Mehmet Ali Güller

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

Gazze’yi alan, California’yı verir

ABD Başkanı Donald Trump el yükseltti: Daha önce Filistinlileri Gazze’den sürme niyetini açıklayan Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’yla ortak basın toplantısında “ABD Gazze’yi devralacak, oraya sahip olacağız” dedi.

Ama baştan belirtelim: Gazze’yi almaya kalkan, California’yı verir! Çünkü:

Yayılmacı Trump

Evet, Trump “Filistinlileri Gazze’den Mısır ve Ürdün’e sürme” hedefini ilan etti; Netanyahu “Ortadoğu’da Trump’la yeni harita çizeceklerini” söyledi; Trump Netanyahu’ya hak verdi, “masası Ortadoğu büyüklüğünde ise kaleminin İsrail küçüklüğünde olduğunu” belirtti; ardından Trump “ABD’nin Gazze’ye sahip olacağını” açıkladı; Netanyahu bunun “tarihi değiştirecek” önemde bulduğunu belirtti.

Böylece Trump “Amerika’yı yeniden büyük yapma” programının yayılmacı içeriğine Grönland, Kanada ve Panama Kanalı’ndan sonra Gazze’yi de ekledi. Yayılmacı Trump’ın söylemesiyle Google Harita, Meksika Körfezinin adını Amerika Körfezi diye değiştirdi bile…

USAID’ı yayılmacı programa uyarlama

Trump koltuğa oturmasının üzerinden daha 15 gün geçmeden, ABD’yi dört uluslararası organizasyondan çekti: Çin ve Küresel Güney’e tepki nedeniyle Dünya Sağlık Örgütü ve Paris İklim Anlaşması’ndan; Filistin’e destek verdiği için BM İnsan Hakları Konseyi ile BM Yakındoğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındılık Ajansı’ndan (UNRWA) çekildi.

Trump ayrıca “İran’a azami baskı” politikası için bir başkanlık kararnamesi imzaladı. 

Trump ve Devlet Verimlilik Dairesi’nin (DOGE) başına atadığı Elon Musk’ın ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı‘na (USAID) karşı yaptığı hamleler ise kirli geçmişe sahip bu örgütü yok etmek için değil, bu örgütü daha kirli bir şekilde kullanabilmek içindir. 

Evet, emperyalist ABD’nin yumuşak güç aygıtlarından USAİD özellikle 90’larda Doğu Avrupa’daki antikomünist dönüşümde, sonrasında çeşitli renkli darbelerde görev aldıysa da, son yıllarda daha çok kültürel konularda çalışmaktaydı. Bunu yetersiz göre Trump ve Musk’a göre USAID bütçesinin hakkını vermiyor, ağırlıkla LGBT’lileri destekliyor! 

Sonuç olarak Trump ve ekibi, USAID’i Dışişleri Bakanlığı’na bağlayıp (belki adı dahil) yeniden dönüştürerek, yayılmacı programa uygun bir şekilde kullanmak istiyor. Musk’ın USAID’i -öyle olmadığı halde- “ABD’den nefret eden radikal solcu Marksistlerden oluşan bir yılan yuvası” diye nitelemesi ise işte bu dönüşüm için gerekli olan neo-McCarthy’ciliktir.

Dijital/tekno-neoliberalizm

Trump ve ekibi, esas olarak neoliberal programdan daha ötesini temsil ediyor. Trump’ın orkestra şefliğindeki yeni iktidar, ağırlıkla sosyal medya devleri, yeni teknoloji şirketleri, kripto paracılar, yeni finans kapital şirketlerinin doğrudan ya da dolaylı temsilcilerinden oluşuyor. (Bu sermaye ve programı için yeni bir kavramsallaştırma şart; örneğin Yanis Varoufakis’in “tekno feodalizm”i dar kalıyor bu “dijital/tekno-neoliberalizm” için.)

Son 20 yılda adım adım semirerek ABD’nin en büyük sermaye grubu haline gelen ve bugün Trump’ın arkasına dizilen bu kesim, Amerikan devlet aygıtını kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirmeye çalışıyor. Trump-Musk sağcılığı üzerinde şekillenen bu girişim ise kaçınılmaz olarak ABD içindeki güç mücadelesini sertleştirecektir.

Bu mücadelenin sertleşmesi ise hem bazı eyaletlerin (aslında devletlerin) Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrılma eğilimini hem de iç savaş riskini artıracaktır. O nedenle Gazze’yi almaya kalkan, California’yı vermek zorunda kalacaktır.

15 gün içinde Grönland nedeniyle müttefiki AB ile ve Gazze nedeniyle müttefiki Körfez ile gerilen ABD, asıl içeride gerilecek sorunlara gebedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Şubat 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Yeni Ortadoğu haritası

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmeye giderken, havaalanında açıkladı: “Başkan Trump’la yakın çalışarak, haritayı daha iyi bir şekilde, yeniden çizebileceğimize inanıyorum.” (AA, 2.2.2025).

Netanyahu’ya bu sözleri söyleten, elbette doğrudan Trump’ın açıkladığı Filistinlileri Gazze’den sürme hedefiydi. 27 Ocak’ta bu köşede “Trump’ın Gazze planı” başlığıyla yazdım. Trump Gazze’deki Filistinlileri zorla Mısır ve Ürdün’e kabul ettirip, İsrail-Kıbrıs hattına dayanan yeni bir haritalama peşinde. 

İsrail’in “yeni komşu” hedefi

Ancak konu bununla sınırlı değil. ABD-İsrail’in yeni Ortadoğu haritası, Suriye’yi de içeriyor. 

İlk günden beri ısrarla vurguladım: Ankara’daki zafer havası aldatıcıdır. Çünkü Beşar Esad’ın temsiliyetindeki BAAS yönetimi, Suriye’nin birliğinin garantisiydi. HTŞ ile toprak bütünlüğü olan ama siyasal birliği olmayan bir Federal Suriye hedefleniyor. Bu Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Suriye’de asıl kazanan İsrail’dir. İsrail Dürzilere ve Kürtlere özerklik veren bir Federal Suriye için ABD ile birlikte çalışıyor.

Bunları bu köşede defalarca yazdım. İşte Netanyahu’nun “yeni harita” çıkışı ikinci olarak bununla, Suriye’nin parçalanmasıyla ilgilidir. Çünkü İsrail, doğrudan Suriye Arap Cumhuriyeti ile komşu olmak yerine Lübnan ve Suriye’deki Dürzilerle komşu olmak istiyor.

PYD/YPG’den açılıma destek

Ankara, ne yazık ki bu “yeni harita” sürecinden yararlanabileceğini hayal ediyor. Öncelikle Suriye’nin kuzeybatısında İdlib merkezli bir “nüfuz bölgesisi”ni kendisine bağlayabileceğini düşünüyor. Ayrıca koşullar oluştuğunda Suriye Kürt bölgesine de hamilik yapabilmeyi umuyor. (Fidan başta yetkililerin son dönemde hami, himaye kelimelerini sıklıkla kullanmalarına dikkat.)

Yeni açılım, “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” amacı, Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle birlikte yaşamak istiyor” sözleri, Öcalan’la yürüttükleri müzakere, o müzakerelerin dış ayağındaki gelişmeler… 

Ankara’nın müttefiki Barzani, ABD’nin planlamasıyla, Ankara’nın hedefindeki YPG/SDG komutanı Mazlum Abdi ile görüşüyor, Kürt birliği için pazarlık yapıyor…

Mazlum Abdi ise Öcalan’ın hangi tarihte hangi açıklamayı yapacağını duyuruyor ve AKP-MHP’nin açılımına destek veriyor. Abdi ayrıca Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’a ”Bu sürecin olumlu etkileri olacak. PKK ile anlaşacaklar” diyerek Ankara’nın yeni açılımına destek veriyor!

Açılımın amacı

Görüldüğü üzere Ankara, İsrail karşıtlığı propagandası altında, İsrail’in Suriye’de istediği sonucun oluşmasına katkı yaptı: HTŞ’nin önünü açarak Esad yönetiminin devrilmesini sağladı. İsrail böylece Suriye’nin güneyini işgal etti.

Ankara şimdi de, yine İsrail’e karşı konumlanma diye sunarak, Suriye’nin kuzeyine dair planlamalar yapıyor. Ne yazık ki o planlama da İsrail’in istediği yola çıkıyor!

Irak’tan sonra Suriye’de bir Kürt özerk bölgesinin resmiyet kazanması, ABD-İsrail’in 40 yıllık hedefidir. PKK’ye karşı mücadele üzerinden Türkiye’ye önce Irak’ın kuzeyindeki yapıyı resmen kabul ettirdiler, şimdi de PKK’nin silah bırakması / ad değiştirmesi üzerinden Suriye’nin kuzeyindeki yapıyı kabul ettirmeye çalışıyorlar.

İşte, Açılım’ın dış ayağı özetle budur: Ankara’ya PYD bölgesini kabul ettirmek. PKK’nin ad değişikliği ve silah bırakması konusu ise iktidarın bunu içeriye pazarlayabilmesinin dayanağı içindir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Şubat 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Amerikan kâbusu: Dolarsızlaşma

ABD Başkanı Donald Trump, BRICS ülkelerini tehdit ederek, “Dolara karşı yeni bir para birimi yaratmanız ya da doların yerini alacak bir para birimini desteklemeniz halinde, size yüzde 100 vergi uygulayacağım” dedi.

BRICS’in gündeminde yeni bir para birimi yaratma konusu (henüz) yok, BRICS üç ayaklı bir para politikası belirlemiş durumda: 

1) Ulusal paraların rolünün artırılması.

2) Ortak ödeme sisteminin oluşturulması.

3) BRICS Yeni Kalkınma Bankası rezervlerinin geliştirilmesi. 

Yani BRICS ülkeleri, esas olarak ticarette ulusal paraların kullanılmasınının artırılmasına odaklanmış durumda. İşte bu bile ABD finans kapitalinin ürkmesine yetiyor. Çünkü:

Doların saltanatı

Amerikan hegemonyası, iki temel sütuna dayanıyor: Askeri güç ve dolar gücü. 

ABD, II. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru 1944’te, Bretton Woods anlaşması ile Avrupalılara doları altına bağlı tek para birimi olarak kabul ettirdi. Böylece hem yeni bir finans sistemi kurmuş oldu hem de o finans sistemi üzerinden kendi egemenliğinde bir “kapitalist Batı dünyası” inşa etti. 

Emperyalist ABD güçlendikçe, doların altına bağlı olmasını da devreden çıkardı. Böylece ABD açısından dolar, sadece kağıt maliyeti olan bir konuya dönüştü. Bu ABD’ye borçlanma sorunu yaşamadan istediği kadar dolar basabilme ve istediği kadar ithalat yapabilme ve bu yolla da içeride refah sağlama olanağı sağladı. Daha önemlisi de ABD bu avantajıyla dünyanın dört bir tarafında üs kurabildi, asker bulundurabildi, savaş gemisi dolaştırabildi. 

Tek para sistemi yıkılıyor

Ancak ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinin başarıszlığı ile onu izleyen kapitalizmin 2008 krizi, bu “dolar saltanatına” dayanan “Amerikan rüyasını”nın sonunu getirmeye başladı. O tarihten bu yana ABD’nin hegemonyası zayıflayarak azalıyor.

Artık “tek para, tek sistem, tek egemen” esaslı dünya yerine,  “çok para birimli, çok kutuplu/merkezli” dünya var.

Doların hem rezerv para olma oranı hem de ticaretteki kullanılma oranı azalıyor. Doları zayıflatan bu sürecin ana motoru ise BRICS’tir. Çünkü:

1) BRICS ülkeleri hızla büyüyor; BRICS ve BRICS+ ülkelerinin küresel ekonomideki payı yüzde 30’u geçmiş durumda.

2) BRICS ülkeleri kendi aralarındaki ticareti ulusal paralarıyla yapmaya başladı ve bu oran her yıl artıyor.

3) BRICS ülkeleri rezervlerindeki dolar oranını düşürmeye başladı. 

4) BRICS ülkeleri, ticaret yaptıkları Küresel Güney ülkeleriyle de ulusal paralara dayanan bir ticareti öncelik haline getirmeye başladı. 

Vergi sopası işe yaramayacak

Uluslararası ticarette ulusal paraların kullanılma eğiliminin artışı, hele de petrol ve doğalgaz ticaretinde dolar dışı paraların kullanımının artmaya başlaması, Amerikan kapitalizmi için büyük tehlike anlamına geliyor.

Örneğin ABD Hazine Bakanlığı’nın eski müsteşarlarından Monica Crowley,          “Suudi Arabistan gibi OPEC ülkelerinin de başka para birimlerinde petrol satmaya karar vermesi, ABD ekonomik sisteminin çökmesi ve büyük bir felaket anlamına gelir” (AA, 6.4.2023) diyordu.

İşte Donald Trump, “ABD ekonomik sisteminin çökmesini” önlemek için BRCIS ülkelerine “vergi sopası” sallamaya çalışıyor. 

Peki işe yarar mı? Yaramayacak. Trump ilk başkanlık döneminde işe yarayacağını hesaplayarak Çin’e ticaret savaşı açmıştı; tamam Çin bundan zarar gördü ama ABD de hasar aldı.

350 milyonluk ABD pazarı elbette alım gücünün yüksekliği nedeniyle önemli ama BRICS dünyası çok daha büyük bir pazar ve üstelik alım gücü yükselen bir pazar… 

Kısacası sonuç değişmeyecek: “Amerikan rüyası” dedikleri, gerçekte doların küresel saltanatının ABD’ye sağladığı avantajlardı. Trump’ın önünü kesemeyeceği dolarsızlaşma eğilimi ile “Amerikan rüyası”nın yerini “Amerikan kâbusu” alacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Şubat 2025

, , , ,

Yorum bırakın

Yeni rejim için ‘açılım’ operasyonları

Büyük şair Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’na “korkma” diye başlaması ne çok şey anlatır: Abdülhamit’in istibdadına karşı mücadele eden bir kuşağın parolasıdır, Anadolu’nun işgaline karşı direnmeye çağrıdır, bağımsızlık için ölümün üzerine yürümenin adıdır ve gelecek kuşaklara bırakılan bir “boyun eğme” mesajıdır.

Aslında Akif “korkma” diyerek sadece Türkiye’nin İstiklal Marşı’nı yazmamıştır, aynı zamanda evrensel bir konu olan toplumların “direnme hakkı”nın nasıl kullanılacağının da yolunu işaret etmiştir: Korkma, medeniyet dediğin tek dişi kalmış bir canavardır!

Siyasal İslamcılar Akif’in Abdülhamit karşıtlığını ve istibdada karşı siyasal konumlanışını hep perdelediler, onu “İslamcı bir şair” parantezine sıkıştırarak tabanlarına pazarladılar. 

1) Cumhurbaşkanlığı seçiminin ön operasyonları

Türkiye 10 gündür artarak süren siyasal operasyonları konuşuyor. Konunun hukukla bir ilgisi olmadığı ortada.

Ümit Özdağ’ı “Cumhurbaşkanı’na hakaretten” gözaltına alıp, yolda “halkı kin ve düşmanlığa takrik” suçunu ekleyip tutukladılar. Ayşe Barım’a “menajerlik tekelleşmesi” üzerinden soruşturma başlatıp, Gezi’den tutukladılar. Barım’ın ajansındaki sanatçıları tanık diye dinleyip, ifadeyi beğenmeyince “yalancı tanıklıktan” soruşturma açtılar. Barış Pehlivan’ı, Serhan Asker’i, Seda Selek’i gündemdeki bilirkişiyle telefonda yaptıkları röportajı “yayınlamaktan” gözaltına aldılar, bilirkişiyle “yazılı” yapılan röportaj ise aynı gün yandaş gazetede sorunsuz yayımlandı.

“Turpun büyüğü heybede” denilerek adeta tepkileri ölçe ölçe süren bir operasyon var. Turpun büyüğü belli: Ekrem İmamoğlu.

22 yıldır Erdoğan’ı hem de üç kere yenebilen tek kişi olarak İmamoğlu, bu operasyonların asıl hedeflerindendir. Dolayısıyla bu operasyonları birinci olarak “cumhurbaşkanlığı seçiminin” ön çarşışması diye yorumlayabiliriz.

2) Açılım operasyonları

Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te TBMM’de DEM Partisi sıralarına giderek tokalaşması, bu operasyonların miladıydı. Düne kadar kapatılmasını ve vekillerinin Meclis’ten atılmasını istediği partiye uzattığı o el, yeni bir sürece “buyurun” işaretiydi. Nitekim 22 gün sonra Bahçeli “Öcalan umut hakkından yararlansın, gelsin TBMM’de konuşsun” diyerek “yeni açılım” sürecini fiilen başlatmış oldu.

Açılımların kanunudur: Açılım ile kumpaslar paralel süreçlerdir. 

İlk açılımda görüldü: Açılımın ilerleyebilmesi kumpaslarla toplumun sindirilmesine bağlıydı. Sonuç? Kumpaslar çöktü, açılım bitti!

İşte bugünkü operasyonları ikinci olarak açılım operasyonları diye yorumlayabiliriz.

3) Yeni rejim operasyonları

Evet, operasyonlar birincisi cumhurbaşkanlığı seçimi mücadelesinin parçasıdır, ikincisi açılımın gereğidir. Ancak asıl mesele bu iki sütunun üzerine konulmaya çalışılan yeni rejimdir.

Parlamenter rejimi yıkıp yerine bir “başkanlık rejimi” inşa etmeye başladıklarından beri vurguladım, vurguladık: Tamam, rejimi yıktılar ama yerine yeni bir rejim inşa edemediler, temelini attılar, kat çıkmaya uğraşıyorlar. 

İşte bugün bir korku iklimi oluşturarak, aslında ”yeni kat çıkmaya” çalışıyorlar. O nedenle bu operasyonlar, üçüncü olarak yeni rejim inşasının operasyonlarıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Ocak 2025

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Demokratik yapay zeka

Çinli yapay zeka uygulaması DeepSeek, küresel piyasaları altüst etti. Bloomberg’in haberine göre DeepSeek, ABD ve Avrupa teknoloji hisselerinde yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir düşüşe yol açtı. ABD’li çip firması Nvidia, yüzde 17’lik büyük bir kayıp yaşadı. 

DeepSeek 20 Ocak’ta piyasaya çıktı ve hızla ilgi gördü. Örneğin ABD’de AppStore’de en çok indirilen yapay zeka oldu. Peki neden?

Ucuz alternatif

DeepSeek’in en önemli avantajı “ucuz alternatif” oluşu. Gelişim maliyeti, diğer yapay zeka uygulamalarına göre yüzde 94 daha ucuz. DeepSeek’in R1 modeli 5,6 milyon dolara maloldu. ChatGPT’de bu maliyet 100 milyon dolardı. Çünkü DeepSeek çok daha az çiple, açık kaynak kodlarıyla ve kısa sürede yazıldı. Ayrıca DeepSeek’in enerji tüketimi de daha düşük. 

İşte bu özellikleri “ABD’li teknoloji devlerinin fiyatlandırma gücünü” tartışmalı hale getirdi ve bu da piyasalara yansıyarak teknoloji şirketlerinin değer kaybına yol açtı.

Trump: DeepSeek uyandırma çağrısı olmalı

DeepSeek’in ucuzluğu ABD Başkanı Donald Trump’ın da konuya eğilmesine yol açtı. Trump DeepSeek’in ABD şirketleri için bir “uyandırma çağrısı” olması gerektiğini söyledi.

Trump’ın DeepSeek’in ucuzluğuyla ilgili yorumu şöyle: “Bunu olumlu birşey olarak görüyorum, çünkü siz de bunu yapacaksınız. Böylece çok fazla harcama yapmayacaksınız ve umarım aynı sonucu alacaksınız. Çinli bir şirketin DeepSeek’i piyasaya sürmesi, kazanmak için rekabet etmeye odaklanmamız gerektiği konusunda bizim endüstrilerimiz için bir uyandıurma çağrısı olmalı.” 

Uzmanlara göre DeepSeek etkileyici 

ABD’li ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI şirketinin üst yöneticisi (CEO) Sam Altman, Çinli DeepSeek hakkında sosyal medyada değerlendirmelerde bulundu: “DeepSeek’in R1’i etkileyici bir model. Elbette çok daha iyi modeller sunacağız ve ayrıca yeni bir rakibimizin olması gerçekten enerji verici.”

Teknoloji uzmanlarının genel değerlendirmesi de Altman’ın değerlendirmesiyle örtüşüyor: DeepSeek R1, kullanıcı dostu ve çok etkileyici olarak değerlendiriliyor. 

İlk deneyimim olumlu

Konunun uzmanı değilim, hatta yapay zeka uygulamalarını pek kullandığım da söylenmez. Ama çıkan her yapay zeka uygulamasını mutlaka deneyen, sonrasında seyrek de olsa kullanan biri olarak söyleyebilirim ki DeepSeek gerçekten de diğer uygulamalardan daha iyi. Bir kere kullanımı kolay, o nedenle kullanıcı dostu tanımlaması yapılıyor. Diğer yandan performansı da diğerlerinden daha iyi izlenimi verdi.

DeepSeek’in ücretsiz sunulan uygulaması, ABD’li yapay zekaların ücretsiz uygulamalarından çok daha iyi ve uzmanların belirttiğine göre ücretli uygulamalarıyla da yarışır.

Yapay zekanın demokratikleşmesi mümkün mü?

Böylesi önemli bir konu hakkında yazan var mı, kim ne yazmış, diye bakarken başlığıyla bir yazı ilgilimi çekti: “Yapay zeka dünyasında bir ‘sputnik anı’: DeepSeek.”

Serbestiyet’ten Senai Bilir’in yazısına attığı bu başlık çok şey anlatıyor. Ama daha dikkat çekeni ise yazısının sonunda: “DeepSeek’in yükselişi bize iki önemli şey söylüyor. Birincisi, yapay zekanın demokratikleşmesi mümkün, herkesin erişebileceği açık kaynaklı modellerle bu teknoloji daha geniş kitlelere ulaşabilir. İkincisi ise rekabetin giderek kızıştığı bu alanda maliyet etkinliği ve şeffaflık büyük avantaj sağlayabilir.”

Peki DeepSeek ne diyor?

Senai Bilir’in “yapay zekanın demokratikleşmesi”ne dikkat çekmesini çok önemsedim. Peki acaba bir yapay zeka olan DeepSeek, yapay zekanın demokratikleşmesi hakkında ne düşünüyordu? Örneğin DeepSeek kendisini diğer yapay zeka uygulamalarından daha demokratik buluyor muydu? Doğrudan kendisine sordum. 

DeepSeek’in soruma yanıtı şöyle oldu: 

“DeepSeek’in ‘daha demokratik’ olup olmadığı, kullanım senaryolarına, erişilebilirlik politikalarına ve sunduğu hizmetlerin kapsamına bağlıdır. DeepSeek, yapay zeka ve büyük veri alanlarında gelişmiş çözümler sunarken, kullanıcı dostu arayüzler ve entegrasyon kolaylığı gibi özelliklerle erişilebilirliği artırmayı hedefler. Ancak, ‘demokratik’ bir yapay zeka uygulaması olarak nitelendirilmesi için şu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır:

1. Erişilebilirlik: DeepSeek’in ürün ve hizmetlerinin geniş bir kullanıcı kitlesine açık olup olmadığı.

2. Fiyatlandırma: Uygun fiyatlandırma modelleriyle küçük işletmeler ve bireysel kullanıcılar için erişilebilir olması.

3. Şeffaflık: Algoritmaların ve veri kullanımının şeffaf olması, kullanıcıların nasıl çalıştığını anlayabilmesi.

4. Kapsayıcılık: Farklı dil, kültür ve ihtiyaçlara uygun çözümler sunması.

5. Topluluk Katılımı: Açık kaynak projeler veya topluluk destekli inisiyatiflerle kullanıcıların katılımına imkan tanıması.

DeepSeek’in bu kriterleri ne ölçüde karşıladığı, sunduğu hizmetlerin detaylarına ve kullanıcı deneyimlerine bağlıdır.”

Evet, DeepSeek, yapay zekanın demokratikliği konusunda bu kriterleri ortaya koyuyor ve kararı bize bırakıyor 🙂

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
28 Ocak 2025

, , , , ,

Yorum bırakın

Trump’ın Gazze planı

Başlığı elbette “ABD’nin Gazze planı” diye de okuyabilirsiniz. Birincisi ABD başkanları Donald Trump ile Joe Biden’ın İsrail’e destek politikaları zaten birbirini tamamladığı için, ikincisi de ABD’yi kim yönetirse yönetsin, İsrail’e desteği sürdüreceği için… 

Çünkü İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakoludur ve bu karakolun tahkimatı, ABD başkanlarının en temel görevlerinin başında gelmektedir.

Öte yandan Biden yönetiminin Gazze’de soykırım yapması için İsrail’e tam destek veren politikası, pratikte Trump’ın ilk dönemindeki Abraham Anlaşmaları ve “Kudüs’ü başkent ilan etme” hamlesini tamamlamış oldu.

Gazze’yi Filistinsizleştirme amacı

Şimdi de Trump ikinci döneminde Biden’ın “soykırım sponsorluğunu” tamamlayacak hamlelerin peşinde: Koltuğa oturur oturmaz, ”Gazze’yi Filistinlisizleştirilme planı”nın düğmesine bastı. 

Trump, “Gazze’nin temizlenmesi için Ürdün, Mısır ve diğer Arap ülkelerinden daha fazla Filistinli mülteci almasını” istedi (AA, 26.1.2025).

“Yaklaşık 1.5 milyon kişiden söz ediyoruz ve orayı (Gazze) tamamen temizleyip ‘bitti’ demeliyiz” ifadelerini kullanan Trump, “Bazı Arap ülkeleriyle biraraya gelip, Filistinlilerin barış içinde yaşabilecekleri başka bir yerde konutlar inşa etmeyi tercih ederim” dedi. 

Sürgün ve vatansızlaştırma planı açıklayan Trump, açık açık insanlık suçu işlemektedir!

Mısır ve Ürdün karşı çıkmıştı

Gazze’yi Filistinlisizleştirme, Washington’un bölge stratejisi içinde bir politik hedeftir. Açalım:

Donald Trump hafta başında yaptığı bir konuşmada Gazze’nin “deniz ve hava açısından olağanüstü konuma sahip olduğunu” belirtmişti. İlk dönemindeki İsrail politikalarının uygulayıcılarından damadı Jared Kushner de, geçen sene yaptığı bir konuşmada Gazze’nin sahil mülkünün değerine dikkat çekmiş ve İsrail’e “Filistinlileri Gazze’den çıkarıp burayı temizlemesini” önermişti!

Nitekim İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da “Gazze’nin Filistin’den arındırılması” niyetini ortaya koymuş, Kahire buna karşın “İsrail-Mısır ilişkilerini bozar” uyarısını yaparken, Ürdün Kralı Abdullah da “bunu kırmızı çizgi” ilan etmişti.

ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattı

Gazze, ABD’nin Kıbrıs-İsrail hattına dayanan bölge stratejisi nedeniyle önemli. Washington Doğu Akdeniz’de “Kıbrıs-İsrail hattı” inşa etmeye çalışıyor. Bu hattı, Girit ve Yunan anakarası üzerinden Avrupa’ya, Körfez üzerinden Hindistan’a bağlamaya çalışıyor. 

Bu plan, ABD sponsorlu “Hindistan- Ortadoğu- Avrupa Ekonomi Koridoru” olarak 7 ülke tarafından mutabakat zaptı imzalanarak hayata geçirilmeye çalışılmış ama Hamas’ın Aksa Tufanı ile rafa kalkmıştı. 

Hindistan- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)- Suudi Arabistan- Ürdün- İsrail- Kıbrıs- Yunanistan yolu, ABD’nin hem Çin’in Kuşak ve Yolu’na karşı düşündüğü, hem Hindistan’ı Çin’e karşı yanına çekmeyi amaçladığı, hem de İsrail’i Ortadoğu-Doğu Akdeniz’de bir merkez yaparak güvenliğini garantiye almaya çalıştığı bir projeydi.

İki devletli çözüm

Sonuç olarak Biden ya da Trump, Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler, hangisi emperyalist ABD’yi yönetirse yönetsin, Beyaz Saray’a oturduğu anda İsrail’in güvenliğini esas alan politikalar izleyecektir. 

Farkları şudur: ABD Başkanı’yken İsrail’in Filistin soykırımına her türlü desteği veren Biden, görevi bitince “iki devletli çözüm” demeye başladı. Dün “İsrail’i Gazze’de ileriye gitmemekle” uyaran Trump ve ekibi, göreve başlayınca “iki devletli çözüm diye bir çözüm yok” demeye başladı.

Dolayısıyla Arapların, bölge ülkelerinin ve Küresel Güney ülkelerinin Filistin konusundaki temel politikası, bu yıl “iki devletli çözüm” konferanslarını sonuca götürecek şekilde düzenlemek olmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Ocak 2025

, , , , ,

Yorum bırakın

Trump aslında kime meydan okuyor?

Türkiye, siyasal iklimindeki kutuplaşma nedeniyle, Trump konusunda bile bölünmüş durumda. Trump’a demokrat olmadığı gerekçesiyle karşı çıkanlar olduğu gibi Trump’ı “küresel efendilere meydan okuyan” kişi diye destekleyenler bile var. 

Oysa Biden ya da Trump, farketmez, hangisi yönetirse yönetsin, ABD emperyalisttir ve başkanların aralarındaki renk tonu farkı bu gerçeği değiştirmez.

Trump’ın “küresel efendilere meydan okuduğu” tezi, üzerinde durulmayı gerektiriyor. Dünyanın sayılı zenginlerinden biri olan Trump, gerçekten de kendi sınıfı olan küresel efendilere mi yoksa aslında Küresel Güney’e mi meydan okuyor, bakalım… 

Trump Çin-Güney Amerika işbirliğini hedef alıyor

Trump’ın 20 Ocak’taki yemin töreninde yaptığı konuşmada verdiği mesajlara ve 24 saat içerisindeki ilk uygulamalarına bakarak, başlıktaki sorumuzu önemli ölçüde yanıtlayabiliriz: 

1) Trump “Panama Kanalı’nı Çin’e vermedik, o nedenle geri alacağız” diyor. Burada hedef Panama’dan çok Çin’dir. 

Çünkü emperyalist ABD, arka bahçesi gördüğü Güney Amerika’da, Çin’in kazan-kazan temelinde geliştirdiği işbirliği modeline karşı. 

Ve Trump, “Meksika Körfezi’ni Amerikan Körfezi” yapacağını söylerken de Küba’yı “teröre destek veren ülkeler” listesine alırken de esas olarak Çin-Güney Amerika ilişkilerini hedef alıyor. Nitekim Trump’ın Grönland’ı satın alma hamlesi de Arktik bölgesinde Çin-Rusya işbirliğine karşı alan kazanma mücadelesidir.

2) Trump’ın konuşmasında Amerikan otomotiv endüstrisini kurtarmak için ek tarife uygulayacağını açıklaması da öncelikle Çin’i hedef alan bir açıklamadır.

Trump Çin’le pazarlık masası kuruyor

3) Trump’ın TikTok kararı tamamen işadamlarına özgü bir pazarlık masası kurma hamlesidir.

Çinli ByteDance şirketinin sahibi olduğu TikTok’un, bir ABD şirketine satılmaması halinde ABD’de yasaklanmasını öngören yasa 19 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Trump yemin töreninin ardından bu yasayı 75 günlüğüne askıya aldı ve TikTok’un yüzde 50’sinin bir ABD şirketine satılmaması halinde 75 gün sonra yasayı uygulayacağını söyledi. 

Yani Trump TikTok’un tamamı olmayınca, yarısını Çin’den almak üzerine bir pazarlık masası kurmuş durumda!

4) Yine seçildikten sonra Çin’e uygulayacağını açıkladığı yüzde 10 ek tarifeyi 1 Şubat’a ertelemesi de Trump’ın Çin’le pazarlığı içindir.

Trump’ın Fauci-Milley sendromu

Trump ilk uygulama olarak hem Paris İklim Anlaşması’ndan hem de Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) çekildi. Çin, Trump’ın bu iki kararına da tepki gösterdi. 

Trump, “Covid-19 virüsü Çin imalatıdır” suçlamasını kabul etmeyen DSÖ’yü zaten hedef alıyordu. Ayrıca Trump, Çin’i bu konuda suçlamayan ABD Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Dr. Fuaci’yi de suçluyordu. Çünkü Dr. Fauci virüsün laboratuvardan çıkmadığını ortaya koymuştu. Trump’ın şimdi Dr. Fauci’yi hedef alabileceği olasılığıyla Biden, başkanlığı bırakmasına saatler kala “soruşturma olmayan kişiler hakkında önleyici af yetkisini” kullandı. 

Biden’ın bu yetkisini kullandığı bir diğer isim de eski ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley’di. Trump, Çin Genelkurmay Başkanı’yla görüştüğü için Milley’i “arkasından iş çevirmekle” ve “Çin’i ABD başkanı’nın düşünceleri hakkında bilgilendirmekle” suçlamış ve “eskiden bunun cezasının ölüm olduğunu” söylemişti.

Hedef küresel liderliği sürdürebilmek

Görüldüğü gibi Trump’ın ilk uygulamaları da açıkladığı politik amaçlar da öncelikle Çin’i hedef alıyor; küresel efendileri değil… 

Özetle Trump’ın “önce Amerika” stratejisini küreselleşme karşıtı ve içe kapanmacı diye değerlendirmek hatadır. Çünkü Trump küreselleşme karşıtı değildir, bu zaten sınıfsal olarak da mümkün değildir. Trump, ABD’nin ağırlıkla mali sermaye sınıfının çıkarları gereği küresel hegemonya mücadelesi veren bir kapitalisttir ve emperyalist ABD’nin küresel liderliğini sürdürebilmek için Çin’le mücadele etmeye çalışmaktadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Ocak 2025

, , ,

2 Yorum

Yeni Anayasa saflaşması

CHP’li Esenyurt ve Beşiktaş belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın da gözaltına alındı, yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol koşuluyla bırakıldı. Bu operasyonu eleştiren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında bir saatte soruşturma açıldı. Sonra Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’a “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten soruşturma açıldı, yemek yediği lokantadan gözaltına alındı. Özdağ yolda soruşturmaya eklenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten tutuklandı.

Bunlar iktidarın “silkeleme” kodlu operasyonlarıdır. Amaç “Açılım zeminli yeni anayasa” süreci için muhalefeti etkisizleştirmek.

Rejimin karakteri

Öncelikle tek adam rejimi de denilen bu rejimin bazı karakteristik özelliklerini netleştirelim:

1) AKP Genel Başkanı, muhalif partilerin genel başkanlarını en ağır şekilde eleştirebilir, hatta eleştirinin dışına çıkan kavramları da kullanabilir ama o genel başkanlar AKP Genel Başkanını daha hafif sözlerle bile eleştiremez. Çünkü AKP Genel Başkanı aynı zamanda Cumhurbaşkanı’dır ve Cumhurbaşkanı özel yasalarla ve “yeni yargı” sistemiyle korunmaktadır. Eleştiren, soruşturmaya ve kovuşturmaya uğrar.

2) AKP Genel Başkanının müttefiki durumundaki partilerin genel başkanları, muhalif partilerin genel başkanlarını en ağır şekilde eleştirebilir, hatta eleştirinin dışına çıkan kavramları da kullanabilir ama Cumhurbaşkanının müttefikleri olmaktan kaynaklanan koruma kalkanları sayesinde hiçbir soruşturmaya uğramazlar.

3) İktidarın diğer temsilcileri, muhaliflere istediklerini söyleyebilirler, örneğin “X” diyebilirler ama muhalifler o temsilcilere “sensin X” deyince soruşturmaya uğrarlar.

Yeni açılım için yeni Ergenekon kumpası

Rejimin bu karakter özelliklerini yansıtan hukuk dışı uygulamaları, elbette ilk değil. Benzerlerini FETÖ’yle işbirliği yaptığı dönemde de uyguladı. 

İşte meselenin esasını da bu benzerlik oluşturuyor. Açılım ile kumpas paraleldir. İktidar o gün açılımı yürütebilmek için Ergenekon kumpaslarını devreye sokmuştu. Dikkat ediniz; bugün yeni açılım başladı ve ona paralel yürüyen Ergenekon kumpaslarını andıran operasyonları izliyoruz. 

Daha önceki yazılarımda ayrıntılı işledim, bu yeni açılımın iç ve dış boyutu var: Dış boyutu “Türkiye’yi Irak ve Suriye Kürtleriyle genişletmeyi”, iç boyutu “Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak yeni anayasa yapmayı” içeriyor. 

Operasyonların üç hedefi

Dolayısıyla muhalefeti hedef alan bu operasyonları “yeni anayasa operasyonları”, hedef alan ve hedef alınan kesimler bakımından da siyasi saflaşmayı, “yeni anayasa saflaşması”  olarak niteleyebiliriz. İktidar bu operasyonlar üzerinden üç amacı gerçekleştirmeye çalışıyor:

1) “Öcalan umut hakkından yararlansın, gelsin TBMM’de konuşsun” denilerek başlatılan yeni açılım sürecini yürütebilmek.

2) Yeni açılım sürecini engelleyebilecek kuvvetleri “yeni Ergenekon kumpasları” ile sindirmek.

3) Yeni anayasa için gerekli sandalye sayısına; a) yeni açılım üzerinden DEM Partisi milletvekillerini, b) iç operasyonlar ile İYİ Parti başta Gelecek ve DEVA Partisi milletvekillerini ekleyerek, ulaşmak.

Yeni-Sultanlık rejimiyle mücadele

Yukarıda karakteristik özelliklerine dikkat çektiğimiz bu rejim, siyaset bilimcilerin ifadesiyle “neo-patrimonyal sultanizm”dir; modernite dönemi sultanlığıdır, tek adam saltanatıdır, yeni-sultanlıktır.

Yeni-sultanlıkla mücadele, normal zeminde yürütülebilecek bir mücadele değildir. Muhalefet rejimin yeni-sultanlık rejimi olduğu gerçeğine göre bir “topyekun savunma stratejisi” belirlemelidir. Bu strateji, dış halkalardan merkeze doğru ilerleyen “silkeleme” operasyonlarına karşı, öncelikle “alan hakimiyetini” esas alan bir cephe inşasına dayanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Ocak 2025

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Tanrının seçtiği Trump!

Kongre’deki törende yemin ederek resmen ABD Başkanı olan Donald Trump, ilk konuşmasında “Amerika’yı yeniden büyük yapmam için Tanrı hayatımı kurtardı” dedi. 

Böylece ABD’nin daha önceki başkanlar döneminde küresel saldırganlığa grekçe yaptığı “Tanrı tarafından seçilmiş halk” söylemi, Trump tarafından doğrudan “Tanrı tarafından seçilen başkan” olarak güncellendi!

Trump, Tanrı tarafından seçildiğini ilan etti ama yemin ederken İncil’e el basmadı!

Trump önce “güney sınırı”na odaklanacak

Ve “Tanrının seçtiği ABD Başkanı Trump”, törendeki ilk konuşmasında ilk odaklanacağı coğrafyanın, ABD’nin güneyindeki Orta Amerika bölgesi olduğuna işaret etti. Trump bu amaçla;

1) Göçmenlere karşı ABD’nin güney sınırına asker göndereceğini,

2) Meksika Körfezi’nin adını Amerika Körfezi olarak değiştireceğini,

3) Panama Kanalı’nı geri alacağını, açıkladı.

Trump’ın ajandasında her konu Çin’e bağlanıyor

Trump Panama Kanalı da dahil, konuşmasının sonraki bölümünde değindiği ekonomi alanındaki icraatları konusunda da hedefe Çin’i oturttu.

Trump’a göre Panama Kanalı’nı Çin işletiyor ve ABD, kanalı Çin’e vermemişti.

Trump Amerikan halkını zenginleştirmek için Çin başta yabancı ülkelere tarife uygulayacağını açıkladı.

Trump, Çin’in ağırlık kazandığı otomotiv endüstrisini kurtaracak önlemler alacağını belirtti. 

Washington’un önündeki ikilem

Trump başkanlığının ilk döneminde de Çin’i hedef almış ve ticaret savaşı başlatmıştı. Ancak o savaş her iki ekonomiye de olumsuz yansımıştı. 

Trump’ın şimdi de “Çin’e zarar veren ama ABD’nin etkilenmediği bir ticaret savaşı” formülü yok. 

Emperyalist ABD’nin önündeki bu gerçek, geniş planda Washington’u şu ikileme sokuyor: Çin’le kazanamayacağı savaşa girmek mi, ABD’nin kendi bölgesinde hegemonyasını sürdürmesi mi?

Önümüzdeki süreçte daha da belirginleşecek olan bu ikilem ABD’nin Ortadoğu ve Doğu Avrupa siyasetlerine de yansıyacak. Dolayısıyla Trump’ın seçim öncesinde vaat ettiği Ukrayna savaşını bitirme adımı atıp atmayacağı da, Suriye’nin kuzeyindeki ABD askerlerini çekip çekmeyeceği de, bu ikilemden hangisinin ağırlık kazanacağına bağlı.

Zira ABD’nin hem Pasifik’te Çin’le daha sert mücadele edip, hem Ortadoğu’da sınır ve rejim değiştirme operasyonlarını sürdürmeye ve Rusya’ya karşı Avrupa’da “uzun savaş” stratejisini uygulmaya gücü yok.

Biden’dan Trump’ın hedef alacağı isimlere koruma

Trump’ın yemin töreninden daha ilginci Joe Biden’ın ABD başkanlığını bırakmadan önceki son icraatıydı. 

Biden Trump’ın görevi almasına saatler kala Trump’ın hedef alabileceği bazı isimler için af çıkardı. Böylece Biden ilk kez, haklarında bir soruşturma olmayan kişileri affederek af yetkisini kullanmış oldu. 

Eski Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Biden’ın korumaya aldığı isimler arasında en dikkat çekeni. Trump, Milley’in Çinli mevkidaşıyla görüşmesini “arkasından iş çevrilmesi” olarak yorumlamış, Milley’i “Çin’i ABD Başkanı’nın düşünceleri hakkında bilgilendirmekle” suçlamış ve “bu o kadar korkunç bir eylem ki geçmişte cezası ölüm olurdu” demişti. 

Biden’in Trump’a karşı korumaya aldığı bir diğer isim ise ABD Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsünü yöneten Dr. Anthony Fauci’ydi. Trump yönetimi ve Cumhuriyetçi Parti, Dr. Fauci’yi “Covid virüsünün kökenlerinin örtbas edilmesini organize etmekle” suçluyor. Zira Dr. Fauci, Beyaz Saray’ın tüm baskısına rağmen Çin’i sorumlu tutan bir açıklama yapmamıştı. Dr. Fauci, “virüsün laboratuvarda üretildiğine dair bir kanıt olmadığını, doğada evrimleşerek canlılara bulaştığını“ açıklamıştı. 

Trump’ın ana gündemi Çin

Özetle Panama Kanalı’ndan Genelkurmay Başkanı Milley’e, otomotiv endüstrisinden Dr. Fauci’ye hemen her konu doğrudan Çin’le ilgili… 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin gündemi, önündeki dört yılın en önemli ana başlığı olacak. Mesele bu başlıktaki konuları rekabet sınırları içerisinde ele almayı tercih edip etmeyeceği… 

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
21.1.2025

, , , , , ,

2 Yorum

Davutoğlu’nun Kürt jeopolitiği

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Esad yönetiminin yıkılmasını ve terör örgütü HTŞ’nin Şam’da iktidar olmasını, “Stratejik Derinlik” tezine 13 yıl sonra itibar kazandırma fırsatı olarak görüyor.

Davutoğlu bu amaçla Serbestiyet’e uzun bir yazı yazdı ve özetle haklı çıktığını, kendisini suçlayanların yanıldığını iddia etti ve hatta yüzleşme çağrısı yaptı (Serbestiyet, 19.1.2025).  

Türkiye’ye taşeronluk rolü biçti

Davutoğlu bu uzun yazısıyla “Stratejik Derinlik tezini yeniden yorumlama”ya soyunduğunu belirterek şu girişi yapıyor: “Stratejik Derinlik tezinin öngördüğü en önemli varsayım değişikliği, Türkiye’nin artık Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi bir kutbun ‘kanat ülkesi’ olarak değil, tarihin büyük bir ivmeyle aktığı bir stratejik ve jeopolitik ortamın ‘merkez ülkesi’ olarak görülmesi ve politikalarının buna göre şekillenmesi gerektiğiydi.”

Peki Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik tezi ve aynı adlı kitabı, dahası danışmanlığı, dışişleri bakanlığı ve başbakanlığı, bugün iddia ettiği gibi Türkiye’nin “ABD’nin kanat ülkesi olmaktan çıkıp merkez ülke olmasını” mı hedefliyordu? Elbette değil.

Davutoğlu’nu kendi sözleriyle yalanlayalım: “ABD ile Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da Soğuk Savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır” (AA, 21.3.2009)

Yani Davutoğlu bugün iddia ettiği gibi Türkiye’yi ABD’nin kanat ülkesi olmaktan çıkarıp merkez ülke yapmaya soyunmuş değil; tersine Türkiye’yi, ABD’nin küresel düzeninin altında alt bölgesel düzen kuran bir taşeron olarak konumlandırmıştı. Anımsayın, bu görevi de “model ortak” diye nitelediler.

Bütünleşme ve genişleme

ABD’nin küresel düzenin altında bir alt düzen kurabilmeleri, Türkiye’nin Irak ve Suriye Kürtleri ile genişlemesi üzerinden olacaktı. Bunun için Bağdat’ı dışlayarak Erbil’le işbirliğine yöneldiler ve Şam yönetimini devirmeye soyundular.

İşte Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik tezi esas olarak bu hedefin gereği yazılmış ve ileri sürülmüştü. Bakınız kitapta bunlar nasıl yer alıyor:

“Bu coğrafyanın bir iç jeopolitik bütünlük oluşturamamasının en önemli sebebi doğrudan bir deniz bağlantısının olmayışıdır. Bu da bu coğrafyanın deniz bağlantısı olan bir bölge ülkesi ile bütünleşmesini kaçınılmaz kılmaktadır.” (Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik, Küre Yayınları, 2001, S. 438)

“Kürt jeopolitiği uzun dönemde aidiyet hissini en yoğun bir şekilde yaşadığı bölgesel bir güç ile bütünleşme süreci içine girecektir. Uzun dönemde meselenin odak noktası bölge halkının aidiyet hissini pekiştiren bir kader birliği meşruiyeti ile çözümlenecektir” (s. 448-449)

ABD stratejisinde derinlik

Aslında ortada Davutoğlu’na “ait” bir tez yok. Çünkü “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” politikası, gerçekte Washington’ın “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıdır. 

Anımsayın, Irak’a kuzey cephesi açmayacağını ilan eden Ecevit hükümeti Bahçeli eliyle yıkılmış ve bu misyona AKP talip olmuştu. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson görevi net tarif etmişti: “Türkiye’nin güneydoğu ve doğusuyla, Irak’ın kuzeyi tek bir ekonomik bölge olmalı.”

İşte AKP’nin “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” politikası budur, işte DEM’in İmralı heyetindeki Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtleri, tıpkı Osmanlı’daki gibi Türklerle beraber yaşamak istiyor” sözleri budur… 

Yani, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından, Stratejik Derinlik tezine iade edilebilecek bir itibar yoktur!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Ocak 2025

, , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın