Posts Tagged Erdoğan
KÜRT SORUNUNU KİM ÇÖZER?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/07/2012
Leyla Zana’nın “Erdoğan çözer” demesinin ardından, Öcalan’ın kardeşi de AKP’yi çözüm için adres gösterdi.
Acaba ikili, Erdoğan’dan “Kürt sorununu” çözmesini mi bekliyor, yoksa Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk durumunu halletmesini mi? Son dönemin trafiğine bakılırsa, Atlantikçi cephe için bugünün “Kürt sorunu”, Öcalan’ın durumunu düzeltmek demektir.
ABD İLE BÖLGE KARŞI KARŞIYA
“Kürt sorunu” bugün Kürt kökenli yurttaşlarımızın gündelik sorunlarının çok ötesindedir. Bugün Kürt meselesinin iki çözümü vardır: ABD’nin çözümü ve ABD’ye karşı bölgenin çözümü.
ABD’nin çözümü; bölgede sıçrama tahtası işlevi görecek bir Kürt devletinin kurulması ve bunun diğer bölge devletlerinden parçalar kopararak büyütülmesidir. Ki bu emperyalizmin bölgedeki temel hedefidir. Bu nedenle ABD’nin çözümü, bölge için sorundur!
Bugün “Kürt sorunu”nu kimin çözebileceğini saptayabilmek, derdi Türkiye olanlar için hayati derecede önemlidir. Çünkü mesele, bütün meselelerin üstündedir. Meseleyi kimin çözebileceğini saptayabilmenin yollarından biri de, meseleyi kimlerin çözemeyeceğini saptamaktır:
AKP ÇÖZEMEZ
Kimi Kürt kesimlerin çözüm adresi gösterdiği AKP’nin, bu sorunu Türkiye yararına çözemeyeceği en kolay saptanabilecek durumdur. Zira AKP bu meselede (ve her meselede), sorunu kendi çıkarları temelinde ele alan ABD’nin safında yer almaktadır ve soruna onun çıkarları düzleminde bakmaktadır.
CHP ÇÖZEMEZ
Öcalan’ın “akil adamlar” önerisini “çözüm paketi”nin ana unsuru yaparak AKP’ye koşan bir CHP’nin, bırakın çözüme katkı yapabilmesini, üyesi 100 milletvekili yerine sorunu birkaç akil adama havale etmesinden dolayı, kendine hayrı yoktur!
İktidar olabilme ihtimalini AKP’lileşmekte arayan bir ana muhalefet partisi için asıl sorun kendi yeni kimliği ve programıdır artık.
MHP ÇÖZEMEZ
70’lerde ABD planlarında rol alan, solun karşısına “ırkçılık” silahıyla konumlandırılan bir partinin, 2010’larda bu misyonundan temelde bir şey kaybetmediği, zira en kritik Türkiye meselelerinde Batı’yla uyumlu hareket ettiği görülmektedir. Dahası MHP, varlığını Kürt sorununun karşısında konumlanmaya borçludur.
MHP’nin Suriye konusundaki tavrı bile, bu partinin en temel konularda Atlantik cephesinde yer aldığını göstermektedir.
BDP ÇÖZEMEZ
BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’ın ABD dönüşü söylediği, “Obama yönetiminden rol istedik” açıklaması bile bu sorunu BDP’nin çözemeyeceğine yeterli kanıttır. Zira ABD’den rol talep eden bir parti, ABD’nin çözümü içindedir.
İŞÇİ PARTİSİ ÇÖZER
TBMM’deki dört parti de meseleye Atlantik penceresinden bakmakta ve Atlantik’in planlarında yer almaktadır. Atlantik’in meseleye getirdiği “bölünme” çözümü, bölge için yeni ve daha büyük bir sorundur!
Ayrı devlet çözümü, bölünmüş ülkeler sorunudur. Dolayısıyla Kürt halkı ile diğer bölge halklarının karşı karşıya gelmesi demektir.
Bu gerçek bile soruna ancak tüm bölge ülkelerinin işbirliği halinde çözüm bulunacağını göstermektedir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölgesel işbirliği yaptığı koşullarda “Kürt sorunu” diye bir sorun yoktur; zira “Türk sorunu”, “Arap sorunu”, “Fars sorunu” ve hatta “Şii sorunu” ile “Sünni sorunu” da yoktur!
Bugün bölgede ABD’ye karşı böyle bir işbirliği modeli savunan tek parti İşçi Partisi’dir. O nedenle “Kürt sorununu” ancak İşçi Partisi çözer!
Nitekim Sosyalist Parti, yani “Kürt soruna” çözüm açıklayan bugünkü İşçi Partisi, şimdiki “çözücülerin” kart-kurt dediği günlerde “Türkiye’de Kürt sorunu vardır” demiş ve o günden beri Kurtuluş Savaşı’nda sınanmış ve başarılı olmuş “Türk-Kürt kardeşliği” formülünü programının en başına yazmıştır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2012
HEM AMERİKANCI, HEM FODUL
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/07/2012
ABD’nin Wall Street Journal WSJ gazetesi, Pentagon’a dayandırdığı haberinde, Türk uçağının Suriye hava sahasında vurulduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan WSJ’ye “namert” dedi, kalemşorları ise Aydınlık’a saldırdı!
ABD, WSJ’Yİ DOĞRULADI
İlginç olan, Erdoğan’ın WSJ’ye “kaynağını açıkla” dediği saatlerde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon “olayda neler olduğuna dair çok sayıda belirsizlik var” diyor, ABD Dışişleri Bakanlığı ise WSJ’yi yalanlamayıp, sadece “sızdırmayı kınadıklarını” söylüyordu.
Nitekim bu farkı görecek kapasitede olan Yeni Şafak’tan İbrahim Karagül, yazısına “WSJ’nin iddiasının yanlışlığından ya da doğruluğundan söz etmiyoruz” diyerek kontrollü giriş yapıyor.
Üç kalem aşağıda olan Yeni Şafak’çı Tamer Korkmaz ise WSJ’yi bırakıp, Aydınlık’a saldırıyor! Korkmaz, Aydınlık’ı “Şam Rejimi’nin Bülteni” gibi yayın yapmakla suçluyor. Çapsız ve seviyesiz benzetmelerine ise değinmiyoruz bile!
NEOCON’LARLA İTTİFAKI KİM KURDU?
İbrahim Karagül’ün WSJ’yi suçlaması ise oyunda kaybeden çocuk mızmızlanması türünden: “(WSJ’de) derin Amerika, neocon perspektif bulunduğuna, bu gücünün kritik zamanlarda öne çıktığına, ‘kaynak’ olarak gösterdiği birçok olayın sonradan başka amaçlara hizmet ettiğine tanık olduk.”
Sanırsın AKP’nin “derin Amerika ve Neocon”larla ittifakını, Aydınlık’ın kurucusu Şefik Hüsnü sağladı!
ERDOĞAN İLE MURDOCH’UN ORTAKLIĞI
Tamer Korkmaz’ın WSJ suçlamaları ise “yuh” dedirten, “yüzsüzlüğün bu kadarı” dedirten türden: “Amerikan medyasında Neo-Con’cu politikaların dublajını yapan WSJ’nin patronu Rupert Murdoch… Üç yıl önce New York’ta Amerikan Yahudi Komitesi tarafından düzenlenen ödül töreninde ‘İsrail’e bağlılık yemini edercesine’ konuşmuştu.”
Korkmaz bunları söylediğine göre, İsrail’e katkılarından dolayı Amerikan Yahudi Komitesi’nden “cesaret madalyası” alan kişi Başbakan Erdoğan değil de, Aydınlık’ın Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk herhalde!
Ve daha geçenlerde Sabah ve ATV’nin satışı için Rupert Murdoch’la görüşen kişi Başbakan ya da AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan değil, Aydınlık’ın sahibi Mehmet Sabuncu herhalde!
ANTİ-AMERİKANCI OLMA İHTİMALİNİZİ SEVİYOUZ
Tarihin en Amerikancı iktidarına kalemşorluk yapan Yeni Şafak yazarları, “anti-Amerikancı” Aydınlık’ı “Suriye rejiminin bülteni” gibi yayın yapmakla suçlayacaklarına, ABD’nin bu olayda neden AKP’yi ortada bıraktığını anlamaya çalışmalılar. Hatta becerebiliyorlarsa 10 yıllık bu derin ilişkiyi sorgulamalılar.
ABD’nin Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya saldırısına destek olup, şimdi de Suriye planında rol alan AKP’nin ve kalemşorlarının, bu saldırılara karşı yayın yapan Aydınlık’ı WSJ’yle aynı kefeye koymaları en hafifinden densizliktir!
Hem ABD askerlerinin sağlığına duacı olup Pentagon’a başarı dileyen ve Türk Genelkurmay’ı ile arasını yapsın diye Pentagon’a mektupla ricacı olan Erdoğan’ın kalemşoru olup, hem de Pentagon kaynaklı WSJ’yi Aydınlık’la aynı kefeye koyabilmek, kuşkusuz patolojik bir durumdur ve tıbbın konusudur!
Tamam, “hem kel, hem fodullar”, tamam, “hem Amerikancı, hem yüzsüzler”…
Ancak biz yine de ve her şeye rağmen, Yeni Şafak’ın “ABD’nin Suriye planlarına” ve “AKP’nin bu planda rol almasına” karşı çıkabilme ihtimalini seviyoruz! Bizimki vatan aşkı çünkü…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2012
TAMPON BÖLGE HATAY’DA KURULDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/07/2012
Başbakan Erdoğan, siyah gözlük takıp, “tamam inşallah” hareketi yaptığı ve Hürkuş’ta poz verdiği sırada bir de tarihi söz söyledi: “Büyük devletlerin düşmanı olur.”
Haliyle insan merak ediyor, madem büyük devletlerin düşmanı olur, o zaman ‘komşularla sıfır sorun’ neydi?
TÜM GÖREVLERİN ÜSTÜNDEKİ GÖREV
“Komşularla sıfır sorun”, AKP’ye Büyük Ortadoğu Projesi BOP içinde verilen görevin maskesiydi; o nedenle kısa sürede “sıfır komşu”yla sonuçlandı.
AKP yani BOP Eşbaşkanlığı bu maskeyle, İran’ı yalnızlaştırmak için Suriye ve Lübnan’la yakınlaşacak, Ortadoğu’da ABD’nin model ortağı olacak, hatta sırf bölgede ağabeylik yapabilmek için İsrail’e posta koyacak ve Ortadoğu’da caka satacaktı!
Maske, asıl görevi, yani Erdoğan’ın daha 2004 yılında dile getirdiği “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde merkez yapma” görevini perdelemek içindi.
BOP Eşbaşkanlığı’nın tüm görevleri bu asıl görevi başarabilmek içindi..
Bu gerçeği atlayanlar, “kardeş Esad”ın bir yılda nasıl “düşman Esed” ilan edildiğine haliyle şaşırıyor.
NİHAİ HEDEF
Erdoğan’ın bugün izlediği Suriye politikası, işte bu görevin gereğidir; yani “Diyarbakır’ı BOP’da merkez yapma” görevinin…
BOP’da, yani ABD’nin “Büyük Kürdistan” projesinde Diyarbakır’ı merkez yapmak için bugün Suriye’nin bölünmesi gerekmektedir; ki böylece ikinci İsrail devleti de denize açılabilsin!
Bu nedenle “Esad’ın devrilmesi” Atlantik’in Suriye planında nihai hedef değildir; nihai hedef Suriye’nin bölünmesidir. Ancak bu hedefi 14 aydır başaramayanlar, artık hiç başaramayacaktır!
MGK’YE TUZAK
Bu gerçeğe rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri uyanık olmalıdır. Çünkü MGK’de konuşulan “tampon bölge” konusu, tuzaktır!
Suriye’de “tampon bölge” hedefinin neyle sonuçlanacağı bellidir. Çünkü 1992’de Irak’ın kuzeyinde kurulmasına göz yumulan tampon bölgenin sonuçları ortadadır!
Irak’ın bölünmesi, Türkiye’yi bölünme tehdidiyle karşı karşıya getirmiştir. Suriye’nin bölünmesinin sonuçları kuşkusuz daha da ağır olacaktır. Çünkü ABD’nin asıl hedefi Türkiye’dir.
TÜRK ORDUSU’NUN İLK GÖREVİ
Nitekim “tampon bölge” konusu o nedenle masadadır ve kurulmuştur!
Ancak ABD o tampon bölgeyi Suriye’den önce Türkiye’de kurmuştur; Hatay fiilen tampon bölgedir artık…
Öyle ki, Hatay’da bir gün ABD senatörü sınır teftiş etmektedir, ertesi gün ABD’li özel harekatçı bir general basın açıklaması yapmaktadır. Bir gün ABD’li diplomat Esad karşıtlarıyla toplantıdadır, ertesi gün CIA sınırdan silah sevkiyatı yapmaktadır.
O nedenle Türk Ordusu’nun görevi, önce Hatay’ı yeniden yurt topraklarına katmaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2012
AKP – PKK ARASINA CEMAAT Mİ GİRDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/06/2012
Başbakan Erdoğan’ın “PKK silah bırakırsa, operasyonları durdururuz” demesinin ardından, son 10 güne damga vuran şu gelişmeler yaşandı: CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, içinde Öcalan’ın akil adamlar önerisinin de yer aldığı “çözüm” paketini Başbakan Erdoğan’a sundu. Leyla Zana, “Ben Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum” dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “PKK silah bırakırsa, Öcalan’ın ev hapsi gündeme gelebilir” müjdesi verdi. Erdoğan, Fethullah Gülen’i “gel de gör” dercesine yurda çağırdı. Gülen, “Türkiye emin ve güvenilir değil” diyerek, dönmeyeceğini söyledi.
Son olarak da Kürt Açılımı sürecinin “akil adamlarından” eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, uluslararası bir uyarıda bulundu: “Erdoğan, Kürt sorununu çözemezse Türkiye parçalanır. Ama ülkeden önce parçalanacak olan kendi partisi olacaktır!”
Bu açıklamaların toplamı her şeyden önce şu gerçeği ortaya koyuyor. Mesele, Türkiye’nin değil ABD’nin ihtiyaçları düzleminde ele alınıyor ve yürütülüyor! Taraflar arasındaki ittifakların da, sürtüşmelerin de kaynağı ve nedeni, ABD’nin ihtiyaçlarıdır!
OSLO’YU KİM HANÇERLEDİ?
Radikal yazarı Avni Özgürel’in PKK’nin 2. adamı Murat Karayılan’la yaptığı ancak gazetesinin yayınlamadığı röportaj bu nedenle önem kazandı. Karayılan, 2012 bitmeden meselenin çözülmesi gerektiğini vurguladığı röportajın satır aralarında dikkat çeken suçlamalar ve tespitler yapıyor.
Karayılan açıkça cemaati suçluyor ve AKP ile PKK’nin arasına cemaatin girdiğini belirtiyor: “Bir güç aramıza girdi. Aslında sivil toplum kuruluşudur. Orayı çok açmayayım. Açsam herhalde bazı çevreler rahatsız olabilir. Yani Oslo’dan bahsediyorum.”
Karayılan, Oslo sürecinin 1 değil 3 yıl olduğunu ve karşılıklı saygı temelinde sürdürüldüğünü de özellikle belirtiyor; sürecin “Başbakan Erdoğan’ın kararıyla Milli Güvenlik Kurulu çerçevesinde yapılmış müzakereye dayandığını” vurguluyor.
Karayılan “sürecin başlamasıyla birlikte KCK davasının ortaya atılmış olması ise tam bir hançerlemeydi” diyor.
OSLO KASETLERİNİ KİM ÇALDI?
Oslo kayıtlarının ortaya çıkması, Hakan Fidan’ın “Başbakan’ın özel temsilcisi” sıfatıyla masada bulunduğunu PKK’lilere belirtmesi, dahası Erdoğan ile Öcalan’ın yüzde 95 anlaştıklarını müjdelemesi, haliyle en çok Erdoğan’ı zor durumda bırakmıştı.
O dönemde kasetin PKK tarafından sızdırıldığı da iddia edilmişti. Karayılan kendilerinin sızdırmadığını bir kez daha belirtiyor: “Biz o kuruma (MİT) gerekli bilgileri verdik. Yani bundan kesinkes emin olabilirsiniz ki, burada sızma söz konusu değildir, bizim tarafımızdan ifşa edilmemiştir.”
Hatta Karayılan, MİT’e “gelin soruşturun” da demiş: “İsterseniz gelin soruşturun… Onlar da dediler ki, ‘biz sizin bu sarf ettiğiniz, belirttiğiniz şeyleri, biz samimi gördük’ dediler.” Nitekim Karayılan, Oslo süreci başlarken uyarıldıklarını, bu nedenle süreci sadece 11 kişinin bildiğini belirtiyor.
CIA – CEMAAT OPERASYONU MU?
Peki, o zaman konuşmalar nasıl sızdı? Karayılan, PKK – MİT istişaresinden sonra ortaya çıkan sonucu şöyle özetliyor: “Ama nihayetinde anlaşıldı ki, aslında devletin kendi içinde farklı eğilimdeki grupların işidir. Yani aslında MİT’ten bir biçimde çalınmıştır.”
Karayılan bu operasyonu anlatırken dikkat çekici ayrıntılardan bahsediyor: “O noktada uluslararası bir organizasyon işe karışmış olabilir mi onu bilemem. Benim tahminimi sorsanız bence oradan bir şekilde alındı. Özellikle polisin bizi işaret etmesi… Bu bizdeki kanaati kesinleştirdi ki o zaman bunlar ya MİT’ten almış ya da uluslararası bir kurumdan almış, dedik.”
STRATEJİK PİYONLUĞUN SONUÇLARI
AKP ve PKK’nin CIA koordinatörlüğünde (ABD – İngiltere) müzakere etmesi, CIA’nın kaseti cemaat üzerinden sızdırması, PKK’nin MİT’e “gel bizi soruştur” demesi, PKK ile MİT’in “samimi ilişkileri”, AKP’nin cemaati “devlet içinde devlet” diye nitelemesi…
Tüm bu pespayelik, tarafların ABD’nin stratejik piyonluğunu kabul etmesindendir! Ve ABD de, piyonlarını kimi zaman masaya oturtarak, kimi zaman tokuşturarak, bazen havuç bazen sopa olarak kullanarak, hedefine ilerliyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2012