Archive for category Politika Yazıları
ERDOĞAN İSRAİL’E NEDEN SESSİZ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2012
Hafta sonu internet sitesine iki subayımızın konuşması düştü. Korg. V. A. ile Kur. Alb. A. K. olduğu iddia edilen iki kişi, “İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığını ancak vur emri verilmediği için Türk savaş uçaklarının avcı iken av konumuna düştüğünü” belirtiyorlardı.
Daha önce defalarca Türk subaylarının bu internet sitesine düşen ses kasetlerini malzeme yapan yandaş medya, nedense bu ses kaydını görmezden geldi, kullanmadı, yayınlamadı…
Acaba neden?
Belki de yanıtı son bir haftalık gelişmelerin toplamında gizlidir. Anımsayalım:
İSRAİL UÇAKLARIYLA İT DALAŞI
1.) Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden KKTC semalarında İsrail uçaklarıyla it dalaşı yaşandığını duyurdu. 14 Mayıs günü İsrail’e ait “tipi tespit edilemeyen” bir uçak KKTC hava sahasını toplam 8 dakika süreyle tam 5 kez ihlal etmişti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-16 uçağı, çift koldan İsrail uçağına yönelmiş ve KKTC hava sahasından çıkarmıştı.
2.) Anadolu Ajansı, İsrail’in Kıbrıs Rum Kesimi’ne 20 bin komando yerleştirmek istediğini iddia etti. Ajans iddiasını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hrstofyas arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasına dayandırdı. Yandaş medya, Anadolu Ajansı’nın iddiasına “Kıbrıs Rum Kesimi’nde ‘Küçük İsrail’ isteği” gibi başlıklarla yer verdi.
Tel Aviv, iddiayı hızla yalanlarken, KKTC eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Adaya İsrail askerinin gelmesi mümkün değildir” diyordu.
İSRAİL’İN ASKERİ HAMLELERİ
Bu iki önemli olay dışında son dönemde ülkemizi yakından ilgilendiren başka gelişmeler de yaşandı. Kısaca anımsayalım:
3.) İsrail Balkanlar’da Türkiye karşıtı ortaklıklar kurmaya başladı, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan ile askeri ortaklık anlaşmaları imzaladı.
4.) İsrail Kafkaslarda da önemli hamleler yaptı; hem Azerbaycan’la hem de Gürcistan’la askeri ilişkilerini geliştirdi, silah anlaşmaları imzaladı.
5.) İsrail, Almanya’dan nükleer silah taşıma kapasiteli denizaltılar aldı.
6.) İsrail, ABD ve Yunanistan’la birlikte, burnumuzun dibinde, Meis Adası açıklarında askeri tatbikat yaptı. Yunan basını, tatbikattaki düşman ülkenin “Türkiye” olduğunu yazdı.
İSRAİL, SURİYE’Yİ HATAY’DAN VURMUŞTU
İsrail uçaklarının Hatay semalarında cirit attığı iddiası, İsrail’in 2007’de Suriye’yi Türk hava sahasını kullanarak vurması olayını akıllara getiriyor. Olay, İsrail uçaklarına ait iki yakıt deposunun Hatay – Gaziantep sınırına düşmesi ve çobanlar tarafından bulunması sonucu ortaya çıkmıştı.
7.) Buna bir de geçen aylarda Türk hava sahasına giren Heron bilgisini ekleyelim.
NETENYAHU’YA GÖNDERİLEN ÖZEL TEMSİLCİ
İsrail’e karşı yüksek perdeden sözler sarf etmeye oldukça meyilli olan Başbakan Erdoğan, neden bu kadar olguya rağmen hiç ses çıkarmıyor? Bu sessizlikte bir anormallik yok mu?
Bu sorumuzun yanıtı yoksa şu iddiada mı saklı?
8.) İsrail Chanel 10 televizyonu, geçen hafta Başbakan Erdoğan’ın dibe vuran ilişkileri canlandırmak üzere İsrail Başbakanı Netanyahu’ya özel temsilci gönderdiğini öne sürmüştü.
Bu durumda iki seçenekle karşı karşıyayız.
a.) Olgular dışındaki iddialar, AKP ve İsrail tarafından karşılıklı, birbirlerini yıpratmak için, yani psikolojik savaş gereği üretiliyor.
b.) Tıpkı ABD’nin en ağır bombardıman yaptığı gün Vietnam’la barış görüşmesi yapması gibi, tıpkı AKP’nin en ağır sözleri sarf ederken Oslo’da PKK’yle pazarlık yapması gibi, yoksa AKP ile İsrail, yoğun gerilim görüntüsü altında, aslında müzakere mi yapıyorlar? Ve bu müzakere, Türkiye’ye yeni NATO görevinin gereği midir?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2012
AKP’YE AFGANİSTAN GÖREVİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/05/2012
ABD Afganistan’a 7 Ekim 2001’de saldırdı. 12 Kasım’da Kâbil’in düşmesiyle, Afganistan işgali başlamış oldu.
16 Ocak 2002’de İngiltere’nin liderliğinde NATO’ya bağlı Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti ISAF oluşturuldu. Türkiye’nin da dâhil edildiği bu yapının görev alanı Kabil ve çevresiyle sınırlıydı.
Ancak 2003 yazından itibaren Taliban’ın toparlanmaya başlaması ve direnişe geçmesi Washington’u yeni hamlelere zorladı. 18 Ekim 2003’te, ISAF’ın yani NATO’nun görev alanı tüm Afganistan’ı kapsayacak şekilde yeniden belirlendi.
2003 Türkiye’sine kabul ettirilemeyeceği için, Türk askerinin muharip olmaması ve görev alanının Kâbil’le sınırlı kalması kararlaştırıldı. Bu kadarı ABD için yeterliydi. Türkiye’nin varlığı, Afganistan’ı işgal eden kuvvetlerin “haçlı ordusu” görüntüsünden çıkmasını sağlayacaktı! Türk bayrağı, Afgan halkının direnişini yumuşatacaktı!
NATO ÜYELERİ ÇEKİLİYOR
Ancak ABD/NATO için işler beklenildiği gibi gitmedi. Taliban, direnişi gittikçe yükseltti ve NATO’ya ağır kayıplar verdirtti. Üstelik işgalin ekonomik maliyeti, 2008 kriziyle derin sarsıntılar yaşayan ABD’yi zorladı, kamuoyunun tepkisini çekti. Obama yönetimi, tıpkı Irak gibi Afganistan’dan da çekilmenin takvimini yapmaya başladı…
Dahası bu yıl Washington, kökünü kazımayı hedeflediği Taliban’la Katar’da müzakerelere bile başladı. Belirlenen takvime göre NATO, 2014 itibariyle Afganistan’dan tamamen çekilmiş olacaktı.
İşte Chicago’da yapılan NATO Zirvesi bu geri çekilme nedeniyle önemliydi. Hatta Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı François Hollande, 2014’ü beklemeyip bu yılsonuna kadar muharip askerlerini çekmeyi planladıklarını açıkladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise “Afganistan’a beraber girildi, beraber çıkılmalı” görüşünü savundu.
NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ise “çekilme işini aceleye getirmek istemediklerini, ittifak üyelerinin bu konuda dayanışma içinde olması gerektiğini” savundu.
Esas patron Obama ise 2014 yılı sonuna kadar Afganistan’da savaşın sona erdiğini ilan edeceklerini bir kez daha belirtti.
AKP: NATO ÇEKİLSE DE TSK KALACAK
Ya Türkiye? Ya bugüne kadar “Afganistan’daki askerlerimiz zaten muharip değil, sadece yardım için oradayız” diye kamuoyu tepkisini savuşturan Ankara?
İlginçtir… ABD geri çekilme takvimi açıklıyor, Fransa o takvimden önce geri çekilmek istiyor ama AKP birden, “siz çekilseniz de ben Afganistan’da kalırım” çizgisine giriyor?
Sahneye Chicago zirvesinden iki ay önce Savunma Bakanı İsmet Yılmaz çıkıyor ve 20 Mart’ta “NATO çekilse bile Türkiye Afganistan’da olmayı sürdürecek” diyor. Ardından yandaş medyaya “Türkiye’nin Afganistan’da olmasının önemi” içerikli operasyonel yazılar servis ediliyor.
Ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Chicago yollarına düşerken Türkiye’nin resmi tutumu ilan ediliyor: “Türkiye zirvede her ne karar alınırsa alınsın, talep edildiği sürece Afgan halkına yardım götürülecek.” (TRT, 19 Mayıs 2012)
Sonrası uluslararası oyun: ABD’den ajanslara şu bilgi düşüyor: “BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Afganistan’da 2014 yılında ISAF Gücü’nün çekilmesinden sonra da Türkiye’nin desteğine devam etmesi talebinde bulundu.”
Artık AKP’ye Afganistan’da yeni bir görev verildiği ortadaydı. Gül’ün Karzai ile görüşmesinde 1921 tarihli Afganistan’la Dostluk Anlaşması’nı yenileme talebinde bulunması, bu görevin cilasıydı…
NATO’NUN SAVAŞ ALANI
Herkes çekilirken Türk Ordusu neden Afganistan’da olmayı sürdürecekti? Yanıt Aydınlık’ın dünkü saptamasındaydı: “Türkiye NATO’nun savaş alanı oluyor.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mayıs 2012
KOSOVA’DA GERİLLA EĞİTİMİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/05/2012
AKP hükümetinin Suriye muhalefetine verdiği açık destek, kuşkusuz Carl Colby’nin “CIA operasyonları Türkiye’den yönetilecek” saptamasını anlamlı kılıyor.
ABD – Kosova – AKP ilişkisi ise Colby’nin açıklamalarına yeni bir boyut kazandırdı. Çünkü Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’daki ABD kampında eğitime başladığı anlaşılıyor.
ESAD KARŞITLARI KOSOVA KAMPINDA
Avrupa Ajansı’na göre Özgür Suriye Ordusu yetkilileri Kosova’ya geldi bile. Bu yetkililerden Ammar Abdülhamit Kosova’da Avrupa Ajansı’na hedeflerini açıkladı: “Biz buraya, bu yolda büyük bir deneyimi olan Kosova Özgürlük Ordusu’ndan öğrenmeye geldik. Özellikle onların küçük ve dağınık grupları nasıl bir araya getirdiklerini öğrenmek istiyoruz.”
Özgür Suriye Ordusu, ABD’nin 2000 yılında Kosova – Arnavutluk sınırında kurduğu askeri kampta eğitilecek. Anlaşma ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Özgür Suriye Ordusu temsilcileriyle 26 Nisan’da yaptığı görüşmede hayata geçti.
Ancak Kosova resmi olarak bu gelişmeyi yalanlıyor.
RUSYA ÇİFTE TEPKİLİ
Rusya, Suriyeli muhalefetin Kosova’da eğitilmesine beklenildiği gibi tepki gösterdi. Meselenin Suriye ayağı bir yana, Rusya’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığa soyunan Kosova’yı tanımaması, gelişmeyi Moskova açısından daha da önemli kılıyor.
Rusya’nın BM daimi temsilcisi Vitali Çurkin, Kosova’nın atacağı bu adımın BM – Arap Birliği özel temsilcisi Kofi Annan’nın ateşkes planına zarar vereceğini belirtti. Çurkin, Kosova’nın isyancıların uluslararası eğitim merkezi haline gelmesinin, Balkanlar’daki istikrarı tehdit edeceğini vurguladı.
Rusya Kosova’da barış gücü bulunduran AB ve BM’ye çağrı yaparak Özgür Suriye Ordusu’nun Kosova’da eğitilmesinin engellenmesini istedi.
AKP’NİN ROLÜ
Peki, Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin gelişmelerde bir rolü var mı?
Kosova’yı “Avrupa – Atlantik yönelimine” teşvik eden ve bu nedenle Kosova Bağımsızlık Madalyası’yla ödüllendirilen Erdoğan’ın, acaba “Kosova’da gerilla eğitimi” girişiminde bir rolü var mı?
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad Rus Rossiya 24 televizyonuna verdiği röportajda AKP’ye önemli mesajlar verdi: “Silahların çoğu Lübnan ve Türkiye’den geliyordu. Ama bu ülke yönetimlerinin kaçak silah sevkiyatına yardımcı oldukları hususunda elimizde kanıt yok.”
Esad, bu siyasi anlamlar yüklü mesajına ek olarak, AKP’nin muhalefete doğrudan destek verdiğini de belirtti: “Bazı Türk siyasi yetkililer ve kurumlar bu faaliyetle meşgul oluyor. Başkalarına gelince ise onların muhalefete yardım ettikleri hususunda kanıtımız yok. Ama hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, onlar bu faaliyetlere göz de yumabilir. Kaçakçılık faaliyetleri de dâhil.”
Esad ellerinde Suriye ordusuna karşı savaşırken yakalanan yabancı ülke vatandaşları olduğunu, dünya kamuoyu ile bunları paylaşacaklarını da vurguladı.
ESAD KARŞITLIĞI TÜRKİYE’Yİ YALNIZLAŞTIRIYOR
Umarız Suriye muhalefetini Kosova’da eğitme işi salt bir ABD projesidir!
Aksi halde AKP’nin Esad karşıtı tutumu Ankara’yı sadece bölgede değil, uluslararası sahnede de zor duruma sokacaktır.
Çünkü Esad’ın da altını çizdiği gibi, Rusya ve Çin Esad’a değil, bölgenin istikrarına destek veriyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2012
ULUDERE’DE ABD NEDEN GİZLENDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/05/2012
Uludere’de 34 yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan olayın üzerinden 4,5 ay geçti. Aydınlık ilk günden beri ısrarla gerçeği yazıyor: “Uludere istihbaratı ABD’den.”
Resmi yetkililer, bu büyük gerçeği perdelemeye çalıştılar ancak gerçek her zaman olduğu gibi sonunda ortaya çıktı.
Amerikan Wall Street Journal gazetesi Pentagon yetkililerine dayandırarak “operasyonun ABD yapımı bir insansız hava aracının verdiği istihbarata bağlı olarak yapıldığını” yazdı.
STRATEJİDE YAPILAN HATA
Gerçeği perdelemeye çalışan iktidarı elbette anlayabiliriz, nitekim ABD ile aynı mevzidedirler. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın bu gerçeğe gözünü yumması tarihi derslerle doludur. Üstelik hem TSK hem de Türkiye ve bölge açısından…
Hiç lafı dolandırmadan belirtelim: Uludere’de istihbaratın kaynağını yani ABD’yi gizlediler çünkü Washington’u müttefik sanıyorlar. Bu yalana inanıyorlar, çünkü ABD’den korkuyorlar!
Ancak “stratejide yapılan hata, taktikle düzeltilmez” evrensel gerçeği, işte bir kez daha tokat gibi yüzümüze patladı!
ABD’YLE PKK’YE KARŞI ORTAK MÜCADELE YALANI
Tehdidin kaynağını saptamadan çizilen her yol, bizi çıkmaza götürüyor, bataklığa saplıyor.
“ABD ile istihbarat paylaşımı”, “ABD ile birlikte PKK’ye karşı mücadele etmek” diye bir şeyin mümkün olamayacağını anlamak için kuşkusuz 34 yurttaşımızın ölmesi gerekmiyordu. O ölümlerin bu saatten sonra bir parça anlam bulabilmesinin tek yolu, Türk Ordusu’nun artık yığınağı doğru belirleyebilmesine ve tehdidin kaynağını doğru saptayabilmesine bağlıdır.
Bu iktidarla mümkün olup, olmaması ise elbette önemli bir sorundur.
KORKU KÜLTÜRÜNÜN KAYNAĞI: NATO’CULUK
Irak’ın bölünmesi, Suriye’nin bölünmesi, Irak ve Suriye kuzeylerindeki yapının bağımsızlık kazanması, Türkiye’ye doğru genişlemesi, Graham Fuller’in belirttiği Diyarbakır başkentli yapıya dönüşmesi, PKK’nin bu yapının asli unsuru olması gerçeğinin arkasındaki güç kimdir?
Bu soruya ABD yanıtı vermekten korkanlar elbette PKK’ye karşı Pentagon’la birlikte mücadele ettiklerini sanırlar; Maliki yerine Barzani ve Haşimi’yle, Esad yerine Burhan Galyun’la ittifak kurarlar. Dahası İsrail’e kalkan olacak radara ev sahipliği yapar ve İran’la hatta Rusya ve Çin’le karşı karşıya gelirler.
Dünyada kendine yönelik tehdidin kaynağıyla “müttefiklik” ilişkisi kuran başka bir ülke yok! Bu anlayışın ve ABD gücü karşısında korkmanın iklimi, NATO’culuktur. Türk Ordusu önce bu bağı koparmalıdır.
ABD KORKULACAK GÜÇ DEĞİLDİR
ABD gücü karşısında korku, yenilginin başladığı yerdir. Ergenekon tertibinin bile başarılı olması, bu korkudan kaynaklanmış ve Türk Ordusu savaşta bile görülmeyecek büyüklükte esir vermiştir! Tertibin kaynağını salt AKP ya da cemaat olarak tespit etmek, yanlış ve eksik mücadeleyi hatta mücadelesizliği getirmiştir.
Korkan direnemez ve milletini seferber edemez!
Oysa “korkudan korkanlar” en azından dünyayı analiz etseler, gerçeği göreceklerdir: O korktukları ABD Afganistan’da ve Irak’ta yenilmiştir, inişe geçmiştir. 20 yıl önce korktukları ABD’den daha zayıf bir ülke vardır artık… Üstelik ABD karşıtı cephe daha büyüktür ve gün geçtikçe büyümektedir.
ULUDERE KIRILMA NOKTASIDIR
Muavenet’inin batırılmasından, “binyılın meydan okuması” adlı tatbikatta düşman ilan edilmesinden ve askerinin başına çuval geçirilmesinden ders çıkaramayan TSK’nin son şansıdır Uludere!
Aksi yeni Uluderelerdir, yenilgidir ve parçalanmadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mayıs 2012
“AZİZ’İN PİÇLERİ”
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2012
Fenerbahçe’ye yönelik operasyonun arkasında cemaatin ya da şampiyonluk maçı sonrasında yaşananların polisin eseri olmadığını iddia edenler, dünkü Zaman gazetesini iyi incelesinler. Çünkü Zaman gazetesinin manşeti her şeyi ortaya koyuyor: “Olaylar, organize ve marjinal grupların işi.”
Kurgu – haberi inceleyeceğiz ama baştan soralım: Cemaat tüm bu yaşananların bir tarafı değilse eğer, Zaman gazetesi bu kadar operasyonel bir manşete neden ihtiyaç duyar?
POLİS KURGUSU
Zaman’ın operasyonel bir haberde başvurduğu yöntem ve kurgu, akıllara Ergenekon tertibinin gizli tanıklarını getirmektedir: “Kadıköy’deki Fenerbahçe – Galatasaray derbisinden sonra çıkan olaylara şahitlik eden Ali A. (37) isimli esnaf, grup içindeki bazı kişilerin, ‘Hadi polisleri öldürelim’ diye bağırdıklarını söyledi.”
Zaman bu iftiranın bir parça inandırıcılık kazanması için de olayı sözde “somut” verilerle süslemiş. Güya “hadi polisleri öldürelim” diyenler, sonra Ali A.’nın işyerine girmiş ve kendisinden polis öldürmek için bıçak istemiş!
Samanyolu dizilerinin berbat senaryolarını bile aratan bu kurgunun bir gazeteciden çıkması pek mümkün değil! Nitekim haberdeki şu cümleler gerçeği ele veriyor: “Büyük bir yangın tehlikesi belirdi. Bunun üzerine polis sahaya yeniden çıkarak öfkeli kalabalığı biber gazıyla durdurdu. Copla müdahalenin taraftarların yaralanmasını önlemek için özellikle yapılmadığı kaydedildi.”
Biber gazı sıkılmasına yönelik kamuoyu tepkisine karşı ürettikleri mazerete bakar mısınız siz? İnsanlar yaralanmasın diye cop kullanmayıp, biber gazı sıkmışlar! Yeri gelmişken belirtelim, İstanbul Valisi’nin de bu gerekçeye sarılması oldukça anlamlı.
Zaman bütün stadın, hatta koridorların bile biber gazıyla dolduğu gerçeğini, okurun belleğinde negatife çevirmek için de haberde şöyle numaralara başvurmuşlar: “Bunu önlemeye çalışan polis, Şili biberinden yapılan ve sadece sıkıldığı alanda etki gösteren Model 5 isimli biber gazı sıktı. Yaralama ve can kaybı olmaması için polise talimat verildi.”
Neymiş? Şili biberinden üretilen gaz, “sadece sıkıldığı alanda” etki gösterirmiş! Ekrem Dumanlı ve ekibi bu model 5’in özelliğini bize uygulamalı göstersinler önce…
CEMAAT POLİSİ
“Biber gazı fırlatmaya doyamayan” polisin olaylar sırasında ve sonrasında söyledikleri bile aslında gerçeği anlamaya yeterli:
Örneğin maraton tribününe saldıran polislerin “Aziz’in piçleri, hadi gelsin kurtarsın sizi” diye bağırmaları…
Facebook’ta olay sonrasında kimi polislerin birbirini “ellerine sağlık devrem” diye kutlamaları… Mesaisi Fenerbahçe stadında olmayan kimi polislerin “Allah herkese nasip etsin” demeleri…
Normal bir polis, hiç tanımadığı bir insana neden “Aziz’in piçi” der? Normal bir polis, normal bir polisi sırf Fenerbahçeli dövdü diye kutlar mı? Normal bir polis, o gün orada Fenerbahçeli dövemediği için üzülür mü?
CEMAAT OPERASYONU
“Olaylar, organize ve marjinal grupların işi” diye manşet atan Zaman, aslında operasyona Fenerbahçe – Galatasaray maçından önce başlamıştı!
Cemaatin dergisi Aksiyon, son sayısında Fenerbahçe’yi ve sanki 1 Mayıs’a katılmak suçmuş gibi alanlarda yer alan taraftar gruplarını hedef aldı. Oradan da Fenerbahçe – Ergenekon bağı kurdu aklınca!
Ağabeyleri ve sözcüleri “Fenerbahçe’yi neden ele geçirelim ki?” diye savunma yapan cemaat mensuplarına soralım o zaman: Cemaat bu tertibin arkasında değilse, yayın organlarınızın bu düşmanlığının nedeni ne peki? Hepiniz sadece başka kulüplerin fanatiği misiniz?
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2012
AKP’LİLER ANAYASA’DAN NE ANLIYOR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/05/2012
AKP’nin “yeni anayasa” çalışmalarıyla ilgili çok şey yazdık, çizdik. Ancak hiçbir saptamamız hükümet üyelerinin bu “yeni anayasa”dan ne anladıklarını ortaya koyan demeçlerinin toplamından daha aydınlatıcı değil!
Bugün bazı AKP’li bakanların yeni anayasayla ilgili neler söylediklerine göz atcağız:
VAHDETTİN’DEN BARRACK OBAMA’YA
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, TGRT Haber’de yani anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarıyla ilgili bakın ne diyor: “Yeni bir anayasa yapılacağına göre devletin yönetim şeklinin de tartışılması lazım.” (İHA, 8 Mayıs 2012)
Nedir devletin yönetim şekli? Cumhuriyet.
Yani AKP artık açıkça Cumhuriyetin de tartışmaya açılmasını, yani değiştirilmesini istiyor!
Devletin yönetim şeklinin ne olacağını ise Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ilan ediyor: “Anayasa yazımı sürecinde başkanlık sistemini müzakere etmek lazım.” (Hürriyet, 8 Mayıs 2012)
Bozdağ’ın işaretiyle harekete geçen kalemşorlar, anında “Fransa modeli mi, yoksa Amerikan modeli mi” tartışması başlattılar.
Cumhuriyet’i tartışmaya açan Hayati Yazıcı ile yerine başkanlık sistemi öneren Bekir Bozdağ’a “entelektüel destek” ise BBP’den geldi.
BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan, ABD’nin başkanlık sistemini, Osmanlı’dan aldığını söyleyerek sadece siyasete değil, tarihe de olağanüstü bir katkı sundu!
ALLAH ÇARPAR!
AKP’nin anayasa uzmanı, anayasa profesörü, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ise tam bir hukukçuya yakışır şekilde değerlendiriyor konuyu HaberTürk’te: “Yeni Anayasa’yı engelleyeni Allah çarpar.” (HaberTürk, 10 Ekim 2011)
“Allah çarpar”la ilk eğitimini alan bir toplum, zaten demokrasiyi her anlamda aşmıştır! Nitekim Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz da bu aşma haline gönderme yaparak yeni anayasayı savunuyor: “Artık normal bir demokrasi yetmez diyoruz. İleri demokrasi istiyoruz. Bunu yeni bir sivil anayasa ile taçlandıracağız.” (Cihan, 17 Mart 2012)
Bu cümle AKP’nin ileri demokrasisinden nasiplenenler için kuşkusuz pek çok anlama geliyordu…
İleri demokrasinin uygulanmasından bizzat sorumlu olan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “gaz bombaları zararsızdır” demesi, Erzurumlu vatandaşa takla attırması, Vanlı depremzedelere “sarayda oturuyorsunuz” demesi, bu aşma halinin tipik örnekleriydi.
YENİ OSMANLI ANAYASASI
Yeni anayasa konusunda en “çaresiz” açıklamanın sahibi ise sanırız Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ydu. “Stratejik derinlikte” Türkiye’yi tüm komşularıyla düşman eden Davutoğlu, “Türkiye’nin başarısı, yeni anayasasız sürdürülebilir değil” dedi. (AA, 12 Mayıs 2012)
Ortada bir dış politika başarısı olmadığına göre, Yeni Osmanlıcı Ahmet Davutoğlu’nun bu cümleyi şu anlamda söylemiş olacağını varsayıyoruz: “Yeni anayasa olsaydı, başarırdım!”
Şaka bir yana, AKP’lilerin kamuoyunu yeni bir anayasaya ikna etmek için neleri bahane ettiğini görmek, ülke siyaseti adına endişe verici…
VATAN HAİNİ OLMA ENDİŞESİ
Ancak hiçbiri yeni anayasa koordinatörü Cemil Çiçek kadar meselenin esasını göremedi. ANAP’lı yıllarından itibaren biriktirdiği siyaset tecrübesiyle konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, yeni anayasa nedeniyle “vatan haini ilan edilme endişesi taşıdığını” belirtti! (AA, DHA, 22 Ocak 2012)
Nitekim Cumhuriyeti yıkmaya teşebbüs, mevcut Anayasa’ya göre suçtur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2012
SURİYE’DEKİ BOMBALAR KİMİN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/05/2012
Suriye’nin başkenti Şam’da geçen hafta gerçekleşen ve 55 kişinin öldüğü, 372 kişinin yaralandığı intihar saldırısını El Nusra Cephesi üstlendi. Cephe internetten yayımladığı videoda, eylemi Beşar Esad rejimine karşı gerçekleştirdiklerini ilan etti.
Batılı istihbarat yetkililerinin uluslararası ajanslara yansıyan değerlendirmelerine göre, El Nusra Cephesi, El Kaide’nin Irak’ta faaliyet gösteren bir koluna bağlı.
26 YABANCI UYRUKLU TERÖRİST LİSTESİ
Saldırının adresi de zamanlaması da oldukça önemli… Çünkü saldırı, Suriye rejiminin askeri istihbarat servislerinden birinin de yer aldığı Kazaz semtinde meydana geldi.
Zamanlamanın önemi ise şu haberden anlaşılıyor: Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşşar Caferi, Şam yönetiminin tespit ettiği 26 yabancı uyruklu teröristin listesini BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun’a sundu. Bu isimlerin faaliyetlerinin de belgelendiği dosyada, çoğunun El Kaide bağlantılı olduğu belirtiliyor. Listede Fransa, İngiltere ve Belçika vatandaşları da bulunuyor.
Nitekim Reuters’in Şam’daki saldırıdan bir gün sonra Halep’ten geçtiği şu haber, ülke çapında kapsamlı bir saldırı hedeflendiği ortaya koyuyor. Reuters’e göre Suriye İstihbarat servisleri, Halep’te 1,2 ton patlayıcı taşıyan araçtaki teröristi etkisiz hale getirdi.
PANETTA 24 SAATTE FİKİR DEĞİŞTİRDİ
Şam’daki saldırının adresini ve zamanlamasını ilginç kılanlardan biri de ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’ydı. Panetta aynı konuda 24 saat içinde iki farklı açıklama yaptı.
Panetta önce Şam saldırısının El Kaide’nin işi olduğunu açıkladı. ABD basınında bu ilk demeç şöyle yer aldı: “Panetta, ABD istihbaratının, ‘Suriye’de El Kaide’nin varlığına’ işaret ettiğini, öte yandan örgütün etkinliğinin boyutunun belirsiz olduğunu ifade ederek, El Kaide’nin burada ne tür bir etki ortaya koymaya çalıştığını öğrenebilmek için her şeyi yapmayı sürdürmeleri gerektiğini kaydetti.”
Ancak Panetta ertesi gün basının karşısına geçti ve “Suriye’deki bombalı saldırıların arkasında kimin olduğuyla ilgili bir bilgimiz yok” dedi.
Panetta’nın kendisini yalanladığı bu basın toplantısında hem Annan Planı’nın işlemediğini savunması hem de Esad’a bir kez daha iktidardan ayrılma çağırısı yapması anlamlıydı.
Panetta’nın 24 saat içinde bu kadar çelişkili iki açıklama yapmasını, bilgi eksikliğiyle açıklayabilir miyiz?
KİMİN EL KAİDE’Sİ?
Suriye Ulusal Konseyi de Panetta’yla birlikte Şam’ı hedef alan açıklamalara yöneldi. Suriye Ulusal Konseyi’nin yürütme heyetinden Samir Neşar, “Rejim bunun arkasında” derken, patlamanın hedefinin BM gözlemcilerine bir uyarı göndermek olduğunu bile iddia edebildi. Suriye Ulusal Konseyi’ne göre rejim bu saldırıyı, uluslararası kamuoyuna “teröristin başını eziyoruz” mesajı vermek için yaptı!
Bu akıldışı iddia, Panetta’nın çelişkili açıklamaları, Suriye’nin BM’ye teslim ettiği yabancı uyruklu terörist listesi…
Aslında her şey ortada değil mi? Bu saldırı Esad’a mı, yoksa Suriye’ye müdahale edebilmek için zemin arayanlara mı yarar?
Bitirirken geride kalan 10 yılın şu acı gerçeğini anımsatalım: Ortadoğu’da herkesin bir El Kaidesi var!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2012
CEMAAT İRAN’A NEDEN DÜŞMAN?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/05/2012
Aydınlık’ta okudunuz. İran’ın Ankara Büyükelçiliği Zaman’a zehir zemberek bir mektup yazdı ve gazeteyi “mezhep ve ırklar arası çatışmayı alevlendirme çabasında olmakla” suçladı. Büyükelçilik “Zaman Gazetesi’nin varlığı Amerikan ve Siyonist medyasına gerek bırakmıyor” dedi.
CEMAAT AMERİKANCI, İRAN ANTİ-AMEİRKANCI
Peki, Zaman daha doğrusu cemaat neden İran’a düşman?
Yanıt basit, sade ve açık: Cemaat Amerikancı, İran anti-Amerikancı!
Somut bir örnek üzerinden de belirtelim: Fethullah Gülen’in haritada yerini bile bilmediği ülkelerde okulları var ama İran’da yok. Çünkü Amerikan karşıtı İran, bu okulların gerçek amacını en başından beri saptamıştı.
CEMAAT: İRAN HEP MÜSLÜMANLARLA SAVAŞTI
İşte bu basit, sade ve açık gerçeği hem tabanının hem de Türk milletinin aklında perdelemeye çalışan cemaat, olmadık yalanlara sarılıyor.
Örneğin Today’s Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Bülent Keneş CIA imalatı bir argümana sarılıyor ve diyor ki: “İran’ın tarihine baktığınızda hep Müslümanlarla savaşmıştır. Batılı ülkelere direnmemiştir, hep Müslüman ülkelerle savaşmıştır.” (CİHAN, 11 Mayıs 2012)
Bu sözlerin sahibi Keneş, üstelik İran konusunda doktora tezi yapmış bir isim! Varın siz cemaat okullarındaki öğrencilerin nasıl yönlendirildiğini düşünün.
Bülent Keneş, Amerikan imalatı yalanı destekleyebilmek için de Çeçenistan örneği veriyor ve diyor ki: “İran büyük zulümlerin yaşandığı Çeçenistan’daki katliama ‘Rusya’nın iç işleri, karışamayız’ diyerek sessiz kaldı.”
Bu örnek bile tek başına gerçek saflaşmayı göstermekte ve ABD’nin Çeçen kartının anlamını ortaya koymaktadır. Çeçen meselesi İran’ın da saptadığı gibi bir Müslümanlık meselesi ya da bir insan hakları meselesi değildir. Doğrudan ABD’nin Rusya’ya yönelik bir müdahalesidir; emperyalizmin Hazar enerji havzasına ulaşmak için Kafkasya’yı karıştırma hamlesidir!
CEMAAT İRANLI İŞADAMLARINA DA KARŞI
Cemaatin daha doğrusu ABD’nin İran karşıtlığı öyle bir noktadadır ki, Bülent Keneş “İranlı işadamlarının Türkiye’ye yönelmesini tedbirli karşılamak lazım” bile diyebilmektedir.
Cemaat, iki ülkenin bırakın siyasi işbirliğini, ekonomik işbirliğine bile tahammül edememektedir. Çünkü cemaat bilmektedir ki, Türk – İran yakınlaşması ABD’nin Büyük Ortadoğu çıkarlarını baltalayacaktır.
Washington için Ankara – Tahran düşmanlığı hayati önemdedir. Çünkü bölgenin bu en önemli iki devleti işbirliği yaparsa ABD bölgeye giremez! Ama bu iki devlet karşı karşıya olursa ABD Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya burnunu sokmak için her zaman zemin bulur.
İRAN DÜŞMANLIĞI SÜPERNATO FAALİYETİDİR
Cemaatin bu operasyonel İran düşmanlığının NATOTürkçü versiyonu da ülkemiz ve bölgemiz için öğreticidir. ABD’nin yıllarca “laiklik” üzerinden yaratmaya çalıştığı İran karşıtlığı dönem dönem “Cumhuriyetçi” kesimlerde de hayat buldu.
CIA-MOSSAD operasyonlarıyla işlenen siyasi cinayetlerden sonra okların İran’a yöneltilmesi tipik bir SüperNATO faaliyetiydi.
Kuşkusuz, tersi İran’da da zorlandı. Tıpkı Türkiye’de “İran ülkemize rejim ihracına çalışıyor” denildiği gibi, İran’da da “Türkiye’nin Kemalizm ve laiklikle Müslüman İran’ı bozmaya çalıştığı” iddia edildi.
İRAN DÜŞMANLIĞI 28 ŞUBAT’TA TÖRPÜLENDİ
İlginçtir, bu çatışmacı durum 28 Şubat sürecinde büyük oranda törpülendi.
Ankara – Tahran ilişkileri en çok 28 Şubat sürecinde gelişti ve iki ülke bu dönemde başta güvenlik olmak üzere pek çok konuda işbirliği yaptı. ABD’nin Irak’ın kuzeyinden yönelttiği tehdide karşı yan yana duruldu.
O dönemin temel anlayışı şöyleydi: “Senin rejimin sana, benim rejimim bana.”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2012