Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

AMERİKANCILIĞIN DÜŞÜRDÜĞÜ HALLER

Nasrettin Hoca’nın kazanının doğurması gibi, dün de bu köşede benim yazım iki haber doğurdu. Daha doğrusu yazım uçtu, yerine iki ayrı haber ve de sanki ben yazmışım gibi girdi.

Kim bilir, belki de Aydınlık Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk kibarca uyarmıştır beni, “çok yorum seninki, bize haber lazım” diye…

Şaka bir yana, nasıl kaynaklandığını tahmin bile edemediğim bir hata sonucunda, iki ayrı haber, bu köşede sanki benim yazımmış gibi çıktı dün. Hem siz okurlarımızdan hem de o haberlerin sahibi muhabir arkadaşlarımızdan özür dileriz…

Dün ne mi yazmıştık? Anlatalım:

CEMAATİN AHLAKI

Türk basınının durumunu ortaya koyan üç örneği inceleyeceğiz bugün. Üç gazetecinin, gündemdeki üç konuyu nasıl ele aldığına bakacağız. En kıdemlileriyle başlayalım, Nazlı Ilıcak’la…

Sabah yazarı Nazlı Ilıcak, 18 Mayıs günlü “Cemaat – Fenerbahçe” başlıklı yazısında Cemaat yayın organlarının Fenerbahçe’yi hedef alan yazılarının avukatlığına soyunmuş. Ilıcak’a göre cemaat medyası, sadece “Fenerbahçe – Aziz Yıldırım” davasının üzerine değil, Ergenekon, Balyoz ve Odatv davalarının üzerine de aynı anlayışla gidiyormuş.

Neymiş o anlayış? Cemaat yayınları, “ahlaki nedenlerle, daha temiz, daha demokratik bir toplum olalım” diye üzerine gidiyormuş bu davaların… Bu da “Cemaat, Fenerbahçe’yi ele geçirmeye çalışıyor” görüntüsü yaratıyormuş…

Ahlaki nedenlerle bu davaların üzerine giden Cemaatin, haliyle örneğin Deniz Feneri’ni perdelerken de bir ahlaki gerekçesi vardır!

ULUDERE’DE ABD’Yİ AKLAMA YARIŞI

4,5 aydır, Uludere istihbaratının kaynağının ABD olduğunu yazıyoruz. Bu gerçek, WSJ’nin haberiyle Atlantik’ten de doğrulanmış oldu.

Türk basını ise buradan “ABD istihbaratıyla memleket savunulmaz” sonucu çıkaracağına, ABD’yi aklama yarışına soyundu. Yok, İsrail Türkiye’ye silahlı predatör satışını engellemek için bu yayına başvurmuş, yok Murdoch Amerikan hükümetini zorda bırakmak için yapmış vs.

Hem madem İsrail bu yollarla terörle mücadele etmemizi engellemeye çalışıyor, o zaman siz de “İran’ı hedef alan, İsrail’e kalkan olan” radara karşı çıkın! Tabii mesele başka…

Elbette WSJ’nin bu gerçeği 4,5 ay sonra ifşa etmesinin bir takım hesapları vardır. O hesabı da saptayalım, üzerine gidelim. Ama önce bu gerçeği ülkemizin yararına değerlendirelim!

Ama bizimkiler ABD’yi aklama yarışına girdiler. Hatta bazıları, örneğin Yeni Şafak’tan Abdülkadir Selvi 19 Mayıs günlü yazısında, “Predatöre istihbaratı biz verdik” bile diyebildi. Neymiş? ABD TSK’ye değil, TSK ABD’ye istihbarat vermiş? Niyeyse…

Selvi ve benzerlerinin tutumu elbette anlaşılır ama Genelkurmay Başkanlığı’nın tutumunu anlamak mümkün değil! İlk istihbaratın ABD tarafından verildiğinin ortaya çıkması en azından şu sonucu doğurur: “Türk Ordusu, ABD istihbaratının yanlışlığı nedeniyle kendi yurttaşını bombaladı.

Oysa Org. Necdet Özel’in tutumu şu anlama geliyor: “Hayır ABD bizi yanıltmadı, biz kendi vatandaşımızı kendi istihbaratımızla bombaladık!”

‘İSRAİL – İRAN İTTİFAKI, ESAD’I SAVUNUYOR’

Star yazarı Nasuhi Güngör, 18 Mayıs tarihli yazısında, PKK’nin Dörtyol’da 3 askerimizi şehit etmesini şu üç gelişmeyle birlikte değerlendirmek gerektiğini yazdı: “1. Türkiye, KKTC’de sınır ihlali yaptığı öğrenilen İsrail’den konuyla ilgili izah istedi. 2. Esad, ‘Suriye’de kargaşa çıkaranlar, kendi ülkelerinde de benzer durumlara hazırlansın’ dedi. 3. Barzani Ankara’da ve Bağdat bundan rahatsız.”

Güngör’ün üç fotoğrafı doğal olarak şöyle bir cephe çiziyor: ABD, Türkiye, Barzanistan ve Suriyeli muhalifler bir tarafta… İsrail, Suriye, PKK, Irak ve doğal olarak İran diğer tarafta…

ABD ve AKP’nin Suriye karşıtı politikalarına kamuoyu yaratabilmek için “İsrail Esad’ın düşmesini istemiyor” yalanına başvurmalarını hadi anladık ama şu çizilen tabloyu yutturmaya kalkmaları bize pes dedirtti!

Meğer savaşın eşiğinde dedikleri İsrail ile İran omuz omuza Esad’ı savunuyormuş!

ANTİ-EMPERYALİSTLİĞİN ÖNEMİ

Bu üç örnek bize aslında şu büyük gerçeği gösteriyor: Sadece bölgedeki gelişmeleri doğru analiz edebilmek için değil, bazen iki kere ikinin dört ettiğini bilmek için bile önce anti-emperyalist olmak gerekiyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ULUDERE’Yİ DE ERGENEKON’A BAĞLADILAR!

Uludere’de istihbaratı ABD’nin verdiğini Aydınlık ilk günden yazdı, inanmadılar. 4,5 ay sonra Wall Street Journal yazdı, bir kısmı inandı; hatta “biz niye yazmadık” diyerek utandı!

Diğer kısmı hem utanmadı, hem de yalanladı. Üstelik Hükümet’ten önce yalanladı!

Ertesi gün hem Genelkurmay Başkanlığı, hem de Hükümet WSJ’yi yalanladı. Utanmayanlar, bu kez atağa geçip WSJ’nin “neo-çılgın” olduğunu, ABD’nin resmi açıklaması bulunmadığını yazdı.

Sonra Pentagon resmi olarak WSJ’yi Hürriyet’ten doğruladı!

Artık utanmayanların yeni bir manevraya ihtiyaçları vardı…

ULUDERE’DE HEDEF ERDOĞAN – ÖZEL İKİLSİYMİŞ!

Hemen buldular ve “Uludere Ergenekon işidir” diyerek saldırıya geçtiler!

Biri “Uludere olayı zaten başından beri kirli bir ittifakın eseriydi” dedi. Bu kirli işbirliğinin içinde koruculuk sistemi varmış, PKK varmış, Ergenekon sanıkları varmış… Dahası, PKK ile MOSSAD ilişkisini sağlayan Bağıstani’nin kampının bulunduğu bu bölge, tam anlamıyla Ergenekon vadisiymiş!

Zaten Uludere’de 34 yurttaşımız değil, aslında Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel hedef alınmış!

Analiz diye operasyon yapanların, kuşkusuz mantık süzgeci çok geçirgendir. Biraz dar olsa, mecburen yazmadan önce kendine sorardı: “Erdoğan – Özel ikilisi hedefse, 4,5 ayda bu meseleyi neden aydınlatmadılar?

PKK’yle müzakere edenler kendileri, yüzde 95 anlaşan kendileri ama PKK’yle derin ilişki kuran TSK! Hadi canım sende…

MURDOCH ŞAKŞAKÇILARININ BÜYÜK KEŞFİ!

Diğeri daha deneyimli, kıdemli ve çaplı olduğundan, meseleye yandan giriyor.

WSJ’nin haberinden kuşkuluymuş. Niye? WSJ’yi 2007’de Rupert Murdoch almış. Murdoch’un WSJ’si ise artık Washington’daki “Neo-çılgın” kadrolarla içli dışlıymış. Ve Murdoch’un WSJ’si Türkiye’ye operasyon yapıyormuş!

Atlantik operasyonlarını çok iyi bilen birinin tüm operasyonlara sessiz kalıp, şimdi “aha operasyon” diye bağırması kuşkusuz başka bir operasyondur!

Yine de biz soralım: Peki, Murdoch Amerika’daki gazetesinden Türkiye’ye böyle bir operasyon yapabiliyorsa, Türkiye’deki gazetesinden daha kolay yapamaz mı?

Peki, daha iki ay önce Murdoch Sabah’ı alsın diye niye yanıp tutuşuyordunuz? Bu alım işi için 6 Mart’ta bir araya gelen Erdoğan – Murdoch ikilisini niye pışpışlıyordunuz?

HEDEF, YENİ ASKERİ YAPILANMAYMIŞ!

Bir diğeri Uludere’nin “yeni askeri yapılanmaya karşı planlanmış, farklı güç merkezleriyle hazırlanmış çok ince bir proje” olduğunu yazmış!

Bunu 4,5 ay sonra ancak “saptayabilmesini” hadi bir kenara koyalım ve soralım: Nedir bu yeni askeri yapılanma?

Kimi başka saptamalarından biliyoruz ki “yeni askeri yapılanma” dediği TSK’ye diz çöktürülmesidir! Yetkilerinin budanması, terörle mücadele edemez hale getirilmesi, subaylarının Silivri’de zindana atılmasıdır vs.

Haliyle “yeni askeri yapılanma” bunlarsa, kuşkusuz Uludere de Ergenekon işi olur!

UTANMAZLAR!

Ne Ergenekon’muş!

Mühimmatını gazeteye sarıp toprağa saklayan, binlerce sayfalık darbe belgesi hazırlayan, darbe CD’lerini ortalıkta unutan, çoğu üyesi emekli olan bu örgüt, üstelik yöneticileri 4-5 yıldır hapiste ama hâlâ Erdoğan’ın 4,5 ayda çözemediği türden profesyonel operasyonlara imza atabiliyor!

Onlar bu yalanları yazarken utanmıyorlar ama biz okurken utanıyoruz!

Ve asıl önemlisi, ABD’nin rolü ortaya çıkınca bu türden yalanlara sarılmalarından utanıyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2012

, , , ,

Yorum bırakın

KOSOVA’DA GERİLLA EĞİTİMİ

AKP hükümetinin Suriye muhalefetine verdiği açık destek, kuşkusuz Carl Colby’nin “CIA operasyonları Türkiye’den yönetilecek” saptamasını anlamlı kılıyor.

ABD – Kosova – AKP ilişkisi ise Colby’nin açıklamalarına yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’daki ABD kampında eğitime başladığı anlaşılıyor.

ESAD KARŞITLARI KOSOVA KAMPINDA

Avrupa Ajansı’na göre Özgür Suriye Ordusu yetkilileri Kosova’ya geldi bile. Bu yetkililerden Ammar Abdülhamit Kosova’da Avrupa Ajansı’na hedeflerini açıkladı: “Biz buraya, bu yolda büyük bir deneyimi olan Kosova Özgürlük Ordusu’ndan öğrenmeye geldik. Özellikle onların küçük ve dağınık grupları nasıl bir araya getirdiklerini öğrenmek istiyoruz.”

Özgür Suriye Ordusu, ABD’nin 2000 yılında Kosova – Arnavutluk sınırında kurduğu askeri kampta eğitilecek. Anlaşma ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle 26 Nisan’da yaptığı görüşmede hayata geçti.

Ancak Kosova resmi olarak bu gelişmeyi yalanlıyor.

RUSYA ÇİFTE TEPKİLİ

Rusya, Suriyeli muhalefetin Kosova’da eğitilmesine beklenildiği gibi tepki gösterdi. Meselenin Suriye ayağı bir yana, Rusya’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığa soyunan Kosova’yı tanımaması, gelişmeyi Moskova açısından daha da önemli kılıyor.

Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin, Kosova’nın atacağı bu adımın BM – Arap Birliği özel temsilcisi Kofi Annan’nın ateşkes planına zarar vereceğini belirtti. Çurkin, Kosova’nın isyancıların uluslararası eğitim merkezi haline gelmesinin, Balkanlar’daki istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.

Rusya Kosova’da barış gücü bulunduran AB ve BM’ye çağrı yaparak Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’da eğitilmesinin engellenmesini istedi.

AKP’NİN ROLÜ

Peki, Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin gelişmelerde bir rolü var mı?

Kosova’yı “Avrupa – Atlantik yönelimine” teşvik eden ve bu nedenle Kosova Bağımsızlık Madalyası’yla ödüllendirilen Erdoğan’ın, acaba “Kosova’da gerilla eğitimi” girişiminde bir rolü var mı?

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Rus Rossiya 24 televizyonuna verdiği röportajda AKP’ye önemli mesajlar verdi: “Silahların çoğu Lübnan ve Türkiye’den geliyordu. Ama bu ülke yönetimlerinin kaçak silah sevkiyatına yardımcı oldukları hususunda elimizde kanıt yok.

Esad, bu siyasi anlamlar yüklü mesajına ek olarak, AKP’nin muhalefete doğrudan destek verdiğini de belirtti: “Bazı Türk siyasi yetkililer ve kurumlar bu faaliyetle meşgul oluyor. Başkalarına gelince ise onların muhalefete yardım ettikleri hususunda kanıtımız yok. Ama hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, onlar bu faaliyetlere göz de yumabilir. Kaçakçılık faaliyetleri de dâhil.

Esad ellerinde Suriye ordusuna karşı savaşırken yakalanan yabancı ülke vatandaşları olduğunu, dünya kamuoyu ile bunları paylaşacaklarını da vurguladı.

ESAD KARŞITLIĞI TÜRKİYE’Yİ YALNIZLAŞTIRIYOR

Umarız Suriye muhalefetini Kosova’da eğitme işi salt bir ABD projesidir!

Aksi halde AKP’nin Esad karşıtı tutumu Ankara’yı sadece bölgede değil, uluslararası sahnede de zor duruma sokacaktır.

Çünkü Esad’ın da altını çizdiği gibi, Rusya ve Çin Esad’a değil, bölgenin istikrarına destek veriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ULUDERE’DE ABD NEDEN GİZLENDİ?

Uludere’de 34 yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan olayın üzerinden 4,5 ay geçti. Aydınlık ilk günden beri ısrarla gerçeği yazıyor: “Uludere istihbaratı ABD’den.

Resmi yetkililer, bu büyük gerçeği perdelemeye çalıştılar ancak gerçek her zaman olduğu gibi sonunda ortaya çıktı.

Amerikan Wall Street Journal gazetesi Pentagon yetkililerine dayandırarak “operasyonun ABD yapımı bir insansız hava aracının verdiği istihbarata bağlı olarak yapıldığını” yazdı.

STRATEJİDE YAPILAN HATA

Gerçeği perdelemeye çalışan iktidarı elbette anlayabiliriz, nitekim ABD ile aynı mevzidedirler. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın bu gerçeğe gözünü yumması tarihi derslerle doludur. Üstelik hem TSK hem de Türkiye ve bölge açısından…

Hiç lafı dolandırmadan belirtelim: Uludere’de istihbaratın kaynağını yani ABD’yi gizlediler çünkü Washington’u müttefik sanıyorlar. Bu yalana inanıyorlar, çünkü ABD’den korkuyorlar!

Ancak “stratejide yapılan hata, taktikle düzeltilmez” evrensel gerçeği, işte bir kez daha tokat gibi yüzümüze patladı!

ABD’YLE PKK’YE KARŞI ORTAK MÜCADELE YALANI

Tehdidin kaynağını saptamadan çizilen her yol, bizi çıkmaza götürüyor, bataklığa saplıyor.

“ABD ile istihbarat paylaşımı”, “ABD ile birlikte PKK’ye karşı mücadele etmek” diye bir şeyin mümkün olamayacağını anlamak için kuşkusuz 34 yurttaşımızın ölmesi gerekmiyordu. O ölümlerin bu saatten sonra bir parça anlam bulabilmesinin tek yolu, Türk Ordusu’nun artık yığınağı doğru belirleyebilmesine ve tehdidin kaynağını doğru saptayabilmesine bağlıdır.

Bu iktidarla mümkün olup, olmaması ise elbette önemli bir sorundur.

KORKU KÜLTÜRÜNÜN KAYNAĞI: NATO’CULUK

Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesi, Irak ve Suriye kuzeylerindeki yapının bağımsızlık kazanması, Türkiye’ye doğru genişlemesi, Graham Fuller’in belirttiği Diyarbakır başkentli yapıya dönüşmesi, PKK’nin bu yapının asli unsuru olması gerçeğinin arkasındaki güç kimdir?

Bu soruya ABD yanıtı vermekten korkanlar elbette PKK’ye karşı Pentagon’la birlikte mücadele ettiklerini sanırlar; Maliki yerine Barzani ve Haşimi’yle, Esad yerine Burhan Galyun’la ittifak kurarlar. Dahası İsrail’e kalkan olacak radara ev sahipliği yapar ve İran’la hatta Rusya ve Çin’le karşı karşıya gelirler.

Dünyada kendine yönelik tehdidin kaynağıyla “müttefiklik” ilişkisi kuran başka bir ülke yok! Bu anlayışın ve ABD gücü karşısında korkmanın iklimi, NATO’culuktur. Türk Ordusu önce bu bağı koparmalıdır.

ABD KORKULACAK GÜÇ DEĞİLDİR

ABD gücü karşısında korku, yenilginin başladığı yerdir. Ergenekon tertibinin bile başarılı olması, bu korkudan kaynaklanmış ve Türk Ordusu savaşta bile görülmeyecek büyüklükte esir vermiştir! Tertibin kaynağını salt AKP ya da cemaat olarak tespit etmek, yanlış ve eksik mücadeleyi hatta mücadelesizliği getirmiştir.

Korkan direnemez ve milletini seferber edemez!

Oysa “korkudan korkanlar” en azından dünyayı analiz etseler, gerçeği göreceklerdir: O korktukları ABD Afganistan’da ve Irak’ta yenilmiştir, inişe geçmiştir. 20 yıl önce korktukları ABD’den daha zayıf bir ülke vardır artık… Üstelik ABD karşıtı cephe daha büyüktür ve gün geçtikçe büyümektedir.

ULUDERE KIRILMA NOKTASIDIR

Muavenet’inin batırılmasından, “binyılın meydan okuması” adlı tatbikatta düşman ilan edilmesinden ve askerinin başına çuval geçirilmesinden ders çıkaramayan TSK’nin son şansıdır Uludere!

Aksi yeni Uluderelerdir, yenilgidir ve parçalanmadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mayıs 2012

,

Yorum bırakın

“AZİZ’İN PİÇLERİ”

Fenerbahçe’ye yönelik operasyonun arkasında cemaatin ya da şampiyonluk maçı sonrasında yaşananların polisin eseri olmadığını iddia edenler, dünkü Zaman gazetesini iyi incelesinler. Çünkü Zaman gazetesinin manşeti her şeyi ortaya koyuyor: “Olaylar, organize ve marjinal grupların işi.

Kurgu – haberi inceleyeceğiz ama baştan soralım: Cemaat tüm bu yaşananların bir tarafı değilse eğer, Zaman gazetesi bu kadar operasyonel bir manşete neden ihtiyaç duyar?

POLİS KURGUSU

Zaman’ın operasyonel bir haberde başvurduğu yöntem ve kurgu, akıllara Ergenekon tertibinin gizli tanıklarını getirmektedir: “Kadıköy’deki Fenerbahçe – Galatasaray derbisinden sonra çıkan olaylara şahitlik eden Ali A. (37) isimli esnaf, grup içindeki bazı kişilerin, ‘Hadi polisleri öldürelim’ diye bağırdıklarını söyledi.”

Zaman bu iftiranın bir parça inandırıcılık kazanması için de olayı sözde “somut” verilerle süslemiş. Güya “hadi polisleri öldürelim” diyenler, sonra Ali A.’nın işyerine girmiş ve kendisinden polis öldürmek için bıçak istemiş!

Samanyolu dizilerinin berbat senaryolarını bile aratan bu kurgunun bir gazeteciden çıkması pek mümkün değil! Nitekim haberdeki şu cümleler gerçeği ele veriyor: “Büyük bir yangın tehlikesi belirdi. Bunun üzerine polis sahaya yeniden çıkarak öfkeli kalabalığı biber gazıyla durdurdu. Copla müdahalenin taraftarların yaralanmasını önlemek için özellikle yapılmadığı kaydedildi.”

Biber gazı sıkılmasına yönelik kamuoyu tepkisine karşı ürettikleri mazerete bakar mısınız siz? İnsanlar yaralanmasın diye cop kullanmayıp, biber gazı sıkmışlar! Yeri gelmişken belirtelim, İstanbul Valisi’nin de bu gerekçeye sarılması oldukça anlamlı.

Zaman bütün stadın, hatta koridorların bile biber gazıyla dolduğu gerçeğini, okurun belleğinde negatife çevirmek için de haberde şöyle numaralara başvurmuşlar: “Bunu önlemeye çalışan polis, Şili biberinden yapılan ve sadece sıkıldığı alanda etki gösteren Model 5 isimli biber gazı sıktı. Yaralama ve can kaybı olmaması için polise talimat verildi.”

Neymiş? Şili biberinden üretilen gaz, “sadece sıkıldığı alanda” etki gösterirmiş! Ekrem Dumanlı ve ekibi bu model 5’in özelliğini bize uygulamalı göstersinler önce…

CEMAAT POLİSİ

“Biber gazı fırlatmaya doyamayan” polisin olaylar sırasında ve sonrasında söyledikleri bile aslında gerçeği anlamaya yeterli:

Örneğin maraton tribününe saldıran polislerin “Aziz’in piçleri, hadi gelsin kurtarsın sizi” diye bağırmaları…

Facebook’ta olay sonrasında kimi polislerin birbirini “ellerine sağlık devrem” diye kutlamaları… Mesaisi Fenerbahçe stadında olmayan kimi polislerin “Allah herkese nasip etsin” demeleri…

Normal bir polis, hiç tanımadığı bir insana neden “Aziz’in piçi” der? Normal bir polis, normal bir polisi sırf Fenerbahçeli dövdü diye kutlar mı? Normal bir polis, o gün orada Fenerbahçeli dövemediği için üzülür mü?

CEMAAT OPERASYONU

“Olaylar, organize ve marjinal grupların işi” diye manşet atan Zaman, aslında operasyona Fenerbahçe – Galatasaray maçından önce başlamıştı!

Cemaatin dergisi Aksiyon, son sayısında Fenerbahçe’yi ve sanki 1 Mayıs’a katılmak suçmuş gibi alanlarda yer alan taraftar gruplarını hedef aldı. Oradan da Fenerbahçe – Ergenekon bağı kurdu aklınca!

Ağabeyleri ve sözcüleri “Fenerbahçe’yi neden ele geçirelim ki?” diye savunma yapan cemaat mensuplarına soralım o zaman: Cemaat bu tertibin arkasında değilse, yayın organlarınızın bu düşmanlığının nedeni ne peki? Hepiniz sadece başka kulüplerin fanatiği misiniz?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2012

, , , ,

1 Yorum

AKP’LİLER ANAYASA’DAN NE ANLIYOR?

AKP’nin “yeni anayasa” çalışmalarıyla ilgili çok şey yazdık, çizdik. Ancak hiçbir saptamamız hükümet üyelerinin bu “yeni anayasa”dan ne anladıklarını ortaya koyan demeçlerinin toplamından daha aydınlatıcı değil!

Bugün bazı AKP’li bakanların yeni anayasayla ilgili neler söylediklerine göz atcağız:

VAHDETTİN’DEN BARRACK OBAMA’YA

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, TGRT Haber’de yani anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarıyla ilgili bakın ne diyor: “Yeni bir anayasa yapılacağına göre devletin yönetim şeklinin de tartışılması lazım.” (İHA, 8 Mayıs 2012)

Nedir devletin yönetim şekli? Cumhuriyet.

Yani AKP artık açıkça Cumhuriyetin de tartışmaya açılmasını, yani değiştirilmesini istiyor!

Devletin yönetim şeklinin ne olacağını ise Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ilan ediyor: “Anayasa yazımı sürecinde başkanlık sistemini müzakere etmek lazım.” (Hürriyet, 8 Mayıs 2012)

Bozdağ’ın işaretiyle harekete geçen kalemşorlar, anında “Fransa modeli mi, yoksa Amerikan modeli mi” tartışması başlattılar.

Cumhuriyet’i tartışmaya açan Hayati Yazıcı ile yerine başkanlık sistemi öneren Bekir Bozdağ’a “entelektüel destek” ise BBP’den geldi.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan, ABD’nin başkanlık sistemini, Osmanlı’dan aldığını söyleyerek sadece siyasete değil, tarihe de olağanüstü bir katkı sundu!

ALLAH ÇARPAR!

AKP’nin anayasa uzmanı, anayasa profesörü, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ise tam bir hukukçuya yakışır şekilde değerlendiriyor konuyu HaberTürk’te: “Yeni Anayasa’yı engelleyeni Allah çarpar.” (HaberTürk, 10 Ekim 2011)

“Allah çarpar”la ilk eğitimini alan bir toplum, zaten demokrasiyi her anlamda aşmıştır! Nitekim Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da bu aşma haline gönderme yaparak yeni anayasayı savunuyor: “Artık normal bir demokrasi yetmez diyoruz. İleri demokrasi istiyoruz. Bunu yeni bir sivil anayasa ile taçlandıracağız.” (Cihan, 17 Mart 2012)

Bu cümle AKP’nin ileri demokrasisinden nasiplenenler için kuşkusuz pek çok anlama geliyordu…

İleri demokrasinin uygulanmasından bizzat sorumlu olan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “gaz bombaları zararsızdır” demesi, Erzurumlu vatandaşa takla attırması, Vanlı depremzedelere “sarayda oturuyorsunuz” demesi, bu aşma halinin tipik örnekleriydi.

YENİ OSMANLI ANAYASASI

Yeni anayasa konusunda en “çaresiz” açıklamanın sahibi ise sanırız Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ydu. “Stratejik derinlikte” Türkiye’yi tüm komşularıyla düşman eden Davutoğlu, “Türkiye’nin başarısı, yeni anayasasız sürdürülebilir değil” dedi. (AA, 12 Mayıs 2012)

Ortada bir dış politika başarısı olmadığına göre, Yeni Osmanlıcı Ahmet Davutoğlu’nun bu cümleyi şu anlamda söylemiş olacağını varsayıyoruz: “Yeni anayasa olsaydı, başarırdım!”

Şaka bir yana, AKP’lilerin kamuoyunu yeni bir anayasaya ikna etmek için neleri bahane ettiğini görmek, ülke siyaseti adına endişe verici…

VATAN HAİNİ OLMA ENDİŞESİ

Ancak hiçbiri yeni anayasa koordinatörü Cemil Çiçek kadar meselenin esasını göremedi. ANAP’lı yıllarından itibaren biriktirdiği siyaset tecrübesiyle konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yeni anayasa nedeniyle “vatan haini ilan edilme endişesi taşıdığını” belirtti! (AA, DHA, 22 Ocak 2012)

Nitekim Cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs, mevcut Anayasa’ya göre suçtur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2012

, , , , , , ,

2 Yorum

SURİYE’DEKİ BOMBALAR KİMİN?

Suriye’nin başkenti Şam’da geçen hafta gerçekleşen ve 55 kişinin öldüğü, 372 kişinin yaralandığı intihar saldırısını El Nusra Cephesi üstlendi. Cephe internetten yayımladığı videoda, eylemi Beşar Esad rejimine karşı gerçekleştirdiklerini ilan etti.

Batılı istihbarat yetkililerinin uluslararası ajanslara yansıyan değerlendirmelerine göre, El Nusra Cephesi, El Kaide’nin Irak’ta faaliyet gösteren bir koluna bağlı.

26 YABANCI UYRUKLU TERÖRİST LİSTESİ

Saldırının adresi de zamanlaması da oldukça önemli… Çünkü saldırı, Suriye rejiminin askeri istihbarat servislerinden birinin de yer aldığı Kazaz semtinde meydana geldi.

Zamanlamanın önemi ise şu haberden anlaşılıyor: Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşşar Caferi, Şam yönetiminin tespit ettiği 26 yabancı uyruklu teröristin listesini BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’a sundu. Bu isimlerin faaliyetlerinin de belgelendiği dosyada, çoğunun El Kaide bağlantılı olduğu belirtiliyor. Listede Fransa, İngiltere ve Belçika vatandaşları da bulunuyor.

Nitekim Reuters’in Şam’daki saldırıdan bir gün sonra Halep’ten geçtiği şu haber, ülke çapında kapsamlı bir saldırı hedeflendiği ortaya koyuyor. Reuters’e göre Suriye İstihbarat servisleri, Halep’te 1,2 ton patlayıcı taşıyan araçtaki teröristi etkisiz hale getirdi.

PANETTA 24 SAATTE FİKİR DEĞİŞTİRDİ

Şam’daki saldırının adresini ve zamanlamasını ilginç kılanlardan biri de ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’ydı. Panetta aynı konuda 24 saat içinde iki farklı açıklama yaptı.

Panetta önce Şam saldırısının El Kaide’nin işi olduğunu açıkladı. ABD basınında bu ilk demeç şöyle yer aldı: “Panetta, ABD istihbaratının, ‘Suriye’de El Kaide’nin varlığına’ işaret ettiğini, öte yandan örgütün etkinliğinin boyutunun belirsiz olduğunu ifade ederek, El Kaide’nin burada ne tür bir etki ortaya koymaya çalıştığını öğrenebilmek için her şeyi yapmayı sürdürmeleri gerektiğini kaydetti.”

Ancak Panetta ertesi gün basının karşısına geçti ve “Suriye’deki bombalı saldırıların arkasında kimin olduğuyla ilgili bir bilgimiz yok” dedi.

Panetta’nın kendisini yalanladığı bu basın toplantısında hem Annan Planı’nın işlemediğini savunması hem de Esad’a bir kez daha iktidardan ayrılma çağırısı yapması anlamlıydı.

Panetta’nın 24 saat içinde bu kadar çelişkili iki açıklama yapmasını, bilgi eksikliğiyle açıklayabilir miyiz?

KİMİN EL KAİDE’Sİ?

Suriye Ulusal Konseyi de Panetta’yla birlikte Şam’ı hedef alan açıklamalara yöneldi. Suriye Ulusal Konseyi’nin yürütme heyetinden Samir Neşar, “Rejim bunun arkasında” derken, patlamanın hedefinin BM gözlemcilerine bir uyarı göndermek olduğunu bile iddia edebildi. Suriye Ulusal Konseyi’ne göre rejim bu saldırıyı, uluslararası kamuoyuna “teröristin başını eziyoruz” mesajı vermek için yaptı!

Bu akıldışı iddia, Panetta’nın çelişkili açıklamaları, Suriye’nin BM’ye teslim ettiği yabancı uyruklu terörist listesi…

Aslında her şey ortada değil mi? Bu saldırı Esad’a mı, yoksa Suriye’ye müdahale edebilmek için zemin arayanlara mı yarar?

Bitirirken geride kalan 10 yılın şu acı gerçeğini anımsatalım: Ortadoğu’da herkesin bir El Kaidesi var!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

CEMAAT İRAN’A NEDEN DÜŞMAN?

Aydınlık’ta okudunuz. İran’ın Ankara Büyükelçiliği Zaman’a zehir zemberek bir mektup yazdı ve gazeteyi “mezhep ve ırklar arası çatışmayı alevlendirme çabasında olmakla” suçladı. Büyükelçilik “Zaman Gazetesi’nin varlığı Amerikan ve Siyonist medyasına gerek bırakmıyor” dedi.

CEMAAT AMERİKANCI, İRAN ANTİ-AMEİRKANCI

Peki, Zaman daha doğrusu cemaat neden İran’a düşman?

Yanıt basit, sade ve açık: Cemaat Amerikancı, İran anti-Amerikancı!

Somut bir örnek üzerinden de belirtelim: Fethullah Gülen’in haritada yerini bile bilmediği ülkelerde okulları var ama İran’da yok. Çünkü Amerikan karşıtı İran, bu okulların gerçek amacını en başından beri saptamıştı.

CEMAAT: İRAN HEP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞTI

İşte bu basit, sade ve açık gerçeği hem tabanının hem de Türk milletinin aklında perdelemeye çalışan cemaat, olmadık yalanlara sarılıyor.

Örneğin Today’s Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş CIA imalatı bir argümana sarılıyor ve diyor ki: “İran’ın tarihine baktığınızda hep Müslümanlarla savaşmıştır. Batılı ülkelere direnmemiştir, hep Müslüman ülkelerle savaşmıştır.” (CİHAN, 11 Mayıs 2012)

Bu sözlerin sahibi Keneş, üstelik İran konusunda doktora tezi yapmış bir isim! Varın siz cemaat okullarındaki öğrencilerin nasıl yönlendirildiğini düşünün.

Bülent Keneş, Amerikan imalatı yalanı destekleyebilmek için de Çeçenistan örneği veriyor ve diyor ki: “İran büyük zulümlerin yaşandığı Çeçenistan’daki katliama ‘Rusya’nın iç işleri, karışamayız’ diyerek sessiz kaldı.

Bu örnek bile tek başına gerçek saflaşmayı göstermekte ve ABD’nin Çeçen kartının anlamını ortaya koymaktadır. Çeçen meselesi İran’ın da saptadığı gibi bir Müslümanlık meselesi ya da bir insan hakları meselesi değildir. Doğrudan ABD’nin Rusya’ya yönelik bir müdahalesidir; emperyalizmin Hazar enerji havzasına ulaşmak için Kafkasya’yı karıştırma hamlesidir!

CEMAAT İRANLI İŞADAMLARINA DA KARŞI

Cemaatin daha doğrusu ABD’nin İran karşıtlığı öyle bir noktadadır ki, Bülent Keneşİranlı işadamlarının Türkiye’ye yönelmesini tedbirli karşılamak lazım” bile diyebilmektedir.

Cemaat, iki ülkenin bırakın siyasi işbirliğini, ekonomik işbirliğine bile tahammül edememektedir. Çünkü cemaat bilmektedir ki, Türk – İran yakınlaşması ABD’nin Büyük Ortadoğu çıkarlarını baltalayacaktır.

Washington için Ankara – Tahran düşmanlığı hayati önemdedir. Çünkü bölgenin bu en önemli iki devleti işbirliği yaparsa ABD bölgeye giremez! Ama bu iki devlet karşı karşıya olursa ABD Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya burnunu sokmak için her zaman zemin bulur.

İRAN DÜŞMANLIĞI SÜPERNATO FAALİYETİDİR

Cemaatin bu operasyonel İran düşmanlığının NATOTürkçü versiyonu da ülkemiz ve bölgemiz için öğreticidir. ABD’nin yıllarca “laiklik” üzerinden yaratmaya çalıştığı İran karşıtlığı dönem dönem “Cumhuriyetçi” kesimlerde de hayat buldu.

CIA-MOSSAD operasyonlarıyla işlenen siyasi cinayetlerden sonra okların İran’a yöneltilmesi tipik bir SüperNATO faaliyetiydi.

Kuşkusuz, tersi İran’da da zorlandı. Tıpkı Türkiye’de “İran ülkemize rejim ihracına çalışıyor” denildiği gibi, İran’da da “Türkiye’nin Kemalizm ve laiklikle Müslüman İran’ı bozmaya çalıştığı” iddia edildi.

İRAN DÜŞMANLIĞI 28 ŞUBAT’TA TÖRPÜLENDİ

İlginçtir, bu çatışmacı durum 28 Şubat sürecinde büyük oranda törpülendi.

Ankara – Tahran ilişkileri en çok 28 Şubat sürecinde gelişti ve iki ülke bu dönemde başta güvenlik olmak üzere pek çok konuda işbirliği yaptı. ABD’nin Irak’ın kuzeyinden yönelttiği tehdide karşı yan yana duruldu.

O dönemin temel anlayışı şöyleydi: “Senin rejimin sana, benim rejimim bana.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2012

, , ,

Yorum bırakın

TÜRKİYE ŞİÖ’YE ORTAK OLABİLİR

Şanghay İşbirliği Örgütü ŞİÖ, 6-7 Haziran’da Devlet Başkanları Zirvesi yapacak. Bu zirveye hazırlık yapmak ve ele alınacak konuları belirlemek üzere dün öncelikle ŞİÖ Dışişleri Bakanları toplantısı yapıldı Pekin’de…

Bu toplantıyı haber yapan Rusya’nın Sesi radyosunun internet sitesi şu başlığı kullandı: “Türkiye ŞİÖ’ye ortak olabilir.

Çünkü Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi’nin açıkladığı ŞİÖ Dışişleri Bakanları toplantısı sonuç bildirgesinde, 6-7 Haziran’da yapılacak toplantıda Afganistan’a “gözlemci üye”, Türkiye’ye de “diyalog ortaklığı” statüsünün verilmesi konusunun ele alınacağı belirtildi.

KISA ŞİÖ TARİHİ

ŞİÖ tam ortaklardan, gözlemci statülü ve diyalog ortaklarından oluşuyor.

26 Nisan 1996’da Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından “Şanghay Beşlisi” ismiyle kurulan örgüt, 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımıyla üye sayısını altıya çıkardı ve Şanghay İşbirliği Örgütü simini aldı.

ŞİÖ, ABD karşıtı ilk büyük adımını 2005’te attı ve ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yaptı. ABD bu karar üzerine Özbekistan’daki üssü boşaltmış ve bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

ŞİÖ ülkeleri Çin ve Kazakistan 2003’te, Çin ve Rusya 2005’te ortak askeri tatbikat yaptılar. Örgütün tüm üyelerinin de katıldığı ilk ortak askeri tatbikat ise 2007’de yapıldı. Aynı yıl ŞİÖ “tek kutuplu dünya kabul edilemez” hedefi ilan etti!

ÖZEL STATÜLÜ ORTAKLAR

6 üyeli ŞİÖ’ye sonraki yıllarda gözlemci üye başvuruları yapıldı. Şu anda Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan ŞİÖ’nin gözlemci üyeleri durumundadır. Bu ülkeler, ŞİÖ’ye tam üye olmak istediklerini geçen yılki Sen Petersburg Zirvesi’nde dile getirmişlerdi.

Afganistan, ŞİÖ’nün özel davetli ülke statüsünde, Belarus ve Singapur ise ŞİÖ’nün diyalog ortağı statüsündedir. Türkiye, diyalog ortağı statüsü için ŞİÖ Sekreterliği’ne Nisan 2011’de resmi başvuru yapmıştı.  

ŞİÖ’NÜN GENİŞLEME HEDEFİ

ŞİÖ’nün bu yıl iki temel hedefi var: Birincisi “katılımcı ülkelerin güvenliğine tehdit eden olaylara çabuk tepki verme” hedefi… Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Akademi Doğu Bilimcilik Araştırma Merkezi müdürü Andrey Volodin’e göre bu konuda sağlanacak anlaşma Çin, Rusya ve Merkez Asya ülkelerine, Avrasya’da istikrarı güçlendirme ve işbirliğini genişletme imkânı kazandıracak.

İkincisi, ŞİÖ’nün genişlemesi… Andrey Volodin bu konunun önemine dikkat çekiyor: “ŞİÖ’nün adım adım genişlediğini görüyoruz. Umarım, hem Hindistan, hem Pakistan, hem İran, hem Afganistan ŞİÖ’nün tam üyeleri olacaktır. Yani pratik anlamda dünya siyasetinin çoğu çelişkilerinin düğümü olan hemen hemen tüm Merkezi Avrasya, sonuçta ŞİÖ ağıyla kaplanmış olacak.

Her iki hedef birlikte düşünüldüğünde, Aslında Pekin – Moskova ekseninin, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli yeni saldırı stratejisine göre konumlandığı anlaşılmaktadır.

İKİ TÜRKİYE

ABD’ye tam bağımlı AKP hükümeti yönetimindeki Türkiye’nin Atlantik karşıtı ŞİÖ’ye “tam ortaklığı” mümkün müdür, ne anlama gelir? Bu sorunun yanıtı, şu denklem içindedir: AKP Atlantik’te de olsa, dünya Doğu’ya, Pasifik’e kayıyor!

Bir yanda ABD’nin Ortadoğu’daki “model ortağı”, taşeronu olan, BOP eşbaşkanlığını sürdüren, Suriye’ye NATO tehdidi savuran, Rusya ve İran’a karşı kurulan ABD radarına ev sahipliği yapan bir Türkiye var.

Diğer yanda da Atlantik’in Nabucco Projesi’nin karşı olan Rus Mavi Akımı’nı imzalayan, Rusya ve Çin’le önemli işbirlikleri geliştiren ve ŞİÖ’ye diyalog ortağı olmak için başvuran bir Türkiye var.

Yani Çin – ABD savaşı, Türkiye’yi de etkileyecek.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mayıs 2012

Yorum bırakın

CFR, ABDULLAH GÜL’LE NE GÖRÜŞTÜ?

ABD Dış İlişkiler Konseyi CFR, 96 sayfalık yeni bir Türkiye raporu hazırladı. “ABD – Türkiye ilişkileri: Yeni bir ortaklık” başlıklı çalışma oldukça kapsamlı.

Rapor eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine K. Albright, eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen J. Hadley ve CFR’nin Ortadoğu uzmanı Steven A. Cook tarafından hazırlanmış.

CFR 6 AY ÖNCE ÇANKAYA’DAYDI

Raporu yazan üçlü, çok değil altı ay önce Çankaya Köşkü’nde Abdullah Gül’le görüşmüştü. 18 Aralık 2011 tarihli buluşmada Albright, Hadley ve Cook’un Cumhurbaşkanı Gül’le ne görüştüğü açıklanmamıştı. Bu raporla öğrenmiş oluyoruz!

Raporun sahibi CFR, Amerika’nın beyni diye tanımlanır. CFR, ABD’nin en elit kurumlarının başında gelir. ABD’ye yön veren en önemli isimler bu konseydedir. Bu konseyin ürettiği dış politikalar, Amerikan devletinin dış politikası olur!

GÜL’ÜN YUVARLAK MASA TOPLANTILARI

Abdullah Gül’ün CFR ile ilginç bir ilişkisi var. Cumhurbaşkanı Gül, değişik tarihlerde CFR’nin yuvarlak masa toplantılarına katıldı.

Bu toplantıların ne anlama geldiği, toplantının tarihlerinden ve konularından belli.

Gül’ün katıldığı ilk CFR toplantısının tarihi 1997 ve gündemi de Refah Partisi’ydi. O toplantıda “Erdoğan – Gül modeli” oluşturuluyordu!

Gül’ün katıldığı ikinci CFR toplantısı ise Nisan 2001 tarihliydi. 14 Ağustos 2001’de AKP kuruldu!

Gül’ün katıldığı 24 Eylül 2010 tarihli üçüncü CFR toplantısı ise Türkiye’nin tarihi bir dönemecinde yapıldı; yaşıyoruz. Kürt açılımı, demokratik özerklik, yeni Türkiye, yeni CHP, yeni anayasa…

ABD DIŞİŞLERİ: GÜL’Ü BİZ YETİŞTİRDİK

Abdullah Gül’ün ABD’yle ilişkileri oldukça derin. Arslan Bulut yazmıştı, anımsarsınız. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde de kaydı var: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ABD’nin “uluslararası ziyaretçi liderlik programı” ile yetiştirilmişti.

Yani ABD Dışişleri, “Gül’ü biz yetiştirdik” diyordu…

YENİ TÜRKİYE’YE YENİ ROL

Dün gazetelere yansıyan 96 sayfalık CFR raporunun üç mimarının, 6 ay önce heyet halinde Çankaya’da Gül’le görüşmesi pek çok bakımdan önemli…

En başta raporun ismi oldukça anlamlı: “ABD – Türkiye ilişkileri: yeni bir ortaklık”

Üç bölümden oluşan raporun bölüm başlıkları da öğretici: “Yeni Türkiye ile yeni bir ortaklık”, “Türkiye’nin dönüşümü: son reformlar”, “Türkiye’nin dönüşümü: önümüzdeki yol”, “Dış politika: Türkiye’nin yeni rolü.”

YENİ GÖREV ALANI: ORTA ASYA

Raporun ayrıntıları Aydınlık dâhil çeşitli gazetelerde yer aldı. O nedenle raporun içeriğine değinmeyeceğiz. Ancak vurgulayalım. Bize göre raporun ruhunu, aynı zamanda raporun direktörü de olan Steve A. Cook şu sözlerle ortaya koydu:

“ABD – Türkiye ilişkilerinde kurumsallaşma sağlandığı takdirde iki ülke yalnızca Ortadoğu ya da Afrika’da değil, Orta Asya’da da ciddi ortak girişimlerde bulunabilecek.

İşte raporun en önemli hedefi budur: ABD’nin Asya-Pasifik merkezli yeni stratejisinde Türkiye’ye rol biçmesidir!

Washington, tıpkı eski ABD Başkan Bill Clinton’un 1999 yılında söylediği gibi Türkiye’den ABD’ye Asya kapılarını açmasını istemektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mayıs 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın