Posts Tagged İran
İKİ RESİM, İKİ ABD
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/10/2011
SEKİZ YIL ÖNCE
Tarih 5 Şubat 2003. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell BM Genel Kurulu’nda, Irak’ta kitle imha silahları olduğunu iddia ediyor ve “kanıt” gösteriyor. Powell önce biyolojik laboratuarların olduğu yerlerin işaretlendiği bir haritayı gösteriyor, ardından da Iraklı bir generalle bir albayın arasında geçen konuşmanın kasetini sunuyor Genel Kurul’a… Powell elinde tuttuğu en güçlü “kanıt” olan minik şarbon şişesini de tüm dünyanın gözüne sokuyor!
Aslında Powell’ı BM Genel Kurulu’nda dinleyen hiç kimse, kanıtlara inanmıyor… Ama neredeyse hiç kimse de net bir biçimde “yalan” diyemiyor. Çünkü tüm dünya biliyor ki, ABD Irak’a saldıracak! Çünkü gücünün doruğunda olan ABD’nin onaya ihtiyacı yok! O yüzden de Powell’ın kanıtlarına inanmayanlar, inanmış gibi yapıyorlar.
SEKİZ YIL SONRA
Tarih 12 Ekim 2011. Washington, İran’ın ABD’deki Suudi Arabistan Büyükelçisi’ne suikast planladığını iddia ediyor. ABD’nin
iddiası, “komedi”, “Hollywood filmlerini aratmayacak senaryo” diye değerlendiriliyor. Yani ABD’nin iddiasına bu kez hiç kimse inanmıyor ve sekiz yıl öncekinden farklı olarak herkes inanmadığını dile getiriyor.
Washington’un düştüğü berbat durumu şu tablodan daha iyi hiçbir şey anlatamaz: ABD Başkanı Barack Obama, Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ulusal Güvenlik Danışmanı Thomas Donilon, Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Wendy Sherman bir araya gelip görev bölüşümü yapıyorlar ve telefonlara sarılıyorlar. Ve dünya başkentlerini arayarak, muhataplarını iddialarına inandırmaya çalışıyorlar. Hiç değilse İran’a karşı ABD’nin yanında olmasını istiyorlar!
DÜNYA ABD’DEN KORKMUYOR
Peki, bu iki resim arasındaki fark neden kaynaklanıyor? Daha sekiz yıl önce ABD’nin yalanlarına inanan, inanır görünen devletler, bugün neden Washington’a inanmıyorlar ve neden inanmadıklarını açıkça söyleyebiliyorlar?
Çünkü artık ABD’den korkmuyorlar, New York’un ekonomik yaptırımlarından çekinmiyorlar, Washington’un siyasi baskılarını umursamıyorlar, Pentagon’un silahlardan ürkmüyorlar!
KİSSİNGER’IN ‘NAZİK’ İTİRAFI
İki resim arasındaki fark, yeni resmi ortaya koyuyor. O resimde ABD’nin inişe geçtiği ve çökmeye başladığı görülüyor.
ABD’nin Zbigniev Brzezinski ile birlikte iki büyük politika yapıcısından biri olan Henry Kissinger, durumu daha nazikçe
ifade ediyor: “Ortadoğu’da baskın olan Washington, şimdi geri çekilmiş durumda…”
Kissinger’ın, “kişisel olarak ABD’nin bütün bunların sonunda toparlanacağına ve daha farklı bir konuma geleceğine inanması” ise yalnızca iyimser bir temenni olarak kalıyor satır aralarında…
OBAMA’NIN ŞANSI ERDOĞAN
Yalnız Kissinger’in ABD’nin yenilgisini kabullenen bu açıklamalarında, bizi ilgilendiren çok daha önemli bir konu var.
Kissinger, ABD’nin geri çekildiği Ortadoğu’da, çıkarlarını farklı oluşumlar içinde korumaya devam etmesi gerektiğini belirtiyor ve “bütün bu değişim ve oluşumlarda Türkiye’nin oynayabileceği çok önemli roller olduğunu” savunuyor!
Kissinger çok haklı: Bölgede ABD’nin artık “belirleyici” tek dayanağı Türkiye’dir. Ve Barack Obama’nın en büyük şansı Recep Tayyip Erdoğan’dır!
Erdoğan’ın dokuz yıldır iktidarda kalabilmesi de ABD’nin bu ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
POWELL’IN İTİRAFININ ANLAMI
Bu arada sekiz yıl önce dünyaya yalan söyleyen Colin Powell, 11 Eylül 2011 günü bir açıklama yaparak, BM Genel Kurulu’ndaki o konuşmasından çok pişman olduğunu söylüyor. Irak’ta kitle imha silahlarına rastlanmadığını, çünkü kendisinin kandırıldığını savunuyor.
Tıpkı Kissinger’ın açıklaması gibi Powell’ın itirafı da, yeni resme, yani ABD’nin çöküşüne işaret ediyor. Çünkü ancak yenilen
kuvvetlerin temsilcileri arınma ihtiyacı duyar, itiraf eder!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ekim 2011
İSRAİL İRAN’A SALDIRIRSA TÜRKİYE NE YAPAR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/10/2011
Soru bize ait değil. BİLGESAM’ı ziyaret eden ABD’li düşünce kuruluşu yetkilileri soruyor. Gelin hikâyeye en baştan başlayalım:
10 Ekim 2011 tarihinde ABD’li düşünce kuruluşları Amerikan İlerleme Merkezi, Hudson Enstitüsü ve Brookings Enstitüsü’nden
uzmanlar Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi BİLGESAM’ı ziyaret ediyor.
Amerikan İlerleme Merkezi’den Faiz Shakir, Hudson Enstitüsü’nden Richard Weltz ve Brookings Enstitüsü’nden Ted Piccone; son dönem Türk dış politikası, Türkiye-ABD ilişkileri, ABD sonrası Irak’ın geleceği ve Arap Baharı sürecinde İran’ın bölgedeki politikaları hakkında Bilge Adamlar Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Karaosmanoğlu ve BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı’dan görüş istiyorlar.
NEDEN BİLGESAM?
Üç ABD’li düşünce kuruluşunun neden BİLGESAM’dan görüş istediğini eminim sizler de benim gibi merak etmişsinizdir. Gelin o zaman BİLGESAM’ı kısaca tanıyalım:
2007 yılında kurulan BİLGESAM’ın başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı. BİLGESAM’a bağlı Bilge Adamlar Kurulu’nun başkanlığını Em. Oramiral Salim Dervişoğlu yapıyor, yardımcıları ise Sami Selçuk ve İlter Türkmen. Emekli askerler, bürokratlar ve büyükelçilerden oluşan kurulun üyeleri arasında eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal da var, Em. Büyükelçi Özdem Samberk de…
Özdem Samberk, AKP Hükümeti’nin Mavi Marmara raporu için BM komisyonuna gönderdiği isimdi. İlter Türkmen’i de Murat Karayılan, AKP – PKK görüşmelerine arabuluculuk yapacak “Akil adamlar” için önermişti…
Bu kısa bilgilerden sonra ABD’li düşünce kuruluşlarının BİLGESAM ziyareti daha iyi anlaşılmıştır herhalde…
TSK’NİN ÇİN VE RUSYA İLİŞKİLERİ
Başlıktaki soruya geçmeden önce ABD’lilerin diğer sorularına ve BİLGESAM’ın yanıtlarına göz atalım kısaca.
ABD’liler Türkiye’nin Rusya ve Çin ile geliştirdiği askeri ilişkilere odaklanıyorlar önce. BİLGESAM yetkilileri, Türkiye’nin NATO
üyesi bir ülke olarak Batılı güvenlik sisteminin içinde kalmak yönünde irade gösterdiğini belirtip, Batı’dan silah teknolojisi transferi sıkıntısı yaşandığına dikkat çekiyor. BİLGESAM yetkilileri, Türkiye’nin Batı’dan kaynaklanan bu açığı İsrail’le savunma teknolojileri transferi yaparak giderdiği anlatıyor.
ABD’lilerin odaklandığı ikinci konu ise ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesiyle meydana gelebilecek gelişmeler ve Kuzey Irak
kaynaklı muhtemel problemler…
BİLGESAM Başkanı Atilla Sandıklı Kerkük petrollerinin paylaşımı nedeniyle Bağdat ve Erbil arasında sorun çıkabileceğini ve Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Irak’tan ayrılma yönünde hareket etmesi durumunda yalnız kalacağını belirtiyor. Sandıklı ABD’nin çekilmesi halinde, Irak ordusunun dışarıdan gelebilecek tehditleri karşılayabilecek yeterliliğe ulaşmadığını savunuyor(!)
ABD’NİN İRAN ÇEKİNCESİ
ABD’liler daha sonra İran’ın Irak’taki nüfuzu konusuna yöneliyorlar. Atilla Sandıklı İran’ın son dönemde Ortadoğu’daki Şii nüfus üzerindeki etkisini arttırdığını, Tahran’ın Arap Baharı sürecinde bölgedeki Şii toplulukları etki altına almaya çalıştığını belirtiyor.
Ve ABD’liler BİLGESAM’dan İran’ın nükleer enerji programıyla ilgili görüşlerini de dinledikten sonra esas soruya geliyorlar: “İsrail’in İran’a saldırması durumunda Türkiye’nin tepkisi ne olacak?”
BİLGESAM Başkanı Atilla Sandıklı, İsrail’in saldırısının Ortadoğu’daki mevcut istikrarsız yapıyı daha da kötüleştireceğini, bölgede kalıcı barış ve istikrarı tesis etmenin imkânsız hale geleceğini belirtiyor.
ABD’lilerin yanıtını merak ettikleri soru önemli. İsrail’in İran’a saldırısı olası mıdır, ayrı konu… Ancak görüş alışverişinin bütününden çıkardığımız sonuç şu: ABD İran’ın bölgede inisiyatifi ele geçirmesinden rahatsız ve bunu dengeleyecek tek kuvvetin Türkiye olduğunu düşünüyorlar. İşte bu noktada AKP Hükümeti ile Türk Ordusu’nun pozisyonları, Washington için belirleyici önem kazanıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ekim 2011
ANKARA’YA KRİTİK ÜÇ MESAJ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/10/2011
AKP hükümetinin Suriye’ye yaptırım ve İran’ı hedef alan füze radarı kararı, Ankara’yı komşu başkentlerle karşı karşıya getiriyor.
BİRİNCİ MESAJ BAĞDAT’TAN
İran’ın Fars Haber Ajansı, Iraklı parlamenter Ali Allak’ın ağzından “Türkiye Irak’ın milli egemenliğini ihlal ediyor” dedi!
Elbette bu iddia doğru değil ama iddianın yanlışlığından çok, Bağdat ve Tahran neden böyle bir mesaj verdiği önemli. Çünkü Tahran, Ankara’nın Irak’ın kuzeyine yönelik “sınır ötesi harekâtlarını” çok uzun zamandır “ihlal” kategorisinde değerlendirmiyordu.
Üstelik İran’ın kendisi Irak’ın kuzeyinde operasyon yapıyor!
Bağdat ve Tahran’ın Ankara’ya bu kritik birinci mesajı, aşağıdaki ikinci mesajla birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor.
İKİNCİ MESAJ TAHRAN’DAN
Tahran, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in askeri danışmanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin ağzından ikinci bir mesaj daha verdi Ankara’ya…
Tümg. Safevi “Amerika’nın hedefleri doğrultusunda hareket eden Türk devlet adamlarının Suriye ve İran’a yönelik tavırlarının çok yanlış olduğunu” belirtiyor ve ekliyor: “Eğer Türkiye bu alışılmadık politikalarını terk etmezse, hem kendi halkını küstürecektir, hem de Suriye, Irak ve İran Türkiye’yle ilişkilerini yeniden değerlendirecektir.”
ÜÇÜNCÜ MESAJ ŞAM’DAN
Nitekim AKP hükümetinin Suriyelileri Beşar Esad rejimine karşı kışkırtan tavırları, Şam’da gün geçtikçe daha büyük tepki doğuruyor. Esad’ın Lübnan El Manar TV’deki uyarıları bu bakımdan önemliydi:
“Eğer herhangi bir ülke bizim sorunlarımızdan faydalanmak isterse, o ülke de bu durumdan etkilenecektir. Onların krizi bizimkinden de büyük olacaktır. Türkiye’deki durum tedbirli olmayı gerektirse de çok büyük etkileri ve
sonuçları yok, Suriye’nin içişleri için doğrudan tehdit yaratmıyor.”
BÖLGE AKP HÜKÜMETİNİN KARŞISINDA
Israrla vurguladığımız gerçek buydu: AKP hükümetinin ABD adına izlediği bölgesel politikalar, Türkiye’yi komşularıyla düşman yapacak!
İşte şimdi Tahran başta olmak üzere Şam ve Bağdat, bu gerçeği Ankara’ya bir kez daha gösteriyor ve uyarıyor: AKP hükümeti bu çizgiyi sürdürürse, üç komşusunu da bir ittifak halinde karşısında bulacak!
Sonuç olarak AKP hükümeti, “Türkiye’nin dört bir tarafının düşmanlarla çevrili olduğu” efsanesini sonunda ete kemiğe büründürüyor, gerçeğe dönüştürüyor!
SINIR GÜVENLİĞİ
Demokrasicilik oynayıp, vicdani retçiliği savunan ve militarizm karşıtlığı yapan ama AKP yandaşlığı nedeniyle Suriye’ye savaş baltalarını kuşananlar, “Türkiye büyük devlettir” nutukları atadursun… Komşularımızı ittifak halinde karşımızda bulmanın maliyeti büyüktür:
Türkiye aslında dünyada belki de sınırları konusunda en şanslı ülkeydi şimdiye kadar! İran’la 400 yıllık barış sınırı, Bağdat’ın 40 yıldır Ankara’ya sağladığı “sınır ötesi operasyon” kolaylığı ve 1998 Adana mutabakatı ile birlikte Türkiye ve Suriye sınırlarının sadece Türk Ordusu tarafından korunması…
Ya PKK diyecek olanlara anımsatalım: Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye sızan PKK, Bağdat’tan değil, Washington’dan pasaportludur!
Ve bitirirken belirtelim: Türkiye, AKP hükümeti yüzünden sadece komşularını değil, Rusya ve Çin’i de karşısında bulacak!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2011
İRAN, ERDOĞAN’IN MISIR ZİYARETİNİ NASIL DEĞERLENDİRİYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/09/2011
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus, Libya seferinin anlamı üzerinde daha önce durmuştuk. Özetlersek;
ABD’nin “model ortağı” olan Türkiye, Büyük Ortadoğu’daki gelişmelere Washington adına müdahale ediyor. Washington Mısır ve
Tunus gibi müttefiklerinin yıkıldığı ülkelerde “rejimi kurtarmaya”, Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde de halk hareketinin hedef aldığı yönetimleri savunmaya odaklandı. (ABD karşıtı Libya ve Suriye müdahalelerinin farklı olduğunu daha önce incelemiştik)
İşte AKP hükümeti, ABD’nin bu ihtiyaçları temelinde devreye giriyor. Mısır’da verilen sözde laiklik mesajları da “rejimi kurtarmak” için “ılımlı İslam” dayatılması anlamına geliyor.
AKP hükümeti bu görevi BOP eşbaşkanı olarak, yeni kurulan “Küresel Antiterörizm Forumu”nun eşbaşkanı olarak ve ABD’nin “model ortağı” olarak yerine getiriyor.
İRAN DIŞ POLİTİKASINDA MISIR’IN YERİ
ABD’nin uzun yıllardır Mısır üzerinden İsrail’in güvenliğini garantiye alması, Mısır-Suudi Arabistan-Ürdün ittifakıyla bölgeye müdahale etmesi, Tahran’ın çıkarlarına aykırıydı. İşte bu yüzden Mübarek’in yıkılması, bölgede en çok İsrail’i endişelendirdi, İran’ı memnun etti.
30 yıldır İran’la diplomatik ilişkileri olmayan Mısır’ın yeni yönetiminin, Tahran’a altı aydır sunduğu kolaylıkları, bu köşede
daha önce birkaç kez incelemiştik.
Tahran yönetimi bu nedenle Mısır’daki değişimi en başından beri destekliyor ve ABD’nin “rejimi kurtarmaya” yönelik hamlelerine
itiraz ediyor.
LAİKLİKTEN DEĞİL ILIMLI İSLAM’DAN ENDİŞE
Türkiye’yle Suriye ve Füze Kalkanı gibi iki temel konuda büyük sıkıntı yaşayan İran, bu nedenle AKP hükümetinin Mısır, Tunus,
Libya seferine özel olarak dikkat kesilmişti.
Tahran, Ankara’yla ilişkileri daha da germemek adına, Erdoğan’ın ziyareti ve mesajlarıyla ilgili önemli bir açıklama yapmadı şimdiye kadar. Ancak İran İslam İnkilabı Rehberi’nin başdanışmanı olan Tümgeneral Yahya Rahim Safevi, Erdoğan’ın
ziyaretiyle ilgili dikkat çeken bir çıkış yaptı.
Tümg. Safevi, Erdoğan’ın Mısır ziyaretinin, İran’ın model olmasını önlemeye yönelik olduğunu savundu. Tümg. Safevi, Erdoğan’ın Mısır halkına laik sistem tavsiyesinde bulunmasının, çifte standart olduğunu belirtti.
Tahran, AKP hükümetinin çizgisini “laik” olduğu için değil, “ılımlı İslam” olduğu için tehdit görüyor. Tahran yönetimi, alt seviyeden de olsa, AKP’nin “ılımlı İslam” anlayışının ABD kaynaklı olduğunu ve bölgeyi tehdit ettiğini son bir yıldır dile getiriyordu.
IRAK – SURİYE – MISIR CEPHELERİ
Tahran ile Washington arasında bölgede var olan mücadelenin cepheleri şimdiye kadar esas olarak Irak ve Suriye’ydi. Ancak son
bir yıldır Mısır, Yemen ve Bahreyn, yeni cephe haline geldi.
ABD bu cephelerden Irak, Suriye ve Mısır’da AKP hükümetini, Yemen ve Bahreyn’de de Suudi Arabistan’ı kullanıyor.
Dolayısıyla bu üç cephede, Tahran ile Ankara karşı karşıya geliyor. ABD’nin BOP eşbaşkanı olan AKP hükümeti, Türkiye’yi İran’a düşman ediyor!
ABD’nin Türkiye’yi attığı ateşin büyüklüğü İran’la da sınırlı değil. Aydınlık yazdı: İran, Rusya ve Çin ortak füze kalkanı kuruyor. Dolayısıyla Türkiye sadece İran’la değil, tüm komşularıyla ve Çin, Rusya gibi iki küresel güçle de karşı karşıya geliyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2011
İRAN’IN İKİ TESPİTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2011
PKK-PJAK’a karşı operasyon yürüten İran, iki önemli tespit yapıyor:
1.) İran Silahlı Kuvvetler Operasyonlar Bölümü Başkanı General Ali Şadmani, PKK-PJAK’ın ayakta kalma sebinin, Irak’ta onlara sağlanan güvenli ortamdan kaynaklandığını belirtiyor. General Şadmani, PKK-PJAK’ı ABD-İsrail-AB üçlüsü tarafından yaratılıp beslenen bir örgüt olarak tanımlıyor.
2.) PKK’nin “Türkiye, İran, Irak ve Suriye” dörtlüsünü hedef aldığını belirten General Şadmani, PKK’nin kökünün kurutulabilmesi için bu dörtlünün yakın işbirliği yapması gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak Şadmani, Türkiye’nin ABD, İsrail ve NATO ilişkileri nedeniyle bu işbirliğinin akim kaldığını vurguluyor.
PKK’nin ABD’nin sağladığı güvenli ortamda büyüdüğü ve Türkiye’nin ABD ilişkileri nedeniyle PKK’ye karşı bölgesel ittifak oluşturulamadığı tespitleri, bölge açısından hayatidir.
ABD PKK’Yİ NASIL BÜYÜTÜYOR?
Tahran’ın tespitlerini biraz daha derinleştirelim ve Washington’un PKK’yi nasıl büyüttüğüne mercek tutalım:
1.) İran’ın da tespit ettiği gibi ABD Irak’ta güvenli bölge tahsis ederek PKK’yi büyütüyor: PKK’nin 2003 sonrasında çeşitli konularda “belirleyici kuvvet” pozisyonuna gelmesi, Aydınlık’ın da çok defa altını çizdiği gibi “ABD bölgeye ne zaman gelse, PKK büyüyor” gerçeğiyle ilgilidir.
2.) ABD silah yardımı yaparak PKK’yi büyütüyor: En son geçen hafta İran Kara Kuvvetleri Harekat komutanı General Ali Arateş, ABD’in Erbil’deki konsolosluğu aracılığıyla, geçen ay PKK’ye çok sayıda 120 mm’lik havan topu ve el telsizi verdiğini saptamıştı.
ABD’nin 1991’den beri PKK’ye silah sağladığını, TSK de, Jandarma Genel Komutanı seviyesinde saptamıştır.
3.) ABD, PKK’yi CIA’nın sağladığı “para trafiği” denetçiliği üzerinden besledi ve büyütüyor: Zaman zaman kimi PKK’lilerin çeşitli ülkelerde yakalanması, istihbarat örgütlerinin birbirleriyle mücadelesinin sonucudur. ABD’nin de zaman zaman kimi örgüt üyelerini uyuşturucu ticareti nedeniyle deşifre etmesi de, örgütü denetim altında tutma amacıyla ilgilidir.
4.) ABD, siyasal statü sağlayarak PKK’yi büyütüyor: ABD’nin PKK’ye Brüksel’den Oslo’ya kadar pek çok başkentte sağladığı siyasi olanaklar, örgüte uluslararası meşruiyet sağlamaya yöneliktir.
5.) ABD, BOP eşbaşkanlığı üzerinden PKK’yi büyütüyor: Tayyip Erdoğan’ın “ABD’nin Büyük Orrtadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma” taahhaüdü 2005 yılında Diyarbakır Açılımı ile 2009 yılında da Kürt Açılımı ile ivme kazandı.
Öcalan’la yürütülen pazarlıklar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kurduğu kukla devletini Türkiye’ye genişletme süreciyle ve Diyarbakır’ı “Büyük Kürdistan”a başkent yapmayla ilgilidir.
6.) ABD, TSK’nin elini tutarak PKK’yi büyütüyor: TSK’nin Kuzey Irak’tan çıkartılması için yapılan çuval operasyonuyla ve “2 sayfa 9 maddelik” sözleşmeye konulan maddeyle eli bağlanan TSK, sınır ötesi operasyonlardan uzak tutuluyor. Kamuoyunun baskısıyla 2008 yılında kapılan kara harekatı sırasında, ABD ve AKP ikilisin TSK’ye yaptığı “çabuk çık” baskısı belleklerdedir.
Türk Ordusu Ergenekon soruşturmalarıyla budanarak da, PKK’ye karşı eli bağlanıyor.
7.) ABD, Türkiye’yi bölge ülkeleriyle karşı karşıya getirerek PKK’yi büyütüyor: Türkiye’nin AKP üzerinden İran ve Suriye’ye karşı izlediği politikalar, bir bölgesel ittifakın oluşmasını engellemektedir. Bu da PKK’ye karşı mücadeleyi zayıflatmaktadır.
BOP İÇİNDE MÜCADELE DEĞİL MÜZAKERE EDİLİR
İşte MİT – PKK, daha doğrusu AKP – PKK 5. Oslo görüşmesi, bu tespitler ışığında daha da anlamlıdır: Türkiye ya İran ve Suriye ile biraraya gelerek PKK’yi bitirecektir, ya da İran ve Suriye’ye düşmanlık yaparak PKK’yle müzakere yürütecektir.
ABD projelerine eşbaşkanlık yaparak, PKK ile mücadele değil ancak müzakere edilir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Eylül 2011
KARAYILAN DA KUVVETE MEYLEDER
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/09/2011
PKK’nin 2 numarası Murat Karayılan, Füze Kalkanı’nın Türkiye’ye yerleştirilmesinin, İran’a saldırı hazırlığının ilk adımı olduğunu belirtti. İran’a karşı uluslararası konseptte taraf olmak istemediklerini söyleyen Karayılan, PJAK’ın silahlı mücadeleden çok siyasal faaliyetlere ağırlık vermesini istedi.
Karayılan’ın sözleri, bu köşede ilk kez 23 Ağustos’da dile getirdiğimiz “İran Karayılan’ı bir süre alıkoyup, bölge olitikalarına baskıladı” iddiamızı somutladı!
ARAYA GİREN DOSTLAR
Karayılan’ın Fırat Haber Ajansı’na yaptığı son açıklamanın şu bölümü oldukça dikkat çekiyor:
“Daha önceden planlanan bir konsept temelinde İran Devleti’nin 16 Temmuz’da Kandil’e dönük başlayan harekatını çeşitli açılardan değerlendirmek mümkündür. Biz bunu daha önce de anlattık. O zaman 12-13 gün süren bir çatışma yaşandı. Daha sonra bazı dostlar araya girdi, birtakım görüşmeler yapıldı. O görüşmeler belli bir sonuca ulaşmadı. Bu sefer daha farklı kesimler aracı olmak üzere araya girdiler. Onların da sürdürdüğü görüşmeler nihayetinde belli bazı yerlerde tıkandı.”
Karayılan, aslında mevcut sorunun kendilerini de ilgilendirmediğine işaret ediyor: “Esasen sorun, İran-Irak arasında tartışmalı olan bazı stratejik tepelerdir. (…) PJAK ya da PKK kalkıp da İran-Irak sınırını mı düzeltecek? Böyle bir sorunu olamaz.”
Ateşkese değinen Karayılan, rolünü şöyle tarif ediyor: “KCK olarak bu ateşkesi hem destekliyoruz hem de bizzat geliştirilmesinde rol almış bulunuyoruz.”
Ve Karayılan İran’a yönelik tutumlarını da şu sözlerle ortaya koyuyor: “Biz hareket olarak İran’a karşı çatışmalı vaziyette olmak istemiyoruz.”
Karayılan PJAK’ın silah bırakacağını da belirtiyor: “Biz bundan sonra PJAK’ın aslında silahlı mücadeleden ziyade siyasal, örgütsel faaliyetlere ağırlık vermesinin daha doğru olacağını düşünüyoruz.”
KUVVET NEREDE, PKK ORADA
Kuşkusuz Doğu Perinçek’in de belirttiği gibi PKK bir karttır. Emperyalizmin, bölgede kullandığı bir kartıdır. Ancak yine Perinçek’in de daha önce belirttiği gibi “kuvvet nerede, Öcalan oradadır.”
Bu tezin dayanağı, ABD’nin bölgedeki varlığının PKK açısından sonucudur: ABD, 1991’de bölgeye girdiğinde PKK büyüdü. TSK 1995-1998 sürecinde Kuzey Irak’a girdiğinde PKK geriledi. ABD 2003’te yeniden bölgeye girdiğinde, PKK daha da büyüdü.
Ancak ABD bölgeden çıkacak. Savaşarak da olsa çıkacak!
İran’ın 2006 yılında Hizbullah üzerinden İsrail’i yendiği günden bu yana Tahran’ın bölgedeki etkisi büyümektedir. İran gün
geçtikçe inisiyatif alanını genişletmektedir. Öyle ki, ABD ile Irak’ın kuzeyinde “savaşa” tutuşmuştur.
İşte bu şartlarda, Karayılan da kuvvete meyletmektedir.
Karayılan’ın şu sözleri bu bakımdan önemlidir: “Böyle bir çatışma ne İran devletine hizmet eder, ne de PKK’ye hizmet eder. Böyle bir çatışmadan daha çok ABD ve Türkiye faydalanmış olur.”
ÇATIŞMA ALANI: KUZEY IRAK
Stratejik savunmadaki ABD’nin bölgesel hamle yapabilmesinin tek şartı, Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirebilmesidir. Suriye, Füze kalkanı, Predator gibi konular Ankara ile Tahran’ın arasını açmaktadır. Ancak iki başkent arasındak ipleri daha da gerecek konu, Kuzey Irak’tır; Kuzay Irak’ta kimin nasıl komunlanacağıdır.
Kuzey Irak’taki tüm gelişmeleri bu açıdan okumak gerekiyor.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Eylül 2011
KEŞİF UÇAĞININ GERÇEK HEDEFİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/09/2011
Türkiye’nin ABD’den Predator istediği haberi, basını ikiye böldü. Ağırlıklı olarak şöyle verdi gazeteler: İsrail’le girilen kriz nedeniyle Heronlardan mahrum kalacak olan AKP hükümeti, ABD’nin aynı işlevi gören Predatorlarına yani “yırtıcı kuş”larına yöneldi.
Aydınlık ise “İsrail’in boyunduruğundan kurtulmak için” diye veren gazetelerden farklı olarak, “3. İran hamlesi” dedi bu yeni gelişmeye..
Öncelikle konunun teknik yönünü inceleyelim:
TÜRKİYE, PREDATORLARDAN FAYDALANIYORDU
1.) ABD’nin Predator’u ile İsrail’in Heron’u aynı işleve sahip değil. Heron insansız hava aracı olarak istihbarat topluyor, fotoğraf çekiyor vs… Predator ise tüm bu işlere ek olarak bomba atıyor! Yani Predator aynı zamanda saldırı amaçlı.
2.) Konu PKK’ye karşı Predatorların keşif boyutundan faydalanmaksa, Türkiye bundan zaten faydalanıyor. 2007 yılında Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Bush arasında imzalan anlaşma uyarınca Predatorlar dahil, U-2, RC-135, EP-3 ve RQ-4 keşif uçaklarından elde edilen video görüntüleri, Ankara’daki “Birleşik İstihbarat Füzyon Merkezi”ne aktarılıyor.
Türkiye bu uçakların keşif boyutundan zaten faydalanıyorsa, o zaman şimdi bu uçakların “topraklarımıza konuşlandırılması” konusu hangi ihtiyaç nedeniyle ortaya çıkıyor?
Yanıtlayalım: Predatorların keşif boyutundan faydalandığımıza göre geriye saldırı boyutundan faydalanmak kalıyor!
PREDATORUN HEDEFİ İRAN
Peki Predatorlar nereye ve kime saldıracak? PKK’ye mi? Türk Hava Kuvvetleri’nin bu iş için yeterli uçağı yok mu? Saldırı gücü yetersiz mi? İşte en önemli nokta burası.
Artık konuyu, teknik boyutunu siyasi yöne eklemleyerek inceleyebiliriz:
Predatorlar şöyle çalışıyor: Pradator örneğin Irak’ta, Afganistan semalarından keşif yaparken, onu kumanda eden pilot, ABD’deki merkezden, yani binlerce kilometre uzakta oturduğu yerden, kontrol aletini kullanarak bomba yağdırabiliyor.
Kandil gibi bir yanı Irak’ta bir yanı İran’da olan bir bölgeye yapılacak keşif amaçlı bir uçuşta, çok kolay bir şekilde sınır ihlali yapılabilir. Bu sınır ihlali sırasında da ABD’deki merkezde bulunan pilot “yanlışlıkla” İran topraklarına bomba bırakabilir! Ki ABD “yanlışlıkla” çok hedef vurmuştur, başta Türk gemileri olmak üzere!
Peki böyle bir durumda İran, Predatorları “topraklarında PKK’ye karşı konuşlandıran” AKP hükümetini, yani Türkiye’yi suçlamayacak mı?
Hiç uzatmadan söyleyelim: ABD, Predator’uyla İran ve Türkiye’yi karşı karşı getirebilir, savaşa sokabilir!
Nitekim “füze kalkanı” ABD’nin bu hedefinin ilk işaretidir. Diğer yandan ABD’nin Irak’taki güçlerinin sözcüsü olan Tuğg. Buchanan’ın açıkladığı haliyle, ABD’nin Kandil’le sınırımız arasında asker bulunduracağını söylemesi de Washington’un bu niyetiyle ilgilidir; ikinci işarettir.
ABD Kandil’i, daha doğrusu Tahran’ın inisiyatif aldığı Kuzey Irak’ı, İran’a sonrasında da TSK’ye karşı hem koruyacak, hem de bölgede bulundurduğu bu birliklerle savaş kışkırtacaktır.
ANTİ-İSRAİLCİLİK NEYİN PERDESİ
Gelelim işin “İsrail boyunduruğu” yanına… Türkiye’de ne zaman Atlantik’e çıpalı bir hükümet ABD’nin çıkarlarına uygun bir politika sergileyecek olsa, önce “anti-İsrailcilik” rüzgarı estirilir. Milletin gazı İsrail düşmanlığıyla alınır, ABD unutturulur! “Siyonizme ölüm” diye bağıranların Irak’ta, Afganistan’da Müslüman katleden ABD’ye sessizliği bir ölçüde bundandır.
Öte yandan “İsrail’in boyunduruğundan kurtulmak” için ABD’ye sarılmak da işin en büyük yalanıdır. Sanki ABD’nin boyunduruğu altında olduğumuz için İsrail’in de boyunduruğuna girmemişiz gibi…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Eylül 2011
KARAYILAN 21 GÜN BOYUNCA NEREDEYDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 07/09/2011
PKK’nin 2 numarası Murat Karayılan’ın, “yakalandı” iddiasından tam 21 gün sonra, 3 Eylül günü ortaya çıkıp, “İşte buradayım. İşgalciler devrimcileri teslim alamazlar. Bunu iyi bilin” demesi ne anlama geliyor?
21 gün sessiz kalmak, sonra ortaya çıkıp “işte buradayım” demek, Karayılan’ın aslında “yakalandığını” göstermez mi?
Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır, 23 Ağustos 2011’de bu köşede şöyle yazmıştık: “Karayılan yakalandı şeklindeki, sonradan yalanlanan açıklamayla ilgili değerlendirme yapan İranlı kaynaklar, haberin önce duyurulmasına sonra yalanlanmasına önemle dikkat çekiyorlar. Kaynaklar, Karayılan’ın bölge politikalarına baskılandığına, ABD çizgisi dışına çıkarılmaya zorlanmış olabileceğine işaret ediyorlar!”
Karayılan acaba “ABD çizgisi dışına çıkarıldığı” için mi, 21 gün sonra ortaya çıkabiliyor ve “işte buradayım” diye konuşabiliyor, bilmiyoruz, zaman gösterecek!
‘İran’a savaş kararımız yok’
Ama Karayılan’ın 23 Temmuz günü, yani İran’ın Kandil’e yönelik “çelik harekatı”ndan bir hafta sonra dile getirdiği “Aslında biz hareket olarak İran’a karşı herhangi bir savaş kararı almış değiliz” ve “Hatta PJAK’ı, sadece kendini savunma, siyasal ve örgütsel faaliyetlerle yetinme gibi bir doğrultuya ikna için bir hayli çabamız da oldu” sözleri nasıl yorumlanmalı?
Karayılan’ın bu açıklamasından sonra Tahran tarafından “çağrıldığı”, heyette aslında Cemil Bayık’ın da bulunduğu, bu heyetin Tahran tarafından bir süre alıkonulduğu ve baskılandığı iddiası önemlidir.
21 günde neler oldu
Karayılan’ın sessiz kaldığı 21 gün içinde bölge açısından çok önemli 2 gelişme yaşandı:
1.) İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Başbakan Erdoğan’ı aradı ve konvoyunu 37 dakika boyunca köprü girişinde durduracak önemde bir telefon görüşmesi yaptı.
İran’ın Fars Haber Ajansı, Ahmedinejad’ın Erdoğan’a “Yeni Ortadoğu’yu ABD değil, İran’la Türkiye belirleyecek” dediğini duyurdu.
2.) Irak Başbakanı Nuri El Maliki, “terörle mücadeleye karşı Irak-İran-Türkiye işbirliğinin gerektiğini” açıkladı.
ABD, PKK ile TSK arasına yerleşiyor
Tahran ve Bağdat’tan gelen bu çağrıların ne derece önemli olduğunun en önemli göstergesi, ABD’nin hemen devreye girmesiydi.
ABD’nin Irak’taki askeri sözcüsü Tuğg. Jeffrey Buchanan, “PKK’nin Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetlerini önlemek için Irak ordusu ve peşmerge güçleri ile koordineli olarak ‘hükümet kontrolü altında olmayan’ bölgelerde devriye gezmeye başladık” dedi.
Tuğg. Buchanan aslında “ABD’nin Kandil’le Türkiye arasına asker yerleştirdiğini ve görevin Kandil’i İran’a ve TSK’ye karşı korumak olduğunu” söylemiş bulunuyor!
İran mı, ABD mi?
TSK’nin “PKK’ye karşı mücadele” çağrısına bunca yıldır mazeretler üreten Pentagon’un bir anda sanki o çağrıya yanıt veriyormuş gibi davranması hem gerçek değildir hem de bölge denklemleriyle ilgilidir.
Bölgede “Türkiye-Irak-İran” denklemini oluşturma gayretleri var. Washington ise müdahale edip, denklemden İran’ı çıkarıp, yerine yerleşmeye çalışıyor: “Türkiye-Irak-ABD”
Bölgenin geleceğini de, bu denklemlerden hangisinin kurulacağı belirleyecek.
Denklemin “Irak-İran” ayağı sağlam görünüyor. Hem Irak Başbakanı Maliki’nin açıklamaları hem Tahran ile Bağdat arasında yapılan stratejik anlaşmalar, ikili ittifakın sağlamlığını doğruluyor.
Geriye Türkiye kalıyor. Türkiye hem ittifakları belirleyecek, hem de yer aldığı ittifakla bölgenin geleceğini belirleyecek.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Eylül 2011
FÜZE KALKANI YALANLARI 1: ASIL ‘BUTON’ AKP!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/09/2011
AKP hükümeti, BM’nin İsrail’i aklayan Mavi Marmara raporunun yayınlanmasından birkaç saat sonra Dışişleri Bakanlığı açıklamasıyla NATO’nun füze savunma sisteminde yer alacağını “resmen” ilan etti. Bu ilanın kamuoyuna olduğunu, Ankara’nın resmi onayını Washington’a 22 Ağustos günü bildirdiğini vurgulayalım.
Füze kalkanı Türkiye’yi başta İran olmak üzere komşularıyla ve Rusya, Çin gibi büyük güçlerle karşı karşıya getirecek. Dahası AKP hükümeti, bu onayla tüm İsrail karşıtı söylemlerine rağmen, İsrail’e kalkan olacak. Üstelik kalkanın savunma amaçlı olmadığı, tersine saldırıyı hedef aldığı da ortadayken…
AKP hükümeti, kalkanın gündeme gelmesinden itibaren “iç kamuoyundan” gelecek tepkileri dikkate alarak sözde 5 şart ileri sürdü: 1. NATO, olası füze saldırısı tehdidi olarak spesifik bir ülkenin ismini vermeyecek. 2. Sistem Türkiye’nin tüm topraklarını kapsama alanına alacak. 3. Türkiye tüm verilere erişim hakkına sahip olacak. 4. Türkiye ateş verme komutu üzerinde kontrol yetkisine sahip olacak. 5. Başta İsrail olmak üzere NATO ülkesi olmayan hiçbir ülke, sistemin veri tabanına erişim hakkına sahip olamayacak.
AKP’nin kalkan yalanlarını bugün ve yarınki yazımızda işleyeceğiz:
1.‘İran hedef değil’ yalanı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ilk günden itibaren, füze kalkanı ile İran arasında bir bağ olmadığının propagandasını yaptı: “Biz çevremizde hiçbir komşumuzdan bir tehdit algılaması içinde değiliz, NATO’ya dönük de bir tehdit algılaması veya tehdit oluşturduğu kanaati içinde değiliz.”
Nitekim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da İran’ın adının geçmeyeceğini şu sözlerle kamuoyuna ilan ediyordu: “Asla, herhangi ülke adı burada belirtilemez.”
Ancak NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Lizbon Zirvesi öncesi sık sık şunu söyledi: “İran tehdidi açıktır, NATO olarak buna karşı füze kalkanı sistemini kurmalıyız.”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 19 Kasım 2010’da, içinde Füze Savunma Sistemi’nin de yer aldığı NATO’nun “Yeni Stratejik Konsept”ini onaylamaya, Lizbon Zirvesi’ne giderken şartını koydu: “Herhangi bir ülke, İran veya başka bir ülkenin hedef gösterilmesini asla kabul etmeyiz, söz konusu da değildir.”
Ancak Zirve’nin konuyla ilgili metninde “İran” sözcüğü geçmese de gerçek ortadaydı. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, NATO’nun hedefindeki ülkenin İran olduğunu ilan etti ve ekledi: “Biz kediye kedi deriz.”
Sarkozy’e yanıt Erdoğan’dan geldi: “Sayın Sarkozy kendi yorumunu yapmıştır. O kendi şahsını bağlar.”
AKP’nin NATO maskesi
Ancak “gerçek” Lizbon Zirvesi’nden çok önceki bir tarihte, 26 Ocak 2010 tarihli Wikileaks belgesinde çırılçıplak ortada duruyordu:
ABD Başkanı Barrack Obama ile görüşen Başbakan Erdoğan, “hem iç politika hem de İran politikasındaki maliyetlerin azaltılması için, füze kalkanı NATO şemsiyesi altına alınmalı” diyordu!
2.‘Komuta kimde’ yalanı
Başbakan Erdoğan, Füze Kalkanı’nın komutasıyla ilgili önce “komuta kesinlikle bize verilmeli, aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil” dedi. Nitekim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Lizbon Zirvesi’ne giderken, uçakta “bizden habersiz füze kullanımı olmayacak” dedi.
Erdoğan’ın “komuta bizde olacak” sözlerine yanıt, NATO sözcüsü James Appathurai’den geldi: “Bu tür proje ve operasyonlar için yetkilendirmede izlenecek yöntem bellidir. NATO’nun ortak karar alma yapısı vardır ve tek bir ülkeye yetki devri yapılması söz konusu olamaz. NATO operasyonu söz konusuysa butona NATO basar.”
Nitekim Zirve’den iki gün sonra Başbakan Erdoğan artık şöyle konuşuyordu: “Komutanın kesinlikle NATO’da olması gerektiğini ifade ettik ve NATO, malumunuz olduğu üzere bir saldırı sistemi oluşturmuyor, bir savunma sistemi oluşturuyor.”
‘İsmi sır general’ yalanı
Dışişleri Bakanlığı’nın “NATO’nun füze savunma sisteminde yer alacağız” açıklamasından hemen sonra, Zaman gazetesi “Füze kalkanında radarın yeri ve Türk komutanın ismi şimdilik sır” başlığıyla, birinci sayfadan dikkat çeken bir “servis haber” yayımladı.
Kamuoyu imaline yönelik habere göre, Türkiye Almanya’daki komuta karargâhında general seviyesinde bir temsilci bulunduracaktı. Yani Zaman’a göre, komuta yetkisi aynı zamanda Türkiye’de de olacaktı. Üstelik generalin ismi gizlilik nedeniyle “sır”dı! Sayfalarını çarşaf çarşaf askeri sırlara ve isimlere ayıran bir gazetenin bu haberi, AKP’nin Kalkan konusunda ne kadar çaresiz olduğunu da gösteriyor!
Sonuç olarak AKP’nin “butona biz basacağız” yalanına NATO noktayı koymuş ve “butona NATO basar” demiştir. Böylece AKP’nin botuna basan değil, bizzat “buton” olduğu da ortaya çıkmıştır!
YARIN: AKP’nin Kalkan’da İsrail yalanları
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Eylül 2011