Posts Tagged İsrail

GAZZE’DE TÜRKİYE-İRAN ÇARPIŞMASI

İsrail’in Gazze saldırısı 2008’le eş tutularak değerlendiriliyor hep. 2008’de de İsrail, ABD seçimlerinden bir ay sonra ve kendi seçimlerinden bir ay önce Gazze’ye saldırmıştı.

Başbakan Erdoğan da böyle değerlendirdiği için Netenyahu’ya şu mesajı veriyor: “Bilesin ki 2012’nin şartları, 2008’in şartları gibi değildir.”

Bu teze sarılanlara göre İsrail bu zamanlama ile ABD yönetimini baskılamayı ve kendi seçimlerine de siyasi malzeme üretmeyi hedefliyor!

Kuşkusuz İsrail’in böyle bir hedefi vardır elbette ancak Gazze’de İsrail’in hedeflerinden ötesi sahneleniyor!

TÜRKİYE-MISIR, İRAN’IN YERİNE OYNUYOR

Peki, o zaman hedef ne?

Hemen belirtelim: Suriye’de çarpışanlar şimdi de Gazze’de çarpışmaya soyunmuşlardır!

Suriye’de İran-Irak-Suriye cephesiyle karşı karşıya gelen Türkiye-Suudi Arabistan-Katar cephesi, Gazze’de yanlarına bu kez Mısır’ı da almaya çalışarak yeni bir cephe açmaktadırlar.

Bu o kadar açıktır ki, Zaman yazarı Ali Bulaç haklı olarak şu uyarıyı yapmaktadır: “Eğer Filistin direnişinde Türkiye ve Mısır, İran’ın yerini almak istiyorlarsa, maddi karşılığı olmayan retoriklerin ötesinde İran’ın direnişe sağladıklarının fazlasını sağlamaları beklenir.” (Zaman, 19 Kasım 2012)

Bulaç ikinci bir uyarı daha yapmaktadır: “Hangi yönetim bu işe bulaşırsa, eninde sonunda ya Batı ve İsrail’e avantaj sağlamak isterken kendi kamuoyuyla karşı karşıya gelir, meşruiyetini kaybeder; ya da Batı ve İsrail ile bizzarure çatışmaya girer.”

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi FHKC’den Adil Smara da meseleye aynı yerden bakıyor ve Gazze’de Türkiye-Mısır ekseni kurulmaya çalışılmasını “Müslüman Kardeşleri Gazze’ye yerleştiren köprü” olarak değerlendiriyor.

ERDOĞAN’IN İŞİ HAMAS’I DURDURMAK

En iyisi İsrail’in Gazze’ye saldırısından hemen önce meydana gelen kimi olguları sıralayalım:

1) Katar Şeyhi El Tani 23 Ekim’de sürpriz bir şekilde Gazze’yi ziyaret etti. İran’ın Fars Haber Ajansı, El Tani’nin bu ziyarette Hamas liderlerine saat ve dolmakalem hediye ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Bu hediyeler, İsrail uydularına düşük frekanslı sinyaller yolluyor ve bu sayede İsrail uçakları diledikleri Hamasçı’yı kolayca bulup vuruyor.”

İran’a göre İsrail Hamas’ın askeri lideri Cebari’yi bu şekilde öldürdü.

2) Pek çok analist, İsrail’in Hamas’ın lideri Cebari’yi öldürmesine şaşırdı. Zira Cebari son olarak İsrailli esir askerle Filistinlilerin takasını sağlamıştı!

FHKC’den Adil Smara’nın şu sözleri önemli: “Hamas liderlerinden İsmail Haniye’nin, Ramallah hükümeti yolundaki istişarelerinin önünde engel olan Cabari’nin ortadan kalkmasından sanki bir rahatlık duymuş gibi başladığı konuşmasını dinlediğimde, bu gözlemlerden emin oldum.”

3) AKP’nin koruması altında İstanbul’da yaşayan Tarık Haşimi’nin bu ay başında MOSSAD ajanlarıyla görüştüğü ortaya çıktı. Bu görüşmenin AKP bilgisi dışında olması mümkün değil.

4) İsrail Maslahatgüzarı yanında MOSSAD ajanlarıyla birlikte TBMM’de AKP’li Dışişleri Komisyonu Başkanvekili’ni “randevusuz” ziyaret etti.

5) Türkiye, resmi olarak İsrail’in Hayfa Limanı’na Ro-Ro seferleri başlattı.

6) Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel Suudi Arabistan’a gitti.

7) Tamam, Erdoğan “İsrail’in savunma hakkı var” diyen Obama’ya “bu nasıl adalettir” diye seslendi ama Washington’dan gelen “Hamas’a baskı yap” çağırısına da uydu!

Başbakan Erdoğan’ın bu talepten sonra El Fetih’le Hamas’ı birleşmeye çağırması ilginçti. Filistin’in bölünmüş yapısından bugüne kadar hiç rahatsız olmayan Erdoğan’ın çağrısı manidardı.

ABD Başkanı Barrack Obama’nın son olarak “Hamas’ın durdurulması Erdoğan ile Mursi’nin sorumluluğudur” demesi, aynı zamanda bir göreve işaret etmekteydi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Kasım 2012

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

GAZZE RANTÇILARI

Suriye operasyonuna soyunanların İsrail’in Gazze saldırısından medet umması bu coğrafya için tarihidir! Emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki tetikçisi olan İsrail’in Filistinli katletmesinden Suriye rantı elde etmeye çalışanlar, aynı zamanda “NATO İslamcılığı” kavramını berraklaştırmaktadır!

SUK: İSRAİL ESAD’IN SUÇUNU ÖRTÜYOR

Ahmet Davutoğlu’nun koordinatörlüğünü yaptığı SUK’un yeni başkanı George Sabra bakın ne diyor: “İsrail Gazze saldırısı ile Suriye’yi gündemden düşürerek Esad’ın işlediği insanlık dışı suçun üstünü örtmeye çalışıyor.”

İsrail’in, Hamas’ın askeri lideri Ahmed el-Cebari’yi katleden füze saldırısıyla başlayan Gazze operasyonunun ilk saatlerinden beri AKP kalemşorlarınca bu “görüş” kamuoyuna pompalanıyor!

Ahlaki olmayan ve Gazze’deki ölümlerden rant sağlamaya çalışan bu yaklaşım aynı zamanda çaresiz olduklarını da sergilemektedir.

CEMAAT: İSRAİL, ARAPBAHARI’NI BOMBALIYOR

Örneğin Zaman yazarı Abdülhamit Bilici Gazze rantçılığının teorisini yapmış dün!

İsrail’in Gazze operasyonunun üç sonucu varmış: “1) İsrail’in Gazze’ye saldırarak tekrar Filistin meselesini denkleme taşıması, değişim sürecinin (Arap Baharı’nın) önünü kesmek için zekice bir hamle olabilir. 2) Daha iktidarlarının baharında Filistin meselesiyle uğraşmak zorunda kalmak, başta Mursi olmak üzere yeni yönetimleri sokağın öncelikli talebi olan reformlardan uzaklaştıracak bir tuzağa dönüşebilir. 3) Netanyahu, Gazze’ye saldırarak, Arap Baharı ve özellikle Suriye krizinin gölgesinde kalan Filistin’in meselesini, dünya ve bölge dengelerinin hiç lehine olmadığı bir ortamda tekrar gündeme getirmiş oldu.”

Bilici, “İsrail, Arap Baharı’nı bombalıyor” başlıklı yazısını şu cümle ile bitirmiş: “Belki de İsrail’in hesabı Gazze’nin ötesinde Suriye ve Ortadoğu’daki değişimi vurmak…

İSRAİL-ESAD ORTAKLIĞI YALANI!

Son kongrede AKP MKYK’sine de seçilen Yeni Şafak yazarı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın dünkü yazısı ise “ileri demokrasi” şartlarında akademik unvanların seviyesini göstermesi bakımından önemliydi.

Aktay’a göre İsrail “Esad’ın ayakta kalması için elinden geleni ardına koymuyor.” Prof. yazar ve siyasetçi Aktay’a göre “İsrail’in Suriye ile ilgili hesabı birleşik bir Suriye devleti yerine paramparça olmuş, her bir parçası da diğeriyle sorunlu bir Suriye’dir.” Peki, Esad İsrail’e nasıl hizmet ediyor? Aktay’a göre “Esad’ın direnmeye devam etmekle yaptığı şey bir yanıyla da bu amaca (İsrail’in istediği parçalanmış Suriye’ye) hizmet ediyor.”

İsrail ve Esad’ın Suriye’yi bölmeye çalıştığını iddia edebilen (haliyle bu iddia, aynı zamanda AKP’nin ABD talebiyle Suriye’nin birliğini korumaya çalıştığını iddia etmek anlamına da gelir) Yasin Aktay, İsrail’in Gazze saldırısının anlamını da çözmüş elbette: “İsrail Esad’a yardımlarını zaten hiç esirgemedi ama şimdi ona daha acil bir yardımın gerekli olduğunu biliyor ve bu yardımı ulaştırmanın yolunu bir karambol ortamı oluşturmakta arıyor.”

AKP, HAMAS’I DURDURMAYA HAZIR!

AKP kalemşorlarının Gazze’den Suriye rantı çıkarmaya dönük bu mantık dışı tezleri son olarak Ahmet Davutoğlu tarafından dile getirildi: “İsrail yine Gazze’ye saldırdı. İsrail yine Obama’nın hareket alanını daraltıyor. Esad’a can simidi atıyor. Arap uyanışını sabote etmeye çalışıyor.

Stratejik sığlıkta kendilerini Obama’yla, Esad’ı ise İsrail’le müttefik ilan eden Ahmet Davutoğlu, acaba ABD’nin AKP’den Hamas’a baskı yapmasını istemesini nereye koyuyor? Obama’nın İsrail karşıtlığına mı?

İsrail-Esad-PKK sanal cephesine inanların dikkatine sunalım. ABD, AKP’den Hamas’a baskı yapmasını istedikten sonra iki kritik açıklama geldi: 1) Bülent Arınç: “İsrail’le görüşmek lazım.” 2) Başbakan Erdoğan: “ABD garanti verirse Hamas durmaya hazır.

NOT: Bugün 12:00 – 14:00 saatleri arasında, İstanbul TÜYAP Kitap fuarında okurlarımızla buluşup, kitaplarımızı imzalayacağız. Bekleriz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Kasım 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

SURİYE’DE AKP-İSRAİL ORTAKLIĞI

İsrail’in eski Ankara Büyükelçisi olan Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Pinhas Avivi, Kudüs’te TRT üzerinden AKP’ye “Suriye’de işbirliği” çağrısı yaptı. İsrail ayrıca Mavi Marmara için “önkoşulsuz” olarak masaya oturmaya hazır olduğunu ilan etti.

Ankara, İsrail’e yanıtını, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal’ın ağzından ve AA üzerinden verdi: “İsrailli yetkililerin basına beyanlar yoluyla mesaj vermeye çalışmak yerine ilişkilerin normalleşmesi için atılması beklenen adımları atmaları gerekmektedir.”

ESAD, İSRAİL’İN DÜŞMANIDIR

Tel Aviv’in çağrısı ve Ankara’nın “olumsuz” yanıtı, aslında özel anlamlar içeriyor. Şöyle ki, İsrail bu çağrıyla iki ülkenin Suriye konusunda aynı safta olduğuna işaret etmiş oldu.

Aydınlık okurları açısından şaşırtıcı olmayan bu gerçek, AKP tabanı açısından sürprizdir. Zira AKP Hükümeti, hem kendi tabanını hem de genel Türk kamuoyunu Suriye politikasına ikna edebilmek için en başında beri iki temel teze yaslandı: Birincisi Beşar Esad ile PKK’nin müttefik olduğunu, ikincisi de İsrail’in Esad’ın gitmesini istemediği ileri sürdü.

İşte bu çağrıyla İsrail ve AKP’nin Suriye konusunda karşı karşıya olmadığı, nesnel olarak yan yana oldukları resmi ağızdan doğrulanmış oldu.

Salt Suriye konusu değil elbette, Kürecik radarı ve İran karşıtı politikalar da AKP ile İsrail’i bölgede “siyasi ortak” yapıyor.

HEDEF: BÖLGEYİ TOPTAN ZAYIFLATMAK

Nitekim İsrail’in rolü saptanmaya başlandı. Hatta Suriye direndikçe ve AKP, ABD adına bölge ülkeleriyle karşı karşıya geldikçe, pek çok kesimlerde izlenen politikanın yanlışlığına dair görüşler oluşmaya ve çoğalmaya başladı.

Örneğin Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi ORSAM Başkanı Hasan Kanbolat, artık şu tespiti yapıyor: “Oyun içinde oyun oynanıyor. Suriye olaylarının dizaynı, bölge güçlerinin topyekûn zayıflaması üzerine kurgulanmış gibi görünüyor.”

Kanbolat, AKP’nin 20 aylık Suriye politikasının sonuçlarını altı maddede saptamış. Özetleyelim:

1) “İsrail’in güvenliğini tehdit eden ana güçlerden biri olan Suriye ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.”

2) “Türkiye, Suriye ile savaş ortamına sürüklenerek Türk ve Arap dünyası arasında I. Dünya Savaşı sırasında kopan ilişkilerin AK Parti döneminde başlayan yeniden tamir çabaları tahrip edilmeye çalışılıyor.”

3) “Türkiye’nin Suriye ile sıcak savaşa sürüklenmesi ile birlikte yalnızlaştırılan Türkiye’nin derin bir ekonomik krize girmesi, ekonomik ve siyasi kriz ile birlikte AK Parti’nin çökertilmek istenmesi üzerine güçlü varsayımlar bulunuyor.”

4) “Bölgenin iki büyük gücü olan Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun bütün enerjisinin Suriye’ye aktarılması sağlanarak bu iki ülkenin dünya olaylarından soyutlanması sağlanıyor.”

5) “Suriye olayları ile birlikte son beş yüz yıldır en parlak dönemini yaşayan ve vizelerin karşılıklı kaldırıldığı Türk-Rus ilişkileri onarılmayacak kadar kötü bir duruma sokulmaya çalışıyor.”

6) “Suriye’den sonra Türkiye’nin de siyasi kaosa sürüklenmesi ile birlikte Türkiye ve Suriye Kürtlerinin Irak’ta olduğu gibi fiili bağımsız yapıya kavuşabileceği üzerinde duruluyor.”

Kanbolat, eksik ama düne göre çok ileri olan bu saptamalarını “Savaş lobilerinin kurgusundan kurtulmalıyız” diyerek bitiriyor. “Savaş lobisi” ile herhalde ABD ve İsrail’i kastediyordur…

AKP HEDEF DEĞİL ARAÇ

Kuşkusuz Hasan Kanbolat’ın altı maddelik sonuçları, AKP’nin süreçteki rolünü açıklayamıyor. Hatta Kanbolat, Suriye’yle birlikte AKP’nin de aslında hedef alındığını ileri sürüyor. Ve hatta Kanbolat, AKP’den bu kurguyu bozmasını da bekliyor.

Mümkün mü? AKP Suriye konusunda elbette kullanılmıştır ve kullanılmaktadır ama bu AKP’ye rağmen değildir. İktidar yapılmanın bedelidir, imzalanan ikili sözleşmelerin gereğidir.

Dolayısıyla, ABD’nin Suriye politikasının hedeflerinden birini, AKP’nin çökertilmesi olarak sunmak doğru değildir, sadece Ahmet Davutoğlu’nu altında bırakır!

AKP operasyonun hedefi değil, aracıdır! Suriye’ye savaş açacak bir AKP illaki çökecektir o ayrı elbette!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ekim 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

28 ŞUBAT, İSRAİL RADARINI REDDETTİ

E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun, “Balyoz” isimli kitabında Türkiye-İsrail gerginliğinin bilerek çıkarıldığını söylüyor.

Dün incelemiştik… Em. Org. Ergin Davos krizinden önce gerçekleşen kimi olayları anlatıyor ve şu saptamayı yapıyordu. Amaç, Türkiye’nin Araplar nezdinde itibarını artırarak İran’ın bölgesel liderliğini engellemek!

Bugün yine Balyoz kitabında yer alan ve füze kalkanı projesinin ne anlama geldiğini resmi ağızlardan ortaya koyan olaylara göz atacağız.

RADAR, VURULACAK İLK HEDEFTİR

E. Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun açıkça saptıyor: “Füze Kalkanı yani radarın savunma amaçlı olduğu söylense de durum biraz farklıdır.”

Peki, durum neden farklıdır? AKP Hükümeti’nin bu kalkanla ilgili halka açıkladıkları yoksa doğru değil mi?

Em. Org. Ergin Saygun, “şu anda bir nükleer tehlike dengesi” olduğuna dikkat çekiyor: “Bu dengeye eskiden ‘Karşılıklı İmha Garantisi’ derlerdi. Kısacası ‘o atarsa ben de atarım’ veya ‘ben onu vurursam o da beni vurur’.”

Em. Org. Saygun, işte Malatya-Kürecik’e yerleştirilen bu radarın dengeyi bozduğunu saptıyor: “Siz onu vuruyorsunuz ama o sizi vuramıyor. Onun için de ‘karşı taraf’ bunu taarruzi bir imkân ve kabiliyet ve kendisine bir tehdit olarak kabul ediyor. Bu nedenle de bir çatışma anında bu radarlar ilk vurulacak hedeflerden olarak kabul ediliyor.

İSRAİLLİ GENERAL: SIĞINAKLARA KAÇARSINIZ

Em. Org. Ergin Saygun, bu kalkan konusunun 1997-98’de de gündeme geldiğini aktarıyor. “O zaman İsrail radar koymak istiyordu ülkemize” diyen Saygun radarın hedefini açıklıyor: “Türkiye ve Ürdün’e birer radar konacak, İran’ın atacağı füzeleri İsrail bu iki radarın verdiği bilgilerle kestirme yolu ile tespit edebilecekti.”

O sırada Plan ve Prensipler Başkanlığı’nda J-5 Strateji Daire Başkanı olan Saygun, “Başkanlığın görüşü bu girişime karşı çıkmaktı. Görüşümüz sonradan bir Genelkurmay Başkanlığı görüşü olarak kabul edildi.” diyor ve İsrail’in talebinin 28 Şubat sürecinde reddedildiğini açıklıyor.

Em. Org. Ergin Saygun ile İsrailli muhatabının bu konudaki tartışması ise oldukça anlamlı: “İsrail Savunma Bakanlığı Müsteşarı Em. General Ivri Ankara’ya gelip benimle görüştü. Kendisine bu radarın bize ne fayda sağlayacağını sordum. ‘Füzenin atıldığını tespit edip sığınaklara kaçabilirsiniz’ dedi. ‘Radarla beraber füze de verilirse teklifi inceleriz’ dedim. ‘Füze veremeyiz’ deyince de görüşme bitti.

Bunun üzerine “Türkiye’nin bir miktar füze ihtiyacının” karşılanması için ABD devreye girer: “Birkaç gün sonra ABD Büyükelçiliği’nden beni ve eşimi, füzesavar sistemini yerinde görmek için her türlü masraf kendilerince karşılanmak üzere ABD’ye davet eden bir mektup aldım. Teşekkür ederek daveti reddettim.”

BALYOZ, TSK’Yİ HİZAYA SOKMA TERTİBİDİR

Bu anlatılanlardan sonra dün başlıktan sorduğumuz sorumuzu yineleyelim: “Kim daha İsrailci? AKP m, TSK mi?”

28 Şubat’ın ABD-İsrail kaynaklı olduğunu düşünenler, Ergin Saygun’un Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Balyoz” isimli kitabını mutlaka okusunlar.

Görülecektir ki Balyoz tertibi, ABD’nin 1995’te “hizadan çıkmaya” başlayan Türk Ordusu’nu yeniden hizaya sokma tertibidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ekim 2012

, , , ,

Yorum bırakın

KİM DAHA İSRAİLCİ? AKP Mİ, TSK Mİ?

Başlıktaki soru kuşkusuz tuhaf. Ancak “TSK İsrailcidir”, “28 Şubat ABD-İsrail kaynaklıdır” gibi iddiaların çokça dillendirilmesi nedeniyle sorduk bu soruyu…

Üstelik artık bizi bu sorunun yanıtına götüren bazı resmi açıklamalar da var…

OBAMA’NIN ‘MODEL ORTAKLIĞI’

Başbakan Erdoğan’ın Davos’da “one minute” demesiyle başlayan ve Mavi Marmara saldırısıyla doruğa çıkan Türkiye-İsrail gerilimiyle ilgili en başından beri şu tezi dile getirdik: Obama’nın ABD başkanlığı döneminde, AKP Hükümeti’ne İran’ın etkisini sınırlama ve Tahran’ı izole etme görevi verildi. Nitekim Suriye’yle neredeyse ortak kabine kurma noktasına kadar getirilen ilişkiler, Tahran’ı yalnızlaştırmak içindi… Türkiye’nin İran’dan rol çalabilmesi ve Ortadoğu’da Araplar nezdinde bir yer edinebilmesi için de Filistin meselesine sarılması ve dahası İsrail’le ilişkilerin seviyesini düşürmesi gerekirdi.

Davos’ta başlatılan kriz bu nedenleydi. Nitekim siyaseten gerilimli olan ilişkiler, ekonomiye hiç yansımamış, hatta Türk-İsrail ticaret büyüklüğü her yıl artmıştır.

İSRAİL GERİLİME DAVOS’DAN ÖNCE BAŞLADI

Eski Genelkurmay 2. Başkanı Em. Org. Ergin Saygun, Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Balyoz” isimli kitabında işte bu sürece ışık tutan çok önemli bilgiler paylaşıyor.

Em. Org. Saygun, ABD ve İsrail’in, Türk-İsrail ilişkilerini bilerek bozduklarını savunuyor. Em. Org. Saygun’un iddiasının dayanağı ise “one minute” krizinden önce meydana gelen şu olaylar:

1) İsrail uçakları 7 Eylül 2007 günü Akdeniz üzerinden Türkiye’ye girdi, bir süre Türkiye-Suriye sınır hattında uçtu ve ansızın Suriye’ye girerek bu ülkedeki kimi hedefleri vurdu. İsrail uçakları, sonra aynı rotayı izleyerek ülkesine döndü. Üstelik büyük pervasızlıkla, yakıt tanklarını da Türkiye topraklarına attı! Türk Ordusu olaya sert tepki gösterdi. Türkiye İsrail’den özür istedi. ABD ise “İsrail gerekçesini açıklayınca siz de hak vereceksiniz” diyerek Türkiye’yi yumuşatmaya çalıştı.

2) ABD’deki önemli Yahudi kuruluşu ADL, hiç gündemde olmamasına rağmen ve genel çizgisine aykırı olarak 2008 yılında “Ermeni soykırımı vardır, olmuştur” açıklaması yaptı. ADL’yi peşi sıra diğer Yahudi kuruluşları izledi.

Oysa İsrail ve Yahudi kuruluşları, Yahudi Soykırımı’yla aynı kefede olmaması için dünyada başka hiçbir soykırım olmadığını hep savunagelmişti…

Siyasi gündemimize pek gelmeyen bu olaya en sert tepkiyi yine Türk Ordusu verdi ve örneğim Genelkurmay Başkanı İsrail’e yapacağı resmi ziyareti iptal etti.

3) İsrail hava kuvvetlerine bağlı uçaklar, BM’nin Lübnan’daki barış gücü UNIFIL bünyesinde görev yapan Türk Deniz Kuvvetleri’ne mensup bir firkateyne radar kilitledi. Bu, uçakların her an gemiye füze atabilecek bir pozisyona geçtikleri anlamına gelmekteydi. İsrail, TSK’nin uyarılarına rağmen bu olayı birkaç kez daha tekrarladı. En sonunda Türk Ordusu, İsrail’i sert bir şekilde uyardı.

Türkiye’nin Anadolu Kartalı tatbikatına İsrail’i davet etmemesi, ABD’nin de bu yüzden katılmaması, işte bu süreçtedir.

AMAÇ İRAN’I ENGELLEMEK

Em. Org. Ergin Saygun, kimi başka örnekler de veriyor ve İsrail’in ABD bilgisi dahilinde, Türkiye-İsrail ilişkilerini neden bilerek bozmaya çalıştığını sorguluyor.

Em. Org. Saygun’un saptaması önemli: “ABD’nin Irak’tan çekilmesinin bölgede boşluk yaratacağı, Şii yayılmasının artacağı, İran’ın Arap Yarımadası’na girmesinin İsrail için büyük tehdit oluşturacağı ortadaydı. Boşluğu İran yerine Türkiye doldurmalıydı. Ancak Araplar, Türklere karşı kuşkuluydu. O nedenle Türkiye’nin Araplar nezdindeki itibarı artırılmalıydı. Bunun en çabuk, etkili ve sonuç vermesi kesin olan uygulaması ise Türkiye ile İsrail’in arasını açmak, kavga ettirmektir.” (Ergin Saygun, Balyoz, s.286)

Em. Org. Ergin Saygun’un Balyoz isimli kitabından hareketle “kimin daha İsrailci” olduğunu sorgulamayı sürdüreceğiz. Sırada “Füze Kalkanı” tartışmaları var…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Eylül 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SESSİZ?

Hafta sonu internet sitesine iki subayımızın konuşması düştü. Korg. V. A. ile Kur. Alb. A. K. olduğu iddia edilen iki kişi, “İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığını ancak vur emri verilmediği için Türk savaş uçaklarının avcı iken av konumuna düştüğünü”  belirtiyorlardı.

Daha önce defalarca Türk subaylarının bu internet sitesine düşen ses kasetlerini malzeme yapan yandaş medya, nedense bu ses kaydını görmezden geldi, kullanmadı, yayınlamadı…

Acaba neden?

Belki de yanıtı son bir haftalık gelişmelerin toplamında gizlidir. Anımsayalım:

İSRAİL UÇAKLARIYLA İT DALAŞI

1.) Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden KKTC semalarında İsrail uçaklarıyla it dalaşı yaşandığını duyurdu. 14 Mayıs günü İsrail’e ait “tipi tespit edilemeyen” bir uçak KKTC hava sahasını toplam 8 dakika süreyle tam 5 kez ihlal etmişti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-16 uçağı, çift koldan İsrail uçağına yönelmiş ve KKTC hava sahasından çıkarmıştı.

2.) Anadolu Ajansı, İsrail’in Kıbrıs Rum Kesimi’ne 20 bin komando yerleştirmek istediğini iddia etti. Ajans iddiasını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hrstofyas arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına dayandırdı. Yandaş medya, Anadolu Ajansı’nın iddiasına “Kıbrıs Rum Kesimi’nde ‘Küçük İsrail’ isteği” gibi başlıklarla yer verdi.

Tel Aviv, iddiayı hızla yalanlarken, KKTC eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Adaya İsrail askerinin gelmesi mümkün değildir” diyordu.

İSRAİL’İN ASKERİ HAMLELERİ

Bu iki önemli olay dışında son dönemde ülkemizi yakından ilgilendiren başka gelişmeler de yaşandı. Kısaca anımsayalım:

3.) İsrail Balkanlar’da Türkiye karşıtı ortaklıklar kurmaya başladı, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan ile askeri ortaklık anlaşmaları imzaladı.

4.) İsrail Kafkaslarda da önemli hamleler yaptı; hem Azerbaycan’la hem de Gürcistan’la askeri ilişkilerini geliştirdi, silah anlaşmaları imzaladı.

5.) İsrail, Almanya’dan nükleer silah taşıma kapasiteli denizaltılar aldı.

6.) İsrail, ABD ve Yunanistan’la birlikte, burnumuzun dibinde, Meis Adası açıklarında askeri tatbikat yaptı. Yunan basını, tatbikattaki düşman ülkenin “Türkiye” olduğunu yazdı.

İSRAİL, SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU

İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığı iddiası, İsrail’in 2007’de Suriye’yi Türk hava sahasını kullanarak vurması olayını akıllara getiriyor. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay – Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.

7.) Buna bir de geçen aylarda Türk hava sahasına giren Heron bilgisini ekleyelim.

NETENYAHU’YA GÖNDERİLEN ÖZEL TEMSİLCİ

İsrail’e karşı yüksek perdeden sözler sarf etmeye oldukça meyilli olan Başbakan Erdoğan, neden bu kadar olguya rağmen hiç ses çıkarmıyor? Bu sessizlikte bir anormallik yok mu?

Bu sorumuzun yanıtı yoksa şu iddiada mı saklı?

8.) İsrail Chanel 10 televizyonu, geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın dibe vuran ilişkileri canlandırmak üzere İsrail Başbakanı Netanyahu’ya özel temsilci gönderdiğini öne sürmüştü.

Bu durumda iki seçenekle karşı karşıyayız.

a.) Olgular dışındaki iddialar, AKP ve İsrail tarafından karşılıklı, birbirlerini yıpratmak için, yani psikolojik savaş gereği üretiliyor.

b.) Tıpkı ABD’nin en ağır bombardıman yaptığı gün Vietnam’la barış görüşmesi yapması gibi, tıpkı AKP’nin en ağır sözleri sarf ederken Oslo’da PKK’yle pazarlık yapması gibi, yoksa AKP ile İsrail, yoğun gerilim görüntüsü altında, aslında müzakere mi yapıyorlar? Ve bu müzakere, Türkiye’ye yeni NATO görevinin gereği midir?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

MISIR – İSRAİL KRİZİ İRAN’A YARIYOR

İsrail’in Mısır sınırına 30 bin asker göndereceği haberi, Mübarek’in devrilmesiyle başlayan gerilimi daha da tırmandırdı.

İngiliz Times gazetesine bilgi veren İsrailli yetkililere göre üç taburdan oluşacak Güney Birliği yeniden kurulacak ve yüzlerce tankın desteğinde görev yapacak. Güney Birliği İsrail’in 1979 tarihli Camp David anlaşmasıyla feshettiği, Mısır’ı hedef alan birliğiydi…

İsrail’in bu kararıyla, fiilen Camp David anlaşması da bitmiş oluyor… Ancak Camp David’i bitirme kararının asıl sahibinin Mısır olduğunu özellikle vurgulamalıyız.

CAMP DAVİD, ABD-İSRAİL SİGORTASIYDI

Neydi Camp David? İsrail ile Mısır’ı aynı eksene sokan ABD planıydı! Washington’un İsrail’in güvenliğini sağlayan ve bu eksen üzerinden Ortadoğu’ya müdahale etmesine yarayan anlaşmaydı. Mısır bu anlaşmayla İsrail’i ilk tanıyan Arap ülkesi olmuştu.

Enver Sedat ve Menahem Begin’in ABD koordinatörlüğünde ve 12 gün süren pazarlıklarının ardından 17 Eylül 1978 tarihinde imzaladığı bu sözleşme, her ikisine de Nobel Barış Ödülü kazandırmıştı! Altı ay sonra, 26 Mart 1979’da sözleşme Barış anlaşmasına çevrildi. İsrail’in Sina yarımadasından asker çekmesi karşısında Mısır İsrail’i tanıyacak, Ürdün de İsrail’le barış görüşmelerine başlayacaktı. Böylece ABD, İsrail’in güvenliğini garanti altına alacaktı.

Enver Sedat, İsrail’le yaptığı bu anlaşma sonrasında 1981 yılında öldürüldü, yerine Hüsnü Mübarek geçti… Mübarek 30 yıl boyunca bu anlaşmaya sadık kalmakla yetinmedi, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki önemli bir aracı olarak Mısır- İsrail eksenli Ortadoğu için çalıştı.

Hüsnü Mübarek’in 2011’de devrilmesi, bu nedenle en çok İsrail’i üzmüş, İran’ı da sevindirmişti… Çünkü Mübarek İsrail’in İran’a karşı sigortasıydı.

MÜBAREK SONRASI İLİŞKİLERİN SEYRİ

Mübarek’in devrilmesiyle İsrail – Mısır ilişkileri krize girdi.

Gazze’yi İsrail’le birlikte ablukaya alan Mısır, öncelikle sınır kapısını açtı. Mısır’da “İsrail Gazze’ye saldırırsa, biz de savaşırız” sesleri yükseldi. Camp David anlaşması sorgulandı, anlaşmaya son verilmesi talepleri dillendirildi.

İsrail Gazze operasyonu sırasında bir Mısır polisini öldürdü. Tel Aviv, “yanlışlıkla olduğunu” savundu. Mısırlılar, İsrail büyükelçiliğine saldırdı. İsrail sınırdaki operasyonlarını sürdürdü; 5 Mısır güvenlik görevlisi öldü. Kahire, İsrail’den büyükelçisini çekti.

Mısır Başbakanı İsam Şeref, Camp David anlaşmasının kutsal bir anlaşma olmadığını, değiştirilebileceğini ilan etti.

4 yıldır savaş halinde olan El Fetih ile Hamas, Mısır’ın aktörlüğünde bir araya geldi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mısır’la ilişkilerinin bozulduğunu, İsrail’in tarihin en büyük tecridini yaşadığını söyledi.

Mısır, İsrail’in doğalgazını kesti. Barış anlaşmasının bir parçası olan bu anlaşmanın yırtılması, Camp David sürecine bir darbe daha vurdu.

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, “Mısır, İran’dan daha büyük bir tehdit” dedi.

Mısır, geçen hafta tarihinin en büyük askeri tatbikatlarından birini yaptı. Tatbikatın düşman ülkesi İsrail’di. Yönetimi geçici olarak devralan Askeri Konsey’in başkanı Mareşal Hüseyin Tantavi, sözleriyle İsrail’i hedef aldı: “Bize saldırmaya kalkan ya da sınırlarımıza gelen herkesin bacaklarını kırarız.”

İSRAİL KAYBETTİ, İRAN KAZANDI

Mısır’ın İsrail’e ilişkileri inişe geçerken, İran’la yükseldi!

30 yıl sonra başlayan diplomatik ilişkiler bir yana, Mısır’ın İran savaş gemilerine Süveyş’i açması bile, tek başına çok önemli!

Mısır – İsrail krizinin İran’a yaraması, birinci turu 23-24 Mayıs’ta başlayacak Mısır Cumhurbaşkanlığı seçimini, en başta ABD ve İsrail için önemli kılıyor. Kılıçlar çekilmiş durumda!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Mayıs 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

İSRAİL’LE KÖPRÜLER NEDEN ATILDI?

Üst yönetimi hariç hemen her AKP’linin mahcubiyet duyduğu en önemli konu, izlenen İran ve Suriye politikasıdır.

Eleştirileri “füze kalkanı aslında İran’ı hedef almıyor” ve “NATO üyesi olduğumuz için mecburuz” savunması ile geçiştirmeye ve inanmadan dile getirdikleri “Beşar Esad da halkını katlediyor” sözleriyle savuşturmaya çalışıyorlar…

Sonra nafile deyip kabulleniyorlar, ama her halükarda “AKP’nin İran ve Suriye politikasının, İsrail’in işine yaradığı” gerçeğine itiraz etmekten geri durmuyorlar.

Çünkü en büyük “gerçekleri”, Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” dediği hayali…

YUMUŞATICI MİSYON

Biz de bıkıp usanmadan, Davos’da “one minute” ile sahnelenen oyunun gerekçesini anlatıyoruz yeniden.

İran’dan rol çalacak, bölge liderliğine oynayacak, Arapları arkasına alacak bir ülkenin önce Filistin davasına sarılması, sonra da İsrail’e kafa tutması gerektiğini belirtiyoruz.

Esad’ın daha iki yıl önce Erdoğan tarafından “kardeş” ilan edilmesinin de oyunun bir parçası olduğunu, Tahran’ın yalnızlaştırılması için müttefiki Şam’ın kucaklanması gerektiğini vurguluyoruz.

AKP’nin Lübnan, Ürdün ve Suriye ile kurduğu “Ortadoğu Birliği”nin İran’a karşı olduğunu anımsatıyoruz.

Sonra Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin, Obama’nın mektubuyla İran’a yakınlaştığını, uranyum takası için anlaşma aradığını belirtiyoruz. İkilinin, ABD adına İran’ı masada tutmaya çalıştığını, misyonlarının Washington’da “yumuşatıcı” ve “kolaylaştırıcı” diye isimlendirildiğini söylüyoruz.

En çok karşı oldukları kişi olan Çevik Bir ile liderlerinin “madalya kardeşi” olduğuna, bir tek ikisinin ABD’deki Yahudi kurumlarından madalya aldığına dikkat çekiyoruz.

Suriye sınırındaki mayınların neden İsrail şirketine verilmeye çalışıldığını soruyoruz.

Ve hepsinden önemlisi, siyasi ilişkiler güya kötüyken, nasıl olup da ticari ilişkilerin 2009’dan bu yana katlana katlana büyüdüğünü sorguluyoruz.

Ve tün bunları, 1 Şubat 2009’da “Davos’da drama” dediğimiz günden bu yana ısrarla dile getirdiğimizi belirtiyoruz.

GÖLGE CIA BELGESİNDE ERDOĞAN

Sonra belgeler ortaya çıkıyor: Wikileaks’in yayımladığı ABD kriptoları, CIA’nın bilgi notları… Son olarak da “gölge CIA” denilen Stratfor’un ele geçirilen yazışmaları…

Örneğin Stratfor CEO’su George Friedman’ın imzasını taşıyan bir yazışmada, eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in notları yer alıyor. Ve o notlara göre Başbakan Erdoğan Kissinger’la görüşmesinde ona “bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslam dünyasına yaklaşacağını” söylüyor.

O noktanın, iki nokta üst üste olduğunu, birinin Davos’ta “one minute”, diğerinin de Gazze yolunda Mavi Marmara olduğunu biliyoruz.

Ve iki noktadan çok ünlem geliyor aklımıza, hani Obama’nın Erdoğan’a “sen model ortaksın” dediği ünlem.

ÇAĞRI

Cezayir’deki kara lekeyi 50 yıldır silememişken alnımızdan… Ve Irak’ta, Libya’da yeniden lekelenmişken alnımız, en çok tabandaki AKP’lilere sesleniyoruz şimdi: Alnımıza bir de Suriye ile İran’da leke sürmelerine izin vermeyin diye…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Mart 2012

, , , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD İÇİN TÜRKİYE – İSRAİL İŞBİRLİĞİ

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman’ın tam 18 ay sonra ilk kez görüşmesinden “Türkiye” çıktı!

İkilinin merakla beklenen görüşmesine dair ayrıntıları, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Victoria Nuland basına aktardı. Nuland,  iki ülkenin de ABD’nin müttefiki olduğuna işaret ederek, “Birlikte yapılması gereken çok iş var” ifadesini kullandı.

Lieberman’la görüşmesinde Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi çağrısı yapan Clinton, önümüzdeki günlerde de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu ağırlayacak.

RUSYA HAMLESİNE YANIT ARAYIŞI

Aslında Clinton’un Türkiye – İsrail işbirliğine işaret etmesi, Ortadoğu’daki yeni dengelerle ilgili. Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nde ABD’ye barikat oluşturması, zaten bölgedeki askeri varlığı azalmış Washington’un, Suriye konusunda elinini zayıflatıyor.

Nitekim Victoria Nuland da, Clinton ile Liberman’ın, Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ndeki vetolarından sonra Suriye’deki durumu masaya yatırdıklarınıı belirtti.

ABD, Rusya’nın Suriye konusunda ipleri eline almasına ve “belirleyen” konumuna geçmesine yanıt vermek amacıyla bir yandan AKP’yi sıkıştırıyor ve Türkiye üzerinden “yeni bir girişim” başlatılmasına çalışıyor, bir yandan da İsrail’i Türkiye’yle işbirliği konusunda zorluyor.

Suriye konusunda mevcut nesnel durum zaten AKP ile İsrail’i doğal müttefik yapıyor. AKP’nin Suriye karşıtı politikalarına en çok sevinen ülkenin İsrail olması boşuna değil…

UFUKTA İRAN’A SALDIRI YOK

Clinton ile Liberman’ın görüşmesinde İran da konuşuldu. İkilinin görüşmesi, İsrail’in “bir an önce İran’a saldırılmalı” fikrine karşın, ABD’nin İran’a “yaptırımları artırmak”la yetinmesi nedeniyle, daha da önem kazanıyordu.

Victoria Nuland, İran konusunda iki bakanın, “bu ülkeye yönelik ilave yaptırımların getirdiği etki, dünya genelindeki ülkeleri İran petrolünden vazgeçirmek için verdikleri çabalar, İran’ın nükleer silah edinmesini önlemeye ve yaptırımlar yoluyla Tahran üzerindeki baskıyı artırmaya dönük ortak kararlılıkları hakkında” kapsamlı şekilde konuştuklarını belirtti.

Liberman’ın mevkidaşı Clinton’la ve ardından Amerikalı senatörlerle görüşmesinden sonra gazetecilere söylediği şu sözler, bu konudaki “ilerlemeyi” gösteriyordu: “’Yaptırımlar konusundaki bu çok kritik kararı takdir ediyoruz. İranlıların nükleer heveslerinden vazgeçmelerini bekliyoruz.”

İSRAİL’DEN AKP’YE ‘SOYKIRIM’ JESTİ

Belki de Clinton – Liberman buluşmasının anlamını en iyi ortaya koyan cümle, Liberman’ın temaslarından sonra bir televizyon kanalına verdiği demeçteki şu sözlerdi: “Holokost’tan başka bir soykırımı yasayla tanımayacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Şubat 2012 

, , , , ,

Yorum bırakın

İRAN KONUSUNDA ABD-İSRAİL FARKI

Dünya basını, ABD – İsrail ikilisinin her an İran’a sürpriz bir saldırı yapacağı öngörüleriyle doluydu geçen hafta… İranlı bilim adamlarına yönelik suikastlar, Hürmüz Boğazı konusunda yapılan açıklamalar ve en önemlisi ABD ve İsrail’in ortak tatbikat yapacağı bilgisi, bu öngörünün olgularıydı.

Ancak İran’a yakın zamanda bir saldırı olmayacağının bize göre en önemli olgusu ise ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve bölgede zayıflamasıydı!

Bu gerçek, ABD ile İsrail’in İran ajandasını değiştirmeye başladı.

ABD, İRAN’LA GÖRÜŞMEYE BAŞLADI

1. ABD, İran’la gizli görüşmelere başladı. Aydınlık Dış Haber Servisi’nin dünya basınına fark attığı bu haber, gelişmelerin en önemli olgusudur.

Kadir Has Üniversitesi’nin İstanbul Haliç binasında yapılan gizli görüşmeler ve bu görüşmelerde yer alan ABD’nin eski BM Daimi Temsilcisi Thomas Pickering’in Washington Post’da açıkça Obama yönetimini İran’la diplomatik ilişki kurmaya çağırması, bir “yeni dönem” gelişmesidir.

2. Washington’un Tahran’la müzakere masasına oturmak istediği Ahmet Davutoğlu’nun İran ziyaretiyle netleşti. Davutoğlu, AB Dış Politika ve Güvenlik Komiseri Chaterine Ashton’un mektubunu Tahran’a götürdü ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri ile Almanya’dan oluşan P5+1 ülkelerinin, Türkiye’de İran’la görüşmelere başlayacağını açıkladı.

3. ABD Başkanı Barrack Obama, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e mektup gönderdi. (Bu mektubun da Davutoğlu tarafından götürülmüş olabileceği belirtiliyor.)

OBAMA, İSRAİL’İ UYARDI

4. İranlı bilim adamlarına yönelik suikast sonrasında verilen mesajlar, İran konusunda ABD ile İsrail’in farklı noktalara doğru yöneldiğini göstermektedir.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD’nin suikastlere karıştığı iddiasını “kesin olarak reddetti.” Suikast, Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından alışılmışın dışında bir şekilde kınandı. ABD, suikastle ilgisinin olmadığını New York Times’ın birinci sayfasından da ilan etti. Hillary Clinton, “İran içinde her türlü şiddet eylemine ABD’nin dâhilini kesin olarak” reddederken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Tommy Vietor da, “ABD’nin suikastle ilgisinin olmadığını” vurguladı.

Foreign Policy’den Daniel W. Drezner, İsrailli bir yetkilinin “saldırıdan kimin sorumlu olduğunun belirsiz kalmasında fayda var” sözlerini şöyle yorumluyor: “Gizli bir eylemden kimin sorumlu olduğunun belirsiz olmasının faydalı olduğu doğruysa ve ABD de gizli eylemin suikast kısmındaki rolünü kesin olarak reddediyorsa, bu durumda Obama yönetimi açık ve net bir şekilde İsrail’e buna bir son vermesini işaret ediyordur.

Drezner, “Obama yönetimi İran’ı yeniden pazarlık masasına getirmeye çalışıyor ama bu tür gizli eylemler bunun gerçekleşmesine mani olur” görüşünde…

5. ABD ve İsrail’in baharda yapacağı ortak askeri tatbikatın ertelendiği açıklandı. Resmi açıklamada, erteleme gerekçesi olarak “bütçe” gösterildi.

Açıklamanın zamanlaması, ertelemeyi daha da önemli kılıyor. Zira erteleme açıklamasından kısa bir süre önce İsrail Başbakan Yardımcısı Moşe Yaalon, ABD’nin İran’a karşı sertleşmede tereddüt içinde olduğunu ve bunun kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını belirtmişti.

ABD’DE AYRILIK

ABD ve İsrail’in İran konusunda 180 derecelik bir görüş ayrılığının ortaya çıktığı elbette söylenemez. Ancak Foreign Policy’nin dikkat çektiği şu gerçek önemli: “Obama yönetiminde görüş ayrılıkları var ve bundan dolayı İran’daki hedeflerinin ne olduğundan tam olarak emin değiller. Ama siyaset yapıcılar, İsrail’in yaptıklarının buna yardımcı olmadığını bilirler.”

Sadece Obama yönetiminde değil, ABD’nin hâkim sınıfı içinde de görüş ayrılığı var: “Onurlu geri çekilelim” diyenlerle,  “dünyayı ateşe verelim, en az zararı biz görürüz nasılsa” diyenler, kıyasıya mücadele ediyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2011

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın