Posts Tagged İran

ALMANYA, SURİYE CEPHESİNDE

“Suriye’ye ha saldırıldı, ha saldırılacak” propagandasıyla dolu bir yılı geride bıraktık. Ancak Suriye dimdik ayakta!

Bu süreçte Atlantikçilerin Suriye’ye saldıramayacağını iki veri nedeniyle saptıyorduk: Saldırı tarafından bulunan ABD zayıflıyor, savunma tarafında bulunan Çin – Rusya – İran bloğu güçleniyordu!

ÇİN’İN AĞIRLIĞI

Ancak Şam karşıtı kesimler ısrarla gücü parmak hesabıyla yapmaya çalışıyorlardı… “Suriye’yi topu topu üç ülke destekliyor” diyorlardı; onlarca ülkenin ise muhaliflerin arkasında olduğunu söylüyorlardı… Her “Suriye’nin dostları” adı altındaki “Suriye’nin düşmanları” toplantısında “şu kadar ülke temsilcisi, bu kadar katılımcı var” diye gürültü yapıyorlardı…

Hollanda, Belçika, Lüksemburg diyorlardı, Katar, Bahreyn, Arap Emirlikleri diyorlardı… Oysa hepsini toplasan Çin’in bir eyaleti etmiyordu!

BATI BÖLÜNDÜ

ABD karşısında geri adım atmayan Çin – Rusya – İran bloğu, işte bir yılın sonunda hem Suriye’ye saldırıyı engelledi, hem de karşı cepheyi böldü!

Almanya’dan söz ediyoruz, AB’nin motor ülkesinden…

Berlin, artık net bir şekilde Suriye cephesinde mevzilenmiştir!

MOSKOVA – BERLİN BİRLİKTELİĞİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Almanya ve Fransa ziyaretleri sırasında tutumunu belirleyen Berlin, hem Paris’le ayrı düştü hem de Moskova’ya açık destek verdi. Anımsayalım:

Önce Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle açıkladı ülkesinin tutumunu… Westerwelle, Suriye’ye askeri müdahalede bulunulması yönündeki görüşlere katılmadıklarını ve siyasi bir çözüm bulunmasını istediklerini söyledi.

Ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel konuştu… Putin’le görüşmesinden sonra basının karşısına çıkan Merkel, Moskova ve Berlin’in aynı görüşte olduğuna dikkat çekti. Suriye’deki şiddete son verilmesi gerektiğini, bu konuda kendisi gibi Putin’in de bir siyasi çözümden yana olduğunu kaydeden Merkel, “Suriye’de olası bir iç savaşın önlenmesi için her ülke ne yapabileceğine bakmalı” dedi.

HULA KATLİAMI, MUHALİFLERİN ESERİ

Şiddetin esas kaynağının Esad karşıtları olduğu artık Berlin’in de bilgisi dâhilinde!

Bakın Atlantik medyasının günlerdir üstünde tepindiği “Hula katliamı”, kendi eserleri çıktı. “Esad’ın tankları, elleri bağlı çocukları katletti” diye servis edilen haberler, vicdanı olan habercileri utandırdı! Zira elleri bağlı çocuklar vardı ama tank ateşiyle ölmemişlerdi!

Çocukları bağlayan da öldüren de Esad karşıtı teröristlerdi!

ABD KAYBETTİ, SURİYE KAZANDI

Artık İnsan Hakları İzleme Örgütü de gerçekleri dile getirmeye başladı. Örneğin önceki gün, 14 Suriye askerinin katledildiğini açıkladılar. Dera’da teröristler, tam 14 askeri öldürmüştü…

“Demokrasi” diyen, “Türkiye Suriye’deki şiddete sessiz kalamaz” diyen, “zulüm ile abad olunmaz” diyenler, bu gerçeğe de kör oldular, sessiz kaldılar, yazmadılar, konuşmadılar!

Ama Suriye gerçeği artık gizlenememektedir ve gün geçtikçe daha çok kesimin gözünü açmaktadır!

Gerçek en büyük güçtür ve işte Suriye bu gerçek nedeniyle tam bir yıldır Atlantik’e direnmiş, Batı’nın savaş naralarına karşı birliğini koruyabilmiştir.

Çin – Rusya – İran eksenli Suriye’yi savunma hattı, artık Almanya’nın dâhil olmasıyla daha da güçlenmiştir!

Batı’nın Suriye’ye saldıramayacağını artık daha güçlü ilan edebiliyoruz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

CEMAAT İRAN’A NEDEN DÜŞMAN?

Aydınlık’ta okudunuz. İran’ın Ankara Büyükelçiliği Zaman’a zehir zemberek bir mektup yazdı ve gazeteyi “mezhep ve ırklar arası çatışmayı alevlendirme çabasında olmakla” suçladı. Büyükelçilik “Zaman Gazetesi’nin varlığı Amerikan ve Siyonist medyasına gerek bırakmıyor” dedi.

CEMAAT AMERİKANCI, İRAN ANTİ-AMEİRKANCI

Peki, Zaman daha doğrusu cemaat neden İran’a düşman?

Yanıt basit, sade ve açık: Cemaat Amerikancı, İran anti-Amerikancı!

Somut bir örnek üzerinden de belirtelim: Fethullah Gülen’in haritada yerini bile bilmediği ülkelerde okulları var ama İran’da yok. Çünkü Amerikan karşıtı İran, bu okulların gerçek amacını en başından beri saptamıştı.

CEMAAT: İRAN HEP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞTI

İşte bu basit, sade ve açık gerçeği hem tabanının hem de Türk milletinin aklında perdelemeye çalışan cemaat, olmadık yalanlara sarılıyor.

Örneğin Today’s Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş CIA imalatı bir argümana sarılıyor ve diyor ki: “İran’ın tarihine baktığınızda hep Müslümanlarla savaşmıştır. Batılı ülkelere direnmemiştir, hep Müslüman ülkelerle savaşmıştır.” (CİHAN, 11 Mayıs 2012)

Bu sözlerin sahibi Keneş, üstelik İran konusunda doktora tezi yapmış bir isim! Varın siz cemaat okullarındaki öğrencilerin nasıl yönlendirildiğini düşünün.

Bülent Keneş, Amerikan imalatı yalanı destekleyebilmek için de Çeçenistan örneği veriyor ve diyor ki: “İran büyük zulümlerin yaşandığı Çeçenistan’daki katliama ‘Rusya’nın iç işleri, karışamayız’ diyerek sessiz kaldı.

Bu örnek bile tek başına gerçek saflaşmayı göstermekte ve ABD’nin Çeçen kartının anlamını ortaya koymaktadır. Çeçen meselesi İran’ın da saptadığı gibi bir Müslümanlık meselesi ya da bir insan hakları meselesi değildir. Doğrudan ABD’nin Rusya’ya yönelik bir müdahalesidir; emperyalizmin Hazar enerji havzasına ulaşmak için Kafkasya’yı karıştırma hamlesidir!

CEMAAT İRANLI İŞADAMLARINA DA KARŞI

Cemaatin daha doğrusu ABD’nin İran karşıtlığı öyle bir noktadadır ki, Bülent Keneşİranlı işadamlarının Türkiye’ye yönelmesini tedbirli karşılamak lazım” bile diyebilmektedir.

Cemaat, iki ülkenin bırakın siyasi işbirliğini, ekonomik işbirliğine bile tahammül edememektedir. Çünkü cemaat bilmektedir ki, Türk – İran yakınlaşması ABD’nin Büyük Ortadoğu çıkarlarını baltalayacaktır.

Washington için Ankara – Tahran düşmanlığı hayati önemdedir. Çünkü bölgenin bu en önemli iki devleti işbirliği yaparsa ABD bölgeye giremez! Ama bu iki devlet karşı karşıya olursa ABD Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya burnunu sokmak için her zaman zemin bulur.

İRAN DÜŞMANLIĞI SÜPERNATO FAALİYETİDİR

Cemaatin bu operasyonel İran düşmanlığının NATOTürkçü versiyonu da ülkemiz ve bölgemiz için öğreticidir. ABD’nin yıllarca “laiklik” üzerinden yaratmaya çalıştığı İran karşıtlığı dönem dönem “Cumhuriyetçi” kesimlerde de hayat buldu.

CIA-MOSSAD operasyonlarıyla işlenen siyasi cinayetlerden sonra okların İran’a yöneltilmesi tipik bir SüperNATO faaliyetiydi.

Kuşkusuz, tersi İran’da da zorlandı. Tıpkı Türkiye’de “İran ülkemize rejim ihracına çalışıyor” denildiği gibi, İran’da da “Türkiye’nin Kemalizm ve laiklikle Müslüman İran’ı bozmaya çalıştığı” iddia edildi.

İRAN DÜŞMANLIĞI 28 ŞUBAT’TA TÖRPÜLENDİ

İlginçtir, bu çatışmacı durum 28 Şubat sürecinde büyük oranda törpülendi.

Ankara – Tahran ilişkileri en çok 28 Şubat sürecinde gelişti ve iki ülke bu dönemde başta güvenlik olmak üzere pek çok konuda işbirliği yaptı. ABD’nin Irak’ın kuzeyinden yönelttiği tehdide karşı yan yana duruldu.

O dönemin temel anlayışı şöyleydi: “Senin rejimin sana, benim rejimim bana.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2012

, , ,

Yorum bırakın

ENERJİ SAVAŞINI KİM KAZANDI?

Türkmenistan gazını Avrupa’ya taşıyacak Nabucco Projesi’ne, en başından beri ölü bir proje olarak bakıyoruz.

Proje, ABD Avrasya Enerji Kaynakları Özel Temsilcisi Richard Morningstar ile senatör Richard Lugar’ın koordinatörlüğünde Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya başbakanları ile AB Komisyonu Balkanı Jose Manuel Barroso tarafından 13 Temmuz 2009’da imzalandı. İlginçtir, anlaşmaya gazı olan hiçbir ülke katılmamıştı!

Başbakan Erdoğan törende “Türkiye’yi doğalgazda 4. büyük ana arter yapacağız” demiş ve Türkmenistan ile birlikte Azerbaycan, Irak ve Mısır’ı da projeye katılmaya davet etmişti!

Oysa hem Türkmenistan hem de Azerbaycan, o sırada Rusya ile yeni anlaşmalar imzalıyorlardı!

OBAMA, BİZZAT GÜL’DEN İSTEDİ

Türkiye’nin projeye katılmasını Washington istemiş ve bizzat ABD Başkanı Obama Nisan 2009’daki Ankara ziyaretinde Gül’e iletmişti. Ardından konu Mayıs ayında Prag Zirvesi’nde netleşmişti.

AB gazeteleri gelişmeyi “Türk gaz anlaşması Rus boyunduruğunu kırdı”, “Avrupa ve dünya dengelerini değiştirecek proje için Türkiye ikna edildi” diye duyurmuştu. İngiliz Guardian gazetesi, “Türkiye’nin Avrupa enerjisine bekçilik yapacağını” yazmıştı.

NABUCCO BARZANİSTAN PETROLÜ MÜ TAŞIYACAK?

Ancak proje bir türlü hayata geçmedi. 8 milyar avro olarak hesaplanan maliyet, proje başlamadan 15 milyar avroya kadar çıktı. Üstelik gerekli tedarikçiler de bulunamadı.

Bu süreç içerisinde Nabucco’nun Barzanistan’ın petrollerini taşıyabileceği bile gündeme geldi.

Nabucco’nun tam karşısında yer alan Rusya’nın Güney Akım projesi ise beklenenden hızlı ilerledi. Dahası, AKP hükümeti bile Güney Akım’a katılmak durumunda kaldı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, sağlık sorunları nedeniyle Moskova’ya gidemeyen Erdoğan’ın yerine, Putin’le imzaladı anlaşmayı!

MACARİSTAN NABUCCO’DAN ÇEKİLDİ

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, ortaklardan birinin çekilmesi Nabucco’ya ağır darbe vurdu. Nabucco’nun altı ortağından biri olan Macaristan, geçen hafta ortaklıktan ayrılma kararı aldığını duyurdu! Macaristan’ın gerekçesi ise projenin finansman ve doğal gaz kaynaklarının hâlâ belirsiz olması…

Alman Frakfurter Allgemeine Zeitung gazetesine göre AB şimdi projenin daha küçük bir kapasiteyle hayata geçirilmesinin mümkün olup olmadığını inceliyor. Gazeteye göre çöken Nabucco projesinin yerine Bulgaristan – Türkiye sınırından Avusturya’ya uzanan bir doğalgaz boru hattı üzerinde düşünülüyor.

ABD KAYBETTİ, RUSYA VE İRAN KAZANDI

31 milyar metreküp kapasiteli 4 bin kilometrelik Nabucco boru hattının inşasına gelecek yıl başlanması ve 2017 yılında gaz pompalanması hedefleniyordu.

Peki, Nabucco çökerken bölgede hangi projeler ilerledi?

1.) Rusya’nın 63 milyar metreküp kapasiteli Güney Akım projesi hızlandı. Türkiye’nin de sonunda dâhil olduğu projenin 2015 yılında faaliyete geçeceği belirtiliyor. Rusya’nın İtalya ile başlattığı projeye 2011’de Fransa ve Almanya katılmıştı. Ortaklıkta Rusya’nın payı yüzde 50.

2.) İran, Irak, Suriye ve Lübnan ile 5600 kilometrelik bir boru hattı anlaşması imzaladı.

3.) Azerbaycan’dan Avrupa’ya yeni bir doğalgaz boru hattı yapılması için imzalar atıldı. Projeye BP öncülük ediyor.

Yani bölgedeki enerji savaşlarını, bu aşamada Amerika kaybetti, Rusya ve İran kazandı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Nisan 2012

, , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’A RICCIARDONE AYARI

Güney Kore’de ABD Başkanı Barrack Obama ile görüştükten sonra Tahran’a giden Başbakan Tayyip Erdoğan’ın iki günlük ziyaretinden bölge yararına tek bir sonuç çıkmadı!

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, rahatsızlığı nedeniyle Erdoğan’la görüşmedi ve muhatabını bir gün boyunca Tahran’da bekletti! Ancak Erdoğan’ı sağlık gerekçesiyle bekleten Ahmedinejad, Türkmenistan Petrol Bakan Yardımcısı Hoca Muhammedov’la görüştü! Ahmedinejad’ın açıklanan sağlık sorunu ise ilginçtir, yüksek tansiyondu!

Erdoğan, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’le görüşebilmek için ise bin km uzaktaki bir başka şehre gitmek durumunda kaldı!

Erdoğan’ı çevreleyen İranlı koruma görüntüleri, dahası İranlı korumaların Türk korumalarla birlikte Başbakan’ın aracına binmesi, diplomaside çok şey ifade ediyor!

Ancak daha önemlisi, ikili görüşmeler sonrasında ortak basın toplantısı yapılmamasıydı. Bu durum, ele alınan konularda bir mutabakat sağlanamadığını gösteriyordu.

AKP, TAHRAN’IN MUAMELESİNİ HAKLI ÇIKARTIYOR!

İran’ın çeşitli kademelerden yöneticileri, AKP’yi alenen “NATO’nun Ortadoğu’daki maşası” olarak suçlamaktadır. Bu gerçeğe rağmen, yine de İran’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na yaptığı muamele kabul edilemez!

Ancak Erdoğan’ın İran’da bulunduğu sırada ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin Ankara – Tahran ilişkilerine dair söyledikleri, maalesef Tahran’ı haklı çıkarıyor!

Uzun zamandır suskun olan ABD Büyükelçisi Ricciardone, tam da Erdoğan İran’dayken iki ülke ilişkilerini torpillemeye kalktı: “Bazı ülkeler, İran’dan petrol ithalatlarını önemli ölçüde azalttı. Türkiye de dâhil diğer ülkelerin de benzer bir adım atmasını bekliyoruz. Türkiye’nin bu konuda bir karara varmasını bekliyoruz.” (Ve maalesef Erdoğan Türkiye’ye döndükten hemen sonra, İran’dan petrol alımında yüzde 20 azaltma yapılacağı açıklandı!)

Ricciardone, Washington’un doğrudan AKP’ye ayarı anlamına gelen çıkışını, Suriye konusunda da sürdürdü. Ricciardone, ABD’nin Suriye konusunda model ortağı Türkiye ile birlikte çalıştığını açıkladı.

HAMANEY’DEN ERDOĞAN’A İSRAİL GÖNDERMESİ

Ricciardone bunları söylerken, İran’ın dini lideri Ali Hamaney de Erdoğan’a Suriye konusundaki tutumlarını değiştirmeyeceklerini anlatıyordu. Hamaney, Erdoğan’a bir kez daha “İsrail’e karşı verdiği mücadeleden dolayı Şam’ı savunmaya” devam edeceklerini söyledi.

Hamaney, böylece Erdoğan’a İsrail’in dolaylı müttefiki olduğunu da anımsatmış oluyordu!

İran’ın dini lideri, ülkesinin ABD tarafından Suriye ile ilgili verilecek her hangi bir plana karşı olduğunu da, özellikle vurguluyordu.

NÜKLEER MÜZAKERENİN YERİ NERESİ?

Ankara ile Tahran’ın en önemli gündem konusu, İran’ın P5+1 ülkeleriyle nükleer müzakereleri nerede yapacağıydı. Ancak bu konuda bile bir mutabakat sağlanamadı. Daha önce gündeme getirilen İstanbul seçeneğine olumlu bakmayan ABD’nin, İran’ın gündeme aldığı Bağdat seçeneğine ise açıkça karşı çıktığı belirtiliyor.

İşte bu nedenle İran’la müzakerelerin yeri, Erdoğan’ın iki günlük temaslarına rağmen netleştirilemedi!

Erdoğan’ın başarısız temaslarından çıkan en ilginç ve ironi yüklü sonuç ise İran Cumhurbaşkanlığı’nın resmi açıklamasında şöyle ifade ediliyordu: “Türkiye hükümeti ve halkı, İran’ın nükleer konumunu her zaman desteklemiştir ve gelecekte de aynı politikayı sıkı bir şekilde izleyecektir.”

NOT: Bugün ve yarın 14.00 – 18.00 saatleri arasında, Ankara Kitap Fuarı’nda okurlarla buluşuyoruz ve kitaplarımızı imzalıyoruz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mart 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

KAFKASYA’DA 3 + 3

Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsünün 7 Mart’ta Nahçıvan’da gerçekleştirdiği ikinci üçlü zirve, Ahmet Davutoğlu’nun daha dün diplomatik ilişkiye geçtiğimiz, çok uzaklardaki bir ülkeye yaptığı ziyaret kadar bile değer bulmadı basında. Kuşkusuz bu durum, basından çok Türkiye’nin dış politikasına yön verenlerin tutumuyla ilgili…

İlki İran – Urumiye’de yapılan ve üçüncüsü Eylül ayında Van’da yapılacak zirve, “bölgesel işbirliğinin sağlanması ve istikrarın tesisi amacıyla” gerçekleştiriliyor.

Aslında üçlü zirvenin hangi koşullarda yapıldığına kısaca göz atılması bile, zirvenin ne derece önemli olduğuna işaret ediyor. Bir yandan Azerbaycan’ın İsrail’den 1,6 milyar dolarlık silah alımı yapması nedeniyle İran – Azerbaycan ilişkilerinin gergin olması, diğer yanda AKP’nin Ermeni Açılımı nedeniyle zaten yeterince gerilmiş olan Türkiye – Azerbaycan ilişkileri ve en önemlisi, AKP’nin İran’ı hedef alan ABD-NATO radarına onay vermesi ile Suriye rejimine karşı takındığı Batıcı tutum…

Zirve sırasında üç ülkenin dışişleri bakanları, kendi aralarında yaptıkları ikili görüşmelerde bu konuları da konuştular. Biz üç ülkenin ortak zirvesini inceleyeceğiz.

TOPRAKLARINI DÜŞMANLIKLARA KAPATTILAR

Zirve sonrası kabul edilen 15 maddelik Nahçıvan Bildirisi önemli… “Bölgesel ve uluslararası barış, istikrar, güvenlik ve gelişim için üçlü işbirliğine katkının” altı çizilen bildirinin ikinci maddesinde, Azerbaycan’ın BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan üyesi seçilmesinin bölgenin ortak çıkarlarına katkı yapacağı belirtiliyor. Üçüncü maddede ise Karabağ sorununun çözümünün, bölgenin güvenlik ve istikrarı açısından zaruri olduğu belirtiliyor.

Tarafların dördüncü maddeyle, topraklarını birbirlerine karşı herhangi bir tehdit ve faaliyet için, hiçbir koşulda kullandırmayacakları konusundaki kararlılıklarını ifade ettiler! (Kürecik radarına rağmen böyle bir maddenin bildiride yer alması önemli.)

Taraflar altıncı maddeyle, üç ülkenin de ekonomik gelişimi ve güçlenmesi için ticaretten ulaşıma, sanayiden iletişime, kültürden basın – yayına kadar pek çok alanda işbirliğini geliştirme kararı aldılar.

Taraflar, bu maksatla kurdukları “Üçlü Ekonomik Komite”nin Kasım ayında Azerbaycan’da çalışmaya başlayacağını sekizinci maddeyle karara bağlarken, bildiriye ekledikleri bir protokolle de “Ticaret, Sanayi ve Yatırım Komitesi”nin Mayıs ayında Türkiye’de, “Ulaşım Komitesi”nin Haziran ayında Azerbaycan’da, “Enerji Komitesi”nin eylül ayında İran’da ve “Kültür ve Turizm Komitesi’nin Ekim ayında Türkiye’de toplanmasını kararlaştırdılar.

Tarafların, Bakü – Tiflis –Kars demiryolu ile Nahçıvan – Julfa – Tebriz demiryolunun birleştirilmesini de on dördüncü maddeyle kararlaştırdıklarını vurgulayalım.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin zirve sonrası üçlü basın toplantısında, toplam nüfusu 170 milyon olan üç ülkenin birbirlerini tamamlamalarının yanında, birbirlerine önemli bir pazar olduklarına dikkat çekmesini de önemle belirtmemiz gerekiyor.

ZİRVEDE ABD’YE UYARI

İran Dışişleri Bakanı Salihi’nin zirvenin açılışında ve kapanışında yaptığı vurgular, aslında bu üçlü zirvenin ne anlama geldiğini ortaya koyuyor. Salihi açılışta ABD’yi kastederek “yabancıların bölgeye ilişkin hedeflerinin başında, bölgedeki mevcut fırsatları savaştan yana siyasetlerin yürütülmesi yönünde suiistimal için çaba göstermeleri geliyor” uyarısı yaptı.

Salihi zirvenin kapanışında, her üç ülkenin halklarını “ortak yönlere sahip tek bir ağacın dalları” diye niteledi.

ABD BÖLGEDEN NASIL ÇIKARILIR?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, “bölgedeki bütün sorunların çözülmesi ve toprak bütünlüğü ilkesi çerçevesinde dostluk ilişkilerinin gelişmesini umduklarını” söyleyerek, “o durumda Gürcistan, Ermenistan ve Rusya’nın da katılımı ile bölgede yepyeni bir dönemin başlayabileceğini” belirtti.

Davutoğlu’nun Türkiye – İran – Azerbaycan üçlüsüne, Gürcistan – Ermenistan – Rusya üçlüsünü eklemesi anlamlı. Zira 3 + 3 önerisinin ilk sahibi Tahran’dı…

İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmesinden sonra, ABD’nin Minsk Grubu adı altında bölgeye sızmasına engel olmak içim 3 + 3 şeklinde bir bölgesel platform önermişti.

Türkiye – İran – Rusya üçlüsünün birinci halkayı, Azerbaycan – Ermenistan – Gürcistan üçlüsünün de ikinci halkayı oluşturacağı bu platform, ABD’nin Kafkasya’ya girmesine engel olacaktı.

Bölgede, ABD’yi dışarıda tutacak yönde bir ilerleme sağlanması, çok önemlidir! AKP’nin bu yönde bir ilerlemeye dâhil olmak zorunda kalması daha da önemlidir!

NOT: Yarın 14:00 – 18:00 saatleri arasında Kadıköy Üvercinka Bahçe’de, okurlarla buluşuyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Mart 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ANKARA – TAHRAN EKSENLİ ÇÖZÜM MODELİ

İran Dışişleri Bakanlığı heyetinin 7 Şubat’ta Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM’da yaptığı Suriye konulu toplantıyı değerlendireceğiz bugün…

Jalal Namını, Mustafa Dolatyar, Jalal Kalantarı ve Reza Nacafı’dan oluşan İran Dışişleri Bakanlığı heyeti bir yandan Atlantikçiliği nedeniyle AKP’yi iğneliyor ama bir yandan da Türkiye’ye Asya’da altın fırsatlar olduğu mesajını veriyor.

Tipik Fars diplomasisine işaret eden bu mesajlara geçmeden, öncelikle heyetin Suriye konusundaki saptamalarına dikkat çekelim.

ESAD YIKILIRSA İLK KURBAN TÜRKİYE OLUR

İran Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye bölümü direktörü olan Mustafa Dolatyar, “Asıl büyük sorunların Esad devrildikten sonra ortaya çıkacağını” belirterek Ankara’yı ve bölgeyi uyarıyor.

Jalal Namını, Beşar Esad’ın bir kişi olarak sadece sistemin bir parçası olduğunu belirtiyor ve “eğer sistem yıkılırsa, Suriye’nin Balkanlaşacağını kesin olarak söyleyebiliyoruz” diyor.

Jalal Namını, ORSAM yetkililerine “Diyelim ki yarın Esad devrildi, ne olacak? Türkiye’ye ne olacak? Irak ve bölgenin geri kalanına ne olacak?” diye soruyor ve yanıtı da kendi veriyor: “Eğer yıkılırsa ilk kurban Türkiye olacaktır. İstikrarsızlığın ilk durağı Türkiye olacaktır.”

Ve Jalal Namını, muhataplarına Suriye’nin Balkanlaşması senaryosunun İsrail için en iyi ama Türkiye için en kötü senaryo olduğuna dikkat çekiyor.

‘NEREDE AKP’NİN USTALIK ESERİ?’

Gelelim İran heyetinin AKP’nin uygulamalarına yaptığı eleştirilere…

Jalal Namını, “Türkiye’nin, Batılıların on yıllar boyunca bölgede inşa ettiği oyun alanında oynamaya başladığına “dikkat çekiyor öncelikle ve Erdoğan’ın ustalık dönemini iğneliyor: “Bazen Türkiye dış politikasındaki ustalık eserini nasıl oldu da yok etmeye karar verdi diye merak ediyorum.”

Suriye konusunda birçok boyutun söz konusu olduğunu belirten Mustafa Dolatyar ise AKP’nin meseleye tek boyuttan yaklaşmasını şu sözlerle eleştiriyor: “Ama Başbakan Erdoğan’ın parti grubu konuşmasını dinlerken hikâyenin sadece duygusal boyutuna yönelen bir yaklaşım gördüm. Bu tür bir yaklaşım bizi sorunların çözümüne götürmez.”

‘TÜRKİYE – İRAN – ÇİN – RUSYA İTTİFAKI’ ÖNERİSİ

Peki, İran meselenin nasıl çözüleceğini düşünüyor?

Jalal Namını, AKP’nin oynadığı oyun alanının Batılıların inşa ettiği oyun alanı olduğunu belirtiyor ve “biz kendi bölgesel oyunumuzu kurmalıyız” diye sesleniyor.

Jalal Kalantari soruna bölgesel çözüm gerektiğini savunarak, uyarıyor: “Denizaşırı aktörlere ve onların projelerine fırsat vermemeliyiz. Bence uluslararası çözümde yer almak Türkiye’nin dış politikasının ilkelerine de aykırı olacaktır. Uluslararası çözüm demek ABD’nin çıkarları doğrultusunda bize dayattıkları bir çözüm demektir.”

Jalal Kalantari bu uyarının ardından Asya’daki altın fırsata dikkat çekiyor: “Size komşumuz ve kardeşimiz olarak açık olmak gerekirse, İran ve Türkiye arasında Suriye’de büyük bir işbirliği alanı vardır. Doğal olarak, Çin ve Rusya gibi bazı uluslararası aktörler de Suriye sahnesinde aktif olmaya çalışmaktadır. Bu tür bir durum Türkiye ve İran açısında fırsatlar yaratmaktadır.”

TÜRKİYE MUHALİFLERİ, İRAN DA ESAD’I MASAYA OTURTUR

Peki, komşu Türkiye ve İran’ın Suriye’de nasıl bir işbirliği olabilir?

Bu soruyu da Mustafa Dolatyar şöyle yanıtlıyor: “Türkiye bu konuda avantajlıdır, muhalif gruplarla bağlantısı var. Bizim de Beşar Esad ile bağlantımız mevcut. Bir girişim başlatarak bu iki grubu bir araya getirebiliriz. İran ve Türkiye bu girişimde birbirlerini tamamlarlar.”

Jalal Kalantari, Suriye konusunda “Türkiye ve İran’ın samimi bir şekilde etkileşimi için fırsat olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Ruslar ve Çinliler de katkı sunabilir. Fakat çözüm yerli bir çözüm olmalıdır. Suriye için bölge çıkışlı bir çözüm gerekmektedir.”

DÖRTLÜ ÇÖZÜM MODELİ

Kısacası Tahran, Ankara’ya Suriye düzleminde Esad ve muhalifleri bir araya getirerek, bölge düzleminde de Çin ve Rusya’ya dayanarak, Batı’yı devre dışı bırakmayı teklif ediyor.

Hem içeride hem de dışarıda dörtlü işbirliği diyebileceğimiz bu modelin, bölgenin kan gölüne dönmesini engelleyecek en somut ve uygulanabilir model olduğu söyleyebiliriz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Mart 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

BATI’NIN İRAN’A YAPTIRIM SIKINTISI

Washington ve Brüksel’e bakılırsa, Batı, İran’a uygulanan yaptırımları ağırlaştırıyor; 1 Temmuz’dan itibaren Tahran’dan petrol alınmayacak!

Peki, gerçekte yaşanan ne? Önce Türkiye’den üç önemli göstergeyi aktaralım:

ANKARA, TAHRAN’A AMBARGO UYGULAYAMAZ!

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Tahran ziyareti sırasında, iki ülkenin ticaret hacminin bu yıl 15 milyar doları aştığını belirtip, hedefin 30 milyar dolar olduğunu ilan etmişti!

İran’ın Hürmüzgan eyaletini ziyaret eden Mersin Valisi Hasan Basri Güzelbeyoğlu, “Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, İran’la ticari mübadele hacminin artırılması konusunda ısrarlılar” dedi. Ziyaret sırasında İran’ın sanayi eyaleti olan Hürmüzgan ile Türkiye’nin İstanbul’dan sonraki en büyük dış ticaret hacmine sahip olan şehri Mersin, kardeş şehir ilan edildi.

Verilere bakıldığında İran’a petrol bağımlılığında ilk üç sırayı paylaşan ülkeler Sri Lanka, Türkiye ve Güney Afrika. Türkiye petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılıyor; Sri Lanka toplam petrol ihtiyacının tamamını, Güney Afrika ise yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.

Bu gerçek göz önünde bulundurulduğunda, Atlantik’e çıpalı AKP hükümetinin bile İran’a yaptırıma tam destek veremeyeceği görülüyor.

Nitekim Türkiye İhracatçılar Meclisi TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de, İran’a ambargo uygulanması durumunda ticaretin kesilmeyeceğini, malın el altından bir şekilde satılacağının işaretini vermişti.

AB PETROL DEVLERİ AMBARGIDAN MUAF

Peki, ABD baskısıyla 1 Temmuz’dan itibaren İran’a yaptırım uygulayacağını ilan eden AB ülkelerinde durum ne?

Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.

Ancak, AB’nin en önemli petrol ithal eden şirketleri, Washington baskısıyla alınan yaptırım kararından, muafiyet kopardılar! İngiliz BP, İtalyan ENİ ve Norveç’in Stat Oil şirketleri, yaptırım kararına uymayacaklar!

TAHRAN, AB’YE PETROL SATMAMAYI TARTIŞIYOR

Kaldı ki Tahran, Brüksel’in aldığı karardan hemen sonra, ABD’ye petrol satmadıkları için önemli bir kayıp yaşamadıklarını, listeye AB’yi de ekleyebileceklerini açıkladı.

İran Meclisi’nin de bu hafta içinde, AB’ye petrol satmama kararı alabileceği belirtiliyor!

İran’ın bu kadar sert bir yanıt verebilmesinin kuşkusuz maddi dayanakları var. Belirtelim:

TAHRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA

İran’ın ürettiği petrolün toplam yüzde 62’sini dört ülke alıyor: Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore.

ABD, özellikle müttefikleri Japonya ile Güney Kore’ye, İran’dan petrol almaması için yoğun baskı yapıyor. Japonya, ABD’ye, İran’dan petrol alımını azaltacağını söylerken; Güney Kore, ABD baskısına rağmen, 2012 petrol ihtiyacının yüzde 10’u İran’dan alacağını şimdiden ilan etti.

Tahran’ın asıl müşterisinin Asya olduğu ortada. Üstelik bu ülkelerden Çin ve Hindistan, bu yıl için alım taleplerini arttırdıklarını da duyurdular.

İran’a Batı yaptırımının ters tepeceğinin bir diğer önemli olgusu da, İran’ın Çin, Hindistan ve Japonya ile ticaretinde karşılıklı milli paralarını ya da altını bir değişim aracı olarak kullanmaya başlamasıdır.

Bakalım AB, ABD’nin baskısıyla İran’a karşı aldığı yaptırım kararını, muaf şirketler dışında başka hangi kanallarla delecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Ocak 2012

, , , ,

Yorum bırakın

PETRODOLAR – PETRORİYAL SAVAŞI

AB Dışişleri Bakanları’nın İran’a 1 Temmuz’da başlamak üzere yaptırım uygulama kararı alması ve ABD’nin Basra Körfezi’ne bir uçak gemisi göndermesi, ABD – İran savaşının başlamak üzere olduğu yorumlarına yol açtı.

Son sözümüzü başta söyleyelim: ABD bu iki hamleyle, aslında İran’ın (Asya’nın) dolara karşı sürdürdüğü savaşa yanıt vermeye çalışıyor.

İnceleyelim:

İRAN’IN MÜŞTERİSİ ASYA!

Washington, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner’in İran’a yaptırım için destek arayışına çıktığı Asya’dan istediğini alamadı. Çin ve Rusya’nın tavrını zaten bilen Washington, geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore ile Hindistan’ın kendisine destek vereceğini umuyordu.

Japonya, İran’dan petrol ithalatını azaltacağına “söz” verirken, Güney Kore bu yıl İran’dan petrol ihtiyacının yüzde 10’unu alacağını ilan etti bile. Keza Çin ve Hindistan da, geçen hafta İran’dan petrol taleplerini arttırdıklarını açıkladılar.

Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore dörtlüsü, İran’ın toplam petrolünün yüzde 62’sini alıyor zaten.

BRİCS üyesi Güney Afrika da, petrol ihtiyacının yüzde 25’ini İran’dan karşılıyor.

Yunanistan yüzde 14 ile petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan AB ülkeleri içinde ilk sırada gelirken, onu yüzde 13 ile İtalya ve İspanya izliyor.

Kısacası, İran’ın petrol müşterileri ağırlıklı olarak Asyalıdır! Üstelik İran, AB bankalarında tek kuruş parası olmadığını açıklamıştır!

Bu veri, Batı’nın İran yaptırımlarından istediği oranda sonuç alamayacağını ve esas zararı, toplam petrol ihtiyacının yüzde 51’ini İran’dan karşılayan Türkiye’nin göreceğini ortaya koymaktadır!

ASYA DOLARI SİLİYOR

Şimdi gelelim meselenin esasına…

İran Rusya ile ticaretinde riyal ve ruble, Çin ile ticaretinde riyal ve yuan, Japonya’yla ticaretinde riyal ve yen kullanmaya başladı. İran ve Hindistan’ın da ikili ticaretinde doları devre dışı bırakmaya hazırlandığı belirtiliyor.

Asya’nın devleri kendi aralarında da dolarla değil, milli paralarıyla alışveriş yapıyorlar. Çin ile Rusya’nın başlattığı bu uygulamanın son halkası, Çin ile Japonya oldu.

Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve İran’ın birbirleriyle toplam ticaretinin büyüklüğü, doların dünya hâkimiyetini derinden sarsıyor.

Ve bu ticaretin belkemiğini oluşturan petrol ve doğalgaz alışverişinin ana güzergâhı hızla ilerliyor. İran-Pakistan boru hattından rahatsızlığını açıkça ortaya koyan Washington’u asıl telaşlandıran ise İran sınırından başlayan ve modern ipek yolu olarak adlandırılan Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan hattının hızla ilerlemekte olduğudur!

ABD’NİN KIRMIZIÇİZGİSİ

ABD’nin İran konusundaki ilk kırmızıçizgisi uranyumu zenginleştirmesiydi. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta geçen hafta “İran, nükleer silah geliştirmeye çalışıyor mu? Hayır. Ama biz biliyoruz ki nükleer kapasitelerini geliştirmeye çalışıyorlar. Bizi endişelendiren de budur. Bizim İran konusunda kırmızıçizgimiz, nükleer silah geliştirmemesidir” diyerek, çizginin rengini hayli açtıklarını ortaya koydu.

Yaptırımlar, uçak gemileri… Yükselen Asya’ya yanıt arayışı ABD’yi bir çılgınlığa iter mi? Yoksa Washington, Tahran’dan yükselen “ülkemize saldırması halinde, bütün dünyayı ABD için güvensiz hale getiririz” uyarısını ciddiye almayı sürdürecek mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Ocak 2011

, , , ,

Yorum bırakın

BATI’NIN İRAN PLANI YOK

Hafta içi İran konusunda ABD ve İsrail’in farklı düşündüğünü, ABD yönetiminin de net bir tutumunun olmadığını belirtmiştik. İptal edilen askeri tatbikatın, Obama’nın İsrail’e verdiği önemli bir mesaj olduğu, Washington’da artık açıkça yazılıyor.

Peki, İran konusunda İsrail’den farklı düşünen ABD, AB ile uyumlu mu? Bugün Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı Kulübü’nün İran ajandasına göz atacağız.

DAVUTOĞLU’NUN ROLÜ

Ocak başında elinde “iki” mektupla Tahran’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na verilen görev, İran’ı müzakere masasında tutmaktı. Nitekim mektupları teslim eden ve mevkidaşından da bu konuda olumlu işaret alan Davutoğlu, İran ile P5+1 ülkeleri arasındaki müzakerelerin İstanbul’da yapılacağını ilan etti.  (İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi de Türkiye ziyaretinde bu açıklamayı doğruladı.)

Kaldı ki, ABD zaten İstanbul’da İran’la gizli görüşmeleri başlatmıştı. Üstelik görüşmelerde ABD’yi temsil eden diplomat Thomas Pickering, Washington Post’da, Obama’ya açık görüşmeleri başlatma çağrısı yapmıştı.

OBAMA’NIN MEKTUBU

Daha da önemlisi, Obama’nın İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e yazdığı mektuptu. Sadece Hürmüz Boğazı bölümü basına konu olan bu mektup, aslında yeni bir tutum ortaya koyuyor.

İranlı milletvekili Ali Mutahhari, Obama’nın mektubunun iki bölümden oluştuğunu, Hürmüz Boğazı’yla ilgili ilk bölümün tehdit içerdiğini ancak doğrudan müzakere talebi içeren ikinci bölümün dostça yazıldığını belirtti.

Mutahhari’ye göre Tahran ile doğrudan müzakere yapmak istediklerini söyleyen Obama, müzakerelerde aradaki anlaşmazlıkları çözümlemeye hazır olduklarını da söylemiş.

İNGİLTERE: TARİH VE PLAN YOK

P5+1 ülkelerinin İran’la müzakereye başlaması beklenirken, AB’den kafaları karıştıran bir açıklama geldi.

AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’ın sözcüsü, AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelere açık olduklarını ancak Ashton’ın ekim ayında İran’a gönderdiği mektuba yanıt gelmedikçe bunu yapmayacaklarını söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı ise resmi bir açıklama yaparak “henüz müzakerelere ilişkin ne tarih ne de somut bir plan ortada” dedi.

Financial Times’a konuşan üst düzey AB diplomatlarının değerlendirmesi ise ilginç. Diplomatlar, Tahran’ı “manşetlere çıkmaya ve müzakerelere başlamaya hazırmış gibi görünmeye çalışmakla” suçladı.

İSRAİL PARMAĞI

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, İran’ın Türk topraklarına terörist soktuğu iddiasının basında yer alması oldukça manidar. İran’ın Ankara Büyükelçiliği bir basın bildirisi yayımlayarak, yalan haberin kaynağının İsrail olduğunu, bu ülkenin Ankara ile Tahran’ı karşı karşıya getirmeye çalıştığını belirtti.

TAHRAN AVANTAJLI

Sonuç olarak, kendi iç sorunlarıyla boğuşan ve krizden çıkış arayan Batı’nın İran konusunda ortak bir tutum sergileyemediği görünüyor. Irak’tan asker çeken ve yeni stratejiyle ağırlığı Pasifik’e vermek isteyen ABD’nin bölgede zayıflayan konumu da, Tahran’a avantaj sağlıyor.

Belirsizlik ve zaman, kuşkusuz İran’a yarıyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ocak 2011

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

İRAN KONUSUNDA ABD-İSRAİL FARKI

Dünya basını, ABD – İsrail ikilisinin her an İran’a sürpriz bir saldırı yapacağı öngörüleriyle doluydu geçen hafta… İranlı bilim adamlarına yönelik suikastlar, Hürmüz Boğazı konusunda yapılan açıklamalar ve en önemlisi ABD ve İsrail’in ortak tatbikat yapacağı bilgisi, bu öngörünün olgularıydı.

Ancak İran’a yakın zamanda bir saldırı olmayacağının bize göre en önemli olgusu ise ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve bölgede zayıflamasıydı!

Bu gerçek, ABD ile İsrail’in İran ajandasını değiştirmeye başladı.

ABD, İRAN’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLADI

1. ABD, İran’la gizli görüşmelere başladı. Aydınlık Dış Haber Servisi’nin dünya basınına fark attığı bu haber, gelişmelerin en önemli olgusudur.

Kadir Has Üniversitesi’nin İstanbul Haliç binasında yapılan gizli görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering’in Washington Post’da açıkça Obama yönetimini İran’la diplomatik ilişki kurmaya çağırması, bir “yeni dönem” gelişmesidir.

2. Washington’un Tahran’la müzakere masasına oturmak istediği Ahmet Davutoğlu’nun İran ziyaretiyle netleşti. Davutoğlu, AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’un mektubunu Tahran’a götürdü ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkelerinin, Türkiye’de İran’la görüşmelere başlayacağını açıkladı.

3. ABD Başkanı Barrack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e mektup gönderdi. (Bu mektubun da Davutoğlu tarafından götürülmüş olabileceği belirtiliyor.)

OBAMA, İSRAİL’İ UYARDI

4. İranlı bilim adamlarına yönelik suikast sonrasında verilen mesajlar, İran konusunda ABD ile İsrail’in farklı noktalara doğru yöneldiğini göstermektedir.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin suikastlere karıştığı iddiasını “kesin olarak reddetti.” Suikast, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından alışılmışın dışında bir şekilde kınandı. ABD, suikastle ilgisinin olmadığını New York Times’ın birinci sayfasından da ilan etti. Hillary Clinton, “İran içinde her türlü şiddet eylemine ABD’nin dâhilini kesin olarak” reddederken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Tommy Vietor da, “ABD’nin suikastle ilgisinin olmadığını” vurguladı.

Foreign Policy’den Daniel W. Drezner, İsrailli bir yetkilinin “saldırıdan kimin sorumlu olduğunun belirsiz kalmasında fayda var” sözlerini şöyle yorumluyor: “Gizli bir eylemden kimin sorumlu olduğunun belirsiz olmasının faydalı olduğu doğruysa ve ABD de gizli eylemin suikast kısmındaki rolünü kesin olarak reddediyorsa, bu durumda Obama yönetimi açık ve net bir şekilde İsrail’e buna bir son vermesini işaret ediyordur.

Drezner, “Obama yönetimi İran’ı yeniden pazarlık masasına getirmeye çalışıyor ama bu tür gizli eylemler bunun gerçekleşmesine mani olur” görüşünde…

5. ABD ve İsrail’in baharda yapacağı ortak askeri tatbikatın ertelendiği açıklandı. Resmi açıklamada, erteleme gerekçesi olarak “bütçe” gösterildi.

Açıklamanın zamanlaması, ertelemeyi daha da önemli kılıyor. Zira erteleme açıklamasından kısa bir süre önce İsrail Başbakan Yardımcısı Moşe Yaalon, ABD’nin İran’a karşı sertleşmede tereddüt içinde olduğunu ve bunun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtmişti.

ABD’DE AYRILIK

ABD ve İsrail’in İran konusunda 180 derecelik bir görüş ayrılığının ortaya çıktığı elbette söylenemez. Ancak Foreign Policy’nin dikkat çektiği şu gerçek önemli: “Obama yönetiminde görüş ayrılıkları var ve bundan dolayı İran’daki hedeflerinin ne olduğundan tam olarak emin değiller. Ama siyaset yapıcılar, İsrail’in yaptıklarının buna yardımcı olmadığını bilirler.”

Sadece Obama yönetiminde değil, ABD’nin hâkim sınıfı içinde de görüş ayrılığı var: “Onurlu geri çekilelim” diyenlerle,  “dünyayı ateşe verelim, en az zararı biz görürüz nasılsa” diyenler, kıyasıya mücadele ediyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2011

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın