Posts Tagged Açılım

Osmanlıcılık ile ‘geniş Türkiye’ hayali

AKP-MHP’nin Öcalan Açılımı’nın iki ayağı var: Dış ayağı “Türkiye’yi Irak ve Suriye Kürtleriyle genişletme” hedefini içeriyor. İç ayağı ise yeni anayasa ile Erdoğan’a “sınırsız başkanlık” sağlamayı amaçlıyor. 

Lozan’ı hezimet gören iktidarın Misakı Millicilik yaparak Halep, Kerkük, Musul’a “plaka dağıtması” AKP’nin iktidara gelirken önüne konan “ABD’nin küresel düzeninin altında bir bölgesel alt düzen kurma” hedefiyle ilgilidir. Somutlarsak, Neo-Osmanlıcılık yaparak, İstanbul merkezli “geniş Türkiye” kurmak istiyorlar.

İktidarın “geniş Türkiye” hedefi

İktidarın “Türkiye Türkiye’den büyüktür”, “1. Dünya Savaşı farklı bitse Halep ve Şam bizimdi”, “Gönül coğrafyamız”, “İsteyenin hamisi oluruz” gibi son dönemdeki söylemleri, neo-Osmanlıcı bir bakışla “geniş Türkiye” hedefini yansıtmaktadır.

Bütünü anlamak için öncesini de anımsamalıyız:  

Erdoğan “eyalet sistemine geçilebilir” demişti (Sever, Dizdar, 2. Cumhuriyet Tartışmaları, Başak Yayınları, 1993).

Erdoğan’ın Dışişleri Bakanlarından Abdullah Gül, “Kuzey Irak bizim hinterlandımızdır” diyor (Akşam, 2.12.2005), bir diğer Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da “Kuzey Irak’la entegrasyonu” savunuyordu (Görüş, sayı 63, Ağustos 2010).

Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök ise emekli olduktan sonra ulus-devleti sulandırmaya soyunuyordu: “Devlete isim verme konusunda birçok ülke kendilerine göre çözüm bulmuşlar. Mesele Osmanlı demiş, Amerikalı demiş. Genellikle çok etnisiteli ülkeler etnik referans vermekten bazen çekinmişler. Hatta tarafsız olsun diye başka uluslardan kral ödünç alanlara bile rastlamak mümkündür. Ama hepsi şöyle veya böyle bir çözüm bulmuştur. Biz de çözüm bulmalıyız.” (Milliyet, 22.8.2009)

Ahmet Türk’in Osmanlı işareti

Nefes gazetesinden Aytunç Erkin’e açıklama yapan DEM Parti İmralı heyeti başkanı Ahmet Türk, yukarıda özetlediğimiz “Osmanlıcılık ile ‘geniş Türkiye’ hedefi”ni kabul ettiklerini ortaya koymuş, şöyle diyor: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Kürtler sadece Türklerle adil bir yaşam sürebilir, özgürleşir. Başka şansları da yok.” (Nefes, 4.1.2025)

Ahmet Türk’ün “Irak ve Suriye Kürtlerinin sadece Türklerle adil bir yaşam sürebileceğini” ifade etmesi elbette kulağa hoş gelebilir. Ama son tahlilde Irak ve Suriye açısından bölücülüktür! 

Daha tehlikelisi de şudur: Irak ve Suriye Kürtleriyle “genişleyen Türkiye”, “İran Kürtleri” ile daha da genişlemek isterse ne olacak? Tam da ABD’nin istediği gibi bir Türk-Fars savaşı mı? 

Ya Irak ve Suriye Kürtleriyle genişlemiş Türkiye, daha sonra Türkiye Kürtlerinin liderliğiyle ayrı Kürdistan’a yönelirse ne olacak? Geniş Türkiye, daralmış Türkiye’ye dönüşür…

Batı Asya Birliği

O nedenle tarihsel olarak yararlı tutum şudur: Irak ve Suriye Kürtleri ile “geniş Türkiye” kurmak yerine, Batı Asya Birliği’ni hedeflemek. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bu bölgesel birliği, Kürtlerin “adil bir yaşam sürmesinin” asıl teminatıdır.

Kürtlerin geniş-dar savaşlarında kullanılması sadece Kürtleri değil, Türkleri, Farsları ve Arapları uzun dönemli savaşlara götürecektir. Tersine büyük barış ve halkların gerçek özgürlüğü için Kürtlerin dört ülkedeki varlığını, Batı Asya Birliği’ni kurmanın kolaylaştırıcı fırsatı olarak görmek gerekir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Ocak 2025

, , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

CHP’yi “plana” zorlama operasyonu

Erdoğan-Bahçeli’nin “Öcalan açılımı” başlattığı şartlarda, CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in KCK’lilerle irtibatı iddiasıyla tutuklanmasının tek anlamı var: AKP-MHP ittifakı CHP’yi “plana” zorlamaya çalışıyor.

Zira CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sürece genel çerçevede bir destek verse de, ”iş anayasa değişikliğine gelecekse biz orada yokuz” diyor. 

Oysa Erdoğan’a asıl lazım olan yeni anayasadır. Kürt sorunu, açılım, çözüm süreci gibi başlıklar talidir, asıl konu Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açacak yeni anayasadır. 

CHP’nin komisyonlarına dahil olmadığı bir yeni anayasa sürecinden sonuç alınabilmesi olası değil. Erdoğan’ın istediği şu: CHP komisyona dahil olup sürece meşruiyet kazandırsın, sonra dilerse tabanı için “hayır” desin. “Nasılsa ondan sonraki süreç Kürtlerin oylarıyla yürütülür” diye düşünülüyor… 

Operasyon aynı zamanda İmamoğlu’na

Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in 10 yıldır PKK/KCK’lilerle irtibatlı olduğu iddia ediliyor. Bu doğruysa devlet açısından durum vahimdir. Zira mesele Özer’in nasıl belediye başkanı adayı olabildiği ile sınırlı değildir, nasıl dekan ve rektör yardımcısı gibi üst düzey devlet memuru olabildiği de vardır…

Bu durumda ya “parti devleti mekanizmaları“ zafiyet içindedir ya da “parti devleti mekanizmaları” sonraki süreçlere koz biriktirmektedir!

Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi bu esas olarak bir “CHP’yi AKP-MHP planına zorlama operasyonudur” ama aynı zamanda CHP içini hedef alan, İmamoğlu’na karşı da bir operasyondur. 

Zira savcılığa ek olarak MHP’li yetkililerin de dillendirdiği “belediyelerin Kandil’e peşkeş çekildiği” iddiası operasyonun merkezindedir ve hedefi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’dur. Açık ki AKP-MHP ikilisi, plana zorlamada CHP içi dengeleri, cumhurbaşkanlığı yarışı gibi konuları da kullanmaktadır. 

Erdoğan’ın planı

Bahçeli’nin “Öcalan’ın tecriti kalksın, umut hakkı verilsin, gelsin TBMM’de konuşsun” çağrısıyla süren “Öcalan açılımı”, daha önce de belirttiğimiz gibi esas olarak “Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açma” açılımıdır; “Kürt sorunu”, “ABD-İsrail planını engelleme”, ”bölgede yeni oyun kurma” şeklindeki propagandalar, bu esası örtme amaçlıdır.

Diğer yandan Erdoğan’ın bu netameli süreç için sahaya “siyaseten çaresiz” Bahçeli’yi sürdükten sonra bir süre net açıklama yapmaması, gerek AKP içinde, gerek Cumhur İttifakı saflarında farklı yorumlandı, “Erdoğan’ın sürece destek vermediği” şeklinde algılandı. 

Oysa Bahçeli’nin risk alarak başlattığı süreç, Erdoğan’ın sürecidir, Erdoğan içindir. Nitekim Erdoğan, konunun tartışılması ve kamuoyunda normalleştirilmesi durumuna paralel olarak adım adım konuştu, konuşmaktadır. Son olarak Bahçeli’ye büyük övgülerle teşekkür ederek sürece desteğini daha açık şekilde ilan etmiştir.

Başkanlık açılımı

Mesele başkanlıktır, diğer her konu bu konuya endekslidir. Bahçeli’nin “ne Kandil ne Edirne, adres İmralı’dan DEM’e uzansın” diyerek muhatap belirlemesi, meselenin başkanlık olmasıyla ilgilidir.

Anımsayın: İmralı, yani Öcalan 2013’te “başkanlık sistemine” destek vereceğini açıklarken, Edirne, yani Demirtaş 2015’te “seni (Erdoğan’ı) başkan yaptırmayacağız” demişti. 

Yine Erdoğan’ın 2022’de “Edirne’deki (Demirtaş) İmralı’ya (Öcalan’a) hesap verecek” demesi de aynı bağlamdadır. 

Özetle konu dün de Erdoğan’ın başkanlığıydı, bugün de… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Ekim 2024

, , , , , , , ,

Yorum bırakın

Erdoğan’ın oyun planı

Bahçeli’nin DEM’lilerle tokalaşarak başlattığı süreç, “Öcalan’ın tecriti kalksın, umut hakkı verilsin, gelsin TBMM’de konuşsun” çağrısıyla sürüyor. Bu hamleler, “Bahçeli, ABD-İsrail’e karşı büyük oyun kurdu” diye pazarlanıyor; hatta “Bahçeli’nin büyük planına Erdoğan’ı da sürüklediği” iddia ediliyor.

Bahçeli’nin kurduğu bir oyun planı yok, kendisi ilk günden beri oyun planlarının küçük-büyük oyuncusu olabilmiştir sadece. “Mehmet Ali Güller” adlı Youtube kanalımdaki “Bahçeli’nin 16 sabıkası” başlıklı yayını izlerseniz, MHP liderinin hangi oyunlarda hangi rolleri aldığını ve birikmiş siyasi sabıkalarının listesini görebilirsiniz.

Burada da Bahçeli 17. siyasi sabıkasına imza atmaktadır. Ve bir oyun planı kuran değil, Erdoğan’ın oyun planında rol alan konumdadır.

Erdoğan’ın başkanlık sorunu

Erdoğan yeni bir oyun planı kuruyor, çünkü yeniden başkan seçilebilme sorunu var. Bu sorunun “sınırsız çözümü” yeni bir anayasa yapmaktan geçiyor. Yeni anayasayı kabul ettirebilmek için de DEM Partisi’nin oylarına ihtiyacı var.

Erdoğan’ın oyun planının içeride iki ayağı var: Birincisi DEM Partisi’ni devreye sokmak üzere zıttını, MHP’yi kullanmak; ikincisi de süreçlere meşruiyet kazandırabilmek için CHP’den yararlanabilmek. Dolayısıyla “normalleşme-yumuşama” süreci de nesnel olarak Erdoğan’ın oyun planını kolaşlaştıran bir boyuta sahip.

“Büyük Ortadoğu” sorunundan faydalanma

Olası geniş kamuoyu baskısına karşı içerideki bu süreci dışarısıyla ve “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemiyle dengelemeye çalışacaklar. Şöyle:

– İsrail’in Lübnan’a saldırıları sürüyor: Erdoğan bu nedenle yeniden “sığınmacı kartı” açtı. Geçen hafta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile ortak basın toplantısında, “Hem Suriye’den hem de Lübnan’dan yeni sığınmacılara kapılarının açık olduğunu” ilan etti.

– İsrail, konjonktürü fırsata çevirebilmek için Suriye’ye saldırılarını artırıyor, Golan’daki durumunu tahkim edecek bir düzenleme arayışında: İktidar bunun savaşı bölgeselleştirme potansiyeli olduğunu, İran’a da sıçrayabileceğini, dahası İsrail’in olası yanıtından sonra İran’ın bu kez savaşa girmek zorunda kalabileceğini, bunun da ABD’yle yeni bir işbirliği dönemini açabileceğini hesaplıyor. Bu durumun hem riskler hem de fırsatlar doğuracağı düşünülüyor: Risk, Türkiye’nin de bölgesel bir savaşın parçası olması, fırsat ise “ABD sponsorlu PYD devleti” sorununun “iki açılı” çözümü:

İki açılı “çözüm”

1) ABD’nin kökleri 1965’e kadar uzanan “Türkiye himayesinde Kürdistan” planıyla uyumlu çözüm: Bu çözüm ile Erdoğan’ın 22 yıllık “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefinin hayata geçeceği ve karşılığında siyasi konumunun pekişeceği varsayılıyor.

2) Öcalan’ın çıkışıyla PKK’nin kendini lağvettiği ama PYD olarak Suriye’de Türkiye tarafından kabul edildiği çözüm: Bu çözüm, Fırat’ın doğusundaki Kürdistan’a karşı Fırat’ın batısında Halep’e inen bir nüfuz bölgesinin paylaşılmasını içerecek.

Erdoğan’ın hedefi

Görüleceği üzere bu iki çözüm de Erdoğan’ın “sultanizm” rejimi için kısmi bir çözüm olsa da Türkiye için bir çözüm olmayacaktır ve tersine Türkiye’yi bölgede ciddi sorun haline getirecektir.

Dolayısıyla Erdoğan’ın hedefi Kürt sorununu çözmek ya da komşularla iyi ilişki geliştirerek bölgesel savaş riskini azaltmak değildir. Hedefi, Ortadoğu’da İsrail’in saldırganlığından ve ABD’nin müttefik ihtiyacından yararlanarak yeni toprak kazanmak ve bunu sultanlığını pekiştirmekte ve davasının bayrağını yükseltmekte kullanmaktır.

Elbette bunlar plan ve hayata geçmesini engelleyecek faktörler de yok değil!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ekim 2024

, , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Açılımın üç sorunu

Ankara kulislerinde en çok tartışılan konu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı el, yeni bir çözüm sürecine dönüşür mü?

Biz bu soruya, açılımın üç sorununu tartışarak katkı koymaya çalışalım. 

1. Kürt sorununa mı çözüm?

Soru şu: Erdoğan Kürt sorununu çözmek için mi yeniden açılım yapıyor, yoksa iktidarını/başkanlığını sürdürebilmek için mi?

Bunu şu nedenle soruyoruz: Erdoğan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını da söyledi, olduğunu da… Olduğunu söylediğinde açılımcıydı, olmadığını söylediğinde açılımı kapatmıştı. 

Bu durum, Erdoğan’ın açılım ihtiyacını ortaya koyuyor: Meselesi Kürtler ya da Kürt sorunu değil, meselesi iktidarını sürdürmek. İktidarını sürdürebilmek için de ya TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal nedenlerle, ikisi için de DEM’in desteği lazım. 

Açıklamalarına bakılırsa, Kürtlerin siyasi partisinin de en azından bir bölümü, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi ajandasına kazanım oluşturabileceğini hesaplıyor.

2. Bölgesel durumdan yararlanma mı?

Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere el uzatmasıyla başlayan bu süreç, kuşkusuz bölgedeki yeni durumla da ilgili. 

İktidarın ilk açılımı ile iktidarın neo-Osmanlıcı çizgisi arasında bir ilişki vardı. Öyle ki iktidar hem “Lozan hemizettir” diyor ama hem de Misakı Millicilik yapıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil edilemeyen Musul-Halep hattını işaret ediyordu. Suriye’de Atlantik cephesiyle girilen “macera” bu nedenleydi. Suriye macerasından bir türlü çıkmamaları da bu nedenle… 

İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bununla ilgilidir. İktidarın “stratejik derinlikçileri” Ortadoğu’da yeniden sınırlarının çizilebileceğini, Ankara’nın önüne yeniden “genişleme” fırsatı çıktığını, Erdoğan’ın yeniden “Küresel düzenin altında bir alt düzen” inşa etme olanağına kavuşabileceğini düşünüyor… 

Suriye’yle normalleşmeye şartlar koyarak normalleşme eğilimini terketmeleri, Mavi Vatan doktrinini rafa kaldırarak Doğu Akdeniz’de geri adım atmaları, Yunanistan’la tavizli normalleşmeleri, Ukrayna-Rusya dengeciliğinde ağırlığı Ukrayna kefesine koymaları, ABD-İngiliz enerji devleriyle 10 yıllık anlaşmalar yapmaları, Rusya’ya uyguladıkları yeni yaptırım… 

Ve en önemli iki yeni gelişme de şu: İran karşıtlığının artması ve İdlib merkezli bir hareketliliğin başlaması!

3. Birinci partiye tuzak mı? 

Eski açılımda CHP, MHP’yle birlikte açılımın genel olarak karşısındaydı. Gerçi Erdoğan ilk açılımdan istediği sonuçların bazılarını elde etmişti ama sonuçların tamamına ulaşamamasında bir etken de buydu. 

MHP artık Cumhur İttifakı’nda, üstelik yeni açılım için bizzat Bahçeli sahaya sürüldü; çünkü siyaseten Erdoğanizme yapışmak dışında şansı kalmadı.

Peki CHP? AKP ve MHP cephesinden gelen açıklamalar, Erdoğan’ın CHP’yi de açılıma bir şekilde monte etmek istedğine işaret ediyor. DEM de aynı görüşte. Nitekim DEM yönetimi açık açık CHP’nin de devreye girmesini istedi. Gerekçeleri kendileri açısından makul: AKP’ye güvenmedikleri yeni süreçte, CHP’nin sübap olabileceğini hesaplıyorlar. 

Peki daha düne kadar CHP’yi “DEM’lenmekle” suçlayan AKP-MHP cephesi neden CHP’yi sürece katmak istiyor? Çünkü CHP artık birinci parti. AKP-MHP CHP’yi açılım süreci üzerinden yeni anayasa sürecine de dahil edebileceğini düşünüyor. Varsın CHP son tahlilde yeni anayasa kabulüne hayır desin, komisyonlarda bulunarak hazırlanmasına dahil olması Erdoğan için yeterli meşruiyeti sağlayacak nasılsa! Üstelik bu süreçte ulusalcıların tepkisi nedeniyle CHP’nin oyları da önemli oranda erimiş olacak! Erdoğan da bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak…

Bakalım Erdoğan’a yine aynı fırsatı verecekler mi?

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2024

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

‘Beş yıl’ açılımı

Türkiye’nin toplumsal ihtiyaçları nedeniyle şu anda yeni bir anayasaya ihtiyacı yok, kaldı ki anayasanın dörtte üçü AKP tarafından zaten değiştirilmiş durumda.

Türkiye’nin idari ihtiyaçlar nedeniyle de yeni bir anayasaya ihtiyacı yok, çünkü iktidar zaten anayasaya uymadan yönetiyor. Hatta bu yönüyle mevcut rejimi “anayasasız rejim” diye de niteyelebiliriz.

Bir tek Erdoğan’ın yeni anayasaya ihtiyacı var çünkü anayasaya aykırı şekilde üçüncü kez sürdürdüğü cumhurbaşkanlığını dördüncüye taşıyabilmesi, güçler dengesi nedeniyle mümkün değil; bu kez adaylığını “yasallığa” uydurmak zorunda. 

Ancak Erdoğan’ın anayasayı değiştirecek gücü de yok, bunun için Cumhur Koalisyonunu genişletmeye çalışıyor. Peki nasıl?

Erdoğan’ın Bahçeli kartı

Erdoğan’ın iktidarını kabaca iki ayrı dönemde inceleyebiliriz: İlk dönemindeki müttefikleri FETÖ’ydü, PKK’ydi, liberallerdi. İkinci döneminde ise eski müttefiklerinin yerini milliyetçiler aldı. “Tekeden süt sağılmaz, Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz” diyen Bahçeli, Erdoğan’a rejim değiştirme ve tek adam olma yolunu açtı. 

Ancak Erdoğan’ın milliyetçi müttefikleriyle birlikteki toplam gücü de yeni anayasaya yapmaya yetmiyor; hatta diğer sağ partilerden gelecek destek de…

Kısacası Erdoğan’ın DEM’e ihtiyacı var. Ama bu ihtiyaç ne zaman gündeme gelse “Erdoğan Kürtlerle ittifak yaparsa, bu kez milliyetçileri kaybeder” deniyordu. Oysa Erdoğan’ın yolunu açmak dışında siyasette başka şansı kalmamış bir Bahçeli var! Şimdi Erdoğan, Bahçeli’yi en olmaz denilen işte, PKK ile açılımda karta dönüştürmüş durumda.

Devlet açılımı

Önceki yazımızda “yeni anayasa tokalaşması” diye nitelediğimiz sürecin dinamikleri böyle. Dolayısıyla bu hamleyi “Devlet açılımı” olarak da isimlendirebiliriz. Şimdi ikinci adımı atıyorlar: Hem milliyetçi hem de muhafazakar tabanı ikna etme aşaması… 

MHP’li yöneticiler, milliyetçi tabanı ısıtmak için “Terör Türkiye’nin enerjisini 40 yıl sömürdü. Türkiye yüzyılında bu meselenin çözülmesi önceliktir ” diye propagandaya soyundular.

Muhafazakâr taban için de şu propaganda yapılıyor: “Türkiye ile Suriye Kürtlerinin arasını İran bozdu, İran Kürtleri Esad karşıtı koalisyondan kopardı” denilip, “hazır İran İsrail baskısı altındayken, tablonun yeniden tersine çevrilebileceğini” savunuyorlar.

DEM’liler ise Erdoğan’ın yeni anayasa ihtiyacını siyasi ajandaları için fırsat görüyorlar, bu süreçten hangi kazanımları çıkarabileceklerini hesaplıyorlar.

Perinçek: Erdoğan-Bahçeli ikna edildi

Erdoğan’ın yukarıda özetlediğimiz iki dönemli siyasetinin ikinci döneminde iktidara dışarıdan destek veren Doğu Perinçek ise yeni tabloyu şöyle yorumluyor: “Erdoğan ve Bahçeli, ABD’nin Kürdistan projesine ikna edildi.”

Erdoğan bir projeye ikna edildiği için mi yoksa kendisine yeniden başkanlık yolu açacak yeni anayasa için mi Bahçeli üzerinden DEM’e el uzattı, elbette tartışılır ama en azından “Erdoğan iktidarının ABD ile savaştığı ve vatan savaşı verdiği” varsayımının geçersizliği görülmüş olmalı!

Erdoğanizmin tek prensibi var: İktidarı sürdürebilmek için herkesle müttefik olabilmek ve her projeye eklemlenebilmek. İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bu nedenledir. Erdoğan, İsrail tehdidi söylemi üzerinden hem sağ partileri koalisyona eklemleyecek, hem de İsrail-İran çarpışmasının Suriye’ye etkisi üzerinden Kürtlerle ittifak arayacak.

Erdoğan’ın oyun planı

Erdoğan’ın bu yeni oyun planı tutar mı? Mevcut tabloya göre tutması olası değil. Üstelik birinci parti durumundaki CHP’nin onay vermediği yeni anayasanın çıkması da mümkün değil.

Ama denir ya hani, “Osmanlı’da oyun çok” diye, “Yeni-Osmanlılarda da oyun çok” elbette. Erdoğan kürede ABD-Rusya, bölgede İsrail-İran cepheleşmelerinden faydalanarak içeride kendisine alan açabileceğini varsayıyor. 

Kısacası Cumhuriyetçilerin uyanık, kararlı ve mücadeleci olması gereken günlere giriyoruz… 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Ekim 2024

, , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

ABD AÇILIM’A SARILDI

Birkaç gündür süren gelişmelere bakılırsa, ABD önce “dış mihrak” komplosuna sarılan AKP’yi sertçe uyardı, ardından da Haziran Ayaklanması’nı savuşturabilmesi için harekete geçti. Peki, neler yaptı?

ABD ARTIK SAHADA

1. ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone AKP Genel Merkezi’ne gitti ve Başbakan Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’la uzun bir görüşme yaptı.

Görüşmenin ayrıntılarını bilmiyoruz ama görüşme sonrasında olanlara bakarak bir fikir edinebiliyoruz…

2. Geçen hafta Haziran Ayaklanması’nın etkisiyle Öcalan’a “bölücü başı”, “terörist başı” diyen Erdoğan, dünkü grup konuşmasında bu sözleri kullanmadı. Hatta sözlerinin genel anlamına bakılırsa, “bölücü başı” yeniden “barış elçisi” olmuştu!

3. Francis Ricciardone Doğu ve Güneydoğu turuna çıktı ve şöyle dedi: “Bizim rolümüz şimdiye kadar cesaret vermek, teşvik etmekti.”

Peki ya şimdi?

Şimdi hem AKP’den TÜSİAD’a kadar tüm kuvvetlerini seferber edecekti, hem de bizzat kendisi harekete geçecekti. O nedenle de ziyaretleri bölgeyi teftiş gibiydi. Öyle ki kendisinden “KCK tutsaklarını serbest bırakılmasını” isteyen Belediye Başkanı bile oldu. Sanırsın büyükelçi değil de bu devletin bir yöneticisi!

TÜSİAD AÇILIM’A AKTİF DÂHİL

4.  ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin dışında 30 kişilik bir AKP heyeti de Doğu seferine çıktı. 21 Batı ilinden 30 AKP milletvekili beş gün boyunca bölgede temaslarda bulundu.

5. ABD ve AKP’nin dışında TÜSİAD da bölgeye sevk edildi. Şırnak’ın Cizre ilçesinde toplanma kararı alan TÜSİAD, AKP’nin Açılımı’na tam destek verdi.

“Doğu ve Güneydoğu Ekonomi ve Kalkınma Zirvesi: Cizre Buluşması” isimli toplantıya TÜSİAD tam kadro katıldı; Haziran Ayaklanması nedeniyle Erdoğan’ın açıkça hedef aldığı Koç ve Boyner de Cizre’deydi.

6. Öte yandan Erdoğan ile Obama telefon görüşmesi yaptı. Hükümet sözcüsü Bülent Arınç ile Beyaz Saray’ın açıklamasının toplamına bakılırsa, Obama hem Erdoğan’dan Gezi eylemlerindeki duruma dair bilgi almış, hem de Suriye ve Açılım konularını görüşmüştü.

AÇILIMIN İKİNCİ AŞAMASI

7. BDP heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan’ın “İkinci Aşama’ya geçtik” mesajıyla döndü.

8. Hükümet kaynaklarına göre Öcalan’ın ilan ettiği “Açılımın İkinci Aşamasının” dört ayağı vardı: A. Anadilde eğitim. B. Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Şartındaki şerhin kalkması. C.  Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda düzenleme yapılması. D. Eve Dönüş Yasası’nın kapsamının genişletilmesi.

GÜLEN’DEN ANADİLDE EĞİTİME DESTEK

9. ABD sadece AKP’yi, PKK’yi ve TÜSİAD’ı değil, Gülen Cemaatini de harekete geçirdi. Kuzey Irak’ta yayın yapan Rudav’a konuşan Fethullah Gülen, 2. Aşama’nın 1. Ayağına, yani “anadilde eğitime” açık destek verdi.

Zaten AKP de bu konuda harekete geçmiş ve adım adım anadilde eğitimin yolunun taşlarını döşemişti. Zaman’ın dünkü haberine göre, hükümetin önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklayacağı yeni bir düzenlemeyle artık özel okullarda Kürtçe eğitim yapılabilecekti.

10. Tüm bu gelişmelerin taçlanacağı toplantı ise bugün yapılacak. Raporunu hazırlayan Akil Adamlar Başbakan Erdoğan’la buluşacak!

AÇILIM, HALK AYAKLANMASINI BÖLER Mİ?

Peki, Açılım’da 2.Aşama’ya geçerek, AKP’den PKK’ye, TÜSİAD’dan Gülen Cemaatine kadar tüm aktörleri aynı hedefe kilitleyerek, Açılım ile alanlardaki kitleleri bölmeye çalışarak Haziran Ayaklanması bastırılabilir mi?

Kuşkusuz yanıtı halk verecek ama şimdiden şuna dikkat çekelim: Halk her şeyden önce Açılım’a, AKP’nin Öcalan’la müzakere etmesine ve Türk ile Kürt’ü adım adım ayrıştırmasına karşı! Halk Kürt, Ermeni, Kıbrıs açılımları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin parçalanmasına karşı!

Yani ABD’nin Halk Ayaklanması’na karşı bulabildiği “panzehir”, Ayaklanma’nın ana nedenlerinden biri.

ABD’nin Türkiye’deki iktidarını Açılım üzerinden savunabilmesi artık mümkün değil. 60 yılda adım adım yıktığı Cumhuriyeti, Türk milleti yeniden inşa ediyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Haziran 2013

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AÇILIM LAFORİZMALARI

PKK sınırdan çıkacak mı, çıkmayacak mı? Haziran’da mı çıkacak, sonbaharda mı? Silahlı mı çıkacak, silahsız mı?

Günlerdir gazeteler, televizyonlar, Salı grup konuşmaları, siyasi parti oturumları, bakanlar kurulu toplantıları, Erdoğan’ın milletvekilleriyle kapalı görüşmeleri bu soruyla meşgul.

Koca Türk devletinin tek ve en önemli gündemi bu.

Devlet açısından asıl acı olan ise şu gerçektir: Türk devleti PKK’nin önce sınırdan içeri girmesini engelleyemedi, şimdi de çıkartamıyor!

GÖMÜLECEK SİLAHLAR

Başbakan Erdoğan canlı yayında PKK militanlarına ve Kandil’deki yönetime sesleniyor: “Silahla sınır dışına çıkma olmaz. Ya mağaraya gizleyin, ya da toprağa gömün, öyle çıkın.”

Erdoğan’ın açıklaması Kandil’de tebessüm yarattı mı bilmiyoruz ancak sosyal medyada şu yoruma neden oldu: “Sonra o silahları yerinden çıkarıp ‘Ergenekon’un gömdüğü silahları bulduk’ demesinler!”

DEVLET KÖR-SAĞIR-DİLSİZ OLACAK!

Ortada Habur çadır mahkemesini de aşan bir tablo var aslında: Silahlı terörist yürüyüp sınırı aşacak, devletin güvenlik kuvvetleri de görmemek için arkasını dönecek. PKK’liler silahlarını da bir köşeye atarlarsa eğer, AKP nezdinde tam temize çıkmış olacaklar…

Habur’da da devlet soruyordu: “Neden geldiniz?”

PKK’lilerin hepsi aynı yanıtı veriyordu: “Başkan Apo’nun çağrısıyla geldik.”

Devlet “yaz kızım” diyordu: “Pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini söylediler, serbest bırakılmalarına…”

KİM DAHA YASAL?

Abdullah Öcalan da, Murat Karayılan da çekilme için “yasa çıkarılmasını” şart koşuyorlar.

AKP’nin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise “çekilme için yasaya gerek yok” diyor ve savcılara meydan okuyarak “suçsa ben bu suçu işliyorum” diyor.

AKP’nin yasa tanımazlığı mı, yoksa PKK’nin “ille de yasa” demesi mi daha ironik, bilemedik.

AKP’NİN RAKAM OYUNLARI

Devletin açıkladığı rakamlara göre 2011’de 332’si içeride, 790’ı dışarıda olmak üzere toplam 1122; 2012’de 698’i yurtiçinde, 860’ı yurtdışında olmak üzere toplam 1158 PKK’li öldürülmüş!

Yine devletin açıkladığı rakamlara göre sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı 1500’müş. Ancak bunların 300’ü lojistik hizmeti yapanlarmış, bir kısmı eline silah almamış, bir kısmı çocuk yaştaymış… Yani sınır dışına çıkması gereken PKK’li sayısı en fazla 800 kadarmış!

İşte bütün bu kavga kıyamet 800 PKK’linin sınır dışına çıkıp çıkmayacağı üzerinden kopuyor.

Ancak 800 PKK’li sayısı, son iki yılda içeride 1030, dışarıda 1650 olmak üzere toplam 2680 öldürülen PKK’linin üçte birinden bile az. Bu durumda ya bu “çekilme” meselesi hikâye, ya da devletin açıkladığı rakamlar hikâye…

Öldürülen PKK’li sayısı açıklanırken AKP’ye büyüme rakamları hazırlayanlar, “çekilme” rakamları açıklanırken AKP’ye enflasyon rakamları hazırlayanlar devreye sokuluyor anlaşılan…

ŞEYH UÇMAZ, MÜRİT UÇURUR

Güneri Civaoğlu sağlam yerden dinlediğini belirterek anlatıyor: “İmralı’da Abdullah Öcalan’la konuşan BDP milletvekilleri, hatıra olarak Öcalan’dan imza almışlar. O milletvekilleri daha sonra Kandil’e gittiler. Orada gösterdikleri kâğıt üzerindeki hatıra Abdullah Öcalan imzasını Kandil’dekiler öpmüşler.” (Milliyet, 3 Nisan 2013)

Bu kadar da olmaz dedirten bu hikâye kuşkusuz doğrudur. Zira BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak’ın TBMM grup toplantısında söylediği şu sözler ancak şeyh-mürit ilişkisiyle açıklanabilir: “Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan, Kürtlerin de doğum günüdür, hepimizin doğum günüdür.”

Artık TBMM adına İmralı’ya bir pasta gönderirler! Mumlar da AKP’den…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2013

, , , ,

Yorum bırakın

AKP’YE AÇILIM YANITI

Başbakan Tayyip Erdoğan “PKK’nin silahlı geri çekilmesine TSK müdahale eder” diye uyarıyor, yardımcısı Bekir Bozdağ da “Anayasa’dan Türk kelimesini çıkarmıyoruz” diyor…

TSK’nin PKK ile mücadelesinin fiilen zaafa uğratıldığı ve Türk’ün Türkiyeli yapılmaya çalışıldığı şartlarda, kuşkusuz her iki “açılıma ince ayar” kabilindeki açıklamanın da bir geçerliliği yoktur.

Peki, neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydular?

Yanıt, Aydınlık’ın manşetinde yer alan son anketin sonuçlarında: Açılım, AKP’yi eritiyor!

Genel seçimler için oyu yüzde 50-54 bandında, yerel seçimler için oyu yüzde 60-64 bandında çıkan AKP’nin yerel seçim oyunun, Öcalan’ın Nevruz mesajından sonra yüzde 38’e düşmesi, milletin AKP-PKK ortaklığına somut tepkisidir!

AÇILIM TUZAĞI GÖRÜLDÜ

Nitekim Başbakan Erdoğan’ın önce “baldıran zehri içtim” demesi, sonra “ateş üstünde yürüyoruz” ve “sırat köprüsünden geçiyoruz” demesi, bu sonuçları en başından az çok tahmin etmesindendir.

Başbakan Erdoğan’ın iki ay önce özellikle Karadeniz milletvekillerini “bölgesini ikna etmekle” görevlendirmesi, şimdi ortaya çıkan bu “erime” gerçeğini önlemek içindi.

Sonuçlara bakılırsa, milletvekilleri milleti ikna edememiş! Etmesi de mümkün değildi zaten.

Zira PKK ile müzakerenin ve Öcalan ile ortaklığın “barışı” değil “savaşı” getireceği görülüyor. Hem Türk Mehmet’i hem de Kürt Mehmet’i emperyalist planlar için Ortadoğu’ya sürmenin hedeflendiği anlaşılıyor. Millet, AKP sözcülerinin “Türk ve Kürt ortaklığı ile Ortadoğu’yu yeniden şekillendireceğiz” demesinin Irak’a, Suriye’ye ve İran’a müdahale demek olduğunu, Arap ve Fars düşmanlığı anlamına geldiğini görüyor.

Öcalan’ın AKP ile İslamcılıkta buluşması ve Kürt’e “demokratik modernite sisteminde mezhep ve tarikat mensupluğunu” reva görmesi, Kürt yurttaşlarımız arasında da tepki topluyor.

AÇILIM TAKVİMİNDE DURUM

Başbakan Erdoğan’ın yeni yılın hemen başında Öcalan’la görüşüldüğünü açıklamasından sonra sürece dair tek hedef olduğu ilan edilmişti: Pazarlıksız PKK’ye silah bıraktırılması!

Hükümete yakın isimler tarafından açıklanan bu hedefin yol haritası da şöyleydi:

1. Mart’ta Öcalan çekilme ve silahları bırakma çağrısı yapacak.

2. Mayıs sonuna kadar geri çekilme tamamlanacak.

3. Haziran’da silahlar bırakılacak.

Peki, yol haritası gerçekleşiyor mu? Bakalım:

1. Öcalan silahları bırakma çağrısı yapmadı. Tersine PKK’ye İran, Irak ve Suriye hedefleri çizdi.

2. Mayıs sonuna kadar tamamlanacağı söylenen geri çekilme başlamadı. Kandil, yasal güvence sağlanmadan çekilmeyeceklerini ilan ediyor. Murat Karayılan yasallık sağlansa bile çekilmenin sonbahara sarkacağını belirtiyor.

3. Ortaya çıkan bu tablo karşısında Erdoğan, canlı yayınında yardımcılarını uyarıyor ve “tarih konusunda açıklama yapmak doğru değil” diyor. Erdoğan çareyi takvimi genişletmekte arıyor ve “yılsonunu hedefliyoruz” diyor.

8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE

Türkiye artık tarihi bir dönemece girmiştir. Türk milletinin adına, vatanına, bayrağına ve diline sahip çıkma eylemi, artık daha fazla geciktirilemez!

Türk ve Kürt, Laz ve Çerkez, Alevi ve Sünni, sağcı ve solcu, muhafazakâr ve ulusalcı, aydın ve işçi, emekli ve öğrenci, kadın ve erkek, tekmil milletin bu tarihi dönemeçte ülkesine sahip çıkması artık zorunludur, görevdir ve acildir.

Türk milletinin Türkiye’ye sahip çıkmaya başlayacağı yer ise Silivri, tarihi de 8 Nisan’dır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın