Mehmet Ali Güller
This user hasn't shared any biographical information
Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com
Üçlü ittifakın iki amacı
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 31/05/2025
Açılımın dış boyutunu, Suriye ayağını, Türkiye’yi Kürtlerle genişletme amacını bu köşede bir kaç yazıda etraflıca ele aldık.
Açılımın iç boyutunu, Erdoğan’ın devleti dönüştürme hedefi bağlamında yine bir kaç yazıda tartıştık. Bir kaldıraç olarak açılımla hedeflenen rejime işaret ettik. Açılım ile Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak yeni anayasa arasında bir bağ olduğunu da belirttik.
Bugün her iki boyutu birlikte ele alarak çözümlemeye çalışalım:
Paralel üç süreç
Son altı aylık iç ve dış bazı gelişmeleri kronolojik olarak anımsayalım:
1) HTŞ ve SMO grupları, 27 Kasım 2024’te İdlib’den çıkarak Halep, Hama ve Humus üzerinden 8 Aralık’ta Şam’a girdi ve Esad rejimini yıktı. Bu taarruz hazırlığının ekim ayında başladığı anlaşılıyor.
ABD ve Türkiye’nin, terör örgütü kabul ettiği HTŞ ile aslında bir süredir işbirliği yaptığı, daha sonra muhatapları tarafından açıklandı. ABD’nin Eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, göreve başladığından itibaren HTŞ lideriyle çalıştıklarını, onu Esad yönetimine ve Suriye ordusuna karşı koruduklarını açıkladı. Eski ABD Büyükelçisi Robert Ford, HTŞ lideriyle, onu siyasete hazırlama amacıyla görüştüğünü söyledi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, HTŞ’yle zaten temasta olduklarını belirtti.
2) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1 Ekim 2024’te, TBMM yasama dönemi açılışında, daha önce Meclis’ten atılmalarını savunduğu DEM Partisi sıralarına giderek, milletvekilleriyle tokalaştı. Bahçeli 22 Ekim’de “Öcalan Meclis’e gelsin, terör örgütünü lağvettini açıklasın” dedi. Öcalan 27 Şubat 2025’te PKK’ye çağrı yaptı. PKK o çağrıya uyarak 5-7 Mayıs 2025’te kongresini topladı.
Kimi açıklamalardan, bu süreçte “devlet heyeti” ile Öcalan arasında görüşmelerin yapıldığı anlaşılıyor.
3) CHP Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te terör soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Ardından başka CHP’li belediyelere sıra sıra operasyonlar düzenlendi. Sıra 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na geldi.
CHP’li belediyelere iki temel suçlama yapıldı: a) Yolsuzluk suçlaması (Ancak bu konuda iddianamede hiçbir somut veri yok) b) DEM Partisiyle belediye seçimlerinde yapılan kent uzlaşısı üzerinden terörle işbirliği suçlaması.
İki temel sonuç
Bu gelişmelerin şu iki temel sonucu ortaya çıkardığı görülüyor:
1) HTŞ lideri Ahmet eş-Şara, Suriye Cumhurbaşkanı oldu. Şam yönetimi PKK’nin Suriye kolu PYD/YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaştı. (Daha önce Ankara PYD/YPG’nin PKK’nin Suriye kolu olduğunu savunuyor, Washington ise “PKK başka PYD/YPG başka” diyordu. Bu sorun ABD-Türkiye ilişkilerini zorlayınca, Washington PYD/YPG’nin omurgasını oluşturduğu SDG’yi kurdurmuştu). HTŞ-SDG anlaşmasından sonra Ankara pozisyonunu güncelledi. Önce Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan, PYD/YPG yerine SDG demeye başladı.
2) İktidar CHP’yi DEM’le işbirliği üzerinden terörle işbirliği yapmakla suçluyordu, nitekim bu suçlama süren ”belediyeleri silkeleme” operasyonunun da ana suçlaması durumunda. Ama iktidar aynı zamanda DEM’le açılım üzerinden işbirliğine yöneldi.
Yani iktidarın Ahmet Özer’le başlattığı ve İmamoğlu’na uzanan operasyonunun amacı CHP-DEM kent uzlaşısını ortadan kaldırarak, cumhurbaşkanlığı yolunu temizlemekti. İktidar bunu tamamlamak üzere de Bahçeli’nin koçbaşılığında açılımı başlatarak PKK ve DEM ile anayasa-seçim ittifakına yöneldi.
Başkanlığa karşı vatandaşlık tanımı
Erdoğan yeni anayasa için 11 kişilik takımını açıkladı ve AKP-MHP-DEM üçlüsü yeni anayasa cephesi oluşturdu. Amaç yeni anayasa çıkarıp Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açmak, karşılığında vatandaşlık tanımını güncellemek.
Ancak mesele şu: Bu tablodan demokratikleşme çıkar mı? Bu tablodan toplumsal barış çıkar mı? Bu tablodan yoksullar yararına adil bir ekonomik bölüşüm çıkar mı?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mayıs 2025
Hangi güvenlik mimarisi?
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/05/2025
Bu köşede zaman zaman “güvenlik mimarisi” konusunu ele alıyoruz. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası bu konu, Türkiye açısından da kritik hale geldi.
Konu AB’nin de gündeminde. Şu anda Rusya’ya karşı bir “Avrupa güvenlik mimarisi” inşa etmeyi planlıyorlar. Dahası, Türkiye’yi de Avrupa’nın savunmasına katkı sağlayacak bir ülke olarak sisteme entegre etmek istiyorlar. İktidar da “Avrupa’nın güvenliği Türkiye’siz sağlanamaz” diyerek sistemde yer alma niyetini ortaya koymuş durumda.
Bunun Türkiye-Rusya ilişkileri açısından sakıncalarını daha önce tartışmıştık.
ABD de Moskova’daki forumda
Konu, Rusya’nın ev sahipliğindeki bir forumda, şu anda etraflı bir şekilde ele alınıyor. Moskova’da iki gün önce başlayan ve bugün tamamlanacak 13. Uluslararası Güvenlik Konularından Sorumlu Yüksek Temsilciler Toplantısına, BRICS, ŞİÖ, ASEAN, BDT, Arap Ligi, Afrika Birliği, KGAÖ ve diğer uluslararası örgütlere üye 105 ülkeden 129 temsilci katılıyor.
Hatta ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nin Siyasi ve Ekonomik İşler Danışmanı Eric Jordan ve İkinci Katip Jeremy Ventuzo’dan oluşan bir ABD heyeti de forumda yer alıyor (Harici, 28.5.2025).
Putin: Eşit ve bölünmez olmalı
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, foruma mesajında, Moskova’nın yeni güvenlik mimarisine nasıl baktığını şöyle açıkladı: “Yeni güvenlik mimarisinin eşit ve bölünmez olması gerektiğine inanıyoruz. Yani tüm ülkeler kendi güvenlikleri için sağlam garantiler almalı, ancak bu diğer ülkelerin güvenliği ve çıkarları pahasına olmamalı” (Sputnik, 28.5.2025)
Putin, Avrasya coğrafyasında Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrasya Ekonomik Birliği, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği gibi çeşitli örgüt ve platformları, yeni güvenlik mimarisinin temeli olarak gördüklerini belirtti.
’AB askeri bloğa dönüştü’
Toplantının katılımcılarından Rusya Güvenlik Konseyi üyesi Aleksandr Yakovenko, yöneticiliğini yaptığı ”Dünyanın Dönüşümü: Rusya’dan Bakış” başlıklı oturumda iki temel soruna işaret etti:
1) NATO, bugün itibariyle Kuzey ve Doğu Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamını bünyesine kattı.
2) Rusya ile çatışmada Kiev rejimini destekleyen AB, bir askeri bloğa dönüştü (Sputnik, 27.5.2025).
Yakovenko, bu nedenle Rusya için bir Avrupa güvenlik mimarisinin söz konusu olmadığını, yeni bir Avrasya güvenlik mimarisinin yaratılması gerektiğini belirtti.
Rusya’nın temel hedefi
Rusya Güvenlik Konseyi üyesi Aleksandr Yakovenko, Rusya açısından en önemli hedefin militarizasyonu önlemek olduğunu, Avrasya sahasını adım adım militarize etmeye çalışan NATO ülkelerinin politikalarından kaynaklı çeşitli tehditleri azaltmak olduğunu kaydetti.
Peki önerilen sistemin maddi zemini ne? Yakovenko bunu şöyle açıklıyor: “Avrasya güvenlik sistemine üye devletler arasındaki saldırmazlık anlaşmaları, Avrasya güvenliğinin maddi temeli olabilir.”
Yakovenko, sistemin kimlere açık olabileceğini de şöyle açıkladı: “Bu sürece kimler katılabilir? Avrasya güvenliğinin, Batı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere, Avrasya toplumunun karşı karşıya kalacağı hedef ve amaçları paylaşmaları koşuluyla tüm devletlere açık olması gerektiği gerçeğinden hareket ediyoruz.”
Türkiye ne yapmalı?
Rusya Güvenlik Konseyi üyesi Aleksandr Yakovenko’nun “AB askeri bloğa dönüştü” tespiti önemli. Zira bu durum ülkemizi etkiliyor.
Askeri bloğa dönüşen AB, şimdi Türkiye gibi AB üyesi olmayan NATO ülkelerini de dahil ederek, bir Avrupa güvenlik mimarisi oluşturmaya çalışıyor. Brüksel, sistemi “Rus tehdidine” göre şekillendiriyor. Yani tersinden Avrupa güvenlik mimarisinin esas hedefi Rusya oluyor.
Ülkemiz açısından asıl mesele de işte bu: Rusya’yı hedef alan bir güvenlik mimarisinde yer almanın Türkiye’ye yararı yok ama zararı çok. Türkiye, 30 yıldır kapısında bekletildiği AB’ye bir gün üye olabilmek hayaliyle Avrupa güvenlik mimarisine jandarma olmayı kabul etmek yerine, Avrasya (Asya+Avrupa) güvenlik mimarisini savunmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Mayıs 2025
Emperyalizmin iki karakolu
Posted in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/05/2025
Emperyalizmin siyasi sözcüleri bazen öyle net konuşurlar ki, bir kitapta anlatacağınız konu, çırıl çıplak ortaya seriliverir.
İngiliz Muhafazakar Parti lideri Kemi Badenoch’un sözleri de öyle oldu. Badenoch, Hamas tartışmalarına değindiği konuşmasında aynen şöyle dedi: “Tıpkı Ukrayna‘nın Batı adına Rusya’yla savaşması gibi İsrail de İngiltere adına savaşıyor” (Odatv, 25 Mayıs 2025).
İngiltere’nin ileri karakolu olarak Ukrayna
Bir grup gazeteci olarak birlikte yazdığımız Ukrayna: Tarih Yapan Savaş (Kırmızı Kedi, 2022) kitabında işte tam olarak bunu anlatmaya çalıştık: Öyle iddia edildiği ve medyada işlendiği gibi diktatör bir Rus liderin komşusuna sebepsiz saldırısı değildi bu, ABD’nin NATO’yu genişletme planının artık Moskova’ya dayanmasıydı, emperyalizmin stratejistlerinin ifadeleriyle Rusları Asya içlerine doğru çekilmeye mecbur etme stratejisiydi. Putin, Rusya’yı kuşatan bu çevrelemeye karşı, zorunlu bir “yarma harekatı” yapmıştı. Öncesinde Batı’ya ortak güvenlik mimarisi ve güvenlik garantileri anlaşması gibi seçenekleri sunmuş ama yanıtsız kalmıştı.
Bu gerçek, kimi sol kesimlerde bile anlaşılmadı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya’nın kapitalist modelde örgütlenmesinden hareketle, bu ülkeyi emperyalist ilan ederek, olayı Batı’nın penceresinden bile okuyanlar oldu.
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch, gerçeği çırılçıplak ortaya koyuyor, “Ukrayna, bizim adımıza Rusya’yla savaşıyor” diyor. Böylece Ukrayna’nın Atlantik cephesinin Rusya’ya karşı “ileri karakolu” olduğunu belirtmiş oluyor.
İsrail karakol ülke olarak tasarlandı
İngiliz lider, aynı şekilde İsrail’in de İngiltere adına savaştığını belirtiyor.
Evet, İsrail önce İngiliz emperyalizminin, ardından da ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki ileri karakolluğunu yaptı. Bu ülke, en başından itibaren, emperyalizmin Ortadoğu’daki çıkarları için tasarlandı.
İsrail’in “kurucu babası” Theodor Herzl, daha yola çıkarken Yahudi devletinin misyonunu “ileri karakol” olarak ilan etmişti. Ünlü Der Judenstaat (Yahudi Devleti) kitabında aynen şöyle diyordu: “Avrupa için biz, orada (Filistin) Asya’ya karşı korunma duvarının bir parçası, barbarlığa karşı uygarlığın ileri karakolu olabiliriz.” (Walter Hollstein, Filistin Sorunu, Yücel Yayınları, 1975, s. 69)
İşte İngiliz Muhafazakar Parti lideri Badenoch tam olarak Herzl’i doğrulamış oldu. İsrail, emperyalizm adına, Batı adına, sözde uygarlık adına barbar gördükleri Asya’ya karşı bir ileri karakoldur.
ABD için İsrail’in anlamı
Önceki ABD başkanı Joe Biden’ın sözleri de gerçeği çırılçıplak ortaya koyan türdendi.
Başkanlığı sırasında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’de Filistinli soykırımına tam destek veren Biden, Senatörken 1986’da aynen şöyle demişti:
“Eğer İsrail olmasaydı, ABD bölgede kendi çıkarlarını korumak için bir İsrail yaratmak zorunda kalacaktı. Tekrar söylüyorum, ABD, bölgede bir İsrail üretmek zorunda kalacaktı!”
Evet, Ortadoğu’yu İngilizlerden devraldıktan sonra ABD, ileri karakolu olan İsrail üzerinden bölgedeki çıkarlarını geliştirmeye çalıştı hep…
Emperyalist gözlükten görünen
Görüleceği üzere Ukrayna Doğu Avrupa’da Ruslara karşı, İsrail Ortadoğu’da Asya’ya karşı Atlantik cephesinin, ABD’nin, İngiltere’nin “ileri karakolu” durumundadır.
Batı, Ukrayna ve İsrail’e kendi adlarına rakipleriyle çarpışarak onları zayıflatsın, kendi çıkarlarını uygulayacakları alan açsın diye yatırım yapıyor.
Bu olguyu atlayarak yapılacak analizler, hem gerçeği ıskalar hem siyaseten yanlış pozisyon alınmasını sağlar ama hem de ABD-İngiltere gözlüğüyle Rusya ve İran karşılığına yol açar.
Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
27 Mayıs 2025
ABD’nin hakimiyet dönemi bitti
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/05/2025
ABD Başkanı Donald Trump, West Point Askeri Akademisi’nde önemli bir konuşma yaptı. Trump, “ABD’nin başka ülkelere silah gücüyle ‘demokrasi yerleştirme‘ politikasına son verdiğini” açıkladı: “Askerlerimiz kendi ülkemizle hiçbir bağlantısı olmayan ülkelere gönderildi. Orada devlet inşası ile uğraşmak zorunda bırakıldılar. Ama şimdi bunların hepsi geride kaldı, artık o tür hataları tekrarlamayacağız.”
Trump, ABD ordusunun bu şekilde birkaç yanlış savaşa itildiğini, bunun da hem ABD’ye büyük maddi kayıpları getirdiğini, hem de çok sayıda insan hayatına mal olduğunu belirtti.
Trump, ABD ordusunun görevinin silah zoruyla devlet kurmak olmadığını, ülkenin güvenliğini sağlamak olduğunu belirtti. ABD Başkanı Trump, bu kararıyla ABD ordusunun uluslararası arenada yeniden saygı ve prestij kazanacağını kaydetti.
Vance’in dile getirdiği gerçek
Peki Trump bu kararı gerçekten de o politikayı yanlış bulduğu için mi, başka ülkelere demokrasi götürmeyi ahlaki saymadığı için mi aldı? Yoksa ABD’nin bu tür operasyonlara artık gücünün yetmediğini gördüğü için mi aldı?
Yardımcısının aynı gün yaptığı bir başka konuşma, aslında bu soruya yanıt veriyor.
ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, “ABD’nin tartışmasız hakimiyet döneminin bittiğini” açıkladı. ABD Deniz Harp Okulunun mezuniyet töreninde konuşan Vance, “Bu nedenle artık ucu açık çatışmalara girmeyeceklerini” söyledi.
ABD Başkan Yardımcısı Vance, “çatışmalardan artık bir bedel ödemeden çıkmayı varsayamacaklarını”, bu nedenle “savunma alanında teknolojik atılım yapmak zorunda olduklarını” belirtti.
Amerikan hegemonyasının sonu
Vance’in sözleri, uzunca bir süredir anlatmaya çalıştığım, 2018’de de Amerikan Hegemonyasının Sonu ismiyle bir kitapla işaret ettiğim yakın gelecek, işte geldi…
ABD artık dünyanın “efendisi” değil. Öyle Irak’taki gibi dünyaya “ya bendensiniz, ya düşmanımsınız” diyebilme lüksü yok. Tersine ABD küresel liderliğinin erozyona uğradığı gerçeğini kabul ederek, ona göre yeniden konumlanıyor. Trump’ın Atlantik dünyasında şaşkınlık uyandıran bazı politikalarının esas nedeni de bu.
ABD hegemonyasının zayıflaması, çok kutuplu dünya inşasını kolaylaştırıyor; çok kutuplu dünya inşası da ABD hegemonyasının zayıflamasını hızlandırıyor.
Ve ABD hegemonyasının zayıflaması, Atlantik dışı dünya ülkelerine yarıyor. Bu gerçeği gören ülkeler, işte bu yeni duruma göre pozisyon alıyorlar.
Devrimci cumhuriyet
Türkiye de bu gerçeğe göre konumlanmalıdır. Türkiye’nin çok taraflı politika izleme şansı bugün düne göre daha fazladır, yarın bugüne göre çok daha fazla olacaktır.
Bu durum, Türk siyasetine de yansıyacak: Yarın BOP eşbaşkanlarının, Atlantikçilerin, NATO’cuların, Amerikancıların, katıksız Batıcıların, neoliberalizme bağlananların değil; bağımsızlıkçıların, antiemperyalistlerin, kamucularındır…
Tansu Çiller’in ifadesiyle “son sosyalist devleti yıktık” diyerep kutladıkları, Abdullah Gül’ün ifadesiyle “devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor” dedikleri, kısacası Menderes’ten Demirel-Özal’a, Çiller’den Erdoğan’a, elbirliğiyle Atlantik’te batırdıkları cumhuriyetimizi yarın “devrimci bir cumhuriyet” olarak yeniden kurmanın arifesindeyiz aslında bugünlerde…
Cumhuriyetçiler, işte bu bilinçle dün “Cumhuriyetçiler Kurultayı”nı yaptılar Ankara’da. Şimdi sıra bunu bir kuvvete dönüştürmekte…
Adım adım…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Mayıs 2025
Açılım anayasası
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/05/2025
Erdoğan’ın Macaristan dönüşü sırasında, uçakta gazetecilere “Benim tekrar seçilme veya tekrar aday olma gibi bir derdim yok” demesi, en çok MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi endişelendirdi.
Kuşkusuz bu endişenin kaynağı, Bahçeli’nin siyaseten Erdoğan’a mahkum olmasıdır. Çünkü Cumhur İttifakı’nın olmadığı şartlarda, MHP daha da eriyecek ve TBMM dışı kalacaktır.
Bahçeli’nin uyarısı
Bahçeli, Erdoğan’ın o sözlerinin ardından bir basın açıklaması yaptı. Açıklama, “Erdoğan’ın yolundan caymaya hakkı yoktur” mesajıyla bir çağrı niteliği taşıyor ama satır aralarındaki bazı ifadeler nedeniyle aynı zamanda uyarı gibi de okunabilir.
Zira Bahçeli’nin “Derdi vatan ve millet olan bir Cumhurbaşkanının yolundan caymaya hakkı yoktur” sözü, tersinden, aday olmadığı durumda Erdoğan’ı “vatan ve millet karşıtlığına” pozisyonlamaktadır.
Yine Bahçeli’nin “Tarihi geriye sarmak akıl dışılıktır”, “Tarihin gerisine düşmek izmihlalle (yok olup bitme) eşdeğerdir” şeklindeki sözleri de dikkat çekicidir ve asıl önemlisi “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurum ve kurallarıyla kökleşmesi hususunda elbirliğiyle yapacağımız pek çok şey olduğu her türlü izahtan varestedir” demesidir…
Erdoğan’ın derdi
Erdoğan’ın “tekrar seçilme veya tekrar aday olma gibi bir derdim yok” demesi, elbette inandırıcı değil. Sorulara önünde yazılı bir kağıt olmadan verilen cevaplar sırasında, muhtemelen, cümlenin önündeki hedefi kuvvetlendirmek amaçlı bir söz bu…
Çünkü Erdoğan bu sözün hemen öncesinde, “Yeni anayasayı kendimiz için değil, ülkemiz için istiyoruz” demektedir ve “kendisi için istemediği” iddiasına inandırıcılık kazanadırabilmek için de arkasından “tekrar seçilme veya tekrar aday olma gibi bir derdim yok” demiştir.
Erdoğan’ın tekrar aday olabilmek ve tekrar seçilebilmek diye bir derdi vardır ve o dert, bu kez gerçekten büyük bir derttir.
Türkiye’nin yeni anayasaya ihtiyacı var mı?
Asıl mesele de şudur: Türkiye’nin gerçekten yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Yoksa asıl ihtiyaç, anayasaya uyan bir iktidar mıdır?
Unutulmamalı: AKP, 82 Anayasasının zaten dörtte üçünü değiştirmiş durumda. Üstelik, en önemli değişim, bir ihtiyaçtan değil, Erdoğan’a meşruiyet kazandırma gereğinden doğmuştur. Anımsayın, Bahçeli açıkça “madem Erdoğan anayasaya uymuyor, o zaman anayasayı Erdoğan’a uyduralım” diyerek o değişikliğin yolunu açmıştı.
Ama Erdoğan bir süre sonra kendisine uydurulan anayasaya da uymadı. Hatta iktidar, Anayasa Mahkemesinin kararlarını bile tanımayan, uygulamayan bir konumdadır.
Kısacası, Erdoğan’a en uygun anayasa bile, bir süre sonra Erdoğan’a uymayacaktır. Çünkü kurallarla, yasalarla, anayasayla sınırlanmayı kabullenemeyen bir yönetim tarzı var Erdoğan’ın. O nedenle de Türkiye’yi uzunca bir süredir, daha çok kararnamelerle yönetmektedir.
Yeni devlete yasallık kazandırma amacı
İktidarın bugün yeni bir anayasayı savunmasının önemli nedenlerinden biri, PKK’yle yaptıkları açılıma meşruiyet kazandırmak içindir.
Açılımı devleti dönüştürmükte kaldıraç olarak kullanmakta, dönüşecek yeni devleti yasallaştırmak için de yeni anayasa yapmaya çalışmaktadırlar.
Kısacası, AKP-MHP-PKK’nin Türk-Kürt-İslam rejimine uygun bir yeni anayasadır istedikleri…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Mayıs 2025
Dün Colani’yi ekenler, bugün biçiyor
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/05/2025
Suriye’de bugün çeşitli aktörlerin güç mücadelesine dönüşen iki temel mesele var:
1) Suriye’nin İsrail’le anlaşması konusu.
2) Suriye’nin kuzeydoğusundaki PYD bölgesinin geleceği konusu.
ABD’nin Suriye’ye yaptırımları kaldırıp kaldırmayacağından Ankara’nın PKK ile yürüttüğü “silah bırakma” sürecine kadar pek çok mesele, bu iki konunun geleceğini belirleyecek nitelikte.
Azerbaycan’daki İsrail-Suriye görüşmesi
ABD için iki konu da kritik önemde ve ikisi de birbirini etkileyecek nitelikte. Washington yönetimi o nedenle, HTŞ lideri ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet el Şara’yı yaptırım kartı ile sıkıştırıyor bir süredir.
Sunduğu şartlara bakılırsa, Beyaz Saray’ın yeni önceliği, Suriye’nin İsrail’le normalleşmesi. ABD Başkanı Donald Trump bu amaçla Suudi Arabistan ziyareti sırasında Şara ile görüştü ve Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı dörtlü zirvede masaya şartlarını koydu. ABD’nin beş şartından biri yaptırımların kaldırılması karşılığında Suriye’nin Abraham Anlaşmasını imzalayarak İsrail’i tanıması. Hatta Trump görüşmenin ardından “Kendisine (Şara’ya) anlaşmaya katılmasını önerdim, o da kabul etti” dedi.
Nitekim Trump’ın “Suriye’ye yaptırımları kaldırdık” açıklamasını, Azerbaycan’da yapıldığı belirtilen “İsrail-Suriye görüşmesi” haberi izledi. Şara da “arabulucular aracılığıyla” İsrail ile görüştüklerini kabul etti zaten. İsrail medyasına göre ise İsrail Ordusu Harekat Dairesi Başkanı Tümg. Oded Basyuk’un Suriye yönetiminden temsilcilerle Azerbaycan’da yaptığı görüşmede, Türk yetkililerde de yer aldı!
ABD ve Türkiye’nin Colani’yle ilişkisi
Şara‘nın, yani HTŞ terör örgütü lideri Colani’nin, dünyayı şaşırtacak şekilde kendisini 8 Aralık 2024’te Şam’da cumhurbaşkanı olarak bulmasının, bugün yürüyen politikaların ön hazırlığı olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.
Belli ki hem Ankara hem de Washington, terör örgütü lideri olarak başına ödül koydukları zamanlarda bile Colani’ye bugünler için yatırım yapmışlar. Kimin daha çok yatırım yaptığı ve kimin Colani üzerinde daha çok etkisi, gücü, kozu olduğu kritik mesele elbette.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Colani’yle 8 Aralık’tan önce de temaslarının olduğunu belirtmiş, hatta bir Fransız kanalına yaptığı açıklamada “HTŞ yıllardır bizimle işbirliği içinde oldu” demişti. Benzer şekilde ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de ”görevi devraldığından beri Colani’yle dolaylı ilişki yürüttüklerini, onu Esad yönetiminden koruduklarını” açıkladı.
ABD-İsrail-Türkiye üçgenindeki gelişmeler
Bu ilişki ağı hem terör örgütü HTŞ’nin 8 Aralık’ta Esad’ı devirerek nasıl cumhurbaşkanı olduğunu, hem de Esad’ın yıllardır direndiği Atlantik taleplerinin nasıl sıra sıra yerine getirildiğini açıklıyor.
O süreçte de söyledik: Türkiye, HTŞ’nin Esad’ı devirmesinde İsrail’le dolaylı ortaklık yapmış oldu. Zira İsrail ordusu, HTŞ’nin Şam’a ilerlemesini kolaylaştırmak için yolu üstündeki Suriye ordusu mevzilerini hava saldırılarıyla temizledi sürekli. Nitekim bunu sonradan İsrail Başbakanı Netanyahu da açıkladı.
Böylece ABD, İsrail, Türkiye üçgeninde, başta belirttiğimiz iki temel konu düzleminde önemli gelişmeler başlamış oldu:
1) Suriye İsrail’le Azerbaycan’da görüşmelere başladı. Görüşmelerde Türkiye de yer alıyor. ABD İsrail’le Abraham Anlaşması imzalaması karşılığında Suriye’ye yaptırımları kaldırıyor.
2) Şam yönetimi PYD/YPG/SDG ile anlaştı. Ankara’yla yeniden Açılım başlatan PKK, bu isimle mücadeleyi bırakıp, silahlarıyla Irak’tan Suriye’ye geçiyor. Bugüne kadar PYD’yi PKK’nin Suriye kolu sayan Ankara, bu tutumundan geri adım atıyor; örneğin Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler PYD/YPG yerine, artık SDG ismini telaffuz ediyor.
Sorun şu ki aslında olanlar, ABD ve İsrail’e daha çok yarıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Mayıs 2025
Tahsilatçı Trump
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/05/2025
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) kapsayan Ortadoğu turu, esas olarak bir haraç tahsilat etme faaliyetiydi…
Trump Körfez ülkelerine fiilen “ABD bir sistem kurdu, bu sistemden yararlanmak isteyen haracını öder” dedi ve parayı topladı. Bunu da açık açık “trilyonlarca dolar yatırım topladım” diyerek kutladı.
Trump üç Körfez ülkesine ABD silahları sattı, savaş ve yolcu uçakları sattı ve enerjiden yüksek teknolojiye çeşitli alanlarda Körfez sermayesini yatırım olarak aldı. Haracın miktarının, ileriye dönük anlaşmalarla birlikte 3.2 trilyon dolar olduğu belirtiliyor. Trump, başkanlığı boyunca bunu diğer ülkelerde de uygulayıp 10 trilyon dolar kazanacağını söylüyor.
ABD’nin ve Körfez’in amaçları
ABD’nin Körfez’de haraç tahsilatı yapmasının esas nedeni, Körfez’in Çin’le artan ilişkilerini frenlemek. Washington, şu üç nedenle Çin-Körfez ilişkilerinden rahatsız:
1) ABD, 3 trilyon dolarlık Körfez bölgesi yatırım potansiyelinin son yıllarda enerji başta çeşitli alanlarda Çin’e kaymasından rahatsız.
2) ABD, Çin’in bölge ile savunma anlaşmaları yapmasından rahatsız.
3) ABD, Suudi-İran barışını sağlayan Çin’in bölgedeki diplomatik gücünden rahatsız.
Peki, Çin ile ABD’yi rahatsız edecek denli ilişkiler geliştirmiş olan Körfez ülkeleri neden haraç ödedi?
1) Trump’a haraç ödeyerek güvenlik satın aldılar (Katar’daki ABD askeri varlığı, Suudi Arabistan’ın bölgede İran’ı dengeleyecek silahlara kavuşması, İsrail’i dengeleme vb.)
2) Çok taraflı politika uygulayabilmeyi, yani Çin ve Rusya’yla da iyi ilişkileri sürdürebilmeyi satın aldılar.
3) ABD’nin örneğin Katar’a yönelttiği “teröre destek veren ülke” suçlamasını kaldırdılar, Suudi Arabistan’ın cinayetlerinin “kan parasını” ödediler vb.
Miran’ın beş yötemi
ABD’nin bu “açık haraç toplama” durumu bir güce işaret etse de, temelde zıttı olarak, ABD’nin hegemonya ve liderlik erozyonuyla ilgilidir.
ABD, bu gerilemeyi frenleyebilmek için gümrük duvarlarını yükselterek, mevcut gücü üzerinden dünyayı haraca bağlamaya çalışmaktadır. (ABD’nin gümrük duvarlarını yükseltmesi, elbette ulusal devletlerin emperyalist küreselleşmeye karşı ulusal ekonomisini koruma amaçlı gümrük duvarı yükseltmesinden farklıdır.)
Nitekim Trump’ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi Başkanı Stephen Miran, bu modern haraç yönteminin teorisini yapmaktadır. Miran açık açık “ABD’nin jeopolitik ve finans şemsiyesinden yararlananların, ABD imparatorluğunun sürmesi için adil paylarını ödemeleri gerektiğini” savunuyor. Miran ülkelerin ABD’ye şu beş çeşit yöntemle ödeme yapabileceklerini belirtiyor:
1) “Ülkeler, misilleme yapmadan, ABD’ye yaptıkları ihracatta tarifeleri kabul etmelidir.”
2) “Ülkeler, daha fazla ABD yapımı ürün satın almalıdır.”
3) “Ülkeler, ABD’den savunma harcamalarını ve tedariklerini artırmalıdır.”
4) “Ülkeler, ABD’ye yatırım yapmalı ve fabrikalar kurmalıdırlar.”
5) “Ülkeler, küresel kamu mallarını finanse etmemize yardımcı olmalıdırlar.”
ABD Çin karşısında geri adım attı
Modern Deli Dumrul olarak tahsilatçı Trump’ın izlediği bu beş Miran yöntemi, Körfez’de çalışabilir ama Çin’de çalışmadı.
Trump’ın Çin ürünlerine artırdığı gümrük vergisi karşısında Çin ne AB ve Japonya gibi müzakere aradı ne de Körfez ülkeleri gibi haraç ödedi. ABD’ye misillemeyle yanıt verdi. ABD gümrük tarifesini artırdığı oranda Çin de artırdı. Böylece kısa zamanda karşılıklı yüzde 115 gümrük vergisi artırmış oldular.
Sonuç? Çin’in ihracatı etkilenmedi, tersine Nisan’da yüzde 8 arttı ama ABD’de raflar boşaldı. Böyle olunca da ABD Çin’le masaya oturmak zorunda kaldı. Cenevre’de müzakere eden iki ülke, 90 gün boyunca karşılık yüzde 115 gümrük vergisi düşürmeye karar verdi. Yani Trump artırdığı gümrük oranlarını geri aldı. Böylece tahsilatçı, Çin mahallesine girememiş oldu.
Bu durum, sürecin gelecekte nereye evrileceğine işaret ediyor: Körfez’in haraç vermesi geçicidir ama, Çin’in tutumu önümüzü görmemizi sağlayacak nitelikte kalıcı ve belirleyicidir. Çin’in ABD’yi geriletmesi, Çin ile yoğun ticari ilişkileri olan Afrika ve Latin Amerika ekonomilerine de yarar sağladı.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Mayıs 2025
PKK Kongresinde ABD’nin rolü
Posted in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 15/05/2025
PKK Kongresinin üç temel mesajı var:
1) Kararlara göre “PKK adıyla yürütülen çalışmalar sonlandırıldı” ama “Apocu hareket” farklı şekillerde sürecek. Bunu karar metninde bazen “demokratik siyaset yöntemi”, bazen de “öz savunma örgütlülüğü” diye tarif ediyorlar. Yani PKK aslında ortadan kalkmıyor, kimlik ve şekil değiştiriyor.
2) PKK, sorunun kaynağının “Lozan ve 1924 Anayasası” olduğunu ileri sürerek, çözümü de “Lozan ve 1924 Anayasasının öncesine dönmek” şeklinde koyuyor. PKK böylece doğrudan Cumhuriyeti ve ulusal devleti hedef alıyor. Üstelik bir kaç kez Türkiye’yi “soykırım”la suçlayarak!
3) PKK, kararların uygulanabilmesinin şartlarını da açıklıyor: “Öcalan’ın süreci yönlendirmesi, demokratik siyaset hakkının tanınması ve sağlam bütünlüklü bir hukuki güvence!”
Erdoğan ve Bahçeli rahatsız değil
Türkiye’yi ayağa kaldıran bu mesajlar, suçlamalar, iddialar bildirinin muhataplarını hiç rahatsız etmedi! Tersine, Cumhurbaşkanı Erdoğan da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de bildiriyle ilgili memnuniyet açıkladılar. Hatta Erdoğan, “yeni bir safhaya” geçildiğini müjdeledi!
AKP medyası da bildirideki Lozan ve soykırım gibi suçlamaların kulak arkası edilmesini savundu. “Lozan hezimettir” diyenler için, “sorunun kaynağı Lozan’dır” denilmesi elbette bir sorun teşkil etmiyor!
Öcalan da ilk kısa değerlendirmesinde “PKK 12. Kongresinde alınan kararları ve önümüzdeki döneme ilişkin mesajları saygıyla selamlıyorum” dedi. (Oysa Öcalan yıllar önce ‘Sevr’e karşı Lozan’ çizgisini savunmuştu ve bu bakımdan siyasal İslamcılardan daha ileri bir tutum almıştı.)
PKK Kongresinde kim, neyi savundu?
PKK Kongresi’ndeki konuşmaları da inceledim. Açıklanan karar metninin, Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın konuşmalarına paralel olduğu görülüyor. Hatta konuşmalar metne göre daha da üst perdeden: Açıkça 52 yıldır sürdürdükleri mücadelenin zaferle sonuçlandığını, Türk devletinin bu nedenle kendileriyle anlaşmaya oturduğunu savunuyorlar.
PKK liderleri, öncelikle PKK’nin varlığının çeşitli şekillerde süreceğini belirtiyorlar. Karayılan “PKK 2002’de de feshedildi, amaç değişim-dönüşümdü, yeni bir sürecin başlangıcıydı” diyor ve bugünkü kararın da “bir son olmadığını, yeni bir başlangıç olduğunu” savunuyor. Duran Kalkan da “bunun bir son olmadığını, yeni çıkışların önünü açacak bir başlangıç olduğunu, kararın 52 yıllık Apocu hareketin PKK adıyla yürüyüşünün sonlandırılmasından ibaret olduğunu” belirtiyor. Kalkan, Kongrenin hızla tamamlandığını ama “fiiliyatının aylarca süreceğini” belirtiyor, bu zaman diliminde de “Apocu hareketin, misyonununa uygun şekilde yeni sürece taşınacağını” söylüyor. Kalkan, “Bu sonladırıp bitirme değildir, PKK’nin kuruluşundan çok daha güçlü biçimde yeni kuruluşlar için ön açmadır” diyor. Öte yandan Karayılan, “silah bırakma kararının uygulanabilmesi için, önce yasal değişikliklerin yapılmasını” istiyor ve “Önder Apo’ya güveniyoruz ama silahları gerçekten devre dışı bırakmamız için devlete de güvenmemiz gerekiyor” diyor. (ANF, 13.5.2025).
ABD’li sözcü detay vermeden işaret etti
ABD, PKK Kongresi bildirisinden memnun. Dahası bu sonuçta parmağının da olduğu anlaşılıyor. Örneğin ”ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott, ‘ABD’nin, PKK’nin bu kararında bir etkisinin olup olmadığı’ yönündeki soruya net yanıt vermekten kaçınırken, Türk ve ABD’li diplomatlar arasındaki diplomatik görüşmelerin detaylarına girmeyeceğini söyledi. Sözcü ‘terör örgütünün silah bırakması medeniyet için bir zaferdir’ değerlendirmesi yaptı” (AA, 13.5.2025).
Burada kritik konu, Suriye’deki PYD/YPG’nin durumudur. Nitekim DEM Partili Cengiz Çandar, PKK’nin fesih ve silah bırakma kararının PYD/YPG’yi kapsamadığını vurguluyor.
Anımsayacaksınız, ABD önce HTŞ ile SDG’yi (omurgasını YPG’nin oluşturduğu örgüt), ardından da PYD ile ENKS’yi (Barzanicilerin Suriye kolu) anlaşma masasına oturtmuştu. Yaptırımları aşamalı kaldırma, Washington’un buradaki kozuydu.
ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan’dayken Suriye’ye yaptırımları kaldırdığını açıkladı. Kararında “Erdoğan’la görüşmesinin” payı olduğuna dikkat çekti. Trump, Riyad’da hem Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile ikili görüşme yaptı, hem de Suudi Veliaht Prensi Selman ve uzaktan erişim yoluyla Erdoğan’ın da dahil olduğu dörtlü zirve yaptı.
Kısacası Açılım ile Suriye’de Esad’ın devrilmesi sürecinin paralel gitmesi ve PKK’nin Kongre kararıyla Suriye’ye yaptırımların kalkması arasında doğrudan bir ilişki var. Hepsinin çıktığı kapı da PKK’nin yeni bir kimlikle Suriye’nin kuzeydoğusunda devletleşmekte olduğudur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
15 Mayıs 2025