Archive for category Politika Yazıları

GÜL’ÜN ERGENEKON’DAKİ ROLÜ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sözcüsü Ahmet Sever’in Vatan’dan Ruşen Çakır’a yaptığı açıklamalar, Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan-Gül çarpışmasının başladığını gösteriyor.

Gül, Erdoğan’a ve AKP’ye iki mesaj veriyor: Birincisi, adaylığına karşı olduğunu belirten Erdoğancı AKP’lilere açıkça kızgın olduğunu belirtiyor. İkincisi de 2014 için Erdoğan’la karşı karşıya gelmekten çekinmeyeceğini ilan ederek, AKP’deki destekçilerine “hazırlanın” talimatı veriyor.

2014 Türkiye’sinin Erdoğan’a da Gül’e de mecbur kalmayacağını bildiğimizden, bu konuyu geçiyoruz. Ancak Ahmet Sever’in, Gül’ün Ergenekon operasyonundaki rolünü bir kez daha ortaya koyan sözlerindeki ayrıntılara mercek tutuyoruz.

‘GÜL OLMASAYDI, OPERASYON BAŞARILAMAZDI’

Ahmet Sever, Ergenekon soruşturması sürecinin başarısını, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sağlam duruşuna bağlıyor. Ruşen Çakır, Ahmet Sever’den bunu biraz açmasını istiyor.

İşte Sever’in yanıtı: “Eğer bazılarının istediği gibi Abdullah Gül’ün yerine daha düşük profilli bir kişi cumhurbaşkanı olsaydı bu süreç bu kadar başarılı olamazdı. Türkiye, bugünkü Türkiye olmazdı, olamazdı. Her şeyi kendisi çıkıp açıklayamıyor, ben de bazı şeyleri açıklamaya mezun değilim, ama şu kadarını söyleyebilirim: Eğer Abdullah Gül o sancılı sürecin sonucunda cumhurbaşkanı olmasaydı bütün bu gelişmeler, ilerlemeler o kadar kolay gerçekleşemezdi.”

GÜL’ÜN “ŞEMAYI DELİLLENDİRİN” TALİMATI

Ahmet Sever haklı; çünkü gerçekten de Abdullah Gül, ABD’nin Türk Ordusu’nu ve milli kesimleri hedef aldığı bu operasyonda, önemli bir rol almıştır. Anımsatalım:

17 Mayıs 2006 Danıştay suikastından üç saat sonra, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin TBMM’de şöyle konuştu: “Bekleyin ve hazırlıklı olun. Sürprizlere şaşıracaksınız. Gladio tipi bir yapılanma var.” Başbakan Erdoğan da “Bu iş başörtüsüyle ilişkili değil. Susurluk, Küre, Sauna bağlantıları var. Saldırı iktidarımıza yöneliktir” diyordu.

Hemen bu bağı kuracak ve Ergenekon tertibini yürütecek bir savcı arandı. İşte o ilk günlerde Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı sıfatıyla emniyet ve MİT yöneticilerini topladı. Burada Gül’ün önüne bir şema kondu. Gül inceledi ve İsmet Berkan’ın iki yıl sonra yazdığı şu “açık talimatı” verdi: “Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın.” (Radikal, 4 Temmuz 2008)

İddianamelerdeki tüm dayanaksız suçlamalar, Gül’ün bu açık talimatı nedeniyledir. Zira görevliler, delillendirebilmek için uydurmuşlardır!

Bunun nasıl bir zorluk olduğunu yine İsmet Berkan’dan öğreniyoruz: “Danıştay saldırısı ile çok sonra İstanbul’da başlayacak olan Ergenekon soruşturması arasında somut bir bağlantı kurulamıyor. Emniyet ilk gün getirip Abdullah Gül’e sunduğu istihbari bağlantıları savcıya sunamıyor, delillendiremiyor.” (Radikal, 9 Nisan 2008)

SAVCI NASIL BULUNDU?

Gül’ün “açık talimatı”nı yerine getirecek savcı da öyle kolay bulunamıyor. Hatta Cemaatçi “güvenlik yetkilileri” Radikal’den Murat Yetkin’e “savcı bulunamıyor” diye yakınıyorlar.

Ama en sonunda bir “savcı” bulunuyor. Onun hikâyesini de İsmet Berkan’dan dinleyelim: “Nasıl olduysa İstanbul’da Zekeriya Öz isimli bir savcı bulundu. Bütün bunların 2003 sonu 2004 başında yaşanan darbe girişimleriyle bağını keşfetti.” (Radikal, 4 Temmuz 2008)

“Nasıl olduysa” konusunu ise Fatih Altaylı aydınlattı. Zekeriya Öz, El Kaide soruşturmasında CIA ekibiyle görüşmeler yaptıktan sonra Ergenekon savcılığına getirilmişti! (HaberTürk TV, 3 Eylül 2008)

GÜL’ÜN ABD’YE MESAJI

İşte Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Ahmet Sever’in bugün “Gül olmasaydı operasyon başarılamazdı” dediği meselenin kısa hikâyesi budur.

Peki, Ahmet Sever, Gül adına bunu neden söyleme ihtiyacı duydu? Yoksa Gül ABD’ye, “beni Erdoğan’dan daha iyi değerlendirebilirsiniz” mesajı mı veriyor?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Temmuz 2102

, , , , ,

Yorum bırakın

AKP VE PKK’NİN TAMPON ORTAKLIĞI

Gelin önce şu soruların yanıtlarında netleşelim: ABD’nin Suriye’deki hedefi ne? Erdoğan, Şam rejimine neden düşman? AKP’nin “Esad bize verdiği sözü tutmadı” türünden savunmaları, bir ülkeye düşmanlığı açıklar mı?

Kuşkusuz ABD’nin Suriye hedefler listesine İsrail’in güvenliğini, enerji koridoruna hâkimiyet mücadelesini, İran’ı, Rusya’yı, Çin’i zayıflatmak gibi maddeleri koyabilirsiniz. Ancak Washington’un bu listedeki hedefleri de geçerli kılacak bir temel hedefi var. O da Suriye’yi bölmek!

ABD’NİN HEDEFİ KÜRDİSTAN

ABD’nin bölgedeki temel hedefi Büyük Kürdistan’ı inşa etmektir. ABD’nin 1991’den beri bölgede yürüttüğü politikalar ve savaşlar bu temel hedef içindi…

Büyük Kürdistan, ABD için üç temel işleve sahip olmalı: 1. İkinci bir İsrail olarak, ABD’nin bölgedeki vurucu gücü olmak. 2. ABD için Asya’ya sıçrama tahtası olmak. 3. ABD’nin bölge planlarına karşı dur diyebilecek büyüklükteki ülkelerin (Türkiye ve İran) hem küçülmesini hem de yan yana gelmemesini sağlamak. 

ABD’nin Suriye’ye abanmasının gerekçesi işte bu büyük plandır. Irak’ın kuzeyindeki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılması Washington’un ihtiyaçları için kritik öneme sahiptir.

Ekonomik çöküşün tetiklediği iç çelişmeler başta olmak üzere bazı nedenler, Pentagon’u doğrudan Suriye’ye saldırmaktan alıkoyuyor. İşte Erdoğan’a “açık Şam düşmanlığı” monte edilmesi bu nedenledir. Yani ABD’nin yapamadığını Türkiye yapacak, Pentagon yerine TSK Suriye’ye girecekti. Ancak TSK bu plana 17 aydır direniyor.

‘TSK’Yİ SURİYE’YE SOKMAK’ HEDEF DEĞİL

ABD’nin hedefi, Büyük Kürdistan için Suriye’yi bölmekse, Suriye’yi bölecek araç da TSK ise o zaman son gelişmeleri “TSK’ye tuzak” diye değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü TSK’yi Suriye’ye sokmak hedef değil, ABD’nin hedefini gerçekleştirmek için seçtiği araçtır, yoldur.

Hedefin gerçekleşmesi için düşünülen aracı harekete geçirmenin yolu, önce hedefi gerçekleştirmek olamaz. Zira hedef gerçekleşmişse, araca gerek kalmaz.

Bu saptamayı yaparken, elbette ABD’nin Suriye hedefinin gerçekleştiğini, Suriye’nin bölünme hedefinin tamamlandığını iddia etmiyoruz. Nitekim Şam kontrolü yeniden ele almaya başladı…

Bu saptamayı, sadece “at mı yoksa araba mı önde olmalı” diye özetleyebileceğimiz soruna işaret etmek için yapıyoruz. Zira kurulan denklemin yanlışlığı, teşhisi de güçleştirir… Üstelik yanlış denklem, aynı cephedeki kuvvetlerin sanki birbirine karşıtmış gibi görünmesine; karşıt kuvvetlerin de aynı cephedeymiş gibi görünmesine yol açar.

Örneğin… Hem PKK’nin Esad’ın bir kartı olarak Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerlerde Şam’ın izniyle “otorite” olduğunu savunmak, hem de bu gelişmenin TSK’ye tuzak olduğunu iddia etmek, birbiriyle çelişir. Çünkü Esad ile PKK’nin aynı cephede olmadığı gerçeğinden daha önemlisi, Esad’ın,  Türk Ordusu’nun ülkesine saldırması için tuzak kuracak kadar deli olmadığıdır!

Örneğin… Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ne kadar PKK karşıtı sözler söylerse söylesin; PKK ve BDP yetkilileri ne kadar “AKP bize düşman” derse desin; hiçbir “sert” cümle, hepsinin aynı cephede yani Atlantik cephesinde olduğu gerçeğini değiştirmez! Taktikler, güncel politikalar ana stratejiyi değiştirmez!

DEMİRTAŞ’IN GÖSTERDİĞİ YOL

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Radikal’den Ezgi Başaran’a söylediği şu cümle, aslında ne demek istediğimize aracı oluyor: “Biz son bir yıldır sayısız kez Suriye’deki Kürtler üzerinde Barzani’nin değil, PKK’nin etkisi olduğunu anlatmaya çalıştık. ‘Eğer otonom özellik kazanmaya başlayan Batı Kürdistan’ı güvenli bir tampon bölge olarak görmek istiyorsanız, PKK’yle masaya oturun’ dedik. Oradaki Kürtleri kazanmanın birinci yolu bu.” (Radikal, 25 Temmuz 2012)

Demirtaş haklı! Zira PKK’nin de AKP’nin de hedefi, Suriye’nin kuzeyinde Esad’ın denetiminde olmayan bir bölge kurulması değil mi?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Temmuz 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

OLİMPİYAT’TAKİ ASKERİ VESAYET!

Londra Olimpiyatları’nın açılış töreni, temsili Britanya Kraliçesi Elizabeth ile James Bond’un paraşüt atlayışıyla başladı. Ardından Kraliyet Hava Kuvvetleri askerlerinin taşıdığı Britanya Bayrağı stadyum içinde resmi törenle gezdirildi. Görüntü, bir olimpiyat açılışından ziyade Britanya’nın “Zafer Bayramı” kutlamaları başlıyormuş gibiydi.

O an, eşiyle birlikte açılış törenini tribünden izleyen Başbakan Erdoğan’ın neler hissettiğini düşündüm. 19 Mayıs stadyum törenlerinin askeri vesayet izlenimi verdiği için yasaklandığı bir ülkenin başbakanı olarak, herhalde olimpiyatlardaki bu görüntü karşısında şöyle demiştir: “Demek Ergenekon buralara kadar sızmış!” Abdullah Gül’e haber verdiyse eğer, o da “tez bir savcı bulun, delillendirin hemen” demiştir mutlaka!

BAYRAK OLMASA, TAKIMIMIZI TANIYAMAZDIK!

Ülkelerin alfabetik sıralamaya göre geçit töreni yapması, olimpiyat açılış töreninin en merakla beklenen sahnesidir. Zira herkes kendi ülkesinin nasıl göründüğünü, stadyumda nasıl alkışlandığını, önde milli bayrağı hangi başarılı sporcunun taşıdığını merak eder…

Genel olarak her ülke sporcuları bu geçitte ya kendi özgün milli kıyafetleriyle yürür; ya da tek tip takım elbise de giyse, tek tip spor kıyafet de giyse, ülkesinin bayrağının renklerini taşır…

Londra’da da böyle oldu. Kabaca bir genelleme yaparsak, Asya, Afrika ve Güney Amerika gibi ülkeler daha ziyade yerel-milli kıyafetleriyle geçit töreninde yer alırken, Batılı ülkeler bayraklarının renklerini taşıyan takım ya da spor kıyafetleriyle yürüyorlardı…

Bu aslında bir tercihten ziyade tarihi zorunluluktu. 3 bin yıllık geçmişi olanların milli bir kıyafeti vardı ama üç yüz beş yüz yıllık bir ülkenin, kendini diğerlerinden ayıran bir milli kıyafeti yoktu haliyle… ABD’li sporcular kovboy kıyafeti giyecek değiller ya!

Tabi bu genellemelere uymayan başta Türkiye olmak üzere birkaç ülke vardı elbette. Lacivert pantolon, beyaz gömlek, krem rengi ceket ve kravat giyen sporcularımızın önünde Türk Bayrağı taşınmasa, hangi ülke olduğunu kesinlikle anlayamazdınız.

Türklük anayasadan çıkarılmaya hazırlanırken, başta kırmızı olmak üzere ülke simgeleri sporcuların üzerinden atılmaya başlamıştı anlayacağınız!

ABD’Lİ SPORCULAR ASKER GİBİYDİ!

En çok sporcuya sahip ABD’nin geçit töreni ise baştaki “askeri vesayet” görüntüsünü bile aratır cinstendi. ABD’li sporcular, başlarında asker kepleriyle savaşa gidiyor gibilerdi…

Bizim muhafazakârlar, askerlerimizin spor yaparken söylediği “her Türk asker doğar” sözlerini ilkel buluyorlardı… Oysa ABD’li sporcular “her ABD sporcusu, aynı zamanda askerdir” der gibi yürüyordu! Erdoğan bu ilkel görüntü nedeniyle Obama’yı mutlaka uyarmalı!

Törenin sonunda ve meşalenin yakılmasından hemen önce, Olimpiyat Bayrağı 8 “ünlü” sivil tarafından taşındı. Ama sonra o siviller bayrağı, İngiliz askerlerine teslim etti. Olimpiyat bayrağını göndere askerler çekti!

ERDOĞAN VAR, KKTC YOK!

Geçit töreninin toplamdaki tuhaflığı ise şuradaydı: Dünyada resmi olarak 196 ülke vardı ama Londra Olimpiyatları’nın açılış töreninde 204 ülke kafile olarak geçiş yaptı. 8 ülke nereden çıkmıştı? Haritada bile yoklardı!

Adını bile ilk defa duyduğum bu ülkelerin geçişi şu acı gerçeği gösteriyordu. Adı sanı bilinmeyen “ülkeler” dünyanın gözü önünde yürüyordu ama KKTC yoktu!

Denktaş için “o artık bitti” diyenlerin ajandasında, KKTC’yi olimpiyatlarda yürütme hedefi elbette olamazdı!

Yani Londra’da Erdoğan varsa, tabi ki KKTC olamayacaktı! Ama bir sonraki olimpiyat töreninde KKTC kafilesi yürüyecek, bu kez tribünde Erdoğan olmayacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Temmuz 2012

Yorum bırakın

ZİNCİRİN ZAYIF HALKASI: DAVUTOĞLU

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikasına yönelik eleştirileri şu sözlerle savunmaya çalışması Neo-Osmanlıcılık’tan ziyade, “koltuğunu koruma çabası” olarak değerlendirilebilir. “Biz geçen asırda, yüz yıl önce, Trablus, Yemen, Balkan Savaşları’nda ne yaptıysak onu yapıyoruz. Bu halklarla aramıza hangi duvarları koyarlarsa koysunlar bunları tek tek yıkmaya kararlıyız.”

Bugün emperyalist bir uygulamada görev almayı, 100 yıl önceki “emperyalizme karşı savunmalarla” eşitlemeye çalışmak başka nasıl açıklanabilir ki? Davutoğlu’nun bugün yaslandığı o yüz yıl önceki savunmaları kim yaptı? AKP’nin düşman kategorisine koyduğu Jöntürkler, İttihat Terakkiciler! Bugün Ergenekon operasyonlarıyla Silivri’de esir ettikleri insanları neyle suçluyorlar? İttihatçı zihniyeti taşımakla!

Ama Davutoğlu, şimdi o İttihatçı zihniyete muhtaç kaldı!

BOMBA DAVUTOĞLU’NA YARADI

Oysa 18 Temmuz’daki bombalı saldırıyı izleyen birkaç gün boyunca ne de mutluydu Ahmet Davutoğlu… Hatta medyadaki güzellemelere bakılırsa, Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi’nde patlayan bomba, en çok Ahmet Davutoğlu’na yaramıştı. Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik kafasına” övgüler dizme yarışına girenlere göre, o bir Neo-Kissinger’dı, Neo-Brzezisnki’ydi…

Ama işte o mutluluk sadece birkaç gün sürdü… Rejimin Şam çevresindeki terörist oluşumlara kesin darbe düzenlemek üzere Suriye’nin kuzeyindeki güçlerini çekmesi ve kuzeyde oluşan boşluğu PKK-PYD’nin doldurması, bu kısa süreli mutluluğu ortadan kaldırdı.

BARZANİ İKİLİ Mİ OYNUYOR?

Gelişmeler karşısında o kadar çaresiz, o kadar aciz kaldılar ki, büyük dostları Barzani konusunda şüphe bile duymaya başladılar! Davutoğlu’nun “kak Mesaud” dediği, Beşir Atalay’ın “Kandil’le kendileri adına temas kurduğunu” söylediği Barzani yoksa ikili mi oynuyordu?

Başbakan Erdoğan’ın Barzani’nin sözlerine gösterdiği şu tepki, hem bir kazık yediklerinin itirafı, hem de aslında “düzen kurucu” olmadıklarının göstergesidir: “Son olarak söylenen şu ifade çok daha çirkin. ‘Biz Kuzey Irak’ta bunlara eğitim verdik ve bu eğitim neticesinde şimdi onları geri gönderiyoruz’ yaklaşımları bu işin çok daha farklı boyutlara doğru gittiğini gösteriyor.”

Bütün bu dış politika iflası içinde Erdoğan’ın yapabildiği tek hamle, Davutoğlu’nu Barzani’ye gönderme kararı alması oldu!

CEMAAT DE HEDEF ALMAYA BAŞLIYOR

Ahmet Davutoğlu sadece merkez medyada değil, AKP ve Cemaat içinde de tepki topluyor.

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı olan milletvekili Yalçın Akdoğan’ın “Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerin öngörülmemesine” yönelik eleştirilere Star’da verdiği “ABD gibi süper güçler bile her gelişmeyi planlama ve yönlendirme kabiliyetine sahip değildir” yanıtı, bir AKP savunması olduğu kadar, içten içe bir Davutoğlu uyarısıdır aynı zamanda…

Hüseyin Gülerce’nin Zaman’daki “stratejik derinlik ve romantizm” başlıklı makalesindeki şu sözleri, Davutoğlu’nun cemaat yayın organlarında da hedef tahtasına oturtulacağına işaret ediyor: “Romantizm, biliyorsunuz duygu, heyecan ve hayalin etkisinde kalmaktır. Bir de işin içinde kendinize çok güven varsa uçar gidersiniz… Edebiyatta, sanatta romantizm olur. Ama dış politika, romantizmi asla kaldırmaz.”

ERDOĞAN, TERAZİ KEFELERİNİ Mİ TARTIYOR?

Tamam, “komşularla sorunlar sıfırlanmadı” tersine Ahmet Davutoğlu sıfırlandı… Tamam, AKP’nin Suriye politikası muhafazakâr kesimlerde de tepki toplamaya başladı… Tamam, AKP’nin dış politikasının çuvalladığı iyice somutlaştı…

Ama bütün bu çöküş içerisindeki tek sorumlu Ahmet Davutoğlu mu ki, bir tek o koltuğunu koruma çabasına yönelsin?

Örneğin Başbakan Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri “bu aynı zamanda Kuzey Irak’taki yapılanmanın Akdeniz’e açılımı noktasında kendilerine göre bir plan da olabilir” demesi anlamlı değil mi? Erdoğan’ın “Putin’e, bizi Şangay Beşlisi’ne dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım’ şeklinde bir latife yaptım” demesi, sadece bir latife mi?

Göreceğiz, ama Ağustos’un daha da sıcak geçeceği ortada!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRT ÖZERKLİĞİNE EVET, PKK ÖZERKLİĞİNE HAYIR

Suriye’nin kuzeyindeki kimi yerleşim bölgelerinde yönetim değişikliği yaşanması, Ankara’da saatlerce süren pek çok toplantıya neden oldu. O toplantılardan, Ankara’nın 5 maddelik yeni yol haritası çıktı.

Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre “Ankara Suriye’deki Kürt bölgesinde bir şeyler oldu diye Esad’ı yıkma hedefinden vazgeçmeyecekmiş” elbette!

Ankara’da, tam da “Esad’ı yıkma hedefi nedeniyle bu olumsuz gelişmelerin yaşandığını” fark edecek tek bir yetkili makam sahibi kalmadı mı? Kalmadığı anlaşılıyor. Zira yol haritasının diğer maddeleri de yukarıdaki madde gibi baş aşağı duruyor. İşte o yol haritası:

Ankara’nın meselesi “özerklik değil, genel istikrarmış”; istikrar dedikleri rejimin yıkılması elbette. Ankara “federasyon mu, yoksa özerk yapılar mı” gibi konuların “istikrar kurulduktan” sonra, yani rejim yıkıldıktan sonra kararlaştırılmasını istiyormuş!

Ama Ankara’nın yine de bir kırmızıçizgisi varmış. Neymiş o? Özerklik olabilirmiş ama PKK’nin özerk bölge kurmasına izin vermezlermiş! Örneğin Dışişleri Bakanlığı bu konuda çok netmiş!

BARZANİ’Yİ DEĞİL, ÖCALAN’I BÜTÜTTÜLER

Tek başına bu çapsız yol haritası bile, 10 yıllık bir karşı-devrimci iktidarın “köklü bir tarihe ve geleneğe sahip bir devleti” nasıl içi boş hale getirebileceğini ispatlamaktadır.

Bir devlet hiç mi Irak örneğinden ders almaz?! Bir devlet hiç mi tehdit sıralaması yapamaz?! Bir devlet hiç mi stratejik çıkarlarını belirleyemez?! Bir devlet hiç mi doğru cephede konumlanamaz?!

Irak’ın bölünmesinin Türkiye’nin bölünmesini olduğunu göremeyen bir devlet, illaki Suriye’nin bölünmesinin de Türkiye’nin bölünmesi olduğunu göremez ve kendi elleriyle kendini böler.

Irak’ta “Öcalan’a hayır ama Barzani’ye evet” şeklinde kurulan denklemin Barzani’yi büyüttüğünü ama Öcalan’ı daha da büyüttüğünü göremiyor mu bu devlet?

Suriye’de “PKK özerkliğine hayır ama Kürt özerkliğine evet” şeklindeki bir taktiğin PKK’yi bitireceğini mi sanıyorlar? Kürt özerk yapılarının sayısı artıkça, Tanzanya Kürtlerinin mi bu yapılara hâkim olacağını düşünüyorlar?

ESAD UYARMIŞTI

Rusya Türkiye’yi bu konuda birçok kez uyardı; Esad’ı indirmeye, Suriye rejimini yıkmaya çalışmanın ortaya çıkaracağı sonuçları Ankara’ya anlattı…

AKP’nin yıkmaya çalıştığı Beşar Esad da uyardı Türkiye’yi… Esad, Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda PKK konusuna değindi ve  “kendi başım beladayken sizi koruyamam, benim sorunum size yansıyacak” dedi. Esad, “bölgede bağımsız bir Kürt devleti kurulması başka devletlerin de kurulmasını tetikler” diye uyardı.

Ancak Türk devleti ABD’nin “Esad yıkılmalı” görevine o kadar şartlandı ki, uyarıyı dinlemedi bile… Beşar Esad’ın son on yılda yakalayıp Türkiye’ye teslim ettiği PKK’li sayısını toplasalar, oradan bile uyarının ciddiyetini anlarlardı…

TÜRKİYE’YE ÖZERKLİKTE DE ANLAŞTILAR!

Önce Irak’ta özerkliği kabul ettiler, şimdi de “Suriye’de özerkliğe evet” diyorlar… Atlantik planına öyle bağlılar ki, o özerklikler yetmiyor, Türkiye’yi de özerkliğe hazırlıyorlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, özerklikte yarışıyorlar. Erdoğan’ın partisi özerk bölge planlaması yapıyor, Kılıçdaroğlu “benim projemi uygulamış olacaklar” diyor!

Irak’ta özerklik PKK’yi büyüttü, Suriye’de özerklik PKK’yi devlet yapar, Türkiye’de özerklik ise Büyük Kürdistan’ı yani ikinci İsrail’i yaratır!

TÜRK MİLLETİNİN PLANI

Bu gerçek ortadadır ve ABD’nin bölge planına ve AKP’nin Suriye yol haritasına karşı Türk milletinin iki maddelik gelecek planı vardır:

1. Madde: Türk milleti AKP’yi yıkmalıdır.

2. Madde: Türk devleti, Suriye devleti ile yani Beşar Esad ile ittifak kurmalıdır.

Diğer maddeler zaten bellidir…

Aksi halde bölge Türk-Kürt-Arap-Fars kavgasına ve yangınına döner!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

SINIR KAPILARI NEDEN KAPATILDI?

Türkiye dün sabah itibariyle Suriye sınır kapılarını kapattı. Hem Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı, hem de Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kararın gerekçesini “can güvenliğinin olmaması” diye açıkladı.

Hayret! Daha birkaç günce önce Esad karşıtları sınır kapılarını ele geçiriyor diye sevinmemişler miydi? AKP yandaşı görüntülü medya bu haberleri verirken, AKP “stratejistleri” görüntüler eşliğinde “Esad düşüyor” sevinci sergilememişler miydi? “Halkına zulmeden Esad, sınırlarda kontrolü kaybetti” diye eğlenmemişler miydi?

O zaman bu “can güvenliği endişesi” nereden çıktı? Tamam, Türk TIR’ları yakılmıştı ama nasılsa ellerindeki basınla bunu kamuoyundan gizlemişlerdi. Tamam, başkaları haber yaptığında da, nasılsa “yakanlar bizimkiler değil, çapulcular” diyebilmişlerdi.

Ancak gerçek, asla yalanla yok edilemez!

HATAY OPERASYON ÜSSÜ OLDU

Gerçekten de “Türkiye-Suriye” sınırı artık güvenli değildir. 1939’de yurt topraklarına dâhil edilen Hatay, 2012 yılında Amerika’ya operasyon üssü haline getirildi! Bu köşede daha önce dikkat çektik, yineleyelim: Türkiye’nin Suriye’de tampon bölge oluşturması konuşuluyordu, artık tampon bölge Türkiye’de, Hatay’da kuruldu!

Öyle ki, Ahmet Davutoğlu’nun koordine ettiği Suriye muhalefeti de, artık Hatay’da, kendilerine tahsis edilen kamplarda ayaklanıyor!

Sınır teftiş eden Amerikalı senatörleri, Suriyeli teröristlerle toplantılar yapan özel harekâtçı ABD generalleri daha önce bu köşede konu ettik. ABD gazeteleri ise son bir haftadır, Hatay’da kaç CIA ajanının bulunduğuna dair haber yarışına başladı.

Kısacası Hatay, artık ABD’nin Suriye konusundaki “operasyon merkezi” olmuştur. İncirlik de “planlama ve koordinasyon merkezi” zaten!

KAPILAR TÜRKİYE’YE KAPANDI

Dolayısıyla Suriye sınır kapılarını Gümrük Bakanı Hayati Yazıcı ya da Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan kapatmadı elbette. Kararın sahibi ABD’dir, ABD’nin Adana Konsolosluğu’dur!

Bölgeye birkaç haftadır istihbaratçı yığan ve 18 Temmuz’da Suriye’nin Ulusal Güvenlik Konseyi’ni bir bombalı saldırıyla hedef alan ABD, şimdi neden sınır kapılarını kapattı?

Sorumuzu daha da somutlaştıralım. Kapılar kime kapandı? Yani Suriye’den mülteci gelirse Türkiye’ye alınmayacak mı? Elbette alınacak! O zaman kapılar kime kapandı?

ABD, sınır kapılarını açık ki Türkiye’ye, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kapattı! Ama Suriye’ye müdahale etmesin diye değil elbette, sınırdaki geçişi denetleyemesin diye… Zira ABD TSK’nin Suriye’ye girmesi için zaten yoğun çaba sarf ediyor.

Neden sınır denetimi istemiyor peki? Çünkü ABD’nin Suriyeli teröristler üzerinden önce sınır kapılarını ele geçirmesi, şimdi de kapıları kapatması, “silah sevkiyatını” kolaylaştırmak içindir!

Son iki haftadır ajanslara düşen ama gazetelere pek yansımayan “Jandarma sınırda 16 av tüfeği yakaladı”, “çuvalda 300 fişek ele geçirildi” türünden haberler, aslında sınırda bu anlamda ciddi bir mücadelenin yaşandığına işaret ediyor.

ABD’NİN NAFİLE HAMLESİ

Peki, Suriye cephesindeki Asya-Atlantik savaşında durum ne?

ABD, 16 aydır ilerleyemediği ve özellikle son altı ayda inisiyatifi tamamen Rusya’ya kaptırdığı Suriye konusunda, tüm ağırlığıyla yeni bir hamle deniyor. Bölgedeki tüm araçlarını seferber ederek Suriye’ye yüklenen ABD, 18 Temmuz’dan bu yana bir ölçüde inisiyatifi ele geçirmiş görünüyor.

Ancak bu durum nihai değildir, geçicidir!

Zira Suriye cephesi, ABD atağına rağmen hâlâ güçlüdür ve kazanacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Temmuz 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

TUZAK ŞAM’DA DEĞİL, ANKARA’DA

Suriye’nin kuzeyindeki son gelişmeler, şu üç gerçekle birlikte incelenmelidir:

1. ABD’nin BOP içindeki nihai hedefi, bölge devletlerini zayıflatacak bir kukla devlet inşa etmektir. ABD bölgeye girdiği 1991 yılından itibaren bu hedefe yöneldi. Stratejinin yeni aşaması, Irak’ın kuzeyindeki yapıyı büyütmek; Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Türkiye’ye doğru genişletmektir. Diyarbakır başkentli Büyük Kürdistan için izlenecek yol budur.

2. Bu stratejik hedef, bölgedeki tüm ABD kuvvetlerini, farklı pozisyonda bile olsalar, son tahlilde aynı cephede birleştirmektedir.

3. 2003 yılında kurulan PYD, tıpkı İran’daki PJAK gibidir, yani Suriye’deki PKK’dir. Hem PKK’nin hem de PYD’nin internet sitelerinden bu gerçeğe ulaşılabilir. PYD elbette Suriye’deki Kürtlerin çoğunluğunu temsil etmez ama mevcut Kürt örgütlerinin de en büyüğüdür. PYD ile diğer 16 Kürt partisinin 12 Temmuz’da Barzani’nin girişimiyle Erbil mutabakatına varması da bir olgudur. PYD içinde anlaşmaya itiraz edenlerin var olması, anlaşma olgusunu ortadan kaldırmaz. Bu anlaşmanın içeriği, anlaşan örgütlerin internet sitelerinde mevcuttur.

PYD’NİN YÖNETİME EL KOYMASI

18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ne yapılan ABD imzalı bombalı terörist saldırı, Atlantik’in “yeni bir yüklenme” girişimidir. Şam ise bu terörist saldırıya büyük bir temizlik harekâtıyla yanıt veriyor.

İşte Suriye’nin kuzeyindeki kimi Kürt kentlerinde “yönetim el değiştirdi” denilen olay bu esnada gerçekleşmiştir. PYD süren temizlik harekâtı nedeniyle kuzeyde oluşan güç boşluğundan yararlanarak, bazı Kürt kentlerindeki kamu binalarını ve dolayısıyla yönetimi ele geçirmiştir. Bu bir olgudur ancak nihai sonuç değildir, Şam yeniden egemen olacaktır.

ESAD’IN MI, ABD’NİN Mİ HAMLESİ?

Olgu, iki temel bakış açısıyla yorumlanıyor.

Bir yoruma göre bu olgu, “Esad’ın PYD hamlesidir.” AKP yandaşlarınca savunulan bu fikrin, ulusalcı kesimlerde de destekçisi var. Olguyu Esad hamlesi saymak, haliyle Esad ile PKK arasında ittifak olduğu sonucunu doğurur. AKP Hükümeti de en başında beri böyle bir ittifakın olduğunu iddia ederek, Türkiye kamuoyunu Esad’a karşı kışkırtıyordu.

Bizim de savunduğumuz ikinci görüş ise şudur: Olgu, iddia edildiği gibi Esad’ın bir taktik manevrası değildir, tersine Atlantik’in Suriye’ye baskısının eseridir. PYD’ye bu alanı Esad değil, Suriye’ye abanan AKP dâhil Atlantik kuvvetleri açmıştır.

Vatanını savunanlar, elbette hakları görerek, dayanacağı her kuvveti cepheye sürmek isterler. Şam elbette, kendisine savaş açanlara, imkânı varsa PKK gibi araçlarla yanıt vermek ister. Ancak PKK 1999’dan beri bir Suriye kartı değil, tersine ABD kartıdır. 13 yıl önceki ilişkilere dayanmak isteyenlerin PKK’de bulunması, bu temel gerçeği değiştirmez. Bu gerçek, ABD bölgede ağır bir yenilgi alana kadar sürer. Çünkü her araç, doğası gereği kuvvete meyleder.

TUZAĞA DÜŞMEMENİN YOLU

Suriye’nin kuzeyindeki bu yeni durumu Atlantik planlarına tedavül etmek isteyenler iki yol öneriyor. Bir kesim, “Türk Ordusu Suriye’ye” diyor, bir diğer kesim ise “Türkiye biran önce kendi Kürt meselesini (tabi ABD’ye göre) çözmeli” diyor. Haliyle ikisi de Atlantik patentli olduğu için aynı kapıya çıkıyor.

TSK’yi Suriye’deki Kürtlere sürmek isteyenler, ilginç ki Irak’taki Kürtlerin hamisidir! Bu gerçek çok öğreticidir. AKP yandaşlarının bu durumdan “PKK kötü ama Özgür Suriye Ordusu ÖSO iyi” sonucu çıkarmaya soyunmaları da anlamlıdır.

Bitirirken belirtelim: Olgunun kendisi doğrudan tuzak değildir ama olgunun sonuçlarından tuzak yaratılabilir. PKK, TSK’yi Suriye’ye çekmek niyetiyle şehir ele geçirmeye soyunmuyor elbette. Ama bu olgudan hareketle “TSK’yi PKK’ye karşı Suriye’ye sokmaya” çalışmak tuzaktır! PKK’yle mücadelede TSK’ye Irak’a girmeyi yasaklayanların, Suriye’ye vize vermesi tuzaktır! Ve tuzak o nedenle Suriye’de değil, Hatay’da, Ankara’da ve Washington’da kurulmuştur!

TSK’nin tuzağa düşmemesinin yolu ise basittir: Suriye’nin “siyasal birliğini ve toprak bütünlüğünü” hedef alan her uygulamadan kaçınmak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Temmuz 2012

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN TEMİZ GÖMLEK ARIYOR

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile HSP Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un görüşmesi ve iki partinin birleşeceği haberlerinin amacı neydi? Yüzde 50 oy alan Erdoğan, neden yüzde 1’i bulamayan Numan Kurtulmuş’la birleşiyor?

AKP yandaşı basın iki nedene bağladı:

1. Erdoğan, 2014 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimini garantiye almak için bu hamleyi yaptı.

2. Erdoğan, Çankaya’ya çıktığında partiyi ve başbakanlığı Numan Kurtulmuş’a teslim edecek. Erdoğan, AKP’yi Numan Kurtulmuş’la kurumsallaştıracak.

İki nedenin de gerçekçi olmadığını belirtelim ve bizi yanıta götürecek başka bir olguyu inceleyelim:

AKP, SURİYE’DE YENİLDİ

Erdoğan ve AKP, 10 yıllık iktidarının en zor dönemecine girdi. Yüzde 54 mertebesindeki oy oranının, kendi anketlerinde bile yüzde 46’ya düşmüş olması anlamlıdır ve oranın aslında daha da düşük olduğunun göstergesidir.

Erdoğan’ı bu zor sürece sokan ise Suriye’dir, daha doğrusu Suriye’de geniş ve büyük bir cephe kuran Asya kayasıdır! Çin, Rusya, İran, Irak, Suriye hattıdır!

16 aydır süren Suriye krizi AKP açısından iki gerçeği belirginleştirdi:

1. AKP, Suriye’ye müdahale etse de yıkılacağını, etmese de yıkılacağını gördü. Ancak iki seçenek arasında kalıp, zamana oynamak da AKP’yi kurtarmıyor.

2. AKP, 16 aydır Türk Ordusu’nu Suriye’ye müdahaleye ikna ve mecbur edemedi. ABD bu süreci hızlandırmak için TSK’ye tuzaklar kurdu. Ancak Uludere tuzağı ve F4’ün NATO yemi yapılması olayları, TSK’den çok AKP’ye zarar verdi ve Erdoğan hükümetini bölgede küçük düşürdü! Davutoğlu’nu ise “sıfır”ladı!

3. AKP artık kendi tabanında da “ABD’nin bölge politikalarının” aracı olarak nitelendirilmeye başladı.

‘MİLLİ’ YAMALI GÖMLEK ARAYIŞI

İşte AKP, bu gidişatı durdurabilmek için Numan Kurtulmuş hamlesi yaptı. Erdoğan’a yakın kalemlerin son birkaç gündür dillendirdiği “Fatih Erbakan’la birleşme hamlesi” de aynı hesabın gereğidir.

AKP’nin “ABD planına uygun olarak Suriye’ye düşmanlık yapma” görevi, partiyi hızla eritiyor. Erdoğan, “ABD taşeronu”, “Atlantikçi”, “Batıcı” şeklindeki kimliklerinin olumsuz etkisinden kurtulmak için, şimdi “milli görüş” gömleğine ihtiyaç duyuyor.

Erdoğan böylece, Numan Kurtulmuş’la ve olursa Fatih Erbakan’la, kimliğini temizlemeye soyunacak! ABD taşeronu değil, milli olacak!

Peki, mümkün mü?

Mümkün görünmüyor çünkü Erdoğan’ın Washington’la anlaşmaları, başka etiketlerle düzeltilemeyecek cinsten.

Ayrıca Fatih Erbakan hamlesinin gerçekleşme olasılığı zayıf görünüyor. Numan Kurtulmuş üzerinden giyilecek gömleğin ise ne kadar milli ve temiz olduğu ise o cenahta zaten tartışma konusu!

IRAK’LA GELDİ, SURİYE’YLE GİDİYOR

Son ABD askeri de Irak’tan çekildiğinde belirtmiştik: AKP, ABD’nin Irak saldırısıyla iktidara geldi ve AKP’nin iktidar dayanağı, bölgedeki ABD askeri varlığıydı. Artık Irak’ta ABD askeri yok ve bölgedeki ABD askeri varlığı da çok azaldı. Erdoğan bu temel gerçek nedeniyle gidicidir!

Şimdi Türkiye o noktaya geliyor. ABD’nin Irak saldırısıyla iktidar olan AKP, ABD’nin Suriye yenilgisiyle iktidardan düşüyor!

Washington’un kurtaramayacağı Erdoğan’ı, Numan Kurtulmuş hiç kurtaramayacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Temmuz 2012

, ,

Yorum bırakın

AKP TERÖRÜ DESTEKLİYOR

Suriyeli teröristlerle ittifak kurarak Şam rejimini devirmeye soyunan AKP, kamuoyunu kandırmak için iki temel yalana başvuruyordu: Birincisi PKK’nin, ikincisi de İsrail’in Suriye’yi desteklediği yalanı…

Türk halkının PKK ve İsrail karşıtlığını, komşu bir ülkedeki iktidarı devirmeye araç olarak kullanmaya yeltenmek, kuşkusuz öncelikle ahlaki bir sorundur ama bir yanıyla da AKP’nin Atlantik operasyonundaki çaresizliğinin göstergesidir.

Biz ise ısrarla ABD’nin stratejik aletleri konumundaki kuvvetlerin, son tahlilde aynı cephede yer alacağını belirtmiştik. ABD tek tek kullandığı gibi, AKP ile PKK’yi, PKK ile İsrail’i de çıkarları gereği elbette yan yana getirecekti.

AKP-PKK İTTİFAKI

İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın “Suriye’ye operasyon hazırlığına başladık” demesi, AKP yalanlarından birini ortaya çıkartmıştır. İkincisi de açığa düşmüştür:

Mesud Barzani’nin 12 Temmuz’da Suriyeli Kürt partilerle PKK’yi, Esad karşıtlığında ittifaka hazırlaması, kuşkusuz Washington’un talebi ve emriydi. Suriyeli Kürt partilerinin içinde yer aldığı ve AKP’nin çeşitli toplantılarına da katılan Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) ile PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin kurduğu “Batı Kürdistan Halk Meclisi”, Barzani’nin gözetiminde birleştirilmiş ve “Yüksek Kürt Konseyi”ne dönüştürülmüştü.

Şimdi bu “Yüksek Kürt Konseyi” ama aslında silahlı güce dayandığı için bizzat PYD’nin kendisi, Suriye’nin kuzeyindeki bazı Kürt kentlerinde yönetime el koydu! Afrin, Komani ve Derik gibi yerlerde yönetimi ele geçiren, Kamışlı’yı da almak için yoğun çaba gösteren PKK’nin “Batı Kürdistan otonomisi” kurmaya hazırlandığı belirtiliyor.

PKK’nin bu hamlesinde kısmen başarılı olması, kuşkusuz Şam rejiminin daha güneydeki muhalifleri ezmek üzere başlattığı büyük operasyon dolayısıyla ortaya çıkan güç boşluğundan kaynaklanmaktadır. O nedenle kesin bir sonuç değildir.

Ancak mesele, Suriye kadar Türkiye’yi de ilgilendirmektedir. ABD’nin böldüğü Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ın yarattığı güvenlik tehdidi ortadayken, bir benzerinin Suriye’de ortaya çıkması, Ankara’nın kabul edebileceği bir durum değildir. Ama Türkiye Ankara’dan değil Washington’dan ve Dolmabahçe’den yönetilmektedir.

Suriye’nin kuzeyindeki Türkiye karşıtı bu gelişmelerin bir numaralı sorumlusu ABD, iki numaralı sorumlusu da AKP’dir. Bu sürece sessiz kalanların sorumluluk sırası başka bir yazının konusudur.

ULUSLARARASI HUKUK TANIMAZLIK

Bu son gelişmeler şu gerçeği artık somutlaştırmıştır. AKP teröre açık destek vermektedir.

1. AKP, Suriye’de PKK’nin müttefikidir. Şam rejimini yıkmaya soyunan AKP, PKK’ye “otonomi” alanı yaratmaktadır.

2. Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi’ne yapılan ve Savunma ile İçişleri Bakanları’nın ölümüne sebep olan bombalı saldırı sonrası Abdullah Gül’ün yaptığı açıklama, ülkemizin İsrailleştiğinin işaretidir.

3. AKP yandaşı basının, Suriyeli teröristlerin sınır kapılarını ele geçirmesini sevinçle karşılaması hatta kutlaması ibretliktir! Sınır kapısını savunan Suriyeli 22 askerin teröristlerce katledilmesini ballandırarak anlatmaları, ancak çift meslekli olabilmeleriyle açıklanabilir!

Bu terörist saldırı sırasında 12 Türk TIR’ının yakılmasını gözlerden saklamaları da görevleri gereğidir. Tıpkı geçenlerde Suriyeli teröristlerin ayaklanarak 4 Türk polisini hastanelik etmelerini duyurmadıkları gibi…

SURİYE DEĞİL, AKP YIKILACAK!

Suriye’yi bölmeye soyunanlar, kuşkusuz Türkiye’yi de bölmektedirler. Bu gerçek, AKP’yi Türkiye açısından bir güvenlik sorunu haline getirmiştir.

Denklem artık basit ve sadedir: Ya Suriye yıkılacaktır, ya da AKP.

Suriye’nin direnmesi ve AKP’nin yıkılması, Türkiye’nin çıkarınadır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Temmuz 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

SULTAN’IN VIP CAMİSİ

VIP diye yazılıyor, viaypi diye okunuyor. İngilizce “Very Importan Person” demenin kısaltılmışı, yani “çok önemli insan.”

O kadar önemliler ki, insan bile değiller, insanüstüler! Örneğin havalimanlarında kapıları ayrıdır, oturdukları yerler de… Biz fanilerden farklı olarak kırmızı halı üzerinde yürürler. Halk arasında kaymak tabakası olarak adlandırılırlar.

VIP’ler eşit olmayan insanlardır; vahşi kapitalist toplumlar incelendiğinde bir VIP’e, bin normal insan düşmektedir. Ki bir normal insan da, bin emekçiye düşmektedir ancak!

VIP MÜSLÜMAN OLUR MU?

Eşitsizliğin en bariz göstergesi olan VIP uygulaması, artık camilerde de var.

Hakları tabi; çünkü normal Müslüman var, VIP Müslüman var…

Sıradan Müslüman var, gemicik alabilen, elli milyarlık yüzük takabilen Müslüman var…

Gemiciği olan Müslüman’la, sıradan Müslüman neden aynı camide ibadet etsin ki?! Hak mı?

CAMİ Mİ, DEVLET DAİRESİ Mİ?

Bu adaletsizliği ortadan kaldırmaya kararlı olan Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, kolları sıvadı ve Ataşehir’e bir cami kondurdu.

Önceki gün caminin açılışını yapan Erdoğan, ayrıca Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi ile caminin VIP salonunda yarım saat basına kapalı bir görüşme yapmış! (CNNTURK, 20 Temmuz 2012)

Cami dediğin böyle olmalı zaten. VIP salonu olmalı ki, başbakan başka ülkenin yöneticileriyle camide de görüşebilsin! VIP Cami, bir nevi Başbakanlık ofisidir çünkü!

Dini siyasete alet ediyor diye eleştirilen Erdoğan, tersine, camide siyaset yaparak eleştirilere de yanıt vermiş oluyor böylece!

ERDOĞAN KENDİNİ SULTAN İLAN ETTİ

Caminin açılışında konuşan Erdoğan, bakın neler söylüyor: “Avrupa yakasında bir Süleymaniye var, Mimar Sinan‘ın İstanbul’daki ilk eseri Şehzadebaşı Camisi var. Bir diğer tarafta Sultanahmet ve Fatih camileri var. Fakat bu yakada böyle bir cuma camisi, bir selatin cami mevcut değildi. Arzu ettik ki, bu yakada da birkaç tane selatin cami, cuma camisi olması lazım. Bu kararı verdik.”

Selatin cami ne demek? Sultanların yaptığı cami demek! Yani Erdoğan diyor ki, “Osmanlı sultanları, Osmanlı padişahları Avrupa yakasına cami yapmış ama Anadolu yakasına yapmamış. Bu yakaya da, yeni sultan olarak ben cami yapıyorum!”

Metrobüs hattı açılışında boşuna mı “Son Osmanlı padişahı Recep Tayyip Erdoğan” yazılı pankart asmışlardı? İşte bu günler içindi…

HİCRİ TAKVİM KULLANAN ERDOĞAN

Caminin girişinde bir de Recep Tayyip Erdoğan imzalı levha var. Mimar Sinan’a “Sinan usta” diye seslenilen levha, okuyana “bir ustadan bir ustaya sıcak sözler” hissi uyandırıyor!

Levhadaki sözlerden sonra, imzanın altına atılan tarih ise Erdoğan’a yakışmış! Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Erdoğan, Hicri takvimi kullanmış!

CONİYE DUA EDEN, VIP CAMİ AÇAR!

CNNTürk’teki haberi izledikten sonra aklıma Erdoğan’ın mektubu geldi… Hani ABD Irak’a saldırdığında, Başbakan’ın “ABD askerlerinin sağlığına duacı olduğunu” belirttiği mektubu…

Dün Müslüman katleden Hristiyan askerlerin sağlığına dua edenin, bugün VIP cami açmasına şaşırmamam gerektiğini fark ettim!

Umarım AKP’liler de fark eder!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Temmuz 2012

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın