AKP’NİN GEZİ’YE ‘HDP’ TUZAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/08/2013
Dün Eyüp Can yazdı, BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da doğruladı: BDP, Öcalan’ın HDP projesini tartışıyor.
Dört gün önce BDP Genel Merkezi’nde olağanüstü bir toplantı yapılır. Gündem, Öcalan’ın kendisini 21 Temmuz’da ziyaret eden Selahattin Demirtaş ve Pervin Buldan’la gönderdiği mesajdır: “Gidin tartışın benim önerimi; bir kısmınız orada, bir kısmınız burada olmasın, yerel seçimde BDP’li milletvekilleri HDP’ye geçsin.” (Radikal, 1 Ağustos 2013)
Eyüp Can’ın yazdığına göre Öcalan, HDP’nin başında bir Türk, bir de Kürt Eş Başkan bulunmasını şart koşmuş. Öcalan’a göre Kürt siyasi hareketi bu sayede sadece etnik temelli değil tüm Türkiye’yi kapsayan, Türkiye siyaseti yapan bir partiye dönüşecekmiş.
DOĞUDA BDP, BATIDA HDP
Eyüp Can bu gelişmeyi BDP’nin aleyhine yorumlamış. Zaten makalesinin başlığı da şöyle: “Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor.”
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Öcalan’ın önerisinin tartışıldığı bilgisini doğruluyor ama bazı nüanslarla: “Bizim Kürdistan’da BDP ile girme şeklinde bir kararımız var. Ama batı metropollerinde HDP ile mi yoksa BDP ile mi girelim tartışması henüz netleşmiş değil. Orada da değişik fikir ve öneriler var. Bütün bu önerileri biz ilgili bileşenlerle HDP, BDP yönetimi ve DTK ile tartışıyoruz. Bunlar da önümüzdeki günlerde bir hafta 10 gün içerisinde netliğe kavuşur.” (ANF, 1 Ağustos 2013)
Can’ın bilgi ve yorumları ile Demirtaş’ın açıklamasını birleştirdiğimizde ortaya şu ilginç sonuç çıkıyor: Öcalan’ın talimatı BDP’nin komple HDP’ye geçmesi şeklinde. Ancak Demirtaş, Türkiye’nin doğusunda seçimlere BDP ile girme kararı aldıklarını söylüyor. Batıda ise BDP’yle mi, yoksa HPD’yle mi seçime gireceklerini henüz tartışıyorlar!
Peki, Eyüp Can’ın yorumu doğru mu? Yani Öcalan seçim öncesi BDP’yi bitiriyor mu?
Gelin bu sorulara kimi PKK yöneticilerinin şu “açılım” kaygılarını da ekleyelim: AKP aslında PKK’yi tasfiye mi ediyor? Açılım bu tasfiyenin kılıfı mı?
AKP SONBAHAR KORKUSUYLA ÖCALAN’A SARILDI
Bu sorulara yanıt için önce HDP’nin ne olduğunu açıklamalıyız. Öcalan’ın “yeni siyasi araç” olarak işaret ettiği HDP, Halkların Demokratik Kongresi HDK’nin partiye dönüştürülmesidir.
HDK daha önce Türk Solu’nu yutmak üzere kurulmuş, ancak hedefine ulaşamamış bir çatı örgütüydü. Öcalan şimdi HDK’yi HDP yaparak sadece Türk solunu değil, “yeni muhalefeti” de yutmak istiyor!
Kimdir o yeni muhalefet? Gezi eylemlerine ve Haziran ayaklanmasına katılan halk!
İşte meselenin esası buradadır ve birkaç gündür işlediğimiz “PKK’nin Gezi’ye göz kırpma” hamlesi de iyice berraklaşmıştır. Şöyle ki:
Haziran ayaklanmasıyla sarsılan AKP’yi sonbahar korkusu ve telaşı sarmış durumda. AKP’nin telaşı haliyle PKK’yi de sarıyor. Zira bir tek AKP, PKK ile masaya oturuyor! AKP, bu korku ve telaş nedeniyle topluma korku salmaya çalışıyor. Gençlere ve spor seyircilerine yönelik aldıkları yeni faşizan kararları gazetelerde okuyorsunuz…
İşte AKP, bu korku sonbaharını atlatmak için bir de Öcalan’a sarıldı. Haziran’da Öcalan üzerinden alanları boşaltmaya çalışan hükümet, şimdi de onun Gezi’nin bir bölümünü yutmasından medet umuyor.
Özetle Öcalan’ın BDP’yi Türkiyelileştirerek HDP’ye aktarma projesi, aslında Erdoğan’ın Gezi’yi bölme ve etkisizleştirme projesidir!
Ancak Haziran’da ayağa kalkan ve sonbahara hazırlanan halk, Gezi karşıtı AKP-PKK ortaklığına geçit vermeyecektir. Göreceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Ağustos 2013
PKK GEZİ’YE NEDEN GÖZ KIRPTI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/07/2013
DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, “Gezi’yi iyi okumak gerekir. Hatta Öcalan bu konuda bizi eleştirdi” diyor. (Ezgi Başaran, Radikal, 29 Temmuz 2013)
Peki, ne demiş Öcalan? Şu sözlerle anlatıyor Ahmet Türk: “Gezi’yi iyi takip edemediniz dedi. Elbette o da bazı siyasi partilerin, Ergenekon türünden güçlerin oraya konmak istediğini gördü fakat sonuç itibariyle Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı, önemli olan da budur. Öcalan bu süreci çok yakından izledi ve bizi o manada eleştirdi.”
Ahmet Türk’ün “bazı siyasi partiler, Ergenekon türünden güçler” dedikleri başta İşçi Partisi olmak üzere tüm sol, sosyalist, Kemalist, ulusalcı yapılardır. Ve Türk’ün “Gezi’deki halk bunlara pabuç bırakmadı” demesi ise çapsız bir siyasi yalandır! Zira Haziran direnişine katılan kitlenin çok büyük bölümü Atatürk ve Türk Bayrağı’nda birleşen kitleydi!
AKP’DE ‘PROTESTOLAR BAŞLAYACAK’ TELAŞI
Ahmet Türk’ün bu lafları ettiği aynı gün, PKK’nin Avrupa’daki en üst düzey sorumlusu Zübeyir Aydar da, Gezi eylemlerini “demokratik bir halk hareketi” olarak gördüklerini açıklıyordu. (Aslı Aydıntaşbaş, Milliyet, 29 Temmuz 2013)
Diyarbakır’daki Gezi eylemine katılmayan ama Öcalan’ın talimatıyla gidip Taksim’de “Apo posteri” açarak Erdoğan’a can simidi atan PKK, ne oldu da birden bire yine Gezi’ye göz kırpmaya başladı?
Yanıtı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şu sözlerinde: “Farklı amaç ve şekillerde yeni protestolar olacağı yönünde istihbarat aldık.” (TRT Haber, 30 Temmuz 2013)
Aslında istihbarat aldıkları yok. Haziran Halk Ayaklanmasının mimarları zaten açık açık sonbahara girerken yeniden anayasal direnme haklarını kullanarak alanlara çıkacaklarını ilan ediyorlar!
AKP, bu kez erken önlem alabilmek için şu beş adımı atıyor:
1. PKK’yi harekete geçiriyor.
2. Gözaltı operasyonlarını sürdürerek gençlere gözdağı vermeye çalışıyor, burs ve kredilerini kesme şantajı yapıyor. “Komşularınızı ihbar edin” diyerek, mahallelere ihbar kutuları koyarak halkı korkutmaya çalışıyor.
3. Koç’a, Boyner’e baskınlar düzenleyerek “sen sakın karışma” mesajı veriyor.
4. Gezi’ye destek veren gazetecileri tasfiye ediyor, sanatçılara baskı uyguluyor, kulüpleri ve taraftar gruplarını sıkıştırıyor.
5. Prim, ek maaş, ikramiye vererek ve iftarlarda sırtını sıvazlayarak polisi sonbahara hazırlıyor.
AKP’NİN ORTAĞI PKK SAHNEDE
Biz bugün birinci maddeyi, yani PKK’nin harekete geçirilmesini inceleyeceğiz. Bunun yolu da Haziran Direnişi’ndeki rollerini anımsamaktan geçiyor öncelikle:
1. BDP’li milletvekili Sırrı Süreyya Önder, henüz Gezi salt bir çevre eylemiyken dozerin önüne yatarak gündeme geldi. Gezi’ye yüz vermeyen BDP’liler, olanı “Sırrı’nın kendi eylemi” diye niteliyordu.
Gezi Halk Hareketine dönüşünce ve alanlar Türk Bayraklarıyla dolunca Sırrı Süreyya mecburen görünmez oldu. Dozer operatörünün sağduyusuna güvenerek önüne yatan Sırrı Süreyya, TOMA’ların değil önünde yatmak, karşısına bile çıkamadı!
2. BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, polisin Taksim’den çekilmek zorunda kaldığı 1 Haziran’da resmi bir açıklama yaparak Gezi eylemlerinde yer almayacaklarını ilan etti. Nitekim birkaç gün sonra da Bülent Arınç, Başbakan Vekili sıfatıyla BDP’ye teşekkür etti.
3. Erdoğan Kuzey Afrika’dan dönerken ve kurmaylarıyla Gezi’yi ezme kararı alırken, Öcalan da göreve çağrıldı! Ve birkaç gün içinde Öcalan’ın şu mesajı kamuoyuna duyuruldu: “Taksim’i Ergenekonculara, ulusalcılara bırakmayın.”
Ve bu mesajın ardından 300 kişilik PKK-BDP’li grup Taksim’e çıkarak Apo posterleri açtı! Amaç, Türk Bayraklı halkı alandan soğutmak ve Erdoğan’a “Ey Gezi eylemcileri! Apo posteriyle Türk Bayrağı’nı nasıl yan yana hazmediyorsunuz?” propagandası yaptırtmak!
Diyarbakır’daki Gezi’ye destek eylemine katılmayan fakat Taksim’e çıkan PKK, böylece Suriye’den sonra Taksim’de de AKP’ye destek veriyordu.
4. Sonrasında kendi aralarında tartışmalar oldu. Zira BDP içinde bu duruma tepki gösteren ve Taksim’i bölmek için değil, Taksim’le birleşmek için alanlara çıkanlar da vardı. Bu tartışmalar sırasında Ahmet Türk’ün “hükümeti yıpratamayacaklarını açıklaması” ibretliktir ve işbirliğinin boyutunu sergilemektedir.
Ve şimdi PKK yeniden AKP’nin birinci önlemi olarak sahnededir; Gezi’ye göz kırpmakta ve en üst düzey isimlerinin ağzından Gezi’ye güzelleme yapmaktadır.
Dün Gezi’nin yarattığı güçlü dinamiğe barikat kurmakta rol alan Sırrı Süreyya, bugün de AKP-PKK ortaklığının belediye başkan adayı olarak sahaya sürülmüştür! Ama kazanmak için değil, kazandırmamak için!
Ancak dün olduğu gibi yarın da başaramayacaklar; AKP ile koalisyon ortağı PKK birlikte kaybedecek!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Temmuz 2013
KÜRT SORUNUNDA PSİKOLOJİK SAVAŞ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/07/2013
Birinci sınıfı bitiren yeğenim Ege’nin okuması pekişsin diye ona tatile geldiği İstanbul’da her gün gazete okutuyorum. O da gazeteye, anneannesine bu köşeyi okuyarak başlıyor.
Geçenlerde annem Ege’yi durdurdu ve “PeKeKe değil, PeKaKa diye oku” şeklinde uyardı. Ege’nin doğrusunu okuduğunu belirttim, zira o da Atatürk’ün Harf Kanunu’na uygun olarak K harfini Ke sesiyle okumayı öğrenmişti.
Ancak 80’lerden kalma psikolojik savaş hâlâ yürürlükte ve PeKeKe diyenler PKK’li, PeKaKa diyenler PKK karşıtı diye algılanıyor!
Üstelik gelen eleştirilerden de biliyorum ki, Aydınlık okurları arasında da böyle düşünen hayli kişi var. O nedenle bir kez daha özetleyelim:
Türkçede Ka sesi yoktur, Ke sesi vardır. 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun”dan başlayarak, “8 Ocak 2004 günü TDK İmla Kılavuzu Çalışma Grubu tarafından belirlenen ve TSE tarafından Nisan 2005/TS 13148 numaralı belge ile standart hale getirilen Türk Kodlama Sistemi’ne kadar tüm resmi belgeler, Türkçede Ka sesinin olmadığını, Ke sesinin olduğunu belirtir!
ULUSALCILIK TÜRKLERE YASAK, KÜRTLERE SERBEST
Sadece PKK’nin nasıl telaffuz edildiği değil, başka konular ve kavramlar da Kürt sorununun içerisinde psikolojik savaş malzemesi olarak kullanılmaktadır.
Örneğin ulusalcılık. Öyle ki Türkiye’de artık Başbakan “ayaklarının altına aldığını” söyler, Emniyet Müdürlüğü “iç tehdit” sayar, liberallere göre gericiliktir, medya darbecilik diye yaftalar vs.
En ilginci ise ulusalcılığın Kürt sorununun kaynağı sayılmasıdır. Bu akla göre Türk ulusalcılığı ya da Türk milliyetçiliği var olduğu için Kürt sorunu doğmuştur. Haliyle PKK yandaşı Kürtler de ulusalcılığa düşmandır. Yayın organlarında ulusalcılığın toplumsal bir hastalık olduğunu bile yazarlar.
Ama Kürlerin Birliği için yapacakları kongrenin ismine, resmi olarak “Kürt Ulusal Kongresi” derler!! Yani ulusalcılık Türklere yasak ama Kürtlere serbest!
Devlet kavramı da öyle değil mi?
Öcalan başta olmak üzere hep yazıp çizerler, devletin nasıl sorunlu bir yapı olduğunu anlatırlar. Peki devlete karşı mıdırlar?
Hayır, ulusal devlete, Türk devletine karşıdırlar fakat bir çeşit federasyon saydıkları için Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı değildirler! Hatta devletin başına “demokratik” sıfatını koyunca, o karşı oldukları devlet kavramı da güzelleşir!
AKP-PKK İŞBİRLİĞİ, ABD’NİN PLANIDIR
Bir de PKK’nin devletçe nasıl görülmesi gerektiğine dair psikolojik savaş tezleri vardır. O tezlerde çeşit çeşit PKK vardır:
Örneğin AKP ile müzakere ediyorsa barışçıdır PKK, ama karakol basmışsa Ergenekoncudur!
Örneğin PKK ile anlaşma masada olduğu halde terör sürmekte midir? İşte o terörün sahibi PKK değildir. Nedir? Derin PKK!
Örneğin ÖSO ile işbirliği yapan PYD’nin PKK ile organik bir bağı yoktur ama ÖSO ile çatışan PYD, PKK’nin Suriye koludur.
Yeri gelince de şöyle yazarlar: “Türkiye pekâlâ bu yapıyla (PYD) iyi ilişkiler kurabilir ve bölgede eskiye oranla daha çok güç sahibi olabilir. ‘Win win’ stratejisi en iyi böyle işe yarar. Kürtleri yanına almış bir Türkiye ABD ve Almanya’nın planlarını zora sokabilir ve o zaman gerçekten bölgenin en büyük aktörü olur.” (Cem Küçük, Yeni Şafak, 25 Temmuz 2013)
Barzani ile Irak’ı, PKK ile Türkiye’yi, PYD ile Suriye’yi adım adım bölen ve Öcalan ile Erdoğan’ı masaya oturtan sanki ABD değilmiş gibi PKK ile işbirliği yapmayı ABD planlarını bozacak hamle diye yutturmaya kalkmak, şüphesiz Kürt meselesinin en önemli psikolojik savaş argümanlarındandır!
Öcalan’ın Erdoğan’a Eylül 2012’de yazdığı mektupta dile getirdiği “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” tezinin sahibi ABD’dir! Ve ABD bu tezle Türkiye’yi değil büyütmek, küçültüp daha kullanışlı hale getirmek istemektedir.
Çünkü bu haliyle Türkiye hizadan çıkabilmekte, itiraz edebilmektedir. Fakat küçültülmüş bir Türkiye, ABD’ye tamamen mecbur olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Temmuz 2013
AKP’NİN ‘SURİYE KÜRDİSTANI’ PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/07/2013
PKK’ye bağlı PYD ile El Kaide’ye bağlı Nusra’nın Suriye’nin kuzeyinde ve AKP’nin yarattığı zeminde egemenlik mücadelesi vermesi, Erdoğan hükümetinin Kürt politikasını sonuçları ile birlikte toplu değerlendirmemizi gerektirir. İşte o sonuçlar:
1. Türkiye: Masaya oturarak PKK’yi meşrulaştırdı, siyasallaştırdı, büyümesini sağladı ve ülkenin doğusunda kısmen otorite yaptı.
2. Irak: Barzanistan’ı “Irak Kürdistanı” olarak tanıdı, yarı-resmi hale getirdi ve Bağdat’a karşı himaye etti.
3. Suriye: Esad’ı yıkmak üzere Suriye’ye terör ihraç ederek, PKK’ye “özerklik” kurabilmesi için otorite boşluğu yarattı!
Böylece Erdoğan toplamda Kürt meselesini “bölgeselleştirmiş” oldu!
Erdoğan’ın BOP Eş Başkanı olduktan sonra, “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde bir merkez yapacağım” demesi, umarız artık daha net anlaşılacaktır!
SURİYE’DE AKP-PKK İŞBİRLİĞİ
Bu saptamaları kuşkusuz olgulara dayandırıyoruz. İşte Suriye’deki gelişmelerle ilgili olan o olgular:
1. PYD Eş Başkanı Salih Müslim, Mayıs ayında Mısır’ın başkenti Kahire’de bir Türk heyetiyle görüştüğünü söyledi. Masadaki en önemli konu sınır güvenliğiydi. (Aydınlık, 21 Temmuz 2013)
2. Irak’ın Selahattin kentinde yapılan “Kürt Ulusal Kongresi hazırlık toplantısı” sırasında MİT, PKK’nin Avrupa sorumlularından Sabri Ok’la görüştü. Ok, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Oslo’daki muhataplarındandı. (Ulusal Kanal, 25 Temmuz 2013)
3. Sabri Ok, MİT’le görüşmesinden sonra Öcalan’ın mesajını açıkladı: “Liderimiz Ankara 15 Ekim’e kadar adım atmazsa ateşkesin bozulacağını söyledi.” (Milliyet, 26 Temmuz 2013)
4. PYD Eş Başkanı Salih Müslim önceki gün 16:30’da Erbil’den uçakla İstanbul’a geldi! MİT’in karşıladığı Müslim’in Türkiye’de iki gün kalacağı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşeceği basına yansıdı.
Ancak bir başka iddia daha vardı. O iddiaya göre Salih Müslim, bir BDP milletvekili ve PKK’nin Avrupa liderlerinden biri iftarı Bursa’da yaptıktan sonra İmralı’ya, Öcalan’la görüştürülmeye götürülmüştü!
Acaba o üçüncü isim Sabri Ok muydu? Ya da Mustafa Karasu mu? Zira MİT isterse her ikisini de İmralı’ya götürebileceğini Oslo’da özellikle belirtmişti! (İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Düzman’ın kaza yapmasını, içinde Öcalan’ın ses kaydının olduğu çantasını yaralı olduğu halde elinden bırakmamasını ve ancak MİT’e teslim etmesini de buraya not ediyoruz.)
5. PYD Eş Başkanı Salih Müslim İstanbul’a hareketinden önce Erbil’de yaptığı basın toplantısında “federal Suriye” mesajı verdi: “Suriye’deki bütün Kürt partileri ile birlikte geçici bir hükümet kurmak için anlaşmaya vardık. Esad rejimi sonrası federal yapıya gideceğiz.” (Taraf, 26 Temmuz 2013)
Müslim’in yaptığı anlaşmadan hemen sonra da Resulayn’daki PYD bayrağı indirildi, yerine Ulusal Kürt Konseyi bayrağı asıldı! (Vatan, 26 Temmuz 2013)
Böylece AKP ile PKK, hem Esad’ın yıkılmasında hem de Federal Suriye hedefinde buluşmuş oldu.
ÖCALAN İSTEDİ, ERDOĞAN SAĞLADI
Tüm bu olguları Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun radikal grupları Suriye devrimine ihanet etmekle suçladığı açıklamasıyla birlikte okumak lazım. Zira bu açıklamayla Nusra’nın bir “pazarlık kartı” olarak kullanıldığı belirginleşmiş oldu.
El Kaide’nin kolu olan Nusra’nın tasfiyesi şartıyla ABD’nin ÖSO’ya silah verebileceği gündeme gelmiş ve Nusra’nın tasfiyesi işi de PYD’ye kalmıştı! (Fehim Taştekin, Radikal, 22 Temmuz 2013) Böylece PYD Nusra’yı temizlediği yerlerde otorite olmuş ve özerklik için zemin yaratmıştı.
Peki, PYD’den özerklik isteyen kim? Öcalan! AKP’nin bilgisi dâhilinde PYD’ye iletilen Öcalan’ın mesajı şuydu: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)
Tamam, PYD’ye özerklik zeminini Esad’ı düşmanlık yaparak AKP yaratacaktı ama somut kuvvet nereden sağlanacaktı? Yanıt Öcalan’la “PKK’nin çekilmesi(!) anlaşması” yapan Erdoğan’ın şu sözlerinde: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler artıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)
Kaldı ki daha sonra hem Öcalan hem de Aysel Tuğluk, PKK’nin Suriye’de “görevi” olduğunu söyleyeceklerdi!
Daha vahimi, bizzat Öcalan’ın talimatıyla yapılan, yöneticilerini Öcalan’ın atadığı ve kararları Öcalan’ın aldığı 9. Genel Kongre’de “Suriye’de Kürt mahalli idare teşkilatının inşa edileceği” ilan ediliyordu üç hafta önce!
Peki, Öcalan’ın kararları nasıl ulaştı Kandil’e? Yanıtı tarih önünde önce Erdoğan, sonra da Hakan Fidan verecek!
KÜRT KORİDORU İÇİN ÖCALAN AÇILIMI
Tüm bu olgular gösteriyor ki, AKP Irak Kürdistanı’ndan sonra Suriye Kürdistanı kurulmasına soyunmuştur! Zira ABD, BOP Eş Başkanlığı’na Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açarak bir Kürt Koridoru kurma görevi vermiştir.
Erdoğan’ın 2013’te başlattığı “Öcalan Açılımı” işte bu koridorun Suriye ayağı içindir!
Ancak ısrarla vurguluyoruz; “Büyük Kürdistan” dün büyük olsa da artık küçük bir hayaldir! Zira hayalin arkasındaki ABD artık “büyük” değildir!
ABD’nin Fars ve Arap’a karşı Türk-Kürt ittifakı kurma planı bu nedenle kâğıtta kalacaktır ve bölgede ABD’ye karşı Fars-Arap-Türk-Kürt cephesi kurulacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2013
AKP’NİN KÜRDİSTAN ÇARESİZLİĞİ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/07/2013
Yanıtlanması gereken üç soru var:
1. Türkiye’yi yönetenler neden PKK karşısında çaresiz?
2. Beş yıldır bir türlü yapılamayan Kürt Ulusal Kongresi neden bu sefer toplanabiliyor?
3. Kürt sorununun bölgeselleşmesi nasıl sağlandı?
Bize bu soruları sordurtan, AKP’nin üç liderinden biri olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tır. Arınç, gazetelerin Ankara temsilcilerine verdiği iftarda önemli açıklamalar yapmış ve “çözüm” sürecine dair görüşlerini aktarırken aynen şöyle söylemiş: “Çok zor ve neticesinden yüzde yüz emin olmadığımız bu işe başka bir çaremiz kalmadığı için girdik.” (25 Temmuz gazeteleri)
AKP PKK’YE DEĞİL, ABD’YE ÇARESİZ
AKP hükümetinin “başka çaresi kalmadığı için PKK ile açılım” yaptığını itiraf etmesi çok önemlidir ve şu soru yerindedir:
AKP, PKK ile mücadele edecek kuvveti olmadığı için mi çaresiz kalmıştır ve masaya oturmuştur? Kuşkusuz yanıt hayırdır. Hatta AKP, PKK ile mücadele edebilecek tek kuvvetinin elini kolunu bağlamıştır: Oslo’da PKK’den zorluk çıkaran devlet görevlilerin ismini isteyen AKP, son olarak PKK’nin Lice şehitliğine engel olmak isteyen TSK’ye engel olmuştur! (Yalçın Doğan, Hürriyet, 25 Temmuz 2013)
Madem AKP’nin aslında PKK ile mücadele edebilecek bir ordusu var, neden o zaman çaresiz? İşte o çaresizliğin yanıtı ABD’dir!
AKP PKK’ye değil, ABD’ye karşı çaresizdir ve “deliğe süpürülme” sendromu iktidarın en temel hastalığıdır! Hastalığın tek ilacı da “deliğe süpürülmemek” için sık sık beyzbol sopasına selam durmaktır!
AKP, ABD’ye çaresiz olduğu için 2005’te Diyarbakır Açılımı’nı, 2009’da Kürt Açılımı’nı ve 2013’te Öcalan Açılımı’nı yapmıştır! Hatta denilebilir ki, AKP sırf bu açılımları yapsın diye 3 Kasım 2002’de sandıktan çıkarılmıştır! Kaldı ki, “AKP’nin varlık sebebi Kürt Açılımıdır” diyen Cemil Çiçek, bu gerçeği en somut şekilde itiraf etmiştir. (Hürriyet, 13 Kasım 2009)
AKP: KÜRTLERİN GELECEĞİ PKK’DE
Gelelim ikinci soruya: Beş yıldır bir türlü yapılamayan Kürt Ulusal Kongresi neden bu sefer toplanabiliyor?
Bu soruya ilk yanıtı Mümtazer Türköne vermiş: “Kürt Ulusal Kongresi, PKK şiddeti sürdüğü için bugüne kadar toplanamadı. Bugün mümkün olması, Türkiye’deki Barış Süreci’nin eseri.” (Zaman, 25 Temmuz 2013)
Yanıt sadece yanlış değil, üstelik operasyoneldir! Zira 6 aydır süren “PKK çekildi”, “PKK silah bıraktı” yalanları balon balon patlamışken, PKK’nin yüzde 15’inin çekildiği ve fakat çekilenlerin emekli olup yerlerine misliyle gençlerin takviye edildiği ortaya çıkmışken, Türköne’nin “PKK şiddeti bitti” diyebilmesi, psikolojik savaşın en profesyonel uygulamalarındandır.
Ancak Bülent Arınç’ın “PKK’ye katılımlar eylem için değil, gelecek kaygısından” demesi, bir yönüyle gerçekliktir! (Haber Türk, 25 Temmuz 2013) Kürt yurttaşlarımızın AKP’nin yönettiği Türkiye’de değil ama PKK’nin yönettiği dağlarda geleceği görmesi, bir beceriksizlik itirafıdır!
Ve hatta dolaylı olarak “Beş yıldır bir türlü yapılamayan Kürt Ulusal Kongresi’nin neden bu sefer toplanabildiğine” de yanıt içermektedir. Çünkü AKP’nin Açılım süreçleri Türkiye’ye çözülme fakat PKK’ye güçlenme olarak yansımıştır! PKK güçlendikçe ve Barzanistan meşrulaştıkça, Kürt Ulusal Kongresi ete kemiğe bürünmüştür!
TÜRK ORDUSU’NUN GÖREVİ VATANI SAVUNMAKTIR
Peki ya üçüncü soru? Yani Kürt sorunu nasıl bölgeselleşti? Daha da açarsak… Dört ülkenin Kürtleri, nasıl “Kürtlerin birliği” noktasına geldi? Pankürdizm, nasıl bölge ülkelerini bölme noktasına ulaştı?
Yanıt ortada: AKP’nin Kürt Açılımı’yla, Erdoğan-Barzani-Öcalan ittifakıyla, Suriye’ye terör ihracıyla…
Peki, tüm bunları AKP nasıl sağladı? Ergenekon operasyonuyla!
Bugün pek çok AKP’linin de açık açık itiraf ettiği gibi Ergenekon operasyonları olmasaydı, Kürt Açılımı olamazdı!
Yani mesele gelip Türk Silahlı Kuvvetleri’ne dayanmaktadır ve arkada kalan tablo özetle şöyledir: AKP, ABD üzerinden TSK’yi dize getirebildiği için Kürt Açılımı yapabildi, TSK’yi Kuzey Irak’tan çektiği için Barzanistan’ı pekiştirebildi, TSK’yi etkisizleştirdiği için Suriye sınırından terör ihraç edebildi ve TSK’ye engel olduğu için PKK’yi Güneydoğu’da otorite yapabildi!
Yani darbe diye diye Türk Ordusu’nu en asli vazifelerinden kopardılar! Nedir o vazifeler? Türk Ordusu’nun en temel görevi Türk milletinin vatanını savunmaktır; Türkiye’yi böldürtmemektir, parçalatmamaktır…
Türk milletini darbeyle korkutup, Türk subayını sahte belgelerle teslim almanın sonuçları artık geri dönüşü olamayacak boyuta ulaşmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2013
SURİYE’Yİ SANDIKLA BÖLMEK!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/07/2013
Türk milletinin Haziran’da “direnme hakkını” kullandığı günlerde sandık ve demokrasi ilişkisi gündeme gelmişti. AKP faşizmine “demokrasi” maskesi takmaya çalışanlara ve Erdoğan hükümetinin sandıktan çıktığını söyleyenlere anımsatılmıştı: “Demokrasi sandıktan ibaret değildir.”
Bu önemli saptama, haliyle en çok Erdoğan’ı rahatsız etmişti. Zira “sandığa ne konulursa, sandıktan onun çıktığını” en iyi kendisi biliyordu! Bu nedenle hemen her gün ekranlardan “sandık namustur” demeye başlamıştı.
Neden mi anımsattık bunları? Geleceğiz…
SURİYE’DE AK-KÜRDİSTAN HAMLESİ
Geçen hafta Türkiye-Suriye sınırının hemen 100 metre altında PKK ile El Kaide çatışmış ve özerklik diyen PKK bayrak asmıştı! Bu tablo üzerine hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, hem de Başbakan Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan esip gürlemişti: “Suriye Özerk Kürt bölgesine kesinlikle göz yumulmayacak.”
Bu sözler üzerine üç noktaya dikkat çekmiştik:
1. PKK’nin özerklik için, El Kaide’nin de şeriat devleti için mücadele eder hale gelmesinin baş sorumlusu kendileriydi… Beşar Esad’ı devirme çabalarının sonucu Suriye’nin kuzeyinde bir boşluk yaratmış, PKK ile El Kaide de o boşluğu doldurmak için egemenlik mücadelesine girmişti.
2. ABD, El Kaide gibi unsurların temizlenmesi halinde Özgür Suriye Ordusu’na silah vereceğini belirtmiş; misyonu sona eren El Kaide’yi temizleme işine ise PKK soyunmuştu!
3. AKP Bağdat’a karşı Irak Kürtleriyle ittifak yaparken ve Türkiye’de PKK ile işbirliği yapıp ABD’nin BOP’unu “Türklerin Kürtlerle Ortadoğu’da büyümesi” diye güncellerken, Suriye’deki Kürtlerin kazanımlarına karşı çıkması hiç inandırıcı değildir!
AKP’NİN BÖLÜCÜ SANDIĞI
Nitekim esip gürleyenlerden Yalçın Akdoğan, ilk üç gün için aldığı gazın yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki, gerçek niyetini dillendirmeye başladı. Şu sözleri BOP’çulukta sınır tanımadıklarının bir kanıtıdır:
“Diyelim ki yarın Suriye’de halk toplandı referandumda üçe bölünmeyi kararlaştırdı, Türkiye ne yapacak, silah zoruyla Suriye halkını birlikte yaşamaya mı zorlayacak? Türkiye’nin bu konudaki tezi bellidir. Türkiye, farklı tüm grupların eşitlik temelinde bir arada yaşadığı bir ve bütün bir Suriye’den yanadır. Bunun için her alanda da çaba gösteriyor, katkıda bulunmaya çalışıyor. Bölgede Kürtlerin, Arapların, Sünnilerin, Türkmenlerin veya Nusayrilerin iradesine ipotek koymak hiçbir ülkenin hakkı olmadığı gibi buna güç yetirebileceği bir mesele de değildir. Kuzey Irak’taki veya Suriye’deki Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirleyebiliyor muyuz?” (Yasin Doğan, Yeni Şafak, 24 Temmuz 2013)
Neresinden tutsanız, elinizde kalacak ve Türkiye adına her yurttaşı utandıran sözler… Birkaç noktasına değinelim:
SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR!
1. Suriye’de sandığa itiraz eden kim? Sandıktan çıkan Esad yönetimini devirmek isteyen kim? Suriye’de sandıktan çıkmayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarını silahtan çıkarmaya çalışan kim? ABD adına AKP!
2. Hangi ciddi ülke, parçalanmayı ve bölünmeyi referanduma götürür? Çekoslovakya demeyin, hem koşulları farklıydı hem de iki ayrı halk iki ayrı coğrafyada yaşıyordu…
3. 11 yıldır Irak’taki Türkmenlere sırt dönmeyi, hatta Türkmenleri Kürtler lehine etkisizleştirmeyi demokrasi diye yutturmaya kalkmak ancak AKP’ye yakışırdı! Kerkük’ün Kürtleştirilmesinin sorumlusu olan bir hükümetin bugün demokrasi gereği “Türkmenlerin tutum ve davranışlarını biz belirlemiyoruz” demesi utanç belgesidir!
4. Suriye’de halkın sandık sonucuyla üçe bölünmesine itiraz edemeyeceğini söyleyen AKP sözcüsü Yalçın Akdoğan, benzer bir referandumun Türkiye’de yapılmasına ne der?
Sandık her şey midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2013