colani’yle ilişkilerinin, kontrolleri altındaki İdlib’de Colani’ye kalkan olmalarının ve İdlib’de HTŞ’ye bölge hükümeti olarak staj yaptırmalarının, yeni Suriye’de Ankara’ya yarayacağını hesaplıyorlardı.

Colani’nin sıkışıklığını gevşetme saldırısı

Oysa Esad’ın devrilmesinin Ankara’ya değil, Tel Aviv’e yarayacağı ortadaydı.

Çünkü mesele Colani’ye destekse, daha büyük desteği ABD vermişti. ABD büyükelçilerinden James Jeffrey onu Esad’a ve Suriye ordusuna karşı koruduklarını, Robert Ford onu siyasete hazırladıklarını anlattı daha sonra. Ve İsrail Başbakanı Netanyahu da Şara’nın işini kolaylaştırdıklarını açıkladı.

Mesele hangi desteğin daha çok olduğu noktasında değil, hangisi desteklerse Colani’nin Suriye’yi yönetebileceği düzlemindedir artık. Ankara ile Washington-Tel Aviv arasında kalan Colani, sıkışıklığı idare etmeye çalışıyor. 

İşte İsrail bombaları, asıl bu sıkışıklığı gevşetmeyi amaçlıyor!

Ve emperyalistler, gerekirse kullanıp atarlar!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Temmuz 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Devlet-PKK barışı

Türk basınının önemli bir kısmında olay şöyle resmedildi: 1984’te, Eruh-Şemdinli baskınlarıyla terör saldırılarına başlayan PKK, 11 Temmuz’da silah bırakarak “Türk-Kürt barışının” önünü açtı!

Oysa bu doğru değil. 

Resmi devlet belgelerinde de sıkça yapıldığı üzere PKK’yi 1984’e pozisyonlamak, PKK’nin 1984 öncesinde, özellikle 70’lerin ikinci yarısında Türkiye’nin doğusunda Türk ve Kürt sosyalistleri katletmesini, bölgeden sosyalist örgütleri tasfiye etmesini perdelemek anlamına geliyor.

Bugünü “Türk-Kürt barışı” diye sunmak ise ilkinden daha vahim bir hataya neden oluyor. Türk ile Kürt savaşmadı ki barışsın! Yarım yüzyıl süren teröre rağmen, aynı şehirdeki, aynı mahalledeki, aynı apartmandaki Türk ile Kürt birbirine düşman olmadı. (Dünyada daha azıyla iç savaş yaşanmış ülkeler var.)

Dolayısıyla bu bir Türk-Kürt barışı değildir, devlet-PKK barışıdır.

Öcalan’ın 2013’teki talimatı

30 PKK’linin silah bırakması ve devamında 30 kişilik gruplar halinde sıra sıra diğerlerinin de silah bırakacak olması, meselenin esası açısından bir anlam ifade etmiyor. Zira PKK’nin ana gövdesi, geride kalan yıllar içinde adım adım Suriye’ye geçti; PKK PYD/YPG’leşti, SDG’leşti.

Öcalan, önceki açılım sürecinde, 2013’te, Türk devlet yetkilisinin önünde, Sırrı Süreyya Önder’le talimat iletiyor Kandil’e. “Artık asıl mücadele alanı Suriye’nin kuzeyidir” diyor Öcalan, “örgüt oraya geçsin” diyor… 

Ve Sırrı Süreyya Önder, daha sonraki bir görüşmede talimatın sonucunu aktarıyor Öcalan’a: “Sizin Suriye hakkında serzenişlerinizi Kandil’le paylaştık. (…) Şu anda on bin, on beş bin arasında bir gücün orada bulunduğunu, bunu çok kısa bir zaman içerisinde yirmi binli rakamlara doğru evirebileceklerini aktardılar.”

Öcalan yanıt olarak şöyle diyor: “Otuz bin de olabilir, kırk bin de olabilir.” (Abdullah Öcalan, İmralı Notları, s.68).

Ve oluyor. 70 bin kişilik bir güçten bahsediyor Öcalan aylar sonraki bir başka görüşmede.

Erdoğan ve Öcalan’ın kırmızı çizgileri

Kaldı ki o açılımın kesintiye uğramasının nedeni de esas olarak Suriye’nin kuzeyidir. Yine devlet yetkilisinin önünde yapılan heyet-Öcalan görüşmelerinden aktarayım.

Sırrı Süreyya Önder, Başbakan Erdoğan’la görüşmelerini iletiyor Öcalan’a. Şöyle demiş Erdoğan: “Tek bir kırmızı çizgim var. O da Suriye’dir. Orada Kuzey Irak benzeri bir yapılanmaya asla izin vermeyeceğim.”

Öcalan’ın yanıtı ise şöyle: “(Sinirlenerek) Sen de ona söyle. Biz de merkezi Suriye devleti içinde Kürtleri asla eritmeyeceğiz. Bu da bizim kırmızı çizgimizdir.” (İmralı Notları, s.179)

Bu durumda sormamız gerekiyor: İdlib’de ABD ve Türkiye destekli gruplar, 27 Ekim’de başlayacakları Şam’a yürüyüşün son hazırlıklarını yaparken, ve Bahçeli 1 Ekim’de DEM’lilerle tokalaşıp ardından 22 Ekim’de “Öcalan gelsin TBMM’de konuşsun” diyerek bu süreci başlatırken, Erdoğan mı yoksa Öcalan mı kırmızı çizgisinden taviz veriyordu? 

Perdenin arkası

Evet, PKK’nin silah bırakmasına elbette aklı başında hiç kimse itiraz edemez. Ama perdenin önünde gösterilenle yetinmeyip, perdenin arkasında aslında ne olduğunu sorgulamak geleceğimiz açısından, Türk-Kürt birliği açısından çok önemlidir. Üç gün önce “siyaset yapan HDP/DEM’e” bile tahammül edemeyen, partilerini kapatmaya çalışan, milletvekillerini TBMM’den kovmak isteyen Cumhur İttifakı ne oldu da üç gün sonra 180 derece pozisyon değiştirdi? Bunu sorgulamak, her açılımdan sonra ortaya çıkan yeni “düşmanlıkları” önlemenin gereklerindendir.

Dış gelişmeleri içeride kullanarak iktidarını sağlamlaştıranların ve bunu yeni müttefiklerle devleti ve rejimi dönüştürmekte kullananların hesaplarını çözümleyebilmektir esas olan. Bu nedenle bu yazıyı, lütfen “Yeni Ortadoğu için yeni PKK” başlıklı önceki yazımla birlikte okuyunuz. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Temmuz 2025

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İsrail Suriye’de 10 üsle genişliyor

HTŞ ve Türkiye sponsorlu SMO grupları 27 Kasım 2024’te Türkiye’nin kontrolündeki İdlib’den çıkıp Şam’a doğru yürürken ve 8 Aralık’ta Beşar Esad’ı devirip iktidar olurken, Ankara’da “zafer havası” yaşanıyordu!

Önemle anlatmaya çalıştık; Suriye’de Esad’ın devrilmesinin Türkiye’ye değil, İsrail’e yararayacağını belirttik. Ankara’dakiler ise Hakan Fidan ile HTŞ lideri Colani’nin samimi görüntülerine işaret edip durdu hep…

Sonuç mu?

Esad devrildi, İsrail genişleme planı başlattı

İsrail, 8 Aralık’ta Esad yönetimi devrilir devrilmez Suriye topraklarına girdi ve 1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepelerinden ileriye doğru genişleme planını başlattı.

Şam’da iktidar yapılan HTŞ’nin bırakın eylemli karşı duruşunu, sözlü itirazı bile pek olmadı. Zira HTŞ’nin 27 Kasım’dan 8 Aralık’a kadar kısa sürede Şam’a ilerleyebilmesinde İsrail’in önemli katkısı vardı; İsrail Hava Kuvvetleri HTŞ’nin yolu üzerindeki Suriye ordu mezvilerini, askeri havalimanlarını, silah depolarını vurarak, Colani’nin önünü açmıştı.

Evet, Colani HTŞ terör örgütünün lideriydi ama hem ABD hem de İsrail, güya terör örgütü listesine aldıkları Colani’yi gerçekte koruyorlardı. ABD’nin eski büyükelçilerinden James Jeffrey “Colani’yi Esad yönetiminden koruduklarını”, Robert Ford ise “Colani’yi siyasete hazırladıklarını” açıkladı daha sonra…

Colani, Ahmet eş-Şara olarak Suriye’nin cumhurbaşkanı olunca adım adım ABD-İsrail politikalarını uygulamaya başladı. Colani Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la görüşerek İsrail’le normalleşmeye açık olduğunu, Suriye’deki Filistinlileri kovacağını ve Suriye’deki İran etkisini kıracağını söyledi. İsrail’in Suriye’de genişlemesini zaten sadece izliyordu. Bu arada Colani yine ABD’nin isteği ve organizasyonuyla SDG (PYD/YPG) komutanı  Mazlum Abdi’yle anlaştı.

İsrail’in üssü Şam’a 40 km mesafede

10 gün önce İsrail’in başkenti Tel Aviv’de dikkat çekici bir afiş yayınlanmıştı. “Yeni Ortadoğu için yeni şans” başlığını taşıyan afişte, Colani, Netanyahu ve Trump ile yanyanaydı. Tabii Ortadoğu’nun diğer işbirlikçi liderleriyle birlikte… 

Evet, Colani İsrail için yeni şanstı. İsrail adım adım Suriye’de genişlemeyi sürdürdü, sürdürüyor…

Bugün itibariyle İsrail’in Suriye’de 10 üssü olduğu açıklandı. Üstelik İsrail yönetimi, üsleri ve işgal ettikleri toprakları, Suriye’yle normalleşme görüşmelerinde pazarlık konusu bile etmeyeceğini, artık kendisinin olduğunu ilan etti!

İsrail’in Suriye’deki üs yerleşimi ise Tel Aviv’in çok daha ileri planları olduğuna işaret ediyor:

Kuneytra iline bağlı Cibata Haşab, Kırs Nakıl, Kahtanya, Kavdene, Tlul Humr, Hamidiyye ve Mantara’da 7 üs.

Dera’ya bağlı Şecere, Maerye ve Abidin’de 3 üs. 

Thul Humr’daki İsrail üssü Şam’a sadece 40 km uzaklıkta!

Bu arada İsrail, üs kurduğu bölgedeki köylerden de Suriyelileri adım adım kovuyor. Binlerce Suriyelinin üs civarındaki köyleri güvenlik nedeniyle boşalttığı belirtiliyor.

İran zayıflarsa, İsrail güçlenir

Ne yazık ki Ankara’nın 15 yıl boyunca sürdürdüğü Esad karşıtlığı, İsrail’e Suriye’de toprak kazandırmış, SDG/PYD/YPG’’ye Suriye’de devlete ortak olma şansı vermiş oldu. 

Bölgede “Şii” İran’ı zayıflatmanın “Sünni” güçlere değil, İsrail’e alan açtığı gerçeği, görmek isteyenler için sayısız dersle doludur.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
8 Temmuz 2025

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’nin yeni harita niyeti

Mesele ne rejim meselesidir ne de nükleer meselesidir. Mesele harita meselesidir, mesele İngiltere ve Fransa yerine, yüzyıl sonra bölgenin haritasını ABD’nin çizmek istemesi meselesidir.

Beyaz Saray’daki anlaşma

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Beyaz Saray’daki koltuğuna 10 gün önce oturan Donald Trump’la görüşmek üzere Washington’a gitmeye hazırlanıyordu. Uçağa binmeden önce havalimanında şöyle dedi: “Hamas ve Hizbullah’a düzenlediğimiz saldırılarla Ortadoğu’nun haritasını yeniden çiziyoruz. Ancak Başkan Trump ile yakın çalışarak, haritayı daha da iyi bir şekilde yeniden çizebileceğimize inanıyorum” (AA, 2.2.2025).

ABD Başkanı Trump, Netanyahu ile Beyaz Saray’da görüşmesinden bir gün önce Oval Ofis’te gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlıyordu. Batı Şeria’nın İsrail tarafından ilhak edilip edilmeyeceğine dair bir soruya şu yanıtı veriyordu: “İsrail toprak bakımından kesinlikle küçük bir ülke. Bakın masam Ortadoğu olsun, bu elimdeki harika kalem de, hatta kalemin üst kısmı da İsrail” (AA, 3.2.2025).

Barrack’ın misyonu

Trump, dedesi Lübnan göçmeni olan işadamı arkadaşı Tom Barrack’ı Ankara’ya ABD Büyükelçisi olarak gönderdi ve onu aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi yaptı. Barrack Suriye’de cumhurbaşkanı Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi’yle görüştü. Ve kamuoyuna sürekli “Yüzyıl önceki anlaşmalar ve haritalar” yanlıştı mesajı verdi, “Kürtlere haklarının verilmediğini” savundu, Lozan’ı hedef aldı. 

Özetle ABD Büyükelçisi Tom Barrack, bu söyledikleriyle aslında Ortadoğu’da Kürtler ve Yahudiler lehine yeni harita çizilmesini fiilen savunmuş oldu. Öyle ki Barrack “İsrail’in Suriye’de 400 kilometrekarelik tampon bölge kontrolü ele geçirdiğini” söyleyerek “harita çizmeye başladıklarını” bile söylemiş oldu.

İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu

İşte İsrail’in İran’a saldırısı bunun içindir, Ortadoğu’da yeni harita çizmek içindir.

ABD, 90’lar ve 2000’lerde Irak’a karşı, 2010’lar ve 2020’lerin ilk yarısında Suriye’ye karşı ”yeni harita çizme” saldırıları yaptı. Şimdi de İran’a karşı “yeni harita çizme” saldırısı başlattı.

Çünkü Washington “İsrail hegemonyasında yeni bir Ortadoğu” inşa etmek istiyor: İsrail’in genişlediği, Ortadoğu’da enerji ve ticaret yolu merkezi olduğu, Arapların İsrail’i tanıdığı ve gücünü kabul ettiği, Kürtlerin İsrail’e müttefik yapıldığı bir Ortadoğu… 

Peki bu hayata geçer mi? 

ABD’de İran yarılması

İran, büyük Atlantik propagandasına rağmen, Irak ya da Suriye olmadığını sahada gösteriyor. Öte yandan dünya ve küresel güç mücadelesinin yönü değişiyor. 

Ve ABD’de bu konuda “iç cephe bütünlüğü” yok: ABD halkının çoğunluğu Ortadoğu’da yeni bir macera istemiyor. ABD Kongresi Trump yönetiminin İran’a karşı savaşa dahil olmaması için yasaklayıcı bir tasarı çıkarıyor. ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard, Trump’ı yalanlayarak “İran’ın nükleer silah üretmediğini” açıklıyor. İran konusunun Trump’a seçim kazandıran MAGA cephesini böldüğü belirtiliyor… 

Türkiye ne yapmalı?

35 yılda Irak, Suriye ve İran… 

İran engeli aşılırsa bu sıranın nasıl takip edeceği ortada. Ankara’nın Irak ve Suriye hatalarını İran’da tekrarlaması, kendi felaketimiz olacaktır.

Türkiye bu gerçeği görerek stratejik pozisyon almalıdır. Tarafsızlık masalı, ABD ve İsrail’e taraf olmaktır fiilen; Türkiye yarını düşünerek bugün komşusu İran’dan taraf olmalıdır. Taraf olarak, İsrail’e dolaylı istihbarat sağlayan Kürecik Radarı ile İncirlik Üssü’ne el konulması bile yeterli olacaktır. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Haziran 2025

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD Şara’yı korumaya aldı

HTŞ lideri Colani’yi Esad’a karşı yıllarca koruyan ABD, şimdi de onu “radikal gruplara” karşı korumaya aldı. Böylece emperyalizm ile terör örgütleri arasındaki çok katmanlı ilişkilere dair ortaya ilginç bir örnek çıktı. Açalım:

Colani’nin terörist kimliği

HTŞ lideri Colani, 27 Kasım 2024’te Türkiye’nin kontrolündeki İdlib’den, yine Türkiye’nin kontrolündeki Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarıyla beraber çıktı ve İsrail hava kuvvetlerinin de dolaylı yardımıyla 8 Aralık’ta Şam’a girip, iktidar oldu. ABD ve Türkiye’nin terör listesinde olan, başına ödül konulan Colani, kravat takıp Ahmet eş-Şara asıl ismiyle Suriye’nin cumhurbaşkanı oldu. 

Peki mesele savaşı kazanan bir teröristin, meşruiyet kazanarak terörist sıfatından düşmesi miydi sadece? Öyle olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Zira ABD’li ve Türk yetkililer, Colani’yle, daha “resmen teröristken” de işbirliği yaptıklarını açıkladılar bu süreçte.

Jeffrey’nin Colani’yle 7 yıllık işbirliği

Örneğin ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, el-Meşhed kanalına yaptığı açıklamada, “Colani ile dolaylı ilişkileri olduğunu, onu Esad hükümetine karşı koruduklarını” açıkladı (Harici, 15.5.2025). 

Peki ne zamandan beri? Jeffrey, “Suriye konusunu devraldığımdan beri” diyor. ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi olan James Jeffrey, 17 Ağustos 2018’de ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olarak atandı. Yani ABD, HTŞ lideri Colani’yle 8 Aralık’tan yaklaşık 7 yıl önce dolaylı ilişkiye geçmişti. (CIA eliyle ilişkinin daha gerilere gitmesi de olası elbette.) Yani ABD, başına para ödülü koyduğu bir terör örgütü liderini, aslında 7 yıldır koruyor ve bir ülkenin yasal hükümetini yıkması için onu el altından destekliyordu!

Ford, Colani’yi siyasete hazırladı 

Bitmedi. ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, İngiltere merkezli bir kurum adına Colani’yi “siyasete kazandırma” göreviyle, onunla üç kez görüştüğünü açıkladı (Cumhuriyet, 20.5.2025). Ford, bu görüşmelerden ilkinin İdlib’de, 2023 yılında olduğunu söyledi (Harici, 20.5.2025). Ford ayrıca, Colani’nin dönüşümünün 2016’da başladığını belirtti. 

Anımsayacaksınız, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da, 8 Aralık’tan sonra bir Fransız kanalına yaptığı açıklamada “HTŞ yıllardır bizimle işbirliği içinde oldu” demişti. 

ABD’nin Colani’den üç beklentisi

Gelelim bugüne… 

ABD kravat takıp “Cumhurbaşkanı Şara” yaptığı Colani’yi, bu kez radikal gruplara karşı korumaya geçiyor. Bunu da ABD’nin şimdiki Suriye Özel Temsilcisi, aynı zamanda ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan Tom Barrack A-Monitor’a açıkladı: “Şara’nın etrafında bir koruma sistemi oluşturmalıyız” (AA, 11.6.2025).

Barrack açık açık “ABD’nin çıkarları Şara’nın çıkarlarıyla örtüşüyor” diyor ve Washington’un ondan üç temel beklentisini açıklıyor. Bunları da “yaptırımların kaldırılması için koşulumuz yok ama beklentimiz var” diyerek açıklıyor: “ Filistinli militanlara karşı daha sert tutum alınması, IŞİD’le mücadele ve Suriye’nin (İsrail’le) İbrahim Anlaşmaları’na katılma yönünde adımlar atması.”

Barrack bu yönde “sessiz bir anlayışla” hareket edildiğini, “Suriye’de 400 kilometrekarelik tampon bölge kontrolü ele geçiren İsrail ile Şam yönetiminin normalleşeceğine dair sinyaller” olduğunu belirtti.

CENTCOM’dan Ankara’nın rolüne övgü

Bu arada Barrack’ın “koşul değil beklenti” demesi ile Cumhur İttifakı’nın PKK’yle müzakeresinin “koşul yok, gerekler var” diye formüle edilmesi arasındaki benzerliğe dikkatinizi çekeyim.

Fakat benzerlik sadece “koşul yok beklenti var” ile sınırlı değil, ”entegrasyon” kavramı da var. Biliyorsunuz, PKK’nin silah bırakması ama karşılığında “siyasete entegrasyonu” deniliyor. İşte bu, Suriye’de de geçerli. 

CENTCOM Komutanı Michael Erik Kurilla açıkladı: “Suriye’nin kuzeydoğusundaki unsurların Suriye yönetimine entegrasyonu için çalışıyoruz. Türkiye bu konuda çok olumlu bir rol oynuyor” (AA, 10.6.2025).

Burada entegrasyon, “devlet yönetimine ortak olma”, “ordu içinde ayrı birim olma” anlamına geliyor tabi…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Haziran 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Barrack’ın özel misyonu

ABD, İsrail ve Türkiye Esad’ı devirmede ve HTŞ’nin Şam’da iktidar olmasında dolaylı ortaklık yaptı. ABD adına James Jeffrey ve Robert Ford’un, İsrail adına Benjamin Netanyahu’nun ve Türkiye adına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları, her üç ülkenin HTŞ’yle işbirliğine ve Colani’yi Esad’a karşı koruma rollerine işaret ediyor.

Esad’ı devirmede ve terör örgütü lideri Colani’yi Ahmet eş-Şara olarak Suriye’ye cumhurbaşkanı yapmaktaki dolaylı ortaklık, elbette Şara’nın izleyeceği politikalarda farklılık gösteriyor. Her üç ülkenin de Kürt meselesi ve “nasıl bir Suriye” konusunda çeliştiği görülüyor.

İşte Trump’ın arkadaşı olan ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın özel misyonu bu çelişmeleri çözmek.

ABD, İsrail ve Türkiye’nin Kürt planları

ABD’nin Suriye’de iki hedefi var: 1) Şara’yı Suriye-İsrail normalleşmesine mecbur etmek. 2) Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Türkiye’ye Kürt özerk bölgesini kabul ettirmek.

İsrail’in Suriye’de iki hedefi var: 1) Suriye’de genişlemek, tampon bölge elde etmek, tampon bölgeyi Dürzi özerk bölgesiyle desteklemek ve bunlar için de Şam’ı belli bir güç seviyesinin altında tutmak. 2) Suriye’de esas olarak bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ama olmadığı takdirde Irak’taki gibi bir Kürt özerk bölgesinin tanınması.

Türkiye’nin Suriye’de iki hedefi var :1) Ankara etkisinde İslamcı bir Suriye rejiminin inşası. 2) Resmi olarak Suriye’nin siyasal birliğini savunmak. Ancak Ankara, Irak deneyiminden hareketle gayriresmi olarak a) kültürel seviyede bir Kürt özerk bölgesini kabul etme, b) Türkiye etkisinde bir Kürt özerk bölgesini tanıma ve c) Kürt bölgesini Türkiye adına himaye etme seçeneklerini el altında tuttuğu izlenimini veriyor.

Barrack’ın Abdi’den istediği

Peki ABD Büyükelçisi Tom Barrack bu çelişmeleri nasıl çözecek? Elbette Barrack’ın asıl amacı ABD’nin çıkarlarını savunmaktır, o nedenle bu çelişmeleri ABD’nin yararına çözmek isteyecektir.

Barrack bu misyonu gereği, Ankara’da işbaşı yapar yapmaz, yeni bir göreve daha atandı: ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği.

Barrack, bu görevinin gereği olarak da öncelikle YPG ve SDG komutanı Mazlum Abdi’yle bir telefon görüşmesi yaptı. (Amberin Zaman, Al Monitor, 30.5.2025). Barrack, Abdi’ye IŞİD’le mücadelede desteklerinin süreceğini söyledi ve “Abdi’yi, Washington’un arabuluculuğunda Türkiye ile yürütülen gerilimi düşürmeye yönelik görüşmelere devam etmesi için teşvik etti” (Al-Monitor’dan aktaran Serbestiyet, 31.5.2025).

ABD’nin arabuluculuğunda normalleşme

ABD’nin arabuluğunda Türkiye ile görüşmelerin nasıl gittiğini de YPG ve SDG komutanı Mazlum Abdi Shams TV’ye şöyle açıkladı: “Türkiye ile 2,5 aydır bir ateşkesimiz var. Geçici ve şartlı bir sükunet sözkonusu. Bunun kalıcı bir ateşkese dönüşmesini umuyoruz. Türkiye ile doğrudan ilişkilerimiz ve doğrudan kanallarımız var, aynı zamanda arabulucular da mevcut. (…) Türkiye ile ateşkesimiz, bu çözüm sürecinin bir ürünüdür. (…) Türkiye’nin çözümünü istediği bazı güvenlik dosyaları var ve biz şu anda bu dosyalar üzerinde çalışıyoruz. Sınır hatları, temas hatları ve diğer dosyalarla ilgili meseleler var. Ayrıca Türkiye, SDG’nin Suriye ordusuyla bütünleşmesi ve diğer dosyalar konusuna da önem veriyor. (…) Erdoğan ile görüşmeye açığız” (Serbestiyet, 31.5.2025).

2.5 aydır bir ateşkesin sürdüğünü zaten sahayı izleyenler doğruluyor. Ayrıca konunun Tom Barrack ve ABD’nin arabuluculuğunda yeni bir boyuta evrildiği de anlaşılıyor: Önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler (Cumhuriyet, 14.4.2025), ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan (AA, 29.5.2025), örgütü Suriye Demokratik Güçleri (SDG) diye telaffuz etmeye başladılar. 

Bunun anlamı açık: PKK’nin Suriye kolu PYD ve onun askeri birimi YPG, Ankara için adım adım Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak normalleşiyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Haziran 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Üçlü ittifakın iki amacı

Açılımın dış boyutunu, Suriye ayağını, Türkiye’yi Kürtlerle genişletme amacını bu köşede bir kaç yazıda etraflıca ele aldık.

Açılımın iç boyutunu, Erdoğan’ın devleti dönüştürme hedefi bağlamında yine bir kaç yazıda tartıştık. Bir kaldıraç olarak açılımla hedeflenen rejime işaret ettik. Açılım ile Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak yeni anayasa arasında bir bağ olduğunu da belirttik.

Bugün her iki boyutu birlikte ele alarak çözümlemeye çalışalım:

Paralel üç süreç

Son altı aylık iç ve dış bazı gelişmeleri kronolojik olarak anımsayalım:

1) HTŞ ve SMO grupları, 27 Kasım 2024’te İdlib’den çıkarak Halep, Hama ve Humus üzerinden 8 Aralık’ta Şam’a girdi ve Esad rejimini yıktı. Bu taarruz hazırlığının ekim ayında başladığı anlaşılıyor.

ABD ve Türkiye’nin, terör örgütü kabul ettiği HTŞ ile aslında bir süredir işbirliği yaptığı, daha sonra muhatapları tarafından açıklandı. ABD’nin Eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, göreve başladığından itibaren HTŞ lideriyle çalıştıklarını, onu Esad yönetimine ve Suriye ordusuna karşı koruduklarını açıkladı. Eski ABD Büyükelçisi Robert Ford, HTŞ lideriyle, onu siyasete hazırlama amacıyla görüştüğünü söyledi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, HTŞ’yle zaten temasta olduklarını belirtti. 

2) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1 Ekim 2024’te, TBMM yasama dönemi açılışında, daha önce Meclis’ten atılmalarını savunduğu DEM Partisi sıralarına giderek, milletvekilleriyle tokalaştı. Bahçeli 22 Ekim’de “Öcalan Meclis’e gelsin, terör örgütünü lağvettini açıklasın” dedi. Öcalan 27 Şubat 2025’te PKK’ye çağrı yaptı. PKK o çağrıya uyarak 5-7 Mayıs 2025’te kongresini topladı. 

Kimi açıklamalardan, bu süreçte “devlet heyeti” ile Öcalan arasında görüşmelerin yapıldığı anlaşılıyor. 

3) CHP Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te terör soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Ardından başka CHP’li belediyelere sıra sıra operasyonlar düzenlendi. Sıra 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na geldi.

CHP’li belediyelere iki temel suçlama yapıldı: a) Yolsuzluk suçlaması (Ancak bu konuda iddianamede hiçbir somut veri yok) b) DEM Partisiyle belediye seçimlerinde yapılan kent uzlaşısı üzerinden terörle işbirliği suçlaması.

İki temel sonuç

Bu gelişmelerin şu iki temel sonucu ortaya çıkardığı görülüyor:

1) HTŞ lideri Ahmet eş-Şara, Suriye Cumhurbaşkanı oldu. Şam yönetimi PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaştı. (Daha önce Ankara PYD/YPG’nin PKK’nin Suriye kolu olduğunu savunuyor, Washington ise “PKK başka PYD/YPG başka” diyordu. Bu sorun ABD-Türkiye ilişkilerini zorlayınca, Washington PYD/YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG’yi kurdurmuştu). HTŞ-SDG anlaşmasından sonra Ankara pozisyonunu güncelledi. Önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan, PYD/YPG yerine SDG demeye başladı.

2) İktidar CHP’yi DEM’le işbirliği üzerinden terörle işbirliği yapmakla suçluyordu, nitekim bu suçlama süren ”belediyeleri silkeleme” operasyonunun da ana suçlaması durumunda. Ama iktidar aynı zamanda DEM’le açılım üzerinden işbirliğine yöneldi.

Yani iktidarın Ahmet Özer’le başlattığı ve İmamoğlu’na uzanan operasyonunun amacı CHP-DEM kent uzlaşısını ortadan kaldırarak, cumhurbaşkanlığı yolunu temizlemekti. İktidar bunu tamamlamak üzere de Bahçeli’nin koçbaşılığında açılımı başlatarak PKK ve DEM ile anayasa-seçim ittifakına yöneldi.

Başkanlığa karşı vatandaşlık tanımı

Erdoğan yeni anayasa için 11 kişilik takımını açıkladı ve AKP-MHP-DEM üçlüsü yeni anayasa cephesi oluşturdu. Amaç yeni anayasa çıkarıp Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açmak, karşılığında vatandaşlık tanımını güncellemek.

Ancak mesele şu: Bu tablodan demokratikleşme çıkar mı? Bu tablodan toplumsal barış çıkar mı? Bu tablodan yoksullar yararına adil bir ekonomik bölüşüm çıkar mı? 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yavuz-İdris’ten Erdoğan-Öcalan’a

Erdoğan-Bahçeli-Öcalan açılımı, bir demokratikleşme hamlesi değildir, hatta amacı doğrudan Kürt meselesi bile değildir. Bu açılımın asıl amacı, “Devletin dönüşümünde kaldıraç: Açılım” başlığı altında kısmen incelediğim gibi, devleti dönüştürmektir.

Devlet, Türk-Kürt-İslam rejimine uygun bir şekilde dönüştürülmek istenmektedir.

Öcalan’ın işaret ettiği ittifak

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK’ye “gelin kongrenizi Malazgirt’te yapın“ çağrısı da, TBMM Başkanı Numan Kurtuluş’un “Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak”a dikkat çekmesi de aynı amacın gereğidir. 

Devleti Türk-Kürt-İslam rejimiyle dönüştürmek isteyenler, köklerini Sünni Yavuz ile Sünni (Şafi) İdris’in Şii Türkmen Şah İsmail’e karşı kurduğu ittifaka dayandırmaktadır. 

Hatta Malazgirt’teki tabloyu da bugünkü ihtiyaçlarına göre yorumlamaktadırlar: Öcalan 1. Açılım günlerinde örneğin “1071’deki (Malazgirt’teki) Türk-Kürt-İslam ittifakı” diyor (İmralı Notları, s.420), örneğin Yavuz-İdris ittifakını “İran hegemonyasına” karşı birliktelik olarak niteliyor (s.318-319).

Misakı Millicilik adı altında

Yavuz-İdris ittifakının güncel versiyonu olarak Erdoğan-Öcalan ittifakı, Türkiye’yi Kürtlerle genişletmeyi savunuyor. Bu tam olarak Yeni-Osmanlıcılıktır.

Nitekim anımsayacaksınız, DEM Partisini’nin İmralı heyetinin kıdemli isimlerinden Ahmet Türk de bunu şu şekilde formüle etmişti: “Irak Kürtleri de Suriye Kürtleri de Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” (Nefes, 1.4.2025).

İktidarın “Lozan’ı hezimet” görmesi ama Misakı Millicilik yapması da bundandır: Türkiye’yi Kürtlerle genişleterek Musul, Kerkük ve Halep’i almak istiyorlar. Bahçeli’nin buralar için plaka dağıtması o nedenledir. 

İktidarın Suriye politikasının esası da budur. Erdoğan 10 Kasım 2017’de, Beştepe’de muhtarlara seslenirken “Kurtuluş Savaşı başlarken ilan edilen Misakı Milliye sahip çıkılamadığından” şikayet etmiş ve “Irak ile Suriye politikalarının hedefinin Misakı Milli olduğunu” belirtmiş, “İdlib’de yapılmakta olan budur, Afrin’de yapılmakta olan budur” demişti. 

Yine Öcalan da Misakı Milli’yi bir Türk-Kürt ittifakı diye niteleyerek güncel politik ihtiyacın argümanı haline getirmişti (s.93).

Yani Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan, Misakı Milli adı altında, Türkiye’yi Kürtlerle genişletip, Musul, Kerkük ve Halep’e uzanarak Yeni-Osmanlı inşa etmek istemektedirler. İşte Açılımla da bunu uygun bir Türk-Kürt-İslam rejimi oluşturup, devleti dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

Projenin asıl sahibi

Bakınız bugünkü Misakı Millicilik, ne Türkiyeciliktir, ne de Türk ile Kürt’ün yararını gözetmektedir. Bugünkü Misakı Millicilik Yeni-Osmanlıcılıktır ve daha vahimi ABD emperyalizminin bölge planlamasının içindedir.

“Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” planının asıl sahibi Paul Henze’dir, Graham Fuller’dir, CIA’dır, Pentagon’dur, ABD’dir. “Kemalizm bitti” diyen, “Ilımlı İslami Yeni Türkiye Cumhuriyeti” hedefi koyan, “Türkiye’yi Kürtlerle genişletin” diyen onlardır. 

Graham Fuller’in 1999’da “Kuzey Irak’ı alın, Musul Kerkük sizin olsun” demesi de, Büyükelçi Robert Pearson’un 2003’te “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olarak düşünülmeli” demesi de, David Philips’in 2007’deki “PKK’nin silahsızlandırılması, dağdan indirilmesi ve entegrasyonu” raporu da, bugün Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’ın dile getirdiği tezlerin asıl kaynağıdır.

ABD bugün Suriye’de PYD devletine o nedenle sponsordur, ABD bugün Irak’ta Barzani devletiyle 110 milyar dolarlık enerji işbirliğini o nedenle yapmaktadır. Ve ABD emperyalizminin planlarından Türk’e ve Kürt’e fayda ummak ise eşyanın tabiatına aykırıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
22 Mayıs 2025

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın