Archive for category Politika Yazıları

TUZAK ŞAM’DA DEĞİL, ANKARA’DA

Suriye’nin kuzeyindeki son gelişmeler, şu üç gerçekle birlikte incelenmelidir:

1. ABD’nin BOP içindeki nihai hedefi, bölge devletlerini zayıflatacak bir kukla devlet inşa etmektir. ABD bölgeye girdiği 1991 yılından itibaren bu hedefe yöneldi. Stratejinin yeni aşaması, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı büyütmek; Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Türkiye’ye doğru genişletmektir. Diyarbakır başkentli Büyük Kürdistan için izlenecek yol budur.

2. Bu stratejik hedef, bölgedeki tüm ABD kuvvetlerini, farklı pozisyonda bile olsalar, son tahlilde aynı cephede birleştirmektedir.

3. 2003 yılında kurulan PYD, tıpkı İran’daki PJAK gibidir, yani Suriye’deki PKK’dir. Hem PKK’nin hem de PYD’nin internet sitelerinden bu gerçeğe ulaşılabilir. PYD elbette Suriye’deki Kürtlerin çoğunluğunu temsil etmez ama mevcut Kürt örgütlerinin de en büyüğüdür. PYD ile diğer 16 Kürt partisinin 12 Temmuz’da Barzani’nin girişimiyle Erbil mutabakatına varması da bir olgudur. PYD içinde anlaşmaya itiraz edenlerin var olması, anlaşma olgusunu ortadan kaldırmaz. Bu anlaşmanın içeriği, anlaşan örgütlerin internet sitelerinde mevcuttur.

PYD’NİN YÖNETİME EL KOYMASI

18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ne yapılan ABD imzalı bombalı terörist saldırı, Atlantik’in “yeni bir yüklenme” girişimidir. Şam ise bu terörist saldırıya büyük bir temizlik harekâtıyla yanıt veriyor.

İşte Suriye’nin kuzeyindeki kimi Kürt kentlerinde “yönetim el değiştirdi” denilen olay bu esnada gerçekleşmiştir. PYD süren temizlik harekâtı nedeniyle kuzeyde oluşan güç boşluğundan yararlanarak, bazı Kürt kentlerindeki kamu binalarını ve dolayısıyla yönetimi ele geçirmiştir. Bu bir olgudur ancak nihai sonuç değildir, Şam yeniden egemen olacaktır.

ESAD’IN MI, ABD’NİN Mİ HAMLESİ?

Olgu, iki temel bakış açısıyla yorumlanıyor.

Bir yoruma göre bu olgu, “Esad’ın PYD hamlesidir.” AKP yandaşlarınca savunulan bu fikrin, ulusalcı kesimlerde de destekçisi var. Olguyu Esad hamlesi saymak, haliyle Esad ile PKK arasında ittifak olduğu sonucunu doğurur. AKP Hükümeti de en başında beri böyle bir ittifakın olduğunu iddia ederek, Türkiye kamuoyunu Esad’a karşı kışkırtıyordu.

Bizim de savunduğumuz ikinci görüş ise şudur: Olgu, iddia edildiği gibi Esad’ın bir taktik manevrası değildir, tersine Atlantik’in Suriye’ye baskısının eseridir. PYD’ye bu alanı Esad değil, Suriye’ye abanan AKP dâhil Atlantik kuvvetleri açmıştır.

Vatanını savunanlar, elbette hakları görerek, dayanacağı her kuvveti cepheye sürmek isterler. Şam elbette, kendisine savaş açanlara, imkânı varsa PKK gibi araçlarla yanıt vermek ister. Ancak PKK 1999’dan beri bir Suriye kartı değil, tersine ABD kartıdır. 13 yıl önceki ilişkilere dayanmak isteyenlerin PKK’de bulunması, bu temel gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, ABD bölgede ağır bir yenilgi alana kadar sürer. Çünkü her araç, doğası gereği kuvvete meyleder.

TUZAĞA DÜŞMEMENİN YOLU

Suriye’nin kuzeyindeki bu yeni durumu Atlantik planlarına tedavül etmek isteyenler iki yol öneriyor. Bir kesim, “Türk Ordusu Suriye’ye” diyor, bir diğer kesim ise “Türkiye biran önce kendi Kürt meselesini (tabi ABD’ye göre) çözmeli” diyor. Haliyle ikisi de Atlantik patentli olduğu için aynı kapıya çıkıyor.

TSK’yi Suriye’deki Kürtlere sürmek isteyenler, ilginç ki Irak’taki Kürtlerin hamisidir! Bu gerçek çok öğreticidir. AKP yandaşlarının bu durumdan “PKK kötü ama Özgür Suriye Ordusu ÖSO iyi” sonucu çıkarmaya soyunmaları da anlamlıdır.

Bitirirken belirtelim: Olgunun kendisi doğrudan tuzak değildir ama olgunun sonuçlarından tuzak yaratılabilir. PKK, TSK’yi Suriye’ye çekmek niyetiyle şehir ele geçirmeye soyunmuyor elbette. Ama bu olgudan hareketle “TSK’yi PKK’ye karşı Suriye’ye sokmaya” çalışmak tuzaktır! PKK’yle mücadelede TSK’ye Irak’a girmeyi yasaklayanların, Suriye’ye vize vermesi tuzaktır! Ve tuzak o nedenle Suriye’de değil, Hatay’da, Ankara’da ve Washington’da kurulmuştur!

TSK’nin tuzağa düşmemesinin yolu ise basittir: Suriye’nin “siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü” hedef alan her uygulamadan kaçınmak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN TEMİZ GÖMLEK ARIYOR

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile HSP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un görüşmesi ve iki partinin birleşeceği haberlerinin amacı neydi? Yüzde 50 oy alan Erdoğan, neden yüzde 1’i bulamayan Numan Kurtulmuş’la birleşiyor?

AKP yandaşı basın iki nedene bağladı:

1. Erdoğan, 2014 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini garantiye almak için bu hamleyi yaptı.

2. Erdoğan, Çankaya’ya çıktığında partiyi ve başbakanlığı Numan Kurtulmuş’a teslim edecek. Erdoğan, AKP’yi Numan Kurtulmuş’la kurumsallaştıracak.

İki nedenin de gerçekçi olmadığını belirtelim ve bizi yanıta götürecek başka bir olguyu inceleyelim:

AKP, SURİYE’DE YENİLDİ

Erdoğan ve AKP, 10 yıllık iktidarının en zor dönemecine girdi. Yüzde 54 mertebesindeki oy oranının, kendi anketlerinde bile yüzde 46’ya düşmüş olması anlamlıdır ve oranın aslında daha da düşük olduğunun göstergesidir.

Erdoğan’ı bu zor sürece sokan ise Suriye’dir, daha doğrusu Suriye’de geniş ve büyük bir cephe kuran Asya kayasıdır! Çin, Rusya, İran, Irak, Suriye hattıdır!

16 aydır süren Suriye krizi AKP açısından iki gerçeği belirginleştirdi:

1. AKP, Suriye’ye müdahale etse de yıkılacağını, etmese de yıkılacağını gördü. Ancak iki seçenek arasında kalıp, zamana oynamak da AKP’yi kurtarmıyor.

2. AKP, 16 aydır Türk Ordusu’nu Suriye’ye müdahaleye ikna ve mecbur edemedi. ABD bu süreci hızlandırmak için TSK’ye tuzaklar kurdu. Ancak Uludere tuzağı ve F4’ün NATO yemi yapılması olayları, TSK’den çok AKP’ye zarar verdi ve Erdoğan hükümetini bölgede küçük düşürdü! Davutoğlu’nu ise “sıfır”ladı!

3. AKP artık kendi tabanında da “ABD’nin bölge politikalarının” aracı olarak nitelendirilmeye başladı.

‘MİLLİ’ YAMALI GÖMLEK ARAYIŞI

İşte AKP, bu gidişatı durdurabilmek için Numan Kurtulmuş hamlesi yaptı. Erdoğan’a yakın kalemlerin son birkaç gündür dillendirdiği “Fatih Erbakan’la birleşme hamlesi” de aynı hesabın gereğidir.

AKP’nin “ABD planına uygun olarak Suriye’ye düşmanlık yapma” görevi, partiyi hızla eritiyor. Erdoğan, “ABD taşeronu”, “Atlantikçi”, “Batıcı” şeklindeki kimliklerinin olumsuz etkisinden kurtulmak için, şimdi “milli görüş” gömleğine ihtiyaç duyuyor.

Erdoğan böylece, Numan Kurtulmuş’la ve olursa Fatih Erbakan’la, kimliğini temizlemeye soyunacak! ABD taşeronu değil, milli olacak!

Peki, mümkün mü?

Mümkün görünmüyor çünkü Erdoğan’ın Washington’la anlaşmaları, başka etiketlerle düzeltilemeyecek cinsten.

Ayrıca Fatih Erbakan hamlesinin gerçekleşme olasılığı zayıf görünüyor. Numan Kurtulmuş üzerinden giyilecek gömleğin ise ne kadar milli ve temiz olduğu ise o cenahta zaten tartışma konusu!

IRAK’LA GELDİ, SURİYE’YLE GİDİYOR

Son ABD askeri de Irak’tan çekildiğinde belirtmiştik: AKP, ABD’nin Irak saldırısıyla iktidara geldi ve AKP’nin iktidar dayanağı, bölgedeki ABD askeri varlığıydı. Artık Irak’ta ABD askeri yok ve bölgedeki ABD askeri varlığı da çok azaldı. Erdoğan bu temel gerçek nedeniyle gidicidir!

Şimdi Türkiye o noktaya geliyor. ABD’nin Irak saldırısıyla iktidar olan AKP, ABD’nin Suriye yenilgisiyle iktidardan düşüyor!

Washington’un kurtaramayacağı Erdoğan’ı, Numan Kurtulmuş hiç kurtaramayacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2012

, ,

Yorum bırakın

AKP TERÖRÜ DESTEKLİYOR

Suriyeli teröristlerle ittifak kurarak Şam rejimini devirmeye soyunan AKP, kamuoyunu kandırmak için iki temel yalana başvuruyordu: Birincisi PKK’nin, ikincisi de İsrail’in Suriye’yi desteklediği yalanı…

Türk halkının PKK ve İsrail karşıtlığını, komşu bir ülkedeki iktidarı devirmeye araç olarak kullanmaya yeltenmek, kuşkusuz öncelikle ahlaki bir sorundur ama bir yanıyla da AKP’nin Atlantik operasyonundaki çaresizliğinin göstergesidir.

Biz ise ısrarla ABD’nin stratejik aletleri konumundaki kuvvetlerin, son tahlilde aynı cephede yer alacağını belirtmiştik. ABD tek tek kullandığı gibi, AKP ile PKK’yi, PKK ile İsrail’i de çıkarları gereği elbette yan yana getirecekti.

AKP-PKK İTTİFAKI

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın “Suriye’ye operasyon hazırlığına başladık” demesi, AKP yalanlarından birini ortaya çıkartmıştır. İkincisi de açığa düşmüştür:

Mesud Barzani’nin 12 Temmuz’da Suriyeli Kürt partilerle PKK’yi, Esad karşıtlığında ittifaka hazırlaması, kuşkusuz Washington’un talebi ve emriydi. Suriyeli Kürt partilerinin içinde yer aldığı ve AKP’nin çeşitli toplantılarına da katılan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) ile PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin kurduğu “Batı Kürdistan Halk Meclisi”, Barzani’nin gözetiminde birleştirilmiş ve “Yüksek Kürt Konseyi”ne dönüştürülmüştü.

Şimdi bu “Yüksek Kürt Konseyi” ama aslında silahlı güce dayandığı için bizzat PYD’nin kendisi, Suriye’nin kuzeyindeki bazı Kürt kentlerinde yönetime el koydu! Afrin, Komani ve Derik gibi yerlerde yönetimi ele geçiren, Kamışlı’yı da almak için yoğun çaba gösteren PKK’nin “Batı Kürdistan otonomisi” kurmaya hazırlandığı belirtiliyor.

PKK’nin bu hamlesinde kısmen başarılı olması, kuşkusuz Şam rejiminin daha güneydeki muhalifleri ezmek üzere başlattığı büyük operasyon dolayısıyla ortaya çıkan güç boşluğundan kaynaklanmaktadır. O nedenle kesin bir sonuç değildir.

Ancak mesele, Suriye kadar Türkiye’yi de ilgilendirmektedir. ABD’nin böldüğü Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ın yarattığı güvenlik tehdidi ortadayken, bir benzerinin Suriye’de ortaya çıkması, Ankara’nın kabul edebileceği bir durum değildir. Ama Türkiye Ankara’dan değil Washington’dan ve Dolmabahçe’den yönetilmektedir.

Suriye’nin kuzeyindeki Türkiye karşıtı bu gelişmelerin bir numaralı sorumlusu ABD, iki numaralı sorumlusu da AKP’dir. Bu sürece sessiz kalanların sorumluluk sırası başka bir yazının konusudur.

ULUSLARARASI HUKUK TANIMAZLIK

Bu son gelişmeler şu gerçeği artık somutlaştırmıştır. AKP teröre açık destek vermektedir.

1. AKP, Suriye’de PKK’nin müttefikidir. Şam rejimini yıkmaya soyunan AKP, PKK’ye “otonomi” alanı yaratmaktadır.

2. Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi’ne yapılan ve Savunma ile İçişleri Bakanları’nın ölümüne sebep olan bombalı saldırı sonrası Abdullah Gül’ün yaptığı açıklama, ülkemizin İsrailleştiğinin işaretidir.

3. AKP yandaşı basının, Suriyeli teröristlerin sınır kapılarını ele geçirmesini sevinçle karşılaması hatta kutlaması ibretliktir! Sınır kapısını savunan Suriyeli 22 askerin teröristlerce katledilmesini ballandırarak anlatmaları, ancak çift meslekli olabilmeleriyle açıklanabilir!

Bu terörist saldırı sırasında 12 Türk TIR’ının yakılmasını gözlerden saklamaları da görevleri gereğidir. Tıpkı geçenlerde Suriyeli teröristlerin ayaklanarak 4 Türk polisini hastanelik etmelerini duyurmadıkları gibi…

SURİYE DEĞİL, AKP YIKILACAK!

Suriye’yi bölmeye soyunanlar, kuşkusuz Türkiye’yi de bölmektedirler. Bu gerçek, AKP’yi Türkiye açısından bir güvenlik sorunu haline getirmiştir.

Denklem artık basit ve sadedir: Ya Suriye yıkılacaktır, ya da AKP.

Suriye’nin direnmesi ve AKP’nin yıkılması, Türkiye’nin çıkarınadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

SULTAN’IN VIP CAMİSİ

VIP diye yazılıyor, viaypi diye okunuyor. İngilizce “Very Importan Person” demenin kısaltılmışı, yani “çok önemli insan.”

O kadar önemliler ki, insan bile değiller, insanüstüler! Örneğin havalimanlarında kapıları ayrıdır, oturdukları yerler de… Biz fanilerden farklı olarak kırmızı halı üzerinde yürürler. Halk arasında kaymak tabakası olarak adlandırılırlar.

VIP’ler eşit olmayan insanlardır; vahşi kapitalist toplumlar incelendiğinde bir VIP’e, bin normal insan düşmektedir. Ki bir normal insan da, bin emekçiye düşmektedir ancak!

VIP MÜSLÜMAN OLUR MU?

Eşitsizliğin en bariz göstergesi olan VIP uygulaması, artık camilerde de var.

Hakları tabi; çünkü normal Müslüman var, VIP Müslüman var…

Sıradan Müslüman var, gemicik alabilen, elli milyarlık yüzük takabilen Müslüman var…

Gemiciği olan Müslüman’la, sıradan Müslüman neden aynı camide ibadet etsin ki?! Hak mı?

CAMİ Mİ, DEVLET DAİRESİ Mİ?

Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya kararlı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kolları sıvadı ve Ataşehir’e bir cami kondurdu.

Önceki gün caminin açılışını yapan Erdoğan, ayrıca Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ile caminin VIP salonunda yarım saat basına kapalı bir görüşme yapmış! (CNNTURK, 20 Temmuz 2012)

Cami dediğin böyle olmalı zaten. VIP salonu olmalı ki, başbakan başka ülkenin yöneticileriyle camide de görüşebilsin! VIP Cami, bir nevi Başbakanlık ofisidir çünkü!

Dini siyasete alet ediyor diye eleştirilen Erdoğan, tersine, camide siyaset yaparak eleştirilere de yanıt vermiş oluyor böylece!

ERDOĞAN KENDİNİ SULTAN İLAN ETTİ

Caminin açılışında konuşan Erdoğan, bakın neler söylüyor: “Avrupa yakasında bir Süleymaniye var, Mimar Sinan‘ın İstanbul’daki ilk eseri Şehzadebaşı Camisi var. Bir diğer tarafta Sultanahmet ve Fatih camileri var. Fakat bu yakada böyle bir cuma camisi, bir selatin cami mevcut değildi. Arzu ettik ki, bu yakada da birkaç tane selatin cami, cuma camisi olması lazım. Bu kararı verdik.”

Selatin cami ne demek? Sultanların yaptığı cami demek! Yani Erdoğan diyor ki, “Osmanlı sultanları, Osmanlı padişahları Avrupa yakasına cami yapmış ama Anadolu yakasına yapmamış. Bu yakaya da, yeni sultan olarak ben cami yapıyorum!”

Metrobüs hattı açılışında boşuna mı “Son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” yazılı pankart asmışlardı? İşte bu günler içindi…

HİCRİ TAKVİM KULLANAN ERDOĞAN

Caminin girişinde bir de Recep Tayyip Erdoğan imzalı levha var. Mimar Sinan’a “Sinan usta” diye seslenilen levha, okuyana “bir ustadan bir ustaya sıcak sözler” hissi uyandırıyor!

Levhadaki sözlerden sonra, imzanın altına atılan tarih ise Erdoğan’a yakışmış! Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Erdoğan, Hicri takvimi kullanmış!

CONİYE DUA EDEN, VIP CAMİ AÇAR!

CNNTürk’teki haberi izledikten sonra aklıma Erdoğan’ın mektubu geldi… Hani ABD Irak’a saldırdığında, Başbakan’ın “ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu” belirttiği mektubu…

Dün Müslüman katleden Hristiyan askerlerin sağlığına dua edenin, bugün VIP cami açmasına şaşırmamam gerektiğini fark ettim!

Umarım AKP’liler de fark eder!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2012

,

Yorum bırakın

CHP’DE İKİNCİ ADAM SORUNU

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı’nda 2. yılını doldurdu. CHP ise Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında iki yılda tam dört kurultay yaptı! Ve iki yılda CHP’de pek çok defa PM ve MYK değişti! Artık kimin görevi neydi, akılda bile tutamıyoruz…

34. Kurultay tamamlanırken, kulislerde Adnan Keskin’in ikinci adam olacağı konuşuluyor. Bu “ikinci adam” meselesi önemli, zira Kılıçdaroğlu iki yılda CHP’yi Y-CHP’ye çevirirken, hep ikinci adamlara dayandı. İlginç olanı ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun topu topu iki yılda altı “ikinci adama” sahip olmasıydı.

“İkinci adam” bazen örgütlerden sorulu genel başkan yardımcısı oldu, bazen de genel sekreter… Anımsayalım:

Deniz Baykal’ın bel altı operasyonla CHP’den, daha doğrusu siyasetten tasfiye edildiği kaset olayı sırasında, genel başkanlıkta gözü olmadığını belirten ancak bir gün sonra Önder Sav’la anlaşarak CHP’nin başı olmaya soyunan Kemal Kılıçdaroğlu, çok iyi bir “hesap uzmanı” oluğunu geçen iki yılda kanıtladı!

Önce Önder Sav’ı ikinci adam yapıp, Baykal’ın koltuğuna oturdu. Sonra Gürsel Tekin’i ikinci adam yapıp Önder Sav’dan kurtuldu. Ardından Erdoğan Toprak’a ve Sezgin Tanrıkulu’na dayanarak Gürsel Tekin’i etkisiz hale getirdi. Sonra Nihat Matkap’ı “ikinci adam” yaptı. Sırada altıncı “ikinci adam” olarak Adnan Keskin var!

KILIÇDAROĞLU’NUN “TEK ADAM” İLANI

Kemal Kılıçdaroğlu, operasyonunu CHP’ye yutturabilmek için de yeni bir tez attı ortaya: “Artık ikinci adamlık dönemi bitti. Kimse kendini ikinci adam görmesin, ikinci adamı halk seçer.

İkinci adamlara dayanarak birinci adam olan Kemal Kılıçdaroğlu, artık birinci değil, tek adam olduğunu ilan ediyor şu sözleriyle: “Genel sekreterlik, eski genel sekreterlik değildir, genel başkan yardımcılarından sonra gelen bir pozisyon. Örgütlerden sorumlu olan kişi, aslında ikinci adam değildir, belki 3., 4., 5. adamdır. 2. adam kendini halka çok sevdiren, halkta karşılığı olan adamdır. Bu MYK üyesi de olabilir, PM üyesi de, grup başkanvekili de olabilir, düz milletvekili de olabilir.”

Son iki yıldaki örneklere bakılırsa, ikinci adamın CHP’li olması şartı bile aslında gerekmiyor!

ÖRÜGÜTTEN SORUMLU ADAM, ADAM DEĞİL!

Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci adamlığı tasfiye edip tek adam olduğunu ilan ederken, CHP’yi ve örgüt anlayışını da bitiriyor. Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri bir dönemin kapandığını gösteriyor: “Ben örgüte bakıyorum, 2. adamım. Hayır değil, neden değil, artık atamayla örgüt belirlemiyoruz, bitti o. Seçimle geliyor artık. Burada örgütten sorumlu olan kişi, işsiz kişidir aslında, işi çok fazla değildir. Örgüt seçimle gelmiştir, işi bitmiştir.”

Kılıçdaroğlu’nun örgütten sorumlu adamdan ne anladığı sorununa hiç girmiyoruz ama şu acı gerçeğe dikkat çekiyoruz: Örgütten sorumlu adamın adam sayılmadığı partide, yakında örgüte de gerek kalmaz!

KILIÇDAROĞLU’NUN 10 KİTABI

Yakın gelecekte öyle olacağı da görünüyor…

Kılıçdaroğlu, geçenlerde gündeme gelen “masasındaki 10 sosyal demokrasi kitabı” ile ilgili şimdi görev veriyor CHP’lilere: “Sosyaldemokrasi konusunda 10 önemli kitap. Bunu partili gençler okuyacak. Özet çıkaracak, konferans verecekler. Bunu yaparken de ben gidip dinleyeceğim onları.

Devrimci ve halkçı Mustafa Kemal’in koltuğunda sosyaldemokrasiye sevdalı bir genel başkanın oturduğu parti, elbette Altı Ok programından vazgeçer, “sosyal liberal” tezlere sahip çıkar!

Kılıçdaroğlu’na değil ama CHP’li gençlere Teori Dergisi’nin, “Türkiye’de ve dünyada sosyaldemokrasi” dosyasını mutlaka okumalarını öneriyoruz.

Ve bitirirken belirtiyoruz: Sosyaldemokrasi iyi bir şey olsaydı, önce Mustafa Kemal sosyaldemokrat olurdu! Büyük devrimci, sosyaldemokrasinin emperyalizmin sol eli olduğunu vatanını cephelerde savunurken gördü. Zira savaştığı emperyalist devletler, sosyaldemokrat partiler tarafından yönetiliyordu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Temmuz 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

SİLİVRİ’DEKİ ZAFER İŞARETLERİ

Özel Büro isimli internet sitesi, Kürt mafyasına karşı mücadele etmek için 1 milyon motorize ekip kuracakmış. Tamamı silahlı ve telsizli bu hareketli birlik, mafyayı çökertecekmiş.

İnsan duyunca gülümsüyor haliyle ve aklına şu soru geliyor. Hadi 1 milyon kişiyi buldunuz, hadi oldu da 1 milyon silahı da buldunuz. Peki, 1 milyon telsizi ve motoru nasıl buluyorsunuz?

Bir motor firmasının kulağa fısıldadığı reklam maksatlı balon değilse, bir deli saçmasıdır en fazla.

Ama yok, biri ciddiye almış, bir gazeteci! 2006 yılında haber yapmış, şimdi o haberini de Ergenekon davasında tanık olarak mahkemeye anlatıyor. Mahkeme de, Ergenekon örgütünü ortaya çıkaran(!) bu müthiş haberi her ayrıntısıyla inceliyor.

Öyle ki, sanıkların tanığa yönelttiği sorular ve tanığın sorular karşısında “hatırlamıyorum” kaçamağına sarılması, mesleğimiz açısından üzücüydü. Duruşmayı birlikte izlediğimiz Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit Zileli’yle, mesleğimiz adına utandık!

AYDIN KUCAKLAŞMASI

Evet, dün Silivri’deydim. Türkiye’nin en aydınlık yüzlerinin, en birikimli siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve askerlerinin topluca yargılandığı, daha doğrusu onların yargılayanları yargıladığı salondaydım.

Sabah henüz duruşma başlamadan önceki o kısa zamanı büyük kucaklaşmalar dolduruyor. Sanıklar, izleyicilerle kucaklaşıyor. Ama ne kucaklaşma…

İnsanların birbirine dokunmadan nasıl kucaklaşabildiklerini, insanların gözleriyle nasıl anlaştığını ancak Silivri’de öğrenebilirsiniz.

Hele ilk arada Doğu Perinçek ile Tarık Akan ve Rutkay Aziz’in gözleriyle ve sözleriyle kucaklaşmaları görülmeye değerdi. Ayrıntıları Aydınlık muhabiri Sezim Özadalı’nın haberinden okuyacaksınız…

SİLİVRİ’DEKİ ÖĞRETMENLERİM

Ya benim kucaklaşmalarım?

Doğu Perinçek’le kucaklaştım önce… Değerli ustam, Silivri duruşmalarında bile “öğretmeye” ara vermedi. Önceki günkü yazımda yanlış kullandığım bir kelimeyi anımsattı, doğrusunu söyledi. Büyük öğretmenlerin o aydınlatan yüzü ve kalemi, rotamız olmayı, ufkumuzun ötesini bize göstermeyi her şart altında sürdürüyor…

Değerli gazeteci ustalarımdan Hikmet Çiçek, eleştirilerini sıraladı, tavsiyelerde bulundu; her zamanki gibi çok yararlanacağım…

Mehmet Bedri Gültekin, Turan Özlü, Erkan Önsel’le kucaklaştık sonra… Arguvan’dan selam getirdim Bedri ağabeye, eski mücadele arkadaşlarından… Erkan ağabey eczacı ya, her şart altında eczacılık yapıyor, kullandığım ilaçların dozajıyla ilgileniyor…

Mehmet Perinçek’le sarıldık sonra… Motorize ekip masalı anlatılırken kürsüde, o akademisyen titizliğiyle okuyor ve çalışıyordu oturduğu yerde… Birlikte ilk gözaltına alındığımız o eski günlerde, Beyazıt’ta, “çıkınca ilk yapacağımız” şey aynıydı. Yapmıştık da… Şimdi bir daha yapacağız!

Oktay Yıldırım, Levent Göktaş, Mustafa Balbay’la kucaklaştık sonra… İnsan ilk tanışmada nasıl kucaklaşır ki? Düşünün işte…

Sonra en deneyimli Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin’le kucaklaştık… Güzel tesadüf; Kıbrıs Barış Harekâtı’nın yıldönümünde…

KAZANACAĞIZ!

Bugün size Ortadoğu’yu, Suriye’yi, Irak’ı, bölgeye yönelik ABD planlarını yazmadım.

O planlara direnecek isimlerin yargılandığı Silivri’yi yazdım. Çünkü Silivri’deki direniş, kazanacağımızı işaret ediyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2012

, , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD SALDIRISININ 4 HEDEFİ

Suriye Ulusal Güvenlik Binası’na yapılan ve Savunma Bakanı ve yardımcısı ile İçişleri Bakanı’nın ölümüne sebep olan saldırıyı, AKP destekli Özgür Suriye Ordusu üstlendi. Ancak saldırının çapı ve zamanlaması dikkate alınınca, bombalı intihar eyleminin ABD imzalı olduğu anlaşılıyor.

Peki, ABD bu saldırıyla neyi hedefledi?

KRİTİK 2 GÖRÜŞME, 1 OTURUM

1. Saldırı iki kritik görüşmeyle eş zamanlıydı. BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun ile Çin Devlet Başkanı Hu Cintao’nun Pekin’deki görüşmesi ve Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’daki görüşmesiyle çakışan saldırı, açık ki Suriye’ye dış müdahaleye geçit vermeyen Çin-Rusya ikilisini tehdit ediyordu.

2. Bombalı saldırı, BM’de yapılması planlanan “Suriye’deki görevli gözlemcilerin süresini 90 gün uzatma oylamasından” birkaç saat önce gerçekleşti. Ki oylama öncesi müzakereler tıkandığı için, oturum, bombalı saldırıdan hemen önce ertelenmişti.

Annan Planı’nın uygulanmasını istemeyen ve bir an önce Planı’nın rafa kaldırılmasını talep eden ABD, Şam saldırısıyla uluslararası ilişkileri sabote etmiştir.

ABD, ÇAREYİ TERÖRDE ARIYOR

3. Suriye’deki olaylar, 16 ay önce Cisreşugur’da 180 güvenlik görevlisinin katledilmesiyle başladı. Olay, tipik bir kontrgerilla faaliyetiydi. Çünkü ciddi bir devlet böylesi bir saldırı karşısında doğal olarak harekete geçecek, Batı ise Beşar Esad’ı “halka zulüm yapıyor” diye gösterecekti.

Ancak 16 ay sonunda ABD’nin planı işlemedi. Washignton, önceki gün yeni bir hamle arayışına girdi: Özgür Suriye Ordusu önceki gün ülke genelinde “Şam Volkanı” ve “Suriye Depremleri” adlı iki ayaklanma girişimi başlattı.

ABD’nin her türlü baskısına rağmen gerçekleşmeyen Türkiye saldırısına alternatif olarak devreye soktuğu bu ayaklanma girişimi Şam hükümeti tarafından çok sert bastırıldı. Halk ayaklanmamış, paralı teröristler etkisiz kalmıştı. Resmi olmayan rakamlara göre 400’den fazla terörist öldürüldü, yüzlercesi tutuklandı.

Dünkü Şam saldırısı, bu çaresiz ayaklanma girişiminin bastırılmasına gösterilen “terörist” tepkiydi. ABD, “iç savaş” seçeneğinin de işe yaramaması üzerine, çareyi terörde aramaya başladı. ABD, halk ayaklanmadığı için, teröre yöneldi!

TSK PLANA DİRENİYOR

4. Morton Abramowitz’in de itiraf ettiği gibi, Türkiye bir türlü Suriye’ye askeri müdahalenin liderliğini üstlenmedi. AKP Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bu haksız saldırıya ikna-mecbur edemedi. Washington, bu nedenle Türk jetini tuzağa düşürdü, NATO yemi yaptı!

ABD eğitimli polis-yazar Emre Uslu’nun saldırıdan hemen sonraki açıklamaları anlamlıydı: “Şam’daki saldırı MİT’in Jet krizine karşı cevabı mı? İstihbarat parmağı vardır bu tip saldırılarda. Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı’yla sürpriz görüşme yapmıştı. MİT en azından böyle işler ve günler için var, rolleri varsa helal olsun.”

Washington, bir Türkiye-Suriye savaşı için yeni tuzaklar mı kuruyor?

Umarız, Türk Silahlı Kuvvetleri, AKP Hükümeti’nin “jetin intikamı alınacak” emrine ve aklına uymamıştır. Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in “Suriye’ye ne yapacağımızı, yapınca görürsünüz” türünden açıklamaları, maalesef bu saldırıyı TSK’nin üstüne atmak isteyenlere kolaylık sağlamaktadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2012

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

RUSYA’NIN SAVAŞ HAZIRLIĞI

Suriye krizi, Körfez’de artan tansiyon, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta gerilim, İsrail-İran restleşmesi…

Neredeyse tüm bölge karışık… Bölge üzerinde özellikle ABD ile Rusya’nın hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Bu durum haliyle “savaş endişesini” artırıyor.

Savaş olasılığı gerçekten yüksek mi? Bu konuda daha çok Batı’dan analistlerin değerlendirmelerini biliyoruz. Bugün Doğu’dan, Rusya’dan bir ismin görüşlerini paylaşacağız…

ASYALI LİDERLER DÖNEMİ

Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov Russia in Global Affairs’ten uyarıyor: “Rusya’nın ekonomik stratejisi, kurumları ve halkı, Rusya’nın güney sınırında onlarca yıl sürecek savaş ve çatışmalar ihtimali temelinde inşa edilmelidir.” Çünkü Karaganov’a göre “yaklaşan savaşın sesleri” duyuluyor.

Karaganov, Alpaslan Balcı’nın Dünya Bülteni için çevirdiği makalesinde, önemli saptamalar yapıyor. Sergey Karaganov’a göre “makro jeopolitikten makro jeo-ekonomiye kadar pek çok faktör, bir savaşın yakın olduğuna” işaret ediyor. İşte o faktörler:

1. Karaganov’a göre son 20 yılda yaşanan önemli değişikliklerden biri, dünya enerji kaynaklarının kontrolünün, çok uluslu şirketlerden devletlere ve devlet şirketlerine geçmesidir.

Bu durum BM, IMF gibi kurumların düşüşüne, G8 ile G20’nin etkisizleşmesine yol açtı. Karaganov’a göre “BRICS veya Şangay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlar, bu kurumların zayıflığını tazmin etmek için acele etmiyorlar.”

2. Karaganov’a göre dünya siyaseti yeniden ideolojikleşiyor. “İki askeri-siyasi mağlubiyet” yaşayan ABD’nin “ekonomik modelinin zayıflığı, krizle ortaya çıktı” ve “ABD büyük itibar kaybetti.”

3. Karaganov’a göre “güç, Asyalı liderler lehine emsalsiz bir hızla yeniden dağıldı.

SAVAŞI, BATI BAŞLATIR

Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Sergey Karaganov’a göre bu üç temel değişiklik, “büyük savaş veya Büyük Ortadoğu’da bir dizi savaş ihtimalini artıran bir etkeni” doğuruyor; Batı’nın rolünü…

Ancak Karaganov, Arap Baharı’nın arkasında Batı’nın elini göremediğini özellikle belirtiyor: “Bu el ne Mısır’da ne de Tunus’ta görülebiliyor. Batılı siyasetçiler sadece neticeleri tekellerine alıyor, jeopolitik zayıflıklarını böylelikle tazmin etmeye çalışıyorlar.”

Karaganov’a göre savaş, Batı’nın zorunlu bir seçeneği: “Batı’nın girdiği sistemik kriz, dikkat dağıtmak amacıyla Batı dışında taktik manevralara zorluyor onu.”

Batı, “ilan ettiği politikalara rağmen, bu krizle başa çıkamayacağını dış faktörlerle gerekçelendirmek için” uğraşıyor.

‘RUSYA BU COĞRAFDA OLACAK’

Sergey Karaganov, Suriye sorununa değinerek, “coğrafya, Rusya’nın bölgeden uzaklaşmasına müsaade etmeyecektir” diyor ve ekliyor: “Dolayısıyla gelecek yıllarda manevra yapmak, hasarı sınırlamak, potansiyel saldırganları güç kullanımıyla caydırmak ve bazen de faal halde kendimizi savunmak durumundayız.”

Karaganov’un da dikkat çektiği gibi bölgede savaş isteyen Asya değil, Atlantik’tir. Atlantik’i bu büyük savaştan caydıracak olan ise Asya’nın gücü, kararlılığı ve hazırlığıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2012

, ,

Yorum bırakın

TUZAĞA DÜŞÜRÜLEN 4 UÇAK

Başından beri belirtiyoruz: AKP’nin Suriye düşmanlığı, ABD’nin bölge planları gereğidir.

Bu gerçeklikten utanan muhafazakârlar, ABD’nin Suriye’de düşürülen uçağımızla ilgili takındığı tavrı fırsat bilip soruyor: “AKP’nin Suriye politikası ABD’nin eseri olsaydı, hiç Washington bu olayda Türkiye’yi ortada bırakır mıydı?”

Yanıtı vereceğiz. Ancak önce Türk-Amerikan ilişkileri açısından kritik öneme sahip bazı uçak olaylarını anımsayalım:

ORG. BİTLİS’İN UÇAĞI

Pentagon, ABD-PKK ilişkisini saptayan, ABD’nin Kuzey Irak planına karşı barikat kuran Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in uçağını 17 Şubat 1993 günü düşürdü. Dönemin Genelkurmay’ı, daha hiçbir inceleme yapmadan “sabotaj yok, uçak buzlanma sonucu düştü” dedi.

Ancak raporlar bir süre sonra “sabotaj” yapıldığını ortaya çıkardı, çünkü buzlanma yoktu. Ama hâlâ Org. Bitlis’in uçağı “resmi olarak” düşmüştür, düşürülmemiştir! Türk devleti gerçeğe gözlerini kapatmıştır.

CASA UÇAĞI

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın seçkin bordo bereli askerlerini taşıyan CASA uçağı, 16 Mayıs 2001 günü Malatya’da düşürüldü.

34 askerimizin şehit olduğu bu olay, resmi kayıtlara kaza olarak girdi: CASA uçağında “kumanda arızası” olmuştu!

ULUDERE’DEKİ UÇAK

28 Aralık 2011 günü, Uludere’de Türk F16’ları, 34 yurttaşımızı bombaladı. Aslında ABD Predatör’ü bilerek “yanlış istihbarat” vermiş ve Türk Ordusu’nu tuzağa düşürmüştü. Hatta ilk bombayı, Türk F16’larından önce, Amerikan Predatörü atmıştı.

Genelkurmay bu gerçek karşısında ısrarla, “istihbaratı ABD vermedi, biz kendimiz yanlışlık yaptık” dedi. Yani ABD Türk Ordusu’nu tuzağa düşürüyor ama Genelkurmay, “kimse bizi tuzağa düşürmedi, biz kendimiz tuzağa düştük” diyordu!

SURİYE’DE DÜŞ(ÜRÜL)EN UÇAK

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu 25 gün önce “uçağımızı Suriye, hem de uluslararası hava sahasında ve füzeyle düşürdü” dedi. Yandaş medya kalemşorları savaş naraları attı, füzeler Suriye’ye çevrildi, MGK toplanıp “angajman kurallarını” değiştirdi, Türk uçakları sınırda Suriye helikopteri pususuna yattı…

25 gün sonra durum değişti. Erdoğan ve Davutoğlu’nun “uluslararası hava sahası” ve “füze” savları rafa kalktı. Hatta Genelkurmay’ın açıklamalarına bakılırsa, “uçağımızı Suriye düşürmedi, kendi düştü!”

ABD’Yİ SAPTAYAMAYAN, YENİLİR!

ABD ne zaman Türkiye’yi bir konuda sıkıştırmak için özel operasyon yapsa, NATO üyeliğinin bir sonucu olarak, o operasyon gizlenir, perdelenir; buzlanma denir, arıza denir…

Oysa her “kaza”, olduğu süreçteki kimi olaylarla bağlantılıdır. 1993, 2001, 2011 ve 2012’de gerçekleşen bu olaylar, ABD’nin kimi bölge planları için kritik işlevlere sahiptir. Son ikisi, ABD’nin Suriye planıyla ilgilidir.

Peki, ABD neden AKP Hükümeti’ni bu olayda ortada bıraktı? Yanıtı ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz’in makalesinden aktaralım: “Ancak bölgedeki hâkim gücüne rağmen Türkiye bu krizde askeri liderliği üstlenmeyi reddetti. Türkiye daha saldırgan bir Amerikan rolü görmeyi diledi.

Evet, ABD AKP Hükümeti üzerinden Türkiye’yi Suriye’ye saldırmaya zorladı. Ancak Türk Ordusu, en baştan “Suriye’nin iç meselesidir” deyip bu plana direndi. Hâlâ da direniyor. Direndiği için de hem Uludere’de, hem de bu olayda tuzağa düşürüldü.

Peki, ne yapmalı? Bu olayların yaşanmaması için plana teslim mi olunmalı? Hayır, plana direnilmeli. Ancak iyi direnebilmenin yolu, faili de ilan edebilme cesaretine bağlıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ALTI OK, CHP’DEN KURTULUYOR

Kurultaya hazırlanan Yeni CHP’nin “sosyaldemokrasi, liberalizm, sosyalizm ve Atatürkçülük” eğilimlerini birleştirme hamlesi ilgi çekti.

Konu bir partinin iktidar olabilmek için bazı eğilimleri hedeflemesi olsaydı eğer, eminiz bu kadar konuşulmazdı. Ancak CHP Atatürk’ün Altı Ok’unu artık sözde de savunmayı bırakıp, bu dört eğilimden yeni bir program icat etmeye kalkınca, haliyle tartışma yarattı.

Atatürkçülük zaten sosyalizmle aydınlanmanın bir sentezi değil mi, liberalizmle sosyalizm bir arada olur mu, Atatürk’ün halkçılığıyla emperyalizmin sol hançeri olan Avrupa sosyaldemokrasisi örtüşür mü, gibi sorulara ve yanıtlarına hiç girmiyoruz.

Bizim sorumuz başka: Bir partinin genel başkanıyla, yardımcısı en temel konuda birbirinden 180 derece zıt şeyler savunur mu?

LOĞOĞLU’NUN AB’YE MEKTUBU

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, geçenlerde 16 AB Dışişleri Bakanı’na ortak mektup yazdı. Mektup, 16 AB Bakanı’nın yayımladığı “AB ve Türkiye: Birlikte daha güçlü” başlıklı makaleye yanıttı aslında…

CHP’nin internet sitesinde yer alan ve “Türkiye hakkındaki gerçekler” başlığını taşıyan bu mektup, AKP’nin de tepkisini çekti. AKP’liler, CHP’yi Türkiye’yi yabancılara şikayet etmekle suçladı. Biz ise öncelikle mektubun içindeki ifadelerle ilgileniyoruz.

LAİKLİK TEHLİKEDE Mİ, DEĞİL Mİ?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu mektubunda 16 AB Dışişleri Bakanı’na diyor ki: “Türkiye’nin ‘komşularına laik ve demokratik bir ülkenin ilham verici bir örneğini sunması…’ yanlış bir adlandırmadır. Laikliğe, hayatın bütün aşamalarında, iktidardaki AKP tarafından sürekli ve sistematik olarak meydan okunmaktadır.”

Yani CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, laikliğin saldırı altında olduğunu belirtiyor.

Haliyle bu saptama bize ilginç geliyor. Çünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok tepki toplayan açıklamasında “laikliğin tehlikede olmadığını” savunmuştu.

Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerinin bir gaf olmadığı, başka açıklamalarıyla da kanıtlandı. Nitekim Kılıçdaroğlu AKP’nin 8 yılda yapamadığını bir ayda yaptı ve türbanın üniversitelere girmesinin yolunu açtı. Aslında 2006’da hukuk yoluyla kapanan ve AKP’nin de gündeminde olmayan bu konuyu, 12 Eylül halk oylaması sırasında “türbanı biz çözeriz” diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu gündeme taşımıştı zaten…

Yol bir kez açılınca, Atatürk’ün kapattığı tekke ve zaviyeler, cemaat ve tarikatlar o yoldan girip, türbanı ilköğretim okullarına kadar soktular!

AKP’nin 8 yıllık kesintisiz eğitimi iptal edip, İmam Hatiplerin orta bölümünün yeniden açılmasını sağlayan 4+4+4 şeklindeki kesintili eğitim modelini yaratması da, maalesef Kılıçdaroğlu’nun açtığı bu yolun sonucudur!

Ve Yeni CHP, bu köşeye sığmayacak çoklukta açıklamayla, Atatürk’ün altı okundan biri olan laikliği tırpanladı! Öyle ki, Kılıçdaroğlu CHP’sinin laikliği aşındırmakta AKP’yle başa baş yarıştığını bile söyleyebiliriz.

ALTI OK’TA BİRLEŞME ŞANSI

Sonuç olarak, Genel Başkanı’nın başka, yardımcısının başka konuştuğu bir partinin, dört ideolojiden bir bulamaç yapmaya soyunması, hiç de tuhaf değildir.

Tersine, CHP’yi hâlâ Atatürk’ün partisi sanarak peşinden çaresizce koşanlar için, daha doğrusu Türkiye için bir şanstır. Çünkü aslında Y-CHP Altı Ok’dan değil, Altı Ok Y-CHP’den kurtulmaktadır!

Böylece Türk milletinin önüne, şimdi gerçekten Altı Ok’ta birleşme ve iktidar olma fırsatı doğmuştur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın