Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
ASAF GÜVEN AKSEL’İN VİCDANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/05/2012
Dönekler, döndükleri yere ne zaman ateş açsa, eski kimlikleriyle anılırlar. Çünkü o eski kimlik, döndüren sistemin silahı olur aynı zamanda…
Yani Halil Berktay, varsayalım ki alanı olan tarih konusunda iyi bir çalışma yaptı, o zaman kimliği Prof. Dr.’dur, bilim adamıdır, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesidir vs…
Ama Halil Berktay Sol’a küfretse, hemen “eski Aydınlıkçı” oluverir!
İşte bu “eski Aydınlıkçı” Halil Berktay, 1 Mayıs 1977’nin “sol içi çatışmadan ibaret” olduğunu iddia etti geçenlerde. Şimdi açtığı yoldan, en başta 1 Mayıs 77 katliamının tertipçileri ilerliyor!
KONTRGERİLLAYI AKLAMAK, KONTRGERİLLA FAALİYETİDİR
Bu iddia, bir zihnin 35 yıl sonra açılması olayı değildir elbette. Düpedüz “kontrgerillayı aklama” girişimidir. Ve “kontrgerillayı aklama” girişimi nesnel olarak bir kontrgerilla faaliyetidir!
Anlaşılan Türkiye’de “hem gerilla hem de kontrgerilla eğitimi alan” tek kişi, sadece şimdilerde Mehmet Eymür’ün sağ kolu olarak Ergenekon tertiplerinde rol alan eski THKO’lu kişi değilmiş!
Öte yandan, “eski Aydınlıkçı” olarak Halil Berktay’ın bu kontrgerillayı aklama girişimine çok şaşırmadığımı da belirtmeliyim. Berktay’ın diğerlerinden ne eksiği var ki?!
AYDINLIK, KONTRGERİLLAYLA MÜCADELENİN ADIDIR
Ancak yeni bir “eski Aydınlıkçı” olan Asaf Güven Aksel’in, Berktay’ın sıktığı silahın ve attığı merminin izinden giderek “Aydınlıkçılara” ok atması, her şey bir yana, “vicdan” adına üzdü beni…
“Eski Aydınlıkçı” olan Asaf Güven Aksel, Sol Haber’deki 5 Mayıs tarihli yazısında bakın ne diyor: “Berktay’ın ‘bu katliamda devletin rolü yoktu’ demesini çıkarın, kalan kısmı, o zamanlar içinde yer aldığı siyasi oluşumla paralellik gösterir.”
İzninizle, Asaf Güven Aksel’e artık doğrudan seslenerek yazacağım:
İnsaf! Varsayalım ki bu yazdığına inanıyorsun… Hadi Halil Berktay’ın Aydınlıkçılığı çok eski ama sen daha 6-7 yıl önce Aydınlık Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni’ydin! 1 Mayıs 1977’ye dair bu değerlendirme sende yeni mi ortaya çıktı?
“Aydınlıkçılar” için diyorsun ki: “… biricik sorumlu olarak bu ‘üçlü blok’un ‘tekke şefleri’nin görülmesi gerektiğini o kadar vurguladılar ki, ne MC, ne polis, ne kontrgerilla bu tertipte görülür oldu.”
İnsaf! Ortada üçlü blok mu var? Sence Berktay, Sol içindeki meseleler aydınlansın diye mi bu çıkışı yaptı? Sol’a toptan saldırı yapıldığını görmüyor musun? Bu yıl 1 Mayıs’ta da görüldüğü gibi Sol yükselişe geçiyor… Bu dalgaya şimdiden barikat kurmaya çalıştıklarını anlamıyor musun?
İnsaf! Kontgerilla şeflerinin bile anılarında itiraf ettiği şu gerçeği bilmez misin sen: Kontrgerillayla mücadeleden Aydınlık’ı çıkar, geriye mücadele kalmaz!
AYDIN, VİCDANLI İNSANDIR EN BAŞTA
1978’deki kontrgerilla yazı dizisini unuttun mu? Hadi daha yeni tarihlerden anımsatayım: Susurluk konferanslarımızı, Çiller Özel Örgütü’ne karşı mücadelemizi unuttun mu?
Hadi “Resmi Belgelerle Kontrgerilla ve MHP” kitabı ya da Ömer Tanlak’ın veya Ali Yurtaslan’ın “itiraf” kitapları çok gerilerde kaldı. Doğu Perinçek’in yazdığı “Gladyo ve Ergenekon” kitabını ya da Ferit İlsever’in yazdığı üç ciltlik “Kontgerilla” külliyatını da mı görmedin, duymadın?
Gladyo faaliyetlerini, SüperNATO cinayetlerini ortaya çıkarmış “Aydınlık”ı basın tarihinden çıkarsan, geriye ne kalır?!
Hayat elbette hepimizi, bir gün bir yerlere götürür, sürer, taşır… Ama sahile vuran kum, denizden geldiğini inkar etmezken, insan nasıl unutur?!
Lütfen, Asaf Güven Aksel’in içindeki o vicdanı öldürme!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mayıs 2012
MİLLİ SOL DALGA GELİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/05/2012
Kemal Kılıçdaroğlu bir gecede fikir değiştirip Deniz Baykal’ın koltuğuna aday olduğundan bu yana ismine itiraz ediyorum. Hatta o dönem Odatv’de yazdıklarım nedeniyle kimi CHP’lilerle de sert tartışmalarımız oldu.
Aslında her şey ilk günden ortadaydı: 27 Mayıs’ı eleştirerek ve laiklikten ödün vererek izlenecek yol, elbette Atatürk’e çıkmayacaktı! 2 yılda Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Fırkası’nı Terakkiperver Fırka’ya çevirdiler!
Üstelik izledikleri yöntemlerle onu da arattılar. Gerçek CHP’liler bu yöntemi artık sorgulamalıdır: Kılıçdaroğlu Önder Sav’la birleşip Baykal’ı tasfiye etti; Gürsel Tekin’le birleşip Önder Sav’ı tasfiye etti; şimdi de Erdoğan Topraklarla birleşerek Gürsel Tekin’i tasfiye etmiş oldu!
HER KONU SOL’A BAĞLANIYOR
CHP solculuğu bırakıp liberalleşirken, Türkiye’de Sol tartışılmaya başladı. Fark etmişsinizdir, son birkaç haftadır, konu ne olursa olsun Sol’a bağlanmaktadır. Elbette 1 Mayıs tartışmaları ve Denizlerin 40. yılı da bunda etkendir…
Ama Sol’a bağlanarak tartışılan konular bunların ötesindedir: Köprü, Suriye, 28 Şubat, tiyatro, medya halleri, süt…
Kim bilir, belki de 1 Mayıs 1977’de kontrgerillayı aklayıp suçu Sol’a yıkmaya kalkmak da sistemin bu gelişmeye karşı önleyici müdahalesidir!
1 MAYIS RAKAMLARLA DA BÜYÜDÜ
Aslında anlatmaya çalıştığım şeyin matematiği bu 1 Mayıs’ta yaşandı. Bölünmeye rağmen bu 1 Mayıs, tüm yurtta şimdiye kadarki en büyük katılımlarla kutlandı.
Hadi İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i geçin ama katılımın katlandığı diğer büyükşehirler? İlk defa 1 Mayıs kortejleri oluşturulan orta Anadolu kentleri? Ege’de ve Akdeniz’de tatil kasabalarında bile yapılan 1 Mayıs gösterileri?
BAYRAKLI VE VATANLI SOL
Sol’un yükselmeye başladığının işaretlerini her yerde görüyoruz…
27 Mayıs’ın açtığı özgürlük ortamında büyüyen ve gelişen ama 12 Eylül’le bastırılan o büyük dalga, göreceksiniz, yakında bir daha oluşacak.
Üstelik bu kez Sol, milli olacak, bayraklı olacak, vatanlı olacak!
MİLLİ SOL DALGANIN İŞARETLERİ
Bunun işaretleri de artmaktadır:
AKP’nin bölünme anayasasına karşı yurt çapında yapılan Milli Anayasa Forumları; Türkiye Gençlik Birliği’nin hızla büyümesi; İşçi Partisi’nin Türkiye’nin iç ve dış meselelerine yaptığı politik önderliğin toplumda gördüğü büyük ilgi; Yandaş ve sistem gazetelerinin toplam tirajı ile sol ve milli olan gazetelerin toplam tirajları arasındaki makasın küçülmesi; İktidar gücünü arkasına alan kitaplar ile iktidara karşı duran kitaplar arasındaki satış miktarı farkı; “Özelleştirme” zihniyetinin kapitalizmin krizine toslaması ve değişik kesimlerde “kamuculuk” fikrinin tartışılmaya başlaması; Batı tarzı tüketim ile Doğu tarzı üretim savaşının sonucu; Dünya ekonomilerinde Batı’nın payının azalması, Doğu’nun payının artması; Türkiye’nin AB’ye döndürülmüş yüzünün zorunlu olarak bölgesine ve Asya’ya dönmeye başlaması ve en önemlisi ABD’nin inişe geçmesi…
DOĞRU PROGRAM VE ÖNDERLİK
Artık mesele bu gelecek dalgaya önderlik edebilmektir. Atılacak ilk adım da Kemalist Devrim’in programında buluşmaktır. “Kılıçdaroğlu’nu düzeltiriz, CHP’yi teslim etmeyiz” diyenler, boşa geçen iki yıldan ders çıkarmalı ve bu gerçekleşmeyecek amaca harcayacakları enerjiyi, doğru adreslerde değerlendirmelidirler.
2007’deki Cumhuriyet mitinglerinde görülen iktidar olmaya sırt çevirme tavrında ısrar etmek, ikinci ve daha büyük bir yenilgi olacaktır. Tarihi fırsatları ıskalamamak için doğru programda ve önderlikte birleşmek gerekir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mayıs 2012
ABDULLAH GÜL’E 10 SORU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/05/2012
Çankaya, “Cumhurbaşkanına sorun” diye halkla ilişkiler çalışması yürütüyor. Vatandaşların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e internetten sorduğu binlerce soru içinden 10’u seçiliyor. Gül soruların sahipleriyle Çankaya Köşkü’nde buluşuyor…
Seçilen sorular içinde medyanın en ilgi gösterdiği şöyleydi: “Sizi hep tebessümle görüyoruz ekranlarda. Çok öfkelenip sinirlendiğinizde ne yaparsınız?”
Abdullah Gül’ün yanıtı şu olmuş: “Her insanın yaratılıştan bir fıtratı vardır. Dolayısıyla insanlar bu konularda rol yapmazlar; rol yaparlarsa yapmacık olur. İnsan ne ise odur. Herkes bazen öfkelenir; ama bazıları da benim gibi kendini zorla kontrol ederek öfkesini içinde tutar.”
KİNDAR NESİL
Kimi korkak demokratlar bu yanıtın üzerine atladı, “devlet güler yüzlü de olabilirmiş işte” diyerek aslında Başbakan Erdoğan’a gönderme yaptı. Başbakan’ın kendilerine parmak sallamasından korkan, Başbakan’ın kendilerini patronlarına şikayet etmesinden ürken bu kişilerin Erdoğan’dan korkup Gül’e sarılması, kuşkusuz bir “ileri demokrasi” görüntüsüdür.
Öfkeyi sürekli içe atmakla kin tutmak arasında bir ilgi olup olmadığı da kuşkusuz incelenmesi gereken bir sorundur. Bu soruya verilecek bilimsel yanıtla da hem şu meşhur “kindar nesil” meselesine hem de Erdoğan’dan başlayarak AKP yönetiminin genel öfke sorununa inilebilir.
Konuyu uzmanlarına bırakıp geçiyoruz ve Gül’e soru meselesine dönüyoruz.
POWELL’LA ANLAŞMANIZ YASAL MI?
Ve Cumhurbaşkanı Gül’e, belki sorulanlar arasında da olan ama seçmediği bazı konuları soruyoruz:
1.) Dışişleri Bakanı olarak dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la 2 Nisan 2003’de “2sayfalık 9 maddelik” bir anlaşma yaptığınızı ağzınızdan kaçırdınız.
“Ağzınızdan kaçırdınız” diyoruz, çünkü varlığını ancak siz Vatan’dan Sedat Sertoğlu’na söylediğinizde öğrendiğimiz bu anlaşmanın maddelerini, tüm ısrarlarımıza rağmen nedense hiç açıklamadınız.
Ayrıca biz araştırdık ama bu anlaşmanın kaydına hiçbir devlet kurumunda rastlayamadık. Sizin var dediğiniz ama devlette olmayan bu anlaşma acaba yasal mıdır?
2.) Başkomutanı olduğunuz ordumuzun, savaşlarda bile esir alınamayacak sayıda komutanı şuanda tutuklu… Başkomutan olarak kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
3.) Başkomutanı olduğunuz ordumuzun en seçkin subaylarına yöneltilen suçlamaların kimi delillerinin, sonradan “sehven” dosyaya girdiği ortaya çıktı. Subaylarınıza bu çamuru atanlara hesap soracak mısınız?
ZEKERİYA ÖZ’DEN MEMNUN KALDINIZ MI?
4.) İsmet Berkan’dan öğrendik. Daha ortada Ergenekon operasyonu yokken, size getirilen kimi konularla ilgili “bulun bir savcı, delillendirin” demişsiniz. Zekeriya Öz’den memnun kaldınız mı?
5.) Vekilinize, yani siz yurtdışına çıktığınızda makamınıza vekâlet eden devletin iki numarasına, yani dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç’a suikast planlandığı iddia edilerek başkomutanı olduğunuz ordumuzun kozmik odalarına, yani temsil ettiğiniz devletin en mahrem yerine girilmişti, çeşitli evraklara el konulmuştu…
Milliyet’ten Mehmet Yılmaz’ın da ısrarla sorduğu bu suikast işi ne oldu? Aradan bunca zaman geçmesine rağmen suikast iddiasıyla tek bir kişi bile tutuklanmadı. Yoksa suikast iddiası yalan mı çıktı? Öyleyse kozmik odalara bu iddiayla girilmesinin üzerine gidilmeyecek mi?
6.) Aradan iki yıl geçti… Ancak KPSS sorularını çalanlar bir türlü bulunamadı. Devlet Denetleme Kurulu’nu, bu çeteyi bir türlü bulamayan beceriksiz kurumları incelemesi için harekete geçirecek misiniz?
7.) Deniz Baykal’a kaset komplosunu kimin ya da kimlerin yaptığı aradan geçen iki yıla rağmen bulunamadı. Oysa Ergenekon iddianamesine bakılırsa başında olduğunuz devlet, yüz yıl önceki kimi suçların bile sorumlularını bulabiliyor(!)
Peki, Baykal kasetinin faili neden bulunamıyor? Keza MHP yöneticileriyle ilgili kasetlerin faili de hâlâ yargı önüne çıkarılamadı?!
PKK’YLE MÜZAKERELERDE SİZİN TEMSİLCİNİZ KİM?
8.) Kürt Açılımı’nı 8 Mart 2009 tarihinde Tahran’a giderken, yolda “çok güzel şeyler olacak” diyerek siz başlatmıştınız. O zamandan beridir herkes birbirinin etnik aidiyetini, soyunu sopunu merak eder oldu. Siz sonuçlardan memnun kaldınız mı? Ayrıca “çok güzel şeyler olacak” dediğiniz için soruyorum, 3 yılın sonunda güzel neler oldu mesela?
9.) MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın devletin değil ama Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak Oslo’da PKK’yle pazarlık masasında yer aldığı ortaya çıktı. Kürt Açılımı’nı başlatan makam olarak sizin bu müzakerelerdeki temsilciniz kim acaba?
10.) Uludere’de 34 yurttaşımızın ölümünde istihbaratı kimin verdiğini hükümete ve Genelkurmay Başkanlığı’na defalarca sorduk. Size de bu vesileyle bir daha soralım dedik: Uludere’de istihbaratı kim verdi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Mayıs 2012
RUSYA’NIN RADAR RAHATSIZLIĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/05/2012
Moskova’da füze kalkanının masaya yatırıldığı uluslararası konferans, bir bakıma Rus devletinin ABD tehditlerine karşı ne yapacağını somut ilan etmesiydi.
Rusya Savunma Bakanı Anatoli Serdyukov, NATO ile füze kalkanı konusunda yapılan müzakerelerden bir sonuç çıkmadığını, görüşmelerin çıkmazda olduğunu belirterek bundan sonra izlenecek yolu açıkladı: “Ya bu test sürecini geçip işbirliği ve ortaklığımızı yeni tehditlere karşı geliştireceğiz. Ya da gerekli askeri tedbirlerin karşılıklı olarak alınması için zorlanacağız.”
“GEREKİRSE KALKANI VURURUZ”
Rusya Genelkurmay Başkanı Nikolay Makarov ise Moskova’nın alacağı karşı önlemleri sıraladı: “Avrupa’nın ortasında yer alan Kaliningrad kentine nükleer başlık taşıyabilen İskender füzelerinin yerleştirilmesi, Rusya’nın güvey ve kuzeybatı bölgelerine savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve yeni vurucu silahlarla donatılması, gerekirse füze kalkanı alt yapısının imha edilmesi.”
Rus Genelkurmay Başkanı Makarov, durumun gerginleşmesi durumunda uyarıcı ateşle karşılık vereceklerini vurguladı!
Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev ise NATO füze savunma sisteminin Rusya’nın kıtalararası balistik füze gücünü etkisiz hale getirebileceğini belirtti. Patruşev bunun da nükleer dengesizlik ve stratejik istikrarsızlığa yol açacağına dikkat çekti.
“KÜRECİK RADARI RUSYA’NIN GÜNEYİNİ KAPSIYOR”
Rusya Savunma Bakanlığı’nın düzenlediği ve NATO dâhil 50’den fazla ülkeden 200’ün üzerinde uzmanın katıldığı konferansta konuşan NATO Genel Sekreter Yardımcısı Aleksander Vershbow ise Rusya’nın hedef alınmadığını iddia etti.
Ancak NATO yetkililerinin sözleri Rusya’yı ikna etmiyor. Zira konferanstan önce konuşan Rusya Füze Savunma Kuvvetleri Komutanı Vladimir Lyaporov, Türkiye’de aktif hale gelen radarın hareketli olduğunu ve Rusya’nın tüm güney bölgesini kapsadığını saptadıklarını açıklamıştı.
JİRİNOVSKİ: TÜRKİYE’NİN YARISI VURULMALI
Füze kalkanı konusunda Rusya’da tam bir mutabakat var. Rusya’nın tüm siyasi kesimleri, 2020’ye kadar tam aktif hale gelecek füze savunma sistemine karşı acil önlemler alınmasını istiyor. Komünistler, milliyetçiler, liberaller… Rusya’da hemen her kesim füze kalkanına karşı farklı önlemler öneriyorlar.
Örneğin aşırı sağcı olarak nitelenen Vladimir Jirinovski, Krasnodar bölgesine füze savunma sistemi kurulmasını ve önleyici saldırı yapılmasını istedi. Jirinovski’ye göre füze kalkanının yer aldığı Polonya, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Türkiye’nin yarısı vurulmalı!
STRATEJİK DERİNLİKTE BOĞULUYORUZ
Jirinovski’nin sözlerini bir yana bırakalım… Ancak İran’ı ve Rusya’yı, hatta Çin’i hedef alan füze kalkanına ev sahipliği yapmanın ne anlama geldiğini artık Türk devletinin daha ciddi olarak düşünmesi gerekmektedir.
Soğuk savaş sürecinin dehşet dengesi olarak nitelenen nükleer silahlanma döneminde bile ABD’ye bu kadar angaje olmayan Ankara’nın bugün izlediği siyaset felaketlere gebedir. Üstelik ABD, bu kez dünden farklı olarak dengenin zayıf tarafındadır.
ABD patentli “stratejik derinlik”, Türkiye’yi sadece komşularıyla değil, küresel liderlerle de karşı karşıya getiriyor.
Türk devleti ABD’nin yenilgisini paylaşamaz, paylaşmamalıdır. Bu gidişi engelleyecek ve bir çıkış stratejisi üretecek tarihe ve birikime sahibiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Mayıs 2012
DENİZLERİN BAYRAĞINI TGB TAŞIYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/05/2012
Bugün 6 Mayıs, Denizlerin idamının 40. Yılı…
Dün “Namık Kemal olunmalı, Mustafa Kemal olunmalı” diye bağımsızlık bayrağını yükselten Deniz Gezmiş, bugün bayrağı devrettiği gençliğin mücadelesinde yaşıyor!
Ve bayrak, “Namık Kemal olunmalı, Mustafa Kemal olunmalı, Deniz olunmalı” diyen gençler tarafından, daha da yükseltiliyor!
DENİZ GEZMİŞ MÜCADELESİNİ ANLATIYOR:
Doğu Perinçek “Arkadaşım Deniz Gezmiş” kitabına, Devrim gazetesinin Deniz Gezmiş’le yaptığı söyleşiyi koymuş. Deniz Gezmiş’i kendi anlatımından tanıyınız diye özellikle belirtiyor. Deniz Gezmiş, şimdilerde onu farklı bir portre gibi sunmaya gayret edenlere inat, 43 yıl öncesinden kendisini bize anlatıyor; üstelik tam da bugünün güncelliğine dersler taşıyarak…
Doğan Avcıoğlu yönetimindeki Devrim’in 23 Aralık 1969’da yaptığı bu söyleşinin özetini, Denizlerin anısına bugün bu köşede özetliyoruz. Genişini mutlaka Perinçek’in ses getiren kitabından okuyunuz…
GENÇLİĞİ ORDUNUN KARŞISINA DÜŞÜREMEDİLER
Söz Deniz Gezmiş’de:
“Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını birbirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün.”
GÖREV: EMPERYALİZME KARŞI KİTLELERİ HAREKETE GEÇİRMEK
“Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrimci eylemde bulunacaktır.”
ORDU VE KEMALİST GÜÇLER
“Bugün Türkiye’de Kemalist Devrim’in bekçiliğini yüklenen güçler arasında başta Ordu, 27 Mayıs’ı yapan güçlerin önemli bir yeri vardır. Anti-Kemalist karşı devrim hareketine karşı gençlik bütün zinde güçlerle el eledir. Emperyalizmin işbirlikçileri gençlik ile öteki zinde güçlerin arasını açmak istemektedir. Fakat aynı inançta olan, yani emperyalizmi kovmuş, feodal unsurları tasfiye etmiş bir Kemalist Türkiye isteyen bu ilerici güçlerin arasını anti-Kemalist karşı-devrimi tezgâhlayanlar açmayı başaramayacaklardır.”
EMPERYALİZMİN MİLLİCİ GÜÇLERİ TASFİYE PLANI
“Bugün Amerikan emperyalizmi saldırganlık yolunu seçmiştir. Buna karşı biz de, emperyalizmin parmağının bulunduğu her yerde ona karşı aynı silahlarla mücadele yolunu seçtik. Tıpkı Mustafa Kemal’in 50 yıl önce yaptığı gibi. Emperyalizm bugün millici güçleri tasfiye etmek için listeler hazırlamakta ve bütün kurumlarımıza elini uzatmaktadır. Bizse onları defterden sileli çok oldu. Millî kurumlarımıza uzanan elleri de kırmakta kararlıyız.”
MUSTAFA KEMAL’DEN GÖREV ALIYORUZ
“Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.”
BAYRAK EMİN ELLERDE…
Gerçekten de dünyanın bütün gericileri bir araya gelmiş ama bu görevi Türk gençliğinin elinden alamamıştır!
Anımsayınız: Geçen yıl Celal Bayar Üniversitesi’nde Bülent Arınç’ı protesto eden gençleri rektör Mehmet Pakdemirli okuldan atmakla tehdit etmişti. Bu tehdide boyun eğmeyen TGB yöneticileri Erdem Özdemir ve Burak Ünlü “biz görevi Atatürk’ten aldık” demişlerdi.
Dünyanın bütün gericileri, şimdi de Atatürk’ün bağımsızlık savaşını başlattığı 19 Mayıs’ı gençliğe yasaklamaya kalkıyor! Türkiye Gençlik Birliği TGB ise “dünyanın bütün gericilerine” inat, “yeryüzünün bütün gençlerini” 19 Mayıs’ta İstanbul’da topluyor!
Ve Namık Kemallerden Deniz Gezmişlere, oradan da TGB’lilere geçen “JönTürk” devrimciliği, bu 19 Mayıs’ta bağımsızlık bayrağını bir kez daha dalgalandırmaya hazırlanıyor!
***
Dün sabah kaybettiğimiz devrimci yayıncı Nizamettin Şen’in Türkiye’nin en uzak diyarlarına kitap ulaştırma kararlılığını da bayraklaştıracağız… Işıklar içinde yat devrimci arkadaşım… Aydınlık Türkiye mücadelen sürecek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Mayıs 2012
TÜRKİYE’NİN GÖREVİ İRAN’I DENGELEMEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/05/2012
ABD’li stratejist Zbigniew Brzezinski’nin Brooking Enstitüsü’ndeki “Batı ve Türkiye: Geniş küresel mimarinin şekillendirilmesindeki rolleri” başlıklı konferansı iki nedenle önemliydi. Birincisi ABD’nin dünya ölçeğindeki durumu bakımından, ikincisi de Batı’nın Türkiye’ye biçtiği rol bakımından…
AMERİKA’NIN ARDINDAN
5 Şubat’ta bu köşede “ABD’nin düşüşü ve Brzesinski’nin önerisi” başlıklı yazımızda, ünlü stratejistin yeni çıkan “Stratejik Vizyon” isimli kitabını ve Çin’e karşı önerdiği ABD-Rusya-Türkiye üçgenini incelemiştik. Ülkesinin durumunun SSCB’nin çökmeden önceki durumuna alarm verici benzerlikte olduğunu savunan Brzezinski, Rusya ve Türkiye’yi temel alan daha büyük bir Batı inşası önermişti.
5 Mart’ta ise bu köşede “Amerika’nın ardından” başlıklı yazımızda Brzezinski’nin Foreign Policy için yazdığı makaleyi incelemiştik. Ünlü stratejist, Çin’in hazırlıksız olduğu için ABD’nin hızla çökmemesini istediğini savunduğu makalesinde, “Amerika’nın ardından” felaketler tablosu çizmişti:
“1.) Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerine kesinkes göz koyacaktır.
2.) Avrupa’yı; Almanya ve İtalya, Rusya’ya doğru, İngiltere ABD’ye doğru ve Fransa da daha sıkı bir AB tarafına doğru çekiştirecektir.
3.) Diğerleri ise daha büyük bir hızla kendi bölgesel kürelerini şekillendirmeye koyulacaklardır. Türkiye, eski Osmanlı coğrafyasında, Brezilya Güney Yarımküresinde…
4.) Çin’in önemli komşuları olan Hindistan, Japonya ve Rusya, ABD’nin küresel totem direğindeki sıfatını Çin’in almasına hazır değil.
5.) Amerika’nın ardından Gürcistan, Tayvan, Güney Kore, Belarus, Ukrayna, Afganistan, Pakistan, İsrail ve Büyük Ortadoğu ülkeleri tehlikeye düşecek ve savunmasız kalacak.
6.) Amerika’nın ardından deniz güzergâhları, uzay, internet ve çevre gibi küresel müşterekler de aşınmaya uğrar.
7.) Zayıflayan bir ABD’nin daha ulusçu, ulusal kimliği söz konusu olduğunda daha çok savunmacı, ülke güvenliği konusunda daha paranoyak, başkalarının kalkınması uğruna kaynak feda etmeye daha az gönüllü olması muhtemeldir.”
Doğu Perinçek, dün “ABD’de kaos, dünyada devrim” başlıklı makalesinde Brzezinski’nin çizdiği felaket tablosunun dünyanın değil, kendilerinin felaketi olduğunu özellikle vurguladı. Perinçek ABD jandarmalığının zayıflamasının bölgesel birlikleri ve milli birleşmeleri sağlayacağını, laikleşme eğilimlerini yükselteceğini belirtti.
ABD’NİN BÖLGE BEKÇİLİĞİ
Brzezinski’nin konferansı da aslında son kitabının bir özetiydi… Ancak biz, ilk iki yazımızdan farklı olarak, daha ziyade Brzezinski’nin Türkiye’ye nasıl bir rol biçtiği üzerinde duracağız.
Zbigniew Brzezinski, Brooking Enstitüsü’ndeki konferansında, Türkiye’ye aslında ikisi de aynı kapıya çıkan iki anlam yükledi:
1.) Brzezisnki “Türkiye, Avrupa ve batı güvenliği açısından kilit rol oynayacak” ve “Türkiye Avrupa Enerji güvenliği için kilit bir öneme sahiptir” diyor. ABD’li stratejist, Türkiye’nin Batı için anlamını güvenlik üretmesine bağlıyor!
2.) Brzezinski’ye göre Türkiye’nin ikinci önemli özelliği ise şudur: “Türkiye, önümüzdeki dönemde İran’ın geleceği açısından bir demokrasi modeli oluşturmaktadır. Aynı zamanda Ortadoğu için de bir model oluşturmaktadır.”
İşte meselenin esası budur. ABD için Türkiye’nin anlamı, Ortadoğu’da yükselen İran’ı tutabilmesidir, dengeleyebilmesidir. Zira Türkiye-İsrail-Mısır eksenli İran karşıtı bloğun Mısır ayağı kırılmıştır. Suudi Arabistan önderliğindeki Körfez ülkelerinin bu boşluğu doldurması çok zordur.
Bu yüzden AKP’ye yatırım yapılmış ve İran’ı dengeleyecek görevlere sürmüşlerdir. Obama’nın seçildikten hemen sonra Türkiye’yi “model ortak” ilan etmesi görevin etiketidir. Ankara’nın, Suudi Kralı ve Katar Şeyhi ile bölgeye demokrasi götürmeye soyunması, Suriye ve Esad karşıtlığı, Irak’ta Maliki karşıtı “Barzani-Allavi-Haşimi” cephesi kurması, Sünni blok kurma gayretleri bu görev nedeniyledir.
Türkiye ABD ve Batı için güvenliktir, bölge jandarmalığıdır, bekçiliktir… Ancak bu görev, komşularından önce Türkiye’yi parçalanmaya götürmektedir. Türkiye komşularına karşı değil, tersine, komşularıyla birlikte ABD’ye karşı olmalıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mayıs 2012
YENİ ŞAFAK CEZAEVİ Mİ DİNLİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/05/2012
Yeni Şafak’ta “Karadayı da gelecek mi?” başlıklı bir “haber” vardı. Güya 28 Şubat operasyonuyla tutuklanan Çevik Bir ile koğuş arkadaşı İdris Koralp’in en çok konuştukları konu İsmail Hakkı Karadayı’nın da tutuklanıp tutuklanmayacağıymış: “Bir ve Koralp’in koğuşunda bugünlerde yegâne gündem maddesinin ise eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın soruşturma kapsamında ‘gözaltına alınıp alınmayacağı’ konusu olduğu iddia ediliyor.” (Yeni Şafak, 29 Nisan 2012) Kim iddia ediyor? Gizli özne!
Yeni Şafak İdris Koralp’i şöyle tanıtıyor: “28 Şubat’ta Genelkurmay İç Güvenlik Harekât Dairesi Plan Şube Müdürlüğü yapan emekli Tuğgeneral Koralp, o dönem Genelkurmay Karargâhı’nda Çevik Bir’in ‘kara kutusu’ olarak öne çıktı.”
Yeni Şafak, “yegâne gündem” dediği konuyu Çevik Bir ve kara kutusundan öğrenemeyeceğine göre geriye iki ihtimal kalıyor. Bir ve Koralp bu “yegâne konuyu” bağıra çağıra konuşuyor ve gardiyanlar da istemeden duyup Yeni Şafak’a iletiyor veya Yeni Şafak açıkça cezaevi dinliyor, ortam dinlemesi yapıyor!
Ya da gizli özne, tertip merkezidir! Ve o merkez, eski Genelkurmay Başkanı emekli Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın da tutuklanması için “psikolojik harekâta” başlamıştır!
YENİ ŞAFAK’IN PSİKOLOJİK HAREKÂTI
Psikolojik harekât deyince… 28 Şubat operasyonuyla birlikte bu konuda da çok önemli teorik çalışmalara imza atılıyor. En önemlisi, Cengiz Çandar’ın da beğendiği Ali Bayramoğlu imzalı olanıydı: “28 Şubat, bir ordunun kendi toplumuna karşı giriştiği bir kalkışma, kandırma, yönlendirme eylemleridir.” Çandar eylemleri bir bütün olarak “yani psikolojik harekâttır” diye isimlendiriyor.
Yukarıdaki Yeni Şafak haberini bir de bu tanım çerçevesinde okuyun şimdi… Psikolojik harekâtın alasını kim yapıyor, görün!
TSK’YE PSİKOLOJİK HAREKÂT
Türk Ordusu’na saldırmak için koparılan bu “nasıl psikolojik harekât yaparlar” yaygarası trajiktir.
Anımsarsınız mutlaka: Öldürdüğü PKK’lilere “pusu” kurmakla da suçlanmıştı TSK! Yandaş kalemler “TSK nasıl pusu kurar?” diye utanmadan yazabilmişlerdi! Pusunun bir askerlik sanatı olduğunu elbette biliyorlardı ama psikolojik harekât tam da böyle bir şeydi işte…
BAŞBUĞ’A PSİKOLOJİK HAREKÂT
“İnternet Andıcı” davasına bir de bu gözle bakınız. Vay efendim TSK nasıl internet sitesi kurarmış, nasıl bu sitelerden yayın yaparmış?
Psikolojik harekât içinde kaynayıp gitti; o sitelerin çoğu sözde Ermeni soykırımı yalanlarına karşı ya da PKK ile mücadelede kullanılmaktaydı… Ve elbette “irtica ile mücadele” kapsamında olanlar da vardı. Ulusal güvenlik açısından bölücülükle birlikte irtica da tehdit olarak belirenmişse, bir ordu elbette o zaman irticaya karşı mücadele edecekti!
Ama öyle bir psikolojik harekât uyguladılar ki, sanki irticayla mücadele etmek görev değil de suçmuş gibi kamuoyu yarattılar. Görevi irticayla mücadele etmek olanlar bile görevine sahip çıkmaktan sakındı.
“TSK nasıl internet sitesi kurar” diyerek İlker Başbuğ’a savaş açanların silahı neydi peki? Bağbuğ’a psikolojik harekât yapan bazı internet siteleriydi. Ki o sitelerde yer alan, örneğin Başbuğ’un ağlama duvarındaki fotoğrafı, mahkemede terör örgütü yönetmekle suçlanan eski Genelkurmay Başkanı em. Org. İlker Başbuğ’a sorulan ilk soruydu! Başbuğ bu fotoğrafın sorulmasını haklı olarak “insanlık suçu” diye değerlendirdi! (Hürriyet, 30 Nisan 2012)
“TSK nasıl internet sitesi kurar” diyenler, kendi internet sitelerindeki psikolojik harekât malzemelerini açık açık kullandılar!
Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı’nın İsrail’deki ağlama duvarı fotoğrafını suçlayarak gazetelerine manşet yapanlar, Yahudi komitesinin aynı ülkenin Başbakanına cesaret madalyası takmasını ise alkışladılar!
YALÇIN KÜÇÜK’E PSİKOLOJİK HAREKÂT
Şemdin Sakık’ın ifadelerine dayandırılarak hazırlandığı belirtilen andıç konuşuluyor günlerdir. 28 Şubat generallerinin o andıçla başta Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Altan biraderler olmak üzere kimi gazetecileri fişlediği, işinden ettiği yazılıyor, çiziliyor.
Ama o andıçta, örneğin Yalçın Küçük’ün isminin de yer aldığından nedense hiç bahsedilmiyor! Üstelik Yalçın Küçük o süreçte, bırakın işinden olmayı, hapis bile yattı! (Küçük, Haymana Cezaevi’nde Doğu Perinçek’le birlikte yattı. Patatesten üretilmiş sahte bir mühürlü mektupla PKK yöneticisi yapılan(!) Doğu Perinçek’in davası, en az bugünkü davası kadar ibretliktir, tarihe geçecektir!)
Evet, Ergenekon yöneticisi olmakla suçlanan ve Silivri zindanında yatan Yalçın Küçük’ün ismi de geçiyor o andıçta… Ama varsa yoksa Çandarlar, Birandlar, Altanlar, Barlaslar, Ilıcaklar deniliyor hep…
İşte psikolojik harekât, tam da budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mayıs 2012
DENİZ GEZMİŞ, SİLİVRİ’DE PERİNÇEK’İ SAVUNURDU!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/05/2012
Doğu Perinçek, arkadaşı Deniz Geçmiş’in şu yönüne dikkat çekiyor: “Deniz, gençlik kitlesini birleştirme ustasıdır. Çeşitli gruplarla görüşür, ittifaklar yapar; birleştirir ve eyleme geçirir.”
Perinçek, yeni çıkan kitabı “Arkadaşım Deniz Gezmiş”te, onun “Sağ Sol Yok, Boykot Var” sloganını bulduğunu da önemle belirtir.
Hafta sonu bu satırları okurken, İhsan Eliaçık ve Aydınlık yazarı Eren Erdem’in de içinde yer aldığı topluluğun, bu 1 Mayıs’ta “kapitalizmle mücadele korteji” oluşturacağı haberi geldi aklıma… Ve Deniz Gezmiş’in sloganını, “Sağ Sol Yok, Vahşi Kapitalizme Karşı Mücadele Var” ve “Sağ Sol Yok, Vatanseverlik Var” diyerek güncelledim…
ATATÜRK İÇİN YÜRÜDÜ, 27 MAYIS’I SAVUNDU
Büyük bir heyecanla okuduğumuz Perinçek’in kitabı, Deniz’i hepimize arkadaş yapıyor. Kendimizi 29 Nisan 1968’de başlayan 68 eylemlerinin bir parçası hissediyoruz; ama bu kez 40 yılın deneyimiyle, 68 liderlerinin bıraktığı derslerle…
Deniz Gezmiş, ABD emperyalizmine karşı mücadele ediyor, NATO’ya karşı eylemler yapıyor, 6. Filo askerlerini denize döküyor…
Deniz Gezmiş, Mustafa Kemal yürüyüşü yapıyor, Anıtkabir’i ziyaret ediyor, 12 Mart savcılarına karşı 27 Mayıs devrimcilerini savunuyor…
Kitabı bir solukta okurken, “yaşasaydı kesin Ergenekoncu olurdu” diye düşünüyor insan. Ya da Hukuk Fakültesi öğrenimini tamamlayıp, Ergenekoncuların avukatı olurdu mutlaka. O gün avukatı olmasını istediği Doğu Perinçek’i, bugün de kendisi savunurdu Silivri’de…
DENİZ’İN İLK AVUKATI: PERİNÇEK
Hani Mevlüde Günbulut anamızın Şarkışla köylerinden yazdığı, türküsünü milyonların söylediği o tarihe geçen şiirindeki gibi:
“Şarkışla’ya düşürmesin / Allah sevdiği kulunu / Gemerek’te çevirmişler / Deniz Gezmiş’in yolunu (…) N’olayıdım n’olayıdım / Okuryazar olaydım / Deniz mahkemeye düşmüş / Avukatı ben olaydım.”
Deniz Geçmiş’in ilk avukatı olmuştu hukuk doktoru Doğu Perinçek… Kendisinden dinleyelim: “Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan, daha tutuklanma mahkemesine çıkmadan Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne getirilir getirilmez, bana vekaletname yolladılar. Vekaletnamenin tarihi 25 Mart 1971. Tutuklanma kararının yüzlerine okunması 4 Nisan 1971. Demek ki, vekaletnameyi mahkemeye çıkmadan 10 gün önce yollamışlar. Vekaletnameyi imzalayan şahitler: Ankara Cezaevi’nden başgardiyan Osman Keçeli ve Emin Gözen. Vekaletnameyi Ankara 6. Noter Vekili Sedat Yılanlı onaylamış. İmza ve mühür. Ve Can Kardeşlerim Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan’ın imzaları.”
Ancak bir ay sonra Doğu Perinçek hakkında da tutuklama kararı çıkar ve Perinçek bu nedenle Halit Çelenk’in önderliğindeki o avukat ekibi içinde yer alamaz.
DENİZ’DEN PERİNÇEK’E YILDIRIM ÇAĞRI
Deniz Gezmiş 8 Nisan 1971 günü de yıldırım telgraf gönderir Perinçek’e… Kırmızı telgraf kağıdı, kendisi gibi yıldırımdır: “Acele gel. Deniz Gezmiş.”
“Vekaletnameyi ve telgrafı 40 yıldır saklarım. Bizim malımız mülkümüz, hepsi bu güzelliklerdir” diyen Perinçek, Can Kardeşleriyle kucaklaşır; önce 3,5 saat Deniz Gezmiş’le, sonra yarım saat de Hüseyin İnan’la görüşür:
“Deniz ve Hüseyin, onlar adına bir basın toplantısı yapmamı istediler. Benim onların sözcüsü olmamı önerdiler. Seve seve.”
Deniz de bugün Silivri zindanındaki vatanseverlerin sözcüsü olurdu, biliyoruz…
Ve biliyoruz; bugün, yani 1 Mayıs’ta, “Arkadaşımız Deniz Gezmiş”le birlikte alanlarda, ellerimizde Türk bayrağı, yüreğimizde Mustafa Kemal sevdası, “Sağ Sol Yok, Vatan Var” diye yüz binler yürüyoruz…
NOT: Aydınlık Kitap, bu Cuma, yani 6 Mayıs haftasında, yani Denizlerin idamının yıldönümünde Perinçek’in “Arkadaşım Deniz Gezmiş”ini kapaktan geniş incelemeli… Çünkü Kaynak Yayınları’ndan çıkan bu kitap, her şeyden önemlisi, mücadelemizin ders kitabıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mayıs 2012