Archive for category Politika Yazıları
EL KAİDE KİMİN ÖRGÜTÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/08/2012
Ertuğrul Özkök’le Cengiz Çandar, 19 Şubat 2005 akşamı Atina’da bir restoranda buluşur. Çandar, bazı gazete kupürlerini alt alta koyarak Özkök’e gösterir.
Kupürlerden birinde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Felluce’de ölenler için “şehit” ifadesi kullandığı yazmaktadır.Çandar, Ertuğrul Özkök’e “Başbakan bu ifadeyi kullandıktan bir süre sonra bir başkası daha aynı kişiler için şehit ifadesini kullandı. Kimdi bu kişi, biliyor musun?” diye sorar.
ERDOĞAN İLE EL KAİDE’NİN ORTAK İFADESİ
Özkök bilmiyordur, Çandar sorusunu kendi yanıtlar. İstanbul’da iki sinagog ile İngiliz Konsolosluğu ve HSBC binasını bombalayanların duruşmasında, sanıklardan biri kullanmıştır o ifadeyi: “İki arkadaşımız Felluce’de şehit düştü.”
Ertuğrul Özkök 22 Şubat 2005 tarihli yazısında, Soli Özel’in bir saptamasını anımsatır.
Özel, Radikal gazetesindeki röportajında, Kerbela’da öldürülen 145 kişi için Ankara’dan bir ses çıkmamasına dikkat çekmiştir.
Soli Özel’in sorusu şöyledir: “Kerbela’da patlayan bombaya tepki vermeyen Türkiye, konu Felluce olunca neden tepkili hale geliyor?”
Ertuğrul Özkök soruya soruyla yanıt verir: “Acaba birinin Şii, ötekinin Sünni oluşundan dolayı mı?”
EL KAİDECİLER NASIL TAHLİYE OLDU?
7 yıl önceki bu olayı neden anımsattığımızı anlamışsınızdır. Geçen hafta Halep’te Suriye’ye karşı savaşanlar içinde 3 Türk El Kaide üyesi olduğu ortaya çıkmıştı.
Ölen El Kaide militanlarından Baki Yiğit, 15 ve 20 Kasım 2003’te İstanbul’u kana bulayan Sinagog, İngiliz Konsolosluğu ve HSBC saldırısındaki isimlerden biriydi.
Diğer El Kaide üyesi Metin Ekinci, İstanbul bombacılarından Azad Ekinci’nin kardeşiydi, aynı zamanda bombalamalarda kullanılan araçlardan birinin sahibiydi.
Halep’te ölen üçüncü El Kaide üyesi Osman Karahan ise İstanbul bombacılarının avukatıydı.
Biz de haklı olarak sormuştuk: 2003’te 63 kişiyi katleden El Kaide hücresi, 2012 yılında Halep’e nasıl geçmişti? El Kaide’ciler AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında neden savaşıyordu?
Arşivleri tarayınca, 71 sanıklı bu davada birkaç kez tahliye yaşandığını gördük. Son olarak 2010 yılında SavcıSavaş Kırbaş, Baki Yiğit için tahliye istemişti! Bu tahliyeyle birlikte, davanın tek tutuklusu Suriye uyruklu Louai Sakka kalmıştı!
Arşivlerde ilginç bir bilgi daha vardı. Kırbaş’tan önceki savcı olan Zekeriya Öz de, 2005 tarihli mütalaasında 71 sanıktan 33’ü için beraat istemişti. Çünkü bu 33 kişiden 31’i, Öz’e göre El Kaide üyesi değil, Ensar El İslam örgütü üyesiydi!
EL KAİDECİLERİ ERGENEKON’A MONTE ETME SORUSU
Gelin bir başka arşiv bilgisine daha başvuralım. Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Bilal Bayraktar, 2010 yılında soruşturma nedeniyle karşısında oturan eski 1. Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan’a “15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerindeki İstanbul bombalamalarıyla bir ilgisinin olup olmadığını” sorar!
Doğan bu tuhaf soruya anlamlı bir yanıt verir: “Sorunuzun muhatabı ben değilim.”
Bu tuhaf sorunun izleri başka ilginç bağlantılara yol açıyor, devam edelim.
ERGENEKON DEĞİL AKP BAĞI ORTAYA ÇIKTI!
Savcı Zekeriya Öz, 20 Haziran 2008 tarihinde Başbakanlık Müsteşarlığı’na “gizli ve çok acele” ibareli bir yazı yazar. 2010 yılında Akşam gazetesinde yayımlanan bu belgede, MİT’in 19 Kasım 2003 günü Başbakan Erdoğan’a Ergenekon yapılanması ile ilgili bir çalışma sunduğu belirtilmektedir.
15 Kasım 2003’teki sinagog saldırılarından 4 gün sonra ve 20 Kasım 2003’teki İngiliz Konsolosluğu ve HSBC binası saldırılarından bir gün önce MİT, Başbakan Erdoğan’a Ergenekon şeması sunmaktadır!
Balyoz soruşturması üzerinden Ergenekon’a bağlanmaya çalışılan Türk El Kaidecilerin AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında ortaya çıkması, sizce de başka bağlara işaret etmiyor mu?
Devam edeceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ağustos 2012
EL KAİDE’CİLER SURİYE’YE NASIL GEÇTİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/08/2012
Suriye’ye, Beşar Esad’ı devirmeye gönderilen HSBC bombacılarının izini sürmeye devam ediyoruz.
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde dört ayrı bombalı intihar saldırısında 63 kişiyi öldüren bombacıların avukatı Osman Karahan’ın Halep’teki çatışmalarda öldüğü ortaya çıktı önce…
Ardından da Metin Ekinci’nin… Ekinci, HSBC bombacılarından Azad Ekinci’nin kardeşiydi. Aynı zamanda bombalı intihar saldırısında kullanılan aracın da sahibiydi.
Son olarak HSBC bombacılarından Baki Yiğit’in de AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışmaya girdiği ve öldüğü ortaya çıktı.
Anlaşılan HSBC bombacıları ya da Türk El Kaide’si olarak bilinen isimler, hücre halinde Suriye’ye Beşar Esad’ı devirmeye gitmişlerdi!
Haliyle insan merak ediyor. 2003 yılında dört ayrı saldırıda 63 kişinin ölümüne ve 750 kişinin yaralanmasına sebep olan bu isimler, 9 yıl sonra nasıl oldu da Suriye’de, Esad’a karşı savaşırken ortaya çıktılar? Beraat mı etmişlerdi? Af mı çıkmıştı? Nasıl olmuştu da tahliye edilmişlerdi?
Arşivleri taradık ve karşımıza ilginç haberler çıktı.
USAME BİN LADİN’LE KAHVALTI YAPAN TÜRK
O haberlere geleceğiz ama Suriye’de öldürülen üçüncü El Kaide’ci Baki Yiğit’e mercek tutalım önce…
Türk El Kaide’sinin “istişare üyesi” olan Baki Yiğit, İstanbul’daki dört saldırının sonrasında yakalanmıştı.
Polis ifadesinde önemli bilgiler veren Yiğit, 11 Eylül 2001’den sonra 33 kişilik bir grup halinde Afganistan’daki El Kaide kamplarına gittiklerini söylemişti. Dahası Baki Yiğit, Habip Akdaş ve Adnan Ersöz’le birlikte Usame Bin Ladin’i ziyaret etmiş, Ladin’in Kandahar’daki evinde kahvaltı yapıp sohbet etmişlerdi. Hatta Baki Yiğit, mahkeme dosyasına giren ifadesinde, Türkiye’ye dönüşlerinde Bin Ladin’den 150 bin dolar aldıklarını da söylemişti.
Yiğit, 71 sanıklı Türk El Kaidesi davasında, İstanbul saldırıları nedeniyle suçlanmış ve 2008 yılında ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olmuştu.
YARGITAY’DA TAHLİYE!
Ancak Yargıtay 9. Dairesi’nin 1 yıl sonra başlayan temyiz duruşmasında kararların değişeceği sinyalleri oluştu. Nitekim bazı sanıklar hakkında verilen cezalar onandı, ancak bazılarının cezaları da bozuldu!
İşte Baki Yiğit de, cezası bozulan ve tekrar yargılanan isimlerdendi.
Baki Yiğit, bir yıl sonra, 12 Eylül 2010’da tahliye edildi! Çünkü duruşma Savcısı Savaş Kırbaş, tutukluluğun bir tedbir olduğunu belirterek sanık Baki Yiğit’in tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak tahliye edilmesini istemişti! Baki Yiğit’le birlikte tahliye edilen isimlerden biri de Hamed Obeysi’ydi.
Tüm tahliyelerin ardından, Türk El Kaide davasının tek tutuklu sanığı kalmıştı: Louai Sakka.
Bu arada El Kaide davasının avukatı Osman Karahan’ın dava sürecinde “tarihi eser kaçakçılığı” nedeniyle tutuklandığını ama onun da 2007 yılında, çıktığı ilk duruşmada tahliye edildiği belirtelim!
ZEKERİYA ÖZ BERAAT İSTEDİ
İlginçtir, Türk El Kaidesi davasının Savaş Kırbaş’dan önceki savcısı, sonradan Ergenekon savcısı olarak ünlenecek olan Zekeriya Öz’dü.
Öz, 26 Haziran 2005’teki 57 sayfalık mütalaasında, yargılanan 71 kişiden 33’ünün beraatını istemişti! Çünkü 2 kişi “topluma kazanma yasasından” faydalanmıştı, 31 kişi de savcıya göre El Kaideci değil, Ensar El İslam örgütü ile bağlantılıydı! (Sabah, 27 Haziran 2005)
SURİYE’YE KAÇ EL KAİDECİ GEÇTİ?
2010 yılında salıverilen Baki Yiğit, çok değil 1,5 yıl sonra davanın avukatı olan Osman Karahan ve Metin Ekici ile birlikte Suriye’ye geçti ve Halep’te öldürüldü.
Ancak merak ediyoruz… Acaba AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında Beşar Esad’a karşı savaşanlar sadece bu isimler mi?
Acaba HSBC bombacılarından salıverilen, Suriye’ye gönderilen başka kimler var?
Araştırmaya devam edeceğiz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ağustos 2012
AKP – EL KAİDE BAĞI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/08/2012
Dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un neden Suriye Ulusal Konseyi SUK yöneticileriyle değil de “bağımsız aktivistlerle” görüştüğüne yanıt aramıştık.
Anımsayacağınız gibi SUK sözcüsü Muhammed Sarmini, Clinton’un tutumunu “ABD, SUK’u bir kenara atıyor” sözleriyle değerlendirmişti.
Washington ile Ankara arasında, hangi muhalif grubun başta olması gerektiği konusunda bir çelişki mi var? Yoksa Washington ile Ankara, Suriye’deki Libya stratejisinin tutmaması üzerine başka yöntemlere mi geçiyorlar?
Bizi bu sorunun yanıtına götürecek olguyu inceleyelim…
EL KAİDE, ESAD’A KARŞI SAVAŞIYOR
Şam rejiminin Halep’teki taarruzu sonrası, çatışmalarda bazı Türk vatandaşlarının da öldüğü ortaya çıktı. Örneğin Osman Karahan.
Bu şahsın kimliği AKP Hükümeti’nin nasıl bir organizasyon içinde bulunduğuna işaret ediyordu. Zira Osman Karahan, El Kaide’nin avukatıydı!
Öte yandan bir başka Türk’ün, Metin Ekinci’nin de Suriye’de öldüğü ortaya çıktı dün. Peki, Suriyeli yetkililer tarafından nüfus cüzdanı da gösterilen Metin Ekinci kimdi?
Suriye’de ölen Metin Ekinci ile Azad Ekinci’nin kardeşi olan Metin Ekinci aynı kişi mi?
HSBC BOMBACILARI SURİYE’DE
Gelin karışıklığa neden olmaması için baştan anlatalım:
15 ve 20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da El Kaide tarafından HSBC binasına, İngiliz Konsolosluğu’na, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına bombalı intihar saldırıları düzenlendi. Dört saldırıda toplan 63 kişi öldü, 750 kişi de yaralandı.
Olay sonrasında çok sayıda kişi yakalandı ancak planlayıcılar başka kişilerdi. Türk El Kaide örgütünün yöneticileri olan bu kişiler Bingöl nüfusuna kayıtlı Azad Ekinci, Gürcan Baç, Burhan Kuş, Abdurrahman Karakuş ve Habip Akdaş’dı…
Bu beş kişi Hatay’ın Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Suriye’ye, oradan da Irak’a geçerek Zerkavi komutasındaki El Kaide saflarında çeşitli eylemlere katıldılar.
Azad Ekinci’nin daha önce Afganistan’daki kamplarda da bulunduğu anlaşıldı sonradan.
Soruşturma sırasına ortaya çıkan bilgilerden biri de bombalı intihar saldırılarında kullanılan araçlardan birinin, Azad Ekinci’nin kardeşi Metin Ekinci’nin üzerine kayıtlı olmasıydı.
İstanbul’daki El Kaide saldırılarından bir yıl sonra, Azad Ekinci’nin Irak’ın El-Anbar bölgesinde bir intihar saldırı düzenleyerek öldüğü iddia edildi. Ancak bu bilgi Türk istihbarat kayıtlarına hiçbir zaman kesinleşmiş bir bilgi olarak girmedi.
Azad Ekinci ve diğerleri kaçmıştı ama İstanbul saldırıları nedeniyle yakalanan başka El-Kaide üyeleri de vardı… İşte o El-Kaide’cilerin avukatlığını, Osman Karahan yapıyordu.
Yani geçen günlerde Halep’te öldürüldüğü ortaya çıkan Osman Karahan!
ABD TERÖRE YÖNELDİ!
Şimdi asıl sorulması gereken şu. Türk El-Kaidesi olarak bilinen bu kişilerin, AKP’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu saflarında çatışıyor olması ne anlama geliyor?
Suriye Ulusal Konseyi’ni kuran, Özgür Suriye Ordusu’nu Beşar Esad’ı devirmesi için destekleyen AKP Hükümeti’nin, bu yapının içinde savaşa giren Türk vatandaşlarından bilgisi olmaması kuşkusuz mümkün değildir.
Bu durumda ortaya ilginç bir ilişki çıkmaktadır: AKP ile El Kaide bağı!
Anlaşılan Washington, SUK gibi yapılarla ilerleyemeyince, El Kaide tipi ve türevi örgütlerle teröre yönelmektedir. Zira 18 Temmuz’da Suriye Milli Güvenlik Konseyi’ni hedef alan bombalı saldırı, El Kaide tarzı, ABD imzalı bir terörist faaliyettir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2012
CLINTON SUK’LA NEDEN GÖRÜŞMEDİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/08/2012
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un programında Suriyeli muhaliflerle görüşmek de vardı. Ancak Clinton Suriyeli muhaliflerin çatı örgütü olan Suriye Ulusal Konseyi SUK’la değil, “bağımsız aktivistlerle” görüştü. Peki, bu ne anlama geliyor?
TAMPON BÖLGE GÜNDEMDE DEĞİL
Sorumuza yanıtı iki konudaki gelişmeyi inceleyerek arayalım:
Clinton-Davutoğlu görüşmesinden önce, ABD ve Türkiye’nin “tampon bölge” ya da “uçuşa yasak bölge” konusunu karara bağlayacağı ileri sürüldü. Hatta ikilinin basın toplantısındaki sözlerinden bu anlamı çıkarabilenler bile vardı. Ama gerçekte bu konuda bir adım atılmamıştı.
Örneğin ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone bu görüşmelerden üç gün sonra Türk gazetecilere özellikle vurguluyordu: “Tampon bölge zor!” Üstelik Ricciardone, ülkesinin askeri çözümden yana olmadığını yineliyordu.
ABD Savunma Bakanı Leon Panetta da, “uçuşa yasak bölge” konusunun gündemlerinde olmadığını belirtiyordu.
Kaldı ki, AKP Hükümeti de Clinton-Davutoğlu görüşmesinden iki gün sonra gerçeği açıklıyordu. 4 saatlik Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basının karşısına çıkan Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Tampon bölgenin söz konusu olmadığını” belirtiyordu.
SUK KİMİN ÖRGÜTÜ?
Hillary Clinton’un SUK’la görüşmemesinin anlamını, bu kez SUK’un yapısını inceleyerek araştıralım:
SUK’un merkezi İstanbul’dadır ve kurucusu da AKP Hükümeti’dir.
SUK, ilk olarak Antalya’da ve İstanbul’da yapılan iki toplantıda inşa edildi. O zamanki adı Kurtuluş Kongresi’ydi. SUK’un bu ilk hali, yüzde 80’i Müslüman Kardeşler olan bir örgüttü.
AKP’nin oluşturduğu bu yapı, ardından bazı müdahalelerle farklı çevrelere açılmaya çalışıldı. Ancak 20 Ağustos 2011’deki toplantıda, bu kez Müslüman Kardeşler yoktu! Hatta en büyük muhalif grup olan “Şam Deklerasyonu” ile Solcular da yoktu!
Süren pazarlıklar, yapılan görüşmeler, Esad’ı devirmeyi amaçlayan Batı ülkeleriyle süren müzakerelerin ardından 2 Ekim 2011’de Suriye Ulusal Konseyi SUK ilan edildi.
SUK, İKTİDAR ODAĞI OLAMADI
Ancak bu tarihten sonra da SUK içinde sıkıntılar oluştu. Son olarak SUK’a Kürtleri de dâhil etmek için Kürt Başkan bile seçtiler.
Şu anda SUK’un 314 üyesi var. 20 kişilik kontenjanı bulunan Kürtler, Seküler gruplar ve Müslüman Kardeşler, SUK’un en büyük kesimini oluşturuyorlar.
Ancak başa kimin geçeceği ve hangi ülkenin etkin olacağı gibi çıkar çatışmaları nedeniyle bir türlü “birlik” oluşturulamıyor. Bu durum, ABD Kongresi’nde “silahların farklı ellere gidebileceği” tartışmalarına bile dönüşmüş durumda.
Suriye cephesi direndikçe ve Rusya-Çin ikilisi ABD’ye karşı inisiyatif geliştirdikçe, bu birlik çalışması daha da zorlaşıyor!
TARAFLAR BİRBİRİNİ SUÇLUYOR
Aslında SUK sözcüsü Muhammed Sarmini’nin sözleri Clinton’un neden kendileriyle görüşmediğini açıklıyor: “SUK’u bir kenara atıyorlar. Bence bu, Konsey’e, artık Amerikalılar tarafından desteklenmediklerini söylemektir.”
ABD ise durumu daha diplomatik şekilde ifade ediyor. Örneğin Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden Andrew Tabler, “SUK, öngörülen işlevi edinemedi” diyor.
Esad’ı devirmeyi başaramayan Atlantik ülkeleri topu birlik oluşturamayan muhaliflere, muhalifler ise topu, kendilerini yeterince desteklemeyen ve silah vermeyen Atlantik ülkelerine atıyor!
Özgür Suriye Ordusu’nun son açıklaması bu bakımdan anlamlı: “Libya’dan bize gönderilen, parasını Katar’ın verdiği silahlar hâlâ Türkiye’de ve elimize ulaşmadı!”
Bu arada Müslüman Kardeşler’in SUK’tan tamamen ayrıldığı iddia ediliyor. Bu iddia, El Kaide tipi bombalı saldırıların artması ve kontrgerilla faaliyetlerinin öne çıkmasıyla birleşince anlam kazanıyor. Bunu da bir başka yazıda inceleyeceğiz.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2012
İSTİHBARATIN SEFALETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/08/2012
Uludere’de yanlış istihbarat vardı… Suriye’de düşen uçağımızda hâlâ soru işaretleri var… Şemdinli’ye günlerce süren sızma engellenmediğine göre bilinmiyordu, ya da bilenler duyurmuyordu…
Kimi Erdoğancı köşe yazarları, bu durumla ilgili olarak cemaati suçluyor. Onlara göre MİT PKK’ye her seviyede sızmıştı ama KCK davasının savcıları MİT Müsteşarı Hakan Fidan dâhil önemli isimleri soruşturmaya kalkınca, bu istihbarat çalışması deşifre olmuştu. Hatta PKK’nin “7 Şubat Olayı” sonrası içindeki MİT’çileri öldürdüğünü de yazdılar.
Bu iddiaların gerçek olup olmadığı zamanla ortaya çıkar.
Ancak dün basına servis edilen bir rapor, istihbarat zafiyetinin yapısal olduğunu ortaya koydu.
‘PKK ÖCALAN’I TASFİYE EDİYOR’
Haber şöyle: Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan PKK’den tasfiye edilecekmiş!
Durun daha bitmedi. Duran Kalkan ve Mustafa Karasu da tasfiye olacakmış!
Dahası da var. Cemil Bayık ve Rıza Altun gibi isimler de bu süreçten olumsuz etkilenecekmiş!
Hatta durumu anlayan Karayılan, Kalkan ve Karasu, Kandil’den kaçmak için İskandinav ülkelerinden pasaport bile almışlar!
İstihbarat birimlerinin aldığı ve basına servis ettiği bu bilginin kaynağı ise İran uyruklu bir erkek ile Ağrılı bir kadın militanın anlattıklarıymış.
Nitekim “istihbarat birimimiz” son dönemde İran ve Suriyeli Kürtlerin PKK’de etkin pozisyonlara yükseldiğini saptamış! Beşar Esad, Bahoz Erdal ve Nureddin Sofi isimli Suriyeli Kürtler üzerinden PKK’de etkinlik kuruyormuş. Yine Tahran da, İran uyruklu Kürtler üzerinden PKK’de nüfuzunu artırmaya başlamış!
Okurda şu duyguyu yaratmaya çalışmışlar anlaşılan: “Bizim Türkiyeli Kürtler nasıl olur da PKK’yi İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırır! Yazıklar olsun!”
AKP, PKK’Yİ ESAD’A KAPTIRMAMALI!
Yukarıdaki raporu, bu köşenin bir şakası sananlar varsa içinizde, rapordaki şu saptamayı da aktaralım: Son dönemde örgüte katılan her beş kişiden üçü Suriye uyruklu, biri İran uyrukluymuş!
Gazetelerde yok ama böyle bir raporun değerlendirme bölümünde mutlaka şu tavsiye olmalı: “Türk hükümeti, PKK’nin İranlı ve Suriyeli Kürtlere kaptırılmaması için, Türkiye’den PKK’ye katılımların artırılması yönünde acil tedbirler almalı!”
PYD, ÖSO İLE ANLAŞTI
İstihbarat birimi bu raporu hazırlarken, Suriye’nin kuzeyinde PYD(PKK) ile Özgür Suriye Ordusu ÖSO arasında bir silah anlaşması yapılıyor.
Kuzey Irak’tan yayın yapan Rudaw gazetesi yazıyor: “PYD, Özgür Suriye Ordusu’na adamlarını kaçırması için yardım ediyor. Ayrıca iki grup arasında bir anlaşma da var. Silah nakliyatları PYD tarafından yürütülüyor.”
PYD kim? İstihbarat biriminin raporlarına ve AKP Hükümetine göre PYD, Esad’ın bir kartıdır! Hatta Hükümet, Şemdinli saldırısının arkasındaki adres olarak açıkça Şam’ı işaret etti.
Peki, ÖSO kim? ÖSO da, AKP Hükümeti’nin Esad’ı devirmesi için desteklediği rejim karşıtları…
En ilkel mantık yürütme yöntemine göre bile, iddialardan en az biri yalandır!
İNİSİYATİF PKK’DE
Tüm bu çapsız istihbaratları, istihbaratçıların çapsızlığıyla açıklayamayız elbette.
AKP’nin Suriye politikası çöktükçe, kurumlar duruma uygun rapor üretmeye çalışıyorlar!
PKK’yle mücadelede İran’ı ve Suriye’yi geçen dönem yanında gören Türkiye, bu iki ülkeye ABD adına “savaş açınca” yalnız kalmış oldu. Tahran ve Şam, PKK’ye karşı en azından bir şey yapmamaya yöneldiler.
AKP ise kamuoyunda İran ve Suriye karşıtlığı oluşturabilmek için, bu iki ülkenin PKK’yi ele geçirdiğini propaganda etmeye çalışıyor.
Yani ABD, Türkiye’yi İran ve Suriye’ye karşı sürüyor, oluşan boşluktan en çok PKK yararlanıyor!
PKK’ye inisiyatifi kaptıranlar, şimdi acz içinde gelişmeleri izliyorlar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ağustos 2012
ERDOĞAN’IN ONURU DA SOL’A KALDI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/08/2012
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton İstanbul’daydı… Clinton, Suriye planlarını gözden geçirmek için sırasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüştü.
Bu ikili ve çoklu temaslardan bir süre önce, Başbakan Erdoğan ABD Başkanı Obama ile telefonda görüşmüştü. Beyaz Saray, o telefon görüşmesi sırasında Obama’nın ne yaptığının fotoğrafını basına servis ederek, açık bir mesaj verdi Türkiye’ye. Obama, Erdoğan’la konuşurken bir beyzbol sopası tutuyordu elinde!
Diplomaside anlamı açıktı: Obama, Erdoğan’a sopa gösteriyordu; yani talepleri için “zor” kullanacağını belirtiyordu. Devletlerarası ilişkilerde böyledir; kimi zaman havuç uzatılarak tuzağa çekilir; kimi zaman sopa gösterilir!
OBAMA’YA SOPAYI ANCAK SOL GÖSTERİR!
Bu onursuz mesajın üzerine ülkemize gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, büyük bir tepkiyi hak etmişti. Türkiye’yi yöneten parti bunu diplomatik yöntemlerle, o partiyi destekleyen kitleler de alanlarda açık mesajlarla onuruna sahip çıkmalıydı. Normali budur!
Peki, sahip çıkıldı mı? Hayır!
Clinton İstanbul’da görüşmeler yaparken, ABD’yi protesto etmek yine Sol’daki çeşitli parti ve gruplara kaldı. İşçi Partisi, TKP, ÖDP, Halkevleri, Halkın Kurtuluş Partisi, Öğrenci Kolektifleri, hatta CHP!
Hepsinin ortak bir mesajı vardı: Beyzbol sopası gösteren ABD’ye, kimi kızılcık sopasıyla, kimi odunla, kimi kazma sapıyla yanıt veriyordu!
Ancak alanlarda tek bir sağcı örgüt yoktu!
‘KURAN ABD’YE KARŞI DEĞİLDİR’
Anlaşılan dün Irak’ta, Afganistan’da Müslüman katleden, bugünse Müslüman İran ve Suriye’yi hedef alan ABD’ye sağ cenahta hiç öfke duyulmuyordu…
Kuşkusuz bu tepkisizlikte “ABD askerlerinin sağlığına duacı olan” Başbakan Erdoğan’ın ve daha birkaç gün önce “Kuran ABD’ye karşı değildir” diyen danışmanı Yalçın Akdoğan’ın payı büyüktür.
Pay büyüktür ama onur ayaklar altındadır…
Ve o onuru korumak yine Sol’a kalmıştır! “Deliğe süpürülmeyi” kabul eden Tayyip Erdoğan’ı sevdiklerinden değil elbette, Türkiye’yi sevdiklerinden!
SOPAYLA BOZULAN DOSTLUK
Onur demişken…
Komşudaki Müslümanları katleden ABD’ye destek veren Başbakan Erdoğan’ın, halkla ilişkiler çalışması için uzaktaki Müslümanlara destek vermeye gönderdiği eşi Emine Erdoğan bakın neler söylüyor:
“Suriye olayı beni çok yıktı. Bizler amatör insanlarız. Dost olarak insanları kalbimizin içine sokuyoruz, gerçekten dost oluyoruz. Ona da (Esma Esad) kalbimi açtım. Benim için büyük hayal kırıklığıdır. İnanamadım çünkü biz çok samimiydik, dosttuk, protokol yoktu aramızda. Düşünün bu işler başlamadan evvel Esma, annesi, babası, çocukları, kardeşi, gelini hep birlikte bize geldiler. Biz onları tatilde ağırladık, basının haberi bile olmadı.”
Basının haberi olmayan başka bir olayı da Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye açıklıyor aynı sohbette: “Senede en az 3 defa ailece görüşürdük. Hatta ben arkadaşlarımla Şam’a gittim, bizi Esma Hanım ağırladı.”
Ne oldu peki sonra Emine Hanım? ABD eşinize “sopayla” bir görev verdi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Ağustos 2012