Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
CEMAAT ÜÇ KOLDAN ATEŞ AÇTI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/05/2012
Dünkü Zaman gazetesi dikkat çekiciydi. Üç cemaat yazarı, üç ayrı konuda Başbakan Erdoğan’ı hedef aldı. Mümtazer Türköne Uludere, Şahin Alpay ise Başkanlık sistemi konusunda Erdoğan’ı eleştirirken, İhsan Dağı’nın Necip Fazıl’ın 12 Eylülcülüğünü gündeme getirmesi anlamlıydı!
CEMAAT KURBAN İSTİYOR
Dönemlerinin Amerikancılık seviyesine uygun olarak MHP’den Çiller’e, oradan da cemaate yönelen Mümtazer Türköne, dün “Uludere’den çıkış” başlıklı “özel” bir yazı kaleme aldı. Yazısının giriş bölümünde “devleti adam etmek” ifadelerini kullanan Türköne, ardından şu saptamayı yaptı: “Devlet kim? Uludere’de oluşan bataklığın sırrı bu soruda saklı. Bütün öfkemi dizginleyip, sabırla anlamaya çalışıyorum. Devlet bugün sadece AK Parti hükümeti.”
“Uludere katliamı AK Parti hükümeti için bataklığa dönüştü” diyen cemaat yazarı, Erdoğan’a şu çıkış yolunu öneriyor: “Bir tek kişinin etini kuşbaşı doğrayıp, sağda solda hırlayan köpeklerin önüne atmak. Sonra kalan parçalarını Uludere bataklığına gömüp üzerinden devlet denen devasa aracı geçirmek.”
Acaba cemaatin istediği kurban kim?
CEMAAT: ERDOĞAN YORULDU
Bir diğer cemaat yazarı Şahin Alpay ise “Başkanlık niçin bize yaramaz?” başlıklı yazısıyla, Erdoğan’ı can evinden vurdu.
Alpay’ın başkanlık ve yarı başkanlık sistemine itirazlarını dile getirdiği yazısı bakın nasıl bitiyor: “Başkanlık sistemleri demokratikleşmemize hizmet etmez. Bunu Başbakan Erdoğan’ın son zamanlardaki tavırları da göstermiyor mu? Başbakan, Türkiye halkını güdülmeye muhtaç bir sürü, kendisini de onun çobanı görmeye başladı. Bunun için sanattan spora, tiyatrodan kürtaja, medyanın neyi yazıp yazmayacağına kadar kendisini ilgilendirmeyen her konuya müdahale etmeye başladı. Başbakan Erdoğan’ın bu ülkeye çok büyük hizmetleri oldu. Ama anlaşılan uzun süren iktidar liderleri yoruyor, yıpratıyor.”
Alpay’ın bir tek “artık yeter, görevi bırak” demediği kaldı!
CEMAAT: ERDOĞAN’IN İDEOLOĞU DARBECİDİR!
Cemaatin Erdoğan’ı aynı gün hedef alan üçüncü yazarı ise İhsan Dağı’ydı.
Necip Fazıl’ın Erdoğan için anlamı ve önemi herkesin malumudur. Başbakan, Necip Fazıl’ın görüşlerini, sözlerini her vesileyle dile getirir. Erdoğan daha geçenlerde Necip Fazıl’ın hitabesini okumuş ve onun sözlerinden hareketle “dindar nesil” özlemini, hedefini ilan etmişti.
Ancak cemaat yazarı İhsan Dağı, dünkü yazısında Necip Fazıl’ın darbeciliğini gündeme getirdi ve sorguladı; sözlerinden örnekler verdi:
“Hareketin mahiyeti… Malum klasik darbelerden biri değildir… Bu hareket olmasaydı, yıl değil, ay değil, belki hafta ve gün hesabiyle Türkiye’nin çöküşü gerçekleşebilirdi… 27 Mayıs 1960 ile 12 Eylül 1980 Hareketi arasında şu fark vardır ki, ilki milli iradeye tam zıt ve fikirsiz bir gece baskını olmuşken, ikincisi milli ihtiyaca tam uygun bir imdat davranışı olmak istidadındadır… 27 Mayıs 1960 hareketi ‘millete rağmen’ diye belirtilirken, 12 Eylül 1980 müdahalesi ancak ‘millet için’ formülüyle ifade edilebilir.”
Necip Fazıl bir başka yerde de 12 Eylül’ü şöyle tanımlar: “Bir iç darbe değil, iç şahlanıştır. İsyan değil, ıslah…” Necip Fazıl, “şeriatın kestiği parmak acımaz” diyen Kenan Evren için “başımızdan hiçbir an için eksik olmayın” da demiştir!
Dağı’nın “Üstad’a göre ‘ordu mecbur’dur. Orduya davetiye çıkarmayan siyasilere de sitem eder” sözleri oldukça anlamlı. Zira Fethullah Gülen de 28 Şubat’ta Erbakan hükümetine sitem etmişti!
Dağı yazısını şu saptamayla bitirmiş: “Sağın Soğuk Savaş yıllarında devletle ve uluslararası anti-komünist hareketle ilişkisi, 1970’li yıllarda da şiddetle ilişkisi hem karanlık, hem sorunlu. Bence sağın tarihi de yeniden yazılmalı…”
Dağı’nın, “Necip Fazıl, 12 Eylül ve Türk sağı” başlıklı bu yazısı sanırız önemli bir tartışma da başlatacak. İlk sözü de 12 Eylül’ün en ateşli savunucusu Nazlı Ilıcak söylemeli!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2012
FATİH’İN 557 YILDIR YAŞAYAN ESERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Mesleki Yazılar, Politika Yazıları on 29/05/2012
Bugün İstanbul’un Fethi’nin 559. yıldönümü… Ancak 19 Mayıs gibi İstanbul’un Fethi törenlerinde de bu yıl değişiklik var. AKP’nin tören ve kutlamalar yönetmeliğine göre tarihi birliğin surlara hücumu ve sancakların surlara dikilmesi ile Fatih’in gemileri karadan yürütmesinin canlandırıldığı törenler bu yıl yapılmayacak.
Fatih Sultan Mehmet Türbesi’ni ziyaret, Beyazıt Meydanı’ndan Sultanahmet Meydanı’na yürüyüş, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi’nde Fetih konulu panel, Mehteran Konseri ve son olarak da Haliç’te lazer ve havai fişek gösterisi olacak.
DÜNYANIN EN ESKİ TERSANESİ
Atatürk’ü anmanın ve Cumhuriyet’i kutlamanın en iyi yolu nasıl ki Atatürk’ün Altı Ok programına sahip çıkmak ve Cumhuriyet’i bütün kurumlarıyla yaşatmaksa, İstanbul’un Fethi’nin kutlanmasından anlaşılması gereken de bize ama bugünümüze bıraktıklarına sahip çıkmaktır! Örneğin Tersane-i Amire’ye, yani Hasköy’den Unkapanı Köprüsü’ne kadar bütün bölgeye uzanan Haliç Tersanelerine…
Tamam, gemileri karadan yürütmeyelim ama dünyanın yaşayan en eski tersanesine sahip çıkalım!
O zamanlar Kadırga’da bulunan bir tersanede denize indirilirken batan bir gemiye kızan Fatih’in emriyle kurulan Tersane-i Amire tam 557. yaşında. İstanbul’un fethinden iki yıl sonra inşa edilen bu tersane, 557 yıldır gemi yapım ve onarım işlevini sürdüren ve bu özelliği nedeniyle de ikinci bir eşi olmayan tarihi hazinemizdir.
TARİHE DEĞİL RANTINA GÖZ DİKTİLER
İşte TMMOB Gemi Mühendisleri Odası’nın yıllarca başkanlığını yapan Tansel Timur, bu yıl bu gerçeğe dikkat çekiyor ve Tersane-i Amire’nin yaşatılması gerektiğini vurguluyor.
Timur’a göre ağızlarından ecdat kelimesini düşürmeyenlerin öncelikle sahip çıkması gereken, Fatih’in bu eseridir. Çünkü özellikle son 10 yıldır pek çok kesimin gözü bu tersanededir. Kimisi sanki “yaşayan bir müze” değilmiş gibi, tersaneye “müze yapacağız” diyerek talip olmaktadır. Kimisi “belediye sosyal tesisi” yapmaya uğraşmaktadır. Hatta “sinema platformu yapacağım” diye burayı bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den şahsına isteyen Sinan Çetin gibi örnekler bile mevcuttur.
Ancak TMMOB Gemi Mühendisleri Odası yıllardır bu tarihi tersaneye sahip çıkıyor ve yaşaması için uğraşıyor; bazen hukuk yoluyla, bazen kamuoyu yaratarak…
Ancak bu tarihi mekânı ranta çevirmek isteyenlerin sayısı bitmiyor, azalmıyor…
HALİÇ KÖPRÜSÜ’NDEN ÇIKARILACAK DERS
Tansel Timur’un bu konuyu gündeme getirmesinin bir diğer nedeni ise tüm İstanbulluları ilgilendiriyor.
Haliç Köprüsü geçenlerde önemli bir tehlike atlattı. Köprü bağlantıları koptu, 17 cm’lik bir çökme oluştu.
Gemi İnşaatı ve Makineleri Yüksek Mühendisi Tansel Timur soruyor: “Köprüde meydana gelen olumsuzluğun nedeni, yeni yapılmakta olan Metro Köprüsü kazıklarının çakılması işlemi olabilir mi? Haliç Tersanesi’nin tarihi taş havuzları herhangi bir hasar görmüş müdür; taban ve duvarlarında çatlaklar oluşmuş mudur? Havuz kapak ağzı açıklıklarında bir değişim olup olmadığı kontrol altında mıdır?”
Ve Tansel Timur hepimizi ilgilendiren şu gerçeğe dikkat çekiyor: “557 yıldır hâlâ sanayi faaliyeti yürüten, dünyanın en eski ve yaşayan tek sanayi müzesi durumundaki bu tarihi mirasın üretim dışına itilmesine, yani yok edilmesine neden olacak bir ‘dünya felaketi’ni bir yana bırakalım. Yarın havuz kapaklarından biri atarsa, ortaya çıkacak ölüm ve kayıpların hesabını kim verecek?”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mayıs 2012
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SESSİZ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2012
Hafta sonu internet sitesine iki subayımızın konuşması düştü. Korg. V. A. ile Kur. Alb. A. K. olduğu iddia edilen iki kişi, “İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığını ancak vur emri verilmediği için Türk savaş uçaklarının avcı iken av konumuna düştüğünü” belirtiyorlardı.
Daha önce defalarca Türk subaylarının bu internet sitesine düşen ses kasetlerini malzeme yapan yandaş medya, nedense bu ses kaydını görmezden geldi, kullanmadı, yayınlamadı…
Acaba neden?
Belki de yanıtı son bir haftalık gelişmelerin toplamında gizlidir. Anımsayalım:
İSRAİL UÇAKLARIYLA İT DALAŞI
1.) Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden KKTC semalarında İsrail uçaklarıyla it dalaşı yaşandığını duyurdu. 14 Mayıs günü İsrail’e ait “tipi tespit edilemeyen” bir uçak KKTC hava sahasını toplam 8 dakika süreyle tam 5 kez ihlal etmişti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-16 uçağı, çift koldan İsrail uçağına yönelmiş ve KKTC hava sahasından çıkarmıştı.
2.) Anadolu Ajansı, İsrail’in Kıbrıs Rum Kesimi’ne 20 bin komando yerleştirmek istediğini iddia etti. Ajans iddiasını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hrstofyas arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına dayandırdı. Yandaş medya, Anadolu Ajansı’nın iddiasına “Kıbrıs Rum Kesimi’nde ‘Küçük İsrail’ isteği” gibi başlıklarla yer verdi.
Tel Aviv, iddiayı hızla yalanlarken, KKTC eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Adaya İsrail askerinin gelmesi mümkün değildir” diyordu.
İSRAİL’İN ASKERİ HAMLELERİ
Bu iki önemli olay dışında son dönemde ülkemizi yakından ilgilendiren başka gelişmeler de yaşandı. Kısaca anımsayalım:
3.) İsrail Balkanlar’da Türkiye karşıtı ortaklıklar kurmaya başladı, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan ile askeri ortaklık anlaşmaları imzaladı.
4.) İsrail Kafkaslarda da önemli hamleler yaptı; hem Azerbaycan’la hem de Gürcistan’la askeri ilişkilerini geliştirdi, silah anlaşmaları imzaladı.
5.) İsrail, Almanya’dan nükleer silah taşıma kapasiteli denizaltılar aldı.
6.) İsrail, ABD ve Yunanistan’la birlikte, burnumuzun dibinde, Meis Adası açıklarında askeri tatbikat yaptı. Yunan basını, tatbikattaki düşman ülkenin “Türkiye” olduğunu yazdı.
İSRAİL, SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU
İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığı iddiası, İsrail’in 2007’de Suriye’yi Türk hava sahasını kullanarak vurması olayını akıllara getiriyor. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay – Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.
7.) Buna bir de geçen aylarda Türk hava sahasına giren Heron bilgisini ekleyelim.
NETENYAHU’YA GÖNDERİLEN ÖZEL TEMSİLCİ
İsrail’e karşı yüksek perdeden sözler sarf etmeye oldukça meyilli olan Başbakan Erdoğan, neden bu kadar olguya rağmen hiç ses çıkarmıyor? Bu sessizlikte bir anormallik yok mu?
Bu sorumuzun yanıtı yoksa şu iddiada mı saklı?
8.) İsrail Chanel 10 televizyonu, geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın dibe vuran ilişkileri canlandırmak üzere İsrail Başbakanı Netanyahu’ya özel temsilci gönderdiğini öne sürmüştü.
Bu durumda iki seçenekle karşı karşıyayız.
a.) Olgular dışındaki iddialar, AKP ve İsrail tarafından karşılıklı, birbirlerini yıpratmak için, yani psikolojik savaş gereği üretiliyor.
b.) Tıpkı ABD’nin en ağır bombardıman yaptığı gün Vietnam’la barış görüşmesi yapması gibi, tıpkı AKP’nin en ağır sözleri sarf ederken Oslo’da PKK’yle pazarlık yapması gibi, yoksa AKP ile İsrail, yoğun gerilim görüntüsü altında, aslında müzakere mi yapıyorlar? Ve bu müzakere, Türkiye’ye yeni NATO görevinin gereği midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2012
AKP’YE AFGANİSTAN GÖREVİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/05/2012
ABD Afganistan’a 7 Ekim 2001’de saldırdı. 12 Kasım’da Kâbil’in düşmesiyle, Afganistan işgali başlamış oldu.
16 Ocak 2002’de İngiltere’nin liderliğinde NATO’ya bağlı Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti ISAF oluşturuldu. Türkiye’nin da dâhil edildiği bu yapının görev alanı Kabil ve çevresiyle sınırlıydı.
Ancak 2003 yazından itibaren Taliban’ın toparlanmaya başlaması ve direnişe geçmesi Washington’u yeni hamlelere zorladı. 18 Ekim 2003’te, ISAF’ın yani NATO’nun görev alanı tüm Afganistan’ı kapsayacak şekilde yeniden belirlendi.
2003 Türkiye’sine kabul ettirilemeyeceği için, Türk askerinin muharip olmaması ve görev alanının Kâbil’le sınırlı kalması kararlaştırıldı. Bu kadarı ABD için yeterliydi. Türkiye’nin varlığı, Afganistan’ı işgal eden kuvvetlerin “haçlı ordusu” görüntüsünden çıkmasını sağlayacaktı! Türk bayrağı, Afgan halkının direnişini yumuşatacaktı!
NATO ÜYELERİ ÇEKİLİYOR
Ancak ABD/NATO için işler beklenildiği gibi gitmedi. Taliban, direnişi gittikçe yükseltti ve NATO’ya ağır kayıplar verdirtti. Üstelik işgalin ekonomik maliyeti, 2008 kriziyle derin sarsıntılar yaşayan ABD’yi zorladı, kamuoyunun tepkisini çekti. Obama yönetimi, tıpkı Irak gibi Afganistan’dan da çekilmenin takvimini yapmaya başladı…
Dahası bu yıl Washington, kökünü kazımayı hedeflediği Taliban’la Katar’da müzakerelere bile başladı. Belirlenen takvime göre NATO, 2014 itibariyle Afganistan’dan tamamen çekilmiş olacaktı.
İşte Chicago’da yapılan NATO Zirvesi bu geri çekilme nedeniyle önemliydi. Hatta Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı François Hollande, 2014’ü beklemeyip bu yılsonuna kadar muharip askerlerini çekmeyi planladıklarını açıkladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise “Afganistan’a beraber girildi, beraber çıkılmalı” görüşünü savundu.
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ise “çekilme işini aceleye getirmek istemediklerini, ittifak üyelerinin bu konuda dayanışma içinde olması gerektiğini” savundu.
Esas patron Obama ise 2014 yılı sonuna kadar Afganistan’da savaşın sona erdiğini ilan edeceklerini bir kez daha belirtti.
AKP: NATO ÇEKİLSE DE TSK KALACAK
Ya Türkiye? Ya bugüne kadar “Afganistan’daki askerlerimiz zaten muharip değil, sadece yardım için oradayız” diye kamuoyu tepkisini savuşturan Ankara?
İlginçtir… ABD geri çekilme takvimi açıklıyor, Fransa o takvimden önce geri çekilmek istiyor ama AKP birden, “siz çekilseniz de ben Afganistan’da kalırım” çizgisine giriyor?
Sahneye Chicago zirvesinden iki ay önce Savunma Bakanı İsmet Yılmaz çıkıyor ve 20 Mart’ta “NATO çekilse bile Türkiye Afganistan’da olmayı sürdürecek” diyor. Ardından yandaş medyaya “Türkiye’nin Afganistan’da olmasının önemi” içerikli operasyonel yazılar servis ediliyor.
Ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Chicago yollarına düşerken Türkiye’nin resmi tutumu ilan ediliyor: “Türkiye zirvede her ne karar alınırsa alınsın, talep edildiği sürece Afgan halkına yardım götürülecek.” (TRT, 19 Mayıs 2012)
Sonrası uluslararası oyun: ABD’den ajanslara şu bilgi düşüyor: “BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Afganistan’da 2014 yılında ISAF Gücü’nün çekilmesinden sonra da Türkiye’nin desteğine devam etmesi talebinde bulundu.”
Artık AKP’ye Afganistan’da yeni bir görev verildiği ortadaydı. Gül’ün Karzai ile görüşmesinde 1921 tarihli Afganistan’la Dostluk Anlaşması’nı yenileme talebinde bulunması, bu görevin cilasıydı…
NATO’NUN SAVAŞ ALANI
Herkes çekilirken Türk Ordusu neden Afganistan’da olmayı sürdürecekti? Yanıt Aydınlık’ın dünkü saptamasındaydı: “Türkiye NATO’nun savaş alanı oluyor.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mayıs 2012