Posts Tagged PKK
PKK’Yİ KSK YAPMA SÜRECİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/04/2013
Öcalan Kandil’e gönderilmek üzere mektup yazıyor ve Adalet Bakanlığı’na veriyor. Adalet Bakanlığı mektubu MİT’e teslim ediyor, MİT de BDP’ye…
Sonra BDP heyeti mektubu alıp Kandil’e götürüyor. Kandil’deki PKK üst yönetimi “biz Öcalan’a cevabi mektubumuzu hazırlarken, siz Kuzey Irak’ta iki-üç gün oyalanın” diyor. BDP heyeti Erbil’de bekliyor. Sonra yine buluşuyorlar ve mektup aynı güzergâh izlenerek Öcalan’a ulaştırılıyor.
Bu tablo son iki ayda tam dört kez gerçekleşti. Şimdi beşinci mektubun da yola çıktığını öğreniyoruz.
Ancak “Cumhuriyet” savcılarının bir bölümü Ömer Hayyamları yargıladıkları için çok meşgul olduklarından, bir bölümü de Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “suçsa, ben işliyorum” diyerek kendilerini açıkça tehdit ettiğinden, bu yasa dışı mektuplaşma faaliyetini bir türlü göremiyorlar!
Öyle ki, yanlışlıkla görmemek için, sinemadan siyasete oradan da kargo sektörüne transfer olan S. S. Önder’in mektup taşıma maceralarını ballandıra ballandıra anlatan gazeteleri bile okumuyorlar!
S. S. ÖNDER’İN ÇANTASI
Ancak haksızlık etmemeliyiz. S. S. Önder bu sürecin sadece postacısı değil, aynı zamanda psikolojik savaş danışmanıdır. Nasıl mı?
Örneğin BDP heyeti ile Öcalan’ın görüşmesine dair açıklamalar Fethullah Gülen ve cemaatini mi incitti? S. S. Önder hızır gibi yetişir: “Ben söylemeyi unuttum; Öcalan’ın Fethullah Gülen hoca efendiye çok selamı vardı…”
Örneğin Öcalan’ın nevruz mesajındaki İslamcı çıkışı tabanda rahatsızlık mı yarattı? S. S. Önder hızır gibi yetişir ve Öcalan’ın “çözüm ve barış sürecini Mahirlere ve Denizlere adadığını” açıklar!
S. S. Önder’in çantasından şimdi ne çıkacak, merakla bekliyoruz…
ÖCALAN’IN YOLHARİTASI
S. S. Önder’le birlikte İmralı’ya Öcalan’ı ziyarete giden BDP milletvekili Pervin Buldan sahneye çıkmış bu kez ve Öcalan’ın mesajlarını aktarıyor: “CHP Meclis’te kurulan komisyona milletvekili vermezse, biter!”
Mesajı bu sertlikte vermelerine gerek var mıydı, bilemiyoruz. Zira Kemal Kılıçdaroğlu zaten o komisyonun fikir babası olmakla övünüyor günlerdir. Partisindeki ulusalcıları yatıştırdıktan sonra, illa ki o komisyona milletvekili verecektir. Umarız bu kez bizi şaşırtır!
Peki, başka ne mesajı varmış Öcalan’ın? Pervin Buldan, Öcalan’ın yol haritasının üç aşamalı olduğunu belirtmiş.
Duyunca sevindik, zira iki aydır hep bu üç aşamalı yol haritasından söz edilir ama bir türlü üçüncü aşamada ne olduğu açıklanmaz. “Bu kez açıkladılar herhalde” diyerek Buldan’ın açıklamalarını yayımlayan Özgür Gündem’i okumaya koyulduk:
“Öcalan’ın süreçle ilgili beklentileri var. Birinci aşama, ikinci aşama ve üçüncü aşama diye nitelendirdiği bir yol haritasından bahsediyor. Birinci aşamada komisyonların kurulması, hem akil insanlar komisyonu hem de Meclis bünyesinde kurulacak olan komisyon ve bir de geri çekilme var.”
“İkinci aşamada bazı yasal ve anayasal değişikliklerin yapılması var. Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması ve TCK’de bazı değişikliklerin yapılması gerekiyor, bunlar önemli. Seçim Yasası dediğimiz, barajın indirilmesi, hazine yardımı gibi, yol temizliği dediğimiz bütün meseleler ikinci aşamada gündeme gelecek olan ve konuşulacak olan meseleler. Bunlar daha çok geri çekilme süreci tamamlandıktan sonra konuşulabilecek konular.” (Özgür Gündem, 17 Nisan 2013)
Peki ya üçüncü aşama? Üçüncü aşama yine yok!
ÖCALAN’IN KAYIP 3. AŞAMASI
Bir türlü açıklanamadığına göre, herhalde zurnanın zırt dediği yer bu aşama olsa gerek!
Tamam da, ne peki?
Olasılıkları değerlendirmek üzere Öcalan’ın geçmiş açıklamalarına ve özellikle 2009’da hazırladığı yol haritasına bakıyorum. İşte kuvvetle muhtemel üçüncü aşama: “Yurtdışındaki PKK’lilerin yurda dönmesi ve bir bölümünün demokratik özerk bölgenin öz savunma gücü yapılması!”
Yani, PKK’nin Kürdistan Silahlı Kuvvetleri (KSK) yapılması!
Herhalde Kandil bu nedenle direniyordur ve şöyle düşünüyordur: “Madem gelip KSK olacağız, niye şimdi sınırdan çıkalım ki?”
Öcalan artık altıncı mektubunda daha vurgulu yazar: “Kaç kere diyelim: Önce Suriye, sonra da İran görevi var!”
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Nisan 2013
PKK’Yİ ARTIK ERDOĞAN YÖNETİYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/04/2013
Son bir aydır ısrarla yazıyoruz: AKP-PKK “barışının” sahibi ABD’dir. “Barışın” nedeni ABD ve İsrail’in Ortadoğu çıkarlarıdır. İsrail’den gelen “özür”, “barışa” bölgesel cephe yaratmak içindir. “Barışın” taktik hedefi önce Suriye, sonra da İran’dır. “Barışın” stratejik hedefi Türkiye’dir; Türkiye’nin küçültülüp, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır.
Yani “Amerikan barışı” aslında bölgeye açılan savaştır. Gerisi laftır, hikâyedir!
Dolayısıyla ortada bir Türk-Kürt barışı ya da kardeşlik projesi yoktur. Ne vardır? Türk ve Kürt’ü Ortadoğu’da ateşe sürmek, Arap ve Fars’a düşman yapmak vardır.
Yazdıklarımıza inanmayanlar, Amerikan barışının sözcülerinden Aysel Tuğluk’un üç gündür Radikal’de yazdıklarını okusunlar.
PKK’YE SURİYE VE İRAN GÖREVİ
Aysel Tuğluk açıkça söylüyor: “Bölge üzerine politika yapan ve bölge gücü olan hiç kimse silahtan arınmış bir PKK seçeneğine hazır değil.”
Tuğluk üstelik basında yazılanların da yalan olduğunu belirtiyor: “Dolayısıyla silahsızlanma meselesi zannedildiğinin aksine İmralı’daki tartışmaların merkezinde değil, böyle bir talep de yok.” (Radikal, 10 Nisan 2013)
Peki, Erdoğan ile Öcalan PKK’nin silahsızlanmasını konuşmuyorsa, neyi konuşuyor? Onu da ertesi gün yazmış Tuğluk: “PKK’nin ne olacağına dair soruya verilecek cevap konusunda açık yürekli olmak gerekiyor. En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı; İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı; Avrupa’da kurumsal vs. PKK, Türkiye’de de çeşitli biçimlerde olacak. Ancak Öcalan’ın yeni dönem kurgusunda PKK’nin silahlı güçlerini Türkiye siyasal sahasının dışına geri dönüşsüz biçimde çıkarmak var.” (Radikal, 11 Nisan 2013)
Ne diyordu Öcalan İmralı zabıtlarında: “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.” (Milliyet, 28 Şubat 2013)
Yani anlayacağınız ABD asıl şimdi silahlandırıyor PKK’yi; Suriye’ye ve İran’a saldırması için büyütüyor, Erdoğan’ın denetimine veriyor! (PKK bu nedenle bölünmeye gebedir.)
ERDOĞAN PKK’Yİ SURİYE ÜZERİNE SÜRDÜ
Nitekim PKK’yi silahlandırma ve bölgeye sürme operasyonu aslında çoktan başlatılmıştı. “PKK’nin Esad’ın kartı olduğunda” ısrar edenler, umarız birincisi PYD’nin Suriye güvenlik güçlerine saldırıya geçmesini ve ikincisi de Erdoğan’ın Kırgızistan’dan söylediği şu cümleyi doğru okurlar: “Türkiye’den Suriyeli olan PKK’lilerin bir kısmı Suriye’deki gelişmeler arttıkça geçmişlerdi.” (Hürriyet, 11 Nisan 2013)
Erdoğan çok açıkça PKK’nin, kendisine verilen “Esad’ı yıkma” görevinin bir parçası olduğunu söylemiş oluyor.
Yani artık PKK’yi ABD adına Erdoğan yönetiyor!
TSK’YE İSRAİL SİGORTASI
Kuşkusuz ABD, PKK’nin askeri varlığına dayanarak bölgeyi dizayn edemez! ABD’nin bölge planlarının olmazsa olmaz şartı asıl TSK’nin kullanılmasıdır! ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu’na “Ergenekon ve Balyoz’da kantarın topuzu kaçıyor, Türk Ordusu bize lazım” mesajı vermiştir. (Savaş Süzal, Yeni Çağ, 9 Nisan 2013)
TSK’yi bölgeye sürmeden planlarını gerçekleştiremeyeceğini bilen ABD, anlaşılan Ergenekon tertipleriyle karargâhına diz çöktürülen Ordu’nun kıvama geldiğini ve yeni 1 Mart tezkere sürprizleriyle karşılaşmayacağını düşünmektedir.
Ancak bunun en önemli sigortalarından biri, Türk ve İsrail ordularına “ilişki” sağlamaktır.
İşte ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel de bu ilişkiyi sağlamak üzere Türkiye’ye geliyor: “Hagel’in ziyareti sırasında Türkiye ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin güçlendirilmesi, savunma antlaşmalarının imzalanması ve beraber tatbikat yapması konuşulacak. Suriye’deki iç savaşın da gündemde olması bekleniyor.” (Milliyet.com.tr, 13 Nisan 2013)
PLANI 8 NİSAN BOZAR!
Peki, tablo bu denli karanlık mı? Bu plan yıkılamaz mı?
8 Nisan’dan bakınca ben aydınlık görüyorum… 8 Nisan’da barikatı yıkan millet, Türk’üyle, Kürt’üyle bu planı da er geç yıkacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Nisan 2013
MİT’TEN MİT’E ÖCALAN
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 06/04/2013
Mehmet Bedri Gültekin’in İmralı’dan bugüne Abdullah Öcalan’ı incelediği çok önemli çalışmasını Aydınlık şu vurguyla öne çıkarmıştı: “Dün ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, bugün Fethullah Gülen’e selam gönderiyor.”
Kuşkusuz 1999-2013 arası süreç için çok doğru ve önemli bir saptama.
Biz bu saptamayı derinleştirmek için Öcalan’ın 14 yılından ziyade 40 yılına odaklanacağız bugün…
1. MİT’İN YAN KURULUŞUNDAKİ OFİS BOY
Başbakan Erdoğan’ın “akil adamı” Avni Özgürel, 60’lı yıllarda yer aldığı derneğin kullandığı “komünizm karşıtı materyallerin” kendilerine MİT tarafından ulaştırıldığını belirtiyor. Özgürel, bu yayınları veren kuruluşlardan birinin de Refik Korkut’un Fikir Ajansı olduğunu söylüyor. Ankara’daki bu ajansa sık sık gittiğini anlatan Özgürel “bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor:
“Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende bir takım çağrışımlar oldu.”
Avni Özgürel Panorama’nın Genel Yayın Yönetmeni olarak Bekaa’da görüştüğünde bunu Öcalan’a sorar. Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun. Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım” der.
Öcalan 1966, 1967 yıllarında Ankara Tapu Kadastro Lisesi’nde okumaktadır. Gelelim Fikir Ajansı’na…
Bu ajansa ve Refik Korkut’a dair çok önemli bir bilgi şu: 27 Mayıs’ta Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasında çıkan örtülü ödenek hesabı kayıtlarında, Korkut’a Ağustos 1959’da 28 bin lira ödendiği yer almaktadır!
2. ÖCALAN MİT’LE ANLAŞARAK SERBEST KALDI
Abdullah Öcalan 1972 yılında MİT’le anlaştı. Gelin bu saptamayı Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli çalışmasından okuyalım: “Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyası Öcalan’dı. Şafak Bildirisi’ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı. Askeri Savcı Baki Tuğ 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza Abdullah Öcalan ile Metin Yalçın’a istenmişti. Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi, ‘Öcalan’ın Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını’ istedi. Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”
Tuğ’a görüş değiştirten ise Öcalan’ın MİT’le anlaşmayı kabul etmesiydi!
3. KAMER ÖZKAN’IN EVİ
Abdullah Öcalan’ın PKK’yi kurma hazırlıklarını yaptığı toplantıların bir kısmı Ankara Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yapılıyordu. Yıllar sonra kimi PKK’liler, Kamer Özkan’ın aslında MİT ajanı olduğunu iddia ettiler.
4. KESİRE YILDIRIM VE PİLOT NECATİ’NİN KİMLİĞİ
Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978’de evlendiği Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu artık biliniyor. Öcalan ve Kesire Yıldırım’ı evlendikten üç ay sonra Ankara’dan Diyarbakır’a götüren isim ise ordudan ayrılma Pilot Necati’ydi.
ÖCALAN EN BAŞA GERİ DÖNDÜ
Öcalan Suriye’ye geçtiğinde ise artık Suriye istihbarat servisi Muhaberat’ın kontrolündeydi. Bu durum 1991 yılına kadar sürdü.
ABD’nin Ortadoğu’ya geldiği 1991 yılında ise PKK, CIA’nın denetimine girmeye başladı. 1991-1999 yılları arasını örgütün iki başlı dönemi olarak değerlendirebiliriz.
ABD 1999’da Öcalan’ı Türkiye’ye (MİT’e) teslim ederek bu iki başlılığa bir son vermeyi ve örgütü tamamen kontrol etmeyi hedefledi. Ecevit’in “neden bize verdiler, anlamadık” dediği buydu. Fakat Türk Ordusu araya girdi ve Öcalan’ın MİT’e verilmesini engelledi. TSK, 1999-2004 yılları arasında Öcalan’ı denetimine alarak terörü en aşağı seviyeye indirdi.
Ancak Washington’un Türk Ordusu’na tertipleri sırasında bu beş yıllık sürece darbe vurulmuş oldu. İmralı’daki Öcalan adım adım TSK’den MİT’e devredildi. Önce Emre Taner’in sonra Hakan Fidan’ın kontrol ettiği Öcalan ise ABD’nin AKP hükümetine uygulattığı bölge politikalarında kullanılmaya başlandı.
Sonuç olarak Öcalan 1966 yılında başladığı yere geri döndü. MİT’ten MİT’e süren bu 48 yıllık operasyon ise binlerce ölüme, silaha harcanan milyarlarca dolara ve Türkiye’nin Türk-Kürt diye ayrışmasına neden oldu.
Böylece MİT’i yönlendiren CIA, ABD’nin Türkiye’nin önüne ilk defa 1965’te getirdiği “Federe Kürt Cumhuriyeti” planını adım adım uygulatmış oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Nisan 2013
AKP’YE AÇILIM YANITI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/04/2013
Başbakan Tayyip Erdoğan “PKK’nin silahlı geri çekilmesine TSK müdahale eder” diye uyarıyor, yardımcısı Bekir Bozdağ da “Anayasa’dan Türk kelimesini çıkarmıyoruz” diyor…
TSK’nin PKK ile mücadelesinin fiilen zaafa uğratıldığı ve Türk’ün Türkiyeli yapılmaya çalışıldığı şartlarda, kuşkusuz her iki “açılıma ince ayar” kabilindeki açıklamanın da bir geçerliliği yoktur.
Peki, neden böyle bir açıklamaya ihtiyaç duydular?
Yanıt, Aydınlık’ın manşetinde yer alan son anketin sonuçlarında: Açılım, AKP’yi eritiyor!
Genel seçimler için oyu yüzde 50-54 bandında, yerel seçimler için oyu yüzde 60-64 bandında çıkan AKP’nin yerel seçim oyunun, Öcalan’ın Nevruz mesajından sonra yüzde 38’e düşmesi, milletin AKP-PKK ortaklığına somut tepkisidir!
AÇILIM TUZAĞI GÖRÜLDÜ
Nitekim Başbakan Erdoğan’ın önce “baldıran zehri içtim” demesi, sonra “ateş üstünde yürüyoruz” ve “sırat köprüsünden geçiyoruz” demesi, bu sonuçları en başından az çok tahmin etmesindendir.
Başbakan Erdoğan’ın iki ay önce özellikle Karadeniz milletvekillerini “bölgesini ikna etmekle” görevlendirmesi, şimdi ortaya çıkan bu “erime” gerçeğini önlemek içindi.
Sonuçlara bakılırsa, milletvekilleri milleti ikna edememiş! Etmesi de mümkün değildi zaten.
Zira PKK ile müzakerenin ve Öcalan ile ortaklığın “barışı” değil “savaşı” getireceği görülüyor. Hem Türk Mehmet’i hem de Kürt Mehmet’i emperyalist planlar için Ortadoğu’ya sürmenin hedeflendiği anlaşılıyor. Millet, AKP sözcülerinin “Türk ve Kürt ortaklığı ile Ortadoğu’yu yeniden şekillendireceğiz” demesinin Irak’a, Suriye’ye ve İran’a müdahale demek olduğunu, Arap ve Fars düşmanlığı anlamına geldiğini görüyor.
Öcalan’ın AKP ile İslamcılıkta buluşması ve Kürt’e “demokratik modernite sisteminde mezhep ve tarikat mensupluğunu” reva görmesi, Kürt yurttaşlarımız arasında da tepki topluyor.
AÇILIM TAKVİMİNDE DURUM
Başbakan Erdoğan’ın yeni yılın hemen başında Öcalan’la görüşüldüğünü açıklamasından sonra sürece dair tek hedef olduğu ilan edilmişti: Pazarlıksız PKK’ye silah bıraktırılması!
Hükümete yakın isimler tarafından açıklanan bu hedefin yol haritası da şöyleydi:
1. Mart’ta Öcalan çekilme ve silahları bırakma çağrısı yapacak.
2. Mayıs sonuna kadar geri çekilme tamamlanacak.
3. Haziran’da silahlar bırakılacak.
Peki, yol haritası gerçekleşiyor mu? Bakalım:
1. Öcalan silahları bırakma çağrısı yapmadı. Tersine PKK’ye İran, Irak ve Suriye hedefleri çizdi.
2. Mayıs sonuna kadar tamamlanacağı söylenen geri çekilme başlamadı. Kandil, yasal güvence sağlanmadan çekilmeyeceklerini ilan ediyor. Murat Karayılan yasallık sağlansa bile çekilmenin sonbahara sarkacağını belirtiyor.
3. Ortaya çıkan bu tablo karşısında Erdoğan, canlı yayınında yardımcılarını uyarıyor ve “tarih konusunda açıklama yapmak doğru değil” diyor. Erdoğan çareyi takvimi genişletmekte arıyor ve “yılsonunu hedefliyoruz” diyor.
8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE
Türkiye artık tarihi bir dönemece girmiştir. Türk milletinin adına, vatanına, bayrağına ve diline sahip çıkma eylemi, artık daha fazla geciktirilemez!
Türk ve Kürt, Laz ve Çerkez, Alevi ve Sünni, sağcı ve solcu, muhafazakâr ve ulusalcı, aydın ve işçi, emekli ve öğrenci, kadın ve erkek, tekmil milletin bu tarihi dönemeçte ülkesine sahip çıkması artık zorunludur, görevdir ve acildir.
Türk milletinin Türkiye’ye sahip çıkmaya başlayacağı yer ise Silivri, tarihi de 8 Nisan’dır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2013
AKP ve PKK, İRAN HEDEFİNDE BİRLEŞTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2013
Ahmet Türk TBMM’de gazetecilerle sohbeti sırasında, Paris suikastının arkasında İran ve Suriye olduğunu açıklamış. Keza AKP çevrelerinden de benzer açıklamalar geliyor.
İlk günkü karşılıklı suçlamaların ardından, tarafların İran’ı hedef göstermekte birleşmesi hem anlamlıdır, hem de suikastla amaçlananı ortaya koymaktadır!
WASHİNGTON KOMPLOSU
Kuşkusuz hem AKP hem de PKK’nin İran ve Suriye’yi Paris suikastının arkasındaki adres olarak sunmaları bir veriye değil, ABD’nin dayattığı yeni politik hattın ihtiyaçlarına dayanıyor.
Sundukları gerekçe de özetle şöyle: “AKP’nin Kürt meselesini çözmesi, Türkiye’nin büyümesi ve Ortadoğu’da güçlenmesi demek. Kürt meselesinin çözümü ise AKP ile PKK’nin anlaşmasına bağlı. İran ve Suriye, Türkiye’nin güçlenmesini istemediği için AKP-PKK görüşmelerine karşı çıkıyor.”
Kendi içinde bile bir mantığı olmayan bu yaklaşım, kuşkusuz “barış” anonslu medya kalemleri üzerinden kamuoyunu teslim almaya dönük. Üstelik bu yaklaşım öyle bir komplo içeriyor ki, karşılığında Tahran ya da Şam’ın kalkıp aynı mantıkla, “Sırf Suriye’yi köşeye sıkıştırmak için önce Paris’te suikast düzenlediler, sonra da suçu Şam’a attılar” bile demesi mümkündür!
ABD – BATI ASYA ÇARPIŞMASI
Oysa gerçek şudur: ABD yıllardır, bölgede sıçrama tahtası olarak kullanacağı ve ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak bir Kürt devleti peşindedir. Birinci ve İkinci Irak savaşlarıyla bu yapı büyük oranda inşa edilmişti. Ancak resmiyete kavuşması, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bu yapıyı himaye etmesine ve bölgeye karşı savunmasına bağlıdır. AKP, sıcak para ihtiyacıyla ABD’nin bu planını kabul etti ve Kuzey Irak’ı himayeye soyundu. Kuzey Irak’taki yapının Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e bağlanması için Şam hedef alındı. Ancak böylesi bir yapı sadece Irak ve Suriye’yi bölmekle kalmayacak, ileride Türkiye’yi de parçalayacaktır. Nitekim bu gelişmeye engel olamazsa, İran da aynı tehditle yüzleşecektir.
Bu nedenle bölgede iki ayrı cephe oluştu. ABD’nin cephesinde AKP, Kuzey Irak, PKK ve Suriyeli rejim karşıtları var. Karşılarında ise Çin ve Rusya’nın desteğini alan İran, Irak, Suriye hattı var.
Savaş, “bölgenin (Batı Asya) çıkarı mı” yoksa “ABD’nin çıkarı mı” sorusunun yanıtı için bu iki cephe arasında sürmektedir.
Nitekim BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın AKP’nin Öcalan’la başlattığı sürece “İmralı-Erbil” adını önermesi, bu gerçeğe ve cepheleşmeye işaret etmektedir!
MÜZAKERE BARIŞ DEĞİL SAVAŞ GETİRİR
AKP medyasının PKK’yi bazen Suriye’nin bazen de İran’ın ve hatta kimi zaman da Ergenekon’un kontrolündeki bir aktör olarak sunması Atlantik cephesinin ihtiyaçları içindir. Yoksa ellerindeki tüm istihbarat verileri, PKK’yi asıl kontrol eden gücün ABD-İsrail olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuşkusuz 1999’a kadar Öcalan Suriye’nin kontrolündedir ve “yerel” ile “bölgesel” arası bir konumdadır. Ancak ABD Öcalan’ı Türkiye’ye şartlı teslim ederek, onu “uluslararası” bir konuma yükseltmiştir. Beşar Esad’ın PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yle ilişkisi ise ABD’ninki gibi stratejik değil, taktikseldir ve dönemseldir; karşıtlarının çelişkisinden faydalanma amaçlıdır ve vatan savunması düzlemindedir!
Ve kuşkusuz İran da PKK’yi kontrol etmek istemektedir. Tahran’ın geçen yıl PKK’nin İran kolu olan PJAK’a yönelik kapsamlı operasyonları sonrasında, örgütün bir kanadını o da bir ölçüde teslim aldığı doğrudur. Ancak bu gerçek, PKK’yi esas kontrol eden kuvvetin ABD olduğu gerçeğini değiştirmez.
Ve bitirirken belirtelim. AKP ile PKK’nin müzakeresi elbette İran ve Suriye’yi rahatsız edecektir. Ancak müzakerenin içerik ve hedefi dikkate alınırsa, Ankara’nın rahatsızlığı Tahran ve Şam’a göre daha fazla olmalıdır! Zira ABD’nin projesi İran ve Suriye’den çok, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır; elbette Türklerin ve Kürtlerin de…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2013
KÜRT MESELESİNİN TEK ÇÖZÜMÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/01/2013
Başlıklara bakılırsa, AKP’nin Öcalan’la “yeniden Kürt Açılımı” başlatması(!) operasyonunun bir de halkla ilişkiler boyutu var. Öyle ki Cengiz Çandar bile estirilen rüzgârın şiddetinden tedirgin… Kim bilir, belki de “büyük beklenti” yaratarak, başka hesapların peşindedirler.
Öcalan’ın 21 Mart’tan önce çağrı yapacağı, Öcalan ile BDP’nin MİT’in moderatörlüğünde müzakere yaptığı, Hakan Fidan’ın 180 büyükelçiye “asıl sorun PKK’deki yabancılar” dediği, kimi yorumculara göre Erdoğan ile Öcalan’ın Kandil’e karşı ittifak içinde olduğu, hatta BDP’nin Kandil’in sesi olmayı tercih ederek muhatap olma şansını yitirdiği için MİT’in Öcalan’la görüştüğü bile yazıldı, çizildi…
Yazarken “BDP Kandil’in sesi ise Öcalan kimin sesidir” gibi en basit soruyu bile aklına getiremeyecek kadar güdümlü yazan yorumcuları geçtik fakat müzakerelerde Başbakan’ın özel temsilciliğini yapan birinin Suriyeli Kürtleri PKK’deki yabancı diye nitelemesi “Kürt’ten” ne anladığını, daha doğrusu anlamadığını ortaya koyması bakımından önemlidir!
İKİ PKK
Maksat Kürt değil de ABD’nin işleri olunca, haliyle konuyu getirip Aydınlık’a bağlıyorlar ve bizi “MİT’in PKK’ye silah bıraktıracak olmasından rahatsız olanlar” diye sunuyorlar. Hadi bu sağcı gafili geçtik de, solcu olduğunu iddia edene ne demeli? Aydınlık ve Sol gazetesinin manşetlerinden hareketle iki gazetenin “Şefik Hüsnü’nün torbasından düştüğünü” söyleyerek “ortak köken” keşfeden ve “Şefik Hüsnü bütün Kürt ayaklanmalarını İngilizlerin, emperyalizmin oyunu olarak mahkûm etmiştir” diyen bu zavallı, PKK kuyrukçuluğunun sosyalizm düşmanlığına vardığını da mı fark etmez?!
BDP sayesinde TBMM’ye giren ve varlığının dayanağı PKK olanların varacağı yer kuşkusuz PKK’yle birlikte emperyalizmin kucağı olacaktır!
Ancak anımsatalım. PKK’de “Görüşmelerde en zor durumda olan Öcalan’dır. Hükümetin ve Kürt halkının kendisinden beklentileri farklıdır.” (ANF, 4 Ocak 2012) sesleri çıkmaya başlamıştır. Şimdiden hangi PKK’ye yaslanacaklarını düşünmeye başlasınlar!
Nitekim Murat Karayılan da “Kimse gevşememeli, herhangi bir beklentiye girmemeli. Önemli olan İmralı’nın ne diyeceği değil, devletin ne yapacağıdır” diyerek merkezde kendilerinin olduğu mesajını vermiştir!
KÜRT BAHANE, MAKSAT ABD’NİN İŞLERİ
Aydınlık’ı “PKK’nin silah bırakmasından rahatsızlar” diye suçlamaya kalkanların, aynı zamanda başyazarını, “müzakere” ettikleri Öcalan’ın fikir babası ve PKK’nin iki liderinden biri diye karalamaya yeltenmesi, görevleri gereğidir.
Yoksa gayet iyi bilirler ki, Aydınlık 80’lerde Kürt yurttaşlarımıza dışkı yedirildiğini manşet yapma cesareti gösterdiğinde, köy yakmaları ve kasaplar deresi gibi konuları gündeme getirdiğinde, kart kurt diyenlere inat “Kürt” dediğinde ve bu yayınları nedeniyle en ağır cezalara çarptırıldığında, kendileri Evren-Özal rejiminin şakşakçıları arasındaydılar…
O yüzden de maksatları hiç Kürt olmamıştır, hep ABD’nin işleri gereği Kürt seviciliğine soyunmuşlardır…
Bugünkü “PKK silah bırakacak” rüzgârı da, Irak meselesi de, Suriye meselesi de ABD’nin “Kürt devleti” planı gereğidir. Bu gerçekten atlanamaz!
BATI ASYA BİRLİĞİ
Bakın Yeni Şafak’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül aradaki bağı nasıl kuruyor: “Irak ve Suriye’nin parçalanmasının son aşaması Türkiye’nin parçalanmasıdır. Bu parçalanmayı önlemenin tek yolu da (Türkiye-Kuzey Irak) güç ortaklığıdır. Türkiye-Kuzey Irak bu kadar yakınlaşabiliyorsa, terör devre dışı bırakıldıktan sonra bu yakınlaşmanın çok daha kapsamlı bir ortaklığa dönüşmesi de mümkündür. Bu yüzden, İmralı görüşmelerini, bölgenin geleceğine yönelik boyutu ile de ele almakta fayda var.”
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, doğru, Türkiye’yi de parçalar ama bunu önlemenin yolu Türkiye ile Kuzey Irak’ın birleşmesi değildir! Çünkü Türkiye Kuzey Irak’la birleşerek önce Irak’ı, sonra Suriye’yi bölmüş olacaktır! O zaman da ilk denkleme yine dönülür! Yani Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması, Türkiye’yi de parçalar! Ki hedef budur!
Emperyalizmin hedefi gereği bölge ülkelerinin parçalanması bizim çözümümüz değildir! Bizim çözümümüz, emperyalizme rağmen bölge ülkelerinin Batı Asya Birliği içinde ittifak yapmasıdır.
Kürt meselesinin, hiçbir ülkenin parçalanmasını gerektirmeden Kürtler, Türkler, Araplar ve Farslar lehine tek çözümü de budur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ocak 2012
PKK: ERGENEKON’DA YARGILANAN TSK YENİLDİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/12/2012
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile PKK yöneticisi Duran Kalkan’ı bir ortaklıkta buluşturan ne olabilir?
Hayır, birinin dağda olması, diğerinin de “ben de dağa çıkardım” demesi değil. Zira Arınç, Başbakan Erdoğan’ın ayarından sonra “düz ovada siyasete devam” kararı aldı.
Peki, o zaman bu iki isim hangi konuda ortaklar, hangi söylemde mutabıklar?
TÜRK SUBAYI KARŞITLIĞI
Anımsayacaksınızdır. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Ergenekon davasında yargılanan subaylar için şöyle demişti: “Allah’a çok şükrediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa falan girmemiş, yoksa bunların savaşacak halleri yok.”
Arınç sonrasında Sakarya’da yaptığı bir konuşmada da generallere seslenmiş ve “Türkiye’de AK Parti iktidarı var. Meydan okuyoruz.” demişti.
“Mevlithan ve hafızlar, bizim manevi komutanlarımızdır” diyen Arınç, geçen yıllar içinde her vesileyle Türk subayı karşıtlığını sergilemişti.
Bülent Arınç’ın şahsında cisimleşen bu TSK karşıtlığı, AKP’nin en önemli politikasıydı. Öyle ki AKP MKYK üyesi Yasin Aktay, “Türk devleti ile PKK’nin savaştığını, tarafsız olan AKP’nin ise bu savaşı durdurmaya soyunduğunu” belirtiyordu.
PKK’NİN ERGENEKON DAVASI YORUMU
Kendisini TSK ile PKK’ye eşit uzaklıkta konumlayanın, nesnel olarak hangi cephede yer aldığı kuşkusuz ortadadır. İşte o nesnel ortaklık nedeniyle, AKP ve PKK Ergenekon davasında Türk Ordusu’nun tam karşısında birlikte konumlanmışlardır.
Bakınız PKK’nin üst düzey yöneticisi Duran Kalkan ne söylüyor: “Türk ordusu savaşta aslında yenilmiş durumda. Bunu darbe ve Ergenekon davalarında yargılanan generallerin, subayların durumunda görüyoruz.”
AKP SAVCI, PKK TANIK, TSK SANIK
Ergenekon davasındaki bu ortaklığı sadece Bülent Arınç ile Duran Kalkan’ın birbirini besleyen açıklamalarına bakarak saptamıyoruz elbette…
Başka?
1. TSK’nin sanık yapıldığı bu davada PKK tanıktır, AKP savcıdır!
2. Yargılanan subaylarla ilgili suçlamalarda, “teröristle mücadelesi” vardır!
3. Öcalan’ı sorgulayan Albay Atilla Uğur başta olmak üzere, bu davada yargılananlar PKK ile mücadelede en kritik görev üstlenenlerdir.
4. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın özel temsilcisi sıfatıyla Oslo’da PKK yöneticileriyle görüşen Hakan Fidan, muhataplarından bölgede şikâyetçi oldukları kamu görevlilerinin isimlerini istemiştir. Ne için? Kuşkusuz çeşitli yöntemlerle tasfiye etmek için.
5. Genelkurmay Başkanı’nı “terör örgütü lideri” diye suçlayanlar, doğal olarak PKK’yi aklamaktadırlar!
6. PKK, Balyoz davası sonuçları için “daha çok ceza verilmeliydi” diyerek “iddia makamında” olduğunu göstermiştir.
ATATÜRK YERİNE İŞGAL TERCİH EDENLER
Peki, iktidarda olan bir hükümet ordusuna nasıl bu kadar karşıt olabilir? Nasıl ordusunun düşmanı olan bir terörist örgütle aynı frekansta buluşabilir? Bu nasıl bir psikolojidir?
Yanıtı, yıllar önce Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında “Mustafa Kemal yerine İngiliz işgalini tercih ederdik” diyen o genç kızın sözlerinde!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Aralık 2012