Archive for category Politika Yazıları
BÖLGEDEKİ CEPHELEŞME
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/10/2012
AKP Hükümeti’nin Suriye karşıtlığı, bölgede çok köklü değişikliklere ve yeni ittifaklara neden oluyor.
Örneğin geçen dönemde Türk Ordusu’nun sınır ötesi harekâtlarına ve Irak’ın kuzeyinde asker bulundurmasına Barzani-Talabani kuvvetleri karşı çıkıyor ancak Bağdat onaylıyordu…
Hatta Bağdat, özellikle Saddam Hüseyin döneminde, TSK’nin varlığını Irak’ın siyasal birliği ve toprak bütünlüğü açısından yararlı görüyordu. Nitekim geride bıraktığımız 20 yıl, “Irak’ın güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir” denkleminin doğruluğunu sonuçları itibariyle gösterdi.
BARZANİ, TÜRK ÜSSÜNE KARŞI DEĞİL?!
Yeni dönemde ise TSK’nin varlığına dair ilişki tersine dönmüş durumda. Bağdat yönetimi, Irak’ın kuzeyindeki Türk üslerinin kaldırılması için harekete geçiyor, kuzeydeki Barzani yönetimi ise Bağdat’a karşı çıkıyor!
Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Mehdi el Musavi, 2 Ekim tarihli “Türk üslerinin kaldırılması” kararını Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin yetkilileriyle görüştüklerini, ancak Erbil’in Bağdat’tan farklı düşündüğünü açıkladı.
Daha birkaç yıl önce “Türkiye’ye Kürt kedisi bile vermem” diyen Barzani-Talabani yönetiminin bugün Türk üslerine karşı çıkmaması, TSK’yi artık bir tehdit olarak algılamadıklarını gösteriyor.
Çünkü AKP Hükümeti, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini değiştirdi ve Irak’ın kuzeyindeki yapıyı onayladı, tanıdı!
BAĞDAT RUSYA’YLA, BARZANİ ABD’YLE
Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin Moskova ziyareti de bu yeni dönem cepheleşmesine işaret ediyor. Maliki, Moskova’da Rus yardımı istiyor, Rus silahı talebinde bulunuyor…
20 yıldır ABD’nin işgali altında bulunan Irak, ABD askerlerinin çekilmek zorunda kalmasının ardından hızla İran’la ittifak kurdu. Irak, şimdi de Rusya’yla işbirliği geliştiriyor.
Irak’ın kuzeyindeki özerk yapı ise Bağdat’ın tersine kaderini ABD’ye ve bunun yansıması olarak AKP Hükümeti’ne bağlıyor!
BAĞDAT ESAD’I, ERBİL TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR
Bağdat ile Erbil, Suriye’de de zıt konumlanıyor…
Barzani, Esad karşıtı muhalefete açık destek veriyor; Suriye’den gelen 15 bin kişiye silahlı eğitim veriyor, Ankara’nın isteği üzerine Suriyeli Kürtleri aynı çatı altında birleştirmeye çalışıyor, Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi arasındaki sınır geçişini Şam aleyhine kullanıyor…
Barzani, Fransız dergisi L’Essentiel’e yaptığı açıklamada, aslında Suriye krizinin neden çıkarıldığını da ortaya koyuyor. Barzani, gündemlerinde Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyinin birleşmesi olmadığını söylüyor ama ekliyor: “Gelecekte ne olacağını kimse bilemez.”
Maliki yönetimi ise Barzani’nin tersine Şam yönetimini destekliyor. Bağdat, hem Tahran-Şam bağlantısı kuruyor hem de Suriye hükümetine kritik yardımlarda bulunuyor. Örneğin Bağdat, Şam’a gemilerle akaryakıt yardımı yapıyor.
ESAD KARŞITI AKP-İSRAİL-BARZANİ İTTİFAKI
Öte yandan İsrail’in Suriye konusundaki son açıklamaları, ayrıca basına yansıyan Barzani-İsrail silah anlaşması, Esad karşıtı cephedeki AKP-İsrail-Barzani ortaklığını iyice gün yüzüne çıkarmış oldu.
İsrail Başbakan Yardımcısı Dan Meridor’un, Akçakale’ye düşen top sonrasında yaptığı “Türkiye’ye saldırı, NATO’ya saldırıdır” açıklaması da, bu cepheleşmeye işaret ediyor.
BÖLÜCÜLER, BÖLÜCÜLERLE İTTİFAK YAPAR!
Sonuç olarak diyebiliriz ki, her ülkenin bölücüsü, aynı zamanda birbiriyle ittifak da kuruyor.
Yani Irak’ın bölücüsü Barzani, Suriye’nin bölücüsü ÖSO ve AKP hükümeti, ABD senaryosu içinde yan yana geliyor ve hepsi birlikte bölgenin bölücüsü İsrail’le ve PKK’yle aynı cephede sıralanıyor.
Ancak karşılarında “İran-Irak-Suriye-Lübnan-Rusya-Çin” ittifakı var. Türkiye’nin milli kuvvetleri, daha doğrusu nesnel olarak Türkiye de, son tahlilde bu bölge ittifakının doğal üyesidir.
Savaş bu karşılıklı cephelerde sürüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ekim 2012
CHP NEDEN ESAD KARŞITI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2012
Suriye’de akan kanın sorumlusu kim? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na göre Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan! Hatta Kılıçdaroğlu, Esad’ın, Erdoğan’a göre daha sorumlu olduğunu da saptıyor! (Tarafsız Bölge, CNNTürk, 8 Ekim 2012)
Kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun sözleri, tezkere oylaması günü CHP adına konuşan ve kürsüden “Esad’ın canı cehenneme” diyen Muharrem İnce’yle uyumlu…
Her ikisi de Esad karşıtlığı sergileyerek ABD’ye selam göndermiş oluyorlar…
KILIÇDAROĞLU’NUN ABD’YE MESAJI
Hele Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bu mesajı daha da somutluyor: “Bana çıksın bu ülkenin başbakanı şu lafı etsin, ‘Benim izlediğim politikayı Fransa destekliyor, Almanya destekliyor, İngiltere destekliyor, NATO destekliyor, ABD destekliyor’ desin.”
Kılıçdaroğlu “bu ülkelerin AKP’yi desteklemediğini” iddia ediyor ve bu kez küçümsemek için AKP’nin arkasında olan kuvvetleri sıralıyor: “Kim destekliyor? Suudi Arabistan, Katar destekliyor, Barzani destekliyor.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, cehalet eseri değildir. ABD’nin, NATO’nun AKP’yi nasıl desteklediğini en iyi Kılıçdaroğlu bilir. “AKP’yi destekliyor” dediği ve küçümsediği güçlerin, tıpkı AKP gibi ABD taşeronu olduğunu da en iyi Kılıçdaroğlu bilir.
E, o zaman? Kılıçdaroğlu, Washington’a “AKP’yi değil beni destekle” mesajı veriyor!
KILIÇDAROĞLU’NUN TUTARSIZLIKLARI
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı, Suriye konusunda net ve doğru bir tutum almasını önlediği gibi kendisini de tutarsız durumlara düşürüyor. Örneğin Kılıçdaroğlu hem “Suriye’de akan kanın sorumlusu önce Esad, sonra Erdoğan’dır” diyor, hem de CHP ile AKP’nin Suriye konusundaki politika farkını şu sözlerle açıklıyor: “Hükümetin isteği ‘rejimin değişmesi değil, Esad’ı göndermek’, biz ise Suriye’de akan kanın durmasını istiyoruz.”
“Akan kanın sorumlusu Esad” dediğinize göre, o zaman siz de AKP gibi “Esad’ı göndermek” istiyor olmuyor musunuz?
Kılıçdaroğlu kendisiyle o kadar çelişiyor ki, programda önce Batı’nın AKP’yi desteklemediğini söyleyerek ABD’ye selam çakarken, bir süre sonra şunu demeye başlıyor: “(Hükümetin) baştaki çabaları elbette doğruydu ama ne zaman ki siz Batı’nın piyonluğuna soyundunuz, Batı’nın diliyle konuşmaya başladınız…”
ESAD KARŞITLIĞI DERSİM’E BAKIŞLA UYUMLU
Washington’dan AKP yerine CHP’yi desteklemesini dileyen Kemal Kılıçdaroğlu, bunun şartlarından birinin “Esad karşıtı” olmaktan geçtiğini bilerek sık sık konumunun altını çiziyor: “Kesinlikle Esad yönetimini savunmak gibi, Esad yönetimini onore etmek gibi, ‘Esad yönetimi doğru yaptı’ demek gibi bir düşünce aklımızın ucundan geçmedi. Hiçbir yerde, hiçbir ortamda, hiçbir toplantıda, hiçbir televizyon programında, hiçbir grup toplantısında bizden, ne ben ne de hiçbir CHP’linin Esad yönetimine övgüler düzdüğü falan yok.”
Kılıçdaroğlu, şu sözlerle CHP’nin tutumunu ilan ediyor: “Bana ne, Esad Aleviymiş, Sünniymiş. Halkına zulmeden adamın inancı mı olur? Zalim zalimdir.”
Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Dersim konusunda partisini ve İnönü’yü suçlamasıyla ne kadar da uyumlu!
PARİS METROSU’NDAKİ FOTOĞRAFLAR
Oysa Kılıçdaroğlu da çok iyi biliyor ki, Mısır ve Tunus’tan farklı olarak Suriye’de halk değil, Batı destekli silahlı gruplar sokağa çıktı. Hatta Esad ilk zamanlar, eylemlerde olur da kullanırlar diye güvenlik kuvvetlerine silah taşımayı bile yasaklamıştı. Daha ilk günlerde Cisreşuğur’da 120 polisin katledilmesi, Esad’ın bu yaklaşımı nedeniyleydi…
Türkiye Saddam Hüseyin karşıtlığının sonuçlarını yaşayarak gördü… O gün batı kaynaklı psikolojik savaş sonucu Saddam Hüseyin, kamuoyunun gözünde bir caniye dönüştürülmüştü… Bugün de Beşar Esad zalime dönüştürülmek isteniyor.
CHP’liler en azından şunu düşünsünler: Batı, yıllar önce neden Paris Metrosu’nda, insanlar gelip geçerken ayaklarıyla çiğnesinler diye Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, Muammer Kaddafi’nin, Beşar Esad’ın, Hamaney’in fotoğraflarını sergiledi?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2012
SINIRLAR TERÖRİST KONTROLÜNDE
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 09/10/2012
AKP’nin ABD adına yürüttüğü bölgesel görevler, Türkiye’nin özellikle güney sınırlarını güvensiz hale getirdi.
SURİYE SINIRI
Genelkurmay Başkanlığı her ne kadar “sınırlar kontrolümüz altında” açıklaması yapsa da, görüntüler sınırın kalktığını, AKP’nin desteklediği Suriyeli teröristlerin elini kolunu sallayarak her iki tarafa geçiş yaptığını ortaya koymaktadır. TV arşivleri, sınırın Türkiye tarafında röportaj verdikten sonra, sınırın Suriye tarafına geçen terörist görüntüleriyle dolu…
Akçakale’ye düşen ve 5 yurttaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan topun kime ait olduğu henüz netlik kazanmadı… Ancak o günden beri Türkiye sınırına hemen her gün bir top daha düştü… Toprak Mahsulleri Ofisi’ne düşen son topun sahibinin Özgür Suriye Ordusu olduğu ihtimalini artıran görüntü, bu toplarla ilgili kuşkuyu artırıyor.
Türkiye-Suriye sınırı, uzun yıllardır sadece Türk Ordusu tarafından korunma ayrıcalığına sahipti… Ancak AKP’nin ABD adına yürüttüğü “düzen kuruculuk” görevi, Ankara’nın bu ayrıcalığını ortadan kaldırdı.
IRAK SINIRI
Türkiye-Irak sınırı, bu dönemde daha da güvensiz hale geldi. PKK’nin gücüne dayanak yaptığı ABD işgali bile, Türkiye’nin Irak sınırını bu kadar güvensiz hale getirmemişti.
Zira AKP’nin bölge karşıtı politikaları Ankara-Bağdat ilişkilerini tamamen bitirmek ve TSK’nin Saddam Hüseyin döneminden kalma ayrıcalıklı pozisyonunu yok etmek üzere…
Üstelik Türk Ordusu’nun ayrıcalıklı pozisyonu Suriye’den farklı olarak, Türk askerine Irak’ın kuzeyinde bulunma olanağı bile tanıyordu.
Ancak Maliki yönetimi, Erdoğan’ın bölge karşıtı politikaları nedeniyle bu ayrıcalığı kaldırma kararı aldı. Irak Bakanlar Kurulu, 2 Ekim’de yaptığı yazılı açıklamayla “Irak’ta herhangi bir yabancı devlete ait askeri kuvvetlerin yer almasını ve bundan sonra da yabancı güçlerin ülkeye girmesini yasaklayan” bir karar aldığını ilan etti.
Bu kararla da yetinmeyen Bağdat, Bakanlar Kurulu’nun “Önceden Irak makamları ve yabancı devletler arasında imzalanmış ve bu devletlere ülkede askeri kuvvetlerini bulundurma hakkı veren anlaşmaların feshedilmesi ve sürelerinin uzatılmaması yönünde” Irak Parlamentosu’na tavsiyede bulunduğunu açıkladı.
KOMŞULARA DÜŞMANLIK DÖNEMİ
Peki, Maliki bu adımları neden attı? Belli başlı sebepleri anımsayalım:
1) 28 Kasım 2011’de Irak Parlamentosu’na yapılan bombalı saldırıların arkasından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’nin korumaları çıktı. Ancak Haşimi korumalarını yargıya teslim etmedi. Korumalar zorla tutuklandı. Korumaların itirafı, Haşimi ile bazı terörist gruplar arasındaki bağı ortaya çıkardı. Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Ancak AKP Hükümeti, Haşimi’ye kalkan oldu; onu gizli yollarla Türkiye’ye getirtti ve Türk devletinin koruması altına aldı!
2) AKP Hükümeti bu süreçte Maliki karşıtı ne kadar Iraklı siyasetçi varsa, hepsiyle ikili ilişkiler kurdu. Hatta Allavi-Haşimi-Barzani üçlüsüyle Maliki’yi devirmeye bile soyundu!
3) AKP, 20 Mayıs 2012 tarihinde Bağdat’a rağmen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre Kuzey Irak’la Türkiye arasında boru hattı inşa edilecek, o zamana kadar da Kuzey Irak’tan gelen petrol Türkiye’de işlenecek ve ardından Barzani’ye geri gönderilecekti. Bu anlaşma, Erbil’in Bağdat’tan koparılması anlamına geliyordu.
4) AKP Hükümeti’nin “Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Akdeniz’e açmak” hedefli Suriye karşıtı faaliyetleri, Ankara-Bağdat ilişkilerini daha da gerdi.
Böylece hem Irak hem de Suriye sınırları hem istihbarat faaliyetlerine açık hale geldi, hem de PKK ve Esad karşıtı teröristler için bir yatağa dönüştü.
Bu sınır güvenliği meselesi, AKP’nin bölge için de güvenlik sorunu haline geldiğinin göstergelerindendir…
Bu konuyu başka boyutlarıyla incelemeyi sürdüreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ekim 2012
ERDOĞAN, ALP ARSLAN DEĞİLDİR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 08/10/2012
Başbakan Erdoğan’ın AKP Kongresi’nde 2071 hedefini göstermesi, yoğun gündem nedeniyle olsa gerek, pek tartışılmadı…
Bir kaç köşe yazarı, Erdoğan’ın Malazgirt’in 1000. yıldönümünü hedef göstermesini, AKP’nin bölgesel politikalarına bağladı. “Türk’ün Kürt’le birleşerek Diyojen’i yenmesi” şeklinde özetledikleri Malazgirt Zaferi’ni güncellediler ve Erdoğan’ın “Ortadoğu’da Kürtlerle birleşerek Türkiye’yi büyütmeyi” hedeflediğini yazdılar.
Bu ters denklemi ayakları üzerine oturtacağız ama gelin önce Malazgirt Savaşı’na dair kısa birkaç şey söyleyelim.
BİZANS AVRUPAİLE ORTADOĞU ARASINDA TAMPONDU
Her ne kadar Türkler 1048’den itibaren Anadolu’ya akınlar düzenlemeye ve yerleşmeye başlamışsa da, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Diyojen arasındaki 1071 Malazgirt Savaşı, tarihe “Türklere Anadolu kapılarını açan son savaş” olarak geçti.
Hristiyan Avrupa ile Müslüman Ortadoğu arasında tampon olan Bizans’ın bu yenilgisi, her şeyden önemlisi Doğu’nun Batı’ya yönelmesinin önünü açtı. Batı’nın bu yönelişe karşı önlemi olan Haçlı Seferleri ise tam olarak etkili olamadı.
Doğu Anadolu’daki bu savaşta askeri büyüklük Bizans’taydı. Diyojen’in ordusu düzenli Rum ve Ermeni birlikleri ile ücretli Slav, Got, Germen, Frank, Gürcü, Uz, Peçenek, Kıpçak-Kuman askerlerden oluşuyordu.
Ancak savaş esnasında Türk kavimleri olan Uz, Peçenek ve Kıpçak-Kuman askerleri saf değiştirmiş, Ermeni askerler ise Malazgirt’e ilerlerken Sivas’ta Ermeni mahallelerini yakan ve pek çok Ermeni önderi öldüren Diyojen’e tepki göstererek kaçmıştı.
TÜRK-KÜRT BİRLİKTELİĞİNİN MİLADI
Alp Arslan’ın ordusunda ise sayıları tartışmalı da olsa Kürtler vardı. İki uç fikri görmek bakımından anımsatalım:
Aysel Tuğluk’a göre “Türkler, Malazgirt Savaşı’nın Kürtler’in desteğiyle kazanmışlardır. Anadolu içlerine doğru yönelirken Kürtler’le ittifak içinde olmayı başarıları için zorunlu görmüşlerdir.”
Tarihçi Erhan Afyoncu ise şöyle değerlendirmektedir: “Malazgirt Savaşı’nın sonucuna tesir edecek büyüklükte olmasa da Kürtler bu savaşta Selçuklu bayrağı altında savaşmışlardır. Ancak burada bir ittifak söz konusu değildir. Kürtler, Mervânî Emirliği Selçuklular’a tâbi olduğu için Malazgirt Savaşı’na katılmışlardır.”
Öyle de olsa böyle de olsa, Türk ve Kürt’ün Malazgirt gibi bölge tarihi açısından kritik öneme sahip bir dönemeci yan yana aldığını söyleyebiliriz. Bu tarih, aynı zamanda “Türk ve Kürt bu coğrafyada bin yıldır beraber yaşamaktadır” şeklindeki gerçekliğin miladıdır.
ERDOĞAN’IN TARİHTEKİ YERİ
Ancak Erdoğan’ın kongrede 2071 hedefi koyması, tarihi ters çevirme gayretidir.
Çünkü Malazgirt, AKP yandaşlarının da sunduğu gibi “Türk ve Kürt’ün birleşerek Diyojen’i yenmesidir” elbette ama AKP, bugün tersini yapmakta ve Diyojen’le yani Batı’yla birleşerek Doğu’ya karşı konumlanmaktadır!
Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olarak; Kürecik radarıyla İran’a karşı İsrail’in güvenliğini sağlamaktadır, Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya çalışmaktadır, Akdeniz’i Barzani’ye açabilmek için Suriye’ye karşı savaşmaktadır…
Çünkü Erdoğan, Alp Arslan değildir; en fazla Damat Ferit’tir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2012
SURİYE DÜŞMANLIĞI KİME YARIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/10/2012
AKP’nin Suriye karşıtlığından kim yararlanıyor? Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” kime yarıyor? Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak kime alan açıyor?
Bu soruların yanıtları dün önemliydi, bugünden sonra daha da önemli olacak. Zira Türk Ordusu’na Suriye’yi işgal ettiremeyen ABD, Türkiye-Suriye sınırında karışıklık çıkartma faaliyetlerine daha da yüklenecektir. Çünkü bu hat üzerinden bir koridorun Akdeniz’e açılması, ABD’nin asıl meselesidir!
SURİYE’DE KÜRT ORDUSU
PKK’ye yakın Fırat Haber Ajansı önceki gün dikkat çeken bir bildiriyi haberleştirdi. Bildiri, PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin oluşturduğu “Kürdistan Halk Tugayları Ordusu” hakkındaydı…
PYD, bir ordu kurma ihtiyacını “Bir yandan BAAS rejimi, diğer yandan da Arap muhalefetinin inkârcı zihniyeti ile yaşanan güvenlik sorunlarına” bağlıyor. Kuşkusuz PYD bu ifadeyle, Şam ile AKP destekli muhalefet arasındaki mücadeleden yararlanmakta olduğunu ortaya koyuyor.
PYD, Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlerde “bağımsızlık ve özerklik yolunda askeri güvenliğin bizzat ‘Kürdistan Halk Tugayları Ordusu’ ile sağlanacağını” belirtiyor ve bu hamleyi “devletleşmek yolunda atılan büyük bir adım” olarak değerlendiriyor!
ÖCALAN’IN SURİYE KÜRTLERİNE MESAJI
PYD’yi tam da bu zamanda böylesi bir hamleye götüren neydi? Yanıtı Financial Times’dan öğreniyoruz.
Gazeteye göre PYD bu hamleyi, Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine yaptı. Üstelik bu konuda Öcalan’dan yazılı bir talimat da aldı!
Evet, yanlış okumadınız. Başbakan Erdoğan’ın Öcalan’ı muhatap ilan ettiği saatlerde, meğer AKP aynı zamanda Öcalan ile PYD arasında bir de postacılık yapıyormuş!
PYD gençlik kolu toplantısında okunan ve Financial Times muhabiri Loveday Morris tarafından yayımlanan Öcalan’ın mesajı şöyle: “Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz, ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.”
Financial Times’da “Suriyeli Kütler Esad’dan sonraki hayata hazırlanıyor” başlığıyla yayımlanan haberde Kürtlerin petrol zengini kuzeyde karakollar, belediyeler, mahkemeler kurduğu ve bu yapıları özerk bir yönetimin temeli olarak gördükleri belirtiliyor.
20 yıllık Irak sürecine ne kadar da benziyor…
Bu haberlerin benzerini defalarca okuduk; şu fakla, Suriye yerine Irak, Esad yerine de Saddam vardı o haberlerde…
Bugünkü Esad karşıtlığı, dün de Saddam karşıtlığı olarak vardı. Ve o karşıtlık yanı başımızda ülkemizi tehdit eden bir kukla devlete dönüştü. Üstelik o yapı, PKK’nin daha da güçlenmesine yarayan bir yuvadır artık.
SURİYE KARŞITLIĞI PKK’YE YARAR!
Başlarken sorduğumuz soruları şimdi yanıtlarıyla yeniden yazalım: AKP’nin Suriye karşıtlığından PKK yararlanıyor! Türk Ordusu’nun “angajman kuralları” PKK’ye yarıyor! Suriye ordusunu kendi sınırından 10 km uzakta tutmaya zorlamak PKK’ye alan açıyor!
Öcalan’ın AKP’nin izniyle PYD’ye mesaj ulaştırması, PYD’nin bu mesaj üzerine Suriye’nin kuzeyinde 15 bin kişilik bir ordu kurmaya soyunması, iktidarın Türkiye ve bölge için bir güvenlik sorunu haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bu tablo PKK’yle mücadelenin, AKP’yle mücadeleden geçtiğini gösteriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2012
FATURA ÖNCE DAVUTOĞLU’NA KESİLECEK
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/10/2012
Urfa-Akçakale’ye düşen top mermisi ve 5 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, Türkiye-Suriye geriliminin zirvesiydi. 18 aydır adım adım tırmanan gerilim, bu olayla birlikte iniş eğilime giriyor…
Anımsayacağınız gibi “Dörtlü Komisyonun” Türkiye’ye “Suriye sahnesinden çekilme fırsatı” yaratacağını birkaç haftadır savunuyorduk. Çünkü çözümün adresi ancak Türkiye ile İran’ın birlikte bulunduğu bir platform olabilirdi… Cenevre Platformu’nun en önemli eksikliği buydu.
ÇÖZÜMÜN ADRESİ: TÜRKİYE-İRAN İŞBİRLİĞİ
Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı’nın Akçakale olayından sonra bir araya gelmesi, Ankara ile Tahran’ın Suriye krizinde artık birlikte çalışacağına işaret ediyordu.
Erdoğan ve Muhammed Rıza Rahimi, ikili görüşmenin ardından yaptıkları ortak basın toplantısında bu yönelime girdiklerini açıkça ilan da ettiler.
Başbakan Tayyip Erdoğan “Bizim asla savaş çıkarmak gibi bir derdimiz olamaz. Savaşın getirdiği neticeler Irak’ta, Afganistan’da ortadadır” diyerek, nesnel olarak ne kadar ileri gidebileceklerinin sınırını çizdi. Dahası Erdoğan “Çözüm için İran’la çalışıyoruz. Bizim artık süratle buradan bir netice çıkarmamız çok çok büyük önem arz ediyor.” diyerek yeni yönelimi sergiledi.
AKP’DE SURİYE ÇATLAĞI
Kuşkusuz Beyaz Saray’ın Türkiye’yi Suriye’ye ittiği ancak ABD’nin hem iç sorunları nedeniyle hem de Rusya-Çin-İran bloğunun gücü nedeniyle aktif tutum sergileyemediği koşullarda, AKP Hükümeti’nin de neler yapabileceğinin sınırları belliydi.
Dahası, ABD’nin iteklemesiyle sürdürülen Suriye karşıtlığının AKP’de önemli çatlaklar yarattığı da gün geçtikçe açığa çıkıyordu…
Nitekim Akçakale’ye top mermisinin düşmesinin ardından, Başbakanlık-Genelkurmay-Dışişleri üçgeninde alarm yaşandığı o ilk birkaç saat içinde bu çatlağın izleri açıkça ortaya çıktı. Örneğin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’da “Suriye’ye haddini bildirme” nutukları atarken, bir diğer Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “Türkiye’yi Suriye içine çekmeye çalışıyorlar” diyerek “biz bu oyuna gelmeyiz” mesajı veriyordu.
Başbakan Erdoğan’ın Müsteşarı İbrahim Kalın ise gece attığı twit’lerde “Türkiye Suriye’yle savaş istemiyor” diyor ve yapılan misillemeyi de “savaşa girmeden mukabelede bulunuyoruz” sözleriyle açıklıyordu. Kalın’ın bu sözleri, kuşkusuz Erdoğan’ın görüşlerini yansıtıyordu.
AKP, ARTIK BÖLGE İÇİN GÜVENLİK SORUNUDUR
ABD adına girilen bu işten bir sonuç alınamamasının elbette kimi sonuçları olacaktır. Her ne kadar BOP Eşbaşkanlığı verilen Suriye ihalesinin başarısızlığını kendi içinde birilerine fatura ederek telafi etmeye çalışacaksa da, asıl sonuçlar daha kapsamlı ve büyük olacaktır!
Çünkü Suriye krizine kadarki süreçte AKP iktidarı, sadece Türkiye için bir güvenlik sorunuydu. Ancak bu meselede iyice açığa çıktı ki, AKP artık bölge için bir güvenlik sorunu haline gelmiştir!
Biz yine de bitirirken soralım: BOP eşbaşkanlığına verilen Suriye ihalesinin başarısızlığının faturası ilk kime kesilecek? Kullanılamayacak tezkerenin TBMM’de geçmesinin ardından “Türkiye’nin mesajı her halükarda alınmıştır” diyerek durumu geçiştirmeye çalışan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu mu dediniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ekim 2012
ERDOĞAN’IN TGB KORKUSU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/10/2012
Başbakan Erdoğan’ın Ankara Üniversitesi’nin açılışını yapması “ileri demokrasimiz” açısından bir ilke daha vesile oldu. Şöyle ki, öğrenciler “uslu” ve “yaramaz” diye ikiye ayrıldı. Üniversite yönetimin yaptığı bu ayrımla oluşturulan listeler açılış günü kapıdaki polislere verildi. Polisler gelen öğrencinin kimliğine bakıp, ismi listede varsa içeri aldı, ismi yoksa içeri sokmadı!
Yani üniversite açılışına üniversite öğrencisi sokulmadı!
Böylesi bir kepazeliğin tek gerekçesi vardı: Başbakan Erdoğan’ın öğrenciler tarafından protesto edilmesini engelleyebilmek.
Bu kafayla üniversiteleri kapatmak zorunda bile kalırlar. Zira protestolar çığ gibi büyüyecek…
GÜL KOKULU REKTÖRLER
Bu son uygulama, üniversitelerin ne hale getirildiğini de ortaya koyuyor. 5-6 yıl önce Cumhuriyete sahip çıkan üniversitelerin çoğunun yönetimi, artık iktidara yandaşlık yapma yarışına soyunmuş akademik bademlerle dolu!
Sadece kendi oyuyla rektör olabilenler bile var…
Bilim ve Gelecek Dergisi’nin son sayısı gelinen yeri anlamamızı sağlıyor. Dergi, son sayısında Türkiye’nin rektör haritasını çıkarmış. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hangi kriterlerle rektör atadığını, Cemaat-AKP kadrolaşmasının geldiği boyutu, muhalif öğretim üyelerinin nasıl cezalandırıldığını, ayrıntılı incelemiş…
Sonuç olarak üniversiteler, bilimsel bilginin üretildiği merkez olmaktan hızla uzaklaşıyor…
AKP KAFESLEDİ, TGB ÇUVALI ÇIKARTTI!
Erdoğan cephesinden bakılınca bu korkunun dayanakları fazlasıyla görülüyor kuşkusuz…
Örneğin AKP, Türk askerinin başına çuval geçirilmesini “büyük devletler özür dilemez” diyerek geçiştirmiş, “ne notası, müzik notası mı” diyerek durumdan memnuniyetini sergilemişti. Ancak Türkiye Gençlik Birliği TGB, hem de birkaç kez, yakaladığı ABD askerinin başına çuval geçirerek onurumuza sahip çıkmıştı…
Örneğin AKP, ABD’yle birlikte TSK’yi kafeslemiş ama TGB “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek gençliğin vatansever sesi olmuştu…
Sayısız örnek için yerimiz yok… Ama AKP’nin TGB’den neden korktuğunu en somut olarak ortaya koyan bir eylemi anımsatarak bitirelim: TGB, bu 19 Mayıs’ta polis rakamlarına göre 250 bin genci Taksim’de toplamış ve “Bağımsız Türkiye” için ant içmişti…
İşte şimdi o andın devamı olarak 29 Ekim’de, Ankara’yı, Cumhuriyet’in başkentini “bağımsız Türkiye” sloganlarıyla inletmeye hazırlanıyorlar…
TELGRAFÇI HAMDİ’NİN TORUNLARIYIZ
Erdoğan’ın korkusu öyle bir noktaya gelmiş ki, artık milli, ulusalcı, solcu gazetelere ambargo uygulamaya bile kalktı.
Nafile… Telgrafçı Hamdi’nin “su borusundan füze yapan” torunları için gazetecilik yapabilmenin sınırları yoktur!
Gelin bugünkü Ufuk Ötesi’ni, Erdoğan’ın durumunu anlatan bir fıkrayla bitirelim:
“Napolyon, tekrar dünyaya gönderilmiş. Önce Beyaz Saray’da akşam yemeğinde ağırlanmış. Yemek bittiğinde Napolyon, Obama’ya şöyle demiş: ‘Sizin elinizdeki silahlara sahip olsaydık, Waterloo’da savaşı kaybetmezdik…’
“Ardından Rusya ağırlamış kendisini. Yemek bittikten sonra Napolyon, Putin’e dönmüş: ‘Sizdeki bu KGB bizde olsaydı, Waterloo’da savaşı kaybetmezdik…’
“Nihayet Ankara’da ağırlanmış Napolyon… Yemekten sonra yine konuşmuş: ‘Çok şanslısınız Mösyö Tayyip. Sizdeki bu mükemmel basın bizde olsaydı, Waterloo’da kaybettiğimizi kimse öğrenmeyecekti…”
Türkiye yıkıldığınızı, ambargo uyguladığınız bu milli, ulusalcı, solcu gazetelerden duyacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Ekim 2012
28 ŞUBAT, İSRAİL RADARINI REDDETTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/10/2012
E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun, “Balyoz” isimli kitabında Türkiye-İsrail gerginliğinin bilerek çıkarıldığını söylüyor.
Dün incelemiştik… Em. Org. Ergin Davos krizinden önce gerçekleşen kimi olayları anlatıyor ve şu saptamayı yapıyordu. Amaç, Türkiye’nin Araplar nezdinde itibarını artırarak İran’ın bölgesel liderliğini engellemek!
Bugün yine Balyoz kitabında yer alan ve füze kalkanı projesinin ne anlama geldiğini resmi ağızlardan ortaya koyan olaylara göz atacağız.
RADAR, VURULACAK İLK HEDEFTİR
E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun açıkça saptıyor: “Füze Kalkanı yani radarın savunma amaçlı olduğu söylense de durum biraz farklıdır.”
Peki, durum neden farklıdır? AKP Hükümeti’nin bu kalkanla ilgili halka açıkladıkları yoksa doğru değil mi?
Em. Org. Ergin Saygun, “şu anda bir nükleer tehlike dengesi” olduğuna dikkat çekiyor: “Bu dengeye eskiden ‘Karşılıklı İmha Garantisi’ derlerdi. Kısacası ‘o atarsa ben de atarım’ veya ‘ben onu vurursam o da beni vurur’.”
Em. Org. Saygun, işte Malatya-Kürecik’e yerleştirilen bu radarın dengeyi bozduğunu saptıyor: “Siz onu vuruyorsunuz ama o sizi vuramıyor. Onun için de ‘karşı taraf’ bunu taarruzi bir imkân ve kabiliyet ve kendisine bir tehdit olarak kabul ediyor. Bu nedenle de bir çatışma anında bu radarlar ilk vurulacak hedeflerden olarak kabul ediliyor.”
İSRAİLLİ GENERAL: SIĞINAKLARA KAÇARSINIZ
Em. Org. Ergin Saygun, bu kalkan konusunun 1997-98’de de gündeme geldiğini aktarıyor. “O zaman İsrail radar koymak istiyordu ülkemize” diyen Saygun radarın hedefini açıklıyor: “Türkiye ve Ürdün’e birer radar konacak, İran’ın atacağı füzeleri İsrail bu iki radarın verdiği bilgilerle kestirme yolu ile tespit edebilecekti.”
O sırada Plan ve Prensipler Başkanlığı’nda J-5 Strateji Daire Başkanı olan Saygun, “Başkanlığın görüşü bu girişime karşı çıkmaktı. Görüşümüz sonradan bir Genelkurmay Başkanlığı görüşü olarak kabul edildi.” diyor ve İsrail’in talebinin 28 Şubat sürecinde reddedildiğini açıklıyor.
Em. Org. Ergin Saygun ile İsrailli muhatabının bu konudaki tartışması ise oldukça anlamlı: “İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Em. General Ivri Ankara’ya gelip benimle görüştü. Kendisine bu radarın bize ne fayda sağlayacağını sordum. ‘Füzenin atıldığını tespit edip sığınaklara kaçabilirsiniz’ dedi. ‘Radarla beraber füze de verilirse teklifi inceleriz’ dedim. ‘Füze veremeyiz’ deyince de görüşme bitti.
Bunun üzerine “Türkiye’nin bir miktar füze ihtiyacının” karşılanması için ABD devreye girer: “Birkaç gün sonra ABD Büyükelçiliği’nden beni ve eşimi, füzesavar sistemini yerinde görmek için her türlü masraf kendilerince karşılanmak üzere ABD’ye davet eden bir mektup aldım. Teşekkür ederek daveti reddettim.”
BALYOZ, TSK’Yİ HİZAYA SOKMA TERTİBİDİR
Bu anlatılanlardan sonra dün başlıktan sorduğumuz sorumuzu yineleyelim: “Kim daha İsrailci? AKP m, TSK mi?”
28 Şubat’ın ABD-İsrail kaynaklı olduğunu düşünenler, Ergin Saygun’un Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Balyoz” isimli kitabını mutlaka okusunlar.
Görülecektir ki Balyoz tertibi, ABD’nin 1995’te “hizadan çıkmaya” başlayan Türk Ordusu’nu yeniden hizaya sokma tertibidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ekim 2012